1- RÂVİ Hadis Usulü Online Oku

41654

1- RÂVİ

 

Ravi: Su tulumu, arkasında su taşıdıkları
vâsıta, modern tabir ile arroröz; daima hadis ve şiir rivayet eden kimse;
Rivâyetten ism-i fâildir. Râvi, lügat olarak bir haberi anlatan, nakleden,
taşıyan, ileten, getiren kimseye denir. Hz. Peygamber’in söz, fiil, takrir,
ahlak ve şemailine dair bilgi nakleden kimse. Mutlak olarak nakleden, hikaye
eden anlamına gelen “ravi”, hadis usulündeki tarifine göre, hadisi senedi ile
usulüne uygun olarak nakleden kimse demektir. Bir başka tarife göre hadisi
öğrenip eda terimlerinden biriyle kendisinden sonrakilere nakleden hadisçi
demektir. Çoğulu ruvat’tır. Bu mânâda râvi’ye müterâdif olarak müsnid, keza
râviler manasında mutlaka cemi hâlinde ricâl kelimesi de kullanılır. Ravinin
rivayet ettiği nesne de mervî, yani kelime anlamıyla su veya söz ve şiirdir.
Mervî, Resul-u Ekrem (s.a.s)’e nisbet olunan her şey olabileceği gibi Sahâbe,
Tabiun ve başkalarına nisbet olunan şeyler de olabilir.[1]

İlk devir İslam âlimleri, son derece isabetli
bir buluşla, kelimeleri bu lugat anlamlarından alarak, mecazi birer ıstılah
haline getirmişlerdir: Hz. Peygamber pınar’a benzetilmiştir. Eski mervî yani
“su”, onun sözleri olmuştur. Su taşıma; artık yerini Hadis rivayet etmeye, Hz.
Peygamber’in söz ve fiillerini taşımaya bırakmıştır. Su taşıyanın adı da, hadis
ravisine dönüşmüştür; artık onun kabında çeşme suyu değil, Peygamber pınarının
suyu vardır. Eski edebiyat dilimizde “serçeşme” tabiri, Hz. Peygamber’in bir
vasfı olarak kullanılırdı ki, “pınar başı, su başı” manâsına gelmektedir.
Sistemin kelimelerinden de anlaşılacağı üzere; burada, Peygamber pınarının
suyunu, o pınardan doğrudan doğruya içme imkânı olmayanlara ulaştırma
sözkonusudur. Bu duruma göre, hadis ilmi’nin beş temel meselesi ile karşı
karşıya bulunduğumuz ortaya çıkıyor. Bunlar, mecazi ifadesi ile, pınar, su, su
taşıma işi, su taşıyıcılar ve su deposudur. Hadisçi diliyle ve hakiki manası
ile: 1) Hz. Peygamber’in şahsiyeti, 2) Onun hadisleri, 3)
Bu hadislerin gelecek nesillere intikali, rivayeti, 4) Hadislerin
naklinde aracılık vazifesini üstlenen şahıslar, raviler, 5) Nihayet, bu
hadislerin toplandığı kitaplar.

Dirayetul-hadis ilmi, sened ve metnin hallerini
anlamaya imkan veren kurallardan oluşur. İbn Hacer’in tarifine göre, ravi ile
mervinin hallerini anlatan kaidelerin bilinmesinden ibarettir. Bu nedenle ravi
ile mervi, hadis ilminin üzerinde durduğu son derece önemli olan konuların
başında gelmektedir. Hadis usulü konusunda yazılmış olan eserlerde bu ilmin
esasları ve özellikleri anlatılmaktadır.

Rivayet olunmuş hadislerin sıhhati, her şeyden
önce, hadisleri nakleden ravilerin güvenilir (sika) olmalarına bağlıdır. Çünkü
sika olan ravi, kendisi gibi güvenilir, sahih hadisler nakledecektir. Sika
olmayanlar da sahih olmayan, zayıf, vahi ve metruk hadisler naklederler. Bu
nedenle hadis rivayet edenler, hangi tabakadan olursa olsun, bunların, hadisi
kabul olunan kimselerden olması şartı sözkonusudur. Ravinin, hadisi kabul edilen
kimselerden olması da, bir takım şartları kendisinde taşımasına bağlıdır. Hadis
alimleri bu şartları, rivayeti kabul olunan ve olunmayan ravinin sıfatları
ismiyle açıklamışlardır. Açıklanan bu sıfatlardan herhangi birinin noksan
olması, ravinin güvenilir olmaktan çıkmasına sebep teşkil eder. Bu durumda olan
raviler hadis rivayet etseler ve hatta rivayet ettikleri hadisler aslında sahih
olsalar dahi, bu hadisler kendilerinden alınmaz; o hadisleri rivayet eden başka
güvenilir (sika) ravilerden alınır. Ravilerden hadis kabulü ve reddi ile ilgili
bu son derece dakik ve tutarlı kaideler, hadis ilminin sağlam temeller üzerine
bina edildiğini gösterir. Bu hassas kaidelerin geliştirilmesindeki asıl maksat;
İslam dininin Kur’an-ı Kerim’den sonra ikinci kaynağı olan hadisleri sağlam
yollardan elde etmek ve neşretmek gayretidir.

[2]

Normalde râvî’nin meslekten olması şart
değildir. Bu sebeple, râvinin ilim sâhibi olması, rivâyet ettiği haberin
senedindeki ricâlini cerh ve ta’dil yönleriyle tanıması, terettüp eden ahkâm vs.
yönleriyle metni tanıması aranmaz. Râvide aranan yegâne husus rivâyet adabına
riâyetidir, rivâyeti senedli olarak yapmasıdır.

Râvi tâbiri, yeri gelince en küçük derecede yer
alandan en üst derecede yer alan ricâlin, hepsi için kullanılabilen âm bir
tâbirdir.[3]



 




[1]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/513; Subhi
es-Salih, a.g.e., s. 301; Sabahattin Yıldırım, Şamil İslam Ansiklopedisi:
5/227; İsmail Lütfi Çakan, Hadis Usulü, Marmara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi Yayınları: 77.



[2]

Subhi es-Salih, a.g.e., s. 301; Sabahattin Yıldırım, Şamil İslam
Ansiklopedisi: 5/227-228.



[3]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 1/513.