Diyanethaberler Den F.K. Barbarosoğluna Hakaret

42313

 

Diyanethaberler.com ve Dinihaberler.com sitesi aynı haber yayınlarını yapan siteler. Bu siteler bizim de fasiharabic.com’un da paylaştığı Fatma Karabıyık Barbarosoğlu hanımefendinin “Birileri Uzaktan Eğitimi Durdursun” yazısını öyle bir şekilde yayınlamışlar ki ! Kadın haklarından bahsedildiği şu günlerde kadınlığı-bayanlığı  bir hakaret vesilesi kılarak “Saçı Uzun Aklı Kısa “ sözlerini kullanmışlar.

Öncelikle site yöneticilerinin yazar belirtmedikleri için kendilerine ait olduğunu düşündüğümüz bu yorumu Sayın Barbarosoğlu haketmemektedir. Yazardan yorum sahipleri acilen özür dilemelidir.

İlitamlar İlahiyat Fakültelerinden Daha İyi Eğitim Vermekteymiş

Diyanethaberler’deki yorum sahibi Barbarosoglu!nun  İlitam-İlahiyat Lisans Tamamlama programlarıyla ilgili bilgisizliğinden dem vururken örgün ilahiyat fakültelerinden bile daha kaliteli eğitim aldıklarını iddia etmektedirler. Bu ididaları kesinlikle yanlış. İlitam mezunu bazı talebeler örgün ilahiyat mezunlarından daha bilgilli ve birikimli olabilirler ama bunlar kesinlikle istisnadır. Bu yorum sahibinin de İlitamlar hakkında bilgisizliğinin ilanıdır Çünkü İlitam demek kopya demektir. Online yapılan vize sınavlarında öğrencilerin %95 kopya çekmektedir. Kalan % 5 lik kısım ise facebookta kurulan ilitam guruplarından haberleri olmayan kısımdır.

Online Sınav yapmayan Ankara İlahiyat Uzaktan Eğitim Programı gibi istisnalar bu programın nasıl düzgün bir şekilde işleyebileceğinin göstergesidir.  

Sadece bu sebeple bile Barbarosoğlu’nun haklılığı ortaya çıkar. 

Aslında bizim konuşmamız gereken konu ilitamların ıslahı olmalıyken olanı korumak için bilgisizce bir koruma içgüdüsüyle hareket edilen bu hakaret yorumu  olmamalıydı. Diyanet kisvesini ve adını barındıran sitelere hiç yakışmadı.

Çözüm Diyanet ve Yökte.

Çözüm önerileri üretilmelidi. İlitamlarda nasıl daha iyi eğitim verilebilir, kalite nasıl arttırılır gibi sorular sorulmalıydı.

Hatta biz bu konuyla ilgili görüş ve önerilerin belirtilebileceği bir anket oluşturarak objetkif veriler elde etmek amacıyla fasiharabic.com  İlitamlarda Kopya Nasıl Engellenir Anket! sorusunu sordu. Bu konuyla ilgili görüşler alınmalı ve sorunlar eksikler düzeltilmeli. Bu sorunların çözümü ise Diyanet ve Yök’tedir. Bu fakültelerin açılmasını isteyen Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. Sistemi uygulayan da Yök’e bağlı üniversitelerdir.

İhsan Cabir/Fasiharabic.com


Diyanethaberler-dinihaberler’in ilgili yorumu:

İşte yaklaşık 30 yıldan beri ülkemizde uzaktan eğitim sistemi uygulanırken ve milyonlarca insan bu şekilde hem geçim derdi ile uğraşıp hem de eğitimi için gecelerini, tatil günlerini kafa yorarak, araştırarak ve ellerindeki kaynaklara başka kaynaklar ilave ederek ve hatta iş saatlerinin dışında dershanelere devam ederek okul bitirirken bir yazar kalkmış uzaktan eğitini kaldırın diyor.

Yazısına bağcıyı dövmek ile giren yazar adeta karşıt cinslerinin sıkça kullandığı “saçı uzun aklı kısa” özdeyişine yakışır bir şekilde eğitim sisteminin artık vaz geçilmesi olmuş uzaktan eğitimi ayaklar altına almaya çalışıyor.

Yok. bu aklı başındalık değil sadece cahillik…

İnanıyorum ki uzaktan eğitim ile sınıfını geçenler örgün eğitime gidenlerden daha fazla emek harcıyor, daha fazla bilgi ediniyorlar. Örgün eğitime giden öğrenci yüzyüze görüştüğü öğretmenine biraz cilve, bir yağcılık yaptı mı sınıfını geçer de uzaktan eğitimin öğrencisinin böylesine bir şansı yoktur.

Dedik ya, yazarın cahili de olur. Bu da onlardan..

Nasıl yerleştiyse bir köşeye oturmuş havanda su dövüyor.

Yazık..

Gazeteye de yazık..

Haberin yayın Tarih ve Saati: 11 Mart 2012 Pazar 00:17

 

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun ilgili yazısı

Birileri uzaktan eğitimi durdursun!

Türkiye; siyasileri ile, sivil toplum örgütleri ile, medya üzerinden eğitimi tartışır gibi yapıyor. Maksat bağcıyı dövmek diyeceğiz de ortada bağcı yok. Hepimiz üzümüz. Sıkılan bizim suyumuz.

 

Eğitim tartışmalarını izliyorum. Çocukların eğitiminin bir yıl öne çekilmesine itiraz ediyorum. Sayın Başbakanımız’ın ve Sayın Milli Eğitim Bakanımız’ın bu konuyu dikkatlice düşüneceğini ve apar topar böyle bir uygulamaya geçilmeyeceğini ümit ediyorum.

 

Eğitimi imam hatipler üzerinden, “dindar gençlik” üzerinden tartıştığımız zaman bu tartışmanın frekansı en çok dindar gençleri yaralıyor. Yaralanmamak için kabuklarını kavileştiriyorlar ama günümüzün İlahiyat mezunları ile yirmi yıl öncenin, on yıl öncesinin imam hatip mezunlarını bilgi, görgü, ideal, ahlaki duyarlılık açısından mukayese ettiğimizde ortaya çok vahim bir tablo çıkıyor.

 

Çarşamba günü haberlerde DİP tarafından yapılan şu açıklama yer aldı: “6932 Kur’an kursu öğreticisinin ataması yapıldı. Bilgisayar ortamında yapılan yerleştirme sonuçlarına göre, İlahiyat Fakültesi mezunu 271, İlahiyat ön lisans ve diğer lisans mezunu 106, İlahiyat ön lisans mezunu 3 bin 542, İmam Hatip Lisesi mezunu ve diğer lisans mezunu 139, İmam Hatip Lisesi mezunu ve diğer ön lisans mezunu 136 ve İmam Hatip Lisesi mezunu 2 bin 738 olmak üzere toplam 6 bin 932 kişinin yerleştirme işlemleri gerçekleştirildi.”

Rakamlara bakınca her şey güzel ve şık görünüyor. Ama rakamlar hayatı kurtarmaya yetmiyor. Tam da bu konu ile ilgili olduğu için sizlere İlahiyat Fakültesi mezunu, doktorasını tamamlamış bir okuyucumun satırlarını sunmak istiyorum.

Sevgili hocam;

 

Geçen hafta, bir genç kızla tanıştım. Bu hanım kız, açık öğretimden ilahiyat önlisans okumuş, şu anda da ilitam programından İstanbul İlahiyat’tan uzaktan eğitimle devam ediyor, Kur’an kursu öğreticisi. Benim sıkıntım şu ilitam meselesinde başlıyor ve sizinle düğümlenme noktası da sizin bu meyanda yazmış olduğunuz bir yazınız. Biliyorsunuz ilitam programına dahil olanlar, herhangi bir üniversiteye devam etmiyorlar, evlerinin konforunda diplomalarına kavuşuyorlar.

 

Ancak üniversitelerde şöyle bir uygulama var: Final haftası öncesinde, bir hafta boyunca ilitam öğrencilerine dönem içerisinde sorumlu oldukları dersler, hocalar tarafından özet olarak da olsa anlatılıyor. Yani en azından göz hizasından bir temas sağlama çabası var. Ben de bu genç kıza İstanbul İlahiyat’ın yüzyüze eğitimine devam edip etmediğini sordum, hani en azından birkaç saatliğine de olsa x hocanın tedrisinde bulundum diyebilmek açısından. “Hayır” dedi. Hem ne gerek vardı ki zaten… Ensar’a devam ediyor musun, destek almak açısından dedim. “Vaktim yok” dedi.

 

Zaten sınavlarda kitaplardakini soruyorlardı, hem bakalım sordukları soruları soranlar biliyorlar mıydı ki…

 

Neticesi hocam, bu hanım kız çözmüş zaten eğitimin gayesini, hayatın anlamını…

 

Bir ilitam programında, bir sene sonunda 5000 diploma “dağıtılıyor” (veriliyor bile demek istemiyorum) bunun 10 üniversitede olduğunu var saysak… 5000X10: 50000… Bence uyku kaçırmaya yetecek korkunçlukta bir rakam. Ve daha da korkuncu, kendisinin öğrencilerine nasıl da bakış açısı kazandırdığından, ne kadar da “başarılı” bir öğretici olduğundan o kadar emin ki… Yüksek lisans öğrencisi adayı olarak karşılaşıyoruz bazen, hazırlık sürecinde tavsiye isteyenler falan oluyor ama (diyelim alan tasavvuf) o alanın okunması en temel eserlerini bırakın okumuşluğunu, adını bile duymadığını görüyorsunuz. Okuması gereken konuları hızlıca kotarabilmesi için dergilerden faydalanabileceğini söyledim bir tanesine, “aaa evet ben takip ediyorum zaten” dedi, “hangisini” dedim. “…” demez mi? Bahsettiği dergide 2 röportaj, birkaç çarpıcı resim, 1-2 makale.

 

ÖYP’de (öğretim elemanı yetiştirme programı) durum biraz farklı, öğretmen ataması gibi işliyor süreç. ALES puanı ve dil puanıyla atanıyorsunuz. Yani hocam, yeterli midir bir öğretim görevlisi olmak için ALES ve dil puanı! Bu konunun sizdeki düğüm noktası, baya bir eskiye dayanıyor. Sizin bir yazınız vardı, açık öğretimdeki sosyoloji ve felsefe programlarının sıkıntısından, eğitim sürecinin sağlıksız olduğundan bahsediyordunuz, ben o listeye ilahiyatın da dâhil edilmesi konusunda eskisinden daha fazla ısrarlıyım. Yazılarınızda evlilikten, eğitime gündelik hayatın her safhasını ele aldığınız için hayatın her anında karşımıza çıkabiliyor satırlarınız. Paylaşmak istedim.

Baki muhabbet ve dua ile…E.Y.