Ulu Caminin Minberindeki Önemli Ayrıntı

43760

 

Kıvrılıp bükülerek giden yollarında araç hareketliliği hiç eksilmeyen, modern zamanların seküler mabetleri olan alışveriş merkezlerinin bulunduğu caddelerinin hıncahınç insanla dolu olduğu bir kadim kent… Bu yönüyle alabildiğine karmaşık, alabildiğine hareketli, alabildiğine bu dünyaya ait bir kent Bursa. Ne araçların akışı bitiyor ne de insanların bir o yana, bir bu yana devinimleri. İnsanı alıp giden bu akışa kapılıp yitmemek o kadar zor ki… “Mahşer nedir” diye sorsalar birine ve o da Bursa’nın bu hareketliliğini gösterip “Şunun gibi bir şey işte!” dese, yalan söylemiş olur mu bilmem.

Bursa’ya kalp gözüyle bakmak gerek!

Ama bu, Bursa’nın ilk bakıldığında görünen makyajlı yüzüdür. Bu yüz, Bursa’nın, mahremini meraklı gözlerden sakınmak için yüzüne taktığı iğreti bir maskedir aslında. Kenti tanıyıp da, onun kılcal damarlarında yürümeye başladığınızda, sizi bir değil, birden fazla paralel hayatın yaşandığı bir sakin dünyanın beklediğini büyük bir şaşkınlıkla görüverirsiniz. Bu dünyanın ilk özelliği sakinliğidir. Bu paralel dünyada hayat, sindirilerek yaşanılır. Telaş yoktur. Her şey sekinet ve huzur üzeredir. Bir şey yapılırken düşünülerek yapılır ve yapılan şeyler üzerinde de düşünülür. Yapılan her şey ya huzur verir ya da hüzün; ama illa ki her şeyin bir karşılığı olur ruhlarda. Öyle hemen tüketilip bitirilmez, bilinir ki sözlerin de bir tarihi vardır, onlar da bir yerden gelip bir yere gitmektedir. Bilinir ki önce söz vardı ve söz kutsaldı.

Bir de böyle bir yönü vardır Bursa’nın. Velhasıl, tanımak için bakmak gerekir Bursa’ya; dünya gözüyle değil, kalp gözüyle bakmak gerekir. Bakıldığında, çok basit görünen birçok şeyin bile, aslında içinde nasıl derinlikler barındırdığı ortaya çıkar. Tıpkı Ulu Cami’nin minberinde olduğu gibi.

Ulu Cami, Bursa’nın kalbi olarak bilinir. Şehrin merkezinde o vardır ve hayat, o merkezden başlayarak gümrah bir şekilde yayılır çevreye doğru. Dıştan bakıldığında insanda hayranlık uyandıran bu heybetli caminin içine girildiğinde, bu heybet, yerini huzura terk eder. Ve sonra gözler caminin içini tarar; biraz duvarlarda, biraz kubbede dolaştıktan sonra bir de minbere değer o göz.

Ulu Cami’nin minberi: Dünya içinde dünya

Ulu Cami’nin minberi, ceviz ağacından kütük kündekâri işçiliği ile yapılmış. Kısım kısım işlenen motifler, geçmeler açılarak minberin alnına kenetlenmiş. Hiç çivi kullanılmayan bu minberde, muhtemelen 6666 parça abanoz kullanılmış. Minberin süslemelerine bakıldığında ise, bunların sadece göze hoş görünme amaçlı sıradan süslemeler olmadığı, her süslemenin bir anlamı olduğu ortaya çıkar.

Mesela minberin doğu cephesine, küresel motifler biçiminde dokuz gezegen ve Güneş Sistemi yerleştirilmiştir. Hem de orijinal sistemine uygun sıralanışına göre olmuştur bu yerleştirme… Güneş Sisteminin arka tarafına yıldızlar ve kuyruklu yıldızlar eklenerek sistemin bütünlüğü sağlanmıştır.

Minberin alt eşikleri de bu ustalıktan nasibini almış. Minberin alt eşiklerinin hem doğu hem de batı taraflarına on ikişer kapı yerleştirilmiş. Toplamda yirmi dört olan bu kapı sayısı, yirmi dört Türk boyunu sembolize etmektedir.

Daha birçok ayrıntıyı bağrında saklayan bu minber bile, önce kendisinin, sonra da Bursa’nın görünüşte basit ama gerçekte nasıl da derin ve gizemli bir dünya olduğuna dair harika bir örnektir. Elhasıl, görmek için bakmayı bilmek gerek, kalp gözü gerek. Bursa, ehl-i dilin keşfini bekliyor dersek pek de yalan söylemiş olmayız sanırım.

 

Ahmet Serin

Dünyabizim