arapça

  • 32 Arapça Kar Yağıyor Cümlesi

    Arapça’da yağmur yağması ve kar yağması iki farklı fiille ifade edilebiliyor. (نزل – سقط)

     

    Yağmur için: (indi);

    kar için: (düştü)

    fiilleri kullanılıyor.

    1.

    نَزَلَ  الْمَطَرُ

    Nezele’l-matar

    Yağmur yağdı.

    Yağdı, indi

    Nezele

    نَزَلَ

    Yağmur

    El-matar

    اَلْمَطَرُ

    2.

    يَنْـزِلُ  الْمَطَرُ

    Yenzilu’l-matar

    Yağmur yağıyor.

    Yağıyor, iniyor

    Yenzilu

    يَنْـزِلُ

    Yağmur

    El-matar

    اَلْمَطَرُ

    3.

    سَقَـطَ  الثَّـلْجُ

    Sakata’s-selc

    Kar yağdı.

    Yağdı, düştü

    Sakata

    سَقَـطَ

    Kar

    Es-selc

    اَلثَّـلْجُ

    4.

    يَسْقُـطُ  الثَّـلْجُ

    Yeskutu’s-selc

    Kar yağıyor.

    Yağıyor, düşüyor

    Yeskutu

    يَسْقُـطُ

    Kar

    Es-selc

    الثَّـلْجُ

    Kar için, (سَقَطَ) fiilinin farklı bir kalıptaki şekli olan (تَسَاقَطَ) fiili de kullanılabilir. Bu şekildeki anlamı: (yavaş yavaş, kademeli olarak düştü, döküldü)

    Kar(ların) yağışı, kar serpintisi

    Tesâkutu’s-sulûc

    تَسَاقُطُ الثُّـلُوج

    Yağan kar, yağmış kar

    Es-selcu’l-mutesâkit

    اَلثَّـلْجُ  الْمُتَسَاقِـطُ

    Aşağıdaki linkteki videoda, İsveç’te çekilmiş görüntüler var.

     

    http://www.youtube.com/watch?v=a1vXXrsMtHQ

    Videodan iki cümle:

    1.

    شَاهِدْ  كَمِّيَّةَ  الثَّلْج  الْمُتَسَاقِطَة

    Şâhid kemmiyete’s-selci’l-mutesâkita

    Yağan kar miktarını seyret (gör)

     

    2.

    اَلثَّلْجُ  يَسْقُطُ  بِغَزَارَةٍ

    Es-selcu yeskutu bi gazâra

    Çok kar yağıyor.

     

    Bol bol, çok

    Bi gazâra

    بِغَزَارَةٍ

  • Klasik Arapça 45. Ders Maksud Kitabı (İsm-i Fail ve İsm-i Meful)

     Klasik Arapça  45. Ders Maksud Kitabı (İsm-i Fail ve İsm-i Meful)Devamını Oku »

  • Sinbad Arapça Çizgi Film

     

    Sinbad Arapça SeyretDevamını Oku »

  • Cemi Müennes Salim Arapça Dersleri

     

     CEMİ MÜENNES SÂLİM

    a) Müennes bir ismin çoğul ve merfû olması gereken durumda müfred ismin sonuna  آتُ getirilerek çoğul yapılır. Eğer ismin sonunda tâ-i te’nis (müennes tâ’sı) varsa kalkar.

    اَلْخَالَةُ

    teyze

    اَلْخاَلاَتُ

    teyzeler (marife)

    اَلْمُعَلِّمَةُ

    bayan öğretmen

    اَلْمُعَلِّمَاتُ

    öğretmenler

    اَلْمُسلِمَةُ

    müslüman

    اَلْمُسْلِماَتُ

    müslüman (bayanlar)

    اَلْمُؤْمِنَةُ

    mümin (bayan)

    ألْمُؤْمِناَتُ

    mümin (bayanlar)

    مَجَلَّةٌ

    dergi

    مَجَلاَّتٌ

    dergiler (nekre)
             

    Cümle Örnekleri:

    جَاءَتِ الْمُعَلِّمَاتُ اِلىَ الْمَدْرَسَةِ.

    Bayan öğretmenler okula geldi.

    أَناَ مُؤْمِنَةٌ.

    Ben mü’minim.

     

    هُنَّ مُؤْمِناَتٌ.

    Onlar mü’minlerdir.

    أَنْتُنَّ مُؤْمِناَتٌ.

    Sizler mü’minlersiniz.

    أَنْتُنَّ  طاَلِباَتٌ.

    Sizler öğrencilersiniz.

    حَضَرَتِ الطاَّلِباَتُ.

    Öğrenciler geldi (müe).

    اَلْبَناَتُ مُساَفِراَتٌ.

    Kızlar yolcudur.

    ذَهَبَتِ التِّلْمِيذاَتُ.

    Öğrenciler gitti.

    جَلَسَتِ الطِّفْلاَتُ.

    Kız çocuklar oturdu.

    اَلْبَناَتُ أَكَلْنَ السَّمَكَ.

    Kızlar balığı yedi.

    b) Müennes bir ismin çoğulunun mansûb (üstünlü) ya da mecrûr (esreli) olması gereken durumda müfred ismin sonuna  آتِ  getirilerek çoğul yapılır. Yani mansûb ve mecrûr halleri aynıdır. Yanılarak mansûb durumunda üstün hareke konmamalıdır:

      خَالَةٌ den

    خَالاَتٍ

     

    اَلْمُسْلِمَةُ den

    اَلْمُسْلِمَاتِ

    اَلْمُعَلِّمَةُ den

    اَلْمُعَلِّمَاتِ

     

    المُؤْمِنَةُ den

    الْمُؤْمِنَاتِ

     

    ذَهَبْنَا إلىَ الْمَدْرَسَةِ مَعَ الْمُعَلِّمَاتِ.

    Okula bayan öğretmenlerle gittik.

    شاَهَدْتُ الْمُعَلِّمَاتِ في الْمَدْرَسَةِ.

    Öğretmenleri okulda gördüm.

    مَتَى قَرَأَ عاَدِلٌ الْكُتُبَ والْمَجَلاَّتِ.

    Adil kitap ve dergileri ne zaman okudu?

    قَرَأَ عاَدِلٌ الْكُتُبَ والْمَجَلاَّتِ لَيْلاً.

    Adil kitap ve dergileri geceleyin okudu.

    F  Bu şekildeki cemilerde cemi ismin şekli düzenli olduğu ve değişmediği için sâlim denmiştir.

    فَحَصَ الطَّبِيبُ الْمَرِيضاَتِ.

    Doktor, bayan hastaları muayene etti.

    فَحَصَ الطَّبيِبُ التِّلْميِذاَتِ.

    Doktor, kız öğrencileri muayene etti.

    فَحَصَتِ الطَّبيِبَةُ التِّلْميِذاَتِ.

    (Bayan) doktor, kız öğrencileri muayene etti.

    نَصَحَتِ الْمُعَلِّمَةُ التِّلْمِيذاَتِ.

    (Bayan) öğretmen kız öğrencilere nasihat etti.

    اَلْمُمَرِّضَةُ بَدَأَتْ عَمَلَهاَ فِي نَشاَطٍ.

    Hemşire işine neşe içinde başladı.

    اَلْمُمَرِّضاَتُ بَدَأْنَ عَمَلَهُنَّ فِي نَشاَطٍ.

    Hemşireler işlerine neşe içinde başladılar.

    اَلرَّجُلُ وَ ابْنُهُ حَمَلاَ الْخَضْرَواَتِ.

    Adam ve oğlu yeşillikleri (sebzeleri) taşıdılar.

    اَلْمُدَرِّسَةُ شَكَرَتِ الطاَّلِباَتِ.

    Öğretmen öğrencilere teşekkür etti.

    مَنْ أَرْسَلَ الْحَقاَئِبَ إِلَى الْمَطاَرِ ؟

    Çantaları hava alanına kim gönderdi?

    اَلْمُساَفِراَتُ.

    (Bayan)Yolcular.

    ماَذاَ أَرْسَلْنَ ؟ أَرْسَلْنَ الْحَقاَئِبَ.

    Ne gönderdiler? Çantaları gönderdiler.

    مَتَى أَرْسَلْنَ الْحَقاَئِبَ ؟

    Çantaları ne zaman gönderdiler?

    أَرْسَلْنَهاَ بَعْدَ ساَعَتَيْنِ.

    Onları iki saat sonra gönderdiler.

    إِلَى أَيْنَ أَرْسَلْنَ الْحَقاَئِبَ ؟

    Çantaları nereye gönderdiler?

    أَرْسَلْنَهاَ إِلَى الْمَطاَرِ.

    Onları hava alanına gönderdiler.

    هُنَّ مُمَرِّضاَتٌ.

    Onlar hemşiredirler.

    ساَفَرَتِ الْمُدَرِّساَتُ فِي الْعُطْلَةِ.

    (Bayan) öğretmenler tatilde yolculuk yaptı.

    نَحْنُ مَشْهُوراَتٌ.

    Bizler meşhuruz.

    هُنَّ مُدَرِّساَتٌ.

    Onlar öğretmendirler.

    أَنْتُنَّ مَرِيضاَتٌ.

    Sizler hastasınız.

    جَلَسَ الْمُهَنْدِسُونَ أَماَمَ الْعِماَراَتِ.

    Mühendisler apartmanların önünde oturdular.

    وَقَفَتِ الْمُعَلِّمَةُ بَيْنَ التِّلْمِيذاَتِ.

    Öğretmen öğrencilerin arasında durdu.

    وَصَلَ الْعُماَّلُ بِالدَّراَّجاَتِ.

    İşçiler bisikletlerle geldiler.

    قاَلَ الْمُديِرُ : اَلْمُدَرِّساَتُ وَالتِّلْميِذاَتُ ذَهَبْنَ إِلَى الْحَديِقَةِ بالسَّياَّراَتِ.

    Müdür (şöyle) dedi: Öğretmenler ve öğrenciler bahçeye arabalarla gittiler.

  • Cemi Müzekker Salim Arapça Dersleri

      İSİMLERİN CEMİ (ÇOĞUL) HALİ

    İsimlerin cemi  (çoğul) hali üç türlüdür:

    1) Cemi Müzekker Sâlim (müzekker için)

    2) Cemi Müennes Sâlim (müennes için)

    3) Cemi Mükesser (düzensiz çoğullar için)

    1) CEMİ MÜZEKKER SÂLİM

    a) Müzekker bir ismin fâil ya da mübtedâ haber gibi merfû (ötre) olması gereken durumlarda müfred (tekil) ismin sonuna (ُونَ-) takısı eklenir. Kelimenin başında harf-i tarif olursa o kelime marife, olmazsa nekredir.

    اَلْمُعَلِّمُ

    öğretmen

    اَلْمُعَلِّموُنَ

    öğretmenler (ma’rife)

    اَلْمُؤْمِنُ

    mü’min

    مُؤْمِنوُنَ

    müminler (nekre)

    جَاءَ الْمُعَلِّمُونَ إلىَ الْمَدْرَسَةِ.

    Öğretmenler okula geldi.

    Mef’ûl b. gayr-i sarih       Fâil          Fiil

     

    اَلْمُدَرِّسوُنَ      شَرِبوُا      الشاَّىَ    .

    Öğretmenler çay içti.

                                                         Mef’ûl b.      Fiil              Mübtedâ                 

                                                          Haber (fiil cümlesi)          

    اَلصَّائِمُ صاَبِرٌ.

    Oruçlu sabırlıdır.

    هُمْ مَشْغُولُونَ.

    Onlar meşguldür.

    اَلصَّائِمُونَ صاَبِرُونَ.

    Oruçlular sabırlıdır.

    أَنْتُمْ سَرِيعُونَ.

    Siz hızlısınız.

    اَلْمُهَنْدِسُونَ كَثِيرُونَ.

    Mühendisler çoktur.

    نَحْنُ مَسْؤُولُونَ.

    Bizler mesulüz.

    وَصَلَ الْمُشْرِفُونَ.

    Yöneticiler geldi.

     

     

                     

    صَلَّى الْمُسْلِمُونَ.

    Müslümanlar namaz kıldı.

    وَصَلَ الْمُساَفِرُونَ أَمْسِ.

    Yolcular dün geldi.

    فَتَحَ الْمُسْلِمُونَ مَكَّةَ وَ دَخَلُوهاَ.

    Müslümanlar Mekke’yi fethettiler ve oraya girdiler.

    مَتَى أَرْسَلَ الصَّحَفِيُّونَ الْخِطاَباَتِ ؟

    Gazeteciler mektupları ne zaman gönderdiler?

    أَرْسَلُوهاَ بَعْدَ أُسْبُوعَيْنِ.

    Onları iki hafta sonra gönderdiler.

    رَجَعَ الْمُهَنْدِسُونَ إِلَى الْمَكْتَبِ بِالْحاَفِلَةِ.

    Mühendisler büroya otobüsle döndü.

    اَلْأَطْفاَلُ مَسْرُورُونَ بِالْعِيدِ.

    Çocuklar bayram (dolayısıyla) sevinçlidir.

    اَلصاَّئِمُونَ حَوْلَ الْماَئِدَةِ.

    Oruçlular sofranın etrafındadır.

    صَلَّى الْمُدَرِّسُونَ الْعَصْرَ فِي الْمَسْجِدِ.

    Öğretmenler ikindiyi mescidde kıldı.

    اِنْتَظَرَ الْمُساَفِرُونَ فِي الْمَسْجِدِ.

    Yolcular mescidde bekledi.

    اَلْمُهَنْدِسُونَ ساَفَرُوا أَمْسِ.

    Mühendisler dün yolculuk yaptı.

    b) Müzekker bir ismin mecrûr (esreli) veya mansûb (üstün) okunması gereken durumlarda müfred (tekil) ismin sonu esre yapılarak (يِنَ) takısı eklenir. Yani mansûb ve mecrûr halleri aynıdır:

    اَلمْؤُْمِنِينَ

    müminler

    اَلْمُعَلِّمِينَ

    öğretmenler (marife)

    اَلصَّائِمِينَ

    oruçlular

    مُسْلِميِنَ

    müslümanlar (nekre)

    شَاهَدْتُ الْمُعَلِّمِينَ فِي الْمَدْرَسَةِ.

    Okulda öğretmenleri gördüm.

    صَلَّيْتُ  فِي الْمَسجِدِ[2]  مَعَ الْمُسْلِمِينَ.

    Camide müslümanlarla beraber namaz kıldım.

    شَكَرَ عاَدِلٌ الْمُدَرِّسِينَ.

    Adil öğretmenlere teşekkür etti.

    فَرَضَ اللَّهُ الصَّلاَةَ عَلَى الْمُسْلِمِينَ.

    Allah namazı müslümanlara farz kıldı.

    شَكَرَ الْقاَئِدُ الْمُجاَهِدِينَ.

    Komutan savaşçılara teşekkür etti.

    اِسْتَقْبَلَ الْمُدِيرُ الْمُدَرِّسِينَ.

    Müdür öğretmenleri karşıladı.

    شاَهَدَ الطُّلاَّبُ اللاَّعِبِينَ فِي الناَّدِي.

    Öğrenciler oyuncuları kulüpte gördü.

     

     

     

  • İsimlerde Tesniye Arapça Dersleri

     

    I) İSİMLERDE TESNİYE

    Daha önce gördüğümüz gibi mâzî fiilleri tesniye yaparken (iki kişiye çevirirken) gâibte elif (اَ  ) muhatapta  (تمُاَ ) mütekellimde ise ناَ  getiriyorduk:

    كَتَبْناَ

    كَتَبْتُماَ

    كَتَبْتُماَ

    كَتَبَتاَ

    كَتَباَ

     

    İsimlerin tesniye durumu ise fiillerinkinden başkadır:

     

    İsimlerin tesniye yapılmasında kaide:

    a) Fâil ya da mübteda haber gibi merfû (ötre) olması gereken durumlarda müfred (tekil) ismin sonuna (آنِ-) takısı eklenir. Örnekler:

      اَلْبَيْتُ ev

    اَلْبَيْتاَنِ

    iki ev
     

    اَلْبِنْتُ

    kız

    اَلْبِنْتاَنِ

    iki kız
     

    اَلْمَرْأَةُ

    kadın

    اَلْمَرْأَتاَنِ

    iki kadın
     

    خَالِدٌ

    Halit

    خاَلِداَنِ

    iki Halit
     

    اَلْاِبْنُ

    oğul

    اَلْاِبْناَنِ

    iki oğul
     

    اَلرَّجُلُ

    adam

    اَلرَّجُلاَنِ

    iki adam
     

    فَرَسٌ

    kısrak

    فَرَساَنِ

    iki kısrak
     

    حِصاَنٌ

    at

    حِصاَناَنِ

    iki at
     

    فَاطِمَةُ

    Fatma

    فاَطِمَتاَنِ

    iki Fatma
     

    وَلَدٌ

    çocuk

    وَلَداَنِ

    iki çocuk

    ذَهَبَ الْوَلَدانِ هُنَاكَ.

    İki çocuk oraya gitti.  

    اَلْوَلَداَنِ صَغِيرَانِ.

    İki çocuk küçüktür.  
                 

    Not: Kelimenin başında harf-i tarif olursa o kelime marife, olmazsa nekredir.

    هُماَ مُؤْمِناَنِ.

    O ikisi mü’mindir.

    أَنْتُماَ مُؤْمِناَنِ.

    İkiniz müminsiniz (müz).

    Haber  Mübtedâ

     

               Haber  Mübtedâ

     
               

    Genel Cümle Örnekleri:

     

    هُوَ مُؤْمِنٌ.

    O mü’mindir.

    أَنْتَ مُؤْمِنٌ.

    Sen mü’minsin (müz).
     

    هِيَ مُؤْمِنَةٌ.

    O mü’mindir (müe).

    أَنْتِ مُؤْمِنَةٌ.

    Sen mü’minsin (müe).
     

    هُماَ مُؤْمِنَتاَنِ.

    O ikisi mü’mindir.

    أَنْتُماَ مُؤْمِنَتاَنِ.

    İkiniz müminsiniz (müe).
     

    أَناَ مُؤْمِنٌ.

    Ben mü’minim.

    أَنْتُماَ طاَلِباَنِ.

    İkiniz öğrencisiniz.
     

    نَحْنُ مُؤْمِناَنِ.

    İkimiz mü’miniz.

    أَيْنَ الْقَلَماَنِ ؟

    İki kalem nerede?
     

    أَيْنَ التِّلْميِذاَنِ ؟

    İki öğrenci nerede?

    أَيْنَ السَّياَّرَتاَنِ؟

    İki araba nerdedir?
     

    أَيْنَ التِّلْميِذَتاَنِ ؟

    İki öğrenci nerede?  (müe)

    هُماَ مُساَفِراَنِ.

    O ikisi yolcudur.
     

    اَلْمُديِراَنِ جَديِداَنِ.

    İki müdür yenidir.

    اَلْحَقيِبَتاَنِ جَديِدَتاَنِ.

    İki çanta yenidir.
     

    هَذاَنِ كِتاَباَنِ.

    Bu iki kitaptır.

    وَصَلَتْ تِلْمِيذَتاَنِ أَمْسِ.

    İki öğrenci dün vardı (ulaştı).

    أَيْنَ الْوَلَدُ وَ واَلِدُهُ ؟

    Çocuk ve babası nerede?

    هُماَ فِي الصَّيْدَلِيَّةِ.

    O ikisi eczanededir.

    اَلتِّلْميِذاَنِ فَهِماَ الدَّرْسَ.

    İki öğrenci dersi anladı.

    فَهِمَ التِّلْميِذاَنِ الدَّرْسَ.

    İki öğrenci dersi anladı.
                         

    b) Tesniye ismin mecrûr (esreli) veya mansûb (üstün) okunması gereken durumlarda müfred (tekil) ismin sonu üstün yapılarak (يْنِ- ) eklenir.

    اَلْبَيْتُ ev

    اَلْبَيْتَيْنِ

    iki ev

    اَلْبِنْتُ

    kız

    اَلْبِنْتَيْنِ

    iki kız

    اَلْمَرْأَةُ

    kadın

    اَلْمَرْأَتَيْنِ

    iki kadın

    خَالِدٌ

    Halit

    خاَلِدَيْنِ

    iki Halit

    اَلْاِبْنُ

    oğul

    اَلْاِبْنَيْنِ

    iki oğul

    اَلرَّجُلُ

    adam

    اَلرَّجُلَيْنِ

    iki adam

    فَرَسٌ

    kısrak

    فَرَسَيْنِ

    iki kısrak

    حِصاَنٌ

    at

    حِصاَنَيْنِ

    iki at

    فَاطِمَةُ

    Fatma

    فاَطِمَتَيْنِ

    iki Fatma

     

    Cümle Örnekleri:

     

    كَتَبْتُ دَرْسِي بِقَلَمَيْنِ.

    Dersimi iki kalemle yazdım.
     

    شاَهَدْتُ الْوَلَدَيْنِ فِي السُّوقِ.

    İki çocuğu çarşıda gördüm.
     

    جَلَسَ الْوَلَدَانِ عَلَى الْكُرْسِيَّيْنِ.

    İki çocuk iki sandalyeye oturdular.
     

    أَخَذْتُ كِتاَباً مِنَ الرَّجُلَيْنِ.

    İki adamdan bir kitap aldım.
     

    وَجَدَ الْمَرْأَتَيْنِ.

    İki kadını buldu.
     

    قَرَأْتُ كِتاَبَيْنِ فيِ الشَّهْرِ.

    Ayda iki kitap okudum.
     

    ذَهَبْتُ  فيِ الشَّهْرِ اِلَى صَديِقَيْنِ.

    (Bir) Ayda iki arkadaşa gittim.
     

    حَضَرَ أَخِي قَبْلَ سَنَتَيْنِ.

    Kardeşim iki sene önce geldi.
     

    شَرَحَتِ الْأُسْتاَذَةُ الدَّرْسَيْنِ.

    Öğretmen iki dersi açıkladı.
     

    كَتَبَتْ فاَطِمَةُ الدَّرْسَيْنِ.

    Fatıma iki ders yazdı.
     

    شَكَرَتِ الْمُدِيرَةُ الطاَّلِبَتَيْنِ.

    Müdür iki öğrenciye teşekkür etti.
     

    أَخِي كَتَبَ رِساَلَتَيْنِ فِي الشَّهْرَيْنِ.

    Kardeşim iki ayda iki mektup yazdı.

    ذَهَبَتِ الْمُدِيرَةُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مَعَ الْمُدَرِّسَتَيْنِ.

    Müdür okula iki öğretmenle gitti.

         

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    İSİMLERİN TESNİYESİYLE İLGİLİ AYETLER

    1- مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كاَلْأَعْمىَ وَاْلأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّميِعِ.

     
    (11/HÛD 24). Bu iki zümrenin (müminlerle kâfirlerin) durumu, kör ve sağır ile gören ve işiten kimseler gibidir.  

    اَلْمَثَلُ

    misal, örnek, durum

    كَ

    gibi

    اَلْفَرِيقُ

    grup, zümre

    اَلْأَعْمَى

    âma, kör. (Sonu illet harfi ile bittiği için esre almaz)  

    اْلأَصَمُّ

    sağır

    اَلْبَصِيرُ

    gören

    اَلسَّميِعُ

    işiten  

    2- وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ.

     
    (12/YÛSUF 36). Onunla birlikte zindana iki delikanlı (daha) girdi.  

    السِّجْنُ

    hapishane, zindan

    فَتَيَانِ

    iki genç, iki delikanlı

    اَلْفَتَى

    genç, delikanlı  

    3- وَمِنْ كُلِّ الثَّمَراَتِ جَعَلَ فِيهاَ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ.

     
    (13/RA’D 3). ( ..ki O) orada bütün meyvelerden çifter çifter yarattı. ..  

    اَلثَّمَراَتُ

    meyveler, ürünler

    زَوْجَيْنِ

    (iki) çift

    جَعَلَ

    yarattı, kıldı, yaptı  

    زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ

    çifter çifter

    كُلُّ

    her, bütün

    اِثْنَيْنِ

    iki  

    4- وَسَخَّرَ لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَائِبَيْنِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّليْلَ وَالنَّهاَر.

     
    (14/İBRÂHÎM 33). Düzenli seyreden güneşi ve ayı sizin için boyun eğdirdi; geceyi ve gündüzü de istifadenize verdi.  

    سَخَّرَ

    boyun eğdirdi, faydalı kıldı, istifadesine verdi  

    دَائِبٌ

    devamlı ve düzenli olan, istirahate çekilmeyen  

    5- وَضَرَبَ اللهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ…

     
     

    (16/NAHL 76). Allah, (şu) iki kişiyi misal verir..

     

    ضَرَبَ مَثَلاً

    misal verdi  

    رَجُلٌ

    adam, kişi (Kur’ân’da durum anlatan birçok mevzu da mâzî fiil kullanılır, Türkçe’ye geniş zaman olarak tercüme edilir).  

    6- …هَذاَنِ خَصْماَنِ اخْتَصَمُوا فيِ رَبِّهِمْ …

     
    (22/HACC 19). Şu iki (gurup), Rabb’leri hakkında tartıştı (Şu iki grub Rabb’leri hakkında çekişen iki hasımdır.).  

    خَصْمٌ

    hasım, düşman

    اِخْتَصَمَ

    tartıştı, çekişti

    هَذاَنِ

    bu ikisi

    هَذاَ

    bu  

    7- إذْ أَرْسَلْناَ إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبوُهُماَ..

     
    (36/YÂSÎN 14). İşte o zaman biz, onlara iki elçi göndermiştik. Onları yalanladılar…  

    إذْ

    işte o zaman, hani bir zamanlar (Mâzî fiilin önünde mişli geçmiş zaman ifadesini verir).  

    أَرْسَلَ إِلَى

    elçi gönderdi

    اِثْنَيْنِ

    iki

    كَذَّبَ

    yalanladı  

    8- وَ هَدَيْناَهُ النَّجْدَيْنِ.

     
    (90/BELED 10). Ona (insana) iki yolu (doğru ve eğriyi) gösterdik.  

    هَدَي

    hidayet etti, yol gösterdi

    النَّجْدُ

    açık yol / yüksek yer  
                                                           
  • Atıf Edatları Arapça Dersleri

     

    ATIF: Atıf harfleri denen harflerle kelime veya cümleleri aynı hükme bağlamaya atıf denir. İleride müstakil konu başlığı altında işleyeceğimiz, ancak çok gerekli olduğu için ara ara kelimeler ve dipnotlarda işlediğimiz atıf bahsinden şimdilik şu kadarını öğrenmemiz yeterlidir:

    Atıf harflerinden önceki kelimeye ma’tûfun aleyh, sonraki kelime ya da cümleye de ma’tûf denir. Ma’tuf, ma’tuf’un aleyh’in harekesini alır.

    نَجَحَتْ فاَطِمَةُ وَ أُخْتُهاَ.

    Fâtıma ve kardeşi başardı.

    Bu cümlede فاَطِمَةُ ma’tufun aleyh, وَ atıf harfi, أُخْتُهاَ da ma’tuf’dur (atfedilen).  أُخْتُ kelimesi  matufun aleyh olan فاَطِمَةُ kelimesinin merfû olması sebebiyle merfûdur. Atıf vâvı ma’tuf ile ma’tûfun aleyh’in aynı hükümde ortak olduğunu göstermiştir.

    Atıf harfleri 10 tanedir. Kelime ezberler gibi ezberleyebileceğimiz bu harflerin cümle içindeki kullanılışları şöyledir:

    وَ

    ve

    رَجَعَ الْيَوْمَ مُحَمَّدٌ وَ خاَلِدٌ.

    Muhammed ve  Hâlit bugün döndüler.

    فَ

    akabinde, hemen Ma’tufla mat’ûfun aleyh arasında zaman bakımından aralarında bir gecikme olmasa da tertip ve sıra gözetir.

     

    دَخَلَ الْمُدَرِّسُ فَوَقَفَ التَّلاَمِيذُ.

    Öğretmen girdi akabinde öğrenciler ayağa kalktı.

     

     

    دَخَلَ الْمَدْرَسَةَ عَلِيٌّ فَخاَلِدٌ.

    Ali sonra da Hâlid okula girdi.

    ثُمَّ

    sonra

    اَلرِّجاَلُ أَكَلُوا الطَّعاَمَ ثُمَّ شَرِبوُا الْقَهْوَةَ.

    Erkekler yemek yediler sonra kahve içtiler.

    أَوْ

    veya, ya da

    أَكَلَ بُرْتُقاَلاً أَوْ تُفاَّحاً.

    Portakal veya elma yedi.

     

     

    نَقَلَ الْخَبَرَ عَلِيٌّ أَوْ فَرِيدٌ.

    Haberi Ali ya da Ferid nakletti.

    أَمْ

    yoksa

    أَ تُفاَّحاً أَكَلْتَ أَمْ بُرْتُقاَلاً ؟

    Elma mı yoksa portakal mı yedin?

    إِمَّا

    ya… ya.…ya da, ister (vav ile tekrarlanarak kullanılır)

     

    كَتَبَ إِلَيْكُمْ إِمَّا حَسَنٌ وَ إِماَّ صاَلِحٌ.

    Size ya Hasan ya Salih yazdı.

    حتَّي

    … bile, dahil

    أَكَلَ السَمَكَةَ حَتَّى رَأْسَهاَ.

    Balığı başı da dahil (başını bile) yedi.

    لاَ

    değil, olmadı (nefy, olumsuzluk anlatır)

     

     

    خَليِلٌ كاَتِبٌ لاَ شاَعِرٌ.

    Halil yazardır şair değil.

    لَكِنْ

    fakat, bunun aksine

     

    ماَ جاَءَ السَّيِّدُ لَكِنْ حاَدِمُهُ.

    Bey gelmedi fakat hizmetçisi geldi.
     

    ماَ ذَبَحَ الْجَزاَّرُ الْبَقَرَةَ لَكِنْ شاَةً.

    Kasap sığır boğazlamadı fakat bir koyun boğazladı.

    بَلْ

    belki, bilakis, hayır, öyle değil..

     

    خَرَجَ مِنَ الْإِمْتِحاَنِ يُوسُفُ بَلْ عُثْماَنُ.

    İmtihandan Yusuf, hayır Osman çıktı.
                                 

     

     

  • Müstetir Zamir Arapça Gizli Zamir

     

    III) MÜSTETİR (GİZLİ ZAMİR)

    Telaffuzda ya da yazıda görülmeyip fiilde var olduğu düşünülen zamirdir. Mâzî fiilde müstetir yani örtülü (ya da gizli olan) zamir  هُوَve هِيَ   dir. Zira diğer siygalarda geçen fiillerin fâil zamirleri bizzat fiilde görülür:

    Örneğin; (Biz) yazdık  كَتَبْناَ  ve (Ben) yazdım كَتَبْتُ fiilindeki تُ  ve ناَ zamirleri fâildir. Ancak كَتَبَ  dendiğinde fiile birleşen herhangi bir zamir görülmemektedir. Telaffuzda yer almasa da burada fiilde var olduğu düşünülen zamir هُوَ  (o) dir. Aynı şekilde كَتَبَتْ   fiilinin sonundaki تْ fâil değil, fâilin müennes olduğunu gösteren alâmettir. Bu fiilde var olduğu düşünülen zamir هِيَ dir. Özet olarak; bütün mâzî fiillerin müfred müzekker gâib ve müfred müennes gâibelerinin fâilleri müstetir (gizli) olan  هُوَ ve هِيَ zamirleridir.

    وَجَدَ أُمَّهُ (Annesini buldu) cümlesinde fâil; kim buldu sorusunun cevabı olan ve fiilin altında gizli olduğu düşünülen هُوَ zamiridir.وَجَدَتْ أُمَّهاَ  (Annesini buldu) cümlesinde fâil; kim buldu sorusunun cevabı olan ve fiilin altında gizli olduğu düşünülen  هِيَzamiridir.

      

    Karşılaştırmalı Genel Cümle Örnekleri:

    إِياَّكُنَّ سَاَلَ الرَّجُلُ.

    Adam yalnız sizi sordu.  

    أَخَذْتُ الْفُلوُسَ مِنْ واَلِديِ.

    Paraları babamdan aldım.  

    هُنَّ عَرَفْنَ الْبَيْتَ.

    Onlar evi tanıdı.  

    نَحْنُ عَرَفْناَ الْمُديِرَ.

    Bizler müdürü tanıdık.  

    أَنْتُماَ حَمَلْتُماَ الْبُرْتُقاَلَ.

    İkiniz portakalı taşıdınız.  

    هُمْ أَكَلوُا الْحَلْوَى.

    Onlar tatlıyı yediler.  

    هُمْ فَهِموُا الْقِصَّةَ.

    Onlar hikayeyi anladılar.  

    ذَهَبَتْ عاَئِشَةُ إِلَى غُرْفَتِهاَ.

    Aişe odasına gitti.  

    نَحْنُ لَعِبْناَ مَعَهُمْ كُرَةَ السَّلَّةِ[.

    Biz onlarla basketbol oynadık.  

    أَنْتَ شَرِبْتَ الشاَّيَ مَعَ صَديِقيِ.

    Sen arkadaşımla çay içtin.  

    أَنْتِ كَتَبْتِ رِساَلَةً إِلَى عَمَّتِكِ.

    Sen halana bir mektup yazdın.  
     

    نَحْنُ كَتَبْناَ رِساَلَةً إِلَى مُدَرِّسَتِناَ.

    Biz öğretmenimize bir mektup yazdık.

    رَجَعَ أَحْمَدُ مَعَ أُخْتِهِ إِلَى الْبَيْتِ.

    Ahmet eve kız kardeşiyle döndü.  
     

    هِيَ ذَهَبَتْ إِلَى السوُّقِ مَعَ صَدِيقَتِهاَ.

    O çarşıya kız arkadaşıyla gitti.  

    أَنْتَ حَمَلْتَ دَفْتَراً.

    Sen bir defter taşıdın.  

    نَزَلَ أَحْمَدُ مِنَ الطاَّئِرَةِ وَحَمَلَ حَقيِبَتَهُ.

    Ahmet uçaktan indi ve çantasını yüklendi (taşıdı).

     

    أَيْنَ حَقيِبَتُهاَ ؟حَقيِبَتُهاَ فيِ الْغُرْفَةِ.

    Onun çantası nerede ? Onun çantası odadadır.

     

    أَناَ كَتَبْتُ لِأَخي. لِمَنْ كَتَبْتَ أَنْتَ ؟

    Ben kardeşim için (kardeşime) yazdım. Sen kime yazdın?

     

    هَلْ كَتَبَ الدَّرْسَ بالْقَلَمِ ؟ نَعَمْ ، كَتَبَ بِهِ.

    Dersi kalemle mi yazdı? Evet onunla yazdı.

     

     

     

    هُوَ كَتَبَ لَهُمُ الرَّساَئِلَ وَ هُمْ كَتَبوُا لَهُ أَيْضاً

    O, onlara mektuplar yazdı, onlar da ona yazdılar.

     
     

    إِياَّىَ أَمَرَ واَلِدِي.

    Babam yalnız bana emretti.  
     

    إِياَّهُ مَدَحَ الرَّئِيسُ.

    Başkan yalnız onu methetti.  
     

    ماَ اسْمُكَ ؟ اِسْميِ عاَدِلٌ.

    İsmin nedir? İsmim Adil’dir.  
     

    ماَ اسْمُكِ ؟ اِسْميِ زَيْنَبُ.

    İsmin nedir? İsmim Zeynep’tir.  
     

    مِنْ أيْنَ أَنْتَ ؟

    Sen neredensin? (Nerelisin)  
     

    أَناَ مِنْ إِزْميِر وَ أَنْتِ؟

    Ben İzmir’denim (İzmir’liyim. Ya) sen?  
     

    أَناَ مِنْ إِسْتَانْبُول.

    Ben İstanbul’danım.  
     

    ماَ جِنْسِيَّتُكَ ؟

    Milliyetin nedir?  
     

    جِنْسِيَّتيِ تُرْكِيَّة.

    Milliyetim Türk’tür.  
     

    لِماَذاَ أَخَذَ أَحْمَدُ كِتاَبيِ ؟

    Niçin Ahmet kitabımı aldı ?  
     

    رَأَيْتُكَ أَنْتَ.

    Seni seni gördüm.  
     

    ذَهَبْتُ أَناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Okula ben gittim (ben).  

    كَيْفَ حاَلُكَ ؟

    Nasılsın?  

    اَلْحَمْدُ لِلَّهِ أَناَ بِخَيْرٍ. وَ أَنْتَ ؟

    Elhamdülillah iyiyim. (Ya) sen?  

    شُكْراً جَزِيلاً. كَيْفَ أَوْلاَدُكَ ؟

    Çok teşekkür ederim. Çocukların nasıl?  

    هُمْ ذَهَبُوا إِلَى السُّوقِ مَعَ أُمِّهِمْ.

    Onlar anneleriyle çarşıya gittiler.  

    أَناَ شَرِبْتُ الشاَّىَ مَعَ صَديِقيِ.

    Ben arkadaşımla çay içtim.  

    كَيْفَ أَنْتِ الْآنَ ياَ أُمِّي؟

    Şimdi nasılsın ey anneciğim?  

    بِخَيْرٍ ياَ بِنْتيِ.

    İyiyim ey kızım.  

    أَناَ وَ أَنْتَ ذَهَبْناَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.

    Ben ve sen okula gittik.  

      

       

    هُمْ وَ جِيراَنُهُمْ جَلَسُوا فِي الْحَدِيقَةِ.

    Onlar ve komşuları bahçede oturdular.  

    هُمْ حَفِظُوا الْقُرْآنَ.

    Onlar Kur’ân’ı ezberlediler.  

    أَناَ وَ صَدِيقَتِي رَجَعْناَ مِنَ الْمَدْرَسَةِ.

    Ben ve arkadaşım okuldan döndük.  

    أَنْتُنَّ كَتَبْتُنَّ الدَّرْسَ.

    Siz dersi yazdınız.  

    هُمْ شاَهَدوُا الْمُباَراَةَ.

    Onlar maç seyrettiler.  

    هُنَّ أَكَلْنَ الْحَلْوَى.

    Onlar tatlıyı yediler.  

    أَنْتُمْ شَرِبْتُمُ الْعَصيِرَ.

    Sizler meyve suyu içtiniz.  

    أَنْتُماَ نَجَحْتُماَ فِي الْإمْتِحاَنِ.

    İkiniz imtihanda başardınız.  

    كَتَبَ خاَلِدٌ هَذِهِ الرِّساَلَةَ إِلَى صَديِقِهِ.

    Halit bu mektubu arkadaşına yazdı.  

    ذَهَبَ صاَدِقٌ مَعَ واَلِدِهِ إِلَى الْمَطْعَمِ.

    Sadık babasıyla lokantaya gitti.  

    أَكَلَ واَلِدُهُ طَعاَماً مِنَ الْمَطْعَمِ.

    Babası lokantadan yemek yedi.  

    أَكَلَ خاَلِدٌ الْفَطوُرَ مَعَ واَلِدِهِ وَ أَكَلَ الْغَداَءَ مَعَ واَلِدَتِهِ.

     

    Halit kahvaltıyı babasıyla yedi ve öğle yemeğini annesiyle yedi.

     
                   

    Not:فَ  harfi basit cümlelerin birbirine bağlanışında kullanılan harflerdendir: Ve, ardından, akabinde, bu sebeple, hemen manalarında tercüme edilir. Netice sebebe genellikle bu harfle bağlanır.

    سَقَطَ الرَّجُلُ فَذَهَبَ إِلَى الطَّبِيبِ.

    Adam düştü ve (bu sebeple) doktora gitti

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    KONULARLA İLGİLİ AYETLER

    1- خَلَقَ الْإِنْساَنَ مِنْ عَلَقٍ.

     
                                                                                                                                 Mecrûr Câr     Mef’ûl      Fiil  
    (96/ALAK 2) (Allah) insanı bir alakdan yarattı.  

    اَلْعَلَقُ

    asılı duran şey, alaka, embriyo, kan pıhtısı

    خَلَقَ

    yarattı  

    2- مِنْ نُطْفَةٍ     خَلَقَهُ       فَقَدَّرَهُ.

     
                                                                                                               Mef’ûl Fiil          Mef’ûl Fiil       Mecrûr Câr  
    (80/ABESE 19) Bir nutfeden yarattı onu (insanı) ve akabinde takdir etti (şekil verdi)
     

    نُطْفَةٌ

    nutfe, sperma

    قَدَّرَ

    takdir etti, ölçtü  

    فَ…

    akabinde, bunun üzerine, bu sebeple, bunun için (harekeye tesiri yoktur).

     

     

    3- وَ ضَرَبَ   لَناَ   مَثَلاً وَ  نَسِيَ         خَلْقَهُ.

     
                                                                                                       Mef’ûl (isim tamlaması)       Fiil            Mef’ûl Mec.Câr  Fiil  
    (36/YÂSÎN 78) Bize bir misal verdi ve yaratılışını unuttu.  

    ضَرَبَ مَثَلاً

    misal verdi. ضَرَبَ fiili yalnız kullanıldığında vurmak, dövmek vs. manasındadır. Aynı cümlede مَثَلاً kelimesi de yer alırsa misal vermek anlamına gelir. Bu şekilde Arapça’da pek çok örnek vardır.  

    نَسِيَ

    unuttu. (Sonu illet harfleriyle gelen fiillerin çekimi daha sonra işlenecektir.)  

    خَلْقٌ

    yaratma, yaratılış, halk etme. (خَلَقَ) fiilinin masdarıdır. Arapça’da masdarlar isimdir, yani başlarına harf-i tarif veya sonlarına tenvin alırlar. Cümledeki fiillerin fâilleri müstetir (gizli) olup gâib fiilin mukâbili olan (هُوَ) zamiridir.  

    4- ماَ      وَدَّعَكَ    رَبُّكَ   وَ  ماَ   قَلَى.

     
                                                                                                                                     Fiil   Harfu nefy       Fâil     Mef’ûl-Fiil  Harfu nefy  
    (93/DUHÂ 3) Rabbin seni terketmedi ve darılmadı.  

    وَدَّعَ

    terketti, ayrıldı, yüzüstü bıraktı

    قَلَى

    darıldı, buğzetti  

    5- وَ وَجَدَكَ ضاَلاًّ فَهَدَى.

     
    (93/DUHÂ 7) Ve seni şaşırmış buldu bunun üzerine hidayet etti.  

    ضاَلٌّ

    hayrette kalan, şaşıran, şaşırmış

    هَدَى

    hidayet etti, yol gösterdi  

    6- وَ وَجَدَكَ عاَئِلاً فَأَغْنَى.

     
    (93/DUHÂ, 8) Seni yoksul buldu, bu sebeple zenginleştirdi.  

    عاَئِلٌ

    yoksul

    أَغْنَى

    zenginleştirdi  

    7- وَوَضَعْناَ عَنْكَ وِزْرَكَ.

     
    (94/İNŞİRAH, 2) Yükünü senden (hafifletip) kaldırdık.  

    وَضَعَ

    koydu, kaldırdı

    وِزْرٌ ج أَوْزاَرٌ

    ağır yük, vebal  

    8- وَ رَفَعْناَ لَكَ ذِكْرَكَ.

     
    (94/İNŞİRAH, 4) Ve senin için şanını (zikrini, anılmanı) yükselttik.  

    رَفَعَ

    kaldırdı, yükseltti

    ذِكْرٌ

    zikir, anma, anılma

    9- قاَلَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِي كَذَّبُونِ.

     
    (26/ŞUARÂ, 117) (Nuh:) Rabbim dedi, gerçekten kavmim beni yalanladı.  
       
       

    قاَلَ

    dedi, söyledi

    إِنَّ

    gerçekten, muhakkak (te’kid edatı)  

    رَبِّ

    Rabbim (Sondaki esre (رَبِّي) kelimesindeki mütekellim ya (ي) sını temsil eden sembol kısaltmadır.  

    كَذَّبَ

    yalanladı, yalan isnad etti, inanmadı  

    نِ (كَذَّبُونِ)

    (ن) nûnu vikâye, (ن) harfinin altındaki esre  mütekellim yâ (ي) sının kısaltılmış halidir. (كَذَّبُوا) yalanladılar fiiline nûnu’l-vikâye ve mütekkelim yâ’sı birleşince cemî vavının elifi düşmüş ve (كَذَّبُونِ) olmuştur.  

    10- لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ …

     
    (36/YÂSÎN, 7).Onların çoğunun (ekseriyetinin) üzerine (azabla ilgili) söz hak oldu.  
     

    لَقَدْ

    gerçekten, hakikaten, and olsun (te’kid edatı)  
     

    الْقَوْلُ

    söz (azab sözü)

    أَكْثَرُ

    ekseriyet, çok, en çok, daha çok  
     

    حَقَّ

    hak oldu, gerçek oldu, hak etti
  • Mazi Fiillerde Cemi-Çoğul Hali Arapça Dersleri

     

    MAZİ FİİLLERDE CEMİ (ÇOĞUL) HALİ

    Bir işi ikiden fazla kişi yaptığı zaman müzekker gâib için fiilin sonuna (ُوا) eklenip cemi müzekker gâib yapılmış olur. Örnekler:

    ضَرَبَ  den →

    ضَرَبُوا

    Onlar dövdüler

    شَرِبَ  den →

    شَرِبُوا

    Onlar içtiler

     den →عَلِمَ      

    عَلِمُوا

    Onlar bildiler

    أَكَلَ  den →

    أَكَلوُا

    Onlar yediler

    Cemi müennes gâibe‘de (yani o kadınlarda) fiilin son harfi cezimlenip -ْنَ eklenir:

    → أَكَلَ

    أَكَلْنَ

    (O bayanlar) yediler

    → عَلِمَ

    عَلِمْنَ

    bildiler

    → شَرِبَ

    شَرِبْنَ

    (O bayanlar) içtiler

    →كَتَبَ

    كَتَبْنَ

    yazdılar

    → وَجَدَ

    وَجَدْنَ

    (O bayanlar) buldular

    → ضَرَبَ

    ضَرَبْنَ

    vurdular

    Muhâtab çoğulda; fiilin sonundaki cezimden sonra müzekkerlerde تُمْ  müenneslerde تُنَّ    eklenir. Örnekler:

    Müennes

     

    Müzekker

    ضَرَبْتُنَّ

    dövdünüz

    ضَرَبْتُمْ

    عَلِمْتُنَّ

    bildiniz

    عَلِمْتُمْ

    أَكَلْتُنَّ

    yediniz

    أَكَلْتُمْ

    نَصَرْتُنَّ

    yardım ettiniz

    نَصَرْتُمْ

    وَجَدْتُنَّ

    buldunuz

    وَجَدْتُمْ

    دَخَلْتُنَّ

    girdiniz

    دَخَلْتُمْ

    Mütekellimin çoğulu: Birinci şahsın (ben’in) çoğulunda kaide, fiilin sonuna cezimden sonra tesniye için de cemi için de نَا   zamirinin eklenmesidir.  Erkek ve dişi için aynıdır.

     

     den →وَجَدَ

    وَجَدْنَا

    (Biz-İkimiz) bulduk  
     

     den →أَكَلَ

    أَكَلْنَا

    yedik  
     

     den → فَتَحَ

    فَتَحْنَا

    açtık  
     

     den → عَلِمَ

    عَلِمْنَا

    bildik  
     

     den → شَرِبَ

    شَرِبْناَ

    içtik  

    هَلْ فَتَحْتُمُ الْباَبَ ؟

    Kapıyı açtınız mı?

    هَلْ سَمِعْتُنَّ الْخَبَرَ ؟

    Haberi işittiniz mi?

    نَعَمْ ، سَمِعْناَ الْخَبَرَ.

    Evet haberi işittik.
               

    Son iki  konuyu özetlersek fiillerin tesniye ve cemi halinin tablosu şöyledir:

    Cemi

    Tesniye

     

    كَتَبُوا

    كَتَبَا

    Gâib

    كَتَبْنَ

    كَتَبَتَا

    Gâibe

    كَتَبْتُمْ

    كَتَبْتُمَا

    Muhatap

    كَتَبْتُنَّ

    كَتَبْتُمَا

    Muhâtaba

    كَتَبْنَا

    كَتَبْنَا

    Mütekellim
             

    F Arapça cümle kuruluşunda fâil, fiilden sonraya kalırsa fiil daima tekil olur. Sadece fiilin müzekker mi yoksa müennes mi olduğu belirtilir. Yani, fâilin ortada geldiği gâib fiil cümlesindefâil bizzat cümlede yer aldığında söz konusu fâil, ister tesniye ister cemi olsun baştaki fiil daima tekil yani müfrettir.

    الْبِنْتاَنِ الحِْصَانَ. رَكِبَتِ 

    (İki kız ata bindi).

    الْبَنَاتُ الحِْصَانَ. رَكِبَتِ 

    (Kızlar ata bindi).

    İsim cümlesinde ise durum farklıdır:

    İsim cümlesinde fâil başa geldiğinde ortaya konulan fiil, fâilin durumuna göre ya tesniye ya da cemi olarak çekimli halde gelir.

    اَلْبِنْتاَنِ رَكِبَتاَ الحِْصَانَ.

    (İki kız ata bindi).

    الحِْصَانَ. رَكِبْنَ   اَلْبَنَاتُ

    (Kızlar ata bindi).

    Fâil, tesniye ya da cemi olarak bizzat gâib cümlede yer almadığında ise başa gelen fiil çoğul olur:

    رَكِبَتاَ الحِْصَانَ.

    İkisi ata bindi (müennes).

    الحِْصَانَ. رَكِبْنَ   

    Ata bindiler (müennes).

    كَتَبوُا الدَّرْسَ.

    Dersi yazdılar (müzekker).

     

     Mâzî fiillerle ilgili genel cümle örnekleri:

     

    لَبِسْناَ الْمَلاَبِسَ.

    Elbiseleri giydik.
     

    سَمِعْناَ النَّصيِحَةَ.

    Nasihatı işittik.
     

    عَلِمْتُمُ السُّؤاَلَ.

    Soruyu bildiniz (müz.).
     

    أَكَلْتُنَّ الْبُرْتُقاَلَ.

    Portakalı yediniz (müe.).
     

    فَتَحُوا الْحَقيِبَةَ.

    Çantayı açtılar (müz.).
     

    فَتَحَ الْحَقيِبَةَ.

    Çantayı açtı.
     

    قَرأْتُمْ قِصَّةً وَ لَعِبْتُمُ الْكُرَةَ.

    Bir kıssa okudunuz  ve top oynadınız.
     

    دَخَلْناَ الْمَطْبَخَ وَ عَمِلْناَ الْقَهْوَةَ.

    Mutfağa girdik ve kahve yaptık.
     

    عَمِلْتُنَّ الطَّعاَمَ الْيَوْمَ.

    Bugün yemeği yaptınız.
     

    هَلْ رَسَمْتَ الصُّورَةَ.

    Resmi çizdin mi? (müz.)
     

    نَعَمْ ، رَسَمْتُ الصُّورَةَ.

    Evet, resmi çizdim.
     

    وَجَدْتُمُ الْكِتاَبَ.

    Kitabı buldunuz (müz.).
     

    هَلْ سَمِعْنَ الْخَبَرَ ؟

    Haberi işittiler mi?
     

    نَعَمْ سَمِعْنَ الْخَبَرَ.

    Evet, haberi işittiler.
     

    هَلْ عَمِلُوا الْواَجِبَ ؟

    Ödevi yaptılar mı?
     

    لاَ ، قَرَأُوا الْكِتاَبَ.

    Hayır, kitap okudular.
     

    حَمَلْنَ الدَّفاَتِرَ.

    Defterleri taşıdılar.
     

    سَمِعْتُمُ النَّصيِحَةَ.

    Nasihatı işittiniz.

    عاَئِشَةُ وَ فاَطِمَةُ وَ زَيْنَبُ دَخَلْنَ الْمَطْبَخَ.

    Aişe, Fatıma ve Zeynep mutfağa girdiler.

    دَخَلَتْ عاَئِشَةُ وَ فاَطِمَةُ وَ زَيْنَبُ الْمَطْبَخَ.

    Aişe, Fatıma ve Zeynep mutfağa girdi.

    خاَلِدٌ وَ عاَدِلٌ وَ عُمَرُ دَخَلُوا الْمَطْبَخَ.

    Halit, Adil ve Ömer mutfağa girdiler.

    دَخَلَ خاَلِدٌ وَ عاَدِلٌ وَ عُمَرُ الْمَطْبَخَ.

    Halit, Adil ve Ömer mutfağa girdi.

    اَلنِّساَءُ أَكَلْنَ الطَّعاَمَ.

    Kadınlar yemeği yediler.

    أَكَلَتِ النِّساَءُ الطَّعاَمَ.

    Kadınlar yemeği yedi.

    اَلرِّجاَلُ سَمِعُوا الْخَبَرَ.

    Erkekler haberi işittiler.

    سَمِعَ الرِّجاَلُ الْخَبَرَ.

    Erkekler haberi işitti.
  • Mübteda Haber – İsim Cümlesi

     

    MÜBTEDÂ – HABER

    İsim cümlesinin, isimle başlayan ve isimden sonra bazen fiille devam eden cümlelere dendiğini daha önce görmüştük. İsim cümlesinin içinde bazen fiil yer almayabilir. Yani bu cümle sadece iki veya daha fazla isimden de oluşabilir.

    Nasıl fiil cümlesinin öğelerine fiil + fâil + mef’ûl deniyorsa isim cümlesinin öğelerine de mübtedâ + haber denir.

    Mübtedâ genellikle cümlenin başında bulunur. Özel isim ya da zamir, işaret sıfatı v.b. gibi mebnî (harekesi değişmeyen) kelime değilse başına اَلْ  takısı alır. Son harfinin harekesi de elif ve yâ (ا ى) gibi illetli harf değilse ötre olur.

    جَيِّدٌ.

    اَلْقَلَمُ

    Kalem iyidir.

    جَمِيلٌ.

    اَلْوَلَدُ

    Çocuk güzeldir.

    Haber

    Mübtedâ

     

    Haber

    Mübtedâ

     
                 

    Haber kendisiyle hüküm verilen cümle parçasıdır. Tercüme olarak “..dir, ..dır, ..tür, ..tur” takısı verilir. “..güzeldir, küçüktür” gibi. Bundan dolayı “Küllü dırdırın; haber” tabiri; cümlede her …dir veya …dırla biten kelimenin haber olduğuna işaret eder.

    Örnek cümlede görüldüğü gibi mübtedâ marife, haber nekre olur. Mübtedâ ile haber arasında müzekkerlik-müenneslik, teklik-ikilik-çokluk bakımından uyum vardır. Yani mübtedâ müzekkerse haber de müzekker olur. Mübtedâ müennes ise haber de son harfin harekesini üstün yapıp yanına kapalı tâ (tâ-i merbuta ة) getirilmek suretiyle müennes yapılır. Mübtedâ tesniye ya da cemi ise haber de kaide gereği tesniye veya cemi yapılır. Örnekler:

    اَلْقَلَمُ طَويِلٌ.

    Kalem uzundur.

    اَلصُّورَةُ قَبيِحَةٌ.

    Resim çirkindir.

    اَلْبَيْتُ كَبيِرٌ.

    Ev büyüktür.

    اَلْبَيْتاَنِ كَبيِراَنِ.

    İki ev büyüktür[1].

    اَلْمُدَرِّسُ غاَئِبٌ.

    Öğretmen gâibtir (yoktur).

    اَلْمُدَرِّسُونَ غاَئِبُونَ.

    Öğretmenler yoktur[2].

    اَلصَّفُّ واَسِعٌ.

    Sınıf geniştir.

    اَلسَّياَّرَةُ جَديِدَةٌ.

    Araba yenidir.

           Özel isimler, zaten belirli oldukları için başlarına harf-i tarif almazlar. Allah kelimesi de özel isim olduğu için başına  ayrıca ( اَلْ)     takısı almaz.

    اَللَّهُ واَحِدٌ.

    Allah birdir.

    أَحْمَدُ مُدَرِّسٌ.

    Ahmet öğretmendir.

    فاَطِمَةُ مُدَرِّسَةٌ.

    Fatıma öğretmendir.

    زَيْنَبُ جَمِيلَةٌ.

    Zeynep güzeldir.

    خاَلِدٌ نَشِيطٌ.

    Halit çalışkandır.

    Zamirler ismin yerini tutan kelimelerdir. Mübtedâ oldukları takdirde özel isme işaret ettikleri için başlarına اَلْ takısı  almazlar. Mebnî olmaları dolayısıyla da son harflerinin harekesi değişmez. Mahallen merfû (ötre) olur.

    شَاعِرٌ.

    أَنَا

    Ben şairim.

    Haber

    Mübtedâ

     

    هِيَ عاَئِلَةٌ.

    O bir ailedir.

    هُوَ صاَدِقٌ وَ أَميِنٌ.

    O doğru ve emindir.

    أَنْتِ  مُمَرِّضَةٌ.

    Sen hemşiresin.

    هُوَ مُحَمَّدٌ.

    O Muhammed’dir.

    Aynı şekilde sonuna tenvin almayan (gayr-i munsarif) özel isimler, haber diye sonu ötre tenvin yapılmaz.

    هِيَ فاَطِمَةُ.

    O Fâtıma’dır.

    *Mübtedâ bu cümlelerde görüldüğü üzere munfasıl (ayrı) zamir halinde geldiği gibi, isimle birleşmiş muttasıl zamirli bir kelimeyle de gelebilir. Görüldüğü gibi mübtedâ marife olarak gelmektedir. Başında harf-i tarif olmadığı halde zamirler ve işaret isimleri belli bir varlığa delalet ettikleri için marifedirler. Sonuna zamir birleşmiş isimler de zaten marife olduklarından başlarına harf-i tarif (اََل) almazlar:

    قَلَمُهاَ صَغِيرٌ.

    (Onun) kalemi küçüktür.

    بَيْتُناَ جَمِيلٌ.

    Evimiz güzeldir.

    واَلِدُهُ كَرِيمٌ.

    (Onun) babası cömerttir.

    أُمُّكِ جَمِيلَةٌ.

    Annen güzeldir.

    حَدِيقَتُهُمْ واَسِعَةٌ

    Bahçeleri geniştir.

    Sonuna muttasıl zamir alan isimler aynı şekilde haber diye ötre tenvin değil, sadece ötre hareke alırlar:

    هَذِهِ صَديِقَتُكِ.

    Bu senin arkadaşındır.

    هَذِهِ صَديِقَتُهاَ.

    Bu onun arkadaşıdır.

    صَدِيقَتُكَ جَمِيلَةٌ.

    Arkadaşın güzeldir.

    Not:

    اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.    Çocuk ata bindi.

                                                Haber       Mübtedâ

    Bu cümlede de görüldüğü gibi; fâil isim olarak başa geldiğinden cümle; isim cümlesidir. İsim cümlesi olduğu için artık öğelerini fâil-fiil-mef’ûl şeklinde değil, mübtedâ-haber şeklinde söyleriz. Cümlenin öznesi mübtedâdır ve haberi de bir fiil cümlesidir.

    FAkıldan çıkarılmaması gereken husus; isim cümlesinin öğeleriyle fiil cümlesinin öğelerini birbirine karıştırmamaktır. Meseleyi özetleyecek olursak cümleler şu kelime parçalarından oluşur:

    İsim Cümlesi:

    Mübtedâ+ Haber       اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.          →  Çocuk ata bindi.

                                           Haber         Mübtedâ

    Fiil Cümlesi:

    Fiil+ Fâil+ Mef’ûl         الْوَلَدُ  الْحِصاَنَ. رَكِبَ        →  Çocuk ata bindi.

                                         Meful      Fâil    Fiil

    Gramerde her cansız çoğul tek bir müennes hükmündedir.  Yani cansız varlıklar ya da hayvanlarda, kelimenin müfredi müzekker olsa bile çoğul yapıldığında tek bir müennese uygulanan kaide uygulanır. Örnekler:

    كِتاَبٌ    kitap (müfredi müzekker) كُتُبٌ           kitaplar
    زَهْرَةٌ     çiçek  (müfredi müennes) زُهُورٌ           çiçekler
     

    اَلْكُتُبُ كَثِيرَةٌ.

    Kitaplar çoktur.  
     

    اَلزُّهُورُ جَمِيلَةٌ.

    Çiçekler güzeldir.  
     

    اَلْأَقْلاَمُ طَوِيلَةٌ.

    Kalemler uzundur.  
     

    اَلسَّياَّراَتُ سَرِيعَةٌ.

    Arabalar hızlıdır.  
             

     

    Haberin Cümle Oluşu

    Haber bazen tek bir kelimeden (müfred  isim) oluştuğu gibi, bazen cümleden, bazen de harf-i cerli ya da zarflı cümle parçasından (şibh-i cümle) oluşabilir.

    a) Müfred Haber: Şimdiye kadar gördüğümüz cümlelerde olduğu gibi haber; sonu illetli olmayan müfred (tekil) bir isimden oluştuğu takdirde son harfi ötre tenvinlidir:

    خاَلِدٌ طاَلِبٌ.
    Halit öğrencidir.
    خَديِجَةُ مُجْتَهِدَةٌ.
    Hatice çalışkandır.

    b) Cümle olan Haber: Aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi mübtedâdan sonra gelen kısım başlı başına bir cümledir[3].

    اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.

    Çocuk ata bindi.

    اَلْاَوْلاَدُ ذَهَبُوا.

    Çocuklar gittiler.

    اَلنِّساَءُ ذَهَبْنَ.

    Kadınlar gittiler.

    c) Şibh-i Cümle olan Haber: Şibh-i cümle; cümle benzeri demektir. Harf-i cerle (yanındaki kelime olan) mecrûrundan, zarfla yanındaki kelimeden oluşan cümle parçasına tam bir cümle olmadıkları için şibh-i cümle (cümle benzeri) denir.

    1) (Şibh-i cümle) Zarf olan haber:

    اَلْغَيْبُ عِنْدَ اللَّهِ.

    Gayb Allah’ın yanındadır.

    حَقيِبَتُهُ تَحْتَ السَّياَّرَةِ.

    Çantası arabanın altındadır.

    حَقيِبَتُهُ عِنْدَ السَّياَّرَةِ.

    Çantası arabanın yanındadır.

    2) (Şibh-i cümle) Câr-mecrûr olan haber:

    هَذِهِ النَّظاَّرَةُ لِواَلِدَتِكِ.

    Bu gözlük annenindir.

    هَذاَ الْقَلَمُ لِواَلِدِهاَ.

    Bu kalem onun (müe) babasınındır.
    خَديِجَةُ فيِ الْحَديِقَةِ.
    Hatice bahçededir.

    اَلْمُؤْمِنُ فِي الْجَنَّةِ.

    Mü’min cennettedir.

    Örneklerde görüldüğü gibi haberi şibh-i cümle olan cümlelerde mübtedâ ile haber arasında müzekkerlik müenneslik vs. uyum aranmaz.

     * (هَذاَ –  هَذِهِ) işaret isimleri marife kelimenin yanında mübtedâyı işaret etmektedir ve cümleye herhangi bir etkisi yoktur. Ancak nekre kelimenin önünde gelirse tıpkı zamirde olduğu gibi kendileri mübtedâ, nekre isim ise haber olur:

    هَذاَ         تِلْمِيذٌ.

    Bu öğrencidir.
                                       Haber     Mübtedâ

    هَذاَ التِّلْمِيذُ     نَشِيطٌ.

    Bu öğrenci çalışkandır.
                                  Haber         Mübtedâ

    هَذِهِ الساَّعَةُ    لِواَلِدِي.

    Bu saat babamındır.
                                Haber          Mübtedâ

    هَذِهِ الساَّعَةُ    لَهُ.

    Bu saat onundur.
                                     Haber     Mübtedâ

    هَذِهِ لَهُ.

    Bu onundur.
                                                         Haber Mübtedâ (mahallen merfû)

    *Arapça’da haber edatı yoktur. Tercümede biz onu gerektiği şekilde ilave ederiz.

    أَناَ أَناَ.

    Ben benim.

    أَنْتَ أَنْتَ.

    Sen sensin.

    هُوَ هُوَ.

    O odur.

     

     

    Not: Başta gelen soru edatları genellikle haberdir:

    كَيْفَ أَنْتَ ؟

    Nasılsın ?

    مَنْ أَنْتَ ؟

    Sen kimsin?

    مَتَى الْإِمْتِحاَنُ ؟

    İmtihan ne zaman?  

    Bu cümlelerde (كَيْفَ)( مَنْ) ve (مَتَى) haber olup soru edatı olduğundan başa geçmesi zorunludur[4]. Sonra gelen kelimeler de mübtedâdır.

    Genel Cümle Örnekleri:

     

    هَذِهِ تِلْمِيذَةٌ.

    Bu öğrencidir (müe).
     

    هَذِهِ التِّلْمِيذَةُ نَشِيطَةٌ.

    Bu öğrenci çalışkandır (müe).
     

    هَذاَ الْمَكاَنُ هاَدِئٌ.

    Bu mekan sakindir.
     

    هَذِهِ مُنَظَّمَةٌ.

    Bu düzenlidir.
     

    هَذِهِ الْمَدْرَسَةُ مُنَظَّمَةٌ.

    Bu okul düzenlidir.
     

    هَذِهِ الصَّدِيقَةُ مُخْلِصَةٌ.

    Bu arkadaş ihlaslıdır.

    صَدِيقَتُكَ مُخْلِصَةٌ.

    Arkadaşın ihlaslıdır (müe).

    صَدِيقُكَ مُخْلِصٌ.

    Arkadaşın ihlaslıdır (müz).

    اَلْبِنْتُ دَخَلَتِ الْحَديِقَةَ.

    Kız bahçeye girdi.

    اَلْمُدَرِّسُ دَخَلَ الْفَصْلَ.

    Öğretmen sınıfa girdi.

    اَلْمُدَرِّسَةُ ماَ قَرَأَتِ الْقِصَّةَ.

    Öğretmen hikayeyi okumadı.

    هَذِهِ الساَّعَةُ لِواَلِدَتيِ.

    Bu saat annemindir.

    هَذِهِ الساَّعَةُ لَهاَ.

    Bu saat onundur.

    هَذِهِ  لَهاَ.

    Bu onundur.
     

    أَحْمَدُ فَقِيرٌ.

    Ahmet fakirdir.

    سَياَّرَتُكَ جَديِدَةٌ.

    Araban yenidir.
     

    مَلْعَبُناَ واَسِعٌ.

    Oyun sahamız geniştir.

    اَلشَّرِكَةُ مَشْهوُرَةٌ.

    Şirket meşhurdur.
     

    اَلزِّحاَمُ شَدِيدٌ.

    Kalabalık şiddetlidir.

    اَلْحَياَةُ سَعِيدَةٌ.

    Hayat mutludur.
     

    اَلْمَعْرِضُ مُسْتَمِرٌّ.

    Sergi devamlıdır.

    اَلسَّياَّرَةُ سَرِيعَةٌ.

    Araba hızlıdır.
     

    اَلْجَوُّ حاَرٌّ.

    Hava sıcaktır.

    اَلْحَدِيقَةُ جَمِيلَةٌ.

    Bahçe güzeldir.
     

    اَلْواَجِبُ ضَرُورِيٌّ.

    Ödev zaruridir.

    اَلْأُمُّ كَالْمَدْرَسَةِ.

    Anne okul gibidir.
     

    اَلْأُسْتاَذُ غاَئِبٌ.

    Hoca gâibtir (yoktur).

    اَلطاَّئِرَةُ سَرِيعَةٌ.

    Uçak hızlıdır.
     

    سَعيِدٌ فَقيِرٌ.

    Said fakirdir.

    أُخْتيِ نَشِيطَةٌ.

    Kızkardeşim çalışkandır.
     
    اَلْمُدَرِّسُ جَديِدٌ.

    Öğretmen yenidir.

    اَلْمُدَرِّسَةُ جَديِدَةٌ.
    (Bayan) Öğretmen yenidir.
     

    اَلْإِسْلاَمُ دِينِي.

    İslâm dinimdir.

    مَدْرَسَتُناَ قَريِبَةٌ.

    Okulumuz yakındır.
     

    اَلْكِتاَبُ مُفيِدٌ.

    Kitap faydalıdır.

    حَدِيقَتُكُمْ جَمِيلَةٌ.

    Bahçeniz güzeldir.
     
    اَلطاَّلِبُ مُجْتَهِدٌ.

    Öğrenci çalışkandır.

    اَلْبِنْتُ صَغيِرَةٌ.
    Kız küçüktür.
     

    اَلْجَوُّ لَطِيفٌ.

    Hava hoştur, güzeldir.

    سَياَّرَتُهاَ جَديِدَةٌ.

    Arabası yenidir.
     

    اَلْمَوْزُ لَذيِذٌ.

    Muz lezzetlidir.

    حَدِيقَتُهُنَّ جَمِيلَةٌ.

    Bahçeleri güzeldir.
     
    اَلْوَلَدُ صاَدِقٌ.

    Çocuk doğrudur.

    اَلطاَّئِرَةُ مُتَأَخِّرَةٌ.

    Uçak gecikmiştir.
     

    هَذاَ هُوَ.

    Bu, odur.

    هَذِهِ هِيَ.

    Bu, odur.
     
    صَديِقيِ مُخْلِصٌ.
    Arkadaşım ihlaslıdır.
    صَديِقَتِي مُخْلِصَةٌ.
    Arkadaşım ihlaslıdır.
     

    مُحَمَّدٌ نَشِيطٌ.

    Muhammed çalışkandır.

    زَيْنَبُ نَشِيطَةٌ.

    Zeyneb çalışkandır.
     
    ألتاَّجِرُ كَرِيمٌ.

    Tacir cömerttir.

     

     
                       

     

    KONULARLA İLGİLİ AYETLER

    الْأُولَى.

    مِنَ

    لَكَ

    خَيْرٌ

    لَلْآخِرَةُ

    1- وَ

     

    Mecrûr (isim)

    Harfu cer

    Câr- mecrûr

    Haber

    Mübtedâ

    Harfu Atıf

     

     

     

     

    (لَ) Lâmü’l-ibtidâ[5]

     
                       

    (93/DUHÂ, 4) Gerçekten ahiret senin için birinciden (dünyadan) hayırlıdır.

     

    اَلْآخِرَةُ

    ahiret

    خَيْرٌ

    hayırlı, iyi, daha iyi

    لَ..

    gerçekten (Te’kîd lâmı)  

    الْأُولَى

    ilk, birinci[6].  

    2- فَأُمُّهُ هاَوِيَةٌ.

     
    (101/KARİA, 9) Onun anası (barınağı, sığınağı) hâviyedir (içi ateşle dolu uçurumdur).  

    اَلْهاَوِيَةُ

    içi ateşle dolu uçurum, çok derin çukur

    اَلْأُمُّ

    anne

     

    3- اَلشَّمْسُ وَ الْقَمَرُ بِحُسْباَنٍ.

     
    (55/RAHMÂN, 5) Güneş ve ay bir hesabladır (hesaba göredir).  

    اَلشَّمْسُ

    güneş

    الْقَمَرُ

    ay  

    حُسْباَنٌ

    saymak /azab, bela /hesap, güneş ve ayın belli bir hesaba göre hareket etmesi  

    4-… واللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ.

     
    (9/TEVBE, 27) Allah gafûrdur (bağışlayandır),  rahimdir (merhametli ve esirgeyendir).  

    غَفُورٌ

    çok bağışlayan (1. Haber)

    رَحِيمٌ

    çok merhametli, çok esirgeyen (2. Haber)  

     

     

     

       
    النَّهاَرِ[7]. وَ بِاللَّيْلِ مَناَمُكُمْ آياتِهِ مِنْ

    5- وَ

     

    Ma’tûf

    Harfu Atıf

    câr-mecrûr

    Mübtedâ muahhar

    mecrûr

    câr

    Harfu Atıf

     

     

     

    Ma’tûfun aleyh

     

    Haber mukaddem

                               

    (30/RUM, 23) Gecede ve gündüzde uyumanız  O’nun (varlığının) delillerindendir (ayetlerindendir)[8]. 

     

    مَناَمٌ

    uyku, uyumak [burada; (وَمِنْ آياتِهِ) manayı vurgulamak için öne geçmiş haber (haber mukaddem),  (مَناَمُكُمْ) de sonraya kalan mübtedâdır (mübtedâ muahhar)].

    Ayrıca atıf harfi olan (وَ) dan sonra gelen isim ma’tûftur. Kendinden önceki  harf-i cerin hükmü atıf vâvıyla (النَّهاَرِ) kelimesini de esre yapmıştır.

     

    6- وَالْعَصْرِ .  إِنَّ الْإِنْساَنَ لَفِي خُسْرٍ.

     
    (103/ASR, 1-2) Zamana (ya da ikindi vaktine) yemin olsun ki, hakikaten insan ziyandadır .  

    وَ

    …a yemin olsun ki, (وَ Kelimenin sonunu esre yaptığı takdirde yemin ifade eder. Yapmadığı takdirde “ve” anlamındadır. Yani yemin vavını diğerlerinden ayıran son harfini esre yapmasıdır. Kasem (yemin) harfi olan vavdan sonra gelen isim daima mecrûrdur.)  

    إِنَّ

    gerçekten, hakikaten.

    İsmin önüne gelir ve sonunu üstün yapar. Sonuna mebni muttasıl zamirler birleşebilir: إِنَّهُ (gerçekten o),   إِنَّهُماَ (gerçekten o ikisi), إِنَّهُمْ (gerçekten onlar)…

     

    لَ

    te’kîd lâmı, manayı pekiştirmeye yarar, harekeye tesiri yoktur  

    اَلْخُسْرُ

    zarar, ziyan  

    7- قاَلُوا طاَئِرُكُمْ مَعَكُمْ …

     
    (36/YÂSÎN, 19) (Elçiler şöyle) dediler: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir.  

    طاَئِرٌ

    uğursuzluk

    قاَلَ (قاَلَ – قاَلاَ – قاَلُوا \ قاَلَتْ – قاَلَتاَ ..)

    dedi, söyledi  
    (قاَلَ) den sonra iki nokta üst üste (:) varmış gibi kabul edilir ve ondan sonra gelen ibareye ma’kûlü’l-kavl denip yeni bir cümle olarak işlem görür. Örneğin burada (طاَئِرُكُمْ) mef’ûl ya da fâil değil mübtedâdır, (مَعَكُمْ) de haberdir.  

    8- وَماَ أَنْزَلْناَ عَلَى قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّماَءِ …

     
    (36/YÂSÎN, 28) Biz ondan sonra onun kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik.  

    أَنْزَلَ

    indirdi

    مِنْ بَعْدِهِ

    ondan sonra  

    جُنْدٌ

    ordu

    قَوْمٌ

    kavim, topluluk, millet  

    9- إِناَّ جَعَلْناَ فِي أَعْناَقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الْأَذْقاَنِ.

     
    (36/YÂSÎN, 8) Biz onların boyunlarında bağlar yaptık ve o (halka)lar çeneleri(n)e (kadar dayanmaktadır).  

    إِناَّ

    gerçekten biz

    جَعَلَ

    kıldı, yaptı, yarattı  

    اَلْأَعْناَقُ

    boyunlar

    اَلْأَذْقاَنُ

    çeneler  

    اَلْأَغْلاَلُ

    halkalar, bağlar

     

     

     

    10- خَلَقَ الْإِنْساَنَ مِنْ صَلْصاَلٍ كَالْفَخاَّرِ وَ خَلَقَ الْجاَنَّ مِنْ ماَرِجٍ مِنْ ناَرٍ.

     
    (55/RAHMÂN, 14, 15) İnsanı (başlangıçta) pişmiş çamur gibi bir kuru çamurdan yarattı ve cinleri ateşten dumansız bir alevden yarattı.  

    صَلْصاَلٌ

    (kuruluğundan dolayı kendisine vurulduğunda ses çıkaran) kuru çamur  

    كَ

    gibi (harf-i cer)

    الْماَرِجُ

    parlak alev, dumansız alev  

    اَلْفَخاَّرُ

    pişmiş çamur; tuğla ve kiremit cinsinden bir madde

    اَلْجاَنُّ

    cinler  

    11- خَلَقْتَنِي مِنْ ناَرٍ وَ خَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ.

     
    (7/A’RÂF, 12) (Şeytan Allah’a şöyle dedi:) Beni ateşten yarattın onu çamurdan yarattın…  
     

    اَلطِّينُ

    çamur

    خَلَقَ

    yarattı
     

    12- … عَلَّمَ آدَمَ الْأَسْماَءَ كُلَّهاَ ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْملاَئِكَةِ …

      (2/BAKARA, 31) (Allah) Adem’e bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere gösterdi..
     

    عَلَّمَ

    öğretti

    الْأَسْماَءُ

    isimler
     

    كُلَّهاَ

    bütün, her (mübteda vs. olmayıp burada olduğu gibi te’kit yani pekiştirme görevi yaptığı zaman kendinden önceki ismin harekesine tâbi olur. Sonundaki zamir kendinden önceki isme aittir.)
     

    ثُمَّ

    sonra

    الْملاَئِكَةُ

    melekler

    عَرَضَ

    gösterdi, arzetti
     

    13-… ياَ آدَمُ إِنَّ هَذاَ عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ …

      (20/TÂHÂ, 117) (Allah Adem’e şöyle dedi:) Ey Adem! Muhakkak ki bu (şeytan) senin ve eşinin düşmanıdır.
     

    عَدُوٌّ

    düşman

    هَذاَ

    bu

    اَلزَّوْجُ

    eş, zevc
     

    14- وَ قاَسَمَهُماَ إِنِّي لَكُماَ لَمِنَ الناَّصِحِينَ.

      (7/A’RÂF, 21) Ve (şeytan) o ikisine “Gerçekten ben ikiniz için nasihat edenlerdenim” diye yemin etti.
     

    قاَسَمَ

    (Mâzî fiil) yemin etti

    اَلناَّصِحُ

    nasihat eden, öğüt veren
     

    اَلناَّصِحِينَ

    nasihat edenler, öğüt verenler
     

    إِنِّي

     gerçekten ben (إِنَّ) ye mütekellim yâ’sı birleşince (إِنِّي) olur.
     

    15- قاَلاَ رَبَّناَ ظَلَمْناَ أَنْفُسَناَ.

       (7/A’RÂF, 23) (Adem ile eşi) dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik”.
     

    ظَلَمَ

    zulmetti, haksızlık etti

     

     

     

    اَلنَّفْسُ ج اَلْأَنْفُسُ

    zat, şahıs, kendi. (ج) işareti  kelimenin cemisine (çoğuluna) işaret eder.
     

    16- قاَلَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَ غَضَبٌ.

      (7/A’RÂF, 71) (Hûd) dedi ki: “Üzerinize Rabbinizden bir azab ve öfke vaki oldu”.
     

    وَقَعَ

    vâki oldu, ortaya çıktı, ait oldu /düştü
     

    رِجْسٌ

    azab, ceza, (hissi olsun , manevi olsun, umûmî manada) pislik
     

    غَضَبٌ

    kızmak, hiddet göstermek, öfkelenmek (Allah hakkında: rıza göstermemek, cezalandırmak istemek)
     

    17- قَدْ جاَءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ…

      (7/A’RÂF, 73) Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir.
     

    بَيِّنَةٌ

    açık, apaçık delil

    جاَءَ

    geldi
     

    18- وَماَ وَجَدْناَ لِأَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ…

      (7/A’RÂF, 102) Onların çoğunda sözünde durmadan (birşey) bulmadık.
     

    وَجَدَ

    buldu, rastladı, karşılaştı

     

     

     

    أَكْثَرُ

    ekseriyet, çoğunluk

    عَهْدٌ

    ahd, anlaşma, sözünde durmak  
     

    19- وَ لَقَدْ ذَرَأْناَ لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِنَ الْجِنِّ وَ الْاِنْسِ.

      (7/A’RÂF, 179) And olsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık.
     

    ذَرَأَ

    yarattı, yoktan var edip etrafa dağıtarak çoğalttı.
     

    لِجَهَنَّمَ

    Cehennem için. (جَهَنَّمَ) kelimesi gayr-i munsariftir (yani esre ve tenvin almayan, sonuna esre yerine fetha alan kelimelerden biridir).