Ana Sayfa Haber Diyanet isleri Baskanligi Mehmet Görmez: İzmirin farklı bir dindarlığı var

Mehmet Görmez: İzmirin farklı bir dindarlığı var

42364

katıldığı toplantıda konuşan Diyanet İşleri Başkanı Görmez,önemli mesajlar verdi.

“Ülkemizin dini hayatına, manevi hayatına hizmet eden, camilerinde, mihraplarında insanlarımızın, milletimizin ibadetlerine rehberlik yapan, minberlerinde İslam’ın ışığını bilgiye dönüştüren, minarelerinde ezan seslerini eksiltmeyen, dünyadaki millet varlığımıza gönül coğrafyamızdaki soydaşlarımıza, İslam dünyasına, insanlığa hizmet eden bu âli meclise hitap ettiğim için hamd ediyorum” diyen Başkan Görmez şunları söyledi;

“Zaman zaman adeta hayatı durdurarak muhasebe yapmak zorundayız…”

İnsanlar kendilerini muhasebe etmek zorundadır. Milletler, ülkeler kendi muhasebelerini yapmak zorundadırlar. Adeta zaman zaman hayatı durdurarak muhasebe yapmalıyız. Müesseseler de öyle yapmak zorunda, kendilerini yenilemek zorundadırlar. Aksi halde tarihin içinde yalnızlaşırlar. Önce milletten koparlar sonra da tamamen tarihin dışına itilirler. Diyanet İşleri Başkanlığı bu milletin medarı iftiharıdır. Bu milletin her kademesinde, en ücra köşesindeki mezrasından İzmir’e, İstanbul’a kadar halkımıza hizmet eden bir kurumdur. Türkiye’de şuanda Diyanet İşleri Başkanlığı kadar milletle iç içe olan, milletin bir parçası haline gelmiş başka bir müessese göstermek çok zor.

“İslam’ın rahmet mesajından kopmadan sürekli bir yenilenme, bir değişim ve dönüşüm içerisinde olmak zorundayız…”

Bu milletin doğumunda siz varsınız, çocuklarının hayırlı günlerinde siz varsınız, düğününde, camisinde, mihrabında, cami dışındaki hizmetler de siz varsınız. Bir insanın tırnağı taşa değse müracaat edeceği kişi o mahallenin, köyün imamıdır. Toplumun sosyal, dini, kültürel hayatını şekillendirmek için sizler hizmet ediyorsunuz. Yalnızlığa itilmiş insanlarımızın yanında, manevi boşlukta kalmış insanlarımızın ruh dünyasının yeniden inşasında siz varsınız. Siz milletimizin başucunda oldunuz hep. Bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığı kendini sürekli yenilemek zorundadır. Türkiye değişiyor, zaman değişiyor, çocukların, gençlerin algısı değişiyor, dünya değişiyor, insanlık değişiyor; Bu değişimleri İslam’ın rahmet mesajından kopmadan sürekli yenilenme içerisinde bir değişim ve dönüşüm içerisinde olmak zorundayız.

Biz değişime önce kendi kalbimizden başlamalıyız. Biz kendimizi değiştirmedikçe toplumu iyi yönde değiştiremeyiz. Biz gönül dünyamızda inkılaplar meydana getirmedikçe toplumu da iyi yönde değiştirme gücünü kaybederiz. Bu asla tarihimizi, kadim olanı küçümsemek anlamına gelmez. Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşundan bugüne kadar görev yapan bütün teşkilat mensuplarımıza millet olarak minnet borçluyuz.

“Kurum olarak zaman zaman idrak gecikmeleri yaşamışız…”

Kurum olarak zaman zaman idrak gecikmeleri yaşamışız. Birinci idrak gecikmesini köylerden kentlere göç ile yaşamışız. Köyden kente hızla göç yaşanmış, paralel olarak şehirler kurulurken o şehrin manevi hayatını tedris etmede geç kalmışız. Türkiye hızla şehirleşirken biz Diyanet İşleri Başkanlığı olarak köylerde kalmışız. Halkın yüzde 22’si köylerde yaşarken Diyanet’in %75’i köylerde kalmış, halkın %75’i şehirlerde yaşarken Diyanet’in %25’i şehirlerde enerjisini harcamış.


İDRAK GECİKMELERİ YAŞADIK 

İkinci idrak gecikmesi olarak dünya hızla değişirken biz bu değişime yetişme konusunda idrak gecikmesi yaşamışız. Sovyetler Birliği dağılmış, Yugoslavya yıkılmış, Rusya’nın içinde 20 milyon Müslüman çıkmış, yeni ülkeler görmeye başlamışız. Bu ülkeler kendi dinlerini, manevi hayatlarını inşa etmek için kapımızı çalarlarken biz yaşadığımız gecikmenin farkına varabilmişiz. Ortada bir realite var ki; o da Başkanlık olarak değişen dünya karşısında idrak gecikmeleri yaşamışız.

“İnsanlığın üçte ikisinin kalbine, küresel siyasetin aktörleri marifetiyle İslam’ın korkusunun salındığı bir dünyada yaşıyoruz…”

Üçüncü idrak gecikmesini ise şimdi yaşıyoruz. Öyle bir dünya oluştu ki insanlığın üçte ikisinin kalbine küresel siyasetin aktörleri marifetiyle İslam’ın korkusunun salındığı bir dünyada yaşıyoruz. İslamofobia, şuanda insanlığın üçte ikisinin kalbine yerleştirilen bir hastalık oldu. İslam’a yönelik farklı meydan okumalarla karşı karşıyayız. Kitle iletişim araçlarıyla gençlerimizin zihinlerinin mahkûm olduğu dönemde yaşıyoruz. Muhatap kitlemizin algısı, anlayışları, dili değişti. Biz on sene önceki bir mihrap görevliliği tanımıyla yolumuza devam edemeyiz. On sene önceki müftülük tanımıyla, vaizin diliyle, üslubuyla dünyada başarılı olmamız mümkün değil. Kur’an öğretme taktikleri bile on sene öncesine göre çok değişti.

“İslam’ın değişmez sabitesi hareket eksenli olmasıdır…”

Önce kitabı Allah’ın ve Rasulünün mesajını, çağın idrakini doğru okuyarak, anlayarak daima İslam’ın o sabitelerinden o rahmet mesajlarından sapmadan bir değişim hali içerisinde bir yenilenme hali içerisinde olmak zorundayız. İslam dini bir durak, bir menzil değildir. İslam sürekli hareket halinde olan dosdoğru olan bir yoldur. İslam’ın içerisinde hak var, hakikat var, barış, adalet, huzur var ve o daima hareket halinde olmamızı zorunlu kılan bir yoldur. Yoldan çıkmakla 6 asır önceki bir durakta takılı olmak arasında fark yoktur. İslam’ın değişmez sabitesi hareket eksenli olmasıdır.

“Müftülük, o şehrin manevi hayatının nabzını tutan merkez olmalı…”


DİYANET MİLLETLE İÇ İÇE 

Müftülük kavramı Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşuyla birlikte bir değişim yaşamış, zamanla bu değişim devam etmiştir. Bundan 150 yıl önceki Müftilikle günümüzdeki Müftülük anlayışında farklılıklar vardır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarihinde de Müftülük anlayışı 40’lı yıllarda farklı iken 60’lı yıllarda farklılık arz etmiştir. Müftülük makamının sıradan bir bürokratik mekanizmaya dönüşmesi kabul edilemez. Müftülük, sadece imamların amirleri, imamların hizmetlerini takip eden makam değil, o şehrin bütün dini hayatını yöneten, manevi hayatın nabzını tutan merkez haline gelmeli.

Müftü, o şehrin sosyal yapısını, manevi hayatını kemiren sorunlara vakıf değilse o müftü irşat programı dahi yapamaz. Müftü, şehrin manevi dinamiklerini kemiren sorunlara vakıf olmak zorundadır. Artık daha katılımcı ve daha kuşatıcı bir müftülük sistemi üzerinde durmalıyız. Hizmet programları içinde o şehirdeki İlahiyat Fakültesi, İmam-Hatip okullarındaki hocalar, din dersi hocaları, sivil toplum örgütleriyle birlikte hizmet politikası üreterek ve onlara rehberlik yapmak suretiyle hizmet anlayışı geliştirmek zorundadır. 

“Camiler kırık kalplerin, kırık gönüllerin sarıldığı mekânlar olmalı…”

Camileri sadece namaz kılınan mekânlar olarak görmek doğru değildir. Camiler aynı zamanda kırık kalplerin, kırık gönüllerin sarıldığı, küsen gönüllerin barıştığı mekânlar olmalı. Günlük, saatlik, haftalık, aylık dersler olmalı camilerimizde. Namaz vakitlerinde açılan sonra kapılarına kilit vurulan mekanlar olmamalı.
Bir ülke ki, 120 bin insan o ülkenin manevi hayatına hizmet ediyor ama o ülkenin hala manevi sorunları var. O kurum kendi eliyle camisini, hayatın kıyısına şehrin kıyısına iterek namaz vakitlerinde açılan sonra kapanan ibadethanelere dönüştürme vebaline katlanamaz.


Allah’ın ve Peygamber’in camilerimize yüklediği misyonu tekrar canlandırmalıyız. Bu çalışma Diyanet’in hizmetine çok büyük bir ivme kazandıracak. Mevcut haliyle camilerimizi şehrin merkezine taşımak mümkün değildir. Cami tanımını yeniden yapmalıyız. Camileri hayatın merkezine yeniden taşımalıyız.

“Atanmış din görevlisi değil adanmış din gönüllüsü…”

Bizim beraber çalıştığımız İsimsiz kahramanlarımız var. Bir köyde imamlık yapıp bir bölgenin manevi hayatına hizmet eden arkadaşlarımız var. Bir şehrin kıyısında mahalle imamıdır İzmir’in tamamı o hocadan istifade etmiştir. Bir mahallede din görevlisidir, bütün ülke hatta bütün dünya kendisinden faydalanmıştır. Biz cami görevlisi değiliz, biz mahallenin imamıyız. O mahalledeki sosyal yapıya vakıf, sorunları görebilmiş ve tedavi için elinde reçetesi olan din gönüllüleri olmak zorundayız. Mahallenin imamı göreve başlayınca sabah namazına beş kişi ile başlamış beş sene sonra yine beş kişi ile kılıyorsa görev tanımı üzerinde düşünmesi lazım.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in yanı sıra toplantıya Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz ve İzmir İl Müftüsü Prof. Dr. Ramazan Muslu da katıldı.
İLK İŞ PROTOKOL CAMİ İl Müftülüğüne atanan Ramazan Muslu da İzmir’de yapılacak çok iş olduğunu belirti

İzmir’in protokol camisi ihtiyacı olduğunu ifade eden  Muslu, din görevlileriyle ilgili boş kadroların ivedilikle doldurulmasını talep etti.

Önceki İçerikİlahiyat Fakültesi Camisi Yaptırma Derneği Kuruldu
Sonraki İçerikFaizsiz finansa Diyanet uyarısı