2- Tedlîsü’t-Tesniye: Hadis Usulü Online Oku

42021


2- Tedlîsü’t-Tesniye:

 

Râvinin, hadisini makbul ve sahîh göstermek için
sened de bulunan -fakat kendi şeyhi olmayan- birini zayıf veya kendinden daha
küçük olduğu için atlayarak, hadisi sadece sika raviler rivayet etmiş gibi
göstermesine denir. Tedlis’in en kötü çeşidi, büyük ölçüde bir aldatma mevcut
olduğu için, tesviye tedlisidir.[1]

Bazı münekkidler, Sahihayn râvilerinden tedlîs
yaptığı söylenenlerin bu hareketine, mürsel-i hafî demenin daha uygun olacağı
kanaatindedir. Bunlar tedlis ile mürsel-i hafi’yi çok hassâs bir şekilde
birbirlerinden ayırırlar.

Buna göre tedlîs, mülâki olduğu bilinen kimseden
rivâyet edenler hakkında kullanılır. Birbirinin muâsırı olup mülâki oldukları
bilinmeyenler hakkında mürsel-i hafi tâbiri kullanılır.[2]

Hatîb el-Bağdâdî, müdelles ile mürseli şu
sözleriyle birbirinden kesin olarak ayırmaktadır; “Râvi, hadisi tedlis yaptığı
şeyhten işitmediğini söylerse durum açıkça anlaşılır ve bu sûretle hadîs
müdelles olmaktan çıkarak mürsel olur. Mürsilin işitmediği bir kimseden işitmiş,
görüşmediği bir şahıs ile de görüşmüş zannını uyandırmasıyla hadîs mürsel olmaz.
Fakat anlattığımız tedlîs, müdellisin kimden tedlîs yaptığını açıklamadığı için,
muhakkak ki mürsellik manâsını da taşımaktadır. Müdellesi mürselden ayıran
taraf, ravinin hadis duymadığı kimseden duymuş gibi göstermesidir. Burada işini
gevşek tutan müdellistir. Şu hâle göre bu tedlîsin mürsel manâsını ihtivâ etmesi
gerekir. Mürsel hadis ise tedlîs manâsını ihtivâ etmez; zirâ mürsilini,
duymadığı kimseyi duymuş gibi göstermesi gerekmez. İşte bunun içindir ki âlimler
müdellisleri ayıpladıkları halde mürsilleri ayıplamazlar.”[3]

Bütün çeşitleriyle müdelles hadisin, zayıf
hadisler grubuna girmesinin sebebi gayet açıktır. Çünkü râvilerinin sika yani
hadis rivâyet yönünden güvenilir oldukları sâbit değildir.[4]

Bir râvinin, karşılaşıp görüştüğü kimseden
işitmediği bir şeyi veya muasırı olduğu halde karşılaşmadığı bir kimseden
işitmiş gibi bir şey rivayet edecek olursa, bu rivâyete müdelles hadîs denir. Bu
işi yapana müdellis, bu davranışa da tedlîs denir.

Tedlîs kelime olarak Deles: kökünden gelir,
kararma, gölgelenme demektir. Tedlis satılan malın kusurunu müşterinin gözünden
gizlemek, ayıbı örtmek mânâsına gelir. Istılah olarak, hadîsin senedinde yer
alan bir râvinin ismini -hadis ilminin mütehassıslarından başkasının
anlayamayacağı bir tarzda- iskat ederek, dinleyen üzerinde sema yoluyla almış
intibâını verecek tarzda hadîsi rivayet etmesidir.

Kısacası, Istılah olarak tedlis, rivâyet edilen
hadiste mevcut bir kusuru gizlemek için başvurulan bâzı hîlelerin müşterek
adıdır. Tedlîs zayıflardan vâkî olduğu gibi bazı sikalar da yapmıştır.[5]

Râvi, rivâyetini makbûl ve sahîh göstermek için
senette bulunan, şeyhi dışındaki bir kimseyi zayıf veya kendisinden küçük olduğu
için rivâyet sırasında atlamasıdır. Böylece rivâyeti, sâdece sika râvilerden
müteşekkil bir senedle rivâyet etmiş olur. Bu tedlîse teşviye tedlisi dendiği
gibi güzelleştirme mânâsında tecvîd de denmiştir. Tecvîd tabirini daha çok
kudema kullanmıştır. Tesniye tabirini de ilk defa İbnu’l-Kattân’ın kullandığı
belirtilir.

Usûl kitaplarının kaydettiği misallerden biri
şöyle: “Heysem İbnu Hârice der ki: Ben Velid İbnu Müslim’e: “Sen Evzâî’nin
hadîslerini berbat ettin” dedim. “Nasıl?” diye sordu. Dedim ki: “Sen ani’l-Evzaî
an Nâfi”, keza “ani’l-Evzâî aniz-Zührî”, keza “ani’l-Evzâî an Yahya İbnu Saîd”
diyerek rivayet ediyorsun. Halbuki senden başkaları Evzâ’î ile Nafi’nin arasına
Abdullah İbnu Âmir el-Eslemî’yi, Evzâî ile Zührî’nin arasına İbrahim İbnu
Mürre’yi idhâl ediyorlar”. Bunun üzerine: “Evzâ’î’yi ben, bu gibilerinden
rivâyet edebilecek mertebeden yüksek gösteriyorum. Fena mı?” cevabını verdi. Ben
de:

“Bu adamlar zayıflardan aldıkları ve Evzâ’î
kendilerinden münker hadisler rivâyet ettiği halde sen o râvileri iskat ile o
hadisleri Evzâî, sikattan rivayet etmiş gibi gösterirsen, Evzâî’nin kendisi için
zaif denmez mi? dedim. Lakin o, sözüme hiç aldırmadı”.

A’meş ile Süfyan-ı Sevrî’nin de ara sıra bunu
yaptığını Hatîb nakletmektedir.

Her hal-u kârda bu tedlîs, tedlîslerin en
kötüsüdür. Her çeşit ciddî aldatmalara açık bir rivâyet tarzıdır.[6]



 




[1]

Suphî es-Sâlih, a.g.e., s. 144.



[2]

Suphî Sâlih, a.g.e., s. 148-149.



[3]

Hatîb el-Bağdâdî, el-Kifâye fi ilmi’r-rivâye, Haydarâbâd Dâiretu’l-maarifi’l
Osmâniyye, 1357 s. 357.



[4]

Sabahaddin Yıldırım, Şamil İslam Ansiklopedisi: 4/124.



[5]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/ 116-117.



[6]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/118-119.