Duanın Usul ve Adabı
hayır dua etmekten usanmadığını, darlık zamanlarında
herkesin dua ettiğini, duanın ayakta, otururken ve yatarken
yapılabileceğini, nimete kavuşunca bir kısım insanın
nankörlük ettiğini, bir musibete uğrayınca dua edip durduğunu
ve ümitsizliğe kapıldığını, nimete kavuşunca yüz
çevirdiğini, ilâhî iradeye uygun olmayan davranışlar sergilediğini,
hatta bir kısmının Allah’a ortaklar koştuğunu, küfre
saplandığını ifade etmektedir. Bu tür insanlar; kınanmakta,
darlıkta ve bollukta, rahatlık ve sıkıntılı her zaman Allah’a
dua edilmesi, dua kabul edilip maksada erdikten sonra duanın
terk edilmemesi gerektiğine işaret edilmektedir.
13. Sadece Allah’a Dua Edilmeli
Dua, sadece Allah’a yapılmalı, araya başka aracılar
sokulmamalıdır. Her namazda okuduğumuz Fatiha
sûresinde,
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
“Sadece Sana ibadet eder, sadece Senden yardım dileriz”
diyerek bunu dile getiriyoruz. Yüce Allah, bize şah damarımızdan
daha yakındır. (Kâf, 50/16) Bu sebeple ne istersek,
aracısız O’ndan istemeliyiz. Bakara sûresinin 186. ayetinde
yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:
وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادٖي عَنّٖي فَاِنّٖي قَرٖيبٌۜ اُجٖيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِۙ
“Kullarım sana beni sorarlarsa, gerçekten Ben onlara yakınım.
Bana dua edenin duasını kabul ederim.”
Kur’ân’da duanın sadece Allah’a yapılması önemle vurgulanmıştır.
Allah’tan başkasına, putlara veya kendilerine
mutlak nitelikler izafe edilen başka yaratıklara dua ve ibadet
edilmesi Kur’ân’da kesinlikle yasaklanmıştır. Konuyla
ilgili ayetlerin bazısı şöyledir:
لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ
لَا يَسْتَجٖيبُونَ لَهُمْ بِشَىْءٍ اِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ اِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ
وَمَا هُوَ بِبَالِغِهٖ
“Gerçek dua ancak O’nadır. O’ndan başka yalvardıkları ise
onların isteklerine ancak, ağzına ulaşmayacağı hâlde, ulaşsın
diye avuçlarını suya uzatan kimsenin isteğine suyun cevap
verdiği kadar cevap verirler.” (Ra’d, 13/14)
Bu ayette, Allah’tan başka varlıklara dua edenler kınanmakta
ve Allah’tan başka varlıklara, putlara, türbelere, ölülere
yapılacak duaların, onlardan isteklerin boşa gideceği
bildirilmektedir.
فَ تَدْعُ مَعَ الٰهّلِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبٖينَ
“Öyle ise sakın Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarma,
sonra azaba uğrayanlardan olursun.” (Şu’arâ, 26/213)
Bu ayette sadece Allah’a dua edilmesi istenmekte ve
Allah’tan başkasına dua eden kimselerin haddi aşmış olacakları
bildirilmektedir. (bk. En’âm, 6/40-41; Yunus, 10/106; Kasas, 28/88)
İnsan her isteğini sadece Allah’tan istemelidir. Peygamberimiz
(s.a.s.);
اِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ الٰهّلَ وَ اِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِالٰهّلِ
“Bir şey istediğin zaman Allah’tan iste, bir yardım talebinde
bulunduğun zaman Allah’tan yardım talep et” buyurmuştur.
(Beyhakî, Şuabü’l-İmân, er-Ricâ Minallah, No: 1075)
اَلَيْسَ الٰهّلُ بِكَافٍ عَبْدَهُ
“Allah, kuluna kâfi değil mi?” (Zümer, 39/36)
Allah’ı bırakıp da zararı ve faydası dokunmayan, hatta
zararı faydasından çok olan varlıklara dua edenler (putlardan,
türbelerden, ölülerden yardım isteyenler, medet
umanlar) şu ayetlerde kınanmaktadır:
يَدْعُو مِنْ دُونِ الٰهّلِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ ذٰلِكَ هُوَ الضَّ لَالُ
الْبَعِيدُ
“Allah’ı bırakıp da kendine ne zarar, ne menfaat veremeyecek
şeylere yalvarır. İşte derin sapıklık budur.” (Hac, 22/12)
يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِن نَفْعِهٖ لَبِئْسَ الْمَوْلَى وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ
“Zararı, faydasından daha yakın olana yalvarır. (O), ne
kötü bir yardımcı ve ne kötü bir arkadaştır!” (Hac, 22/13)
وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُو مِنْ دُونِ الٰهّلِ مَنْ لَا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَوْمِ
الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ
“Allah’ı bırakıp da kıyâmet gününe kadar kendisine cevap
veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa
onlar, bunların yalvardıklarından habersizdirler.” (Ahkâf, 46/5)
Bu ayetler; hem sadece Allah’a dua edilmesi gerektiğini,
hem de Allah’tan başkasına yapılacak duaların günah
olduğunu ve boşa gideceğini ifade etmektedir.
14. Esmâ-i Hüsnâ, Salih Amel ve Hayırlı İşler Vesile
Edilmeli
Mü’min, duanın kabul olması için Allah’ın güzel isimlerini,
işlediği sâlih ve hayırlı amelleri vesile etmelidir. Bunun
örnekleri hadislerde vardır. Meselâ Peygamberimiz
(s.a.s.), kızı Fatıma’ya akşam ve sabah şu duayı yapmasını
tavsiye etmiştir:
يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ بِرَحْمَتِكَ اَسْتَغِيثُ اَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ وَ لَا
تَكِلْنِي اِلٰى نَفْسِي طَرْفَةَ عْنيٍَ
“Ey yaşayan, diri, canlı, ölümsüz, ezelî, ebedî ve zatı ile
kaim olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı, uykusu ve uyuklaması
olmayan, varlıkları yöneten, koruyan ve ihtiyaçlarını
üstlenen Allah’ım! Rahmetin sebebiyle senden yardım istiyorum.
İşlerimin hepsini ıslah eyle, göz açıp kapayıncaya kadar
beni nefsime bırakma.” (Ebû Ya’lâ, Zikir ve Dua, No: 914)
Bu hadiste, Allah’a iki güzel ismi ile hitaptan sonra
“rahmeti” vesile edilmiştir.
Geçmiş ümmetlerden üç kişi yaya olarak yolculuğa çıkarlar.
Yolda şiddetli bir yağmura yakalanırlar. Yağmurdan
korunmak için dağdaki bir mağaraya sığınırlar. Dağdan bir
taş yuvarlanır ve gelip mağaranın girişini tamamen kapatır.
Birbirlerine; çıkışımızı taş kapattı, izimiz kayboldu, burada
olduğumuzu Allah’tan başka hiç kimse bilmiyor, kurtuluşumuz
ancak dua ile olur, bu sebeple en güvendiğiniz sâlih
bir amelinizi vesile ederek dua edin, belki Allah bir kurtuluş
yolu var eder, derler.
Biri şöyle dua eder: “Allah’ım! Bildiğin gibi benim yaşlı
bir annem-babam vardı. Bir de eşim ve küçük çocuklarım.
Her gün çocuklarımdan önce anne-babama süt içirirdim. Bir
gün biraz geç kaldım, süt içirmek için anne-babamın yanına
geldiğimde, onlar uyuyorlardı. Onları uyarmaya kıyamadım,
uyanmalarını bekledim. Bu arada çocuklarım ayaklarıma dolanıyor,
karınlarının acıktığını söylüyorlardı. Ben önce âdetim
üzere sütü anne-babama içirmek istiyordum. Sabaha kadar
başlarında bekledim, nihayet uyandılar ve onlara sütlerini
içirdim. Allah’ım! Bildiğin gibi bunu ben sırf Senin rahmetini
ve rızanı elde etmek için ve azabından korktuğum için
yaptım, bizi sıkıntıdan kurtar.” Bu dua üzerine mağaranın
girişindeki kaya bulunduğu yerden biraz hareket eder, ışık
görünür ve gökyüzünü görürler.
İkinci kişi şöyle dua eder: “Allah’ım! Bildiğin gibi amcamın
bir kızı vardı, ben onu çok seviyordum, ona âşık olmuştum.
Onunla birlikte olmak, ondan murat almak istedim,
kabul etmedi. Muradıma erebilmek için yüz dinar para verdim.
Bu parayı elde etmek için çok çalışmış, çok yorulmuştum.
Tam ilişkide bulunacağım bir anda bana, ‘Ey Allah’ın kulu!
Allah’tan kork, nikâhsız Allah’ın mührünü açma (kızlığımı
bozma)’ dedi. Ben de vazgeçtim. Allah’ım! Biliyorsun ki bunu
ben sırf Senin rahmetin ve rızanı elde etmek için ve azabından
korktuğum için yaptım, bizi sıkıntıdan kurtar, bize semayı
göster.” Bu dua üzerine mağaranın girişindeki kaya biraz
daha bulunduğu yerden hareket eder, ışık iyice görünür.
Üçüncü kişi de şöyle dua eder: “Allah’ım! Ben bir ölçek
pirinç karşılığında bir işçi çalıştırmıştım, iş bitince ücretini
vermek istemiştim ancak ücretini almamıştı. Ben de bu pirinci
ektim, ürününü biriktirdim, nihayet ürünleri satıp parası ile
sığır ve koyun aldım. Bir zaman sonra işçi geldi ve bana ‘ey
Allah’ın kulu! Allah’tan kork, bana zulmetme, ücretimi ver’
dedi. Ben de, ‘Bu sığırları ve davarları çobanlarıyla birlikte al,
bunlar senin ücretin’ dedim. Bana, ‘Allah’tan kork ve benimle
alay etme’ dedi. Ben de ‘Alay etmiyorum, bütün bu mallar
senin’ dedim. İsteseydim, sadece bir ölçek pirincini verirdim.
Allah’ım! Sen de biliyorsun ki ben bunu rahmetini elde etmek
için ve azabından korktuğum için yaptım. Şu mağaranın kapısını
bütünüyle bize açıver.” Bu duanın üzerine taş mağaranın
ağzından tamamen uzaklaşır ve mağaradan kurtulurlar.
(İbn Hıbbân, Ed’ıye, No; 897, 971; Müslim, Zikir ve Dua, 100; Buhârî, Muzâraa,11)
Üç kişinin başına gelen bu olay, günümüzde olsa, bu
kişilerin yanlarında cep telefonu bulunsa ve çekse, bulundukları
yeri de bilseler, yakınlarına telefon edip kendilerini
kurtarmalarını isteyebilirler. Olayın kahramanları için o
gün böyle bir imkân yoktur. Şiddetli yağmur yağdığı için iz
sürmek suretiyle kendilerine ulaşma imkânı da kalmamıştır.
Bedensel güçleri ile kurtulmaları da mümkün değildir.
Allah’ın yardımından başka çareleri kalmamıştır. Allah’a
dua etmeye karar verirler. Dualarının kabul olması için Allah
rızası için yaptıkları bir ameli, işi veya sırf Allah korkusu
ile terk ettikleri bir fiili vesile ederek dua ederler.
Her üç fiil de kul hakkı ile ilgilidir. Birinci, annebabasına
hizmeti her şeyin üstünde tutmakta, bunu herhangi
bir dünyevî çıkar için değil Allah rızası için yapmaktadır.
İkincisi çok arzu ettiği bir isteğine kavuşur, son
anda Allah’a olan saygı ve korkusu ağır basar, bir haramı bu
yüzden terk eder. Üçüncüsü çalıştırdığı bir işçinin emeğİ
ni zayi etmez, değerlendirir, çoğaltır ve hak sahibine verir.
Her üç davranış da takdire değer niteliktedir, Allah’a iman
ve ahlâk ön plana çıkartılmış, nefse yenik düşülmemiştir.
Bu asil davranışlar vesile edilerek dua edilmiş, Allah da kabul
etmiştir.
Biz bu hadisten, kabul olmasını istediğimiz bir duada
sırf Allah için yaptığımız amelleri vesile ederek dua edebileceğimizi
öğreniyoruz. Allah’ın güzel isimleri ve böyle
sâlih ameller vesile edilebilir; ancak türbelere, çalılara bez
bağlamak, mum yakmak, adakta bulunmak ve benzeri davranışlar
dînen doğru olmadığı gibi bir faydası da olmaz,
hatta bu tür davranışlar, inanca bile zarar verebilir.
Hâkim’in Müstedrek adlı eserinde Peygamberimizin
duada vesile edilebileceği ile ilgili şöyle bir rivayet vardır:
Görme özürlü biri gelip Peygamberimizden iyileşmesi
için kendisine dua etmesini ister. Peygamberimiz, bu kimseye
güzelce bir abdest almasını ve iki rekat namaz kılmasını
ve şöyle dua etmesini emreder:
اَللّٰهُمَّ اِنِّي أَسْأَلُكَ وَأَتَوَجَّهُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ صَلّٰى الٰهّلُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ نَبِيِّ الرَّحْمَةِ يَا مُحَمَّدُ إِنِّي أَتَوَجَّهُ بِكَ إِلَى رَبِّكَ فِي حَاجَتِي
هٰذِهِ فَتَقْضٖيهَا لِي اَللّٰهُمَّ شَفِّعْهُ فِيَّ وَشَفِّعْنِي فِيهِ
“Allah’ım! Senden (bana şifa vermeni) istiyorum, rahmet
peygamberi olan elçin Muhammed (s.a.s.)’i vesile ederek Sana
yöneliyorum. Ey Muhammed! Ben, şu ihtiyacımı gidermesi
için seninle Rabbine yöneliyorum. Allah’ım! O’nu (peygamberini)
bana şefaatçi kıl ve ihtiyacım konusunda onu bana şefaatçi
eyle.” (Hâkim, De’avât, No: 1909, 1929-1930, I, 519, 526)
Bu hadiste, Peygamberden bir şey istenmiyor, istekler
doğrudan Allah’a arz ediliyor, sadece Allah’ın en sevgili
kulu ve son peygamberi olan Hz. Muhammed (s.a.s.), duanın
kabulü için vesile ediliyor. Konu ile ilgili üç rivayetten
ikisinde, Peygamberimizden bu duayı öğrenen kişinin dua
ettiği ve iyileştiği bildirilmektedir. (Hâkim, De’avât, No: 1929-1930,
I, 526)
15. Dua Sonunda “Âmin”, “Duamı Kabul Et”
Denilmeli, Hz. Peygambere Salât ü Selâm Getirilmeli
ve Fâtiha Sûresi Okunmalı
Dua bitiminde “âmin” ve
رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ
“Ya Rabbi! Duamı kabul et” (İbrâhim, 14/40) denilmeli, Peygamberimize
salât ve selâm getirilmeli ve Kur’ân’ın ilk
sûresi olan Fâtiha sûresi okunmalıdır.
إِذَا قَالَ أَحَدُكُمْ آمٖينْ وَالْمَ ئَالِكَةُ فِي السَّمَاءِ آمٖينْ فَوَافَقَ إِحْدَاهُمَا
الْأُخْرٰى غُفِرَ لَهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِهٖ
“Biriniz ‘âmin’ dediği zaman gökteki bir melek de ‘âmin’
der. İkisinden biri diğerinin ‘âmin’ demesine denk gelirse geçmiş
günahları bağışlanır” (Hemmâm b. Münebbih, Sahîfetü Hemmâm, No:
10) anlamındaki hadis, dua sonunda “âmin” demenin önemini
ortaya koymaktadır.
Fâtiha sûresinin ilk ayetlerinde yüce Allah’ın nitelikleri
bildirildikten sonra dua ayetleri gelmektedir:
بِسْمِ الٰهّلِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla”
اَلْحَمْدُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
“Hamd (her türlü övgü), âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”
اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
“O, rahmândır ve rahîmdir.”
مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ
“Din (cezâ ve mükâfat) gününün sâhibidir.”
إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ
“(Yâ Rabbi!) Ancak sana kulluk eder, ancak Senden yardım
isteriz!”
اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
“Bizi doğru yola ilet.”
صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالّٖينَ
“Nimet verdiğin kimselerin yoluna. Kendilerine gazap
edilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil.”
Fâtiha sûresi, sevap bakımından en büyük sûredir. (Buhârî,
Tefsîru’l-Kur’ân, 1, V, 146) Fâtiha’yı okuyan kimsenin duası kabul
olur. Bir kutsî hadiste yüce Allah, şöyle buyurmuştur:
“Fâtiha’yı kendim ile kulum arasında ikiye böldüm: Yarısı
benim, yarısı da kulumundur. Kulumun istediği hakkıdır, kendisine
verilecektir.”
Hadisin devamında Peygamberimiz şöyle demiştir:
“Bir kul, ‘Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn’ dediği zaman
yüce Allah; ‘Kulum bana hamdetti’ der.
Kul; “er-Rahmâni’r-Rahîm” dediğinde yüce Allah, ‘Kulum
beni övdü’ der.
Kul, ‘Mâliki yevmi’d-dîn” dediğinde, Allah, ‘Kulum beni
yüceltti, bana saygı gösterdi’ der.
Kul, “İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în” dediği zaman Allah,
‘Bu benim ile kulum arasındadır (ibadet eden kuluma,
yardım etmek bana aittir). Kulumun istediği verilecektir’ der.
Kul, “İhdina’s-Sırâta’l-müstekîm, sırâta’l-lezîne en ’amte
aleyhim ğayri’l-meğdûbi aleyhim ve la’d-dâllîn” dediği zaman
Allah, ‘Bu dilek kula aittir, istediği verilecektir’ buyurur.” (Müslim,
Salât, 38)
Sonuç olarak; dua yaparken mübarek vakit
ve yerler tercih
edilmeli, abdest alıp kıbleye dönülmeli, eller semaya
kaldırılmalı, eûzü ve besmele çekilmeli, Allah’a hamd ve
Peygambere salât ü selâm getirilmeli ve günahlara tövbe
ederek duaya başlanmalıdır. Dua eden kişi, konumuna uygun
bir edep içinde olmalıdır. Sadece Allah’a dua edilmeli,
duada meşru sınırlar aşılmamalı, meşru isteklerde bulunulmalı,
kabûlü için acele edilmemeli, duanın kabul edileceği
inancı taşınmalı, ihlâs ile ve yürekten, kısık bir sesle ve
yalvararak dua edilmelidir. Duada anlamlı ve veciz sözler
seçilmeli, yapmacık sözlerden kaçınılmalıdır. Dua sonunda
Hz. Peygambere salât ve selâm getirilmeli ve eller yüzlere
sürülmelidir. (İbn Mâce, Dua, 13)
Dua her zaman ve mekânda; her hâl ve şartta söz gelimi;
yürürken, otururken ve yatarken yapılabilir. (Yûnus, 10/12)
Nitekim bir ayette şöyle buyurulmuştur:
اَلَّذِينَ يَذْكُرُونَ الٰهّلَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي
خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ
فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken
Allah’ı
anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler.
‘Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, Seni eksikliklerden uzak
tutarız. Bizi ateş azabından koru’ derler.” (Âl-i İmrân, 3/191)
Usul ve adabına uygun bir dua; sadece dil ve dudaklarla
yapılmaktan ibaret olmamalı, kalp ve rûh da duaya
katılmalıdır. Eller, dil ve gönül hep birlikte Allah’a yönelmelidir.
Dua esnasında korku ve ümit birlikte bulunmalı,
candan ve yalvararak, ihlâs ve samimiyetle istenmelidir.
Dua gönülden, gizlice ve alçak sesle, günahlara pişmanlık
duyularak, kıbleye yönelerek ve Allah’ın adıyla başlanarak
yapılmalı, dua esnasında dinî şuur yoğunlaştırılmalı,
kabulü için acele edilmemelidir. Duanın kabul edileceğine
inanılarak ısrarla duaya devam edilmelidir. Ayrıca isteğini
Allah’a arz etmeden önce Allah’a hamd-ü senâ, Peygamberimize
de salât-ü selâm getirmelidir. Abdest alınmalı
(Tirmizî, De’avât, 125), mümkünse kıbleye dönülmeli, dua cümleleri
üç defa tekrar edilmelidir.