Cehâletin Sebepleri Hadis Usulü Online Oku

41177


Cehâletin Sebepleri:

 

Ravinin
gerek zat ve gerek hal yönüyle meçhul oluşu üç sebebe dayanır:

1.
Ravinin isim, künye, lâkab, nisbet, meslek gibi kendisini tanıtıcı, emsâlinden
tefrîk ve temyîz edici sıfatları bazan birden fazla olduğu halde bunlardan
sadece birkaçı ile tanınmış olur. Kendisinden hadîs alanların, onu, -şu veya bu
sebeple- meşhur olmayan bir sıfatı ile zikretmesi halinde işitenler bunun başka
bir zat olduğu zannına kapılırlar. Bu yüzden o ravinin hali, zat olarak da sıfat
olarak da meçhul kalır. Mesela Muhammed Sâib el-Kelbî’yi bazıları ceddine nisbet
ederek Muhammed İbnu Bişr, bazıları Hammâd İbnu Sâib diye tesmiye etmiş,
bazıları da zâten ihtilaflı olan künyeleriyle Ebu’n-Nadr veya Ebu Said veya Ebu
Hişâm diye tesmiye etmiştir. Böylece rivâyet ettikleri hadis bir olduğu, şahıs
aynı olduğu halde durumu bilmeyenler ravileri farklı kimseler zannetmişlerdir.

Farklı
sıfatları birleştirerek bir şahsa izafe veya aynı müşterek vasfı değişik
kimselere isnâd hususundaki yanlışlıkları tashih etmek için bazı te’lîfat ortaya
konmuştur. Muhaddislerin Mûzıh adını verdikleri bu çeşit kitapların en mükemmeli
Hatîbu’l-Bağdâdî’nin Mûzıh’ıdır.

2.

Cehâletin ikinci sebebi ravinin mukıll olmasıdır. Rivayeti az olana mukıll
dendiği gibi tek râvisi olana da mukıll denir. İster Tâbiîn’den isterse
Etbauttâbiîn’den olsun tek râvisi olan mukıll’ın ismi tasrîh edilmiş olsa bile
meçhûllükten kurtulamaz. Daha önce de temas edildiği gibi bu gibilerden yapılan
rivayetlere Vühdân denir, müstakil kitaplarda cemedilirler.

3.
Ravinin ismi bazen ihtisar (kısaltma, özetleme) maksadıyla zikredilmeyerek
mübhem bırakılır. Rivayeti yapan zat “Bana falanca haber verdi” veya “Bana bir
şeyh haber verdi” veya “Bana birisi haber verdi” veya “Bana bir adam haber
verdi” gibi bir siga kullanır. Bu çeşit mübhem tesmiyeler umumiyetle mukıll olan
raviler hakkında yapılır. Mesela Müslim’de “Haddesenâ sâhibun lenâ=bize
ashâbımızdan biri söyledi ki”, “Huddistü an Yahya İbni Hassân=Yahya İbnu
Hassân’ın rivayeti olmak üzere bana haber verildi ki”, “Haddesenî men semi’a
Haccâcen el-A’vere=Haccâc-ı A’ver’den işiten kimse bana haber verdi ki”,
“Haddesenî ba’zu ashâbına =ashabımızdan birisi bana söyledi ki”, Haddesenî
Ricâlun an Ebî Hüreyrete=Ebu Hüreyre’den naklen bir takım kimseler bana
söylediler ki”, “Belağanî an İbni Ömer=İbnu Ömer’den bana baliğ oldu ki”
şeklinde kısaltmalar mevcuttur.

Durumu
böyle olan raviye mübhem dendiği gibi rivayetine de mübhem rivayet denir. Başka
tariklerde bu isimler sarahat kazanmadığı müddetçe mübhem rivayetler munkatı
addedilir ve sahih kabul edilmez. Sözgelimi Müslim’in mübhemleri başka
tariklerde tesmiye edildiği için onların ittisaline, sıhhatine söyleyecek söz
kalmamıştır.

Hemen
belirtelim ki, müteahhirîn nezdinde bir sika’nın, ahbaranî sikatun “Bana sika
olan zat haber verdi” diyerek mübhem raviyi ta’dil edici bir ifade kullanmış
olması, bu rivayetin makbul addedilmesine yeterli sayılmamıştır. Çünkü bu sika
tarafından adâletine hükmedilen bu meçhul ravi bir başkasına nazaran mecrûh
olabilir. Böyle cerh ve ta’dilin birleşme hallerinde bazılarınca esas prensip
cerhin takdîmi olması haysiyetiyle, ravi sika değil zayıf addedilir.

Ancak,
bu söz, önce de belirttiğimiz üzere, İmam Mâlik, Şâfiî, Buharî gibi
(rahimehümullah) müctehid âlimlerden, bu ilmin otoritelerinden vârid olmuş ise
ravi hakkında tevsik sayılmış, ravinin meçhul değil meşhur kabul edilmesi
gerektiği belirtilmiştir. Bu fikir Ebu’l-Hasen İbnu’l-Kattân’a ait ise de,
çoğunlukla benimsenmiş, İbnu Hacer’in de ifade ettiği üzere “sahih görüş” kabul
edilmiştir.

Üçüncü
bir görüşe göre, “Bana bir sika haber verdi” sigasıyla rivayet edilmiş olan
mübhem rivayet makbuldür, zira, zâhire temessük esastır. İlk üç nesli Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)’ın tezkiyesi sebebiyle bunlar (yani ravi) hakkında asl
olan adalettir. Cerh ise hilaf-ı asl’dır, sübûtu için delil lâzımdır, delil
olmadıkça zann ile asl’olan rücu edip cerh’e hükmedilemez. Ebu Hanîfe ve
Bağdâdî’nin bu kanaatte olduklarını az yukarıda belirtmiştik.[1]



 




[1]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/16-18.