arapça

  • Mazi Fiillerde Cemi-Çoğul Hali Arapça Dersleri

     

    MAZİ FİİLLERDE CEMİ (ÇOĞUL) HALİ

    Bir işi ikiden fazla kişi yaptığı zaman müzekker gâib için fiilin sonuna (ُوا) eklenip cemi müzekker gâib yapılmış olur. Örnekler:

    ضَرَبَ  den →

    ضَرَبُوا

    Onlar dövdüler

    شَرِبَ  den →

    شَرِبُوا

    Onlar içtiler

     den →عَلِمَ      

    عَلِمُوا

    Onlar bildiler

    أَكَلَ  den →

    أَكَلوُا

    Onlar yediler

    Cemi müennes gâibe‘de (yani o kadınlarda) fiilin son harfi cezimlenip -ْنَ eklenir:

    → أَكَلَ

    أَكَلْنَ

    (O bayanlar) yediler

    → عَلِمَ

    عَلِمْنَ

    bildiler

    → شَرِبَ

    شَرِبْنَ

    (O bayanlar) içtiler

    →كَتَبَ

    كَتَبْنَ

    yazdılar

    → وَجَدَ

    وَجَدْنَ

    (O bayanlar) buldular

    → ضَرَبَ

    ضَرَبْنَ

    vurdular

    Muhâtab çoğulda; fiilin sonundaki cezimden sonra müzekkerlerde تُمْ  müenneslerde تُنَّ    eklenir. Örnekler:

    Müennes

     

    Müzekker

    ضَرَبْتُنَّ

    dövdünüz

    ضَرَبْتُمْ

    عَلِمْتُنَّ

    bildiniz

    عَلِمْتُمْ

    أَكَلْتُنَّ

    yediniz

    أَكَلْتُمْ

    نَصَرْتُنَّ

    yardım ettiniz

    نَصَرْتُمْ

    وَجَدْتُنَّ

    buldunuz

    وَجَدْتُمْ

    دَخَلْتُنَّ

    girdiniz

    دَخَلْتُمْ

    Mütekellimin çoğulu: Birinci şahsın (ben’in) çoğulunda kaide, fiilin sonuna cezimden sonra tesniye için de cemi için de نَا   zamirinin eklenmesidir.  Erkek ve dişi için aynıdır.

     

     den →وَجَدَ

    وَجَدْنَا

    (Biz-İkimiz) bulduk  
     

     den →أَكَلَ

    أَكَلْنَا

    yedik  
     

     den → فَتَحَ

    فَتَحْنَا

    açtık  
     

     den → عَلِمَ

    عَلِمْنَا

    bildik  
     

     den → شَرِبَ

    شَرِبْناَ

    içtik  

    هَلْ فَتَحْتُمُ الْباَبَ ؟

    Kapıyı açtınız mı?

    هَلْ سَمِعْتُنَّ الْخَبَرَ ؟

    Haberi işittiniz mi?

    نَعَمْ ، سَمِعْناَ الْخَبَرَ.

    Evet haberi işittik.
               

    Son iki  konuyu özetlersek fiillerin tesniye ve cemi halinin tablosu şöyledir:

    Cemi

    Tesniye

     

    كَتَبُوا

    كَتَبَا

    Gâib

    كَتَبْنَ

    كَتَبَتَا

    Gâibe

    كَتَبْتُمْ

    كَتَبْتُمَا

    Muhatap

    كَتَبْتُنَّ

    كَتَبْتُمَا

    Muhâtaba

    كَتَبْنَا

    كَتَبْنَا

    Mütekellim
             

    F Arapça cümle kuruluşunda fâil, fiilden sonraya kalırsa fiil daima tekil olur. Sadece fiilin müzekker mi yoksa müennes mi olduğu belirtilir. Yani, fâilin ortada geldiği gâib fiil cümlesindefâil bizzat cümlede yer aldığında söz konusu fâil, ister tesniye ister cemi olsun baştaki fiil daima tekil yani müfrettir.

    الْبِنْتاَنِ الحِْصَانَ. رَكِبَتِ 

    (İki kız ata bindi).

    الْبَنَاتُ الحِْصَانَ. رَكِبَتِ 

    (Kızlar ata bindi).

    İsim cümlesinde ise durum farklıdır:

    İsim cümlesinde fâil başa geldiğinde ortaya konulan fiil, fâilin durumuna göre ya tesniye ya da cemi olarak çekimli halde gelir.

    اَلْبِنْتاَنِ رَكِبَتاَ الحِْصَانَ.

    (İki kız ata bindi).

    الحِْصَانَ. رَكِبْنَ   اَلْبَنَاتُ

    (Kızlar ata bindi).

    Fâil, tesniye ya da cemi olarak bizzat gâib cümlede yer almadığında ise başa gelen fiil çoğul olur:

    رَكِبَتاَ الحِْصَانَ.

    İkisi ata bindi (müennes).

    الحِْصَانَ. رَكِبْنَ   

    Ata bindiler (müennes).

    كَتَبوُا الدَّرْسَ.

    Dersi yazdılar (müzekker).

     

     Mâzî fiillerle ilgili genel cümle örnekleri:

     

    لَبِسْناَ الْمَلاَبِسَ.

    Elbiseleri giydik.
     

    سَمِعْناَ النَّصيِحَةَ.

    Nasihatı işittik.
     

    عَلِمْتُمُ السُّؤاَلَ.

    Soruyu bildiniz (müz.).
     

    أَكَلْتُنَّ الْبُرْتُقاَلَ.

    Portakalı yediniz (müe.).
     

    فَتَحُوا الْحَقيِبَةَ.

    Çantayı açtılar (müz.).
     

    فَتَحَ الْحَقيِبَةَ.

    Çantayı açtı.
     

    قَرأْتُمْ قِصَّةً وَ لَعِبْتُمُ الْكُرَةَ.

    Bir kıssa okudunuz  ve top oynadınız.
     

    دَخَلْناَ الْمَطْبَخَ وَ عَمِلْناَ الْقَهْوَةَ.

    Mutfağa girdik ve kahve yaptık.
     

    عَمِلْتُنَّ الطَّعاَمَ الْيَوْمَ.

    Bugün yemeği yaptınız.
     

    هَلْ رَسَمْتَ الصُّورَةَ.

    Resmi çizdin mi? (müz.)
     

    نَعَمْ ، رَسَمْتُ الصُّورَةَ.

    Evet, resmi çizdim.
     

    وَجَدْتُمُ الْكِتاَبَ.

    Kitabı buldunuz (müz.).
     

    هَلْ سَمِعْنَ الْخَبَرَ ؟

    Haberi işittiler mi?
     

    نَعَمْ سَمِعْنَ الْخَبَرَ.

    Evet, haberi işittiler.
     

    هَلْ عَمِلُوا الْواَجِبَ ؟

    Ödevi yaptılar mı?
     

    لاَ ، قَرَأُوا الْكِتاَبَ.

    Hayır, kitap okudular.
     

    حَمَلْنَ الدَّفاَتِرَ.

    Defterleri taşıdılar.
     

    سَمِعْتُمُ النَّصيِحَةَ.

    Nasihatı işittiniz.

    عاَئِشَةُ وَ فاَطِمَةُ وَ زَيْنَبُ دَخَلْنَ الْمَطْبَخَ.

    Aişe, Fatıma ve Zeynep mutfağa girdiler.

    دَخَلَتْ عاَئِشَةُ وَ فاَطِمَةُ وَ زَيْنَبُ الْمَطْبَخَ.

    Aişe, Fatıma ve Zeynep mutfağa girdi.

    خاَلِدٌ وَ عاَدِلٌ وَ عُمَرُ دَخَلُوا الْمَطْبَخَ.

    Halit, Adil ve Ömer mutfağa girdiler.

    دَخَلَ خاَلِدٌ وَ عاَدِلٌ وَ عُمَرُ الْمَطْبَخَ.

    Halit, Adil ve Ömer mutfağa girdi.

    اَلنِّساَءُ أَكَلْنَ الطَّعاَمَ.

    Kadınlar yemeği yediler.

    أَكَلَتِ النِّساَءُ الطَّعاَمَ.

    Kadınlar yemeği yedi.

    اَلرِّجاَلُ سَمِعُوا الْخَبَرَ.

    Erkekler haberi işittiler.

    سَمِعَ الرِّجاَلُ الْخَبَرَ.

    Erkekler haberi işitti.
  • Munfasıl Zamirler

     MUNFASIL (AYRI) ZAMİRLER

    munfasıl zamirler 1  MUNFASIL (AYRI) ZAMİRLER

    Herhangi bir kelimeye bitişmeksizin ayrı yazılan zamirlerdir. İki ayrı munfasıl zamir türü vardır. Birisi fâil olarak diğeri de meful olarak kullanılır:

    a) Fâil yerine geçen munfasıl zamirler:

    Aşağıdaki munfasıl zamirler cümlede ismin yerini tutup fâil yerine geçerler:

     

                  Çekim Tablosu

     

     
     

    Cemi

    Müsennâ

    Müfred

     
    Müzekker

    هُمْ

    هُمَا

    هُوَ

    Gâib
     

    Onlar

    O ikisi

    O

     
    Müennes

    هُنَّ

    هُمَا

    هِيَ

    Gâibe
               

     

    Müzekker

    أَنْتُمْ

    أَنْتُمَا

    أَنْتَ

    Muhâtab
     

    Siz(ler)

    İkiniz

    Sen

     
    Müennes

    أَنْتُنَّ

    أَنْتُمَا

    أَنْتِ

    Muhâtaba

     

    Müz + Müe

    نَحْنُ

    نَحْنُ

    أَنَا

    Mütekellim

     

    Biz

    İkimiz

    Ben

     

    munfasıl zamirler

     Cümle Örnekleri:

    هَلْ أَنْتَ مُدَرِّسٌ ؟

    Sen öğretmen misin?

    لاَ ، أَناَ طاَلِبٌ.

    Hayır, ben öğrenciyim.

    مَنْ ذَهَبَ إلَى الْمَدْرَسَةِ ؟

    Okula kim gitti?

    هُوَ ذَهَبَ.

    O gitti.

    أَنْتُمَا ذَهَبْتُمَا.

    Siz ikiniz gittiniz.

    هُوَ مَريِضٌ فيِ الْمَنْزِلِ.

    O evde hastadır.

    ماَذاَ فَعَلَتْ فاَطِمَةُ ؟

    Fatıma ne yaptı?

    هِيَ كَتَبَتْ رِساَلَةً إِلَى خاَلَتِهاَ.

    O, teyzesine bir mektup yazdı.

    أَناَ كَتَبْتُ رِساَلَةً إِلَى جَديِّ.

    Ben dedeme bir mektup yazdım.

    هُنَّ حَفِظْنَ الْقُرْآنَ.

    Onlar Kur’ân’ı ezberlediler.

    هُمْ دَرَسُوا الْعَرَبِيَّةَ.

    Onlar Arapça okudular (tahsil ettiler).

    هُوَ رَكِبَ الْحاَفِلَةَ.

    O otobüse bindi.

    هُنَّ شَرِبْنَ الْعَصيِرَ.

    Onlar meyve suyu içtiler.

    * Görüldüğü gibi bu fâil zamirler fiille birlikte kullanıldıklarında fiilin önüne geçerler. Normal kullanımın dışında fiilden sonra geldikleri takdirde fâiline vurgu kazandırırlar:

    كَتَبْتَ أَنْتَ لِواَلِدِكَ.

    Babana (baban için) sen yazdın.

    غَسَلْتِ أَنْتِ الْمَلاَبِسَ.

    Sen elbiseleri yıkadın (sen).

    شَرِبْتِ أَنْتِ الشاَّيَ.

    Sen çay içtin (sen) ya da “Çayı sen içtin sen”.

    * Zamirlerin pekiştirilmesi tekrar edilmek suretiyle olur.

    هُوَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ.

    O, O gafurdur, rahimdir.

    Aynı şekilde muttasıl zamir birleşmiş bir isimden sonra o muttasıl zamirin mukabili olan munfasıl zamir getirilirse manayı pekiştirmiş olur:

    هَذِهِ حَقيِبَتِي أَناَ.

    Bu benim çamtamdır benim.

    هَذاَ كِتاَبُكَ أَنْتَ.

    Bu senin kitabındır senin.

    Görüldüğü gibi, (حَقيِبَتِي) kelimesindeki mütekellim ya’sına uygun munfasıl zamir (أَناَ), (كِتاَبُكَ) kelimesinin sonundaki muttasıl zamirin mukabil munfasıl zamiri de (أَنْتَ) dir.

    Not:  هُمْ  ve أَنْتُمْ  munfasıl zamirlerinden sonra hemze-i vasıl (elif-lâmlı kelime) gelirse sonlarındaki cezimli mimler zamme ile harekelenir:

    هُمُ الْفُقَراَءُ.

    Onlar fakirdir.

    أَنْتُمُ الْأَغْنِياَءَُ.

    Sizler zenginsiniz.

    b) Mef’ûl yerine geçen munfasıl zamirler:

    Aşağıdaki munfasıl (ayrı) zamirler cümlede mef’ûl yerine geçerler.

     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     

    Müzekker

    إيَّاهُمْ

    إيَّاهُمَا

    إِياَّهُ

    Gâib
     

    onları, onlara

    o ikisini, o ikisine

    onu, ona

     
    Müennes

    إيَّاهُنَّ

    إيَّاهُمَا

    إيَّاهَا

    Gâibe
                   

     

    Müzekker

    إيَّاكُمْ

    إيَّاكُمَا

    إيَّاكَ

    Muhâtab
     

    sizi, size

    siz ikinizi, ikinize

    seni, sana

     
    Müennes

    ِإيَّاكُنَّ

    إيَّاكُمَا

    إيَّاكِ

    Muhâtaba
               

     

    Müz-Müe

    إيَّانَا

    إيَّانَا

    إيَّايَ

    Mütekellim
     

    bizi, bize

    ikimizi, ikimize

    beni, bana

     
               

    Cümle Örnekleri:

    أنَا رَأَيْتُكَ وَ إيَّاهُ فِي السُّوقِ.

    Ben seni ve onu çarşıda gördüm.

    ظَنَّ الرَّجُلُ خاَلِداً إِياَّكَ.

    Adam Halit’i sen zannetti.

    ظَنَّتِ الْمَرْأَةُ عاَئِشَةَ إِياَّهاَ.

    Kadın Aişe’yi o sandı.

    عَلَّمَهُ الْمُعَلِّمُ إِياَّهُ.

    Öğretmen onu ona öğretti.

    هَلْ عَلَّمَكَ الْمُعَلِّمُ إياَّهُ ؟

    Öğretmen onu sana öğretti mi?

    رَأَيْتُ خاَلِداً وَ إِياَّكُنَّ فِي السُوقِ.

    Halit’i ve sizi çarşıda gördüm.

    زاَرَناَ وَ إِياَّهُمْ.

    (O) bizi ve onları ziyaret etti.

    وَجَدْنَا اِخْواَنَكُمْ وَإيَّاكُمْ أَغْنِيَاءَ.

    Kardeşlerinizi ve sizi zengin bulduk.

    *Mef’ûl munfasıl zamirler başa geldikleri takdirde vurguyu kuvvetlendirmek amacıyla “yalnız, ancak  sana, ancak ona..” manası verirler:

    إِياَّكَ  عَبَدْتُ ياَ رَبِّي!

    Yalnızca sana ibadet ettim ey Rabbim!

    إِياَّهُ قَصَدْتُ.

    Ben ancak onu kastettim.

    إِياَّكِ مَدَحَ الْمُدِيرُ وَ الْمُعَلِّمُ.

    Müdür ve öğretmen yalnız seni methetti.

    إِياَّىَ مَدَحَ الْأُسْتاَذُ.

    Hoca yalnız beni methetti.

    إِياَّهُمْ مَدَحَ الْمُدَرِّسُ.

    Öğretmen yalnız onları methetti.
  • Mübteda Haber – İsim Cümlesi

     

    MÜBTEDÂ – HABER

    İsim cümlesinin, isimle başlayan ve isimden sonra bazen fiille devam eden cümlelere dendiğini daha önce görmüştük. İsim cümlesinin içinde bazen fiil yer almayabilir. Yani bu cümle sadece iki veya daha fazla isimden de oluşabilir.

    Nasıl fiil cümlesinin öğelerine fiil + fâil + mef’ûl deniyorsa isim cümlesinin öğelerine de mübtedâ + haber denir.

    Mübtedâ genellikle cümlenin başında bulunur. Özel isim ya da zamir, işaret sıfatı v.b. gibi mebnî (harekesi değişmeyen) kelime değilse başına اَلْ  takısı alır. Son harfinin harekesi de elif ve yâ (ا ى) gibi illetli harf değilse ötre olur.

    جَيِّدٌ.

    اَلْقَلَمُ

    Kalem iyidir.

    جَمِيلٌ.

    اَلْوَلَدُ

    Çocuk güzeldir.

    Haber

    Mübtedâ

     

    Haber

    Mübtedâ

     
                 

    Haber kendisiyle hüküm verilen cümle parçasıdır. Tercüme olarak “..dir, ..dır, ..tür, ..tur” takısı verilir. “..güzeldir, küçüktür” gibi. Bundan dolayı “Küllü dırdırın; haber” tabiri; cümlede her …dir veya …dırla biten kelimenin haber olduğuna işaret eder.

    Örnek cümlede görüldüğü gibi mübtedâ marife, haber nekre olur. Mübtedâ ile haber arasında müzekkerlik-müenneslik, teklik-ikilik-çokluk bakımından uyum vardır. Yani mübtedâ müzekkerse haber de müzekker olur. Mübtedâ müennes ise haber de son harfin harekesini üstün yapıp yanına kapalı tâ (tâ-i merbuta ة) getirilmek suretiyle müennes yapılır. Mübtedâ tesniye ya da cemi ise haber de kaide gereği tesniye veya cemi yapılır. Örnekler:

    اَلْقَلَمُ طَويِلٌ.

    Kalem uzundur.

    اَلصُّورَةُ قَبيِحَةٌ.

    Resim çirkindir.

    اَلْبَيْتُ كَبيِرٌ.

    Ev büyüktür.

    اَلْبَيْتاَنِ كَبيِراَنِ.

    İki ev büyüktür[1].

    اَلْمُدَرِّسُ غاَئِبٌ.

    Öğretmen gâibtir (yoktur).

    اَلْمُدَرِّسُونَ غاَئِبُونَ.

    Öğretmenler yoktur[2].

    اَلصَّفُّ واَسِعٌ.

    Sınıf geniştir.

    اَلسَّياَّرَةُ جَديِدَةٌ.

    Araba yenidir.

           Özel isimler, zaten belirli oldukları için başlarına harf-i tarif almazlar. Allah kelimesi de özel isim olduğu için başına  ayrıca ( اَلْ)     takısı almaz.

    اَللَّهُ واَحِدٌ.

    Allah birdir.

    أَحْمَدُ مُدَرِّسٌ.

    Ahmet öğretmendir.

    فاَطِمَةُ مُدَرِّسَةٌ.

    Fatıma öğretmendir.

    زَيْنَبُ جَمِيلَةٌ.

    Zeynep güzeldir.

    خاَلِدٌ نَشِيطٌ.

    Halit çalışkandır.

    Zamirler ismin yerini tutan kelimelerdir. Mübtedâ oldukları takdirde özel isme işaret ettikleri için başlarına اَلْ takısı  almazlar. Mebnî olmaları dolayısıyla da son harflerinin harekesi değişmez. Mahallen merfû (ötre) olur.

    شَاعِرٌ.

    أَنَا

    Ben şairim.

    Haber

    Mübtedâ

     

    هِيَ عاَئِلَةٌ.

    O bir ailedir.

    هُوَ صاَدِقٌ وَ أَميِنٌ.

    O doğru ve emindir.

    أَنْتِ  مُمَرِّضَةٌ.

    Sen hemşiresin.

    هُوَ مُحَمَّدٌ.

    O Muhammed’dir.

    Aynı şekilde sonuna tenvin almayan (gayr-i munsarif) özel isimler, haber diye sonu ötre tenvin yapılmaz.

    هِيَ فاَطِمَةُ.

    O Fâtıma’dır.

    *Mübtedâ bu cümlelerde görüldüğü üzere munfasıl (ayrı) zamir halinde geldiği gibi, isimle birleşmiş muttasıl zamirli bir kelimeyle de gelebilir. Görüldüğü gibi mübtedâ marife olarak gelmektedir. Başında harf-i tarif olmadığı halde zamirler ve işaret isimleri belli bir varlığa delalet ettikleri için marifedirler. Sonuna zamir birleşmiş isimler de zaten marife olduklarından başlarına harf-i tarif (اََل) almazlar:

    قَلَمُهاَ صَغِيرٌ.

    (Onun) kalemi küçüktür.

    بَيْتُناَ جَمِيلٌ.

    Evimiz güzeldir.

    واَلِدُهُ كَرِيمٌ.

    (Onun) babası cömerttir.

    أُمُّكِ جَمِيلَةٌ.

    Annen güzeldir.

    حَدِيقَتُهُمْ واَسِعَةٌ

    Bahçeleri geniştir.

    Sonuna muttasıl zamir alan isimler aynı şekilde haber diye ötre tenvin değil, sadece ötre hareke alırlar:

    هَذِهِ صَديِقَتُكِ.

    Bu senin arkadaşındır.

    هَذِهِ صَديِقَتُهاَ.

    Bu onun arkadaşıdır.

    صَدِيقَتُكَ جَمِيلَةٌ.

    Arkadaşın güzeldir.

    Not:

    اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.    Çocuk ata bindi.

                                                Haber       Mübtedâ

    Bu cümlede de görüldüğü gibi; fâil isim olarak başa geldiğinden cümle; isim cümlesidir. İsim cümlesi olduğu için artık öğelerini fâil-fiil-mef’ûl şeklinde değil, mübtedâ-haber şeklinde söyleriz. Cümlenin öznesi mübtedâdır ve haberi de bir fiil cümlesidir.

    FAkıldan çıkarılmaması gereken husus; isim cümlesinin öğeleriyle fiil cümlesinin öğelerini birbirine karıştırmamaktır. Meseleyi özetleyecek olursak cümleler şu kelime parçalarından oluşur:

    İsim Cümlesi:

    Mübtedâ+ Haber       اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.          →  Çocuk ata bindi.

                                           Haber         Mübtedâ

    Fiil Cümlesi:

    Fiil+ Fâil+ Mef’ûl         الْوَلَدُ  الْحِصاَنَ. رَكِبَ        →  Çocuk ata bindi.

                                         Meful      Fâil    Fiil

    Gramerde her cansız çoğul tek bir müennes hükmündedir.  Yani cansız varlıklar ya da hayvanlarda, kelimenin müfredi müzekker olsa bile çoğul yapıldığında tek bir müennese uygulanan kaide uygulanır. Örnekler:

    كِتاَبٌ    kitap (müfredi müzekker) كُتُبٌ           kitaplar
    زَهْرَةٌ     çiçek  (müfredi müennes) زُهُورٌ           çiçekler
     

    اَلْكُتُبُ كَثِيرَةٌ.

    Kitaplar çoktur.  
     

    اَلزُّهُورُ جَمِيلَةٌ.

    Çiçekler güzeldir.  
     

    اَلْأَقْلاَمُ طَوِيلَةٌ.

    Kalemler uzundur.  
     

    اَلسَّياَّراَتُ سَرِيعَةٌ.

    Arabalar hızlıdır.  
             

     

    Haberin Cümle Oluşu

    Haber bazen tek bir kelimeden (müfred  isim) oluştuğu gibi, bazen cümleden, bazen de harf-i cerli ya da zarflı cümle parçasından (şibh-i cümle) oluşabilir.

    a) Müfred Haber: Şimdiye kadar gördüğümüz cümlelerde olduğu gibi haber; sonu illetli olmayan müfred (tekil) bir isimden oluştuğu takdirde son harfi ötre tenvinlidir:

    خاَلِدٌ طاَلِبٌ.
    Halit öğrencidir.
    خَديِجَةُ مُجْتَهِدَةٌ.
    Hatice çalışkandır.

    b) Cümle olan Haber: Aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi mübtedâdan sonra gelen kısım başlı başına bir cümledir[3].

    اَلْوَلَدُ رَكِبَ الْحِصاَنَ.

    Çocuk ata bindi.

    اَلْاَوْلاَدُ ذَهَبُوا.

    Çocuklar gittiler.

    اَلنِّساَءُ ذَهَبْنَ.

    Kadınlar gittiler.

    c) Şibh-i Cümle olan Haber: Şibh-i cümle; cümle benzeri demektir. Harf-i cerle (yanındaki kelime olan) mecrûrundan, zarfla yanındaki kelimeden oluşan cümle parçasına tam bir cümle olmadıkları için şibh-i cümle (cümle benzeri) denir.

    1) (Şibh-i cümle) Zarf olan haber:

    اَلْغَيْبُ عِنْدَ اللَّهِ.

    Gayb Allah’ın yanındadır.

    حَقيِبَتُهُ تَحْتَ السَّياَّرَةِ.

    Çantası arabanın altındadır.

    حَقيِبَتُهُ عِنْدَ السَّياَّرَةِ.

    Çantası arabanın yanındadır.

    2) (Şibh-i cümle) Câr-mecrûr olan haber:

    هَذِهِ النَّظاَّرَةُ لِواَلِدَتِكِ.

    Bu gözlük annenindir.

    هَذاَ الْقَلَمُ لِواَلِدِهاَ.

    Bu kalem onun (müe) babasınındır.
    خَديِجَةُ فيِ الْحَديِقَةِ.
    Hatice bahçededir.

    اَلْمُؤْمِنُ فِي الْجَنَّةِ.

    Mü’min cennettedir.

    Örneklerde görüldüğü gibi haberi şibh-i cümle olan cümlelerde mübtedâ ile haber arasında müzekkerlik müenneslik vs. uyum aranmaz.

     * (هَذاَ –  هَذِهِ) işaret isimleri marife kelimenin yanında mübtedâyı işaret etmektedir ve cümleye herhangi bir etkisi yoktur. Ancak nekre kelimenin önünde gelirse tıpkı zamirde olduğu gibi kendileri mübtedâ, nekre isim ise haber olur:

    هَذاَ         تِلْمِيذٌ.

    Bu öğrencidir.
                                       Haber     Mübtedâ

    هَذاَ التِّلْمِيذُ     نَشِيطٌ.

    Bu öğrenci çalışkandır.
                                  Haber         Mübtedâ

    هَذِهِ الساَّعَةُ    لِواَلِدِي.

    Bu saat babamındır.
                                Haber          Mübtedâ

    هَذِهِ الساَّعَةُ    لَهُ.

    Bu saat onundur.
                                     Haber     Mübtedâ

    هَذِهِ لَهُ.

    Bu onundur.
                                                         Haber Mübtedâ (mahallen merfû)

    *Arapça’da haber edatı yoktur. Tercümede biz onu gerektiği şekilde ilave ederiz.

    أَناَ أَناَ.

    Ben benim.

    أَنْتَ أَنْتَ.

    Sen sensin.

    هُوَ هُوَ.

    O odur.

     

     

    Not: Başta gelen soru edatları genellikle haberdir:

    كَيْفَ أَنْتَ ؟

    Nasılsın ?

    مَنْ أَنْتَ ؟

    Sen kimsin?

    مَتَى الْإِمْتِحاَنُ ؟

    İmtihan ne zaman?  

    Bu cümlelerde (كَيْفَ)( مَنْ) ve (مَتَى) haber olup soru edatı olduğundan başa geçmesi zorunludur[4]. Sonra gelen kelimeler de mübtedâdır.

    Genel Cümle Örnekleri:

     

    هَذِهِ تِلْمِيذَةٌ.

    Bu öğrencidir (müe).
     

    هَذِهِ التِّلْمِيذَةُ نَشِيطَةٌ.

    Bu öğrenci çalışkandır (müe).
     

    هَذاَ الْمَكاَنُ هاَدِئٌ.

    Bu mekan sakindir.
     

    هَذِهِ مُنَظَّمَةٌ.

    Bu düzenlidir.
     

    هَذِهِ الْمَدْرَسَةُ مُنَظَّمَةٌ.

    Bu okul düzenlidir.
     

    هَذِهِ الصَّدِيقَةُ مُخْلِصَةٌ.

    Bu arkadaş ihlaslıdır.

    صَدِيقَتُكَ مُخْلِصَةٌ.

    Arkadaşın ihlaslıdır (müe).

    صَدِيقُكَ مُخْلِصٌ.

    Arkadaşın ihlaslıdır (müz).

    اَلْبِنْتُ دَخَلَتِ الْحَديِقَةَ.

    Kız bahçeye girdi.

    اَلْمُدَرِّسُ دَخَلَ الْفَصْلَ.

    Öğretmen sınıfa girdi.

    اَلْمُدَرِّسَةُ ماَ قَرَأَتِ الْقِصَّةَ.

    Öğretmen hikayeyi okumadı.

    هَذِهِ الساَّعَةُ لِواَلِدَتيِ.

    Bu saat annemindir.

    هَذِهِ الساَّعَةُ لَهاَ.

    Bu saat onundur.

    هَذِهِ  لَهاَ.

    Bu onundur.
     

    أَحْمَدُ فَقِيرٌ.

    Ahmet fakirdir.

    سَياَّرَتُكَ جَديِدَةٌ.

    Araban yenidir.
     

    مَلْعَبُناَ واَسِعٌ.

    Oyun sahamız geniştir.

    اَلشَّرِكَةُ مَشْهوُرَةٌ.

    Şirket meşhurdur.
     

    اَلزِّحاَمُ شَدِيدٌ.

    Kalabalık şiddetlidir.

    اَلْحَياَةُ سَعِيدَةٌ.

    Hayat mutludur.
     

    اَلْمَعْرِضُ مُسْتَمِرٌّ.

    Sergi devamlıdır.

    اَلسَّياَّرَةُ سَرِيعَةٌ.

    Araba hızlıdır.
     

    اَلْجَوُّ حاَرٌّ.

    Hava sıcaktır.

    اَلْحَدِيقَةُ جَمِيلَةٌ.

    Bahçe güzeldir.
     

    اَلْواَجِبُ ضَرُورِيٌّ.

    Ödev zaruridir.

    اَلْأُمُّ كَالْمَدْرَسَةِ.

    Anne okul gibidir.
     

    اَلْأُسْتاَذُ غاَئِبٌ.

    Hoca gâibtir (yoktur).

    اَلطاَّئِرَةُ سَرِيعَةٌ.

    Uçak hızlıdır.
     

    سَعيِدٌ فَقيِرٌ.

    Said fakirdir.

    أُخْتيِ نَشِيطَةٌ.

    Kızkardeşim çalışkandır.
     
    اَلْمُدَرِّسُ جَديِدٌ.

    Öğretmen yenidir.

    اَلْمُدَرِّسَةُ جَديِدَةٌ.
    (Bayan) Öğretmen yenidir.
     

    اَلْإِسْلاَمُ دِينِي.

    İslâm dinimdir.

    مَدْرَسَتُناَ قَريِبَةٌ.

    Okulumuz yakındır.
     

    اَلْكِتاَبُ مُفيِدٌ.

    Kitap faydalıdır.

    حَدِيقَتُكُمْ جَمِيلَةٌ.

    Bahçeniz güzeldir.
     
    اَلطاَّلِبُ مُجْتَهِدٌ.

    Öğrenci çalışkandır.

    اَلْبِنْتُ صَغيِرَةٌ.
    Kız küçüktür.
     

    اَلْجَوُّ لَطِيفٌ.

    Hava hoştur, güzeldir.

    سَياَّرَتُهاَ جَديِدَةٌ.

    Arabası yenidir.
     

    اَلْمَوْزُ لَذيِذٌ.

    Muz lezzetlidir.

    حَدِيقَتُهُنَّ جَمِيلَةٌ.

    Bahçeleri güzeldir.
     
    اَلْوَلَدُ صاَدِقٌ.

    Çocuk doğrudur.

    اَلطاَّئِرَةُ مُتَأَخِّرَةٌ.

    Uçak gecikmiştir.
     

    هَذاَ هُوَ.

    Bu, odur.

    هَذِهِ هِيَ.

    Bu, odur.
     
    صَديِقيِ مُخْلِصٌ.
    Arkadaşım ihlaslıdır.
    صَديِقَتِي مُخْلِصَةٌ.
    Arkadaşım ihlaslıdır.
     

    مُحَمَّدٌ نَشِيطٌ.

    Muhammed çalışkandır.

    زَيْنَبُ نَشِيطَةٌ.

    Zeyneb çalışkandır.
     
    ألتاَّجِرُ كَرِيمٌ.

    Tacir cömerttir.

     

     
                       

     

    KONULARLA İLGİLİ AYETLER

    الْأُولَى.

    مِنَ

    لَكَ

    خَيْرٌ

    لَلْآخِرَةُ

    1- وَ

     

    Mecrûr (isim)

    Harfu cer

    Câr- mecrûr

    Haber

    Mübtedâ

    Harfu Atıf

     

     

     

     

    (لَ) Lâmü’l-ibtidâ[5]

     
                       

    (93/DUHÂ, 4) Gerçekten ahiret senin için birinciden (dünyadan) hayırlıdır.

     

    اَلْآخِرَةُ

    ahiret

    خَيْرٌ

    hayırlı, iyi, daha iyi

    لَ..

    gerçekten (Te’kîd lâmı)  

    الْأُولَى

    ilk, birinci[6].  

    2- فَأُمُّهُ هاَوِيَةٌ.

     
    (101/KARİA, 9) Onun anası (barınağı, sığınağı) hâviyedir (içi ateşle dolu uçurumdur).  

    اَلْهاَوِيَةُ

    içi ateşle dolu uçurum, çok derin çukur

    اَلْأُمُّ

    anne

     

    3- اَلشَّمْسُ وَ الْقَمَرُ بِحُسْباَنٍ.

     
    (55/RAHMÂN, 5) Güneş ve ay bir hesabladır (hesaba göredir).  

    اَلشَّمْسُ

    güneş

    الْقَمَرُ

    ay  

    حُسْباَنٌ

    saymak /azab, bela /hesap, güneş ve ayın belli bir hesaba göre hareket etmesi  

    4-… واللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ.

     
    (9/TEVBE, 27) Allah gafûrdur (bağışlayandır),  rahimdir (merhametli ve esirgeyendir).  

    غَفُورٌ

    çok bağışlayan (1. Haber)

    رَحِيمٌ

    çok merhametli, çok esirgeyen (2. Haber)  

     

     

     

       
    النَّهاَرِ[7]. وَ بِاللَّيْلِ مَناَمُكُمْ آياتِهِ مِنْ

    5- وَ

     

    Ma’tûf

    Harfu Atıf

    câr-mecrûr

    Mübtedâ muahhar

    mecrûr

    câr

    Harfu Atıf

     

     

     

    Ma’tûfun aleyh

     

    Haber mukaddem

                               

    (30/RUM, 23) Gecede ve gündüzde uyumanız  O’nun (varlığının) delillerindendir (ayetlerindendir)[8]. 

     

    مَناَمٌ

    uyku, uyumak [burada; (وَمِنْ آياتِهِ) manayı vurgulamak için öne geçmiş haber (haber mukaddem),  (مَناَمُكُمْ) de sonraya kalan mübtedâdır (mübtedâ muahhar)].

    Ayrıca atıf harfi olan (وَ) dan sonra gelen isim ma’tûftur. Kendinden önceki  harf-i cerin hükmü atıf vâvıyla (النَّهاَرِ) kelimesini de esre yapmıştır.

     

    6- وَالْعَصْرِ .  إِنَّ الْإِنْساَنَ لَفِي خُسْرٍ.

     
    (103/ASR, 1-2) Zamana (ya da ikindi vaktine) yemin olsun ki, hakikaten insan ziyandadır .  

    وَ

    …a yemin olsun ki, (وَ Kelimenin sonunu esre yaptığı takdirde yemin ifade eder. Yapmadığı takdirde “ve” anlamındadır. Yani yemin vavını diğerlerinden ayıran son harfini esre yapmasıdır. Kasem (yemin) harfi olan vavdan sonra gelen isim daima mecrûrdur.)  

    إِنَّ

    gerçekten, hakikaten.

    İsmin önüne gelir ve sonunu üstün yapar. Sonuna mebni muttasıl zamirler birleşebilir: إِنَّهُ (gerçekten o),   إِنَّهُماَ (gerçekten o ikisi), إِنَّهُمْ (gerçekten onlar)…

     

    لَ

    te’kîd lâmı, manayı pekiştirmeye yarar, harekeye tesiri yoktur  

    اَلْخُسْرُ

    zarar, ziyan  

    7- قاَلُوا طاَئِرُكُمْ مَعَكُمْ …

     
    (36/YÂSÎN, 19) (Elçiler şöyle) dediler: Sizin uğursuzluğunuz sizinle beraberdir.  

    طاَئِرٌ

    uğursuzluk

    قاَلَ (قاَلَ – قاَلاَ – قاَلُوا \ قاَلَتْ – قاَلَتاَ ..)

    dedi, söyledi  
    (قاَلَ) den sonra iki nokta üst üste (:) varmış gibi kabul edilir ve ondan sonra gelen ibareye ma’kûlü’l-kavl denip yeni bir cümle olarak işlem görür. Örneğin burada (طاَئِرُكُمْ) mef’ûl ya da fâil değil mübtedâdır, (مَعَكُمْ) de haberdir.  

    8- وَماَ أَنْزَلْناَ عَلَى قَوْمِهِ مِنْ بَعْدِهِ مِنْ جُنْدٍ مِنَ السَّماَءِ …

     
    (36/YÂSÎN, 28) Biz ondan sonra onun kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik.  

    أَنْزَلَ

    indirdi

    مِنْ بَعْدِهِ

    ondan sonra  

    جُنْدٌ

    ordu

    قَوْمٌ

    kavim, topluluk, millet  

    9- إِناَّ جَعَلْناَ فِي أَعْناَقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الْأَذْقاَنِ.

     
    (36/YÂSÎN, 8) Biz onların boyunlarında bağlar yaptık ve o (halka)lar çeneleri(n)e (kadar dayanmaktadır).  

    إِناَّ

    gerçekten biz

    جَعَلَ

    kıldı, yaptı, yarattı  

    اَلْأَعْناَقُ

    boyunlar

    اَلْأَذْقاَنُ

    çeneler  

    اَلْأَغْلاَلُ

    halkalar, bağlar

     

     

     

    10- خَلَقَ الْإِنْساَنَ مِنْ صَلْصاَلٍ كَالْفَخاَّرِ وَ خَلَقَ الْجاَنَّ مِنْ ماَرِجٍ مِنْ ناَرٍ.

     
    (55/RAHMÂN, 14, 15) İnsanı (başlangıçta) pişmiş çamur gibi bir kuru çamurdan yarattı ve cinleri ateşten dumansız bir alevden yarattı.  

    صَلْصاَلٌ

    (kuruluğundan dolayı kendisine vurulduğunda ses çıkaran) kuru çamur  

    كَ

    gibi (harf-i cer)

    الْماَرِجُ

    parlak alev, dumansız alev  

    اَلْفَخاَّرُ

    pişmiş çamur; tuğla ve kiremit cinsinden bir madde

    اَلْجاَنُّ

    cinler  

    11- خَلَقْتَنِي مِنْ ناَرٍ وَ خَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ.

     
    (7/A’RÂF, 12) (Şeytan Allah’a şöyle dedi:) Beni ateşten yarattın onu çamurdan yarattın…  
     

    اَلطِّينُ

    çamur

    خَلَقَ

    yarattı
     

    12- … عَلَّمَ آدَمَ الْأَسْماَءَ كُلَّهاَ ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْملاَئِكَةِ …

      (2/BAKARA, 31) (Allah) Adem’e bütün isimleri öğretti sonra onları meleklere gösterdi..
     

    عَلَّمَ

    öğretti

    الْأَسْماَءُ

    isimler
     

    كُلَّهاَ

    bütün, her (mübteda vs. olmayıp burada olduğu gibi te’kit yani pekiştirme görevi yaptığı zaman kendinden önceki ismin harekesine tâbi olur. Sonundaki zamir kendinden önceki isme aittir.)
     

    ثُمَّ

    sonra

    الْملاَئِكَةُ

    melekler

    عَرَضَ

    gösterdi, arzetti
     

    13-… ياَ آدَمُ إِنَّ هَذاَ عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ …

      (20/TÂHÂ, 117) (Allah Adem’e şöyle dedi:) Ey Adem! Muhakkak ki bu (şeytan) senin ve eşinin düşmanıdır.
     

    عَدُوٌّ

    düşman

    هَذاَ

    bu

    اَلزَّوْجُ

    eş, zevc
     

    14- وَ قاَسَمَهُماَ إِنِّي لَكُماَ لَمِنَ الناَّصِحِينَ.

      (7/A’RÂF, 21) Ve (şeytan) o ikisine “Gerçekten ben ikiniz için nasihat edenlerdenim” diye yemin etti.
     

    قاَسَمَ

    (Mâzî fiil) yemin etti

    اَلناَّصِحُ

    nasihat eden, öğüt veren
     

    اَلناَّصِحِينَ

    nasihat edenler, öğüt verenler
     

    إِنِّي

     gerçekten ben (إِنَّ) ye mütekellim yâ’sı birleşince (إِنِّي) olur.
     

    15- قاَلاَ رَبَّناَ ظَلَمْناَ أَنْفُسَناَ.

       (7/A’RÂF, 23) (Adem ile eşi) dediler ki: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik”.
     

    ظَلَمَ

    zulmetti, haksızlık etti

     

     

     

    اَلنَّفْسُ ج اَلْأَنْفُسُ

    zat, şahıs, kendi. (ج) işareti  kelimenin cemisine (çoğuluna) işaret eder.
     

    16- قاَلَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَ غَضَبٌ.

      (7/A’RÂF, 71) (Hûd) dedi ki: “Üzerinize Rabbinizden bir azab ve öfke vaki oldu”.
     

    وَقَعَ

    vâki oldu, ortaya çıktı, ait oldu /düştü
     

    رِجْسٌ

    azab, ceza, (hissi olsun , manevi olsun, umûmî manada) pislik
     

    غَضَبٌ

    kızmak, hiddet göstermek, öfkelenmek (Allah hakkında: rıza göstermemek, cezalandırmak istemek)
     

    17- قَدْ جاَءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ…

      (7/A’RÂF, 73) Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir.
     

    بَيِّنَةٌ

    açık, apaçık delil

    جاَءَ

    geldi
     

    18- وَماَ وَجَدْناَ لِأَكْثَرِهِمْ مِنْ عَهْدٍ…

      (7/A’RÂF, 102) Onların çoğunda sözünde durmadan (birşey) bulmadık.
     

    وَجَدَ

    buldu, rastladı, karşılaştı

     

     

     

    أَكْثَرُ

    ekseriyet, çoğunluk

    عَهْدٌ

    ahd, anlaşma, sözünde durmak  
     

    19- وَ لَقَدْ ذَرَأْناَ لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِنَ الْجِنِّ وَ الْاِنْسِ.

      (7/A’RÂF, 179) And olsun ki, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yarattık.
     

    ذَرَأَ

    yarattı, yoktan var edip etrafa dağıtarak çoğalttı.
     

    لِجَهَنَّمَ

    Cehennem için. (جَهَنَّمَ) kelimesi gayr-i munsariftir (yani esre ve tenvin almayan, sonuna esre yerine fetha alan kelimelerden biridir).

     

  • Muttasıl Zamirler

    Muttasıl Zamirler

    muttasıl zamirler

    muttasıl zamirler

     

     

    MUTTASIL (BİRLEŞİK) ZAMİRLER

    Kelimeye bitişik zamire muttasıl zamir denir. Muttasıl zamir fiile birleştiği gibi isimlerin ve (harf-i cer gibi) harflerin de sonuna birleşir.

    Fiillerin sonuna birleşen şahıs zamirleri o cümlenin fâili olur. Şimdiye kadar gördüğümüz mâzî fiillere birleşen zamirler hep fâil muttasıl şahıs zamirleridir. Örneğin;

    كَتَبْناَ (Biz yazdık) ve كَتَبْتُ (Ben yazdım) fiilindeki تُ  ve ناَ zamirleri fâildir. Halbuki fâilin harekesi merfû (zamme) hükmündedir. Ancak zamirler mebnî olduklarından mahallen merfûdurlar (son harflerinin harekesi mahalleri itibariyle ötre konumundadır).

    كَتَبْناَ   الدَّرْسَ

    Dersi yazdık.

    Mef’ûl  Fiil+Fâil

     

    Fiillere birleşen fâil muttasıl zamirler hatırlanacağı gibi toplu olarak şöyledir:

     

    Cem

    Tesniye

    Müfred

     

    Müzekker

    وُا

    اَ

     

    Gâib

     

    (Onlar)

    (O ikisi)

    (O)

     

    Müennes

    ْنَ

    تاَ

     

    Gâibe

               

     

    Müzekker

    تُمْ

    تُماَ

    تَ

    Muhâtab

     

    (Sizler)

    (Siz ikiniz)

    (Sen)

     

    Müennes

    تُنَّ

    تُماَ

    تِ

    Muhâtaba

     

    Müz + Müe

    ناَ

    ناَ

    تُ

    Mütekellim

     

    (Bizler)

    (İkimiz)

    (Ben)

     

    Fiillere birleşen bu fâil zamirler isimlere birleşmez. Aşağıda söz konusu edeceğimiz zamirler ise hem isimlerin sonuna hem de mef’ûl zamirler olarak fiillerin sonuna birleşirler:

     

    a) İsimlerin sonuna birleşen muttasıl zamirler:

    İsimlerin sonuna birleşen zamirler, isim tamlaması [muzâf (tamlanan)-muzâfun ileyh (tamlayan)] şeklinde o ismin kime ait olduğunu bildirir. Sonuna zamir alan kelime ise artık harf-i tarif almaz. Çünkü zaten belirli hale gelmiştir. Örnek:

    (Senin kalemin)             قَلَمُكَ

                                                 M. ileyh  Muzâf

    İsimlerin sonuna eklenen birleşik zamirlerin tablo halinde gösterimi şu şekildedir:

     

    Çekim Tablosu

     

     

    Cem

    Tesniye

    Müfred

     

     
    Müzekker

    قَلَمُهُمْ

    قَلَمُهُماَ

    قَلَمُهُ

    Gâib
     

    Onların kalemi

    O ikisinin kalemi

    Onun kalemi

     
    Müennes

    قَلَمُهُنَّ

    قَلَمُهُمَا

    قَلَمُهَا

    Gâibe
                           

     

    Müzekker

    قَلَمُكُمْ

    قَلَمُكُمَا

    قَلَمُكَ

    Muhâtab  
     

    Sizin kaleminiz

    İkinizin kalemi

    Seninkalemin

       
    Müennes

    قَلَمُكُنَّ

    قَلَمُكُمَا

    قَلَمُكِ

    Muhâtaba
                           

     

    Müz+ Müe

    قَلَمُناَ

    قَلَمُناَ

    قَلَمِي

    Mütekellim
     

    Bizim kalemimiz

    İkimizin kalemi

    Benim kalemim

     
                     

     

    Not: Zamirlerin harekesi değişmez fakat zamirden önceki ismin harekesi fâil mef’ûl vs. oluşuna yani cümledeki yerine göre hareke alır. Ancak mütekellim yâ’sı (ي) birleşen ismin son harfinin harekesi her durumda esre olarak harekelenir. (مَدْرَسَتِي) okulum, (صَدِيقِي) arkadaşım gibi.

    muttasıl zamirler 1

    Cümle Örnekleri

    حَضَرَ وَلَدُكَ مِنَ الْمَدْرَسَةِ.

    Çocuğun okuldan geldi (fâil).

    وَجَدَ أحْمَدُ قَلَمَهُ.

    Ahmed kalemini buldu (meful).

    كَتَبَ أَحْمَدُ دَرْسَهُ بِقَلَمِكَ.

    Ahmed dersini senin kaleminle yazdı (mefulün bih gayr-i sarih).
     

    وَضَعَ كِتاَبَهُ عَلَى الطاَّوِلَةِ.

    (O) kitabını masaya koydu.  
     

    فَتَحْناَ باَبَهُ.

    (Onun) kapısını açtık.  
     

    وَهَبَ خاَلِدٌ حَياَتَهُ لِلدِّينِ.

    Halit hayatını din için bağışladı.  
     

    أَخَذْنَ  كُتُبَهُنَّ.

    Kitaplarını aldılar.  
     

    شَرِبْتُ الشاَّىَ مَعَ صَديِقيِ.

    Arkadaşımla çay içtim.  
     

    فَتَحْناَ أَبْواَبَهُمْ.

    Kapılarını açtık.  
     

    قَرَأْتُ كُتُبِي فِي الْبَيْتِ.

    Evde kitaplarımı okudum.  
     

    رَكِبْتُ سَياَّرَتِي.

    Arabama bindim.  
             

     Zamirle birleşen isimlerin harf-i cerden sonra geldikleri takdirde, isimler esre olsa da zamirlerin harekesinin değişmeyeceği unutulmamalıdır. Sadece gâiblerdeki (he ه ) li zamirlerin (ه) harflerinin harekesi ses uyumundan dolayı esre olur. Diğeriyle karıştırılmaması için gâibe müennes olduğu gibi kalır:

     

    Çekim Tablosu

     

     
     

    Cem

    Tesniye

    Müfred

     
    Müzekker

    إِلَى بَيْتِهِمْ

    إِلَى بَيْتِهِماَ

    إِلَى بَيْتِهِ

    Gâib
     

    Onların evine

    İkisinin evine

    Onun evine

     
    Müennes

    إِلَى بَيْتِهِنَّ

    إِلَى بَيْتِهِماَ

    إِلَى بَيْتِهاَ

    Gâibe

     

    Müzekker

    إِلَى بَيْتِكُمْ

    إِلَى بَيْتِكُماَ

    إِلَى بَيْتِكَ

    Muhâtab
     

    Sizin evinize

    İkinizin evine

    Senin evine

     
    Müennes

    إِلَىبَيْتِكُنَّ

    إِلَى بَيْتِكُمَا

    إِلَى بَيْتِكِ

    Muhâtaba
               

     

    Müz + Müe

    إِلَى بَيْتِنَا

    إِلَى بَيْتِنَا

    إِلَى بَيْتىِ

    Mütekellim

     

    Bizim evimize

    İkimizin evine

    Benim evime

     
                   

    muttasil-zamirler

    Karşılaştırmalı Cümle Örnekleri:

     

    ذَهَبَ الْجاَرُ إِلَى بَيْتِكَ.

    Komşu senin evine gitti.
     

    ذَهَبَ الْجاَرُ إِلَى بَيْتِهِ.

    Komşu (kendi) evine gitti.
     

    مَتَى ذَهَبَ عَمُّكَ إِلَى بَيْتِهِ؟

    Amcan ne zaman evine gitti?
     

    ذَهَبَ عَمِّي إِلَى بَيْتِهِ صَبَاحاً.

    Amcam evine sabahleyin gitti.
     

    مِنْ أَيْنَ حَضَرْتَ إِلَى أَيْنَ ذَهَبْتَ ؟

    Nereden geldin nereye gittin?
     

    حَضَرْتُ مِنَ الْمَدْرَسَةِ وَذَهَبْتُ  إِلَى خَالَتِي.

    Okuldan geldim ve teyzeme gittim.
     

    طَلَبَ أَحْمَدُ مِنْ واَلِدِهِ الدَّراَّجَةَ.

    Ahmet babasından bisiklet istedi.
     

    طَلَبَ الْأَوْلاَدُ مِنْ واَلِدِهِمُ الْفُلُوسَ.

    Çocuklar babalarından para istediler.
     

    كَتَبوُا دُرُوسَهُمْ فِي صَفِّهِمْ.

    (Onlar) derslerini sınıflarında yazdılar.
     

    جَلَساَ فِي سَياَّرَتِهِماَ.

    (O ikisi) arabalarında oturdular.
     

    وَضَعَ كُتُبَهُ عَلَى الطاَّوِلَةِ.

    Kitaplarını masanın üzerine koydu.
     

    وَضَعَ كُتُبَهُ فِي حَقِيبَتِهِ.

    Kitaplarını çantasına koydu.

    نَزَلْنَ مِنْ سَياَّرَتِهاَ.

    (O bayanlar) o (bayan)ın arabasından indiler.  

    فَكَّرْناَ فِي حاَلِكُمْ.

    Haliniz hakkında düşündük[3].  

    ماَ هِواَيَتُكَ ؟ هِواَيَتيِ الرَّسْمُ وَ الصِّحاَفَةُ.

    Hobin nedir? Hobim resim ve gazeteciliktir.

     

    اَلتَّلاَمِيذُ ذَهَبُوا إِلَى مَداَرِسِهِمْ فِي سَعاَدَةٍ.

    Öğrenciler okullarına saadet (mutluluk) içinde gittiler.

     

    طَلَبَ أَحْمَدُ وَ عاَدِلٌ مِنْ واَلِدِهِماَ الدَّراَّجَةَ.

    Ahmet ve Adil babalarından bisiklet istediler.

     
           

    b) Fiillerin sonuna birleşen muttasıl zamirler:

    Söz konusu bu birleşik zamirler fiillerin sonuna birleştiği takdirde o cümlenin mef’ûlü olurlar. Mâzî fiilin her sigasının sonuna gelebilecek mef’ûl zamirlerin çekim tablosunu كَتَبَ  fiilinde şöyle gösterebiliriz:

     

    Cemi

    Tesniye

    Müfred

     
    Müzekker

    كَتَبَهُمْ

    كَتَبَهُمَا

    كَتَبَهُ

    Gâib
     

    Onları/onlara yazdı

    O ikisini/o ikisine yazdı

    Onu/ona yazdı

     
    Müennes

    كَتَبَهُنَّ

    كَتَبَهُماَ

    كَتَبَهاَ

    Gâibe
                     

     

     

    Müzekker

    كَتَبَكُمْ

    كَتَبَكُماَ

    كَتَبَكَ

    Muhâtab
     

    Sizi/size yazdı

    İkinizi/ikinize yazdı

    Seni/sana yazdı

     
    Müennes

    كَتَبَكُنَّ

    كَتَبَكُماَ

    كَتَبَكِ

    Muhâtaba
                   

     

    Müz + Müe

    كَتَبَنَا

    كَتَبَنَا

    كَتَبَنِى

    Mütekellim
     

    Bizi/bize yazdı

    İkimizi/ikimize yazdı

    Beni/bana yazdı

     
                     

    Burada çekilen tablo كَتَبَ fiiline aittir. Fiilin diğer tüm siygalarına bu zamirler eklenebilir. Ancak fiillerin sonuna birleşen şahıs zamirleri (fâil zamirler) ile mef’ûl zamirler karıştırılmamalıdır. Örneğin;  كَتَبْناَ (Biz yazdık) ve كَتَبْتُ (Ben yazdım) fiilindeki تُ  ve ناَ zamirleri fâildir.

    كَتَبْناَ      الدَّرْسَ.

    Dersi yazdık.

                     Mef’ûl  Fiil+Fâil

     

    كَتَبْناَهُ.

    Onu (dersi) yazdık.
                             Fiil+Fâil+Mef’ûl

     (كَتَبْناَهُ) kelimesindeki (هُ) zamiri ise mef’ûldür. Diğer örnekler:

    كَتَبْتُكَ Seni yazdım. كَتَبْتَهُ Onu yazdın.

    شَرِبْتَهُ

    Onu  içtin.

    وَجَدْتُنَّهُمْ

    Onları buldunuz.
               

    ise muttasıl meful zamirdir.  هُمْ muttasıl fâil zamir, تُنَّ ibaresinde وَجَدْتُنَّهُمْMesela;  

    Kâide: a) Fâil durumunda olan gâib cemi müzekker zamirini (وا), mef’ûl zamire bağlarken cemi alâmeti olan vav ve elifin elifi düşer:

    وَجَدوُهُ

    Onu buldular.

    وَجَدوُهُمْ

    Onları buldular.

    شَرِبوُهُ

    Onu içtiler.

    كَتَبوُكُمْ

    Sizi yazdılar.

    b) Muhâtab cemi müzekkerin son harfi olan cezimli mimin (تُمْ  ) cezmini kaldırıp ötre ve vav koymak suretiyle meful zamire bağlarız. Yani تُمْ fâil zamirine bir başka mef’ûl zamirin bitişmesi halinde geçiş, mime eklenen bir vâv ile yapılır:

    وَجَدْتُمُوهُ Onu buldunuz. وَجَدْتُمُوهُمْ Onları buldunuz.
    شَرِبْتُمُوهُ Onu içtiniz.

    سَمِعْتُمُوهُ

    Onu duydunuz.

     

    c) كَتَبَنِِى (beni yazdı) de yeralan ن harfine Arapça’da nûn-u vikâye (koruyucu nun) denir. Fiil, muttasıl mütekellim zamiri olan ي ile birleştiğinde araya bir ن gelir. كَتَبَنِي örneğindeki ن  harfi üstünle biten fiilin sonunu esreden korumuştur:

    وَجَدْتَنيِ Beni buldun. كَتَبْتُنَّنيِ Beni yazdınız.
    وَجَدوُنيِ Beni buldular.

    سَمِعْتُمُونيِ

    Beni duydunuz.
             

    d) Muttasıl…هُمْ  ve…كُمْ   zamirlerinden sonra hemze-i vasıl’dan olan harfi tarif gelirse geçiş, sonlarındaki sakin mimlerin ötre ile harekelenmesi ile olur.

    شَكَرَكُمُ الرَّجُلُ.

    Adam size teşekkür etti.

    شَكَرَهُمُ الرَّجُلُ.

    Adam onlara teşekkür etti.

    مَنَحَكُمُ اللَّهُ هَذِهِ السَّعاَدَةَ.

    Allah size bu saadeti bağışladı.

    مَنَحَهُمُ اللَّهُ هَذِهِ النِّعْمَةَ.

    Allah onlara bu nimeti bağışladı.

    Karşılaştırmalı Cümle Örnekleri:

     

    مَنَحَناَ اللَّهُ هَذِهِ الْفُرْصَةَ.

    Allah bize bu fırsatı bağışladı.
     

    شَكَرَناَ الرَّجُلُ فِي سَعاَدَةٍ.

    Adam bize saadet içinde teşekkür etti.
     

    شَكَرْتُمُوناَ فِي سَعاَدَةٍ.

    Bize saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    شَكَرْتُمُونِي فِي سَعاَدَةٍ.

    Bana saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    شَكَرْتُمُوهُ فِي سَعاَدَةٍ.

    Ona saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    شَكَرْتُمُوهاَ فِي سَعاَدَةٍ.

    Ona saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    شَكَرْتُمُوهُنَّ فِي سَعاَدَةٍ.

    O (baya)nlara saadet içinde teşekkür ettiniz.
     

    هَلْ رَكِبَ التِّلْمِيذُ الدَّراَّجَةَ ؟

    Öğrenci bisiklete bindi mi?
     

    نَعَمْ ، رَكِبَهاَ.

    Evet, ona bindi.
     

    كَيْفَ رَكِبَ التِّلْمِيذُ الدَّراَّجَةَ ؟

    Öğrenci bisiklete nasıl bindi?
     

    رَكِبَهاَ التِّلْمِيذُ كَثِيراً.

    Öğrenci ona çok bindi.
     

    ماَذاَ لَعِبَ الْفَرِيقُ ؟

    Takım ne oynadı?
     

    لَعِبَ الْفَرِيقُ الْمُباَراَةَ.

    Takım maç oynadı.
     

    هَلْ قَرَأُوا الْقِصَّةَ ؟

    Hikayeyi okudular mı?
     

    نَعَمْ ، قَرَأُوهاَ.

    Evet onu okudular.
     

    هَلْ فَتَحُوا الْكُتُبَ ؟

    Kitapları açtılar mı?
     

    نَعَمْ ، فَتَحُوهاَ.

    Evet onları açtılar
     

    سَأَلْناَهُ عَنْ حاَلِهِ.

    Ona durumu (hali) hakkında sorduk.
     

    نَصَرَكَ صَدِيقُكَ.

    Arkadaşın sana yardım etti.
     

    نَفَعَنِي الدَّواَءُ.

    İlaç bana fayda verdi.
     

    نَفَعَنِي إِجْتَهاَدِي.

    Çalışmam bana fayda verdi.
     

    شاَهَدْتُهُ[5] وَ أَصْدِقاَءَهُ فِي السُّوقِ.

    Onu ve arkadaşlarını çarşıda gördüm.
     

    ماَذاَ شاَهَدْتَ فِي الْحَدِيقَةِ ؟

    Bahçede ne gördün?
     

    شاَهَدْتُكَ فِي الْحَدِيقَةِ.

    Bahçede seni gördüm.
     

    شاَهَدْتَنِي فِي الْحَدِيقَةِ.

    Bahçede beni gördün.
     

    مَتَى زاَرَ واَلِدُكَ الطَّبِيبَ ؟

    Baban doktoru ne zaman ziyaret etti? 
     

    مَتَى زاَرَتْ واَلِدَتُكَ الطَّبِيبَ ؟

    Annen doktoru ne zaman ziyaret etti?
     

    زاَرَتْ واَلِدَتِي الطَّبِيبَ أَمْسِ.

    Annem doktoru dün ziyaret etti.

    زاَرَتْ واَلِدَتُهُ الطَّبِيبَ أَمْسِ ياَ أُسْتاَذِي!

    Annesi doktoru dün ziyaret etti  ey hocam!
     

    هَلِ الْأَوْلاَدُ زاَروُا  الْمَرِيضَ ؟

    Çocuklar hastayı ziyaret ettiler mi?
     

    نَعَمْ ،  اَلْأَوْلاَدُ زاَرُوهُ.

    Evet, çocuklar onu ziyaret ettiler.
         

     

    c) Harflerin  (örneğin harf-i cerlerin) sonuna birleşen zamirler:

                Harf-i cerler ismin önüne geldikleri gibi ismin yerini tutan zamirle de birleşir.

                Harf-i cerle birleşen zamirlerin çekimi şöyledir:

    إلَيْهِمْ

    إلَيْهِماَ

    إلَيْهِ

     

    مِنْهُمْ

    مِنْهُمَا

    مِنْهُ

    onlara

    o ikisine

    ona

    *

    onlardan

    o ikisinden

    ondan

    إلَيْهِنَّ

    إلَيْهِمَا

    إلَيْهَا

     

    مِنْهُنَّ

    مِنْهُمَا

    مِنْهَا

     

    إلَيْكُمْ

    إلَيْكُمَا

    إلَيْكَ

     

    مِنْكُمْ

    مِنْكُمَا

    مِنْكَ

    size

    ikinize

    sana

    *

    sizden

    ikinizden

    senden

    إلَيْكُنَّ

    إلَيْكُمَا

    إلَيْكِ

     

    مِنْكُنَّ

    مِنْكُمَا

    مِنْكِ

     

    إلَيْنَا

    إلَيْنَا

    إِلَيَّ

     

    مِنَّا

    مِنَّا

    مِنِّي

    bize

    ikimize

    bana

    *

    bizden

    ikimizden

    benden

     

    Kaide: لـِ harf-i ceri isme birleşirse لـِ   olarak esre ile, mütekellim ya’sı hariç zamire birleşirse لَـ   olarak üstün hareke ile bağlanır. Cümlenin başında gelirse mülkiyet (var manası) ifade eder.

    لِخَالِدٍ      Halid için, Halid’in veya Halid’in var (Halid’e ait) (isme birleşmiş),

    لَهُ        Onun için,  onun, onun var (zamire birleşmiş),

    لِي        Benim için,  benim, benim var (mütekellim ya’sına birleşmiş).

    Bu harf-i cer’in burada verilen üç manası da cümledeki yerine göre geçerli olur:

    اَلْكِتاَبُ لِخاَلِدٍ وَالْحَقِيبَةُ ليِ.

    Kitap Halit’in çanta benimdir.

    اَلْكِتاَبُ لِي وَالْحَقِيبَةُ لَهُ.

    Kitap benim çanta onundur.

    لىِ كِتاَبٌ.

    Benim bir kitabım var.

    لِ   harf-i cerinin zamirle birleşen çekim tablosu şöyledir:

    لَهُمْ

    لَهُمَا

    لَهُ

    onların

    o ikisinin

    onun

    لَهُنَّ

    لَهُمَا

    لَهَا

     

    لَكُمْ

    لَكُمَا

    لَكَ

    sizin

    ikinizin

    senin

    لَكُنَّ

    لَكُمَا

    لَكِ

     

    لَنَا

    لَنَا

    ليِ

    Bizim

    ikimizin

    benim

    ¯¯¯

       مَعَهُمْ

    مَعَهُمَا

    مَعَهُ[8]

     

    بِهِمْ

    بِهِمَا

    بِهِ

    onlarla

    o ikisiyle

    onunla

    *

    onlarla

    o ikisiyle

    onunla

       مَعَهُنَّ

    مَعَهُمَا

    مَعَهاَ

     

    بِهِنَّ

    بِهِمَا

    بِهاَ

     

      مَعَكُمْ

    مَعَكُمَا

    مَعَكَ

     

    بِكُمْ

    بِكُمَا

    بِكَ

    sizlerle

    ikinizle

    seninle

    *

    sizlerle

    ikinizle

    seninle

    مَعَكُنَّ

    مَعَكُمَا

    مَعَكِ

     

    بِكُنَّ

    بِكُمَا

    بِكِ

     

    مَعَنَا

    مَعَنَا

    مَعِي

     

    بِنَا

    بِنَا

    بِي

    bizimle

    ikimizle

    benimle

    *

    bizimle

    ikimizle

    benimle

    ¯¯¯

    فِيهِمْ

    فِيهِمَا

    فِيهِ

     

    عَلَيْهِمْ

    عَلَيْهِمَا

    عَلَيْهِ

    onlarda

    o ikisinde

    onda

    *

    onlara

    ikisine

    ona

    فِيهِنَّ

    فِيهِمَا

    فِيهاَ

     

    عَلَيْهِنَّ

    عَلَيْهِمَا

    عَلَيْهاَ

     

    فِيكُمْ

    فِيكُمَا

    فِيكَ

     

    عَلَيْكُمْ

    عَلَيْكُماَ

    عَلَيْكَ

    sizde

    ikinizde

    sende

    *

    size

    ikinize

    sana

    فِيكُنَّ

    فِيكُمَا

    فِيكِ

     

    عَلَيْكُنَّ

    عَلَيْكُماَ

    عَلَيْكِ

     

    فِيناَ

    فِيناَ

    فِيَّ

     

    عَلَيْنَا

    عَلَيْنَا

    عَلَىَّ

    bizde

    ikimizde

    bende

    *

    bize

    ikimize

    bana

    Kâide: كُمْ ve هُمْ zamirleri gibi kendinden önceki harfi ötreli olup cezimle biten kelimelerden sonra harf-i tarife geçiş ötre ile olur:

    عَلَيْكُمُ السَّلاَمُ.   Sizin üzerinize selâm olsun.

    هُمُ الْفُقَراَءُ.      Onlar fakirdirler.

     

    Cümle Örnekleri

    طَلَبَ الْمُدَرِّسُ الْواَجِبَ مِنْكُمْ.

    Öğretmen sizden ödevi istedi.

    ذَهَبوُا إِلَيْهِمْ.

    Onlara gittiler.

    كَتَبَ اسْمَكَ عَلَيْهاَ

    (Senin) ismini onun üzerine yazdı.

    أَخَذَ أَحْمَدُ مَعَهُ حَقيِبَةً.

    Ahmet beraberine bir çanta aldı.

    حَضَرْتُ لَكُنَّ إِلَى الْبَيْتِ.

    Sizin için eve geldim.

    وَجَدوُا الْقَلَمَ فيِهِ.

    Kalemi orda buldular.

    قَلَمُكَ صَغِيرٌ.

    Senin kalemin küçüktür.

    شَعْرُهُ طَوِيلٌ.

    Onun saçı uzundur.

    ضَرَبَتْنَا أُخْتُهُمْ.

    Kızkardeşleri bizi dövdü.

    قَتَلَهُمَا أَحْمَدُ.

    O ikisini Ahmet öldürdü.

    كَتَبَكُمْ أَحْمَدُ فِي الْمَدْرَسَةِ.

    Ahmet sizi okulda yazdı.
  • Klasik Arapça 8.Ders Sarf: Bina Kitabı (Fiillerde Çatı = 3. – 6. Bab)

     

     

     

    8.Ders        

    Sarf: Bina Kitabı (Fiillerde Çatı = 3. – 6. Bab) 8. Ders İzle-İndirDevamını Oku »

  • Cesur Yürek Vatansever Arapca Film

     

    M.S 1280 yılında, “Uzunbacaklı” Edward İskoçya’nın büyük bir bölümünü işgal eder ve işgal sırasında William Wallace’ın babasıyla ağabeyini öldürür. Amcası tarafından yurtdışında büyütülen Wallace, yıllar sonra Uzunbacaklı’nın zalim yönetiminin sürdüğü İskoçya’ya döner. Çiftçilik yaparak sakin bir yaşam kurmak isteyen Wallace beladan uzak durmaya çalışır. Çocukluk aşkı Murron’a tekrar aşık olan Wallaca ona Murron’ın çocukken verdiği ve yıllarca sakladığı “gül”ni gösterir. Daha sonra kralın koyduğu primae noctis emri yüzünden gizlice evlenirler. Fakat bir gün, kasabadaki İngiliz askerleri Murron’a tecavüz etmeye çalışır. Askerlere saldıran Wallace, Murron’ı kurtarır ve bir ata bindirerek kaçmasını sağlar. Ancak Murron yolda yakalanır. Kasabanın şerifi, bütün kasaba halkının önünde Murron’ın boğazını keser. Gözü dönen Wallace, kasabadaki diğer İskoçların da yardımıyla İngiliz garnizonunu yener ve o da şerifin boğazını keser.
    Bölgedeki İngiliz lordunun karşılık vereceğini bilen Wallace ve adamları, İngiliz askerlerinin üniformalarını giyerek bir İngiliz kalesine girer ve kaleyi tamamen yakarlar. Wallace’ın kahramanlıklarından cesaret alan İskoç halkı da İngilizlere karşı ayaklanır.
    Wallace’ın efsanesi dilden dile yayılır ve dağılmış olan İskoç klanları gönüllü olarak ona katılmak isterler. Wallace ordusunun başına geçer ve Stirling’te İngiliz ordusunu yener. Bu büyük başarısı için, İskoç soyluları onu İskoçya’nın koruyucusu ilan ederler. Daha sonra York’u işgal eden Wallace burada Uzunbacaklı’yı bekler. Sıradaki büyük savaş için soylulardan yardım ister ve İskoç tahtının varisi Bruce’dan yardım için söz alır. Ancak Falkirk Savaşı’nda İskoç soyluları ona ihanet eder. Uzunbacaklı’ya yenilen Wallace saklanmak zorunda kalır.
    İngilizlerle gerilla taktiğiyle savaşmaya devam eden Wallace, Falkirk’te ona ihanet eden iki İskoç soylusunu öldürür. Bu arada, daha önce İngiliz elçisi olarak Wallace’la görüşen ve ona aşık olan Prens Edward’ın (Uzunbacaklı’nın oğlu ve vârisi) eşi Prenses Isabelle, ona yardım eder. Sonra bir geceyi birlikte geçirirler ve Wallace’tan hamile kalır.
    Wallace’a ihanet ettiği için vicdan azabı duyan Bruce, onu Edinburg’a çağırtır. Bu şekilde İngilizlere karşı başarılı olamayacağını düşünen Wallace, soyluların yardımını alabileceği umuduyla bu daveti kabul eder. Ancak Edinburg’a geldiğinde, Bruce’un babası ve diğer soylular tarafından kurulan tuzağa düşerek yakalanır. Babasına karşı büyük bir öfke duyan Bruce, onun babalığını reddeder.
    Wallace Londra’da krala ihanet etmek suçundan mahkemeye çıkar. Bunu reddeden Wallace, Uzunbacaklı’ya hiçbir zaman bağlılık yemini etmediğini söyler. Bunun üzerine mahkeme, onun “acıyla arındırılmasına” karar verir. Londra meydanında halkın önünde işkenceye maruz kalan Wallace, son gücüyle “Özgürlük!” diye haykırır. Kafası kesilmeden önce, kalabalığa döner ve Murron’ı ona gülümserken görür.

     

     

  • Arapça Hobiler Faaliyetler

    Arapça Hobiler Faaliyetler

     

    Arapça Hobiler Diyaloğu Konuşması

     

    Arapça Hobiler Diyaloğu Konuşması Hakkında:

     

    Hobin nedir?
    مَا هِوَايَتُك؟
    Hobim, Okumak, futbol ve müzik dinlemek
    هِواَيَتي قِرَائَة وَ لُعْبَة الْقَدَمِ وَ اسْتِمَاع المْوُسِيقِي
    Boş vaktinde ne yapmayı tercih edersin?
    مَاذَا تُفَضِّلُ اَنْ تَعْمل في وَقْتِ الْفَارِغك؟
    Ben dolaşmayı her şeye tercih ederim.
    اَنَا اُفَضِّلُ تَنَزَّهَ عَلَي كُلَّ شَيْءٍ

     

     
    arapça hobiler
    Arapçada Hobiler (هِوايَتُك )
    Arapça الأيروبيكس        ayrobik
    Arapça البطاقات        kart
    Arapça البيسبول        beyzbol
    Arapça التجوال        sörf
    Arapça التنس        tenis
    Arapça الجمباز        jimnastik
    Arapça الركبي        ragbi
    Arapça الركض        koşu
    Arapça الزلاجة        paten
    Arapça السِباحَة        yüzme
    Arapça الشطرنج        satranç
    Arapça الطائرة الورقية        uçurtma

    Arapça القفز العالي        yüksek atlama
    Arapça الكرة        top
    Arapça اللعبة        oyun
    Arapça المدقّقون        dama
    Arapça المزلجة        paten
    Arapça المشي        gezi
    Arapça الملاكمة        boks
    Arapça الهوكي        hokey
    Arapça الهَرْوَلَة        koşu
    Arapça توازن        denge
    Arapça ركوب الدراجات        bisiklet yarışı
    Arapça رياضي        atlet
    Arapça ساحةِ التزحلق        paten alanı
    Arapça سباق الخيول        at yarışı
    Arapça كرة السلة        basketbol
    Arapça كرة القدم        amerikan futbolu
    Arapça كرة القدم        futbol
    Arapça للتَزَحْلُق        paten yapmak
    Arapça للتَزَلج        kayak yapmak
    Arapça للسِباحَة        yüzmek
    Arapça للِعْب        oynamak

    Film Seyretmek 

    Çalışmak

    Üniversite Okuyor

    Kitap Okuyor

    Futbol Oynuyor

    Voleybol Oynuyor

    Muzik Dinliyor

    ‫الأنشطة والأعمال 

    Film Seyrediyor