Bir resim, bir karikatür ve bir de film

41569

Amaç haklılığımızı anlatmaktı, ama öyle olmadı. Protesto etmesini bilmeyen, yakan, yıkan, öldüren bir İslam dünyası görüntüsü süsledi televizyonları
Bizim oğlan 15 yaşında. Her PKK saldırısından sonra kendince dağa çıkar. Hele ordumuz bir operasyona başlarsa gözü hep haberlerdedir. “Bu defa kesin bitireceğiz bu işi” der durur. Hemen sonuç ister. Çünkü deli-kanlıdır. Annesi ve ablası ise “Bak Ahmet” diye başlayan cümlelerle onu deli-kanlılıktan vazgeçirmeye çalışırlar. Şimdilerde yeni bir belalısı var bizim oğlanın. Bu kez Amerika’dan: Nakoula Basseley. “Müslümanların Masumiyeti” filminin yönetmeni.
Beni yıllar öncesine götürüyor bizim oğlanın halleri. Selman Rüştü’nün Şeytan Ayetleri kitabını yazdığı günlere. Ben de deli-kanlıydım o günlerde. Hem de kitabın yayınlandığı Londra sokaklarındaydım. Londra Üniversitesinde öğrenciydim. Okul çıkışı toplanır giderdik Pakistanlı, Yemenli arkadaşlarla İngiliz hükümet binalarının önüne. Slogan atardık “Death to Rushdie” diye. Daha yeniydim İngiltere’de. Batılıların bu konulara nasıl baktığını bilmezdim. Hayret ederdim, “nasıl olur, bu medeni insanlar bir başka dine hakaret eden kitabı neden yayınlatırlar” diye. “Yapmayın, etmeyin” dersek derdimizi anlatabiliriz zannederdim. Ama Batılılara dert anlatamayacağımızı öğrenecektim kısa zamanda. Dahası, masum protestoların bir anda nasıl aleyhimize dönüşebileceğini idrak edecektim.
Biz Müslüman öğrenciler Londra sokaklarında demokratik protesto hakkımızı kullanırken Bradford şehrindeki Müslümanlar Şeytan Ayetleri kitabını yakacaklardı. Batı medyasını yıllarca süsleyen bir görüntü çıkacaktı ortaya. Artık hiçbir İngiliz’e haklı olduğumuzu anlatmaya cesaret edemeyecektik. Onlara göre ifade özgürlüğünü savunan ‘medeni Batı’ ile kitap yakan ‘barbar dünya’nın ayıracı bir görüntüydü bu. Derken Selman Rüştü’nün kellesini isteyen Ayetullah Humeyni fetvası geldi. Londra’nın o entel aleminde, üniversite koridorlarında safımız çoktan belirlenmişti Batılı öğrencilerin gözünde. Tüm argümanlarımız anlamsızlaşmıştı.
Batılıların kendi kutsallarına saygılarının kalmadığını öğrenmem de pek vakit almamıştı. Noel tatili yaklaşmış bir hocamız tatil sonrası için ödev vermişti. Benim gibi yabancı bir öğrenci sormuştu Noel’de tatil kaç hafta diye. “Noel’de tatil 3 hafta, ama Nisan’da Paskalya tatili var, o zaman tatil 4 hafta. Noel’de İsa doğuyor, Paskalya’da ise hem ölüyor hem diriliyor. Ölüp dirilmesi daha zor, o nedenle Paskalya daha uzun” deyivermişti hoca. Afallamıştım. Karşımdaki Hıristiyan hoca Hz.İsa ile dalga geçiyordu.

Şimdi ne oldu?
Amerika’da bir kişi film denilmeyecek bir ucubeye imza attı. Hemen ardından ABD’nin Libya büyükelçisi öldürüldü. Sonuçta ABD’liler hanesine film yapmak, Müslümanlar hanesine adam öldürmek yazıldı. Amaç haklılığımızı anlatmaktı, ama öyle olmadı. Protesto etmesini bilmeyen, yakan, yıkan, öldüren bir İslam dünyası görüntüsü süsledi televizyonları.
Peygamberimiz Mekkeli müşriklerle Hudeybiye Antlaşmasını imzalıyordu. Antlaşma metnini Hz.Ali kaleme almış ve peygamberimizden Rasülullah diye bahsetmişti. Müşrikler itiraz ettiler, “biz senin Rasül olduğuna inansak zaten seninle savaşmayız ki, o ifadeyi çıkarın, Muhammet yazın” dediler. Peygamberimiz, “tamam” dedi. Ama Hz.Ali “ben Rasülullah ifadesini silmem” deyince, peygamberimiz “bana göster ben sileyim” dedi. Öyle de yaptı.
Erik Erikson isimli bir psikolog var. Hayat evreleri teorisinin babası sayılan bir psikolog. Hayatın her bir döneminin bir kriz ve bir çözüm içerdiğini savunur. Bir evrede yaşanan kriz çözülmeden geçilirse sonraki evrenin problemli olacağını söyler. İslam dünyası Erikson’un tezini hatırlatıyor her krizde. Tıpkı deli-kanlılık evresindeki bizim oğlan gibi hareket ediyor. Bizim oğlan sonunda akıl-duygu dengesini kuracak, eminim. Ama İslam dünyası şüpheli. Peygamberimiz “Müslüman bir delikten iki kere sokulmaz” demişti. Resimdi, karikatürdü, filmdi derken kaç kere sokulduk, kaç kere aynı tuzağa düştük? Kendi peygamberleriyle dalga geçenlerden bizim peygamberimize saygı göstermelerini istedik Vandalizm sevdalısı deli-kanlılar gibi…ve kendi ellerimizle İslamofobiyi besledik.

Ali Köse 

Sabah