ATFI BEYAN

Atıf harfinden önceki kelimeyi izah etmek için getirilen kelimeye Atf-ı Beyan denir ve iki kelimenin isim veya fiil olmasına göre atf-ı beyan’nın sakladıkları mânalar farklıdır.

(a) İki kelimeninde isim olması durumda  Atf-ı Beyan, ikisi arasında muhatabın muhabbet derecesine bağlı olarak takdir edilmiş bir sürenin zorunlu olarak varlığını imâ eder. Bu nedenlede birden fazla saklı mânaları vardır. Ayrıca hem önceki kelimenin zuhurunda tercih hakkımız yoktur hem de sonraki (Atf-ı Beyan olan) kelimenin zuhurunda tercih hakkımız yoktur. Çünkü âşıka “Niçin âşık oldun” diye sorulmaz.

Örnek : 17/36 : ( إِنَّ السَّمْعَ وَ الْبَصَرَ وَ الْفُؤَادَ كُلُ ّ أُولَئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً … ) “… Muhakkak ki kulak ve göz ve gönül bunların hepisinden sorumludur.” Ayet-i Kerimesindeki “VÂV” lar atıf harfi ve sonra gelen kelimeler de atf-ı beyandır. Çünkü her bir isim’de hem sıfatı saklıdır, hem de bu sıfatın zuhuru olan fiil saklıdır ve o isim ; sıfatı ile bâtınen bilinir, fiili ile de zâhiren bilinir. Bu nedenle ( كَانَ ) nin, isminde ve haberinde : “Ey kulum! Seven görür oldu sonra Duyan oldu, sonra Hayrette kalan oldu, sonra idrâk eden oldu en sonunda da konuşmaz oldu. Sen bu hakikatlerin hangisine şahitlik ettin, … vb mânalar mevcuttur.

(b) İki kelimeninde fiil olması durumda  Atf-ı Beyan, ikisi arasında muhatabın ilim derecesine bağlı takdir edilmiş bir sürenin zorunlu olarak varlığını imâ eder. Ayrıca önceki kelimenin zuhurunda tercih hakkımız yoktur (“iyyâke-na’budu” daki gibi) ama sonraki (Atf-ı Beyan olan) kelimenin zuhurunda tercih hakkımız vardır (iyyâke-nesteîn” deki gibi). Somuncu Baba (k.s) nın Bursa’daki Ulu Câmide Fatiha Suresinin yedi çeşit tefsini yaptığını nakleden kıssadaki gibi birden fazla saklı mânaları vardır

Örnek 1/5 إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ . “Meâli : Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım isteriz.”  Sarf kâidesine göre meâli verilen bu Ayeti Kerimesindeki saklı mânaları bir gün birisi yazar inşEllah ………..

Şayet kişi sebebi önemserse وَ , “Atıf Harfi” olarak isimlenir. Ayeti Kerimeyi KESBÎ olarak yaşadığı için; ya sevinenlerden olur, veya üzülenlerden olur veya korkanlardan olur. Fıkıh ilmi, kişiyi tefekküre yönlendirir. Kesbî amel, kişiyi tezekküre yöneltmez ise, o amel ÂDET haline gelmiş ve ibadet niteliğini kaybetmiş demektir. Tasavvuf tanımıyla gafletle yapılmış bir ameldir. Ayrıca İlmel-yakîn gelene kadar vâv-harfi, atıf harfi olarak görev yapar biligisi saklıdır.

Örnek : 2/5’de إِيَّاكَ نَسْتَعِينُ cümlesi, VÂV’dan sonra geldiği için MÂTUF’dur ve “Mâtuf olmayan, mâtufun ileyh de olamaz.” ve “Sebebi değil, sebebi yaratanın irâdesini seyredin ve önem verin.” anlamları saklıdır. Şöyle de söylenebilir : “Ellah Teala’dan yardım istemesini bilmeyen, O’na kulluk da edemez.”

Mâtuf olmak için meselâ: Namaza başlamadan önce “Yâ Erhamerrahimîn! İkrâmının fakiriyim.” veya benzer cümlelerle Ellah Teala’ya hem sığınıp, hemde yardım isteğenin kılacağı namaz, öncekilerden farklı olur. “Rahmet” ve “Merhamet” in mânalarını da, kendisini gözlemleyerek bilir ve açıklayabilir.

Şayet kişi sebebi yaratanın irâdesini önemserse وَ , “Atf-ı Nesak” olarak isimlenir. Ayeti Kerimeyi VEHBÎ olarak yaşadığı için kişiyi tedebbüre yönlendirir; ya hayret edenlerden olur, veya hayran olanlardan olur, veya sekinet üzere olanlardan olur, ama onda sevinç, üzüntü, korku alâmetleri görülmez. Ayrıca İlmel-yakîn geldikten sonra vâv-harfi, atf-ı nesâk olarak görev yapar biligisi saklıdır.

Atf-Nesak; müfret kelimeleri “ile” manasıyla ve cümleleri “-ip” manasıyla bağlar. Şayet öncesiyle sonrası arasında zıtlık varsa “fakat, ise, de” anlamlarını verir. Atf-ı Nesak’da, kelimelerin hükme bağlanışında, öncelik ve sonralık aranmaz. kaidesi vardır. Bu kaide, Ayeti Kerimeyi yaşamanın vehbî olduğunu saklı olarak bildiren bir kaidedir. Bu takdirde meâl “Yalnız senden yardım isteyip, yalnız sana ibadet ederiz.” anlamında olur.

Atf-ı nesak olarak kullanıldığı cümle, bir “MÂNA DÖNGÜSÜnü saklar. Örnek-1: أُطِيعُ اللهَ وَ الرَّسُولَ cümlesindeki saklı mâna şöyle olabilir. “Ey Ellahım ! O’nu görmeden, seni göremem. Muradın olmadan da, O’nu göremem. O’na itaatim ise, pek çok az. Ne olacak benim hâl’im.” Matuf olan الرَّسُولَ lafzı, matufun ileyh olan اللهَ lafzının harekesini almıştır.

 

VÂV harfinin cümledeki diğer görevleri : Ayeti Kerimelerde, birden fazla görevi olabilir.

2) İbtidâdiye (başlangıç) edatı olur. Cümleleri başlatmaya yarar. Bu durumda atıf edatı değildir. Kendisinden sonraki cümlenin önceki ile bir irtibatı yoktur. Tercümesi yapılmaz, karşılığı yoktur.

3) Sebep edatı olur. Bu vav’dan sonra daima bir fiil bulunur. Mesela; “innellezîne keferû ve kezzebû” cümlesinde; vav’dan sonra gelen fiili işlenmesi halinde, vav’dan önce gelen vasıf ile vasıflanılır. Bunun tersi da olmaz. Küfre sebeb olan fiiller genel olarak üç guruptur; (a) Ellah c.c ve Resulünü s.a.v. Yalanlamak (b) Övülmesi gerekenleri, yermek. (c) Yerilmesi gerekenleri, övmek.

4) Hâl vav’ı olur. Bu vav’dan sonra yan cümle olarak gelen HÂL_isim_cümlesini veya HÂL_fiil_cümlesini, asıl cümleye bağlar .

5) Vasıl edatı olur. Şart edatlarının وَلَوْ ؛ وَإِنْ önüne geldiğinde ..se bile, ..ise de, dığı halde, ..mesine rağmen mânalarına gelir.

6) İsti’nafiye edatı olur. Birbirine atfetme imkanı olmayan iki cümle arasında (biri emir diğeri muzari olması gibi) geldiği zaman bu adı alır. “ve” den öncesinin dilek (talep, inşa), sonrasının haber (bildirme) kipi olması veya tersi olması halinde ortaya çıkar.

7) İ’tiraziye edatı olur. Parantez içi cümle olup, “ama, ki, ya” anlamını verir.

8) Maiyet (beraberlik) edatı olur. Bundan sonraki kelime meful-ü meah olduğu için, devamlı mansubdur. “ ile, birlikte, beraber, boyunca, -le” anlamlarını verir.

9) Kasem (yemin) edatı olur. Sonra gelen ismi mecrur yaptığı için hem harf-i cer, hem de yemin edatı olur.

10) “rubbe” yerine geçer. “nice” anlamını alır.

11) Konuşulan Arapçada, zâid olarak, “illâ” dan sonra gelebilir. Kur’an-ı Kerim’de zâid olarak gelmez. Mutlaka bir görevi vardır.

12) Cemi (çoğul) edatı olur. Cemi müzekker mâzi, muzâri ve emir fiillerinin sonlarına gelerek onları cemi yapar.

13) Cemi müzekker sâlimler ve beş isimlerde REF alameti olarak zammenin yerini tutar.

14) İşbâ edatı olur. Cemi-müzekker muhatab mazi fiillere, mansub zamirle arasına gelirler.