Yıl: 2014

  • Tekid Arapça – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

    Tekîd

    Karşımızdaki kişilere duygu ve düşüncelerimizi kelime ve cümlelerleanlatırız. Muhataplarımız bizim sözlerimize her zaman aynı derecede inanmayabilir. Bunun da çeşitli sebepleri olabilir. Bazen karşımızdaki kişi bizi iyi tanımıyor olabilir. Bazen söylediğimiz söz kesinlik ifâde etmeyebilir.


    Bu gibi durumlarda muhatabımızı iknâ etme yollarına başvururuz. Mesela karşımızdakini inandırmak için yemin ederiz. Kimi zaman söylediğimiz bir  harfi, bir ismi hatta bir fiil veya isim cümlesi bile olsa olduğu gibi tekrar ederiz. Özetle, karşımızdakinin sözümüzün doğruluğuna, düşündüğümüz gibi ifâde ettiğimize ve sözümüzün başka bir anlam taşıma ihtimali bulunmadığına inandırmak için o sözü tekrar ederek pekiştiririz.

    İşte bu üsluba Arapçada tekîd denir. Arapçadaki tekîd (sözü pekiştirme, muhâtabı sözümüze inandırma) üslubu lafzî ve manevî olmak üzere iki kısımda ele alınır. Lafzî tekîd yapılırken bir isim, bir fiil, bir harf veya bir cümle tekrarlanır.


    Ali geldi, geldi. .جَاءَ جَاءَ عَلِيٌّ


    Ali geldi, Ali. .جَاءَ عَلِيٌّ عَلِيٌّ


    Manevî tekîd ise pekiştirmek istenilen isimden sonra bazı kelimelerin getirilmesine tarzında olur. Misal olarak وَصَلَ أَحَدُ الْعُلَمَاءِ إلَى القَمَرِ “Bilginlerden biri aya ulaştı” dediğimiz zaman, burada bu sözü duyan kimsenin aklına çeşitli ihtimaller gelir. O bilgin ayın üzerine mi indi, onun yörüngesine mi oturdu veya ilmî bakımdan onun sırlarına mı vâkıf oldu? Bunlardan herhangi
    birinin kastedilmiş olması muhtemeldir. Ancak وَصَلَ أَحَدُ الْعُلَمَاءِ إلَى القَمَرِ نَفْسِهِ “Bilginlerden biri ayın bizzat kendisine ulaştı” dediğimiz zaman bütün bu muhtemel yan mânâlar ortadan kalkar. Karşımızdaki kişi bizim sözümüzün gerçek mânâsını anlamış olur. Bu cümlemizdeki نفسه sözümüz tekîdi manevî unsurudur.


    Arapçada tekîd terimi bazı kitaplarda tevkîd şeklinde de anılır. Cümlede önce geçen ve gerçek mânâsı vurgulanmak istenene müekkked, müekkedin mânâsını muhâtabın zihnine yerleştirmek maksadıyla tekrarlanan isim, fiil, harf veya cümleye ise müekkid denir.

     

    Tekid  Dil Bilgisi


    Tekîd, söylenen sözü hitâbedilenin zihninde yerleştirmek ve pekiştirmek demektir. Günlük konuşmalarımızda maksadımızı karşımızdaki kişiye anlatabilmek için bazen bir ismi, bir fiili, bir harfi ve bir cümleyi hatta onların mürâdifini (eş anlamlısını) tekrarlarız. İşte tekrarladığımız bu söze Arapçada tekîd denir. Bazı kitaplarda müekkid (tekîd edici, pekiştirici söz) de
    denilmektedir. İlk olarak söylediğimiz söze müekked (kuvvetlendirilen, pekiştirilen) denilir.


    İrâb bakımından müekkid/tekîd (tekrarlanan söz) müekkede (birinci söze) tâbîdir, uyar. Başka bir ifâdeyle tekîd tevâbidendir. İrâb bakımından kendisinden öncekine tâbi olan sıfat, bedel, atıf, tekîd ve atfı beyândan biridir.


    Tekîd iki kısma ayrılır:


    A. Lafzî Tekîd ( (التأْكِيدُ اللَّفْظِيُّ


    B. Manevî Tekîd ( (التأكِيدُ الْمَعْنَوِيُّ


    A. Lafzî Tekîd:


    Lafzî tekîd, muhatabımız tarafından sözümüzün yanlış anlaşılmaması, yanlışn olduğu zannedilmemesi, dikkatle dinlenmesi, önem verilmesi gibi sebeplerle söylediğimiz bir sözü aynen veya mürâdifiyle (eş anlamlısıyla) tekrarlamaktır.


    Bu anlattıklarımızı hemen şu örneklerde gösterelim:


    a. İsmin tekrarlanması:


    Odur, o. . هُوَ هَوَ


    Zeyd geldi, Zeyd: جَاءَ زَيْدٌ زَيْدٌ


    Arslan geliyor, arslan: (isim tekrarlanmış) يَأْتِي الأَسَدُ الأَسَدُ


    b. Fiilin tekrarlanması


    Ömer kalktı, kalktı. (fiil tekrarlanmış) قَامَ قَامَ عُمَرُ


    c. Harfin tekrarlanması


    Evet, Evet. (Cevap harfi olan نَعَمْ tekrarlanmış) نَعَمْ ، نَعَمْ

    Aşağıdaki örneklerde de mürâdifler (eş anlamlılar) tekrar edilmiştir.


    Ali oturdu, oturdu. جَلَسَ قَعَدَ عَلِيٌّ
     

    Bu, aslandır, aslan. هَذَا لَيْثٌ أَسَدٌ
     

    Evet, Evet. نَعَمْ جَيْرِ
     

     Aşağıdaki âyet ve hadislerde altı çizili kelimeler lafzî tekîd örnekleridir.

    Dikkatle inceleyelim:


    [22 ﴿كَلاَّ إِذَا دُكَّتِ الأَرْضُ دَكًّا دَكًّا * وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا﴾ [سورة الفجر 21
     

    “Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı,
     

    Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği zaman..”
     

    [5 ﴿كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُون * ثمُ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُون﴾ [سورة التكاثر: 4
     

    “Hayır, ileride bileceksiniz. Yine hayır, ileride elbetteki bileceksiniz”
     

    [20 ﴿…فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ثمَُّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ….﴾ [سورة المدَّ ثِّر: 19
     

    “Canı çıkasıca nasıl da ölçtü biçti! Yine canı çıkasıca nasıl da ölçtü biçti”.


    “واللهِ لأَغْزُوَنَّ قُرَيْشًا ، وَاللهِ لأَغْزُوَنَّ قُرَيْشًا ، واللهِ لأَغْزُوَنَّ قُرَيْشًا” (الحديث)
     

    “Allaha yemin olsun ki Kureyşle savaşacağım! Allaha yemin olsun ki Kureyşle savaşacağım! Allaha yemin olsun ki Kureyşle savaşacağım!”


    “اللهُمَّ اشْهَدْ ! اللهُمَّ اشْهَدْ ! اللهُمَّ اشْهَدْ !”


    “Şâhit ol Yâ Rab! Şâhit ol Yâ Rab! Şâhit ol Yâ Rab!”


    Not: Tekîd bulunan bir cümlenin tahlili


    Mektubu yolladı, gönderdi بَعَثَ الْكِتَابَ أرْسَلَهُ


    Cümlesinin tahlili (öğelerine ayrılması, analizi) diğerleri için de bir örnektir.


    بَعَثَ : Mâzî fiildir, fâili هُوَ zamiridir. الكِتَاب : Mefûlün bihtir.


    أَرْسَلَ : Yine mâzî fiildir. Birinci fiil olan بَعَثَ nin anlamca mürâdifi/müterâdifi (eş anlamlısı) ve müekkidi/tekîdidir. Bunun da fâili müstetir هُوَ zamiridir. Sondaki هَاء zamiri ise mefûlün bihtir. Bulunduğu yer itibariyle (mahallen) mansûbtur.


    B. Manevî Tekîd


    Manevî tekîd de yukarıda söylediğimiz sebeplerden dolayı bazı kelimeler kullanılarak yapılır. Bu kelimelerin başlıcaları şunlardır:

    النَّفْسُ ، الأَنْفُسُ ، الْعَيْنُ ، ذاتٌ ، الأَعْيُنُ ، جمَِيعٌ ،كُلٌّ ، كِلاَ ، كِلْتَا ، أَجمَْعُ ، جمَْعَاء .


    أَهْدَى الوَلَدَ الوَالِي نَفْسُه Çocuğa vali bizzat/kendisi hediye verdi. Böyle bir cümleye نَفْسُه kelimesini zikretmeden duyan kimse, hediyeyi valinin koruması, görevlisi veya hizmetçisinin verdiğini anlayabilir, öyle düşünebilir. İşte böyle bir anlama ihtimalini ortadan kaldırmak için نَفْسُه “onun bizzat kendisi” ifadesini söyleriz. Böylece sözümüzü pekiştirmiş yani tekîd etmiş oluruz.

    Şimdi kolayca anlaşılmasını sağlamak amacıyla manevî tekîd için kullanılan kelimeleri gruplandırarak açıklayalım:


    نَفْس . 1 ve عَيْن kelimeleri ile tekîd


    Yukarıda zikredildiği gibi manevî tekîd için kullanılan kelimelerden نَفْس ve عَيْن kelimelerinin müfred bir kelimeyi tekîd için kullanıldığında müfred olarak, birden fazla varlığı gösteren kelimeleri tekîd için kullanıldığında ise أَفْعُل vezninde olan cemilerini (çoğullarını) أَعْيُنٌ ve أَنْفُسٌ kullanırız.


    Aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi bu iki kelime birer zamire bitişir ve bu zamir, müfred, tensiye, cemi, müzekker ve müennes olma yönünden kendisinden önceki isimle uyum halinde olur.


    Hükümdar kendisi geldi. . قَدِمَ السُّلْطَانُ نَفْسُهُ / عَيْنُهُ
     

    Fatma kendisi reddetti. . رَفَضَتْ فَاطِمَةُ نَفْسُهَا / عَيْنُهَا
     

    İki bakanın kendileri geldiler . قَدِمَ الْوَزِيرَانِ أَنْفُسُهُمَا /أَعْيُنُهُمَا
     

    İki prensesin kendileri bizi ziyaret ettiler. . زَارَتْنَا الأَمِيرَتَانِ أَنْفُسُهُمَا / أعيُنُهُمَا
     

    Bakanların kendileri geldi. .قَدِمَ الْوُزَرَاءُ أَنْفُسُهُمْ / أَعْيُنُهُمْ
     

    Kraliçeler kendileri geldi. . جَاءَتِ الْمَلِكَاتُ أَنْفُسُهُنَّ / أَعْيُنُهُنَّ


    كُل . 2 ve جمَِيع kelimeleriyle tekîd Bu tür tekidler marifeyi tekîd ederler ve ihâta (içerme) anlamı taşıdıkları için parçaları bulunan bir bütünü ifâde eden müfred kelimeleri veya cemileri
    (çoğulları) tekîd ederler.


    [ ﴿هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الأَرْضِ جمَِيعًا﴾ [سورة البقرة: 29


    “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı”.


    [ ﴿وَللهِ غَيْبُ السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الأَمْرُ كُلُّه فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ﴾ [هود” 123


    “Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allaha aittir. Her iş Ona döndürülür.Öyleyse Ona kulluk et ve Ona dayan.”

    İmtihanlarda öğrencilerin hepsi başarılı oldu: نَجَحَ التَّلاَمِيذُ جمَِيعُهُمْ فِي الاِمْتِحَانَاتِ


    Geçen ay bu kitabın hepsini okudum: قَرَأتُ هَذَا الْكِتَابَ كُلَّه فِي الشَّهْرِ الْمَاضِي

    3. Müsennâ isimlerin tekîdi, كِلا ve كِلْتَا kelimeleriyle tekîd Bunlardan كِلا müzekker, كِلْتَا ise müennes isimleri tekîd ederler. Bu durumda her ikisi de müsennâ zamîrine muzâf olurlar. Bu ki kelimenin irâbları müsennâ isimlerdeki gibi merfû halleri elif ( ا ) , mansûb ve mecrûr durumlarında ise ( ي) harfi iledir.

    Örnekler:

    sart-edatlari12

    Not: كِلا ve كِلْتَا kelimeleri zâhir (açık) isme muzâf olurlarsa irâb alâmeti, takdîrî harekedir, bu iki kelimenin şekli değişmez. Bu durumda كِلا ve كِلْتَا içinde cümlede bulundukları yere göre irâb alırlar. Ancak “her ikisi de” كُلٌّ مِنْهُمَا “o ikisinden her biri” anlamındadırlar, dolayısıyla lafzan içinde bulundukları yere göre cümlenin unsuru olan ve irâb alan كِلا ve كِلْتَا tekîd anlamını ifâde ederler.

    sart-edatlari13

    sart-edatlari14

    Bu her iki bağ da, (her sene devamlı surette) ürününü verdi”.

    [ ﴿إمَّا يَبْلُغَنَّ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لهَمَُا أُفٍّ﴾ [سورة الإسراء: 23


    “Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme”

    4 ve جمَْعَاء kelimeleriyle tekîd أجمَْع da كُلّ kelimesi gibi müsennâdan başka kelimeleri tekîd eder ise de bunun sıygası (kipi) müekkede (tekîd edilene) göre değişir. Müfred, müzekkerin
    tekîdinde أجمَْع , müennesin tekîdinde ise جمَْعَاء , müzekker cemin tekîdinde أجمَْعِين / أَجمَْعُونَ , müennes cem in tekîdinde ise جمَُع ile tekîd edilir.

    Misaller:


    Ordunun hepsi geldi. جَاءَ الجَْيْشُ أَجمَْعُ


    Bölüğün hepsi gitti. ذَهَبَتِ الْكَتِيبَةُ جمَْعَاءُ


    Öğrencilerin hepsi geldi ve ben onların hepsini gördüm.


    جَاءَ الط لاَّبُ أجمَْعُونَ وَرَأَيْتُهُمْ أَجمَْعِينَ


    Kadınların hepsi çalıştılar. عَمِلَتِ النِّسَاءُ جمَُعُ


    [94- ﴿فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجمَْعُونَ﴾ [الشعراء: 93


    “Artık hem onlar, hem azgınlar ve İblisin ordusu oraya (cehenneme) tepetaklak atılırlar”.


    Bunlardan başka أجمعُ nun tâbiîlerinden olmak üzere أبْصَعُ ، أَبْتَعُ ، أَكْتَعُ lafızları vardır. Bunlarla tekîd yapılırken yalnız başlarına kullanılmayıp أجمعُ dan sonra zikrolunurlar.


    Ordunun bütün hepsi geldi. جَاءَ الجَيْشُ أَجمَْعُ أَكْتَعُ / أبْتَعُ / أَبْصَعُ


    Ordunun bütün hepsi geldi. جَاءَ الطُّلاَّبُ أَجمَْعُونَ أكْتَعُونَ / أبْتَعُونَ / أَبْصَعُونَ


    Ordunun bütün hepsi geldi. رَحَلَتِ الْقَبِيلَةُ جمَْعَاءُ كَتْعَاءُ / بَتْعَاءُ / بَصْعَاء


    Ordunun bütün hepsi geldi. جَائَتِ النِّسَاءُ جمَُعُ كُتَعُ / بُتَعُ / بُصَعُ


    Yukarıdaki örnek cümlelerde olduğu gibi bunların ayrıca mânâları olmayıp أجمَعُ / جمَْعَاء dan sonra daha fazla tekîd ifâde etmek için kullanılırlar.


    كُل . 5 ve أَجمَْع kelimeleriyle zamirler de tekîd olunurlar.

    sart-edatlari15

    نَفسve عَيْن kelimeleriyle muttasıl merfû zamirin tekîd edilebilmesi için önce merfû zamirle tekîd edilir, sonra bu kelimeler getirilir.


    Siz kendiniz gidiniz. اِذْهَبُوا أَنْتُمْ أَنْفُسُكُمْ
     

    Kendiniz kalkın. قُومُوا أنْتُمْ أَنْفُسُكُمْ
     

    Okula bizzat uğradım. مَرَرْتُ أَنَا نَفْسِي إلَى الْمَدْرَسَةِ
     

    Sen kendin söyledin. قُلْتَ أَنْتَ نَفْسُكَ
     

    O bizzat kendi gitti. ذَهَبَ هُوَ نَفْسُه
     

    Topluluk kendileri geldiler. القَوْمُ حَضَرُوا هُمْ أَنْفُسُهُمْ
     

    Kadınlar kendileri geldiler. جَاءَتِ النِّسَاءُ أَنْفُسُهُنَّ
     

    Ancak nasb ve cer hâlinde bulunan zamirleri tekîd ederken bu munfasıl zamirler gerekli değildir.
    كل

     ve أجمَْع kelimelerinin her ikisiyle birlikte كلّ kelimesi önce söylenmek şartıyla tekîd edilendir:

    sart-edatlari16

    Not: نَفس ve عَين kelimeleri zâid باء harfiyle cer olunduğu da olur. O halde metbûlarına (tekîd ettikleri kelimelere) göre irâbları mahallî olur.

    sart-edatlari17

    sart-edatlari18

  • Gayri Munsarıf – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

     

    Gayi Munsarif

    Gayrı munsarif terimi, Arapça isimlerin cümle içerisindeki konumlarının dışa yansıyan yüzü olarak tanımlayabileceğimiz irâb alâmetleriyle ilgilidir. Türkçede irâb söz konusu olmadığına göre Türkçedeki bir konuyla gayri munsarifı karşılaştırma imkânı yoktur. Ancak bu terimi teşkil eden kelimelerin sözlük anlamlarını ele alarak terimin mânâsını kavramaya çalışmak daha doğru olacaktır.

    غَيْرُ الْمُنْصَرِف teriminin ikinci parçası olan المنُْصَرِف kelimesi bilindiği üzere صَرَفَ ِ صَرْفًا kökündendir ve infiâl bâbından ismi fâildir. Konumuzla ilgili olarak صَرَفَ الكَلِمَة şeklinde kullanıldığı zaman “Kelimenin sonuna kesra ve tenvini ekledi” anlamına gelir. Bu duruma göre المنُْصَرِف infiâl babından ismulfâildir ve “kesra ve tenvîni alan/kabul eden” anlamına gelir.

     غَيْرُ الْمُنْصَرِف ise “kesra ve tenvîni alandan başkası kesra ve tenvini almayan” demek olur.

    Gayri munsarif terimi çeşitli nahiv kitaplarında yine aynı anlamda olarak “elMemnû‘ mine’ssarf” (munsarifliği engellenen isim) ve “elismu’llezî lâ yansarıf” (munsarif olmayan/kesra ve tenvini kabul etmeyen isim) diye de anılmaktadır.

    Her dilde olduğu gibi Arapçada da konuşma dili elastikiyete sahiptir. Ancak dînî olsun veya olmasın çeşitli metinlerin ve şiirlerin okunmasında ve özellikle de yazımında dilbilgisi, dolayısıyla da isimlerin munsarif olup olmayışlarının önemi vardır. Zira kelimelerin son harekelerinin okunuşlarıyla ilgili olan i‘râb kurallarının doğru bir şekilde uygulanması için kelimelerin
    mebnî, munsarfi yahut da gayri munsarif oldukları bilinmelidir.

     

    Gayrı Munsarif  Dilbilgisi

    Arapçada isimler kesra ve tenvîni alıp almama bakımından ikiye ayrılırlar.

     

    1. Munsarif: İrâb harekelerinin hepsini gerektiği durumlarda alabilen isimlerdir. Bunlar ref halinde zamme, nasb halinde fetha ve cer (hafd) halinde ise kesra alırlar.

     

    sart-edatlari10

     

    Munsarif isimlerden sonlarında elifi maksûre bulunanlar ile mütekellim yâsına ( ي) muzâf olan müfred isimler her üç irâb hâlinde de harekeler takdîr edilir, yani telaffuz edilmedikleri için var sayılırlar.

     

    sart-edatlari11

     

    I. Gayrı Munsarif: Bu isimler ref hâlinde zamme, nasb hâlinde fetha, cer hâlinde (kesra yerine) yine fetha alırlar. Nahiv âlimleri bir ismin munsarif olmasına engel olan ( مَوَانِعُ الصَّرْ ف ) dokuz sebep (illet) saymışlardır. Gayrı munsarif olmanın dokuz sebebini şair şu beyitlerinde toplamıştır. Nahiv kaynaklarında yer alan ve asırlardır okunan bu beyitleri orijinal şekliyle
    burada zikretmeyi faydalı gördük.

     

    مَوَا نِعُ الصَّرْفِ تِسْعٌ كُل مَا اجْتَمَعَتْ * ثِنْتَانِ مِنْهَا فَمَا لِلصَّرْفِ تَصْوِيبُ

     

    عَدلٌ وَوَصْفٌ وتَ اْ نِيثٌ وَمَعْرِفَةٌ * وَعُجْمَةٌ ثمَُّ جمَْعٌ ثمَُّ تَرْكِيبُ

     

    والنُّونُ زَائِدَةٌ مِنْ قَبْلِهَا أَلِفٌ * وَوَزْنُ فِعْلٍ وَهَذَا القَوْلُ تَقْ رِيبُ

     

    Munsarif olmanın engelleri dokuzdur. Bu dokuz engelden (sebep/illetten) ikisi her ne zaman bir kelimede bir araya gelse, artık o kelimenin münsarif olması doğru olmaz.

     

    Bu engel sebepler:

     

    1. Adl/Udûl: Bir kelimenin vezinin başka bir vezne dönüşmüş olması.
    2. Vasıf/Sıfat anlamlı olması.
    3. Kelimenin müennes olması
    4. Marife olması.
    5. Ucme: (bir kelimenin yabancı bir dilden Arapçaya geçmiş olması)
    6. Cemi (çoğul) sıygasında olması.
    7. Mürekkeb (bileşik isim halinde) bir kelime olması.
    8. Öncesinde elif bulunan bir nûn bulunması.
    9. Kelimenin fiil vezninde olması.

     

    Gayri Munsarif İsimlerin Özel Durumları

     

    Gayrı munsarif isimler de diğer isimler gibi cümlenin herhangi bir ögesi olabilir. Bunları diğer isimlerden ayıran en başta gelen özellik, bir ismin gayrı munsarif olması için özel kalıplarda olması gereklidir. Bunları yukarıda örnekleriyle zikretmiştik.

     

    Gayrı munsarif isimleri ötekilerden ayıran bir özellikleri de irâb alâmetini alışlarındadır.

     

    Bu da üç şekilde belirginleşir:

     

    1. Gayrı munsarif kelimeler sonlarına kesra ve tenvin kabul etmezler.

     

    2. Gayrı munsarif isimler cer hallerinde kesra değil fetha alırlar.

     

    3. Gayrı munsarif kelime şu iki durumda kesra alır:

     

    a. Başında harfi tarîf bulunduğunda فِي الْمَسَاجِدِ

     

    b. Muzâf durumunda olduğunda قُلْتُ لأَحمَْدِنَا

     

    Aşağıdaki cümlelerde geçen bu tür gayrı munsarif kelimeleri inceleyiniz.

     

    فِي النِّهَ ايَةِ اِنْتِهَيْنَا مِنْ تَدْقِيقِ تَقَارِيرِ الْمُهَنْدِسِينَ .

     

    Sonunda mühendislerin raporlarını incelemeyi bitirdik.

     

    يَسْكُنُ هَؤُلاَءِ الأَسَاتِذَةُ فِي مَبَانِي الجَامِعَةِ .

     

    Bu profesörler, üniversitenin lojmanlarında oturuyorlar.

     

    a. Eskiden köylerde evler gaz lambası vardı, şimdi ise durum değişmiştir.
    b. Eskiden köylerde evler gaz lambasıyla aydınlatılıyordu, şimdi ise durum değişmiştir.
    c. Eskiden köydeki evimizde gaz lambasıyla aydınlatılıyordu, şimdi ise durum değişmiştir.
    d. Eskiden köylerde evler gaz lambalarıyla aydınlatılıyordu, şimdi ise durum değişmiştir.
    e. Eskiden köydeki evimizde gaz lambasıyla aydınlatılıyordu, şimdi her yerde elektrik var.

     

    II. . تُوجَدُ فِي اسْطَنْبوُلَ وأدرنَه أَمَاكِنُ تَارِيخِيَّةٌ سِيَاحِيَّةٌ كَثِيرَةٌ ، وَفِيهِمَا مَنَاظِرُ طَبِيعِيَّةٌ تَجْلِبُ أنْظَارَ النَّاسِ

     

    a. İstanbul ve Edirne’de tarihi ve turistik mekanlardır. Her ikisinde de insanların dikkatini çeken doğal manzalar vardır.
    b. İstanbul ve Edirne’de pek çok tarihi ve turistik mekan bulunmaktadır. Her ikisinde de insanların dikkatini çeker.
    c. İstanbul ve Edirne tarihi ve turistik mekanların çok olduğu şehirlerdir. Her ikisinde de insanların dikkatini çeken doğal manzalar vardır.
    d. İstanbul ve Edirne’de pek çok tarihi ve turistik mekan bulunmaktadır. Her ikisinde de insanların dikkatini çeken doğal manzalar vardır.
    e. İstanbul ve Edirne’de pek çok tarihi ve turistik mekan bulunmaktadır, doğal manzalarıyla insanların ilgilerini çekerler.

     

     

  • Şart Edatları – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

    Dilbilgisi Muzari  Fiilin Cezmi ve  Şart Edatları

    Her kelimenin sözlükte çeşitli mânâları vardır. “Cezm” kelimesinin sözlükteki mânâlarından biri de bir şeyi kesmek ve kelimenin sonunu sâkin kılmaktır. İşte bu mânâlarından hareketle, muzâri fiilin sonunda bulunan harften herekenin veya son harf olarak illet harfinin bulunması halinde o harfin atılması ve müennes cemi nunları dışında sonunda nûn ( ن) bulunan kiplerinden (sıygalarından) nûn ( ن) harfininin kesilip atılmasına cezm denmiştir. Örnekleri inceleyiniz ve muzârinin başına cezm ve şart edatı geldikten sonraki durumunu kavramaya çalışınız.

    sart-edatlari1

    sart-edatlari2

    Muzâri Fiili Cezmedenler

    Fiillerin irâbı konusunda daha önce (II. Kitap 3. Ünitede) her hangi bir muzâri fiilin başında cezm edatlarından biri bulunursa o fiil cezmedildiğini öğrenmiştiniz.

    Muzâri fiili cezmedenler iki kısma ayrılır:

    I. Tek muzâri fiili cezmedenler: Bunlar dört edattır. .لا النَّاهِيَة ,لاَمُ الأمر ,لماَّ ,لم

    Şimdi bunları ayrı ayrı açıklayalım:

    لمْ . 1 : Ali erkenden uyanmadı. لَمْ يَسْتَيْقِظْ عَلِيٌّ مُبَكِّرًا . Görüldüğü gibi muzâri fiilin hem lafzında hem de mânâsında etkili olmuştur. Lafzında muzâri merfû iken يَسْتَيْقِظُ ) ) meczûm hâle getirmiş ve son harekesi atılmıştır) ( .(لَمْ يَسْت يْقِظْ Mânâsında ise, muzâri olumlu iken menfî mâzîye (geçmiş zamanın olumsuzu) çevirmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması için aşağıdaki örnekleri
    inceleyiniz:

    Ayşe dersinizi ezberlemedi: لَمْ تَحْفَظْ عَائِشَةُ دَرْسَهَا

    [ ﴿أَلَمْ يَعْلَمْ بِأنَّ الله يَرَى﴾ [سورة العلق : 14

    “(O insan), Allahın (her şeyi) gördüğünü bilmedi mi?”

    Not: Aşağıdaki tablolarda merfû muzârinin başına bir cezm edatı gelince nasıl bir değişiklik meydana geldiğini inceleyiniz. Çünkü ister bir muzâri fiili cezmedenler olsun, ister iki muzâri fiili cezmeden şart edatları olsun bu fiil üzerinde lafız bakımından aynı tesiri gösterirler. Muzâri Fiilin Merfû ve Meczûm Hali (Cezm ve şart edatları gelmeden önceki ve sonraki halleri)

    sart-edatlari3

    sart-edatlari4

    1 : Bu edat, muzâri fiili cezmeden ve konuşmanın yapıldığı zamana kadar o fiilin olumsuzluğunu yani gerçekleşmediği anlamını ifade eder. Demek ki, fiilin sadece olumsuzluğunu değil o olumsuzluğun konuşmanın yapıldığı zmana kadar sürdüğünü bildirmek istediğimiz zaman لَمَّا edatını kullanacağız.

    Meselâ:

    Konuk, kahveyi henüz içmedi: لَمَّا يَشْرَبِ الضَّيْفُ القَهْوَةَ لَمَّا Türkçeye çevrilirken cümledeki yerine göre “hâlâ/ henüz/ daha/ şimdiye kadar/ hiç/ şu ana kadar olmadı” gibi ifâdelerle çevrilebilir

    1 لاَمُ الأَمْرِ(Emir ifâde etmek için kullanılan lâm): Çoğunlukla muzâriin gâib ve gâibe sıygalarının başına gelir. Mütekellim sıygalarına az da olsa gelebilir.

    Örnek:

    Ali kardeşine yardım etsin: لِيَنْصُرْ عَلِيٌّ أخَاهُ

    Fatma ödevini yazsın: لِتَكْتُبْ فَاطِمَةُ وَاجِبَهَا

    [ ﴿وَلْيُنْفِقْ ذُو سَعَةٍ مِنْ سَعَتِهِ﴾ [سورة الطلاق: 7

    “Mâlî imkânı geniş olan, genişliğinden nafaka versin”. [ ﴿وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ ﴾ [العنكبوت: 12 “…Sizin günahlarınızı yüklenelim”

    1 :لا الناهية Karşımızdakinden bir işin yapılmamasını istediğimiz zaman kullanırız. Çünkü bu لا الناهية muzâri fiilin başına onu cezmetmek ve bir işin yapılmamasıni isteme mânâsını ifâde etmek için getirilir.

    Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz:

    Çok uyuma, çok uykusuz da kalma: لاَ تَنَمْ كَثِيرًا وَلاَ تَسْهَرْ كَثِيرًا

    [ ﴿…كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلاَ تُسْرِفُوا إنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ ﴾ [سورة الطلاق: 7

    “(Ey Âdem oğulları!) Yiyin, için fakat istraf etmeyin, Çünkü o (Allah) israf edenleri sevmez”.

    Ebul Esved edDüelîye nispet edilen şu beyit Arapça nahiv kitaplarında şâhid olarak getirilen beyitlerdendir:

    لاَ تَنْهَ عَنْ خُلُقٍ وَتَأتِي مِثْلَهُ * عَارٌ عَلَيْكَ إِذَا فَعَلْتَ عَظِيمُ

    (Ey başkasına bir şey öğreten kişi!), sen benzerini yapmanla birlikte bir huydan/davranıştan kimseyi men etme. (Böyle) yaptığın zaman asıl büyük kusur sendedir.

    Bu örnekteki لا تنه nin aslı لا تنهَ ى iken لnın tesiriyle cezm alâmeti olarak kelimenin illetli harfi olan ( ي) hazfedilmiş (atılmış) ve لاَ تَنْه şeklinde kalmıştır.

    ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ إنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلاَ تَجَسَّسُوا وَلاَ يَغ تَبْ بَعْضُكُمْ

    [ بَعْضًا﴾ [سورة الحجرات: 12

    “Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.

    Birbirinizin gizli kusurunu (casus gibi) araştırmayın ve biriniz diğerini çekiştirmesin (gıybet etmesin)…”

    Âyette geçen لا تجسَّسُوا sonunda ( ن) bulunan sıygalardan olduğu için cezm alâmeti olarak ( ن) harfi atılmıştır. لا يَغْتَبْ de cezm alâmeti alarak ( ب) harfinin zammesi atılmış, harekesiz/sâkin okunmuştur.

    II. İki Muzâri Fiili Cezmedenler/ Şart Edatları

    Arapçada şart edanları ikiye ayrılır:

    A. İki Muzâri Fiili Cezm Eden Şart Edatları

     
    Bunlar da yukarıda bir muzâri fiili cezmedenler gibi başına geldikleri muzârileri cezmederler. Yukarıdakilerden farkı, bunların iki muzâriyi cezmetmeleridir. Bu muzârilerden birincisine şart fiili, ikincisine cevap/ceza fiili denildiği gibi bu muzârilerden birincisinin bulunduğu cümleye şart cümlesi, ikincisinin bulunduğu cümleye cevap yahut ceza cümlesi denir.

    Şu örneği inceleyelim:

    sart-edatlari5

    Görüldüğü gibi şart edatından sonra gelen birinci muzâri de ondan sonraki cümlede yer alan ikinci muzâri de meczûm olmuş, sonlarındaki hareke atılmıştır. Ancak burada anlam bakımından dikkat etmemiz gereken bir durum vardır. İkinci cümledeki fiilin gerçekleşmesi birinci cümledeki fiilin gerçekleşmesine bağlıdır. Bu iki cümle birbirinden ayrı kullanılamaz. Bir
    bütünün parçaları gibidirler. Bu yüzden bazı nahiv kitaplarında bu tür cümleler الجُمَلُ الْمُتَلاَزِمَة “Birbirinden ayrılmayan cümleler” diye adlandırılırlar.

    Zaten birinci cümle için ad olarak verilen şart الشرط kelimesi المَشْرُوط meşrût mânasına olup kendisine bağlanılan, yerine getirilmesi gerekli olan şey anlamındadır. Bu yüzden birinci cümleye şart الشرط , ikinci cümleye de, onun karşılığı anlamında cevap/cezâ الجواب/ الجزاء denilmiştir. Şimdi iki muzâri fiili cezm eden şart edatlarını örnek cümleleriyle birlikte tablo halinde görelim.

    sart-edatlari6

    sart-edatlari7

    sart-edatlari8

    Örneklerde görüldüğü gibi iki muzâri fiili cezm eden bu şart edatlarından yalnızca إنْ harf diğerlerinin tamamı isimdir. Bu durumda إنْ harf olduğu için irâbdan nahalli yoktur. Yani cümlenin ögelerinden biri olmaz. Ancak diğerleri şart isimleri olduğu için cümlede bulundukları yere göre irâb alırlar. Aşağıdaki tablolarda bu durum açık bir şekilde görülecektir.

    sart-edatlari9

    أيُّden başka şart isimlerinin hepsi mebnî, أي ise murabtır ve her zaman muzâf olarak kullanıldığı için muzâf olduğu kelimeye göre anlam kazanır.

    Meselâ;

    أَيُّهُمْ يَقُمْ أَقُمْ مَعَه Onlardan hangisi ayağa kalkarsa ben de onunla birlikte ayağa kalkarım.

    Burada أيُّهُمْ mübtedâdır.

    أيَّ الطَّائرَاتِ تَرْكَبْ أَرْكَبْ

    Hangi uçağa binersen ben de (ona) binerim. Burada أيَّ mefûlün bihtir.

    أيَّ يَوْمٍ تَصُمْ أَصُمْ

    Sen hangi gün oruç tutarsan ben de o gün oruç tutarım. Burada أيَّ mefûlün fîh /zaman zarfıdır.

    أيَّ مَكَانٍ تَجْلِسْ أَجْلِسْ فِيهِ .

    Hangi mekana (nereye) oturursan ben de oraya otururum.

    Burada أيَّ mefûlün fîh /mekân zarfıdır.

    Not: Şart edatlarından أنىَّ , حَيْثُمَا ,مَتَى ,أيَّان ve أينَ başlarında yer aldıkları cümleyle ilgili olarak bir zaman ve mekan kavramına işaret etmeleri nedeniyle cümlenin mefûlün fîh ögesi olarak kabul edilirler.

    Şart edatlarından كيفمَا , başında bulunduğu fiil cümlesiyle ilgili olarak bir durum/hal kavramına delâlet ettiği için cümlede dâimâ hal ögesi durumundadır.

    Nereye gidersen Allah seni bilir. أنىَّ تَذْهَ بْ يَعْلَمْكَ اللهُ

    Her nerede bir iş yaparsan yap o işin yazılır. حَيْثُمَا تَفْعَلْ يُكْتَبْ فِعْلُكَ

    Ne zaman haset edersen helak olursun. مَتَى تُحْسَدْ تَهْلِكْ

    أيَّانَ نُؤْمِنْكَ تَأْمَنْ غَيْرَنَا وَإِذَا * لمَْ تُدْرِكِ الأمْنَ لمْ تَزَلْ حَذِرًا

    Ne zaman biz sana eman (güven belgesi) verirsek, sen bizi başkasından güvende olursun. Bu emânı elde edemediğin zaman korku içinde olmaya devam edersin.

    Talebin Cevâbında Bulunan Muzâri Fiilin Cezm Olması

    Arapçada zaman zaman talepten sonra bir emir, nehiy, istifhâm (soru) ve temennî fiilini takip eden meczûm muzâri fiiller karşımıza çıkar. Gramerciler bu meczûm muzâri fiilleri, cümleden kaldırılmış olan şart edatının cevap cümlesi olarak yorumlamışlardır.

    Aşağıdaki örnekleri dikkatle inceleyelim:

    اِقْرَأْ هَذَيْنِ الكِتَابَيْنِ بِدِقَّةٍ تَسْتَفِدْ مِنْهُمَا كَثِيرًا

    Bu iki kitabı dikkatli oku (okursan) çok istifade edersin

    كُلْ قَلِيلاً تَسْلَمْ مِنَ الأَمْرَاضِ

    Az ye (yersen), hastalıklardan kurtulursun.

    B. Cezmetmeyen Şart Edatları

    Arapçada إذ ,لو ve أمَّا da şart anlamı taşırlar. Ancak muzâri fiilin başına gelseler de onları cezmetmezler. Yukarıda zikredilmiş olan إن ve لو in farkı vardır. Şöyle ki ( إن )in başına geldiği fiil, mâzî de olsa muzârî mânâsına dönüşür. ( لو )in başına geldiği fiil muzârî de olsa mâzî mânâsında olur. ( (لو şart edatı, bir fiilin mâzÎ bir fiile bağlandığını gösterir. Tercümesinde de “….
    olmuş olsa…. Olur”, yahut “ … olsa idi … olurdu” diye Türkçeye çeviririz.

    Bunun cevabının başına da çoğunluka fethalı bir “lâm” bulunur. Cevabı şarta bağlamaya yardımcı olur.

    Bana gelmiş olsaydı ona ikram ederdim . لَوْ جَاءَنِي لأَكْرَمْتُه

    لَوْ أَسْتَطِيعُ وَهَبْتُ كُلَّ طَالِبٍ هَ دِيَّة

    Şayet elimde olsaydı, her öğrenciye bir hediye verirdim.

    إِذَا نَزَلَ الْمَطَرُ تَظْهَرُ النَّبَاتَاتُ وَالفُطْرِيَّاتُ

    Yağmur yağdı mı, bitkiler ve mantarlar ortaya çıkar.

    لَوْ تُسَكِّرُ الحَنَفِيَّةَ جَيِّدًا نَدْفَعْ أَقَلَّ

    Musluğu iyi kapatırsan, daha az ödeme yaparız.

    Arapça sıkça kullanılan ve daha çok şart ve tafsil (detaylandırma) ifâde etmek için kullnılan أمَّا vardır. أمَّا ile başlayan mübtedâların haberinin başına da ( ف) harfi gelmesi vâciptir. Yani dilbilgisi açısından gereklidir. Çünkü bu ف) ) harfi, özellikle uzun cümlelerde “haber”in hangi kelime olduğunu anlamamıza yardımcı olur.

    Şu örnekleri inceleyelim:

    [ ِمْ وَأمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ ….﴾ [سورة البقرة 26

     

     

    Şart Edatları ve Cevaba “Fâ” Harfinin Gelmesi

     

    Her insan kendi anadilini konuşurken çeşitli yapılarda cümleler kurar. Biz de Türkçeyi konuşurken karmaşık olmayan basit cümleler ve anlam bakımından birbirinden ayrılmayan bileşik cümleler gibi yapılarına göre taksim edilen cümleler kurarız. Türkçe dilbilgisinde “bileşik cümleler” içinde öğrendiğimiz şart cümlelerine karşılık aynı mânâyı ifâde etmek için Arapçada da şart cümleleri vardır.

     

    Türkçeye Arapçadan geçmiş olan “şart” kelimesinin sözlükte anlamı “yerine getirilmesi gerekli olan şey” şeklindedir. Arapçadaki şart cümleleri de Türkçeki gibi iki bölümden oluşur. Mânâca birbirinin ayrılmaz parçaları olan bu iki cümleden birincisi olan “şart cümleciği” şart, sebep ve tahmin bildirir ve başta bulunur. Şart, sebep ya da tahminin sonucunu bize bildiren cümleciğe de cevâp/cezâ cümleciği adı verilir.

     

    Örnek:

     

    sart-edatlari

     

    Arapçada şart cümlelerinde bu dilin kendine mahsus yapısından kaynaklanan farklı durumlar vardır. Yukarıdaki iki misalde açıkça görüldüğü gibi şart ve ceza cümlelerinde kullanılan fiillerin her ikisi de mâzî, her ikisi de muzâri veya biri mâzî biri muzâri olmak üzere bazı farklılıklar görülebilmektedir. Değişik şart edatları bulunduğu gibi bazen cevap/ceza cümlelerinin başına ( ف) harfinin geldiği de olur.

     

    Bu cümlelerin yapısında karşılaşacağımız en önemli farklılık muzâri fiillerin “cezm” olmasıdır. Önceki derslerden öğrendiğiniz gibi mâzî fiil mebnîdir, yani bulunduğu durum gereği hiçbir yerde yapısında bir değişiklik olmaz. Orijinal tabiriyle “mazî fiil mu‘rab değil, mebnîdir”. Muzâri fiil ise başında bir takım edatların bulunup bulunmamasına göre sonlarındaki bazı
    hareke ve harflerin atıldığı (hazfedildiği) görülür.

     

    Arapçayı sonradan  öğrenenler için bu durum biraz karışıkmış gibi görünse de, dikkatle birkaç kere okuduğunuz ve bu ünitede öğreneceklerinizi verilen örnekler üzerinde uyguladığınız zaman, hiç de korkulacak bir şey olmadığını anlamış olacaksınız.

     

  • Mukarebe, Reca ve Şuru Filleri – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

     

    Arapçada birtakım yardımcı fiiller vardır. Bunlar, isim cümlesinin başına geçerek mübtedâ ve haberin hem adını hem de i‘râbını değiştirirler. Şu üç grup fiil de bu yardımcı fiillerdendir.

    1. Bir eylemin yaklaştığını ifade edenler.

    2. Umut bildirenler

    3. Başlama ifade edenler.

    Bu fiillere yardımcı fiiller denmesi, isim cümlesinin başına gelerek mübtedâ (özne) ve habere (yüklem) ihtiyaç duymaları sebebiyledir. Meselâ الوَلَدُ يَسْقُ ط (Çocuk düşüyor) cümlesinde الوَلَدُ mübtedâ, يَسْقُطُ da haberdir. Bunun başına كَادَ yi getirdiğimizde cümle كَادَ الوَلَدُ يَسْقُطُ (Çocuk az kaldı düşüyordu) şeklinde olmakta ve cümle yaklaşma ifade etmektedir.

    Türkçede ise yaklaşma fiilleri, bileşik fiiller içerisinde ele alınır. “İlk fiildeki eylemin meydana gelmesi için az kaldığını ifade eden fiiller” şeklinde tarif edilir. Anlamı değişikliğe uğrayacak fiilin istek kipi geniş zamanı üçüncü tekil şahsından sonra “yaz” getirmek suretiyle teşkil olunur.

    “Düşeyazdı, ağlıyayazdı, kırayazdı” gibi. Ancak yazı dilinde “yaz” ekli fiil yerine daha çok “az daha, az kaldı” vb. ifadeler kullanılır.

    Örnekler:

    Çocuk az kaldı düşüyordu. ( (كادَ الوَلَدُ يَسْقُطُ

    Çocuk az daha ağlayacaktı. ( (كَادَ الوَلَدُ يَبْكِي

    Çocuk az daha camı kırıyordu. ( (كَادَ الوَلَدُ يَكْسِرُ الزُّجَاجَ

    Diğer iki fiil grubu olan umut ve başlama fiilleri ise Türkçe’deki

    karşılıklarıyla tercüme edilmektedir. Örnekler:

    Umarım hasta iyileşir. ( (عَسَى الْمَرِيضُ أَنْ يَبْرَ أَ

    Öğrenci okumaya başladı. ( (أَخَذَ الطَّالِبُ

    Mukarebe, Reca ve  Şuru Filleri  Dil  Bilgisi

    Arapçada kısaca mukârabe fiilleri ya da كَادَ vb. adı verilen fiil grupları vardır. Bunlar كَانَ vb.ne benzemektedirler ve aynen كَانَ gibi isim cümlesinin başına gelerek, mübtedâ ve haberde hem isim hem de irâb yönünden değişiklik yaparlar. İsim cümlesinin mübtedâsı bu fiillerin ismi olarak merfû, haberi de bunların haberi olarak mansûb olur. Aradaki fark ise كَانَ nin haberi isim ya da fiil şeklinde gelebilirken, bunların haberleri dâima muzâri fiilden oluşan bir fiil cümlesi olmak zorundadır. Ve haberleri dâima كَادَ vb.nden sonra gelir.

     

    Bu fiiller üçe ayrılmaktadır:

     

    1. Yaklaşma fiilleri. ( (أَفْعَالُ الْمُقَارَبَةِ

     

    2. Umut fiilleri. ( (أَفْعَالُ الرَّجَاءِ

     

    3. Başlama fiilleri. ( (أَفْعَالُ الشُّرُوعِ

    1. Yaklaşma Fiilleri

     

    Bunlar bir işin meydana gelmesinin yaklaştığını ifade ederler. Türkçeye “  eyazdı, az kalsın…, az daha…, neredeyse…, mek üzereydi” vb. şekillerde tercüme edilirler.

     

    Yaklaşma fiilleri üç tanedir :

     

    كَادَ  كَرَبَ  أَ وشَ ك

     

    : كَادَ

     

    Bu fiilin hem mâzî hem de muzârisi ( يَكَادُ ) kullanılır. Çekimli olarak da kullanılmaktadırlar. Mâzî ve muzâri çekimi خَافَ  يَخَا ف fiili gibidir. Haberinin başında أَنْ pek bulunmaz. كَادَ حَسنٌ يَبْكِي. Hasan az kaldı ağlayacaktı.

     

    Burada حَسنٌ lafzı كَادَ nin ismi olarak merfû, يَبْكِي fiili de gizli bulunan fâili  هو) ) ile birlikte onun haberidir ve cümlede mahallen (bulunduğu yer itibariyle) mansûbtur.

     

    كَادَتِ الشَّمْسُ تَغْرُبُ . Güneş neredeyse batmıştı. Bu cümlede الشَّمْسُ lafzı müennes olduğu için كَادَتِ fiili de müennes olarak gelmiştir. كَادُوا يَفُوزُونَ فِي المسَُابَقةِ . Yarışmada az daha kazanıyorlardı.

     

    Bu cümlede كَادُوا fiili çekimli olarak gelmiştir. Fiilin ismi sonundaki merfû muttasıl zamir olan cemi (çoğul) vâvı ( و) , haberi de يَفُوزُونَ fiil cümlesidir. كَادَ nin ismi çoğul olduğu için haberinde gelen muzâri fiil de çoğul olarak gelmiştir.

     

    كِدْتُ أَسْقُطُ . Az kalsın düşecektim. كِدْنَا نَمًوتُ مِنْ فَرْطِ التَّعَبِ . Aşırı yorgunluktan neredeyse ölecektik. كَادُوا يَسْقُ طُونَ مِنَ الجِدَارِ . Az kalsın duvardan düşeceklerdi. Yukarıdaki üç cümleden ilkinde كَادَ nin ismi sonundaki merfû muttasıl zamir olan tâ ( تُ) zamiri, ikincisinde nâ ( نَا ) zamiri ve üçüncüsünde de çoğul vâvı ( و) dır. Haberleri ise kendilerinden sonraki fiil cümleleridir.
    يَكَادُ المَطَرُ يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاء. Neredeyse/Hemen hemen yağmur yağmak üzere. Bu cümlede ise كَادَ nin muzârisi kullanılmıştır.

     

    : كَرَبَ Bu fiil çekimsiz olarak sadece كَرَبَ şeklinde kullanılmaktadır. Muzârisi de kullanılmaz. Bunun da haberinin başında çoğunlukla أَنْ pek bulunmaz. Pratikte pek kullanılmadığı için bununla ilgili sadece bir örnekle yetineceğiz. كَرَبَ الْمَاءُ يَجْمُدُ . Su donmak üzere.

    : أَوْشَكَ  Bu fiilin hem mâzî hem de muzârisi ( يُوشِكُ ) kullanılır. Haberinin başında çoğunlukla أَنْ bulunur.

     

    أَوْشَكَ الْمُتَسَابِقُ أَنْ يَفُوزَ . Yarışmacı az daha kazanacaktı.

     

    أَوْشَكَتْ خَدِيجَةُ أنْ تَصِلَ . Hatice gelmek üzere.

     

    أَوْشَكَ الْوَلَدُ أَنْ يَسْقُطَ مِنَ الشُّرْفَةِ . Çocuk az kalsın balkondan düşecekti.

     

    يُوشِكُ عُثْمَانُ أَنْ يَحْصُلَ على الجَائزةِ . Osman neredeyse ödülü kazanacak.

     

    يُوشِكُ الضُّيُوفُ أَنْ يَصِلُوا. Misafirler gelmek üzere.

     

    Yukarıdaki örneklerde أَوْشَكَ nin ismi kendisinden sonraki merfû isimler, haberi أَنْ harfi ve peşinden gelen kısımdır ve hepsi bütün olarak nasb konumundadır. Son cümlede أَوْشَكَ nin ismi çoğul olduğu için haberindeki muzâri de çoğul olarak ( يَصِلُوا ) gelmiştir.