Mübteda Haber

 

MÜBTEDÂ – HABER

İsim cümlesinin, isimle başlayan ve isimden sonra bazen fiille devam eden cümlelere dendiğini daha önce görmüştük. İsim cümlesinin içinde bazen fiil yer almayabilir. Yani bu cümle sadece iki veya daha fazla isimden de oluşabilir.

Nasıl fiil cümlesinin öğelerine fiil + fâil + mef’ûl deniyorsa isim cümlesinin öğelerine de mübtedâ + haber denir.

Mübtedâ genellikle cümlenin başında bulunur. Özel isim ya da zamir, işaret sıfatı v.b. gibi mebnî (harekesi değişmeyen) kelime değilse başına اَلْ  takısı alır. Son harfinin harekesi de elif ve yâ (ا ى) gibi illetli harf değilse ötre olur.

جَيِّدٌ.

اَلْقَلَمُ

Kalem iyidir.

جَمِيلٌ.

اَلْوَلَدُ

Çocuk güzeldir.

Haber

Mübtedâ

 

Haber

Mübtedâ

 

             

Haber kendisiyle hüküm verilen cümle parçasıdır. Tercüme olarak “..dir, ..dır, ..tür, ..tur” takısı verilir. “..güzeldir, küçüktür” gibi. Bundan dolayı “Küllü dırdırın; haber” tabiri; cümlede her …dir veya …dırla biten kelimenin haber olduğuna işaret eder.

Örnek cümlede görüldüğü gibi mübtedâ marife, haber nekre olur. Mübtedâ ile haber arasında müzekkerlik-müenneslik, teklik-ikilik-çokluk bakımından uyum vardır. Yani mübtedâ müzekkerse haber de müzekker olur. Mübtedâ müennes ise haber de son harfin harekesini üstün yapıp yanına kapalı tâ (tâ-i merbuta ة) getirilmek suretiyle müennes yapılır. Mübtedâ tesniye ya da cemi ise haber de kaide gereği tesniye veya cemi yapılır. Örnekler:

اَلْقَلَمُ طَويِلٌ.

Kalem uzundur.

اَلصُّورَةُ قَبيِحَةٌ.

Resim çirkindir.

اَلْبَيْتُ كَبيِرٌ.

Ev büyüktür.

اَلْبَيْتاَنِ كَبيِراَنِ.

İki ev büyüktür[1].

اَلْمُدَرِّسُ غاَئِبٌ.

Öğretmen gâibtir (yoktur).

اَلْمُدَرِّسُونَ غاَئِبُونَ.

Öğretmenler yoktur[2].

اَلصَّفُّ واَسِعٌ.

Sınıf geniştir.

اَلسَّياَّرَةُ جَديِدَةٌ.

Araba yenidir.

       Özel isimler, zaten belirli oldukları için başlarına harf-i tarif almazlar. Allah kelimesi de özel isim olduğu için başına  ayrıca ( اَلْ)     takısı almaz.

اَللَّهُ واَحِدٌ.

Allah birdir.

أَحْمَدُ مُدَرِّسٌ.

Ahmet öğretmendir.

فاَطِمَةُ مُدَرِّسَةٌ.

Fatıma öğretmendir.

زَيْنَبُ جَمِيلَةٌ.

Zeynep güzeldir.

خاَلِدٌ نَشِيطٌ.

Halit çalışkandır.

Zamirler ismin yerini tutan kelimelerdir. Mübtedâ oldukları takdirde özel isme işaret ettikleri için başlarına اَلْ takısı  almazlar. Mebnî olmaları dolayısıyla da son harflerinin harekesi değişmez. Mahallen merfû (ötre) olur.

شَاعِرٌ.

أَنَا

Ben şairim.

Haber

Mübtedâ

 

هِيَ عاَئِلَةٌ.

O bir ailedir.

هُوَ صاَدِقٌ وَ أَميِنٌ.

O doğru ve emindir.

أَنْتِ  مُمَرِّضَةٌ.

Sen hemşiresin.

هُوَ مُحَمَّدٌ.

O Muhammed’dir.

Aynı şekilde sonuna tenvin almayan (gayr-i munsarif) özel isimler, haber diye sonu ötre tenvin yapılmaz.

هِيَ فاَطِمَةُ.

O Fâtıma’dır.

*Mübtedâ bu cümlelerde görüldüğü üzere munfasıl (ayrı) zamir halinde geldiği gibi, isimle birleşmiş muttasıl zamirli bir kelimeyle de gelebilir. Görüldüğü gibi mübtedâ marife olarak gelmektedir. Başında harf-i tarif olmadığı halde zamirler ve işaret isimleri belli bir varlığa delalet ettikleri için marifedirler. Sonuna zamir birleşmiş isimler de zaten marife olduklarından başlarına harf-i tarif (اََل) almazlar:

قَلَمُهاَ صَغِيرٌ.

(Onun) kalemi küçüktür.

بَيْتُناَ جَمِيلٌ.

Evimiz güzeldir.

واَلِدُهُ كَرِيمٌ.

(Onun) babası cömerttir.

أُمُّكِ جَمِيلَةٌ.

Annen güzeldir.

حَدِيقَتُهُمْ واَسِعَةٌ

Bahçeleri geniştir.

Sonuna muttasıl zamir alan isimler aynı şekilde haber diye ötre tenvin değil, sadece ötre hareke alırlar:

هَذِهِ صَديِقَتُكِ.

Bu senin arkadaşındır.

هَذِهِ صَديِقَتُهاَ.

Bu onun arkadaşıdır.

صَدِيقَتُكَ جَمِيلَةٌ.

Arkadaşın güzeldir.

Not:

اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.    Çocuk ata bindi.

                                            Haber       Mübtedâ

Bu cümlede de görüldüğü gibi; fâil isim olarak başa geldiğinden cümle; isim cümlesidir. İsim cümlesi olduğu için artık öğelerini fâil-fiil-mef’ûl şeklinde değil, mübtedâ-haber şeklinde söyleriz. Cümlenin öznesi mübtedâdır ve haberi de bir fiil cümlesidir.

FAkıldan çıkarılmaması gereken husus; isim cümlesinin öğeleriyle fiil cümlesinin öğelerini birbirine karıştırmamaktır. Meseleyi özetleyecek olursak cümleler şu kelime parçalarından oluşur:

İsim Cümlesi:

Mübtedâ+ Haber       اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.          →  Çocuk ata bindi.

                                       Haber         Mübtedâ

Fiil Cümlesi:

Fiil+ Fâil+ Mef’ûl         الْوَلَدُ  الْحِصاَنَ. رَكِبَ        →  Çocuk ata bindi.

                                     Meful      Fâil    Fiil

Gramerde her cansız çoğul tek bir müennes hükmündedir.  Yani cansız varlıklar ya da hayvanlarda, kelimenin müfredi müzekker olsa bile çoğul yapıldığında tek bir müennese uygulanan kaide uygulanır. Örnekler:

كِتاَبٌ    kitap (müfredi müzekker)

كُتُبٌ           kitaplar

زَهْرَةٌ     çiçek  (müfredi müennes)

زُهُورٌ           çiçekler

 

اَلْكُتُبُ كَثِيرَةٌ.

Kitaplar çoktur.

 

 

اَلزُّهُورُ جَمِيلَةٌ.

Çiçekler güzeldir.

 

 

اَلْأَقْلاَمُ طَوِيلَةٌ.

Kalemler uzundur.

 

 

اَلسَّياَّراَتُ سَرِيعَةٌ.

Arabalar hızlıdır.

 

         

 

Haberin Cümle Oluşu

Haber bazen tek bir kelimeden (müfred  isim) oluştuğu gibi, bazen cümleden, bazen de harf-i cerli ya da zarflı cümle parçasından (şibh-i cümle) oluşabilir.

a) Müfred Haber: Şimdiye kadar gördüğümüz cümlelerde olduğu gibi haber; sonu illetli olmayan müfred (tekil) bir isimden oluştuğu takdirde son harfi ötre tenvinlidir:

خاَلِدٌ طاَلِبٌ.

Halit öğrencidir.

خَديِجَةُ مُجْتَهِدَةٌ.

Hatice çalışkandır.

b) Cümle olan Haber: Aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi mübtedâdan sonra gelen kısım başlı başına bir cümledir[3].

اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.

Çocuk ata bindi.

اَلْاَوْلاَدُ ذَهَبُوا.

Çocuklar gittiler.

اَلنِّساَءُ ذَهَبْنَ.

Kadınlar gittiler.

c) Şibh-i Cümle olan Haber: Şibh-i cümle; cümle benzeri demektir. Harf-i cerle (yanındaki kelime olan) mecrûrundan, zarfla yanındaki kelimeden oluşan cümle parçasına tam bir cümle olmadıkları için şibh-i cümle (cümle benzeri) denir.

1) (Şibh-i cümle) Zarf olan haber:

اَلْغَيْبُ عِنْدَ اللَّهِ.

Gayb Allah’ın yanındadır.

حَقيِبَتُهُ تَحْتَ السَّياَّرَةِ.

Çantası arabanın altındadır.

حَقيِبَتُهُ عِنْدَ السَّياَّرَةِ.

Çantası arabanın yanındadır.

2) (Şibh-i cümle) Câr-mecrûr olan haber:

هَذِهِ النَّظاَّرَةُ لِواَلِدَتِكِ.

Bu gözlük annenindir.

هَذاَ الْقَلَمُ لِواَلِدِهاَ.

Bu kalem onun (müe) babasınındır.

خَديِجَةُ فيِ الْحَديِقَةِ.

Hatice bahçededir.

اَلْمُؤْمِنُ فِي الْجَنَّةِ.

Mü’min cennettedir.

Örneklerde görüldüğü gibi haberi şibh-i cümle olan cümlelerde mübtedâ ile haber arasında müzekkerlik müenneslik vs. uyum aranmaz.

 * (هَذاَ –  هَذِهِ) işaret isimleri marife kelimenin yanında mübtedâyı işaret etmektedir ve cümleye herhangi bir etkisi yoktur. Ancak nekre kelimenin önünde gelirse tıpkı zamirde olduğu gibi kendileri mübtedâ, nekre isim ise haber olur:

هَذاَ         تِلْمِيذٌ.

Bu öğrencidir.

                                   Haber     Mübtedâ

هَذاَ التِّلْمِيذُ     نَشِيطٌ.

Bu öğrenci çalışkandır.

                              Haber         Mübtedâ

هَذِهِ الساَّعَةُ    لِواَلِدِي.

Bu saat babamındır.

                            Haber          Mübtedâ

هَذِهِ الساَّعَةُ    لَهُ.

Bu saat onundur.

                                 Haber     Mübtedâ

هَذِهِ لَهُ.

Bu onundur.

                                                     Haber Mübtedâ (mahallen merfû)

*Arapça’da haber edatı yoktur. Tercümede biz onu gerektiği şekilde ilave ederiz.

أَناَ أَناَ.

Ben benim.

أَنْتَ أَنْتَ.

Sen sensin.

هُوَ هُوَ.

O odur.

 

 

Not: Başta gelen soru edatları genellikle haberdir:

كَيْفَ أَنْتَ ؟

Nasılsın ?

مَنْ أَنْتَ ؟

Sen kimsin?

مَتَى الْإِمْتِحاَنُ ؟

İmtihan ne zaman?

 

Bu cümlelerde (كَيْفَ)( مَنْ) ve (مَتَى) haber olup soru edatı olduğundan başa geçmesi zorunludur[4]. Sonra gelen kelimeler de mübtedâdır.

Genel Cümle Örnekleri:

 

هَذِهِ تِلْمِيذَةٌ.

Bu öğrencidir (müe).

 

هَذِهِ التِّلْمِيذَةُ نَشِيطَةٌ.

Bu öğrenci çalışkandır (müe).

 

هَذاَ الْمَكاَنُ هاَدِئٌ.

Bu mekan sakindir.

 

هَذِهِ مُنَظَّمَةٌ.

Bu düzenlidir.

 

هَذِهِ الْمَدْرَسَةُ مُنَظَّمَةٌ.

Bu okul düzenlidir.

 

هَذِهِ الصَّدِيقَةُ مُخْلِصَةٌ.

Bu arkadaş ihlaslıdır.

صَدِيقَتُكَ مُخْلِصَةٌ.

Arkadaşın ihlaslıdır (müe).

صَدِيقُكَ مُخْلِصٌ.

Arkadaşın ihlaslıdır (müz).

اَلْبِنْتُ دَخَلَتِ الْحَديِقَةَ.

Kız bahçeye girdi.

اَلْمُدَرِّسُ دَخَلَ الْفَصْلَ.

Öğretmen sınıfa girdi.

اَلْمُدَرِّسَةُ ماَ قَرَأَتِ الْقِصَّةَ.

Öğretmen hikayeyi okumadı.

هَذِهِ الساَّعَةُ لِواَلِدَتيِ.

Bu saat annemindir.

هَذِهِ الساَّعَةُ لَهاَ.

Bu saat onundur.

هَذِهِ  لَهاَ.

Bu onundur.

 

أَحْمَدُ فَقِيرٌ.

Ahmet fakirdir.

سَياَّرَتُكَ جَديِدَةٌ.

Araban yenidir.

 

مَلْعَبُناَ واَسِعٌ.

Oyun sahamız geniştir.

اَلشَّرِكَةُ مَشْهوُرَةٌ.

Şirket meşhurdur.

 

اَلزِّحاَمُ شَدِيدٌ.

Kalabalık şiddetlidir.

اَلْحَياَةُ سَعِيدَةٌ.

Hayat mutludur.

 

اَلْمَعْرِضُ مُسْتَمِرٌّ.

Sergi devamlıdır.

اَلسَّياَّرَةُ سَرِيعَةٌ.

Araba hızlıdır.

 

اَلْجَوُّ حاَرٌّ.

Hava sıcaktır.

اَلْحَدِيقَةُ جَمِيلَةٌ.

Bahçe güzeldir.

 

اَلْواَجِبُ ضَرُورِيٌّ.

Ödev zaruridir.

اَلْأُمُّ كَالْمَدْرَسَةِ.

Anne okul gibidir.

 

اَلْأُسْتاَذُ غاَئِبٌ.

Hoca gâibtir (yoktur).

اَلطاَّئِرَةُ سَرِيعَةٌ.

Uçak hızlıdır.

 

سَعيِدٌ فَقيِرٌ.

Said fakirdir.

أُخْتيِ نَشِيطَةٌ.

Kızkardeşim çalışkandır.

 

اَلْمُدَرِّسُ جَديِدٌ.

Öğretmen yenidir.

اَلْمُدَرِّسَةُ جَديِدَةٌ.

(Bayan) Öğretmen yenidir.

 

اَلْإِسْلاَمُ دِينِي.

İslâm dinimdir.

مَدْرَسَتُناَ قَريِبَةٌ.

Okulumuz yakındır.

 

اَلْكِتاَبُ مُفيِدٌ.

Kitap faydalıdır.

حَدِيقَتُكُمْ جَمِيلَةٌ.

Bahçeniz güzeldir.

 

اَلطاَّلِبُ مُجْتَهِدٌ.

Öğrenci çalışkandır.

اَلْبِنْتُ صَغيِرَةٌ.

Kız küçüktür.

 

اَلْجَوُّ لَطِيفٌ.

Hava hoştur, güzeldir.

سَياَّرَتُهاَ جَديِدَةٌ.

Arabası yenidir.

 

اَلْمَوْزُ لَذيِذٌ.

Muz lezzetlidir.

حَدِيقَتُهُنَّ جَمِيلَةٌ.

Bahçeleri güzeldir.

 

اَلْوَلَدُ صاَدِقٌ.

Çocuk doğrudur.

اَلطاَّئِرَةُ مُتَأَخِّرَةٌ.

Uçak gecikmiştir.

 

هَذاَ هُوَ.

Bu, odur.

هَذِهِ هِيَ.

Bu, odur.

 

صَديِقيِ مُخْلِصٌ.

Arkadaşım ihlaslıdır.

صَديِقَتِي مُخْلِصَةٌ.

Arkadaşım ihlaslıdır.

 

مُحَمَّدٌ نَشِيطٌ.

Muhammed çalışkandır.

زَيْنَبُ نَشِيطَةٌ.

Zeyneb çalışkandır.

 

ألتاَّجِرُ كَرِيمٌ.

Tacir cömerttir.

 

 

                   

 

KONULARLA İLGİLİ AYETLER

الْأُولَى.

مِنَ

لَكَ

خَيْرٌ

لَلْآخِرَةُ

1- وَ

 

Mecrûr (isim)

Harfu cer

Câr- mecrûr

Haber

Mübtedâ

Harfu Atıf

 

 

 

 

(لَ) Lâmü’l-ibtidâ[5]

 

                   

(93/DUHÂ, 4) Gerçekten ahiret senin için birinciden (dünyadan) hayırlıdır.

 

اَلْآخِرَةُ

ahiret

خَيْرٌ

hayırlı, iyi, daha iyi

لَ..

gerçekten (Te’kîd lâmı)

 

الْأُولَى

ilk, birinci[6].

 

2- فَأُمُّهُ هاَوِيَةٌ.

 

(101/KARİA, 9) Onun anası (barınağı, sığınağı) hâviyedir (içi ateşle dolu uçurumdur).

 

اَلْهاَوِيَةُ

içi ateşle dolu uçurum, çok derin çukur

اَلْأُمُّ

anne

 

3- اَلشَّمْسُ وَ الْقَمَرُ بِحُسْباَنٍ.

 

(55/RAHMÂN, 5) Güneş ve ay bir hesabladır (hesaba göredir).

 

اَلشَّمْسُ

güneş

الْقَمَرُ

ay

 

حُسْباَنٌ

saymak /azab, bela /hesap, güneş ve ayın belli bir hesaba göre hareket etmesi

 

4-… واللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ.

 

(9/TEVBE, 27) Allah gafûrdur (bağışlayandır),  rahimdir (merhametli ve esirgeyendir).

 

غَفُورٌ

çok bağışlayan (1. Haber)

رَحِيمٌ

çok merhametli, çok esirgeyen (2. Haber)

 

 

 

 

 

 

النَّهاَرِ[7].

وَ

بِاللَّيْلِ

مَناَمُكُمْ

آياتِهِ

مِنْ

5- وَ

 

Ma’tûf

Harfu Atıf

câr-mecrûr

Mübtedâ muahhar

mecrûr

câr

Harfu Atıf

 

 

 

Ma’tûfun aleyh

 

Haber mukaddem

                           

(30/RUM, 23) Gecede ve gündüzde uyumanız  O’nun (varlığının) delillerindendir (ayetlerindendir)[8]. 

 

مَناَمٌ

uyku, uyumak [burada; (وَمِنْ آياتِهِ) manayı vurgulamak için öne geçmiş haber (haber mukaddem),  (مَناَمُكُمْ) de sonraya kalan mübtedâdır (mübtedâ muahhar)].

Ayrıca atıf harfi olan (وَ) dan sonra gelen isim ma’tûftur. Kendinden önceki  harf-i cerin hükmü atıf vâvıyla (النَّهاَرِ) kelimesini de esre yapmıştır.

 

6- وَالْعَصْرِ .  إِنَّ الْإِنْساَنَ لَفِي خُسْرٍ.

 

(103/ASR, 1-2) Zamana (ya da ikindi vaktine) yemin olsun ki, hakikaten insan ziyandadır .

 

وَ

…a yemin olsun ki, (وَ Kelimenin sonunu esre yaptığı takdirde yemin ifade eder. Yapmadığı takdirde “ve” anlamındadır. Yani yemin vavını diğerlerinden ayıran son harfini esre yapmasıdır. Kasem (yemin) harfi olan vavdan sonra gelen isim daima mecrûrdur.)

 

إِنَّ

gerçekten, hakikaten.

İsmin önüne gelir ve sonunu üstün yapar. Sonuna mebni muttasıl zamirler birleşebilir: إِنَّهُ (gerçekten o),   إِنَّهُماَ (gerçekten o ikisi), إِنَّهُمْ (gerçekten onlar)…

 

لَ

te’kîd lâmı, manayı pekiştirmeye yarar, harekeye tesiri yoktur

 

اَلْخُسْرُ

zarar, ziyan

 

7- قاَلُوا طاَئِرُكُمْ مَعَكُمْ …

 

(36/YÂSÎN, 19) (Elçiler şöyle) dediler: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir.

 

طاَئِرٌ

uğursuzluk

قاَلَ (قاَلَ – قاَلاَ – قاَلُوا \ قاَلَتْ – قاَلَتاَ ..)

dedi, söyledi

 

(قاَلَ) den sonra iki nokta üst üste (:) varmış gibi kabul edilir ve ondan sonra gelen ibareye ma’kûlü’l-kavl denip yeni bir cümle olarak işlem görür. Örneğin burada (طاَئِرُكُمْ) mef’ûl ya da fâil değil mübtedâdır, (مَعَكُمْ) de haberdir.

 

8- وَماَ أَنْزَلْناَ عَلَى قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّماَءِ …

 

(36/YÂSÎN, 28) Biz ondan sonra onun kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik.

 

أَنْزَلَ

indirdi

مِنْ بَعْدِهِ

ondan sonra

 

جُنْدٌ

ordu

قَوْمٌ

kavim, topluluk, millet

 

9- إِناَّ جَعَلْناَ فِي أَعْناَقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الْأَذْقاَنِ.

 

(36/YÂSÎN, 8) Biz onların boyunlarında bağlar yaptık ve o (halka)lar çeneleri(n)e (kadar dayanmaktadır).

 

إِناَّ

gerçekten biz

جَعَلَ

kıldı, yaptı, yarattı

 

اَلْأَعْناَقُ

boyunlar

اَلْأَذْقاَنُ

çeneler

 

اَلْأَغْلاَلُ

halkalar, bağlar

 

 

 

10- خَلَقَ الْإِنْساَنَ مِنْ صَلْصاَلٍ كَالْفَخاَّرِ وَ خَلَقَ الْجاَنَّ مِنْ ماَرِجٍ مِنْ ناَرٍ.

 

(55/RAHMÂN, 14, 15) İnsanı (başlangıçta) pişmiş çamur gibi bir kuru çamurdan yarattı ve cinleri ateşten dumansız bir alevden yarattı.

 

صَلْصاَلٌ

(kuruluğundan dolayı kendisine vurulduğunda ses çıkaran) kuru çamur

 

كَ

gibi (harf-i cer)

الْماَرِجُ

parlak alev, dumansız alev

 

اَلْفَخاَّرُ

pişmiş çamur; tuğla ve kiremit cinsinden bir madde

اَلْجاَنُّ

cinler

 

11- خَلَقْتَنِي مِنْ ناَرٍ وَ خَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ.

 

(7/A’RÂF, 12) (Şeytan Allah’a şöyle dedi:) Beni ateşten yarattın onu çamurdan yarattın…

 

 

اَلطِّينُ

çamur

خَلَقَ

yarattı

 

12- … عَلَّمَ آدَمَ الْأَسْماَءَ كُلَّهاَ ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْملاَئِكَةِ …

 

(2/BAKARA, 31) (Allah) Adem’e bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere gösterdi..

 

عَلَّمَ

öğretti

الْأَسْماَءُ

isimler

 

كُلَّهاَ

bütün, her (mübteda vs. olmayıp burada olduğu gibi te’kit yani pekiştirme görevi yaptığı zaman kendinden önceki ismin harekesine tâbi olur. Sonundaki zamir kendinden önceki isme aittir.)

 

ثُمَّ

sonra

الْملاَئِكَةُ

melekler

عَرَضَ

gösterdi, arzetti

 

13-… ياَ آدَمُ إِنَّ هَذاَ عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ …

 

(20/TÂHÂ, 117) (Allah Adem’e şöyle dedi:) Ey Adem! Muhakkak ki bu (şeytan) senin ve eşinin düşmanıdır.

 

عَدُوٌّ

düşman

هَذاَ

bu

اَلزَّوْجُ

eş, zevc

 

14- وَ قاَسَمَهُماَ إِنِّي لَكُماَ لَمِنَ الناَّصِحِينَ.

 

(7/A’RÂF, 21) Ve (şeytan) o ikisine “Gerçekten ben ikiniz için nasihat edenlerdenim” diye yemin etti.

 

قاَسَمَ

(Mâzî fiil) yemin etti

اَلناَّصِحُ

nasihat eden, öğüt veren

 

اَلناَّصِحِينَ

nasihat edenler, öğüt verenler

 

إِنِّي

 gerçekten ben (إِنَّ) ye mütekellim yâ’sı birleşince (إِنِّي) olur.

 

15- قاَلاَ رَبَّناَ ظَلَمْناَ أَنْفُسَناَ.

 

 (7/A’RÂF, 23) (Adem ile eşi) dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik”.

 

ظَلَمَ

zulmetti, haksızlık etti

 

 

 

اَلنَّفْسُ ج اَلْأَنْفُسُ

zat, şahıs, kendi. (ج) işareti  kelimenin cemisine (çoğuluna) işaret eder.

 

16- قاَلَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَ غَضَبٌ.

 

(7/A’RÂF, 71) (Hûd) dedi ki: “Üzerinize Rabbinizden bir azab ve öfke vaki oldu”.

 

وَقَعَ

vâki oldu, ortaya çıktı, ait oldu /düştü

 

رِجْسٌ

azab, ceza, (hissi olsun , manevi olsun, umûmî manada) pislik

 

غَضَبٌ

kızmak, hiddet göstermek, öfkelenmek (Allah hakkında: rıza göstermemek, cezalandırmak istemek)

 

17- قَدْ جاَءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ…

 

(7/A’RÂF, 73) Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir.

 

بَيِّنَةٌ

açık, apaçık delil

جاَءَ

geldi

 

18- وَماَ وَجَدْناَ لِأَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ…

 

(7/A’RÂF, 102) Onların çoğunda sözünde durmadan (birşey) bulmadık.

 

وَجَدَ

buldu, rastladı, karşılaştı

 

 

 

أَكْثَرُ

ekseriyet, çoğunluk

عَهْدٌ

ahd, anlaşma, sözünde durmak

 

 

19- وَ لَقَدْ ذَرَأْناَ لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِنَ الْجِنِّ وَ الْاِنْسِ.

 

(7/A’RÂF, 179) And olsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık.

 

ذَرَأَ

yarattı, yoktan var edip etrafa dağıtarak çoğalttı.

 

لِجَهَنَّمَ

Cehennem için. (جَهَنَّمَ) kelimesi gayr-i munsariftir (yani esre ve tenvin almayan, sonuna esre yerine fetha alan kelimelerden biridir).