Yıl: 2012

  • İstifal Babı Mezid Fiiller

     

    C) SÜLÂSÎ MÜCERREDE ÜÇ HARF İLÂVESİYLE KURULAN

    MEZÎD FİİLLER

    Sülâsi mücerrede üç harf ilavesiyle kurulan 6 harfli fiiller 4 şekilde  gelir:

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    اِسْتِفْعَالاً

    يَسْتَفْعِلُ

    اِسْتَفْعَلَ

    اِسْتِغْفاَراً

    يَسْتَغْفِرُ

    اِسْتَغْفَرَ

    af istemek

    af istiyor

    bağış, af istedi

     

    اِفْعِيعاَلاً

    يَفْعَوْعِلُ

    اِفْعَوْعَلَ

    اِعْشِيشاَباً

    يَعْشَوْشِبُ

    اِعْشَوْشَبَ

    yemyeşil olmak

    yemyeşil oluyor

    yemyeşil oldu

    اِفْعِواَّلاً

    يَفْعَوِّلُ

    اِفْعَوَّلَ

    اِجْلِواَّزاً

    يَجْلَوِّزُ

    اِجْلَوَّزَ

    çok hızlı gitmek

    çok hızlı gidiyor

    (Develer) çok hızlı gitti

    اِفْعِيلاَلاً

    يَفْعاَلُّ

    اِفْعاَلَّ

    اِحْمِيراَراً

    يَحْماَرُّ

    اِحْماَرَّ

     

     

    kıpkırmızı oldu

    1) İSTİF’ÂL اِسْتِفْعَال  BÂBI

    Mâzî fiilin başına اِسْتَ yani ا،    س  ve ت harflerinin eklenmesiyle yapılır.

     

     

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

     

     

    اِسْتِفْعَالاً

    يَسْتَفْعِلُ

    اِسْتَفْعَلَ

    خَرَجَ

    den

    اِسْتِخْرَاجٌ

    يَسْتَخْرِجُ

    اِسْتَخْرَجَ

     

     

    çıkarmak

    çıkarıyor

    çıkardı

    Gayesi: Hakîkî veya mecâzî manada istek cümlelerinde kullanılır. Ya da bir halden diğer bir hale geçişi göstermekte kullanılır:

    غَفَرَ

    bağışladı, affetti

    اِسْتَغْفَرَ

    af, bağış istedi

    اِسْتَغْفَرْتُ اللَّهَ.

    Allah’tan mağfiret diledim.

    اِسْتَخْرَجَ خَالِدٌ الْمَالَ.

    Halit malı çıkardı.

    اِسْتَحْجَرَ الطِّينُ.

    Çamur taş kesildi.
             

    Görüldüğü gibi bu fiil bazen müteaddî yani mef’ûl alan bazen de lâzım olarak kullanılır. اِسْتِفْعَالٌ bâbından gelen fiillerin hangisinin birşey istemekte veya bir işe seçildiğini göstermekte kullanıldığını ancak Araplardan ya da sözlüklerden anlayabiliriz. 

    Diğer örnekler:

    عَلِمَ

    bildi

    اِسْتَعْلَمَ

    bilmek istedi

    غَفَرَ

    bağışladı, affetti

    اِسْتَغْفَرَ

    af, bağış istedi

    سَقَى

    su verdi

    اِسْتَسْقَى

    su istedi

    خَلَفَ

    birinin yerine geçti

    اِسْتَخْلَفَ

    halife tayin etti

    عَمِلَ

    işledi, yerine getirdi

    اِسْتَعْمَلَ

    çalıştırdı, kullandı
             

    اِسْتِفْعَال  bâbı bazı fiillerin anlattığı sıfatın bulunduğunu da gösterir:

    حَسُنَ

    iyi oldu

    حَسَنٌ

    iyi

    اِسْتَحْسَنَ

    iyi buldu

    قَبُحَ

    çirkin oldu

    قَبِيحٌ

    çirkin

    اِسْتَقْبَحَ

    çirkin buldu

    ثَقُلَ

    ağır oldu

    ثَقِيلٌ

    ağır

    اِسْتَثْقَلَ

    ağır buldu

     

    Mâzî Çekimi

    اِسْتَخْرَجُوا

    اِسْتَخْرَجَا

    اِسْتَخْرَجَ

    çıkardı

    اِسْتَخْرَجْنَ

    اِسْتَخْرَجَتَا

    اِسْتَخْرَجَتْ

     

     

    …

    اِسْتَخْرَجْتَ

     

    Mâzî Meçhûl Çekimi

    اُسْتُخْرِجُوا

    اُسْتُخْرِجَا

    اُسْتُخْرِجَ

    çıkarıldı

    اُسْتُخْرِجْنَ

    اُسْتُخْرِجَتَا

    اُسْتُخْرِجَتْ

     

     

    …

    اُسْتُخْرِجْتَ

     

    Meçhûl mâzîde esre olan ek elif (ا ) harfi ötre ve سْ  den sonraki  ت harfi ötre yapılır.

     

    Muzâri Çekimi

     

    يَسْتَخْرِجُونَ

    يَسْتَخْرِجَانِ

    يَسْتَخْرِجُ

    çıkarıyor

    يَسْتَخْرِجْنَ

    تَسْتَخْرِجاَنِ

    تَسْتَخْرِجُ

     

     

    …

    تَسْتَخْرِجُ

     

                                  Muzâri Meçhûl Çekimi

     

    يُسْتَخْرَجُونَ

    يُسْتَخْرَجَانِ

    يُسْتَخْرَجُ

    çıkarılıyor

    يُسْتَخْرَجْنَ

    تُسْتَخْرَجَانِ

    تُسْتَخْرَجُ

     

     

    … 

    تُسْتَخْرَجُ

     
                         

    Görüldüğü gibi muzâri meçhûl çekimi diğer mezîdlerde olduğu gibi muzaraat harfi ötre, sondan ikinci harfin üstün okunması ile yapılır.

    Emr-i Hâzırı

     

    اِسْتَخْرِجُوا

    اِسْتَخْرِجَا

    اِسْتَخْرِجْ

    çıkar Muhâtab

    اِسْتَخْرِجْنَ

    اِسْتَخْرِجَا

    اِسْتَخْرِجِي

      Muhâtaba
               

    İsm-i Fâili   مُسْتَخْرِجٌ   çıkaran    İsm-i Mef’ûlü      مُسْتَخْرَجٌ    çıkarılan

    İstif’âl Kalıbında Misâl Fiiller:

    اِسْتَيْقَنَ    يَسْتَيْقِنُ    اِسْتِيْقاَناً  kesin inandı

    اِسْتَوْقَفَ   يَسْتَوْقِفُ  اِسْتِيْقاَفاً    durdurdu

    İstif’âl Kalıbında Muzaaf Fiil İstif’âl Kalıbında Nâkıs Fiil
    Mâzî اِسْتَدَلَّ  delil gösterdi Mâzî اِسْتَسْقَى  su istedi
    Muzâri يَسْتَدِلُّ Muzâri يَسْتَسْقِي
    İsm-i Fâil مُسْتَدِلٌّ İsm-i Fâil مُسْتَسْقٍ
    İsm-i Mef’ûl  مُسْتَدَلٌّ İsm-i Mef’ûl  مُسْتَسْقىً
    Masdar اِسْتِدْلاَلٌ Masdar اِسْتِسْقاَءً
    Mansûb H. يَسْتَدِلَّ Mansûb H. يَسْتَسْقِىَ
    Meczûm H. يَسْتَدِلَّ – يَسْتَدْلِلْ Meczûm H. يَسْتَسْقِ

    İstif’âl Kalıbında Ecvef Fiiller

    Mâzî

    اِسْتَقاَمَ dosdoğru oldu

    İsm-i Mef’ûl  مُسْتَقاَمٌ
    Muzâri

    يَسْتَقِيمُ

    Masdar اِسْتِقاَمَةٌ
    Emir

    اِسْتَقِمْ

    Mansûb H. يَسْتَقِيمَ
    İsm-i Fâil

    مُسْتَقِيمٌ

    Meczûm H. يَسْتَقِمْ

     

    Cümle Örnekleri:

    1- اِسْتَلْقَى[1] الْوَلَدُ عَلَى سَرِيرِهِ – اِسْتَيْقَظْتَ فِي أَحَدِ أَياَّمِ رَمَضاَنَ وَ أَنْتَ مَرِيضٌ جِداًّ . ماَذاَ تَفْعَلُ ؟ أَذْهَبُ إِلَى طَبِيبٍ مُسْلِمٍ وَ إِذاَ طَلَبَ مِنِّي أَنْ أُفْطِرَ أَسْمَعُ كَلاَمَهُ .

    2- اِنْتَظَرَ الْأَبْناَءُ فِي الْمَطاَرِ لِاِسْتِقْباَلِ أَبِيهِمْ – اِنْتَظَرَ الْأَبْناَءُ فِي الْمَطاَرِ لِيَسْتَقْبِلُوا أَباَهُمْ – اِنْتَظَرَ الْأَبْناَءُ فِي الْمَطاَرِ كَيْ يَسْتَقْبِلُوا أَباَهُمْ – اِنْتَظَرَ الْأَبْناَءُ فِي الْمَطاَرِ حَتَّى يَسْتَقْبِلُوا أَباَهُمْ.

    3- ذَهَبَ التَّلاَمِيذُ إِلَى الْمَعْمَلِ لِيَسْتَمِعُوا إِلَى الدَّرْسِ – سَيَسْتَخْرِجُ الْمُهَنْدِسُونَ الْبِتْرُولَ مِنَ الْآباَرِ.

    4- نَحْنُ سَنَجْتَمِعُ لِلْقِراَءَةِ فِي مَكْتَبَةِ الْمَدْرَسَةِ  –اِسْتَخْرَجَ الْمُهَنْدِسُونَ الْفَحْمَ.

    5- أَ كاَناَ يُرِيداَنِ أَنْ يَسْتَقْبِلاَ واَلِدَهُماَ – لاَ، لَمْ يَكُوناَ يُرِيداَنِ اسْتِقْباَلَهُ.

    6- اِسْتَدْعاَكَ الْمُدِيرُ لِأَنَّكَ غِبْتَ عَنِ الْمَدْرَسَةِ أُسْبُوعاً قَضَيْتَهُ مَعَ واَلِدِكَ بِالْمُسْتَشْفَى، ماَذاَ تَفْعَلُ؟

    7- هَلْ أَسْتَطِيعُ أَنْ أَسْتَعِيرَهُ ؟ نَعَمْ يُمْكِنُكَ اِسْتِعاَرَتُهُ – هَذاَ الْاِسْتِبْياَنُ يُحاَوِلُ أَنْ يَعْرِفَ رَأْيَكَ فِي الْواَجِبِ الْمَنْزِلِيِّ.

    8- تَسْتَقْبِلُ فاَطِمَةُ أَخَواَتِهاَ لِأَنَّهُنَّ قَادِمَاتٌ – هُوَ يَجْلِسُ خَلْفَ الطاَّوِلَةِ وَ يَسْتَمِعُ إِلَى الرَّادْيُو.

    9- اِسْتَعِدَّا لِلسَّفَرِ – هَلْ هُماَ يَسْتَعِداَّنِ لِلسَّفَرِ ؟ نَعَمْ، هُماَ مُسْتَعِداَّنِ لِلسَّفَرِ – هُماَ يَسْتَعِداَّنِ الْآنَ لِلصَّلاَةِ.

    10- هُمْ  يَسْتَعِدُّونَ الْآنَ لِلنَّوْمِ –  أَنْتِ تَسْتَعْمِليِنَ أَلْواَناً جَميِلَةً – مَنْ تُساَعِدُ ؟ أُساَعِدُ صَدِيقَيَّ.[2]

    11- مَتَى تَسْتَيْقِظُ يَوْمَ الْجُمْعَةِ ؟ عاَدَةً أَسْتَيْقِظُ مُبَكِّراً فيِ الساَّدِسَةِ صَباَحاً تَقْريِباً . أُصَلِّي الصُّبْحَ ثُمَّ أَقْرَأُ الْقُرْآنَ الْكَريِمَ.

    12- يُحِبُّ الناَّسُ الْإِجاَزاَتِ لِأَنَّهُمْ يَسْتَرِيحُونَ فِيهاَ مِنْ تَعَبِ الْعَمَلِ- اَلتَّلاَمِيذُ يَسْتَذْكِرُونَ دُرُوسَهُمْ فِي الْمَنْزِلِ.

    13- اَلْمُؤْمِنُ دُعَاؤُهُ مُسْتَجاَبٌ – يُسْتَقْبَلُ الضُّيُوفُ بِالْاِحْتِراَمِ – اَلضُّيُوفُ مُسْتَقْبَلُونَ بِالْاِحْتِراَمِ.

    14- مَنْ يَرْغَبْ فِي تَقْدِيرِ زُمَلاَئِهِ وَ رُؤَساَئِهِ يَسْتَمِرَّ فِي أَداَءِ عَمَلِهِ عَلَى الْوَجْهِ الْأَكْمَلِ.

    Tercüme:

    1- Çocuk yatağına uzandı. Ramazan günlerinin birinde uyandın ve çok hastasın. Ne yaparsın? Müslüman bir doktora giderim, eğer benim iftar etmemi isterse onun sözünü dinlerim.

    2- Oğullar  babalarını karşılamak için hava alanında bekledi.(Hepsi aynı mana).

    3- Öğrenciler dersi dinlemek için laboratuvara gitti. Mühendisler kuyulardan petrol çıkaracak.

    4- Biz okulun kütüphanesinde okumak için toplanacağız. Mühendisler kömür çıkardı.

    5- İkisi babalarını karşılamak istiyorlar mıydı? Hayır, onu karşılamak istemiyorlardı.

    6- Babanla hastanede geçirdiğin bir hafta yokluğun için (bir hafta okulda olmadığın için) müdür seni çağırdı, ne yaparsın?

    7- Onu ödünç alabilir miyim? Evet, onu ödünç alman mümkün. Bu anket ev ödevi konusunda görüşünü anlamaya çalışıyor.

    8- Fâtıma kız kardeşlerini karşılıyor. Çünkü geliyorlar. O masanın arkasında oturup radyo dinliyor.

    9- İkiniz yolculuk için hazır olun. Onlar (o ikisi) yolculuk için hazır mı? Evet, yolculuk için hazırlar. İkisi namaz için hazırlanıyor.

    10- Onlar şimdi uyumak için hazırlanıyor. Sen güzel renkler kullanıyorsun. Kime yardım ediyorsun? İki arkadaşıma yardım ediyorum.

    11- Cuma günü ne zaman uyanırsın? Genellikle sabah saat takrîben altıda erken uyanırım. Sabah namazını kılar sonra Kur’ân-ı Kerim okurum.

    12- İnsanlar tatili sever. Çünkü onda iş yorgunluğundan dinlenirler. Öğrenciler evde derslerini müzakere ediyorlar.

    13- Mü’minin duası müstecabtır (kabul edilir). Misafirler saygıyla karşılanır.

    14- Kim arkadaşlarının ve başkanlarının takdirini arzu ederse işini en iyi şekilde yapmaya devam etsin.

    Not: Sülâsiye üç harf ziyadesiyle kurulan diğer bablar az kullanılır. Gene de kısaca açıklama yapmak faydalı olacaktır.

     

  • Mezid Fiiller Tefaul Babı

     

    5) TEFÂUL (تَفَاعُل)  BÂBI

    Sülâsî fiilin başına bir تَ harfi ile fâel fiili ile aynel fiili arasına bir elif ilavesiyle yapılır.

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    تَفَاعُلاً

    يَتَفَاعَلُ

    تَفَاعَلَ

    تَبَاعُداً

    يَتَبَاعَدُ

    تَبَاعَدَ

    uzaklaşmak uzaklaşıyor

    uzaklaştı

    Gayesi: Bu bab iki veya daha çok kişiler arasındaki işbirliğini anlatır.

    تَبَاعَدَ خَالِدٌ وَجَمَالٌ.

    Halit ve Cemal uzaklaştı

    تَصَالَحَ الْقَوْمُ.

    Kavim (o topluluk) barıştı

    تَفَاعُل  bâbından bazı fiiller yapmacığı bildirir.  Örnek:

    مَرِضَ

    hastalandı

    تَمَارَضَ

    yalancıktan hasta oldu (hasta gibi göründü)

    مَاتَ

    öldü

    تَمَاوَتَ

    ölü gibi göründü

    جَهِلَ

    cahil oldu

    تَجَاهَلَ

    cahil gibi göründü

    تَفَاعُل   bâbı bazende üç harfli fiilin manasında şiddet ifade eder.  Örnek:

    سَقَطَ

    düştü

    تَسَاقَطَ

    şiddetle düştü

    (تَفَاعُل) bâbının Mâzî Çekimi:

    تَبَاعَدُوا

    تَبَاعَداَ

    تَبَاعَدَ

    uzaklaştı

    تَبَاعَدْنَ

    تَبَاعَدَتَا

    تَبَاعَدَتْ

     

     

     

    تَبَاعَدْتَ…   

     

                 Mâzî Meçhûl Çekimi

     

    تُبُوعِدُوا

    تُبُوعِداَ

    تُبُوعِدَ

    uzaklaşıldı

    تُبُوعِدْنَ

    تُبُوعِدَتَا

    تُبُوعِدَتْ

     

     

    …

    تُبُوعِدْتَ

     
                 

    Görüldüğü gibi mâzî meçhûl yapılışta kaide: Başa eklenen تَ harfi ile fael fiil ötre yapılır, araya ilave edilen elif (ا) harfi vâv (و) harfine çevrilir ve sondan ikinci harf esre okunur.

      

    Muzâri Çekimi                                                    

    يَتَبَاعَدُونَ

    يَتَبَاعَدَانِ

    يَتَبَاعَدُ

    uzaklaşıyor

    يَتَبَاعَدْنَ

    تَتَبَاعَدَانِ

    تَتَبَاعَدُ

     

     

     

    تَتَبَاعَدُ…

     

        Muzâri Meçhûl Çekimi

    يُتَبَاعَدُونَ

    يُتَبَاعَدَانِ

    يُتَبَاعَدُ

    uzaklaşılıyor

    يُتَبَاعَدْنَ

    تُتَبَاعَدَانِ

    تُتَبَاعَدُ

     

     

    …

    تُتَبَاعَدُ

     

    Bu bâbın meçhûlleri az kullanılır.

                                                Emr-i Hâzırı  

    تَبَاعَدُوا

    تَبَاعَدَا

    تَبَاعَدْ

    uzaklaş

    Muhâtab

    تَبَاعَدْنَ

    تَبَاعَدَا

    تَبَاعَدِي

     

    Muhâtaba
                 

    İsm-i Fâili  مُتَبَاعِدٌ  uzaklaşan       İsm-i Mef’ûlمُتَبَاعَدٌ   uzaklaşılan

    Nâkıs Tefâaul’un Çekimi:    تَناَسَى (unutmuş gibi göründü)

    Mâzî تَناَسَى İsm-i Fâil مُتَناَسٍ
    Muzâri يَتَناَسَى İsm-i Mef’ûl  مُتَناَسىً
    Emir  تَناَسَ Masdar تَناَسٍ

    Cümle Örnekleri:

    1- اِشْتَرَى الرَّجُلُ دُكاَّنَيْنِ مُتَجاَوِرَيْنِ – إِنْ تَتَواَضَعْ يَحْتَرِمْكَ الناَّسُ.

    2- مَتَى يَنْظُرِ الْمَرْءُ إِلَى الْحَياَةِ بِتَفاَؤُلٍ يَنْجَحْ فِي التَّغَلُّبِ عَلَى مَتاَعِبِهاَ.

    3- أَيْنَماَ تُصاَدِفْ مِنْ فَشَلٍ تَدْرُسْ أَسْباَبَهُ – ماَ تُقاَبِلْ مِنْ مَواَقِفِ الْحَياَةِ يُكْسِبْكَ الْخِبْرَةَ.

    4- تَقاَبَلَ الْفَرِيقاَنِ – ماَ أَحْسَنَ أَنْ يَتَعاَوَنَ الْمُسْلِمُونَ – ماَ أَحْسَنَ تَعاَوُنَ الْمُسْلِمِينَ.

    5- اَلضُّيُوفُ يَتَناَوَلُونَ الطَّعاَمَ فِي الْمَطْعَمِ فَلاَ تَتَناَوَلاَهُ فِي غُرْفَتِكُماَ.

    6- تَباَدَلَ الْفَرِيقاَنِ الْأَماَكِنَ – أَ كُنْتَ تُرِيدُ أَنْ تَتَناَوَلَ الطَّعاَمَ ؟ لاَ ، لَمْ أَكُنْ أُرِيدُ تَناَوُلَهُ.

    Tercüme:

    1- Adam birbirine komşu iki dükkan satın aldı. Mütevazi olursan insanlar sana hürmet eder.

    2- Kişi ne zaman hayata iyimserlikle bakarsa yorgunluklara galib gelmede başarılı olur.

    3- Her nerede başarısızlıkla karşılaşırsan sebeblerini incele. Hayat şartlarından neyle karşılaşırsan sana tecrübe kazandırır.

    4- İki takım karşılaştı. Müslümanların birbirleriyle yardımlaşması ne kadar güzel. (Aynı mana masdarla kurulmuş).

    5- Misafirler lokantada yemek yiyor, ikiniz odanızda yemeyin.

    6- İki takım yerleri değişti. Yemek yemek istiyor muydun? Hayır yemek istemiyordum.

    TEFÂUL BÂBI İLE İLGİLİ AYETLER

    1- وَالْعَصْرِ ¯ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ ¯ إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ .

    (103/ASR, 1, 2, 3). Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.

    asır, yüzyıl, ikindi vakti, zaman, devir

    اَلْعَصْرُ

    birbirine tavsiye etmek

    َتَوَاصَى يَتَواَصَى

    iyi işler

    اَلصَّالِحَاتُ

           

    2- تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ ¯ يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ ¯ خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ .

    (83/MUTAFFİFİN 24, 25, 26). (Cennette) Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün. Kendilerine mühürlü hâlis bir içki içirilir. Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.

    içmek

    سَقَى يَسْقِي سَقْياً

    sevinç, parlaklık, neşe

    نَضْرَةٌ

    yarışmak, müsabaka yapmak

    تَناَفَسَ يَتَناَفَسُ تَناَفُساً

    güzel koku

    مِسْكٌ

    yarışanlar, müsabaka yapanlar

    اَلْمُتَنَافِسُونَ

    en iyi şarap (içecek)

    اَلرَّحِيقُ

    onun sonu (onun son içimi, son yudumu misk kokusu verir mealinde)

    خِتَامُهُ

    üzeri mühürlenmiş manasında olup onlardan başka hiçbir kimsenin mührünü açamaması demektir.

    مَخْتُومٌ

             

    3- وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ .

    (37/SAFFAT, 27). (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı diğerlerine yönelir,  birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.

    yöneldi, geldi

    أَقْبَلَ يُقْبِلُ إِقْباَلاً

    birbirlerine sordu, soruşturdu, sorumlu tutmaya çalıştı

    تَساَءَلَ يَتَسَاءَلُ تَساَءُلاً

    4- يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ .

    (49/HUCURÂT, 13). Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

     

    ذَكَرٌ ج ذُكُورٌ

    erkek

    أُنْثَى ج  إِناَثٌ

    kadın

    أَكْرَمَ

    en değerli  

    شَعْبٌ ج شُعُوبٌ

    millet

    قَبِيلَةٌ ج قَبَائِلَ

    kabile

    تَعاَرَفَ يَتَعاَرَفُ

    tanışmak

    لِتَعَارَفُوا

    tanışmanız için (aslı لِتَتَعَارَفُوا )

    5- إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ ¯ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ ¯ يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ.

    (44/DUHAN, 51, 52, 53). Müttakîler ise hakikaten emin (güvenilir) bir makamda, cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.

    kalın ipek, atlas

    اَلْإِِسْتَبْرَقُ

    ince ve halis dokunmuş ipek

    اَلسُّنْدُسُ

     

     

    karşılıklı, karşı karşıya

    اَلْمُتَقَابِلُ

               
  • Tefaul Babı Mezid Fiiller

     

    4) TEFA’UL (تَفَعُّل) BÂBI

    Sülâsi mâzî fiilin başına bir  تَ   harfi ilave edilip aynel fiili şeddeli okunarak meydana gelir.

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    تَفَعُّلاً

    يَتَفَعَّلُ

    تَفَعَّلَ

    تَعَلُّماً

    يَتَعَلَّمُ

    تَعَلَّمَ

    öğrenmek

    öğreniyor

    öğrendi

    Gayesi: Tefa’ul bâbına giren sülâsî fiil o fiilin peyderpey belli bir aşamadan ve süreden sonra oluştuğuna işaret eder. Anlam olarak hemen hemen sülâsî kökündeki manayı verir:

    عَلِمَ

    bildi

    عَلَّمَ

    öğretti

    تَعَلَّمَ

    öğrendi

    نَزَلَ

    indi

    تَنَزَّلَ

    indi  
                     

    Tefa’ul bâbının muzâri çekiminde fiilin başına ت harfi iki defa geldiği için bazen birinin atıldığı görülür:

    تَتَنَزَّلُ (indi) yerine;    تَنَزَّلُ

     

    تَنَزَّلُ الْمَلاَئِكَةُ وَ الرُّوحُ..

    Melekler ve ruh iner (Kadir, 4).  

                                                       

     

    Mâzî Çekimi

     

    تَعَلَّمُوا

    تَعَلَّمَا

    تَعَلَّمَ

    öğrendi  

    تَعَلَّمْنَ

    تَعَلَّمَتَا

    تَعَلَّمَتْ

       

     

    …

    تَعَلَّمْتَ

       

    Mâzî Meçhûl Çekimi

    تُعُلِّمُوا

    تُعُلِّمَا

    تُعُلِّمَ

    öğrenildi

    تُعُلِّمْنَ

    تُعُلِّمَتَا

    تُعُلِّمَتْ

     

     

    …

    تُعُلِّمْتَ

     

                         

    Görüldüğü gibi mâzî meçhûl yapımında; tüm mezîd fiillerde olduğu gibi mâzî birinci harf ötre, sondan bir önceki harf de esre yapılır.

    Muzâri  Çekimi

    يَتَعَلَّمُونَ

    يَتَعَلَّمَانِ

    يَتَعَلَّمُ

    öğreniyor

    يَتَعَلَّمْنَ

    تَتَعَلَّمَانِ

    تَتَعَلَّمُ

     

     

     

    تَتَعَلَّمُ…

     

           Muzâri Meçhûl Çekimi

    يُتَعَلَّمُونَ

    يُتَعَلَّمَانِ

    يُتَعَلَّمُ

    öğreniliyor

    يُتَعَلَّمْنَ

    تُتَعَلَّمَانِ

    تُتَعَلَّمُ

     

     

    …

    تُتَعَلَّمُ

     
               

    Görüldüğü gibi muzâri meçhûl için; muzâri harfi ötre okunup sondan bir önceki harf de üstün yapılır.

    تَفَعُّلْ  Bâbının Emr-i Hâzır Çekimi

    تَعَلَّمُوا

    تَعَلَّمَا

    تَعَلَّمْ

    öğren  Muhâtab 

    تَعَلَّمْنَ

    تَعَلَّمَا

    تَعَلَّمِي

               Muhâtaba 

    İsm-i Fâili           مُتَعَلِّمٌ     öğrenen       

    İsm-i Mef’ûlü      مُتَعَلَّمٌ    öğrenilen

      

    Nâkıs Tefa’ul Çekimi:

    تَوَفَّى  يَتَوَفَّى (vefat etti, öldü)

    Mâzî تَوَفَّى Masdar تَوَفُّياً
    Muzâri يَتَوَفَّى Mâzî Meçhûl تُوُفِّىَ
    Emir   تَوَفَّ Muzâri Meçhûl  يُتَوَفَّى
    İsm-i Fâil مُتَوَفٍّ Meçhûl Mansûb يُتَوَفَّى
    İsm-i Mef’ûl  مُتَوَفىًّ Meçhûl  Meczûm يُتَوَفَّ

    Not: Bu fiilin malûm mâzîsi رَمَى nın, meçhûl mâzîsi رَضِيَ fiilinin çekimlerine benzer. Muzâri يَرْضَى fiilinin meçhûl çekimi ise يُرْضَى çekimindedir[20].

    Cümle Örnekleri:

    (Aşağıda görüldüğü gibi if’ilâl bâbı az kullanılırken tefa’ul bâbı oldukça yaygın ve çok kelimeye sahiptir)

    1- قُمْ[21] بِأَعْماَلِكَ دُونَ أَنْ تَنْتَظِرَ جَزاَءً عاَجِلاً – لاَ تَتَوَقَّعْ جَزاَءً عاَجِلاً عَنْ كُلِّ عَمَلٍ  تَقُومُ بِهِ.

    2- قُمْ بِخِدَماَتِكَ دُونَ أَنْ تَنْتَظِرَ شُكْراً ظاَهِراً –  لاَ تَتَوَقَّعْ شُكْراً ظاَهِراً عَنْ كُلِّ خِدْمَةٍ تَقُومُ بِهاَ.

    3- تَحَدَّثَ الصَّدِيقاَنِ طَوِيلاً – أَتَمَنَّى أَنْ تَكُونَ مِنَ الناَّجِحِينَ فِي الْاِمْتِحاَنِ.

    4- لِمَ تَأَخَّرَ الْمُدَرِّسُونَ الْيَوْمَ ؟ مِمَّنْ تَتَكَوَّنُ أُسْرَتُكَ ؟ تَتَكَوَّنُ عاَئِلَتيِ مِنْ أَحَدَ عَشَرَ شَخْصاً.

    5- اِسْتَيْقَظَ خاَلِدٌ مِنَ النَّوْمِ مُبَكِّراً ثُمَّ تَوَضَّأَ وَ صَليَّ الصُّبْحَ – هُوَ يَتَمَنَّي أَنْ يَكوُنَ مُهَنْدِساً.

    6- هُوَ يُفَضِّلُ الْقِراءَةَ – تَفَضَّليِ ياَ أُمِّي تَناَوَليِ الدَّواَءَ أَوَّلاً ثُمَّ اشْرَبِ الْماَءَ ثاَنِياً .

    7- لاَ تَتَأَخَّريِ فيِ الْمَدْرَسَةِ – لاَ تَتَأَخَّراَ فيِ الْمَدْرَسَةِ -لاَ تَتَأَخَّرْنَ فيِ السُّوقِ -لاَ تَتَأَخَّروُا فيِ الْحَديِقَةِ.

    8- سَيَتَوَضَّأُ التَّلاَميِذُ بالْماَءِ  –أَنْتِ تَتَأَخَّريِنَ قَليِلاً – أَهْلاً ياَ عَميِّ تَفَضَّلْ أُدْخُلْ – أَهْلاً وَ سَهْلاً.

    9- تَفَضَّلْ، أُنْظُرْ هَلْ هَذِهِ حَقِيبَتُكَ – مَعْذِرَةً هَذِهِ لَيْسَتْ حَقيِبَتِي، هِيَ مِثْلُهاَ فيِ اللَّوْنِ فَقَطْ.

    10- تَعَجَّبَ إِبْراَهيِمُ لِأَنَّ هَذِهِ الْحَقيِبَةَ تُشْبِهُ حَقيِبَتَهُ – تَذَكَّرَ إِبْراَهيِمُ أَخيِراً مَكاَنَ حَقِيبَتِهِ.

    11- هلْ تَتَحَدَّثُ الْعَرَبِيَّةَ جَيِّداً ؟ نَعَمْ أَتَحَدَّثُ الْعَرَبِيَّةَ جَيِّداً .

    12- تَحَدَّثَ الْمُدَرِّسُ عَنِ الصَّلاَةِ – قاَلَ الْوَلَدُ لِأُمِّهِ “عيِدٌ مُباَرَكٌ ياَ أُمِّي وَ أَرْجوُ أَنْ تَكُونيِ داَئِماً بِخَيْرٍ وَ صِحَّةٍ جَيِّدَةٍ. قاَلَ لِواَلِدِهِ : “عيِدٌ سَعيِدٌ ياَ أَبيِ وَ أَتَمَنيَّ أنْ تَكوُنَ داَئِماً سَعيِداً.

    13- أَتَناَوَلُ السَّحوُرَ قَبْلَ أَذاَنِ الصُّبْحِ – كَتَبَ الْمُدَرِّسُ أسْماَءَناَ – اَلتِّلْمِيذاَتُ يَتَكَلَّمْنَ فِي الْفِناَءِ مَعَ الْأُسْتاَذِ.

    14- بَعْدَ الصَّلاَةِ تَحَدَّثَ الْإِماَمُ عنْ فَواَئِدِ الصَّلاَةِ – هَذِهِ هِيَ هِواَيَتِي الْمُفَضَّلَةُ.

    Tercüme:

    1- Acil bir karşılık beklemeden işlerini yap. Yaptığın her işten  acil bir karşılık umma.

    2. Hizmetlerini açık bir teşekkür beklemeden yap. Yaptığın her hizmetten açık bir teşekkür umma.

    3- İki arkadaş uzun süre konuştu. İmtihanda başarılılardan olmanı temennî ederim.

    4- Öğretmenler bugün niçin gecikti? Ailen kimlerden oluşuyor? Ailem 11 şahıstan oluşuyor.

    5- Halit uykudan erken uyandı sonra abdest aldı ve sabah namazını kıldı. O bir mühendis olmayı temenni ediyor.

    6- O okumayı tercih ediyor. Buyur ey anneciğim, önce ilacını al (iç), sonra (ikinci olarak) su iç.

    7- Okulda geç kalma. İkiniz okulda geç kalmayın. Çarşıda gecikmeyin. Bahçede gecikmeyin.

    8- Öğrenciler suyla abdest alacak. Sen biraz gecikiyorsun. Hoşgeldin ey amcacığım, buyur, gir. Hoşbulduk.

    9- Buyur, bak, bu senin çantan mı? Özür dilerim, bu benim çantam değil, o sadece renk bakımından onun benzeri.

    10- Bu çanta kendi çantasına benzediği için İbrâhim şaşırdı. Sonunda İbrâhim çantasının yerini hatırladı.

    11- Arapça’yı iyi konuşur musun? Evet, Arapça’yı iyi konuşurum.

     12- Öğretmen namaz hakkında konuştu. Çocuk annesine: “Bayramın mübârek olsun. Daima iyi ve iyi bir sıhhatte olmanı dilerim ey anne(ciği)m dedi. Babasına: “Mutlu bayramlar ey baba(cığı)m daima mutlu olmanı temenni ederim” dedi.

    13- Sahuru sabah ezanından önce yaparım. Öğretmen isimlerimizi yazdı. Öğrenciler avluda hocayla konuşuyorlar.

    14- Namazdan sonra imam namazın faydaları hakkında konuştu. İşte bu benim seçkin tercihimdir.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    İF’İLÂL VE TEFA’UL BÂBI İLE İLGİLİ AYETLER

    1- يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَ كْفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ .

    (3/ÂL-İ İMRÂN, 106). Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü (düşünün.) İmdi, yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! (denilir).

    ağardı, beyazlaştı

    اِبْيَضَّ يَبْيَضُّ

    karardı, siyahlaştı

    اِسْوَدَّ يَسْوَدُّ اِسْوِداَداً

    tatmak, hissetmek

    ذاَقَ يَذُوقُ ذَوْقاً

    yüz

    وَجْهٌ ج وُجُوهٌ

    2- إِنَّا قَدْ أُوحِيَ إِلَيْنَا أَنَّ الْعَذَابَ عَلَى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى .

    (20/TÂ HÂ, 48). Hakikaten bize vahyolundu ki: Azab (Peygamberleri) yalanlayan ve yüz çevirenleredir..

    3- الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ ¯ وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ .

    (26/ŞUARA, 218, 219). O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).

    gördü

    رَآ يَرَى رُؤْيَةً

    …dığı zaman

    حِينَ

    dolaşmak

    تَقَلَّبَ يَتَقَلَّبُ تَقَلُّباً

    kalktığın zaman

    حِينَ تَقُومُ

    4- وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لاَ يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا .

    (25/FURKÂN, 58). Ölmeyen ve (daima) diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. O’nun kullarının günahlarından haberdar olması (bilmesi) yeter.

    tesbih etti (noksan sıfatlardan uzak olduğunu ikrar etti)

    سَبَّحَ يُسَبِّحُ تَسْبِيحاً

    dayanıp güvendi

    تَوَكَّلَ يَتَوَكَّلُ تَوَكُّلاً

    işlerin içyüzünü bilen, haberdar olan manasında Allah’ın isimlerinden biridir

    خَبِيرٌ

         

    5- …وَعلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ .

    (14/İBRÂHÎM, ll). … Müminler ancak Allah’a dayanıp güvensinler.

    6- …فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ .

    (3/ALİ İMRAN, 159)… Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.

    dayanıp güvenen 

    اَلْمُتَوَكِّلُ (تَوَكَّلَ يَتَوَكَّلُ)

    ciddi karar vermek, azmetmek

    عَزَمَ يَعْزِمُ عَزْماً

    7- وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى ¯ وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى ¯ فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى ¯ وَمَا يُغْنِي عَنْهُ مَالُهُ إِذَا تَرَدَّى .

    (92/LEYL, 8-11). Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, ve en güzeli de yalanlarsa biz de onu en zora yürütürüz. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.

    cimrilik etti

    بَخِلَ يَبْخَلُ بُخْلاً

    …e gelince

    أَمَّا

    en güzel

    الْحُسْنَى

    istiğna göstermek, ihtiyaç hissetmemek

    اِسْتَغْنَى يَسْتَغْنِي اِسْتِغْناَءً

    en zor

    اَلْعُسْرَى

    gezdirmek, dolaştırmak, yürütmek

    يَسَّرَ يُيَسِّرُ تَيْسِيراً

    (çukura) yıkılmak, yuvarlanmak

    تَرَدَّى يَتَرَدَّى

    fayda verdi

    أَغْنَى يُغْنِيعَنْهُ

                   

    8- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلاَ أَوْلاَدُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ .

    (63/MÜNAFİKUN, 9). Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.

     

     

    oyaladı, alıkoydu

    أَلْهَى يُلْهِي إِلْهاَءً

    9- وَأَنْفِقُوا مِنْ ماَ رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلاَ أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ .

    (63/MÜNAFİKUN, 10). Herhangi birinize ölüm gelip de: “Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size rızık olarak verdiğimizden harcayın.

    geciktirmek, tehir etmek

    اَخَّرَ يُؤَخِّرُ تَأْخِيراً

    gelmek

    أَتَى يَأْتِي إِتْياَناً

     

     

    aslı تَصَدَّقَ يَتَصَدَّقُ  sadaka vermek

    أَصَّدَّقَ يَصَّدَّقُ

               

    10- اَلَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانْتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ .

    (2/BAKARA, 275). Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların “Alım-satım tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.

     

     

    hırpalamak, çarpmak

    تَخَبَّطَ يَتَخَبَّطُ تَخَبُّطاً

    riba, faiz

    الرِّبَا

    alış veriş, alım satım

    الْبَيْعُ

    delilik, deliliğe tutulma, dellenme

    الْمَسِّ

    helâl kıldı

    أَحَلَّ يُحِلُّ إِحْلاَلاً

    haram kıldı

    حَرَّمَ   يُحَرِّمُ تَحْرِيماً

    vaaz, nasihat, öğut

    مَوْعِظَةٌ

    gibi

    مِثْلُ

    sona erdi

    اِنْتَهَى يَنْتَهِي اِنْتِهاَءً

    geçmek, takdim etmek

    سَلَفَ يَسْلُفُ سَلَفاً     

    dönmek

    عَادَ يَعُودُ عَوْدَةً

                   

    11- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَ ذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ .

    (2/BAKARA, 278). Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin.

    bırakmak (ilgilenmemek, alakayı kesmek manasında)

    وَذِرَ يَذَرُ وَذْراً

     

     

    devam etti/ kaldı

    بَقِيَ يَبْقَى بَقاَءً  

           

    12- قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ .

    (38/SA’D, 86). (Resûlüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim.

    külfetle, zorlanarak iş görenler veya tekellüflü, yapmacık olarak hareket edenler

    اَلْمُتَكَلِّفِينَ (تَكَلَّفَ يَتَكَلَّفُ)

    13- إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ .

    (7/A’RÂF, 201). Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.

    dokunmak, el sürmek, değmek

    مَسَّ يَمَسُّ مَساًّ

    Şeytan’ın verdiği vesvese

    طَائِفٌ

    korunmak, sakınmak, Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmak

    اِتَّقَى يَتَّقِياِتِّقاَءً

    hatırladı

    تَذَكَّرَ يَتَذَكَّرُ تَذَكُّراً

    gördü

    أَبْصَرَ يُبْصِرُ إِبْصاَراً

                 

    14- وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا .

    (17/İSRÂ, 79). Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin.

    teheccüd namazı kılmak, teheccüde kalkmak

    تَهَجَّدَ يَتَهَجَّدُ تَهَجُّداً

    umulur ki

    عَسَى

    göndermek, uyandırmak, diriltmek

    بَعَثَ يَبْعَثُ

    seni göndermesi (umulur ki Rabbin seni diriltip sana Makâm-ı Mahmûd’u verecek  veya “Umulur ki Rabbin kıyâmet günü seni Makam-ı Mahmud’da diriltecek meâlinde)

    أَنْ يَبْعَثَكَ

    övmek, sena etmek, hamdetmek 

     

    حَمِدَ يَحْمَدُ حَمداً

    övülen, övgüye değer

    مَحْمُودًا

                 

    15- ( سجدة واجبة ) تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ .

    (32/SECDE, l6). Korkarak ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), yanları (vücutları) yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

    yatak

    اَلْمَضْجَعُ ج اَلْمَضَاجِعُ

    uzaklaşmak

    تَجَافَى  يَتَجَافَى

    harcadı

    أَنْفَقَ يُنْفِقُ إِنْفاَقاً

    ümit etmek, çok istekli olmak

    طَمِعَ يَطْمَعُ طَمَعًا

    yan

    اَلْجَنْبُ ج اَلْجُنُوبُ

    çağırmak, dua etmek, ibadet etmek

    دَعاَ يَدْعُو

                 

    16- إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلاَئِكَةُ أَلاَّ[22] تَخَافُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ .

    (41/FUSSİLET, 30). Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine: “Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin!” diye melekler iner.

    (yavaş yavaş) inmek

    تَنَزَّلَ يَتَنَزَّلُ تَنَزُّلاً

    dosdoğru olmak

    اِسْتَقَامَ يَسْتَقِيمُ اِسْتِقاَمَةً

    vaad etmek, söz vermek

    وَعَدَ يَعِدُ وَعْداً

    verilen müjdeye sevinmek

    أَبْشَرَ يُبْشِرُ إِبْشاَراً

               

    Ek anlatım: Mezid Fiiller Tefaul Babı

     

    5) TEFÂUL (تَفَاعُل)  BÂBI

    Sülâsî fiilin başına bir تَ harfi ile fâel fiili ile aynel fiili arasına bir elif ilavesiyle yapılır.

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    تَفَاعُلاً

    يَتَفَاعَلُ

    تَفَاعَلَ

    تَبَاعُداً

    يَتَبَاعَدُ

    تَبَاعَدَ

    uzaklaşmak uzaklaşıyor

    uzaklaştı

    Gayesi: Bu bab iki veya daha çok kişiler arasındaki işbirliğini anlatır.

    تَبَاعَدَ خَالِدٌ وَجَمَالٌ.

    Halit ve Cemal uzaklaştı

    تَصَالَحَ الْقَوْمُ.

    Kavim (o topluluk) barıştı

    تَفَاعُل  bâbından bazı fiiller yapmacığı bildirir.  Örnek:

    مَرِضَ

    hastalandı

    تَمَارَضَ

    yalancıktan hasta oldu (hasta gibi göründü)

    مَاتَ

    öldü

    تَمَاوَتَ

    ölü gibi göründü

    جَهِلَ

    cahil oldu

    تَجَاهَلَ

    cahil gibi göründü

    تَفَاعُل   bâbı bazende üç harfli fiilin manasında şiddet ifade eder.  Örnek:

    سَقَطَ

    düştü

    تَسَاقَطَ

    şiddetle düştü

    (تَفَاعُل) bâbının Mâzî Çekimi:

    تَبَاعَدُوا

    تَبَاعَداَ

    تَبَاعَدَ

    uzaklaştı

    تَبَاعَدْنَ

    تَبَاعَدَتَا

    تَبَاعَدَتْ

     

     

     

    تَبَاعَدْتَ…   

     

                 Mâzî Meçhûl Çekimi

     

    تُبُوعِدُوا

    تُبُوعِداَ

    تُبُوعِدَ

    uzaklaşıldı

    تُبُوعِدْنَ

    تُبُوعِدَتَا

    تُبُوعِدَتْ

     

     

    …

    تُبُوعِدْتَ

     
                 

    Görüldüğü gibi mâzî meçhûl yapılışta kaide: Başa eklenen تَ harfi ile fael fiil ötre yapılır, araya ilave edilen elif (ا) harfi vâv (و) harfine çevrilir ve sondan ikinci harf esre okunur.

      

    Muzâri Çekimi                                                    

    يَتَبَاعَدُونَ

    يَتَبَاعَدَانِ

    يَتَبَاعَدُ

    uzaklaşıyor

    يَتَبَاعَدْنَ

    تَتَبَاعَدَانِ

    تَتَبَاعَدُ

     

     

     

    تَتَبَاعَدُ…

     

        Muzâri Meçhûl Çekimi

    يُتَبَاعَدُونَ

    يُتَبَاعَدَانِ

    يُتَبَاعَدُ

    uzaklaşılıyor

    يُتَبَاعَدْنَ

    تُتَبَاعَدَانِ

    تُتَبَاعَدُ

     

     

    …

    تُتَبَاعَدُ

     

    Bu bâbın meçhûlleri az kullanılır.

                                                Emr-i Hâzırı  

    تَبَاعَدُوا

    تَبَاعَدَا

    تَبَاعَدْ

    uzaklaş

    Muhâtab

    تَبَاعَدْنَ

    تَبَاعَدَا

    تَبَاعَدِي

     

    Muhâtaba
                 

    İsm-i Fâili  مُتَبَاعِدٌ  uzaklaşan       İsm-i Mef’ûlمُتَبَاعَدٌ   uzaklaşılan

    Nâkıs Tefâaul’un Çekimi:    تَناَسَى (unutmuş gibi göründü)

    Mâzî تَناَسَى İsm-i Fâil مُتَناَسٍ
    Muzâri يَتَناَسَى İsm-i Mef’ûl  مُتَناَسىً
    Emir  تَناَسَ Masdar تَناَسٍ

    Cümle Örnekleri:

    1- اِشْتَرَى الرَّجُلُ دُكاَّنَيْنِ مُتَجاَوِرَيْنِ – إِنْ تَتَواَضَعْ يَحْتَرِمْكَ الناَّسُ.

    2- مَتَى يَنْظُرِ الْمَرْءُ إِلَى الْحَياَةِ بِتَفاَؤُلٍ يَنْجَحْ فِي التَّغَلُّبِ عَلَى مَتاَعِبِهاَ.

    3- أَيْنَماَ تُصاَدِفْ مِنْ فَشَلٍ تَدْرُسْ أَسْباَبَهُ – ماَ تُقاَبِلْ مِنْ مَواَقِفِ الْحَياَةِ يُكْسِبْكَ الْخِبْرَةَ.

    4- تَقاَبَلَ الْفَرِيقاَنِ – ماَ أَحْسَنَ أَنْ يَتَعاَوَنَ الْمُسْلِمُونَ – ماَ أَحْسَنَ تَعاَوُنَ الْمُسْلِمِينَ.

    5- اَلضُّيُوفُ يَتَناَوَلُونَ الطَّعاَمَ فِي الْمَطْعَمِ فَلاَ تَتَناَوَلاَهُ فِي غُرْفَتِكُماَ.

    6- تَباَدَلَ الْفَرِيقاَنِ الْأَماَكِنَ – أَ كُنْتَ تُرِيدُ أَنْ تَتَناَوَلَ الطَّعاَمَ ؟ لاَ ، لَمْ أَكُنْ أُرِيدُ تَناَوُلَهُ.

    Tercüme:

    1- Adam birbirine komşu iki dükkan satın aldı. Mütevazi olursan insanlar sana hürmet eder.

    2- Kişi ne zaman hayata iyimserlikle bakarsa yorgunluklara galib gelmede başarılı olur.

    3- Her nerede başarısızlıkla karşılaşırsan sebeblerini incele. Hayat şartlarından neyle karşılaşırsan sana tecrübe kazandırır.

    4- İki takım karşılaştı. Müslümanların birbirleriyle yardımlaşması ne kadar güzel. (Aynı mana masdarla kurulmuş).

    5- Misafirler lokantada yemek yiyor, ikiniz odanızda yemeyin.

    6- İki takım yerleri değişti. Yemek yemek istiyor muydun? Hayır yemek istemiyordum.

    TEFÂUL BÂBI İLE İLGİLİ AYETLER

    1- وَالْعَصْرِ ¯ إِنَّ الْإِنْسَانَ لَفِي خُسْرٍ ¯ إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ .

    (103/ASR, 1, 2, 3). Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.

    asır, yüzyıl, ikindi vakti, zaman, devir

    اَلْعَصْرُ

    birbirine tavsiye etmek

    َتَوَاصَى يَتَواَصَى

    iyi işler

    اَلصَّالِحَاتُ

           

    2- تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ ¯ يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ ¯ خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذَلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ .

    (83/MUTAFFİFİN 24, 25, 26). (Cennette) Onların yüzünde nimetlerin sevincini görürsün. Kendilerine mühürlü hâlis bir içki içirilir. Onun içiminin sonunda misk kokusu vardır. İşte yarışanlar ancak onda yarışsınlar.

    içmek

    سَقَى يَسْقِي سَقْياً

    sevinç, parlaklık, neşe

    نَضْرَةٌ

    yarışmak, müsabaka yapmak

    تَناَفَسَ يَتَناَفَسُ تَناَفُساً

    güzel koku

    مِسْكٌ

    yarışanlar, müsabaka yapanlar

    اَلْمُتَنَافِسُونَ

    en iyi şarap (içecek)

    اَلرَّحِيقُ

    onun sonu (onun son içimi, son yudumu misk kokusu verir mealinde)

    خِتَامُهُ

    üzeri mühürlenmiş manasında olup onlardan başka hiçbir kimsenin mührünü açamaması demektir.

    مَخْتُومٌ

             

    3- وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ .

    (37/SAFFAT, 27). (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı diğerlerine yönelir,  birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.

    yöneldi, geldi

    أَقْبَلَ يُقْبِلُ إِقْباَلاً

    birbirlerine sordu, soruşturdu, sorumlu tutmaya çalıştı

    تَساَءَلَ يَتَسَاءَلُ تَساَءُلاً

    4- يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِِنْ ذَكَرٍ وَأُنْثَى وَجَعَلْنَاكُمْ شُعُوبًا وَقَبَائِلَ لِتَعَارَفُوا إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِنْدَ اللَّهِ أَتْقَاكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ .

    (49/HUCURÂT, 13). Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.

     

    ذَكَرٌ ج ذُكُورٌ

    erkek

    أُنْثَى ج  إِناَثٌ

    kadın

    أَكْرَمَ

    en değerli  

    شَعْبٌ ج شُعُوبٌ

    millet

    قَبِيلَةٌ ج قَبَائِلَ

    kabile

    تَعاَرَفَ يَتَعاَرَفُ

    tanışmak

    لِتَعَارَفُوا

    tanışmanız için (aslı لِتَتَعَارَفُوا )

    5- إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ ¯ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ ¯ يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ.

    (44/DUHAN, 51, 52, 53). Müttakîler ise hakikaten emin (güvenilir) bir makamda, cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı otururlar.

    kalın ipek, atlas

    اَلْإِِسْتَبْرَقُ

    ince ve halis dokunmuş ipek

    اَلسُّنْدُسُ

     

     

    karşılıklı, karşı karşıya

    اَلْمُتَقَابِلُ

               
  • İfilal Babı Mezid Fiillerden

     

    3) İF’İLÂL (اِفْعِلاَلٌ)  BÂBI

    Sülâsî mâzî fiilin başına bir hemze son harfinin de şeddelenmesiyle mâzî fiili meydana getirilir.

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    اِفْعِلاَلاً

    يَفْعَلُّ

    اِفْعَلَّ

    اِحْمِرَاراً

    يَحْمَرُّ

    اِحْمَرَّ

    kızarmak

    kızarıyor

    kızardı

    Gayesi: Bu fiil mübâlağa (aşırılık) ifade etmek için kullanılır.

    Renkler ve kusurlar gibi sıfatların bu bâbın kalıbına sokulup fiil haline getirilmesiyle yapılır. Manasını mübâlağalaştırır. Yani renk ve sakatlıklardaki aşırılığı bildirir. 

    اِخْضَرَّتِ الْأَشْجاَرُ.

    Ağaçlar yeşerdi.

    اِصْفَرَّ لَوْنُ الْمَرْأَةِ مِنَ الْمَرَضِ.

    Kadının rengi hastalıktan sarardı.

    اِبْيَضَّ شَعْرُهُ.

    Saçı (çok) ağardı.

    اِعْوَجَّتْ رِجْلُهُ.

    Ayağı çok eğrildi.

    Diğer örnekleri:

    أَحْمَرُ

    kırmızı

    اِحْمَرَّ

    kızardı

    اَعْوَجُ

    eğri

    اِعْوَجَّ

    çok eğrildi

    أَصْفَرُ

    sarı

    اِصْفَرَّ

    sarardı

    اَحْدَبُ

    kambur

    اِحْدَبَّ

    kamburlaştı

    اِفْعِلاَلٌ   bâbının mâzî ve muzâri meçhûlu kullanılmaz.

     

    إفْعِلاَل  bâbının Mâzî çekimi

    اِحْمَرُّوا

    اِحْمَرَّا

    اِحْمَرَّ

    kızardı

    اِحْمَرَرْنَ

    اِحْمَرَّتَا

    اِحْمَرَّتْ

     

     

    …

    اِحْمَرَرْتَ

     

     

    إفْعِلاَل             bâbının Muzâri çekimi

    يَحْمَرُّونَ

    يَحْمَرَّانِ

    يَحْمَرُّ

    kızarıyor

    يَحْمَرِرْنَ

    تَحْمَرَّانِ

    تَحْمَرُّ

     

     

    …

    تَحْمَرُّ

     

     

    إفْعِلاَل  bâbının Emr-i Hâzırı

    اِحْمَرُّوا

    اِحْمَرَّا

    اِحْمَرَّ

    kızar

    اِحْمَرِرْنَ

    اِحْمَرَّا

    اِحْمَرِّي

     

    İsm-i Fâili     مُحْمَرٌّ           kızaran,  kızarmış

    İsm-i Mef’ûlü   Bu bâbın meçhûlu kullanılmaz.       

    İftiâl bâbı

    Diğer bir anlatım şurada: İftiâl

    İftiâl babı, mazi fiilin başına esreli hemze ( اِ ) ve birinci harfinden sonra “te”   (تَ  ) ilavesiyle yapılır.

      Mastar Muzari Mazi Manası Sülâsibab
    VEZİN اِفْتِعَالٌ يَفْتَعِلُ اِفْتَعَلَ    
    Toplandı اِجْتِمَاعٌ يَجْتَمِعُ اِجْتَمَعَ Topladı جَمَعَ
    Taşındı اِنْتِقَالٌ يَنْتَقِلُ اِنْتَقَلَ Taşıdı نَقَلَ
    Çabaladı çalıştı اِجْتِهَادٌ يَجْتَهِدُ اِجْتَهَدَ Çalıştı جَهَدَ
    Ayrıldı اِفْتِرَاقٌ يَفْتَرِقُ اِفْتَرَقَ Ayırdı فَرَقَ
    Çok kazandı اِكْتِسَابٌ يَكْتَسِبُ اِكْتَسَبَ Kazandı كَسَبَ
    Yayıldı اِنْتِشَارٌ يَنْتَشِرُ اِنْتَشَرَ Yaydı نَشَرَ

     

    İftiâl babının özellikleri:

    1- İftiâl babı müteaddi fiili lazım fiile çevirir. Mesela: جَمَعَ   “topladı” manasındadır. جَمَعَ الْمُعَلِّمُ  التَّلاَمِيذَ   dediğimizde mana “Öğretmen öğrencileri topladı.”  şeklinde olur. جَمَعَ   fiilini İftiâl babına sokarak  اِجْتَمَعَ  dediğimizde mana “toplandı” olur. اِجْتَمَعَ التَّلاَمِيذُ   “Öğrenciler toplandı.” manasındadır. Bu cümlede اِجْتَمَعَ   fiili lazım bir fiildir. Gördüğünüz gibi, iftial babı müteaddi fiili lazım fiile çevirmiştir.

    2- İftiâl babı, failin gayretini gösterir. Mesela:  جَهَدَ   “çalıştı” manasındadır. Bu fiili İftial babına sokarak اِجْتَهَدَ   dersek, mana “Çokça çalıştı, çabaladı çalıştı” şeklinde olur ve failin gayretini gösterir.

    Yine كَسَبَ   “kazandı” manasındadır. Bu fiili İftial babına sokarak  اِكْتَسَبَ   dersek, mana “çalışmakla kazandı” şeklinde olur ve yine failin gayretini gösterir. Buna göre: كَسَبْتُ الْمَالَ   “Malı kazandım.” manasında iken,   اِكْتَسَبْتُ الْمَالَ “Malı çalışmakla kazandım.” manasına gelir.

     

     

     

    Mutavaat  (müteaddi’den, lâzım’a dönüşmüş fiil), müteaddi bir fiilin tesirinin, mefulü bih’de meydana gelmesidir. Bunun için; (a) Müteaddi fiil, Lâzım fiile dönüşür. (b) müteaddi fiilin mefulü bih’i, bu Lâzım fiilin fâili olur. (Lâzım olmak: Bir şey, bir şeyden asla ayrı olmayıp, onunla sâbit ve dâim olmak demektir. Gerekli olmak ve lüzumlu olmak anlamlarını da kapsar).

     

    ÖRNEK: ( كَسَرْتُ الزُّجَاجَ فَانْكَسَرَ ذَلِكَ الزُّجَاجُ) “Camı kırdım, şu cam hemen kırıldı” cümlesinde; ( كَسَرَ)

    müteaddi fiili, kırma işini bildirmiştir. Bu işin yapılmasıyla mefulü bih’de (cam üzerinde) bir eser (sonuç) meydana gelmiştir. Bu eser de (yani, camın kırılmayı kabullenmesi) mutavaattır. Mutavaatı bildirmek için, müteaddi fiilin, lâzım fiile dönüşmesi gerekir. Burada ( فَ) den önceki cümle SEBEP, sonraki ise MECBUREN KABULLENİLEN SONUÇ olmaktadır. Mütavaat ile Lâzım fiil arasındaki farklar: Lâzım fiilin yaptığı iş, fâilin nefsinde kalır. Mutavaatın yaptığı iş, mefulün bih’de meydana gelir.

     

    Müşâreket, Fâil ile mefulü bih’in birbirine karşı aynı işi müştereken yapmasıdır. Bu durumda işi başlatan, fâil olur ve karşısında bulunan ise, meful olur.

     

    2. İF’TİÂL  (  اِفْتَعَلَ   يَفْتَعِلُ   اِفْتِعَالاً  ) Bab’ına örnek   (  اِجْتَمَعَ   يَجْتَمِعُ   اِجْتِمَاعاً  toplandı)

     

    Sarf kitablarındaki bilgiler: Sülasi mücerred fiilin başına bir hemze ve Feal fiili ile aynel fiili arasına ( تَ ) ilavesiyle

    kurulur.  Üç harfli bir fiilin bu kalıba alınmasından gaye: İn’fiâl Babı gibi Mutavaat için gelir ve müteaddi fiilin mefulü, fiili kabullenmiştir. (2) Müşareket için, (3) Lâzım’ı, müteaddiye çevirmek için, (4) Bazı fiilerde istek, arzu, gayreti bildirmek için, (5) Bir şeyin kabulünü bildirmek için gelir, (6) Bir şeyi edinmeyi ifade etmek için isimden fiil türetilir.

     

    Saklı anlamları: 

     

    Örnek-1 : 3/53 ( رَبَّنآ ءَامَنَّا بِمَآ أَنْزَلْتَ وَ اتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ Ey Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik ve Resulüne tâbi olduk. Bizi şahitlerle beraber yaz.) Ayet-i Kerimesinde İf’tiâl babında gelen ( اتَّبَعْنَا ) fiilinde hem mutavaat vardır hem demüşâreket vardır.

    Kur’an-ı Kerimde geçen ( تَبِعَ  Tâbi oldu, izâfi sıfatları ve dolayısıyla da fiileri işi başlatana (fâiline) uydu / 2.Bab sahih fiil) nun çoğu, mânevi tâbi olmadır.

    اتَّبَعْنَا daki mutavaat, O’nun ahlâkı ile ahlâklananda görülür ve zâit olarak gelen ELİF, mutavaatı işaret eder. Müşâreket ise, Hz.Resuluulah asv’ın fiilerine uyanda görülür ve zâit olarak gelen TE’de müşareketi işaret eder.

    Örnek-2 : ( اِذْدَكَرَ ) Bab.4’den türetilen İf’tiâl babında ; “Mutavaat ve müşâreket ile zikri güzel oldu” anlamı saklıdır.

    ( اِصْطَبَرَ ) Bab.5 den türetilen İf’tiâl babında ; “Mutavaat ve müşâreket ile sabretti” anlamı saklıdır. 


    Örnek-3 : 8/29 ( 
    … يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ ) “Ey iman edenler! Ellah’tan sakınırsanız ….” Ayeti Kerimesinde if’tial babında gelen ( تَتَّقُوا )  şart fiilinde mutavaat vardır. Mutavaat kaidesine göre de, cümlenin mef’ulün bihi olan ( اللَّهَ ) Lafz-ı Celâli, lâzım fiilin fâili olmuş ve Ayet-i Kerimenin muhatabı olan mü’min kişi de, sakınmayı kabullenmiştir.

     

    Şöyle de söylenebilir : Mü’min kişi ; hem sakınmanın (takvâ’nın) anlamını bilir, hem nasıl ve niçin yapılacağını bilir, hemde korunmayı severek kabullenir. Mürşidi olmayan kişi ise, hiç birini bilemez.

    Kur’an-ı Kerimde anlatılan KISSA dinleyenler için, İf’tial ( اِقْتَصَّ Hikaye etti, hikaye anlattı) Babında kullanılır. Dinliyenler olayları yaşamıyorlar ve sadece akılla anlamaya çabalıyorlar. Bu nedenle de İf’tial Babında hem “Bilmediğini bildiğin, anlamadığını anladığın zaman. …” anlamı saklıdır. Hem de “Bilen de ben değilim, anlayan da ben değilim. O halde, ben kimim?” sorusunun cevabı saklıdır.

    İF’TİÂL Babına giren sülasi fiillerin KÖK harflerinde değişmeler olur. Kaideler ve örnekler:

    1) Sülasi kökünün ilk harfi ( تَ ) olan fiiler bu Bab’a girince kalıbın ( تَ )  siyle birleşerek şeddelenir:

    تَبِعَ يَتْبَعُ fiili, ( اِتَّبَعَ uydu, tâbi oldu) olur.

    2) Sülaside ilk harfi ( و ) ve ( ي )  ve ( ث )  olanlarda, bu harfler kalbedilir ve idgam olunur.

    وَحَدَ يَحِدُ den ( اِتَّحَدَ Bir oldu) ve يَسُرَ يَيْسُرُ den ( اِتَّسَرَ Kolay oldu) ve ثَغَرَ den ( اِتَّغَرَ Çocuğun dişleri bitti)

    3) Sülaside ilk harfi ( ط ) ve ( ظ ) ve ( د ) ise, bu harfler şeddelenir.

    طَلَعَ يَطْلُعُ den ( اِطَّلَعَ Farkına vardı)ve دَعَا يَدْعُو den ( اِدَّعَى İddia etti)ve ظَلَمَ يَظْلِمُ den ( اِظَّلَمَ Zulme katlandı)

    4) Sülaside ilk harf ( ذَ ) ise, genellikle şeddeli ( ذَّ ) yazılır. ذَكَرَ يَذْكُرُ den ( اِذَّكَرَ Hatırladı)

    5) Sülaside ilk harf ( ص ) ve ( ض ) ise, kalıbın ( تَ ) harfi ( ط ) harfine dönüşür.

    صَحِبَ يَصْحَبُ den ( اِصْطَحَبَ Arkadaş oldu) ve ضَرَّ يَضُرُّ den ( اِضْطَرَّ Mecbur kaldı)

    6) Sülaside ilk harf ( زَ ) ise, ( تَ ) harfi ( د ) harfine dönüşür. زَهَرَ يَزْهَرُ den ( اِزْدَهَرَ Çiçek açtı)

    7) Sülaside ilk harfi hemze olan fiiller genellikle hemzelerini muhafaza ederler.

    اَمَرَ يَأْمُرُ den ( اِئْتَمَرَ Toplandı, kongre oldu) ve اَخَذَ يَأْخُذُ den ( اِتَّخَذَ Edindi)

     

  • İnfial Babı Mezid Fiillerden

     

    B) SÜLÂSÎ MÜCERREDE İKİ HARF İLAVESİYLE KURULAN MEZÎD FİİLLER

    Sülâsî mücerrede iki harf ilavesiyle kurulan 5 harfli fiiller 5 ayrı şekilde gelir:

    اِنْفِعَالاً

    يَنْفَعِلُ

    اِنْفَعَلَ

    اِنْكِسَاراً

    يَنْكَسِرُ

    اِنْكَسَرَ

    kırılmak

    kırılıyor

    kırıldı

    اِفْتِعاَلاً

    يَفْتَعِلُ

    اِفْتَعَلَ

    اجْتِمَاعاً

    يَجْتَمِعُ

    اِجْتَمَعَ

    toplanmak

    toplanıyor

    toplandı

    اِفْعِلاَلاً

    يَفْعَلُّ

    اِفْعَلَّ

    اِحْمِرَاراً

    يَحْمَرُّ

    اِحْمَرَّ

    kızarmak

    kızarıyor

    kızardı

    تَفَعُّلاً

    يَتَفَعَّلُ

    تَفَعَّلَ

    تَعَلُّماً

    يَتَعَلَّمُ

    تَعَلَّمَ

    öğrenmek

    öğreniyor

    öğrendi

    تَفَاعُلاً

    يَتَفَاعَلُ

    تَفَاعَلَ

    تَبَاعُداً

    يَتَبَاعَدُ

    تَبَاعَدَ

    uzaklaşmak

    uzaklaşıyor

    uzaklaştı

    Bunların sırasıyla çekimleri ve örnekleri şöyledir:

    1) İNFİÂL (اِنْفِعَالٌ) BÂBI

    Sülâsi mücerredin başına اِنْ harflerinin eklenmesiyle yapılır. Şekil olarak malûm, anlam olarak meçhûldür.

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    اِنْفِعَالاً

    يَنْفَعِلُ

    اِنْفَعَلَ

    اِنْكِسَاراً

    يَنْكَسِرُ

    اِنْكَسَرَ

    kırılmak

    kırılıyor

    kırıldı

    Gayesi: Bu fiilin kuruluşu mutâvaat içindir. Mutâvaat; müteaddî fiilin mef’ûl üzerinde meydana getirdiği tesiri kabullenmesidir. Genellikle bu ölçüde gelen fiiller lâzım olur ve dâima hissî yani maddî bir oluşu ifade eder. Örnek:

    كَسَرْتُ الزُّجاَجَ فَانْكَسَرَ.

    Camı kırdım o da kırıldı.

    قَطَّعْتُ الْحَبْلَ فَانْقَطَعَ.

    İpi parça parça kestim o da kesildi.

    اِنْفِعَالٌ  bâbından örnekler:

    كَسَرَ

    kırdı

    أَكْسَرَ

    kırdırdı

    اِنْكَسَرَ

    kırıldı

    فَتَحَ

    açtı

    اَفْتَحَ

    açtırdı

    اِنْفَتَحَ

    açıldı

    غَلَقَ

    kapadı

    أَغْلَقَ

    kapattı

    اِنْغَلَقَ

    kapandı
     

    Mâzî Çekimi

         

    اِنْكَسَرُوا

    اِنْكَسَرَا

    اِنْكَسَرَ

    kırıldı Gâib  

    اِنْكَسَرْنَ

    اِنْكَسَرَتَا

    اِنْكَسَرَتْ

     

    Gâibe  

     

    …

    اِنْكَسَرْتَ

     

    Muhâtab  
     

    Muzâri Çekimi

         

    يَنْكَسِرُونَ

    يَنْكَسِرَانِ

    يَنْكَسِرُ

    kırılır Gâib  

    يَنْكَسِرْنَ

    تَنْكَسِرَانِ

    تَنْكَسِرُ

      Gâibe  

     

    …

    تَنْكَسِرُ

      Muhâtab  
                                           

    اِنْفِعَالٌ  bâbının kendisi meçhûl mana verdiği için mâzî ve muzâri meçhûlü yoktur.

    Emr-i Hâzırı: يَنْكَسِرُ   kırılır               اِنْكَسِرْ kırıl                

    اِنْكَسِرُوا

    اِنْكَسِرَا

    اِنْكَسِرْ

    kırıl

    اِنْكَسِرْنَ

    اِنْكَسِرَا

    اِنْكَسِرِي

     

    İsm-i Fâili:     يَنْكَسِرُ dan     مُنْكَسِرٌ kırılan

    İsm-i mef’ûlü kullanılmaz.

    *Bu kalıptaki fiillerin ilk harfi hemze-i vasıl olduğundan geçiş halinde okunmaz.

    وَ انْشَقَّ الْقَمَرُ.

    Ve ay yarıldı

    كُسِرَ الْقَلَمُ. (kalem kırıldı)

    اِنْكَسَرَ الْقَلَمُ. (kalem kırıldı)

    Yukarıdaki iki cümle arasındaki fark: Sülâsî meçhûlde söyleyenin zihninde işin ne ile nasıl ve kim tarafından yapıldığı mevcuttur. İnfial bâbında ise bunlar dikkate alınmaz, önemli olan meydana gelen iştir.

      Muzaaf Fiillerin İnfial Kalıbı: Nâkıs İnfiâl Kalıbının Çekimi:
    Mâzî اِنْشَقَّ   yarıldı Mâzî اِنْبَغَى  yakıştı, uydu
    Muzâri يَنْشَقُّ Muzâri يَنْبَغِي
    Mansûb H. يَنْشَقَّ Emir  اِنْبَغِ
    Meczûm H. يَنْشَقَّ – يَنْشَقِّ – يَنْشَقِقْ İsm-i Fâil مُنْبَغٍ
    İsm-i Fâil مُنْشَقٌّ İsm-i Mef’ûl  مُنْبَغىً
    İsm-i Mef’ûl  مُنْشَقٌّ Masdar اِنْبِغاَءً
    Masdar اِنْشِقاَقٌ
  • Müfaale Babı Sülasi Mezid Fiillerden

     

    3) MÜFÂALE (مُفَاعَلَة) BÂBI

    Sülâsî mücerred fiilin fâe’l-fiili ile ayne’l-fiili arasına elif ( ا ) eklenmesiyle olur.

    كَتَبَ yazdı           كَاتَبَyazıştı

     

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    فِعاَلٌ مُفَاعَلَةٌ

    يُفَاعِلُ

    فَاعَلَ
    كِتاَبٌ مُكَاتَبَةٌ يُكَاتِبُ كَاتَبَ
      yazışmak yazışıyor yazıştı
             

    Mezîd fiiller içinde iki masdar kullanan tek kalıptır. Hangisinin daha yaygın olduğu zamanla öğrenilir.

    Gayesi: Daha ziyade bir şahsın diğeri üzerindeki etkilerini belirten müteaddî (geçişli, mef’ûl alan) bir kalıptır. Genel olarak şu manaları gösterir:

    1-Fâilin mef’ûle karşı gösterdiği özelliği belirtir.

    حَسُنَ

    iyi oldu

    حاَسَنَ

    birine iyi muamele etti

    2-Mef’ûlüne harf-i cerle bağlanan fiiller bu kalıba geçtiğinde harf-i cersiz bağlanır. Bazen karşılıklı iş yapmayı da ifade eder.

    قاَمَ عَلَى

    birşeye karşı kalkmak 

    قاَوَمَ

    direnmek

    شَرِكَ

    ortak olmak, katılmak 

    شاَرَكَ

    biriyle ortaklık kurmak

     

     

     

     

    3-Sülâsî fiil bir nesneyi doğrudan etkiliyorsa bu kalıb bu fiilin manasının nesne üzerine yapılma çabasını ve bu mücâdeleyi gösterir.

    سَبَقَ

    geçti

    سَابَقَ

    yarıştı, geçti

    غَلَبَ

    yendi

    غَالَبَ

    yenmeye çalıştı

    فَرَقَ

    ayırdı

    فَارَقَ

    ayrıldı

    دَفَعَ

    kovdu

    دَافَعَ

    savundu

    حَرَبَ

    harbetti

    حَارَبَ

    savaştı

    غَادَرَ

    ayrılıp gitti

    صَافَحَ

    tokalaştı, müsafaha yaptı

    قَتَلَ

    öldürdü

    قاَتَلَ

    öldürmeye çalışmak, savaşmak
             

    4-Bu fiil iki kişi arasında beraberce yapılan bir işi bildirir.  Örnek:

    يُكَاتِبُ خَالِدٌ جَمَالاً.        Halid Cemal’le yazışıyor.

    يُضَارِبُ خَالِدٌ جَمَالاً.      Halit Cemal’le dövüşüyor.

    Not: Bazen bir kişi için de kullanıldığı olur:

    [15]   Allah onları öldürdü kahrettiقَاتَلَهُمُ اللهُ.

    Mâzî Malûm Siygası

    دَافَعُوا …

    دَافَعَا

    دَافَعَ

    savundu
    Mâzî Meçhûl Siygası

    دُوفِعُوا …

    دُوفِعَا

    دُوفِعَ

    savunuldu
    Muzâri Malûm

    يُدَافِعُونَ..

    يُدَافِعَانِ

    يُدَافِعُ

    savunuyor
    Muzâri Meçhûl

    يُدَافَعُونَ..

    يُدَافَعَانِ

    يُدَافَعُ

    savunuluyor

    Emr-i Hâzır

    دَافِعْ

    savun

     

    İsm-i Fâil

    مُدَافِعٌ

    savunan

     

    İsm-i Mef’ûl

    مُدَافَعٌ

    savunulan

     
                 

    Not: a) Müfâale bâbının mâlum ve meçhûl mâzîlerinin uzatmasına dikkat edilmelidir.

     

    b) Ortası illetli ve Muzaaf Müfâale bâbının mâzî çekimi: (ضاَرَّ) zarar verdi

     

    ضاَرُّوا

    ضاَرّاَ

    ضاَرَّ

     

    ضاَرَرْنَ

    ضاَرَّتاَ

    ضاَرَّتْ

     

     

    …

    ضاَرَرْتَ

     

    Ortası illetli ve Muzaaf Müfâale Bâbınının çekimi:

    Sonu Nâkıs (illetli) Müfâale kalıbı:  
     

    ضاَرَّ   zarar verdi

    ناَدَى  seslendi

     
    Mâzî ضاَرَّ Mâzî ناَدَى
    Muzâri يُضاَرُّ Muzâri يُناَدِي
    Meczûm Hali  

    يُضاَرَّ – يُضاَرِّ

    Mansûb Hali يُناَدِيَ
    İsm-i Fâil مُضاَرٌّ Meczûm Hali   يُناَدِ
    İsm-i Mef’ûl   مُضاَرٌّ Emir Hali     ناَدِ
    Masdarlar مُضاَرَّةٌ – ضِراَرٌ İsm-i Fâil مُناَدٍ
        İsm-i Mef’ûl   مُناَدىً
        Masdarlar مُناَداَةٌ – نِداَءٌ
        Mâzî Meçhûl نُودِيَ
        Muzâri Meçhûl يُناَدَى
        Meczûm Meçhûl يُناَدَ
                   

    Not: Bu kalıp (ضاَرَّ), Arapça’da uzun bir sesi takip eden şeddeli harfe ait tek fiil kalıbıdır. Sadece uzun â sesi kendinden sonra şedde alır. Mâzî meçhûl çekiminde şeddeli harfler açılır. Diğer bütün çekimlerde mâlum ve meçhûl arasındaki fark belirsizdir. Cümlenin siyak ve sibakından (konunun seyrinden, gelişinden) anlaşılır.

    Cümle Örnekleri:

    1- خَديِجَةُ تُراَجِعُ دُروُسَهاَ – هُوَ يُراَجِعُ دُروُسَهُ -عُمَرُ يُراَجِعُ دُروُسَهُ – نَحْنُ نُراَجِعُ دُروُسَناَ.

    2- مَنِ الْمُساَفِراَنِ إِلَى الْمَديِنَةِ؟  اَلْواَلِدُ وَ الْخاَلُ مُساَفِراَنِ إِلَى الْمَديِنَةِ.

    3- هَلْ يَسْتَطِيعُونَ أَنْ يُقاَبِلُوا الْوَزِيرَ – شاَهَدَتِ الْمُدَرِّساَتُ الْمَسْرَحِيَّةَ.

    4- كَيْفَ نُعاَمِلُ الْمَرْأَةَ ؟ ماَ واَجِباَتُ الْمَرْأَةِ وَ حُقُوقُهاَ ؟

    5- أَ كُنْتُمْ تُرِيدُونَ أَنْ تُشاَهِدُوا الْمُباَراَةَ ؟ لاَ لَمْ نَكُنْ نُرِيدُ مُشاَهَدَتَهاَ.

    6- أَ كُنْتِ تُرِيدِينَ أَنْ تُقاَبِلِي الْمُدَرِّساَتِ ؟ لاَ ، لَمْ أَكُنْ أُرِيدُ مُقاَبَلَتَهُنَّ .

    7- كَيْفَ كاَنَتِ الْمَرْأَةُ تُعاَمَلُ قَبْلَ الْإِسْلاَمِ ؟ كَيْفَ تُعاَمَلُ الْمَرْأَةُ فِي الْإِسْلاَمِ ؟

    8- لَدَيَّ داَئِماً أَكْثَرُ مِنْ يَوْمٍ بِدوُنِ واَجِبٍ كُلَّ أُسْبُوعٍ – أَحْياَناً لاَ أَعْمَلُ واَجِبِي فَيُعاَقِبُنِي الْمُعَلِّمُ.

    9- سَتُساَعِدُ الْبِنْتُ أُمَّهاَ فيِ إِعْداَدِ الْماَئِدَةِ  –هُوَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ بِرَسُولِ اللَّهِ.

    10- يُحِبُّ جَعْفَرُ الْمُراَسَلَةَ وَ لَهُ أَصْدِقاَءُ كَثيِروُنَ -سَأَذْهَبُ إِلَى الْحَديِقَةِ لِمُشاَهَدَةِ الْحَيَواَناَتِ.

    11- شاَهَدَ عُمَرُ عَدَداً كَبيِراً مِنَ الْمُصَلِّينَ .

    12- ماَذاَ يَفْعَلُ بَعْضُ الناَّسِ فيِ الْإِجاَزاَتِ الطَّوِيلَةِ ؟ يُفَضِّلُ بَعْضُ الناَّسِ السَّفَرَ لِمُشاَهَدَةِ بِلاَدٍ جَدِيدَةٍ  -يُساَفِرُ بَعْضُ الناَّسِ فيِ الْإِجاَزاَتِ الطَّوِيلَةِ  إِلَى بِلاَدٍ جَدِيدَةٍ.

    13- مِنْ فَضْلِكَ ياَ زَوْجِي . ساَعِدْنِي فِي إِعْداَدِ الْماَئِدَةِ . هَلْ تُساَعِدُنِي فِي إِعْداَدِ الْماَئِدَةِ ؟

    14- هَلْ تَقْضِي وَقْتاً سَهْلاً أَمْ صَعْباً ؟هَلْ يُساَعِدُكَ الْواَلِداَنِ فِي عَمَلِ الْواَجِبِ ؟

    15- شاَهِدْنِي أَثْناَءَ مُباَراَةِ الْيَوْمِ . شاَهِدِينِي أَثْناَءَ مُباَراَةِ الْيَوْمِ .

    16- عاَقِبْنِي إِذاَ لَمْ أَسْمَعْ كَلاَمَكَ . عاَقِبِينِي إِذاَ لَمْ أَسْمَعْ كَلاَمَكِ .

    Tercüme:

    1- Hatice derslerini gözden geçiriyor. O derslerini gözden geçiriyor. Ömer derslerini gözden geçiriyor. Biz derslerimizi gözden geçiriyoruz.

    2- Medîne’ye iki yolcu kimdir? Baba ve dayı Medîne’ye yolcudur.

    3- Bakanla karşılaşabilirler mi? Bayan öğretmenler tiyatroyu gördü.

    4- Kadına nasıl muamele ediyoruz? Kadının görevleri ve hakları nelerdir?

    5- Maçı seyretmek istiyor muydunuz? Hayır, onu seyretmek istemiyorduk.

    6- Öğretmenlerle görüşmek istiyor muydun? Hayır, onlarla görüşmek istemiyordum.

    7- Kadın İslâm’dan önce nasıl muamele görüyordu? Kadın’a İslâm’da nasıl muamele ediliyor?

    8- Her hafta ödevsiz birden fazla günüm daima vardır. Bazen ödevimi yapmam. Bu sebeple öğretmen beni cezalandırır.

    9- Kız annesine sofra hazırlamada yardım edecek. O Allah Rasûlü’ne inananlardandır.

    10- Ca’fer mektuplaşmayı seviyor ve onun birçok arkadaşı var. Hayvanları görmek için bahçeye gideceğim.

    11- Ömer çok sayıda namaz kılan gördü.

    12- Uzun tatillerde bazı insanlar ne yapıyor? Yeni ülkeler görmek için bazı insanlar yolculuğu tercih ediyor. Bazı insanlar uzun tatillerde yeni ülkelere yolculuk yapıyor.

     13- Lütfen ey eşim! Sofranın hazırlanmasında bana yardım et. Sofranın hazırlanmasında bana yardım eder misin?

    14- Kolay mı yoksa zor mu vakit geçirirsin? Anne ve baba ödevin yapımında sana yardım ediyor mu?

    15- Bugünün maçı esnasında (bugünkü maçta) beni seyret. (Aynı mana müennes hali).

    16- Sözünü dinlemezsem beni cezalandır. 

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    MÜFÂALE BÂBI İLE İLGİLİ AYETLER

    1- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا …

    (3/ÂL-İ İMRÂN, 200). Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun …

    sabırda ileri gitmek, sabır hususunda üstün gelmeye çalışmak

    صَابَرَ يُصاَبِرُ مُصاَبَرَةً

    muhafaza etmek, gözetmek, salih amel işlemeye devam etmek

    رَابَطَ يُراَبِطُ مُرَابَطَةً

    2- وَلَنْ تَسْتَطِيعُوا أَنْ تَعْدِلُوا بَيْنَ النِّسَاءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ فَلاَ تَمِيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَالْمُعَلَّقَةِ …

    (4/NİSÂ, 129). Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın.

    adil davranmak, adalet etmek, denk tutmak

    عَدَلَ يَعْدِلُ عَدْلاً

    üzerine düşmek, hırs göstermek

    حَرَصَ يَحْرِصُ حِرْصاً

    askıya alınmış, (ne dul ne de kocalı ne evli ne bekar (bir köşeye itilmiş) kuma.. gibi manalar verilebilir).

    اَلْمُعَلَّقَةُ

    meyletti

    ماَلَ يَمِيلُ مَيْلاً

    bırakmak, ilgilenmemek, alakayı kesmek

    وَذَرَ يَذَرُ وَذْراً

           

    3- فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ …

    (3/ÂL-İ İMRÂN, 159). O vakit Allah’tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi. Şu halde onları affet; …

    yumuşak davranmak, yumuşak olmak

    لاَنَ يَلِينُ لِيناً

    katı, sert, ağır, sağlam

    اَلْغَلِيظُ

    katı kalpli, taş yürekli, kaba, sert, haşin

    اَلْفَظُّ

    affetmek

    عَفاَ يَعْفُو عَفْواً عَنْ

    dağılmak, dağılıp gitmek

    اِنْفَضَّ يَنْفَضُّ اِنْفِضاَضاً

                   

    4- اَلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ .

    (83/MUTAFFİFÎN, 11). Ki onlar, ceza gününü yalan sayarlar.

    5- إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلاَةِ قَامُوا كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً .

    (4/NİSÂ, 142). Şüphesiz münafıklar Allah’a oyun etmeye kalkışıyorlar; halbuki Allah onların oyunlarını başlarına çevirmektedir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı da pek az hatıra getirirler.

    tuzak kurmak, aldatmak (Fâil Allah olursa; cezalandırmak)

    خاَدَعَ  يُخَادِعُ  مُخاَدَعَةً

    tembel

    كَسْلاَنُ ج كُسَالَى

    mürâîlik, riyakarlık yapmak, gösterişte bulunmak

    راَءَى  يُرَائِي رِءاَءً مُراَءاَةً

         

    6- لاَ يُؤَاخِذُكُمُ اللّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الأَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلاَثَةِ أَيَّامٍ ذَلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُوا أَيْمَانَكُمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ .

    (5/MAİDE, 89). Allah, kasıtsız olarak ağzınızdan çıkıveren yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutmaz, fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun da keffâreti, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamıyan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin ettiğiniz takdirde yeminlerinizin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi koruyun (onlara riayet edin). Belki şükredersiniz diye Allah size âyetlerini açıklıyor!

    sağlama almak, sağlamlaştırmak

    عَقَّدَ يُعَقِّدُ تَعْقِيداً

    cezalandırmak

    آخَذَ يُؤاَخِذُ مُؤاَخَذَةً

    sıkı sıkıya yemin etmek,(ayette; kasten yemin etmek)

    عَقَّدَ الْأَيْمَانَ

    yemin etmek

    حَلَفَ يَحْلِفُ حَلْفاً

     

  • Tefil Babı Arapça Sülasi Mezid Fiillerden Dersleri

     

    2) TEF’ÎL (تَفْعِيلٌ)    BÂBI

     

    Masdar

    Muzâri

    Mâzî

    وَ تَفْعِلَةً

    تَفْعِيلاً

    يُفَعِّلُ

    فَعَّلَ

    وَ تَعْلِمَةً

    تَعْلِيماً

    يُعَلِّمُ

    عَلَّمَ

     

    öğretmek

    öğretiyor

    öğretti

    Sülâsî mücerred fiilin ortasındaki harfi şeddeli okumak suretiyle 4 harfe çevirerek tef’îl bâbı yapılır.

     

    Gayesi: (فَرِحَ أَخِي) (Kardeşim sevindi) gibi lâzım bir fiili (فَرَّحْتُ أَخِي) (Kardeşimi sevindirdim) gibi müteaddî yapar. Eğer (عَلِمْتُ دَرْسِي) (Dersimi bildim) gibi müteaddî ise (عَلَّمْتُكَ دَرْسَكَ) (Sana dersini öğrettim) gibi bir kat daha müteaddî yapar. Bir işin mübâlağalı olarak çok yapıldığını gösterir.

    (تَفْعِيلٌ) bâbı isimlerde kullanılırsa o isimden türemiş fiil meydana gelir:

    عَذاَبٌ

    azab, ceza

    عَذَّبَ

    azab etti

    نُورٌ

    ışık, nur

    نَوَّرَ

    aydınlattı, nurlandırdı

    خُبْزٌ

    ekmek

    خَبَّزَ

    ekmek yaptı

    خَيْمٌ

    çadır

    خَيَّمَ

    çadır kurdu

    صَلاَةٌ

    namaz

    صَلَّى

    namaz kıldı

    جِلْدٌ

    cilt

    جَلَّدَ

    ciltledi

            bâbı bazen manayı değiştirir: تَفْعِيل-

    مَرِضَ   hasta oldu                    مَرَّضَ   hastayı tedavi etti.

    -Bazen fiilin kendisi çokluk manasını ifade eder:

    Halit Kabe’yi çok tavaf etti.  طَوَّفَ خَالِدٌ الكَعْبَةَ.

    -Bazen fâilinde çokluk ifade eder:

    مَوَّتَ الإبِلُ.   Develer çokça öldü (Birçok deve öldü).

    -Bazen mef’ûlünde çokluk ifade eder:  

    غَلَّقَ خَالدٌ الأَبْوابَ.   Halit çok kapıları kapadı, kilitledi.

    تَفْعِيل  bâbının     إفْعاَلٌbâbından farkı çokluk ve fazlalığı anlatmasıdır.  Örnek:

    كَسَرَ الزُّجَاجَ.

    camı kırdı

    أَكْسَرَ الزُّجَاجَ.

    camı kırdırdı  

    كَسَّرَ الزُّجَاجَ.

    Camı iyice kırıp paramparça etti

     
     

    لَعِبَ

    oynadı

     لَعَّبَ

    fazlaca oynattı  
     

    فَرَغَ

    boşaldı

    فَرَّغَ

    fazla boşalttı  
     

    كَبُرَ

    büyüdü

    كَبَّرَ

    fazla büyüttü  
     

    نَامَ

    uyudu

    نَوَّمَ

    (fazla) uyuttu  
     

    نَظُفَ

    temiz oldu

    نَظَّفَ

    temizledi  
     

    ذَكَرَ

    hatırladı

    ذَكَّرَ

    hatırlattı  
     

    نَبَّهَ

    tenbih etti, uyardı

    فَرَّقَ

    ayırım yaptı  
     

    Mâzî Malûm Çekimi

       

    عَلَّمُوا

    عَلَّمَا

     عَلَّمَ

    öğretti Gâib

    عَلَّمْنَ

    عَلَّمَتَا

    عَلَّمَتْ

      Gâibe

     

     

    عَلَّمْتَ…

      Muhâtab
     

    Muzâri Malûm Çekimi

       

    يُعَلِّمُونَ

    يُعَلِّمَانِ

    يُعَلِّمُ

    öğretiyor Gâib

    يُعَلِّمْنَ

    تُعَلِّمَانِ

    تُعَلِّمُ

      Gâibe

     

     

    تُعَلِّمُ…

      Muhâtab
                                         

     

                        Mâzî Meçhûl Çekimi                      

    عُلِّمُوا

    عُلِّمَا

    عُلِّمَ

    öğretildi Gâib

    عُلِّمْنَ

    عُلِّمَتَا

    عُلِّمَتْ

      Gâibe

     

     

    عُلِّمْتَ…

      Muhâtab

                   Muzâri Meçhûl Çekimi                    

    يُعَلَّمُونَ

    يُعَلَّمَانِ

    يُعَلَّمُ

    öğretiliyor Gâib

    يُعَلَّمْنَ

    تُعَلَّمَانِ

    تُعَلَّمُ

      Gâibe

     

     

    تُعَلَّمُ…

      Muhâtab

    Emr-i Hâzırı   يُعَلِّمُ  dan            عَلِّمْöğret

    İsm-i Fâili       يُعَلِّمُ  dan          مُعَلِّمٌöğreten (öğretmen)

                    öğretilmiş, öğretilen مُعَلَّمٌ      İsm-i Mef’ûlü

    Not: Tef’îl bâbının masdarı تَفْعِيلٌ olur. Ancak sonu illetli olan nâkıs fiillerde ve 3. harfi hemze olan fiillerde تَفْعِلَةٌ şeklinde ta-i merbûta alarak gelir.

    Sonu yâ (ى) ile biten nâkıs tef’îl

     

     

     

    وَلَّى   (görevlendirdi)

      Mâzî

    تَوْلِيَةٌ

    Masdar

    يُوَلِّي

    Muzâri  

    وُلِّيَ

    Mâzî Meçhûl

    يُوَلِّيَ

    Mansûb  

    يُوَلَّى

    Muzâri Meçhûl 

    يُوَلِّ

    Meczûm  

    يُوَلَّى

    Mansûb Muzâri Meçhûl

    وَلِّ

    Emir   

    يُوَلَّ

    Meczûm Meçhûl

    مُوَلٍّ

    İsm-i Fâil  

     

     

    مُوَلًّى

    İsm-i Mef’ûl   
                     

    Cümle Örnekleri:

    1- ماَذاَ يَفْعَلُ الْإِماَمُ ظُهْرَ الْجُمْعَةِ ؟ يُؤَدِّي صَلاَتَهُ . كَيْفَ يُؤَدِّي الْإِماَمُ صَلاَتَهُ ؟ يُؤَدِّي الْإِماَمُ صَلاَتَهُ فِي خُشُوعٍ .

    2- أَلاَ  يُؤَدِّي الْإِماَمُ صَلاَتَهُ فِيِ خُشُوعٍ؟ بَلَى ، يُؤَدِّي صَلاَتَهُ فِيِ خُشُوعٍ.

    3- هَلْ تُؤَدِّي صَلاَتَكَ فِيِ خُشُوعٍ ؟ نَعَمْ ، أُؤَدِّي صَلاَتيِ فِيِ خُشُوعٍ .

    4- هَلِ اسْتَطاَعاَ أَنْ يُؤَدِّياَ الْعَمَلَ ؟ نَعَمْ ، أَمْكَنَهُماَ أَداَؤُهُ.

    5- وَحَّدَ الدِّينُ الْإِسْلاَمِيُّ بَيْنَ الْعَرَبِ – بَلَّغَ النَّبِيُّ رِساَلَةَ اللَّهِ لِلناَّسِ.

    6- مَنْ أَسَّسَ الْمَذْهَبَ الْماَلِكِيَّ ؟– هُدِّدَ[13] ابْنُ سِيناَ بِالْقَتْلِ.

    7- يُعَلِّمُ هَذاَ الْمُعَلِّمُ تَلاَمِيذَهُ الْقُرْآنَ وَ الْحَدِيثَ وَ الْفِقْهَ – ماَ الْعِلْمُ الَّذِي تُفَضِّلُهُ كَثِيراً ؟

    8- مَنْ تُعَلِّمُكِ اللُّغَةَ الْعَرَبِيَّةَ ؟  يُيَسِّرُ اللَّهُ الْأَمْرَ لَهُ – أُؤَدِّي الصَّلَواَتِ داَئِماً فِي الْحَرَمِ.

    9- تُنَظِّفُ الْبِنْتاَنِ الْغُرْفَةَ لأَنَّهُماَ نَشيِطَتاَنِ – وَدَّعَ عُمَرُ عَدَداً كَبيِراً مِنَ الْمُساَفِريِنَ .

    10- يُؤَدِّي الْمُسْلِموُنَ زَكاَةَ الْفِطْرِ صَباَحَ الْيَوْمِ الْأَوَّلِ مِنْ شَواَّل – سَأُقَدِّمُ لَهاَ قَلَماً قَيِّماً .

    11- أَدَّى واَلِدِي الزَّكاَةَ . اَلزَّكاَةُ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ . أَدَّى واَلِدِي الزَّكاَةَ لِأَنَّهاَ فَرِيضَةٌ عَلَى كُلِّ مُسْلِمٍ .

    12- ماَ هِواَيَتُكَ الْمُفَضَّلَةُ ؟ هَذاَ الراَّدْيُو جَمِيلٌ . هَياَّ نَدَّخِرْ لِنَشْتَرِيهِ . كَمْ يُكَلِّفُكَ هَذاَ الراَّدْيُو ؟ يُكَلِّفُنِي عَشَرَةَ دَناَنِيرَ .

    13- فِي بَعْضِ بِلاَدِ الْعاَلَمِ يُكَلِّفُ الْمُدَرِّسُونَ التَّلاَمِيذَ الصِّغاَرَ بِواَجِباَتٍ كَثِيرَةٍ . ماَ مِقْداَرُ الْواَجِبِ تُؤَدِّيهِ كُلَّ يَوْمٍ ؟

    14- لِماَذاَ لَمْ تَعْمَلْ واَجِبَكَ؟ سُؤاَلٌ أسْمَعُهُ كَثِيراً مِنْ واَلِدَيَّ.

    15- اَلْأُمُّهاَتُ يُجَهِّزْنَ الْأَطْعِمَةَ – هَذِهِ الْمَدْرَسَةُ مُنَظَّمَةٌ – هِيَ أَكْثَرُ الْمَداَرِسِ تَنْظِيماً.

    Tercüme:

    1- Cuma öğle (vakti) imam ne yapar? Namazını edâ eder. İmam namazını nasıl edâ eder? İmam namazını huşû içinde edâ eder.

    2- İmam namazını huşû içinde edâ etmez mi? Bilakis namazını huşû içinde edâ eder.

    3- Sen namazını huşû içinde mi edâ edersin? Evet, ben namazımı huşû içinde edâ ederim.

    4- İkisi işi yapabildiler mi? Evet, o ikisi onu yapabildi.

    5- İslâm Dini arapların arasını birleştirdi. Peygamber Allah’ın risâletini insanlara tebliğ etti.

    6- Mâlikî mezhebini kim kurdu? İbn Sînâ ölümle tehdit edildi.

    7- Bu öğretmen öğrencilerine Kur’ân, Hadis ve Fıkıh öğretiyor. (En) çok tercih ettiğin ilim nedir?

    8- Sana kim Arapça öğretiyor? Allah onun işini kolaylaştırsın. Namazları dâima Harem’de edâ ediyorum.

    9- İki kız odayı temizliyor, çünkü onlar çalışkandır. Ömer çok sayıda yolcuyu uğurladı.

    10- Müslümanlar Şevval ayının ilk gününün sabahı fıtır zekatını (sadakasını) edâ eder. Ona değerli bir kalem takdim edeceğim.

    11- Babam zekatı verdi. Zekat her müslümana farzdır. Babam zekatı her müslümana farz olduğu için edâ etti.

    12- En sevdiğin hobin (uğraşın) nedir? Bu radyo güzeldir. Haydi onu satın almak için (para) biriktirelim. Bu radyo sana ne kadara mal olur? Bana 10 dinara mal olur.

    13- Dünyanın bazı ülkelerinde öğretmenler küçük öğrencileri çok ödevle sorumlu tutuyor. Hergün edâ ettiğin vâcip (zorunlu) miktar nedir?

    14- Niçin ödevini yapmadın? (Bu) anne babamdan çok işittiğim bir soru.

    15- Anneler yemek hazırlar. Bu okul düzenlidir. O okulların en düzenli olanıdır.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    TEF’ÎL BÂBI İLE İLGİLİ AYETLER

    1- وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ .

    (2/BAKARA, 155). Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele!

    korku

    اَلْخَوْفُ

    denemek, imtihan etmek

    بَلاَ يَبْلُو بَلاَءً

    acıkmak

    جاَعَ يَجُوعُ جُوعاً

    açlık

    اَلْجُوعُ

    sabretmek

    صَبَرَ يَصْبِرُ صَبْراً

    eksiltmek, azaltmak

    نَقَصَ يَنْقُصُ نَقْصاً

    müjdelemek

    بَشَّرَ يُبَشِّرُ تَبْشِيراً

    ürün, meyve

    اَلثَّمَرُ ج اَلثَّمَرَاتُ

                 

    2- إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تُؤَدُّوا الْأَمَانَاتِ إِلَى أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُمْ بَيْنَ النَّاسِ أَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ …

    (4/NİSÂ, 58). Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…

     

     

    eda etmek

    أَدَّى يُؤَدِّي تأْدِيَةً

    3- ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلاَّ مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ…

    (22/HACC, 30). Durum böyle. Her kim, Allah’ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helâl kılındı. ..

    helâl kıldı

    أَحَلَّ يُحِلُّ إِحْلاَلاً

    saygı göstermek

    عَظَّمَ يُعَظِّمُ تَعْظِيماً

    4- ذَلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ .

    (22/HACC, 32). Durum öyledir. Her kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz bu, kalplerin takvâsındandır.

    yapılması gereken şeyler, vazifeler, hükümler

    اَلشَّعَائِرُ

    5- … إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنْشَأَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنْتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلاَ تُزَكُّوا أَنْفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى .

    (53/NECM, 32). ..(bil ki) Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında ceninler olarak bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.

    ceninler

    أَجِنَّةٌ

    yarattı, inşa etti

    أَنْشَأَ يُنْشِئُ إِنْشاَءً

    temize çıkardı

    زَكَّى يُزَكِّي تَزْكِيَةٌ

    karın

    بَطْنٌ ج بُطُونٌ

     

     

    sakındı

    اِتَّقَى  يَتَّقِي اِتِّقاَءً

             

    6- وَلاَ تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلاَ تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّ اللَّهَ لاَ يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ .

    (31/LOKMÂN, 18). Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.

    yanağı bükmek, kibirlenmek, böbürlenmek

    صَعَّرَ يُصَعِّرُ تَصْعِيراً الْخَدَّ

    şımarmak

    مَرِحَ يَمْرَحُ مَرَحًا

    kendini beğenen

    مُخْتَالٌ

    yanak

    اَلْخَدُّ

    çok övünen 

     

    فَخُورٌ

    yürüdü

    مَشَى يَمْشِي مَشْياً

                   

    7- إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ .

    (38/SA’D, 18). Biz, dağları onun [Dâvud (a.s.) ın] emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi.

    boyun eğdirmek, emrine vermek

    سَخَّرَ يُسَخِّرُ تَسْخِيراً

    tesbih etmek

    سَبَّحَ يُسَبِّحُ تَسْبِيحاً

    akşam

    عَشِيٌّ

      sabah (Güneşin doğduğu vakit)

    إِشْراَقٌ

           

    8- وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ ماَ وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ .

    (7/A’RÂF, 44). Cennet ehli cehennem ehline: “Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenir. “Evet!” derler. Ve aralarından bir çağrıcı, “Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun!” diye bağırır.

    9- وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَى .

    (79/NAZİAT, 36). Ve görene cehennem açık bir şekilde gösterilmiştir.

    gördü

    رَأَى يَرَى رُؤْيَةً

    açığa çıkarmak

    بَرَّزَ يُبَرِّزُ تَبْرِيزاً

    kor halinde, pek kızgın ateş halinde manasında olan Cehennem isimlerinden biri

    اَلْجَحِيمُ

             

     

     

  • Lefif Fiil

    LEFÎF FİİL

    İki illetli harf aynı fiilin içinde bulunursa lefîf fiil adını alır. İki çeşittir:

    1. LEFÎF-İ MEFRÛK: İllet harflerinden biri kelimenin başında diğeri sonunda bulunursa lefîf-i mefrûk denir.

    وَقَى  يَقِي

    korudu  
     

    وَفَى  يَفِي

    sözünü yerine getirdi

     

    وَلِىَ  يَلِي

    yaklaştı (takip etti, izledi)

             

    2. LEFÎF-İ MAKRÛN: İki illetli harf yanyana olarak kelimenin sonunda bulunursa lefîf-i makrûn denir.

    قَوِيَ

    kuvvetli oldu

    حَيِىَ

    yaşadı

    1. Lefîf-i Mefrûk’un Çekimi

    وَقَى يَقِي     korudu

    Malûm Fiili Muzâri Çekimi
    Malûm Fiili Mâzî Çekimi

    يَقيِ   يَقِيَانِ   يَقوُنَ

    وَقَى   وَقَيَا   وَقَوْا

    تَقىِ   تَقِيَانِ   يَقِيْنَ

    وَقَتْ  وَقَتَا   وَقَيْنَ

    تَقِى   تَقِيَانِ    تَقوُنَ

      وَقَيْتَ…                

    تَقِينَ   تَقيَانِ  تَقِيْنَ

     

    أَقِي    نَقِي     نَقِي

     

    Görüldüğü gibi Lefîf-i mefrûk’un mâzî ve muzâri çekimi (يَرْمِي رَمَى ) örneği nâkıs bir fiil gibidir. Ancak misâl özelliği de göz önünde tutularak muzârisinde fâel fiili düşürülür.

    Meçhûlleri      يُوقَى  (يَقِي)      korunuyor                 وُقِيَ (وَقَى)   korundu

             Meçhûl Fiili Muzâri Çekimi         Meçhûl Fiil Mâzî Çekimi

    يُوقَى  يُوقَيَانِ   يُوقَوْنَ

    وُقِيَ    وُقِيَا   وُقُوا

    تُوقَى تُوقَيَانِ   يُوقَيْنَ

    وُقِيَتْ  وُقِيَتَا  وُقِيْنَ

    تُوقَى تُوقَيَانِ   تُوقَوْنَ

    وُقِيْتَ..                  

    توُقَيْنَ تُوقَيَانِ  تُوقَيْنَ

     

    اُوقَى  نُوقىَ   نُوقىَ

     

    Emr-i Hâzırı     قِ  =  (يَقِي)     koru

     

     

    Emr-i Hâzır Çekimi

    قِ      قِيَا    قُوا

    Muhâtab

    قِي      قِيَا    قِينَ

    Muhâtaba

    (..وَقِنَا  عَذَابَ النَّارِ)    Ateşin azabına (karşı) bizi koru  (Bakara, 201).

    İsm-i Fâiliوَاقٍ  – (وَقَى)       koruyan 

    İsm-i Mef’ûlü    مَوْقِيٌّ  – (وَقَى)korunan

    2. Lefîf-i Makrûn’un Çekimi

    İki illetli harfin ortada ve sonda yanyana gelmesi halindeki fiildir.

    طَوَى  يَطْوِي  dürdü (2. bab)         حَيِىَ   يَحْيىَ   yaşadı, canlı oldu  (4. bab)

        Malûm Fiili Muzâri Çekimi

    (يَطْوِى)

    Malûm Fiili Mâzî Çekimi

    (طَوَى)

    يَطْوِي   يَطْوِيَانِ   يَطْوُونَ

    طَوَى  طَوَيَا  طَوَوْا

    تَطْوِي  تَطْوِيَانِ   يَطْوِينَ

    طَوَتْ طَوَتَا  طَوَيْنَ

    تَطْوِي  تَطْوِيَانِ   تَطْوُونَ

    طَوَيْتَ…               

    تَطْويِنَ  تَطْوِيَانِ   تَطْوِينَ

     

    أَطْوِي   نَطْوِي  نَطْوِي

     

    Görüldüğü gibi ikinci babdan gelen Lefîf-i makrûn’un mâzî ve muzâri çekimi

    (يَرْمِي رَمَى ) örneği nâkıs bir fiil gibidir.

    Malûm Fiili Muzâri Çekimi

    (يَحْيَى)

    Malûm Fiil Mâzî Çekimi

    (حَيِيَ)

    يَحْيَى  يَحْيَيَانِ  يَحْيَوْنَ

    حَيِيَ  حَيِيَا   حَيُوا

    تَحْيَى  تَحْيَيَانِ   يَحْيَيْنَ

    حَيِيَتْ حَيِيَتَا  حَيِيْنَ

    تَحْيَى  تَحْيَيَانِ  تَحْيَوْنَ

    حَيِيْتَ…                

    تَحْيَيْنَ  تَحْيَيَانِ  تَحْيَيْنَ

     

    اَحْيَي    نَحْييَ   نَحْيَي

     

    Görüldüğü gibi mâzî ve muzâri çekimi (رَضِيَ  يَرْضَى ) örneği nâkıs bir fiil gibidir.

     

     

    Meçhûlleri:    (يَطْوِي)     يُطْوَى   dürülür                   طُوِيَ   (طَوَى)   dürüldü             

    يُطْوَى  يُطْوَيَانِ  يُطْوَوْنَ

    طُوِيَ   طُوِيَا   طُوُوا

    تُطْوَى  تُطْوَيَانِ  يُطْوَيْنَ

    طُوِيَتْ طُوِيَتَا  طُوِيْنَ

    تُطْوَى…                    

    طُوِيْتَ…                 

    *****

    yaşandı   حُيِىَ   (حَيِيَ)                   yaşanır  يُحْيىَ    (يَحْيَى)   

    يُحْيىَ  يُحْيَيَانِ  يُحْيَوْنَ

     حُيِيَ  حُيِيَا    حُيُوا

    تُحْيىَ  تُحْيَيَانِ  يُحْيَيْنَ

    حُيِيَتْ حُيِيَتَا   حُيِيْنَ

    تُحْيَى تُحْيَيَانِ   تُحْيَوْنَ

    حُيِيْتَ..                  

    تُحْيَيْنَ  تُحْيَيَانِ تُحْيَيْنَ 

    أُحْيَى  نُحْيَى  نُحْيَى

     

    Lefîf-i Makrûn’un Emr-i Hâzırı

    اِطْوِ    (يَطْوِي)

    dür

    اِحْىَ    (يَحْيَى)

    yaşa 

    اِطْوِ    اِطْوِيَا    اِطْوُوا

    Muhâtab

    اِحْيَ   اِحْيَيَا   اِحْيَوْا

    Muhâtab

    اِطْوِي  اِطْوِيَا   اِطْوِيْنَ

    Muhâtaba

    اِحْيَىْ  اِحْيَيَا   اِحْيَيْنَ

    Muhâtaba
               

    İsm-i Fâili       طَاوٍ (طَوَى)   düren            ((حَيِىَ kullanılmaz

    İsm-i Mef’ûlü مَطْوِيٌّ   (طَوَى)  dürülen, dürülmüş,  ((حَيِىَ     مَحْيِيٌّ    yaşanan, yaşanmış

    Genel Cümle Örnekleri:

    1- خَشِيْناَ اللَّهَ فَلَمْ نَفْعَلْ سُوءًا  (خَشِيَ) – اَلشَّهِيداَنِ لَقِياَ رَبَّهُماَ راَضِيَيْنِ (لَقِيَ يَلْقَى)(رَضِيَ).

    2- خَشِيْتُ رَبِّي- لَقِيْتُ صَدِيقِي– عَلَوْتُ بِأَدَبِي- (عَلاَ يَعْلُو)- عَلَوْناَ – عَلَواَ – عَلَوْنَ – عَلَوْا.

    3- رَضِيْتُ بِنَصِيبِي – ماَ الْمُدَّةُ الَّتِي قَضَيْتَهاَ فِي مَكَّةَ ؟  أَيْنَ كُنْتَ تَسْكُنُ ؟

    4- لَقَدْ فَشِلُوا فِي حَياَتِهِمْ لِأَنَّهُمْ لَمْ يَضَعُوا أَماَمَ أَعْيُنِهِمْ هَدَفاً يَسْعَوْنَ لِلْوُصُولِ إِلَيْهِ .

    5- فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقاَلَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ – وَ مَنْ يَعْمَلْ مِثْقاَلَ ذَرَّةٍ شَراًّ يَرَهُ (Zilzâl, 7, 8).(رَأَى يَرَى)

    6- هَلْ بَكَتِ الطِّفْلَةُ ؟ لاَ، لَمْ تَبْكِ الطِّفْلَةُ – هَلْ قَضَيْتَ الْعُطْلَةَ فِي بَلَدِكَ ؟ لاَ ، لَمْ أَقْضِ الْعُطْلَةَ فِي بَلَدِي.

    7- هَلْ بَنَى جَدُّكَ هَذاَ الْمَنْزِلَ ؟ لاَ، لَمْ يَبْنِ جَدِّي هَذاَ الْمَنْزِلَ.

    8- اَلْاِمْتِحاَناَتُ لاَ تَكْفِي وَحْدَهاَ لِمَعْرِفَةِ مُسْتَوَى الطاَّلِبِ – اَلْإِسْلاَمُ لاَ يَدْعُو إِلَى الْحَرْبِ وَ الْقِتاَلِ بَيْنَ الناَّسِ.

    9- بَدَأَ الرَّجُلُ بِماَ نَسِيَتْهُ الْمَرْأَةُ – اَلْمُخْلِصُونَ يَسْعَوْنَ فِي الْخَيْرِ . أَنْتِ تَسْعَيْنَ فِي الْخَيْرِ.

    10- رَأَيْتُ الْفَتاَةَ النَّشِيطَةَ – يَتْلُو[6] صَدِيقِي الْقُرْآنَ فِي الْفَجْرِ – ذَهَباَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ الَّتِي أَتَى مِنْهاَ صَوْتُ الْجَرَسِ.

    Tercüme:

    1- Allah’tan korktuk ve kötülük yapmadık. İki şehit hoşnut bir şekilde Rabb’lerine kavuştu.

    2- Rabbim’den korktum. Arkadaşıma rastladım. Edebimle yükseldim. Yükseldik. İkisi yükseldi. Yükseldiler (müe. + müz.).

    3- Nasibime razı oldum. Mekke’de geçirdiğin müddet ne (kadar)? Nerede oturuyordun?

    4- Hayatlarında başarısız oldular. Çünkü gözlerinin önüne kendisine ulaşmak için çalışacakları bir hedef koymadılar.

    5- Kim zerre miktar hayır yaparsa onu görür. Kim zerre mikdarı şer yaparsa onu görür.

    6- Kız çocuğu ağladı mı?  Hayır, kız çocuğu ağlamadı. Tatili memleketinde mi geçirdin? Hayır tatili memleketimde geçirmedim.

    7- Bu evi deden mi yaptı? Hayır, bu evi dedem yapmadı.

    8- Sadece imtihanlar öğrencinin seviyesini bilmek için yetmez. İslâm insanlar arasında harb ve savaşa çağırmaz.

    9- Adam kadının unuttuklarıyla başladı. İhlaslılar hayırda çalışıyor. Sen hayırda çalışıyorsun.

    10- Çalışkan genç kızı gördüm. Arkadaşım fecirde Kur’ân okur. İkisi kendisinden zil sesinin geldiği okula gittiler.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    NÂKIS VE LEFİF FİİL İLE İLGİLİ AYETLER

    1- إِنَّ اللّهَ لاَ يَخْفَى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء .

    (3/ÂL-İ İMRÂN, 5). Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.

    gizli kalmak

    خَفِيَ يَخْفَى خَفاَءً

    2- وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ .

    (29/ANKEBÛT, 69). (Ama) bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.

    doğru yoldan ayırmamak, (hidâyete) eriştirmek

    هَدَى يَهْدِي هَدْياً

    iyi olan, iyi davranan

    اَلْمُحْسِنُ

    yol

    سَبِيلٌ ج سُبُلٌ

           

    3- إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ .

    (24/NÛR, 51). Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resûlüne davet edildiklerinde, (müminlerin sözü) ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.

    dua etmek, çağırmak

    دَعاَ يَدْعُو دُعاَءً

    itaat etti

    أَطاَعَ يُطيِعُ إِطاَعَةً

    4- وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَإِقَامَ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءَ الزَّكَاةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ .

    (21/ENBİYA, 73). Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.

    vahyetti

    أَوْحَي يُوحِي

    vermek

    آتَى يُؤْتِي إِيتَاءً

    5- اُدْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ …

    (16/NAHL, 125). (Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır …

    6- وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ…

    (9/TEVBE, 71). Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkorlar, …

    نَهَى يَنْهَى نَهْياً

    yasakladı    

    7- أَ تَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ أَنْفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَ فَلاَ تَعْقِلُونَ .

    BAKARA 44. (Ey bilginler!) Sizler Kitab’ı (Tevrat’ı) okuduğunuz (gerçekleri bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?

    اَلْبِرُّ

    (her türlü) iyilik

    تَلاَ يَتْلُو تِلاَوَةً

    okudu

    نَسِيَ يَنْسَى نِسْياَناً

    unutmak

    8- أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ {53/59} وَتَضْحَكُونَ وَلاَ تَبْكُونَ .

    (53/NECM, 59, 60). Şimdi siz bu söze (Kur’ân’a) mı şaşıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!

    عَجِبَ يَعْجَبُ عَجَباً

    şaşmak

    ضَحِكَ يَضْحَكُ ضِحْكاً

    gülmek

    بَكَى يَبْكِي بُكاَءً

    ağlamak

    9- إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ ماَذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ .

    (31/LOKMÂN, 34). Kıyâmet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.

    عِلْمُ السَّاعَةِ

    kıyâmetin ilmi

    اَلْغَيْثُ

    yağmur

    نَزَّلَ يُنَزِّلُ تَنْزِيلاً

    indirmek

    دَرَى يَدْرِي دَرْياً دِراَيَةً

    bilmek
             

    10- وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ .

    (35/FÂTIR, 28). İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da yine böyle türlü renkte olanlar var. Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır.

    داَبَّةٌ ج دَوَابُّ

    hayvan, canlı

    نَعَمٌ ج أَنْعاَمٌ

    büyük baş hayvanlar

    خَشِيَ يَخْشَى خَشْيَةً

    korkmak    
               

    11- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنْفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلاَئِكَةٌ غِلاَظٌ شِدَادٌ لاَ يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ .

    (66/TAHRİM, 6). Ey inananlar! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında, acımasız, güçlü, Allah’ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır.

    وَقُودٌ

    yakıt, yakacak

    شَدِيدٌ ج شِدَادٌ

    güçlü, şiddetli

    غَلُظَ يَغْلُظُ= غَلَظَ يَغْلِظُ غِلْظَةً

    sert ve acımasız davranmak

    وَقَى يَقِي وِقاَيَةً

    korumak

    غَلِيظٌ ج غِلاَظٌ

    sert davranan [(غِلاَظٌ) kelimesi, ism-i fâil olan (غَلِيظٌ) kelimesinin cemi mükesseridir.]

    عَصَى يَعْصِي عَصْياً عِصْياَناً

    başkaldırmak, karşı gelmek, isyan etmek
             

    12- … وَمَنْ يُوقَ شُحَّ نَفْسِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ .

    (64/TEGABUN, 16). … Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    شَحَّ يَشِحُّ شُحاًّ

    cimrilik etmek, hırslı olmak

    وَقَى يَقِي وِقاَيَةً

    korumak
  • Nakıs Fiil

     NÂKIS FİİL

    Lâme’l-fiili (yani son harfi) illet harfi olan fiildir.

    Son harfi vâvdan (و) kaynaklanan uzun elif ise nâkıs-i vâvî,

    دَعَوَ

    den

    دَعَا

    dua etti, çağırdı

    Son harfi yâ (ي ) den kaynaklanan maksûre elif ise nâkıs-i yâî olur.  Fiilde ي  yazılmasına rağmen elif gibi çekerek okunur. Bu tip üstünden sonra gelen (ى) ler noktasız yazılır.

    رَمَىَ

    den

    رَمَى

    attı

    Ecvef fiilin üç çeşit çekimi olmasına karşılık nâkıs fiilin mâzî ve muzârilerinin ayne’l-fiilindeki durumu itibariyle dört çeşit fiil vardır:

    غَزَا  يَغْزُو

    savaştı

    رَمَى  يَرْمِي

    attı

    رَضِيَ   يَرْضَى

    razı oldu

    سَعَى يَسْعَى

    çalıştı

    Şimdi sırayla, sabır ve dikkatle bunların çekimini işleyelim.

    a)1. Babdan gelen Nâkıs-i vâvî       

    غَزَا  يَغْزُو   savaştı   (Aslı birinci babdan غَزَوَ يَغْزُوُ)

     

    Muzâri Çekimi

     

          Mâzî Çekimi

    يَغْزُو  يَغْزُوَانِ   يَغْزُونَ

    غَزَا      غَزَواَ      غَزَوْا

    تَغْزُو  تَغْزُواَنِ  يَغْزُونَ

    غَزَتْ    غَزَتَا      غَزَوْنَ

     

     

    تَغْزُو  تَغْزُواَنِ  تَغْزُونَ

    غَزَوْتَ  غَزَوْتُماَ  غَزَوْتُمْ

    تَغْزِينَ  تَغْزُواَنِ  تَغْزُونَ

    غَزَوْتِ  غَزَوْتُماَ  غَزَوْتُنَّ

    أَغْزُو   نَغْزُو     نَغْزُو

    غَزَوْتُ  غَزَوْناَ    غَزَوْناَ

    Görüldüğü gibi, nâkıs-i vâvî fiil, mâzi çekiminde; müfred gâibde (غَزَا) olarak gelmişken tesniye gâibde tesniye elifi kolay söylenebilmesi için fiilin aslı olan (غَزَوَ)’ye birleşmiş ve (غَزَواَ) olmuştur. Cemi gâibde vâvu’l-cemâa’ya (وا) bitişince (غَزَوُوا) olması gerekirken dile ağır geldiğinden, yanyana gelen iki sükûnun birisinden kurtulmak için şahsı gösteren vâvü’l-cemâa atılamayacağından fiilin illet harfi olan vâv düşürülmüş, vâv’dan önceki üstün harekeyle cemi vâvı bağlanıp (غَزَوْا) haline getirilmiştir. Müfred gâibi (غَزَا) olan fiilin müfred gâibesini yapmak için (تْ) eklenmesi yeterlidir. Fakat burada da “uzatmadan sonra cezm gelince uzatma düşer” kaidesi devreye girmiş ve fiil (غَزاَتْ) halinden aradaki elifin düşmesiyle (غَزَتْ) haline getirilmiştir. Fiil bu hale geldikten sonra müennes tesniyesini yapmak için elif koymak yeterli olmuştur (غَزَتَا). Gâibe cemi müennesde ise nûnu’n-nisve’ye (-ْنَ) bağlanırken illet harfi yine aslına dönmüş ve (غَزَوْنَ) olmuştur. Bundan sonrası ise diğer üçlü mâzî fiillerde olduğu gibidir (غَزَوْتَ  غَزَوْتُماَ غَزَوْتُمْ ..). Bu fiile benzeyen bütün fiillerde aynı formül uygulanacağından kitabın burasına kadar gelip anlayan kimse için umutsuzluğa düşmek abestir. Bol tekrarla anlaşılmayacak konu yoktur.

    Nâkıs-ı vâvî muzâri çekiminde tesniye gâiblerde fiil aslına dönmüş (يَغْزُوَانِ), cemi gâibte vâvu’l-cemâa’ya birleşince yukarıda bahsedilen kaideler gereği kendi illet harfini düşürüp (يَغْزُوُونَ) yerine (يَغْزُونَ) olmuştur. Gâibe cemi müenneste de aynı şekilde fiilin son harfine nûnu’n-nisve dil kolaylığı açısından cezmi atılıp (يَغْزُونَ) olarak gelmiştir. Müennes muhâtaba’da ayne’l-fiilin ötresi, kendisinden sonra gelen ve ses uyumu gereği esreli okunan harf sebebiyle (تَغْزُوِينَ) olarak telaffuzda ağırlık teşkil ettiği için düşürülmüştür. Bundan sonra harfi illetin esre harekesi, ayne’l-fiile aktarılarak (تَغْزِوِينَ) olmuştur. Bu defa yanyana gelen iki sükûnludan illetlisi düşürülmüş, böylece daha rahat kullanılan (تَغْزِينَ) şekli ortaya çıkmıştır.

      

    b) 2. Babdan gelen Nâkıs-ı yâî

              رَمَى  يَرْمِيattı     (aslı ikinci babdan  (رَمَىَ يَرْمِيُ   

         Muzâri Çekimi

                  Mâzî Çekimi

    يَرْمِي  يَرْمِيَانِ  يَرْمُونَ

    رَمَى    رَمَيَا    رَمَوْا

    تَرْمِى  تَرْمِيَانِ  يَرْمِيْنَ

    رَمَتْ   رَمَتَا    رَمَيْنَ

    تَرْمِى تَرْمِيَانِ  تَرْمُونَ  

    رَمَيْتَ  رَمَيْتُماَ  رَمَيْتُمْ

    تَرْمِينَ تَرْمِيَانِ  تَرْمِيْنَ  

    رَمَيْتِ  رَمَيْتُماَ  رَمَيْتُنَّ

    أَرْمِى نَرْمِي  نَرْمِي  

    رَمَيْتُ  رَمَيْناَ  رَمَيْناَ

    Görüldüğü gibi mâzî çekimde iki illet yanyana sakin halde (رَمَيُوا) olarak gelemeyeceği için gâib cemide nâkıs-i yâî düşmüş (رَمَوْا) olmuştur, müfred gâibede uzatmadan sonra cezim gelince (elif-i maksûre) düşmüş (رَمَتْ), tesniye gâibede buna yalnızca tesniye elifi eklenmiş (رَمَتَا), bunların dışında asıldaki yâ geri gelmiştir.

    Nâkıs-i yâî muzâride vâvu’l-cemâaya bitişince fiilin illet harfi düşmüştür. Vâvu’l-cemâayla ses uyumunun sağlanması için de ayne’l-fiilin esresi ötreye çevrilmiştir. Böylece aslı olan (يَرْمِيُونَ) den (يَرْمُونَ) haline gelmiştir.

    c) 4. Bâb’dan gelen Nâkıs-ı yâî

     رَضِيَ   يَرْضَىrazı oldu     (Aslı dördüncü babdan رَضِيَ يَرْضَىُ)

             Muzâri Çekimi

                 Mâzî Çekimi

    يَرْضَى  يَرْضَياَنِ  يَرْضَوْنَ

    رَضِيَ   رَضِياَ  رَضُوا

    تَرْضَى  تَرْضَيَانِ  يَرْضَيْنَ

    رَضِيَتْ رَضِيَتَا  رَضِيْنَ

    تَرْضَى  تَرْضَيَانِ  تَرْضَوْنَ

     رَضِيْتَ رَضِيْتُماَ رَضِيْتُمْ           

    تَرْضَيْنَ تَرْضَيَانِ  تَرْضَيْنَ

    رَضِيْتِ رَضِيْتُماَ رَضِيْتُنَّ

    أَرْضَى  نَرْضَى   نَرْضَى

    رَضِيْتُ  رَضِيْناَ   رَضِيْناَ

    Bu babdaki nâkıs-i yâî mâzî çekimde vâvu’l-cemâa’ya bitişirse fiilin illet harfi düşer. Ayne’l-fiilin esresi (aslındakiرَضِيُوا  ) vâvu’l-cemâaya ses uyumu gereği ötreli bağlanır[1].

    Nâkıs-i yâî, muzâri çekimde vâvu’l-cemâa’ya veya yâu’l-muhâtaba’ya bitişirse aynı şekilde fiilin illet harfi düşer[2].

    d) 3. Bâb’dan gelen Nâkıs-ı yâî

    سَعَى   يَسْعَى çalıştı     (aslı üçüncü babdan سَعَىَ   يَسْعَىُ)

          Muzâri Çekimi

         Mâzî Çekimi

    يَسْعَى يَسْعَياَنِ   يَسْعَوْنَ

    سَعَى   سَعَياَ   سَعَوْا

    تَسْعَى  تَسْعَياَنِ  يَسْعَيْنَ

    سَعَتْ   سَعَتاَ   سَعَيْنَ

    تَسْعَى  تَسْعَياَنِ  تَسْعَوْنَ

     سَعَيْتَ سَعَيْتُماَ سَعَيْتُمْ            

    تَسْعَيْنَ  تَسْعَياَنِ  تَسْعَيْنَ

    سَعَيْتِ سَعَيْتُماَ سَعَيْتُنَّ

    أَسْعَى  نَسْعَى     نَسْعَى   

    سَعَيْتُ  سَعَيْناَ    سَعَيْناَ

    Görüldüğü gibi (سَعَى) (رَمَى) benzeri, (يَسْعَى) da (يَرْضَى) benzeri olarak çekilmiştir. Yukarıda çekimi yapılan (غَزَا) (رَمَى) ve (رَضِيَ) fiillerini ezberleyerek benzerlerinin çekimini bunlara göre yapmak da öğrenmenin bir başka yoludur.

    Emr-i Hâzırları

    Nâkıs-ı vâvî               اُغْزُ     يَغْزُو  savaş

    Nâkıs-ı vâvî emir çekimi

    اُغْزُ       اُغْزُواَ     اُغْزُوا

    Muhâtab

    اُغْزِي     اُغْزُوَا     اُغْزُونَ

    Muhâtaba

    Nâkıs-i yâî

    اِرْضَ  dan  يَرْضَى

    razı ol

    اِرْمِ  den  يَرْمِي

    at

    اِسْعَ  dan يَسْعَى

    çalış
             

     

     

    Nâkıs-i yâî emir çekimi

     

    اِرْضَ      اِرْضَيَا    اِرْضَوْا

    Muhâtab

    اِرْمِ     اِرْمِيَا    اِرْمُوا

    Muhâtab

    اِرْضَىْ[3]  اِرْضَيَا    اِرْضَيْنَ

    Muhâtaba

    اِرْمِى   اِرْمِيَا    اِرْمِينَ

    Muhâtaba
               

     

    اِسْعَ     اِسْعَياَ    اِسْعَوْا

    Muhâtab

    اِسْعَىْ   اِسْعَياَ    اِسْعَيْنَ

    Muhâtaba

    İsm-i Fâilleri

    غَازٍ  غَزَى

    savaşan

    رَامٍ  رَمَى

    atan

    رَاضٍ  رَضِيَ

    razı olan

    ساَعٍ  سَعَى

    çalışan
             

    *Nâkıs fiillerde ism-i fâil ma’rife olduğunda (اَلْفاَعِلُ) kalıbındadır. Nekre olduğunda ise 3. kök harfi düşer ve kesre tenvin alır:

    اَلْهاَدِي  هاَدٍ

    yol gösteren (ref ve cer hâli)

    اَلْهاَدِيَ هاَدِياً

    (nasb hali)

    Cemi müzekkerler de müfredlere benzer bozulmalara uğrar:

    هاَدُونَ  (هاَدِيُونَ)

    ref hali

    هاَدِينَ (هاَدِيِينَ)

    nasb ve cer hâli

    هاَدٍ kalıbındaki çekim bozuklukları sadece ism-i fâile ait değildir. Sonu (و) veya (ي) ile biten pek çok çoğulda aynı durumu gösterir.

     

                                                    İsm-i Mef’ûlleri

    مَغْزُوٌّ    غَزَى

    savaşılan, savaşılmış

    مَرْمِىٌّ    رَمىَ

    atılmış, atılan

    مَرْضِىٌّ    رَضِىَ

     razı olunmuş, razı olunan

    مَسْعِىٌّ    سَعَى

    çalışılmış, çalışılan

     



     

     

    NÂKIS FİİLLERİN MEÇHÛLLERİ

    a) Nâkıs-i vâvî

    يُغْزَى   يَغْزُو

    savaşılıyor

    غُزِيَ    غَزَا

    savaşıldı
        Meçhûl Muzâri  Çekimi

              Meçhûl Mâzî Çekimi

     

    يُغْزَى  يُغْزَيَانِ  يُغْزَوْنَ

    غُزِيَ   غُزِيَا    غُزُوا

     

    تُغْزَى  تُغْزَيَانِ  يُغْزَيْنَ

    غُزيَتْ  غُزِيَتَا  غُزِيْنَ

     

    تُغْزَى  تُغْزَيَانِ  تُغْزَوْنَ

    غُزِيْتَ…          

     

    تُغْزَيْنَ  تُغْزَيَانِ  تُغْزَيْنَ

     

     

    أُغْزَى  نُغْزىَ   نُغْزىَ

     

     
               

    b) Nâkıs-i yâî 

    يُرْمَى   يَرْمِي  

    atılıyor

           رُمِيَ  رَمَى

    atıldı

    Meçhûl Muzâri Çekimi

        Meçhûl Mâzî Çekimi  

    يُرْمَى    يُرْمَيَانِ    يُرْمَوْنَ

    رُمِىَ    رُمِيَا    رُمُوا

     

    تُرْمَى    تُرْمَيَانِ     يُرْمَيْنَ

    رُمِيَتْ  رُمِيَتَا  رُمِيْنَ

     

    تُرْمَى    تُرْمَيَانِ     تُرْمَوْنَ

    رُمِيْتَ…

     

    تُرْمَيْنَ    تُرْمَيَانِ     تُرْمَيْنَ

     

     

    أُرْمَى      نُرْمَى      نُرْمَى

     

               

     

    يُرْضَى  يَرْضَى    

    razı olunur

    رُضِىَ   رَضِيَ

    razı olundu

    Meçhûl Muzâri Çekimi

              Meçhûl Mâzî Çekimi  

    يُرْضَى   يُرْضَيَانِ   يُرضَوْنَ

    رُضِىَ  رُضِيَا    رُضُوا

     

    تُرْضَى   تُرْضَيَانِ    يُرْضَيْنَ

    رُضِيَتْ رُضِيَتَا  رُضِيْنَ

     

    تُرْضَى   تُرْضَيَانِ    تُرْضَوْن

    رُضِيْتَ…

     

    تُرْضَيْنَ   تُرْضَيَانِ     تُرْضَيْنَ

     

     

    أُرْضَى    نُرْضىَ     نُرْضىَ

     

     
               

    Not: a) Nâkıs fiilde cemî vâvı sâkin (cezimli) olduğunda kendisinden sonra hemze-i vasıl gelirse; vâv zamme ile, sakin olan muhâtaba yâ’sından sonra hemze-i vasıl gelirse, yâ kesre ile harekelenir:

    (رَمَوْا) – رَمَوُا الْحِجاَرَةَ.

    Taşı attılar.

    (أَ لَمْ تَرَيْ) – أَلَمْ تَرَيِ الْوَلَدَ؟

    Çocuğu görmedin mi?

            b) Nâkıs fiile zamir birleştiği zaman maksûre olan elif uzun elif haline gelir:

    رَماَهُ مِنَ الناَّفِذَةِ فَسَقَطَ عَلَى الْخِزاَنَةِ.

    Onu pencereden attı (o da) dolabın üzerine düştü.

    Cümle Örnekleri:

    1- خَشِيَ (يَخْشَى)[4] الْمُؤْمِنُونَ رَبَّهُمْ – اَلْمُؤْمِنُونَ خَشُوا (يَخْشَوْنَ) رَبَّهُمْ (خَشِيَ يَخْشَى).

    2- صَحَتِ (تَصْحُو) الْبِنْتاَنِ مُبَكِّرَتَيْنِ – اَلْبِنْتاَنِ صَحَتاَ (تَصْحُواَنِ) مُبَكِّرَتَيْنِ (صَحا يَصْحُو).

    3- رَمَتِ (تَرْمِي) اللاَّعِبَتاَنِ الْكُرَةَ – اَللاَّعِبَتاَنِ رَمَتاَ (تَرْمِياَنِ) الْكُرَةَ (رَمَى يَرْمِي ).

    4- دَنَا (يَدْنُو) الْجُنُودُ مِنَ الْأَعْداَءِ – الْجُنُودُ دَنَوْا (يَدْنُونَ) مِنَ الْأَعْداَءِ (دَنَا يَدْنُو مِنْ).

    5- دَعاَ (يَدْعُو) أَحْمَدُ وَ عَلِيٌّ أَصْدِقاَئَهُماَ إِلَى الْعَشاَءِ – أَحْمَدُ وَ عَلِيٌّ دَعَواَ (يَدْعُواَنِ) أَصْدِقاَئَهُماَ إِلَى الْعَشاَءِ (دَعاَ يَدْعُو).

    6- رَمَى (يَرْمِي) الْكُرَةَ بَعِيداً – نَحْنُ رَمَيْناَ (نَرْمِي) الْكُرَةَ بَعِيداً – دَنَا (يَدْنُو) مِنَ الْبَحْرِ – هُنَّ دَنَوْنَ (تَدْنُونَ) مِنَ الْبَحْرِ.

    7- مَشَى (يَمْشِي) مُسْرِعاً إِلَى مَنْزِلِهِ – أَنْتُماَ مَشَيْتُماَ (تَمْشِياَنِ) مُسْرِعَيْنِ إِلَى مَنْزِلِكُماَ (مَشَى يَمْشِي).

    8- بَكَى (يَبْكِي) عِنْدَماَ ذَهَبَتْ أُمُّهُ – هُنَّ بَكَيْنَ (يَبْكِيْنَ) عِنْدَماَ ذَهَبَتْ أُمُّهُنَّ (بَكَى يَبْكِي).

    9- بَنَى (يَبْنِي) الْمَنْزِلَ فِي سَنَةٍ كاَمِلَةٍ – بَنَيْناَ الْمَنْزِلَ فِي سَنَةٍ كاَمِلَةٍ (بَنَى يَبْنِي).

    10- خَشِيَ (يَخْشَى) الْوُصُولَ مُتَأَخِّراً – هُماَ خَشِياَ (يَخْشَياَنِ) الْوُصُولَ مُتَأَخِّرَيْنِ.

    11- أَصْبَحَتْ غُرْفَتِي جَمِيلَةً عِنْدَماَ طَلَيْتُهاَ بِاللَّوْنِ الْأَزْرَقِ (طَلَى يَطْلِي) – ذَهَباَ إِلَى الْمَنْزِلِ الَّذِي أَتَى مِنْهُ صَوْتُ الْخَرُوفِ (أَتَى يَأْتِي).

    12- دَعَوْتُ (أَدْعُو) صَدِيقِي إِلَى مَنْزِلِي (دَعاَ يَدْعُو) – سَعَيْناَ (نَسْعَى) بَيْنَ الناَّسِ بِالْحَقِّ (سَعَى يَسْعَى).

    13- اَلْأَوْلاَدُ دَعَوْا (يَدْعُونَ) أَصْدِقاَئَهُمْ – اَلْوَلَداَنِ رَمَياَ (يَرْمِياَنِ) الْكُرَةَ .

    14- اَلبَناَتُ مَضَيْنَ إِلَى مَناَزِلِهِنَّ مُسْرِعاَتٍ (مَضَى يَمْضِي) – مَشَيْناَ إِلَى مَنْزِلِناَ مُسْرِعِينَ (مَشَى يَمْشِي).

    15- اَلْبَناَتُ صَحَوْنَ مُبَكِّراَتٍ (صَحاَ يَصْحُو)- اَلرِّجاَلُ دَنَوْا مِنَ الْبِئْرِ (دَنا يَدْنُو).

    16- فاَطِمَةُ وَ لَيْلَى بَكَتاَ كَثِيراً (بَكَى يَبْكِي) – ساَلِمٌ وَ صاَلِحٌ قَضَياَ الْيَوْمَ فِي الْحَدِيقَةِ (قَضَى يَقْضِي).

    Tercüme:

    1- Mü’minler Rabb’lerinden korktu (korkar). (Aynı manada isim cümlesi).

    2- İki kız erken uyandı (uyanır).

    3- İki oyuncu topu attı (atıyor) (müe.).

    4- Askerler (ordu) düşmanlara yaklaştı (yaklaşıyor-yaklaşır).

    5- Ahmet ve Ali arkadaşlarını akşam yemeğine davet etti (çağırdı) (çağırıyor).

    6- Topu uzağa attı (atıyor). Biz topu uzağa attık (atarız). Denize yaklaştı (yaklaşıyor). Onlar (bayanlar) denize yaklaştı (yaklaşıyor).

    7- Hızlıca evine yürüdü (yürür). İkiniz hızlıca evinize yürüdünüz (yürüyorsunuz).

    8- Annesi gidince ağladı (ağlar). Onlar (müe.) anneleri gidince ağladılar (ağlarlar).

    9- Evi tam bir senede yaptı (yapar). Evi tam bir senede yaptık (yaparız).

    10- Geç ulaşmaktan korktu (korkar). İkisi geç varmaktan korktu (korkar).

    11- Mavi boyayla boyadığım zaman ev güzel oldu. İkisi kuzu sesinin geldiği eve gittiler (giderler, yürürler).

    12- Arkadaşımı evime çağırdım (çağırıyorum). İnsanlar arasında hakla çalıştık (çalışıyoruz).

    13- Çocuklar arkadaşlarını çağırdılar (çağırıyorıyorlar). İki çocuk topu attı (atıyor).

    14- Kızlar hızlıca evlerine gittiler (gidiyorlar). Hızlıca evimize yürüdük (yürürüz).

    15- Kızlar erken uyandı (uyanır). Erkekler kuyuya yaklaştı (yaklaşıyor).

    16- Fâtıma ve Leylâ çok ağladı (ağlıyor). Sâlim ve Sâlih bugünü bahçede geçirdiler (geçiriyorlar).

    &&&&&&&&&&

    MEHMÛZE’L-FÂ VE NÂKIS

    Kur’ân’da geçen أَتَى (geldi) fiili başında hemze (أ) olması dolayısıyla mehmûze’l- fa’dır. Kelimenin sonunda da ى gelmesiyle aynı zamanda nâkıstır. Onun da çekimini yapmamız konunun daha da pekişmesini sağlayacaktır:

     

     Muzâri Malûm Çekimi         Mâzî Malûm Çekimi  

    geliyor يَأْتِى  يَأْتِيَانِ  يَأْتُونَ

     

    geldi أَتَى    أَتَيَا   أَتَواْ

     

                 تَأْتِى  تَأْتِيَانِ  يَأْتِيْنَ

     

             أَتَتْ  أَتَتَا   أَتَيْنَ

     

                 تَأْتِى  تَأْتِيَانِ  تَأْْتُونَ

     

            أَتَيْتَ أَتَيْتُماَ  أَتَيْتُمْ

     

                تَأْتِينَ  تَأْتِيَانِ   تَأْتِيْنَ

     

            أَتَيْتِ أَتَيْتُماَ  أَتَيْتُنَّ

     

               آتِي  نَأْتِي    نَأْتِي

     

            أَتَيْتُ  أَتَيْناَ  أَتَيْناَ

     

     

     

     

     

    Muzâri Meçhûl Çekimi

     

    Mâzî Meçhûl Çekimi

     

      gelinir  يُؤْتَى    يُؤْتَيَانِ   يُؤْتَوْنَ

     

    gelindi اُتِيَ      اُتِيَا      أُتُوا

               تُؤْتَى   تُؤْتَيَانِ     يُؤْتَيْنَ

     

           اُتِيَتْ    اُتِيَتَا    اُتِيْنَ

     

               تُؤْتَى   تُؤْتَيَانِ    تُؤْتَوْنَ

     

           اُتِيْتَ    اُتِيْتُماَ   اُتِيْتُمْ

     

                 تُؤْتَيْنَ   تُؤْتَيَانِ   تُؤْتَيْنَ

     

              اُتِيْتِ    اُتِيْتُماَ    اُتِيْتُنَّ

     

                 أُوتَى    نُؤْتَى    نُؤْتَى

     

              اُتِيْتُ     اُتِيْناَ     اُتِيْناَ

     
     

     

    Emr-i Hâzırı

     

    İsm-i Fâil

     

    İsm-i Mef’ûl

     
     

    يَأْتِي  den تِ

    (أَتَى)   dan    آتٍ

    (أَتَى)  dan  مَأْتِيٌّ

     
     

    gel

    gelen

    gelinen, gelinmiş

     
                           

    Emr-i Hâzır Çekimi:

    تُوا    (اِيتُوا) 

    تِيَا

    تِ

    تِيْنَ

    تِيَا

    تِي

    gelin

    ikiniz gelin

    gel

    &&&&&&&&&&

    MEHMÛZE’L-LÂM VE ECVEF

     جَاءَ (geldi) fiilinde hemze son harfte olmasından dolayı mehmûze’l-lâm ve ortası (ا) illet harfi olmasından dolayı da ecvef fiilin özellikleri biraraya gelmiştir. Her ne kadar diğerlerinde olduğu gibiyse de Kur’ân’da ve diğer yerlerde geçtiği için bunun da çekimini yapalım:

     

    Muzâri Malûm Çekimi

      Mâzî Malûm Çekimi  
     

     يَجِئُ   يَجِيئَانِ   يَجِيئُونَ

    geliyor

     جَاءَ     جَاءاَ   جَاؤُوا

    geldi
     

     تَجِئُ    تَجِيئَانِ    يَجِئْنَ

     

    جَاءَتْ  جَاءَتَا  جِئْنَ

     
     

     تَجِئُ…

     

    جِئْتَ…           

     
     

    Emr-i Hâzırı

    İsm-i Fâil

    İsm-i Mef’ûl

     
     

    (يَجِئُ) danجِئْ

    (جَاءَ) den  جَاءٍ

    (جَاءَ)  den   مَجِيئٌ

     
     

    gel

    gelen

    gelinen, gelinmiş

     
                       

    Meçhûlleri:: جِيءَ (يُجاَءُ)    gelindi

     

    Ayet Örnekleri:

    وَأَشْرَقَتِ الْأَرْضُ بِنُورِ رَبِّهَا وَوُضِعَ الْكِتَابُ وَجِيءَ[5] بِالنَّبِيِّينَ وَالشُّهَدَاءِ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْحَقِّ وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ.

    (Mahşer) yeri, Rabbinin nûru ile aydınlanmıştır. Kitap (amel defterleri) konmuş, peygamberler ve şahidler getirilmiş ve kullar arasında adaletle hükmedilmiştir. Onlar asla zulmedilmezler (Zümer, 69).

    وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى؟

    Cehennem de o gün getirilmiştir; ogün insan düşünür, fakat o düşünüp anlamaktan ona ne fayda? (Fecr, 23)

    Emr-i Hâzır Çekimi: جِئْ (يَجِئُ)    gel

     

    جِيئُوا

    جِيئَا

    جِئْ

    جِئْنَ

    جِيئَا

    جِيئِي

     
             

     

  • Ecvef fiil İlletli Fiiller Arapça Dersleri

    B) ECVEF FİİL

    Devamını Oku »