Kutlu Doğuma Neden Karşılar ?

41462

 

Zaman tüneline giriyor ve Müslümanlara hiçbir şey satılmayan o pazardan geçip sefalet içerisinde yaşayan Müslümanların mahallesine giriyorum. Bir de ne göreyim? Her evden aç çocukların çığlıkları yükseliyor. Sonra zaman tünelinden çıkıyor ve gördüğüm bu sahneyi uzun uzun düşünüyorum. Bebeklerinin aç kalması pahasına da olsa dinlerinden dönmeyen bu ilk Müslümanlar bana imanın bedelsiz olamayacağını öğretiyorlar. Ammarlar, Yasirler, Sümeyyeler ve Bilaller de bu hakikati tasdik ediyorlar.

Konfor illetine mi battık?

Biz konfor illetine müptela olmuş insanlar, biraz işin kolayına kaçıyor ve bedel ödemeye yanaşmadan ucuz zannettiğimiz cennete talip oluyoruz. Bedelsiz bir İslam algısı mümkündü de neden ilk Müslümanlar ağır bedeller ödediler? Bugün içine düştüğümüz bu rahatlığımızın, bu vurdumduymazlığımızın, bu umursamazlığımızın sebebi nedir?

Bu meselelerde konuşmak, yazmak, düşünmek doğrusu insanın nefsine çok ağır geliyor. Nefis, risk almadan, bedel ödemeden Müslümanlığın tam anlamıyla yaşanamayacağı hakikati ile yüzleşmek istemiyor. Nefis, kelimenin tam anlamıyla fantastik bir dinî söylemle avunmak istiyor.

Kutlu doğuma karşılar

Kur’an Nesli Kültür Merkezi dinin nefsimize hoş gelmeyen bu gerçeği ile insanları buluşturmak için çeşitli faaliyetler yapıyor. Geçtiğimiz günlerde Yeni Bosna Kültür Merkezinde düzenlenen panelde, bu konular konuşuldu.

Sebahattin Akgül Bey’in sunumunu üstlendiği panele Kur’an-ı Kerim ve meali okunarak başlandı. Mehmet Gündüz Bey’in açılış konuşmasının ardından katılımcılar sırayla söz aldı. İlk olarak söz alan Şükrü Hüseyinoğlu Bey, bu panelin bir kutlu doğum programı olmadığını söyleyerek başladığı konuşmasında kutlu doğum etkinliklerinde Resulullah’ın tevhidî mücadelesinden bahsedilmediğini, tağutla ve zalimlerle olan savaşının konu edilmediğini, onun bir merhamet ve savaş peygamberi değil de sadece sevgi peygamberi olarak sunulduğu ve mistik bir karakter olarak topluma gösterilmeye çalışıldığını ifade etti.

İslam’ın bir iddiası var

“Ilımlı İslam algısının bir ürünü olan ılımlı peygamber algısına karşı çıkıyoruz, bunu reddediyoruz” diyen Şükrü Hüseyinoğlu Bey, bu tip söylemlerle İslam’ın muharref Hristiyanlıktaki gibi bir iddiası olmayan, bunu da sevgi ve merhamet gibi kelimelerle kapatmaya çalışan bir dine dönüştürülmeye çalışıldığını ifade etti. Bu konuda; “Yaratmak da hükmetmek de Allah’a aittir.” (Araf, 54) ayetini dinleyicilere hatırlatan Şükrü Hüseyinoğlu Bey, Allah’ın yaratıcı olması ile ilgili olarak kimsenin problem çıkartmadığını fakat “hükmetmek de Allah’a aittir” ifadesinden müstekbirlerin ve toplumun ileri gelenleri başta olmak üzere müşrik zihniyet sahiplerinin rahatsız olduğunu söyledi.

Cahiliyede de ibadet vardı

Şükrü Hüseyinoğlu Bey’in ardından söz alan Mustafa Bozacıoğlu Bey ise cahiliye döneminde de Allah inancının olduğunu, o dönemde de ibadet olgusunun var olduğunu ancak bunun bozuk bir din telakkisi olduğunu ifade etti. “Ortada yanlış bir Allah telakkisi varsa, din ve peygamber telakkisinin de yanlış olması normaldir” dedi.

Müşriklerin Peygamber algısı nasıldı?

“Mekkeli müşirlikler nasıl bir din ve peygamber bekliyorlardı?” sorusuna da cevap veren Mustafa Bozacıoğlu Bey, bunun cevabının İsra Suresi 90 -95 ayetlerinde rahatlıkla görülebileceğini söyledi. Müşriklerin, pınarları olan, bağları bahçeleri olan, ırmaklar akıtan, melekler onunla birlikte gezen, göğe çıkıp elleriyle okuyacakları bir kitabı getiren bir peygamber beklediklerini ifade etti. Bireyselleşme ve dünyevileşme tehlikesinden de bahseden Mustafa Bozacıoğlu Bey, olması gereken Peygamber algısı konusunda şunları söyledi: “En doğru ve en sahih peygamber algısı mutlaka Kur’an’dan öğrenilir. Kur’an’ı anlamadan peygamberi anlamak mümkün değildir” dedi.

Rabbim Allah demek ne demektir?

Bir sonraki konuşmacı olan Hüseyin Alan Bey ise Müslümanların son üç yüz yıldır dinî olarak düşünemediklerini, modern bir anlayışla düşündüklerini, dolayısıyla da Müslümanların Kur’anî kavramları tefekkür kabiliyetini yitirdiklerini söyledi. “Rabbim Allah’tır” dediğimizde ne demek istediğimizi bile anlamadığımızı söyleyen Hüseyin Alan Bey, bu zihinsel kirlilikten kurtulmamız ve salim akla ulaşmamız gerektiğini söyledi.

Müslümanların bugünkü hallerini de masaya yatıran Hüseyin Alan Bey bu konuda şunları söyledi: “İnsanlığın gidişi yanlış bir yere ise, cehennemin dibine doğru bir gidiş varsa, ortada yanlış bir şey vardır. Rab olarak Allah’ın ölçülerine göre bakıldığında doğru bir yerde değiliz. Doğru bir din tasavvurumuz olmayınca doğru bir hayatımız da olmuyor”

İslam’ın hayatın her alanına sokulması gerektiğini söyleyen Hüseyin Alan Bey, konuşmasına şöyle devam etti: “Cahiliye toplumunda da faziletli, ahlaklı insanlar vardı. Bu insanlara Resulullah ’Rabbim Allah’tır’ diyerek bir mesaj veriyordu. ‘Toplumsal, ticarî ve siyasi hayatınızı Rabbimizin kanunlarına uygun hale getireceksiniz. Hayatın bütününü Allah’ı dikkate alarak düzenleyeceksiniz’ mesajını veriyordu.”

Hz Osman ne demiş?

Her şeyi Allah’a endeksli olarak algılamak zorunda olduğumuzu söyleyen Hüseyin Alan Bey, ekonomiyle ahlakın, sosyal hayatla ahlakın ayrıştırılmaması gerektiğini, hayatın bütünü içerisinde dinin bütüncül bir hayat algısı ortaya koyduğunu ifade etti ve bu konuda şu ayeti kerimeyi zikretti. “De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm kesinlikle âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” (Enam,162)

Kim “Rabbim Allah’tır” derse cennete gireceğini ancak bu cümlenin ne anlama geldiğini bugün bozulmuş algılarımızla tam olarak idrak edemediğimizi söyleyen Hüseyin Alan Bey, bu sözün anlamının hayatımıza Rabbin istediği gibi şekil vermek olduğunu söyledi. “Rabbim Allah’tır” diyen insanın da mesela ticarette kazandığı zaman da kaybettiği zaman da imtihan edildiğini bilerek Allah ile bir ilişki kurduğunu söyledi. Bunun güzel bir örneğine Hz. Osman’da rastladığını söyleyen Hüseyin Alan Bey şu örneği verdi: Hz Osman çok zengin birisiydi. Bir gün çok miktarda infak edince birisi dedi ki: “Ya Osman öyle infak ediyorsun ki malın sermayeye dayandı. Sermayeden değil de kârından infak et.” Hz. Osman ona şöyle güzel bir cevap verdi: “Ben kâr-zarar hesabı yapmıyorum, yalnızca Allah’ın rızasını hesap ediyorum.”

Peygamberin örneklik vasfı öne çıkarılmalı

Panelin son konuşmacısı Hamza Er Bey ise Resulullah’ın her alanda bize rehber ve örnek olduğunu, fakat bugün onun bu örneklik ve rehberlik vasıflarıyla değil de başka bir şekilde tanıtıldığını söyledi. Kutlu Doğum’un da böyle bir yanlış anlayış üzerine bina edildiğini söyleyen Hamza Er Bey, bu etkinliklerde bir devlet başkanı olarak Hz. Muhammet konusunun işlenmediğini, “dost ve düşman seçerken bunu nasıl yapmıştır, kimi sevmiştir kime buğz etmiştir” gibi konuların işlenmediğini söyledi.

Müslümanca anlayışların Müslümanlara yük olarak görülmeye başladığını ve bu yüklerden kurtulmak için de Resulullah’ın sadece terinin kokusuyla, gölgesinin olmamasıyla, olağanüstü bir sunumla efsaneleştirilerek gündeme getirilmek istendiğini söyledi. “Bunu yaptığında peygamberi folklorik bir motif haline getirdiğin için rahatlıyorsun ve sorumluluklarından kurtulmuş oluyorsun. Örneklik, modellik, öğretmenlik misyonunu iptal etmiş oluyorsun” dedi. Konuşmaların ardından sorulara geçildikten sonra, program geç vakitte sona erdi.

 

Aydın Başar 

Dunyabizim