Yıl: 2014

  • Din adamı yerine din görevlisi!

    İslam dini literatüründe din işleri ile meşgul olan kimselerin ayrıcalıklı bir statüye sahip olmadıklarını vurgulamak amacıyla “din adamı” sınıfının yokluğu sıklıkla ifade edilmiş olsa da reel teolojik yapılanmanın bu şekilde teşekkül etmediği görülmektedir.

    Din adamı kavramının pratik güncel kullanımının yansımalarını değerlendirebilmek için öncelikle söz konusu kavramın toplumsal tarihine kısaca göz atmak gerekecektir. İslam dini literatüründe din işleri ile meşgul olan kimselerin ayrıcalıklı bir statüye sahip olmadıklarını vurgulamak amacıyla “din adamı” sınıfının yokluğu sıklıkla ifade edilmiş olsa da reel teolojik yapılanmanın bu şekilde teşekkül etmediği görülmektedir.  

    Klasik dönem Osmanlı toplumunda ilmiye sınıfından beslenen dinî bürokrasinin temel aktörleri (kadı, naip, subaşı, müftü vb.), dinsel alanın dışında sosyal ve ekonomik alanlarda da siyasal merkez politikalarının uygulayıcısı konumunda idiler. Bu şekliyle kamusal işlerde de etkin bir şekilde yetki sahibi olan dinî aktörler, idari görev ve sorumluluk sahibi kişiler olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat bu durum, Osmanlı siyasal yapılanması içerisinde kısaca “ulema” olarak adlandırılan dinî kişilikleri din adamı kategorisinde değerlendirmeye imkân vermemektedir. Çünkü klasik Osmanlı devlet örgütlenmesinde dinî olanla olmayan belirgin hatlarla ayrılmamıştır. Din ve dünya alanlarının birbirinden ayrılmamasında temel etken ise devlet işlerinin sürekliliğine yapılan vurgudur. Dolayısıyla “ulema”nın görev tanımı da, süreklilik arz etmesi gereken siyasal paradigmaya sağladıkları katkılarla ortaya çıkmaktadır. Bu katkılar ise ulemanın devlet işlerini dinî anlamda “meşrulaştırması” ile gerçekleşmektedir. Yönetimsel unsurların dinî gerekçelerle temellendirilmesine önem atfeden siyasal bir düzende ise dinî kişiliklerin ayrıcalıklı bir statü kazanmaları kaçınılmaz görülmektedir.

    Ancak devletin siyasal, sosyal ve ekonomik uzanımlarının işlerliğiyle doğrudan veya dolaylı yollarla sağlanan bu itibarın, sistemin aksamaya başlamasından da etkilenmemesi mümkün görünmemektedir. Nitekim klasik Osmanlı dönemi siyasal ve ekonomik yapılanmasının tarihsel yeterliliğini yitirmeye başlamasıyla kendisini her alanda hissettiren sorgulamalar gündeme gelmiştir. 18. yüzyıl başlarında tarihlenen yapısal manevraların merkezinde yer alan ilmî, dinî özneler, farklı sebeplerle geçirdiği dönüşümler dolayısıyla bu arayış çabalarının karşısında pozisyon almış veya almak zorunda bırakılmıştır. Çünkü varlığını dayatan yenilenme ihtiyacının kurumsal transferlerle gerçekleşmeyeceği çeşitli tecrübeler sonucu anlaşılmıştır. 

    Hâliyle “zamanın gerisinde kalmama” çabalarının seyri, egemen zihniyet kodlarının değiştirilmesine yönelmiştir. Ancak sahip olunması arzu edilen bu yeni siyasal ve kültürel kodların şifreleri ise toplumsal mirasın yapısıyla farklılık göstermektedir. 

    Dolayısıyla geri kazanılmak istenilen kendinden menkul ve kendine yeterli geçmişin toplumu kuşatan bütün alanlarındaki meşruiyet kaynağı olarak işlev gören dinsel referansların etkinliği değişmeye başlamıştır. Özetlemeye çalıştığımız üç yüz yıllık transformasyon çabalarında dinin bireysel temsilcileri ve toplumsal uzanımları bu değişim taleplerinin genellikle karşısında yer alarak ortaya çıkmış görünmektedir. Fakat özellikle Tanzimat sonrası dönemi ilmî, dinî temsilciler, devletin ve kendilerinin bekasını sağlayacak formülün başlatılan köklü değişikliklerin yaygınlaştırılması ve tamamlanmasında görmeye başlamışlardır.

     

    Neticede din-devlet ilişkileri çerçevesinde Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren benimsenen yeni politikalar gereğince “din bürokrasisi” yeniden organize edilmiştir. Bu yeniden düzenleme iki önemli ayrıntıyı içermektedir. Birincisi, geçmişte toplumsal ve siyasal hayatın genelinde söz sahibi olan dinî kişilikler şimdi sınırları tanımlanmış bir “alan”la devlet bürokrasisine dâhil edilmiştir.  
    Din bürokrasisinin düzenlenmiş bu yeni şekli “Diyanet İşleri Reisliği” ismiyle kurumsallaştıktan sonra “Diyanet işleri Başkanlığı” olarak varlık alanını devam ettirmektedir. İkincisi ise teşekkül eden bu yeni din bürokrasisi, kendisini besleyecek geleneksel eğitim tabanından ayrıştırılmıştır. Yeni bir zihniyetle şekillendirilen bu yeni din bürokrasisi devamlılığını sağlamak amacıyla “İmam-Hatip Mektepleri”nin açılmasına karar verilmişse de bu mektepler öğrenci yetersizliği sebebiyle 1930 yılında kapatılmıştır. Ancak 1949 yılında tekrar “İmam-Hatip Kursları” ismiyle öğrenim faaliyetlerine başlamış ve bu kurslar zaman içerisinde “İmam-Hatip Okulları”ndan “İmam-Hatip Lisesi”ne dönüştürülmüştür.
    Dolayısıyla ilköğretim ve yükseköğrenim seviyesinde din eğitimi sürecini tamamlayan bir öğrenci Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde çalışmak için yeterli dinî bilimsel birikime sahip kabul edilmektedir. Din bürokrasisinin bu şekilde örgütlenmesi dinî kişiliklerin “din adamı” adı altında sınıfsal olarak tanımlanmasını da engellemiş görünmektedir.  

    Çünkü bu hâliyle din işleri ile ilgili herhangi bir kimse bürokrasi düzeneği içerisinde tanımlanmaktadır. Dolayısıyla bürokratik örgütlenmede farklılaşan unsur ise resmî “görev”lerle belirginleşmektedir. 

    Bu sebeple din bürokrasisinin insan unsuru da “din görevlisi” sıfatı ile tanımlanabilmektedir. Geleneksel dinî jargon içerisinde kutsal  ve sınıfsal anlamda bir ayrıcalığa pirim vermemek amacıyla kullanılması uygun görülmeyen “din adamı” kavramı, aynı amaçla fakat farklı bir zihniyetle “din görevlisi” kavramıyla karşılanmaya çalışılmıştır. Yazılı basında din adamı kimliğinin nasıl temsil edildiğini tespit etmek amacıyla 01.01.2011- 31.03.2011 tarihleri arasında Türkiye’de günlük yayınlanan 24 ulusal gazetenin taraması gerçekleştirilmiştir.
    Söz konusu gazetelerin araştırmaya dâhil edilen tarihleri kapsayan bütün sayılarında din adamına ilişkin tüm haberler incelenmiştir.

    Öncelikle taranan 24 gazete içerisinde din adamı ile ilgili yayınlanan haber sayısı 213 olarak tespit edilmiştir. Bu haberlerin yayın dağılımına, Tablo 1’e bakıldığında ise ilk beş sırada Yeni Akit, Millî Gazete, Habertürk, Yeni Şafak ve Zaman gazeteleri yer almaktadır.

     

    Elde edilen veriler ışığında bu farklı görevleri “Diyanet İşleri Başkanı”, “İmam”, “Sendika-dernek görevlisi” ve “Müftü” şeklinde dört ayrı kategoride toplamak mümkün görünmektedir. Bu tabloda ortaya çıkan sonuca göre Başkan, din adamı ile ilgili yayınlanan haberlerin yarısını kapsayacak şekilde temel kişi konumundadır. Dinî kişiliklerin sosyal-kültürel hayatta temsilcisi pozisyonunda değerlendirilebilecek imam-müezzinler ise haber konusunda ikinci sırada yer almaktadırlar. Dolayısıyla Başkan’ın bürokratik merkezî statüsünün avantajı düşünüldüğünde haberlere konu olan temel dini aktörün “imam”lar olduğu anlaşılmaktadır.

    Bu şekliyle din adamı haber sayılarının dağılımı çerçevesinde en çok konu olan kişinin Diyanet İşleri Başkanı, en az haber konusunun da müftüler olduğu görülmektedir. Tabii bu bariz oransal dağılım farkı bazı açılardan açıklanabilir. Zira Diyanet İşleri Başkanı’nın din bürokrasinin en tepesindeki isim olması ve Başkanlığı ilgilendiren faaliyetlerin Başkan aracılığıyla kamuoyuna iletilmesi sebebiyle kamusal görünürlüğünün fazla olmasını anlaşılır kılmaktadır.Şöyle ki; Başkan ile ilgili haberlerin içeriğine göz atıldığında tamamına yakınının dinin toplumsal hayatla kesiştiği noktalar olduğu ortaya çıkmaktadır. Diyanet İşleri Başkanının haber içeriklerinde yer aldığı konu dağılımına bakıldığında “basın toplantısı”, “hac kurası”, “Orhan Çeker olayı”, “mevlit kandili mesajı” ve “Suriye müftüsü ziyareti” gibi güncel dinî gelişmelerin yoğunluğu (%48.59) dikkat çekmektedir. Başkan haberlerinin en fazla yayınlanan konusu gerçekleştirilen basın toplantısıdır. Diyanet İşleri Başkanı söz konusu toplantıda merkezî ezan sisteminden islamofobia’ya endişeli modernlik kavramından Kürtçe vaaz meselesine kadar geniş bir dinî sosyal hayatı kuşatan soruları cevaplandırmış ve bu cevaplar 15 farklı gazetede 8 farklı tematik vurguyla haber metnine dönüşmüştür. Basın toplantısıyla ilgili yayınlanan haberlerin yarısının “endişeli modernlik” kavramı ve “Kürtçe vaaz” konularında yoğunlaştığı dikkat çekmektedir.
  • Aktüel Diyanet!

    Süreli Yayınlar ve Kütüphaneler Daire Başkanı Dr. Faruk Görgülü Sordu, Güne ayak uyduran Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar cevap verdi.

     

    Süreli Yayınlar ve Kütüphaneler Daire Başkanı Dr. Faruk Görgülü, “Yaşadığımız coğrafyada; Suriye, Mısır, Irak, Filistin v.b ülkelerde yaşanan sıkıntılar malum. Söz konusu durum bize nasıl bir sorumluluk yüklüyor?” 

     

    Çağa ayak uyduran  Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar;  “Diyanet Çok önemli bir noktaya işaret ettiniz. Yani İslam dünyasının bugün içerisinden geçtiği süreç hakikaten yürekleri kanatıyor. İslam dünyası ağır bir sınavla malul, ağır bir sınavdan geçiyor. İslam dünyası bir defa kendi sorumluluğunu üstlenecek önlemleri almadığı için, toplumsal, ekonomik ve yönetsel problemler yaşıyor. Aynı şekilde İslam dünyası toplumsal, ekonomik, yönetsel, iktisadi ve bilimsel bakımdan zamana geç kalmışlığının bedelini ödüyor. İslam dünyasında tarihe karşı ciddi bir gecikme sorunu var. Bundan dolayı bir anlamda zihin olarak tarihte kalmanın, gövde olarak bugünde bulunmanın gerilimini yaşıyor. Ve bu alanlarda, bilhassa sosyopolitik alanlarda oluşan eksikleri telafi edemedikleri için küresel sistemin küresel baskısına açık hâle geliyor. Durum böyle olunca iç barışı tesis edemiyor. İçeride güveni temin edemiyor ve çok ağır bedeller ödüyor. Onun içindir ki demokratik rejimlerin yerleşmiş olmaması, bireylerin irade, ifade ve vicdan özgürlüklerinin tam olarak teminat altına alınamamış olması, din özgürlüğünün ve din eğitiminin güncellenememiş olması İslam dünyası için çok ciddi bir açmazdır. Bu açıdan birtakım ideolojik yahut çıkarcı yaklaşımlar İslam dünyasını birbirine düşürüyor. Bugün bölgemizde cereyan eden hadiselere bakarak bütün bunların öncelikle kendi iç dinamiklerimizden kaynaklanan sorunlar olduğunu söyleyebiliriz. İslam dünyasındaki çatışmaların derûnunda yatan şey, bizim İslam toplumları olarak kendimizi güncelleyemeyişimizden kaynaklanan sorunlardır” dedi..

     

     Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar, konuşmasına şöyle devam etti;

     

    Bunda diğer medeniyet ve coğrafyaların da çok rolü vardır, ancak kabul etmek gerekir ki, tarih boyunca toplumlar ve milletler daima rekabet halinde olmuştur. Gücü elinde bulunduranlar, bunu istismar cihetine gitmişlerdir. Ama bunu sadece ötekinin kültürünü kötüleyerek, kabahatli bularak, İslam dünyasının kendi kusurlarını görmezden gelmek doğru değildir. İslam dünyası öz eleştiri yapmak zorundadır. İslam dünyası, geleneksel müesseselerini yenilemek zorundadır. İslam dünyasında din eğitimi, modern şartlarda ve çağın gerektiği ölçüde yapılmak zorundadır. İslam dünyası, yönetim alanında çağın gerektirdiği gereksinimleri dikkate alarak sosyopolitik güncellemeleri geliştirmek zorundadır. Ayrıca fakirlik sorununu aşmak zorundadır. İslam dünyasının fakirlik gibi bir problemi var. Yokluk, yoksulluk bunların hepsini İslam dünyası aşmak durumunda. Hepsinden önemlisi İslam dünyası, hukuk düzenini kurmak zorundadır.

     

    Geleneksel zamanlarda zamanımız belki çoktu, ama şimdi artık saniyeler dahi çok önemli. Anthony Giddens isminde bir sosyolog var. O şöyle diyor: “Tarihte değişim her zaman olmuştur. Ama modern zamanlarla geleneksel zamanları birbirinden ayıran şey, değişimin hızıdır.” Bugün artık değişim çok hızlı ve bizim kendimiz için yeni enstrümanlar ve yeni üsluplar geliştirmemiz gerekiyor.

     

    İslam’ın güzelliklerini bu yeni enstrümanlar ve üsluplarla ifade edebilir hâle gelmemiz gerekiyor. Bunun için medya dilini, sanat dilini işe koşmamız gerekiyor. Diyanet’in, Diyanet çalışanlarının potansiyeli çok yüksektir. İnşallah ümidim o ki, kendilerine fırsatlar sunulduğunda, imkânlar verildiğinde, alanlar açıldığında içlerinden bu işlerin üstesinden gelecek kadrolar yetişecektir” dedi.

     

     

     

     

  • Diyanet Tv ve Radyo Gelişiyor

     Kendini gerçekleştiren Diyanet Nirvana’ya ulaşmalı .Diyanet İşleri Başkanlığının kendini yenilemesine katkı saylayacak “Diyanet Tv ve Radyo”..

     

    Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar,Son yıllarda Diyanetimiz’in Medya alanında bir girişimi var. Diyanet Radyo ve Diyanet Televizyonu kurulmuş vaziyette. Bu alanın da gerekleri var. Medya alanında güçlü olabilmemiz ve kendimizi daha iyi ifade edebilmeniz yabancı dillerde, bölge dillerinde yayın yapabilen birkaç radyo ve televizyon kanalına sahip olmamız gerekir. Bunun için de aynı zamanda iletişim, sanat, yayın, sinema, güzel sanatlar ve daha pek çok alanda da yetişmiş kadromuzun ve onu destekleyen bir endüstrinin olması gerekir.

     

    Mesela bugünlerde en çok konuştuğumuz konulardan birisi bir medya ve sanat merkezinin nasıl realize edilebileceği konusudur. Şimdi bunu tartışıyor ve konuşuyoruz. Geçtiğimiz yıl biliyorsunuz, “İslam ve Sanat” kongresi yaptık; çok güzel öneriler de ortaya çıktı” ” dedi.

    Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar;

     

    “Yeni yüzyıl iletişim imkânlarının baş döndürücü bir şekilde artmasıyla birlikte iletişim alanında büyük bir rekabeti ortaya çıkarmıştır. Bu rekabetin içerisine girebilmek ve başarılı olabilmek için gerekli olan enstrümanlar ve şartlar neyse bunları tamamlamakla yükümlüyüz. Öte yandan yeni yüzyılda en önemli alanlardan birisi de bilgi yönetimidir. Bilginin yönetilmesi çok önemli; mesela bugüne kadar pek dikkatimizi çekmiyordu ama bugün artık bilgiye sahip olmak değil; bilgiyi yönetmek, temel bir mesele hâline gelmiştir. Yani bilgiyi üretmek, bilgi siyasetini belirlemek, bilgi kompartımanları arasındaki koordinasyon ve eşgüdümü sağlamak ve bu alana yatırım yapmak kurumsal bir zorunluluktur. Bilgi derken, Diyanet’in hizmetlerinde hangi tür bilgilere ihtiyacımız varsa, dinî alandaki bilgilerin planlanması, programlanması, üretilmesi ve koordine edilmesi, yönetilmesi, yayılması, neşredilmesi ve geri dönüşlerinin alınmasını bir bilgi yönetimini gerekli kılıyor. Ama maalesef bu alanda çok büyük bir boşluk var ve bizim bilgi yönetimi ile ilgili bir mekanizmamız yok. 21. yüzyılda bunu yapmak zorundayız. Eğer bunu yapmazsak gelecekteki hizmetleri karşılayamayız. Onun için Türkiye Diyanet Vakfı bünyesinde bir bilgi yönetim merkezi oluşturmaya çalışıyoruz.

     

    Yeni Diyanet’in kendisini geleceğe taşıyabilmesi için yapması gereken önemli alanlardan birisi de finans yönetimidir. Finans konusu, bilginin yönetimi konusu, iletişim alanındaki açılım, aynı zamanda yapısal ve kurumsal olarak iletişim alanında radikal bir yenilenme ve dönüşüm gerekiyor. Türkiye, önümüzdeki süreçte, kendi gelişmişlik düzeyine paralel olarak Diyanet İşleri Başkanlığının da bu anlamda kendini yenilemesine katkı sağlayacaktır. Anayasal ve yasal düzeyde hangi tür açılımlar gerekiyorsa bunlar mutlaka yapılacaktır” dedi.

     

     

  • Teorikte Ya dakPratikte Özerk Diyanet

    Bilimsellikte tam özerk Diyanet Diyanet-siyaset ilişkisi hep tartışma konusu olmuş. Geçmişten bugüne Diyanet İşleri Başkanlığı her zaman siyaset üstü kalmaya özen göstermiştir.  Bugün din-siyaset ilişkisi bağlamında Diyanet nerede duruyor? Sorusuna Prof. Dr. Mehmet Emin Özafşar’ın cevabı…Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’nin anayasal bir kurumudur. Sonuç olarak Başkanlık’ta bulunan, görev yapanlar da devlet memurudur. En üst temsilden en ücra köşedeki temsile kadar bu kurumda çalışanlar mevzuat çerçevesinde hareket ederler. Devletin ve hükûmetlerin politikaları var.Siyasi partilerin kendi talepleri var, yerel siyasilerin yaklaşımları var. Bütün bunlara bir bütün olarak baktığımızda hem Türk siyasetinin hem de Diyanet’in bu konuda bir öğrenmişliği olduğunu söyleyebilirim. Türk siyaseti her düzeyde Diyanet’ten taleplerini çoğu zaman özenli bir biçimde yapmaktadır. Bunun her zaman böyle olduğu belki söylenemez, ama büyük oranda bu böyledir. Diyanet İşleri Başkanlığı bu süreçlerde anayasa ve kanunlar doğrultusunda yolunu çizmiştir. Hükümet politikaları açısından bakıldığında da hükümetlerin Diyanet’le ilişkisinin hangi düzeyde olacağı, taleplerin ne olacağı bellidir. Bunun yanında yerel, mahalli siyasi figürlerin talepleri olabilir, olacaktır da. Bunlar karşısında da bir nezaket ve dikkat dili çerçevesinde, hakkaniyet ölçüsünde bir iletişim söz konusudur. Diyanet mütemadiyen merkezdeki yerini koruyan, toplumun bütün katmanlarına eşit mesafede durmaya gayret gösteren bir duruş ve hassasiyet sergilemektedir. Şimdi bu süreç içerisinde tikel birtakım örnekler yaşanmış olabilir. Bu tikel örneklerden hareketle Diyanet’in de siyaset içerisine girdiği yahut siyasetin Diyanet’i şekillendirdiği yönündeki yaklaşımı doğru bulmuyorum.

     

    Bilhassa bilimsel konularda Diyanet’in tam özerkliğinin olduğunu ifade edebilirim. Diyanetin tabii ki bürokratik, yönetsel ve bilimsel tarafları var. Bilimsel taraflarının bağımsızlığını, özerkliğini sağlayan şey, daha çok Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından temin ediliyor. Kurul üyeleri İslam’ın ana kaynakları, bilgi metodolojisi ve tarihsel tecrübesi istikametinde aktüel çağdaş değerleri de dikkate alarak meselelere çözüm üretiyorlar. 

     

     Diyanet Dergisi

  • Diyanetin Görevde Yükselme Yönetmeliğine Durdurma Kararı !

    Danıştay 5. Dairesi Görevde Yükselme Yönetmeliğinin alt görevde çalışmış olma şartının aranmamasını liyakat ilkesi gereği hukuka aykırı bularak yürütmeyi durdurdu. Bununla birlikte görevde yükselme genel yönetmeliğinde daha önceden olan 70 barajının kaldırılarak yazılı sınavda başarı puanının kurumlara bırakılmasını da eşitlik ilkesine aykırı bularak bu maddenin de yürütmesini durdurdu.

     

    Bu maddeleri Diyanet İşleri Başkanlığı açısından değerlendirecek olursak, Diyanet zaten yazılı sınavda 70 puan almayı Şube Müdürlüğü için yapılan yazılı sınavda başarılı sayılmak için şart koşmuştu. Ancak alt görevlerde çalışmış olmak şartını görevde yükselme sınavı şartlarından çıkarmıştı. Danıştayın bu kararı İmam-Hatip, Müezzin Kayyım, Memur, VHKİ, Kur’an Kursu Öğreticisi iken Şube Müdürlüğüne atanan görevlilerin atamasının iptal edilmesini gerektireceğinden, sayıları azımsanamayacak derecede bu kadrolardan ataması gerçekleştirilen görevlilerin eski görevlerine döndürülmesi manasına gelmektedir. Bununla birlikte başarı sıralamasına göre yapılan atamanında daha önceden iptal olması diyanet çalışanlarını zor duruma sokmuştur.

    Bugün, görevde yükselmeye ilişkin 2. bir mahkeme daha kararı yayımlanmıştır. Burada davayı açan Türk Eğitim Sen’dir. Bu dosyada, ilk dosyadaki yürürlüğü durdurma kararı verilen maddelere ilave olarak;

     

    1- “Görevde yükselme suretiyle atanacak personel için bulunduğu kurumda veya diğer kurumlarda alt görevlerde çalışmış olma şartı ve süresi arayabilir.” cümlesinde arayabilir,  

    2- “Yazılı sınavda başarı puanının en az kaç olması gerektiği kurumlarca belirlenir ve duyuruda belirtilir.” cümlesinin de, yürürlüğü durdurulmuştur.

     

    Danıştay’ın bu yeni kararına göre, kurumda veya alt görevlerde çalışmış olma şartı ve süresinin aranması zorunlu olacaktır. Yine başarı puanının kaç olacağı husususu idareye bırakan maddenin de yürürlüğü, bu konuda belirsizliğe neden olacağı gerekçesiyle durdurulmuştur.

     

     Eymen NEZİR / ANKARA-DİYANET CAMİASINDA DEPREM

  • Danıştaydan Diyanetin Yönetmeliğine Durdurma Kararı !

     

    image

    Danıştay’ın genel görevde yükselme yönetmeliği için, iki maddenin daha yürürlüğünü durdurdu.

    Bugün, görevde yükselmeye ilişkin 2. bir mahkeme daha kararı yayımlanmıştır. Burada davayı açan Türk Eğitim Sen’dir. Bu dosyada, ilk dosyadaki yürürlüğü durdurma kararı verilen maddelere ilave olarak;

     

    1- “Görevde yükselme suretiyle atanacak personel için bulunduğu kurumda veya diğer kurumlarda alt görevlerde çalışmış olma şartı ve süresi arayabilir.” cümlesinde arayabilir,  

    2- “Yazılı sınavda başarı puanının en az kaç olması gerektiği kurumlarca belirlenir ve duyuruda belirtilir.” cümlesinin de, yürürlüğü durdurulmuştur.

     

    Danıştay’ın bu yeni kararına göre, kurumda veya alt görevlerde çalışmış olma şartı ve süresinin aranması zorunlu olacaktır. Yine başarı puanının kaç olacağı husususu idareye bırakan maddenin de yürürlüğü, bu konuda belirsizliğe neden olacağı gerekçesiyle durdurulmuştur.

    İŞTE DANIŞTAY KARARI

    image  image   image  image

  • Prof.Dr. İlyas Üzüm Kimdir

     

    İslam Mezhepleri Tarihi 

    1961 yılında Bolvadin’de (Afyon) doğdu. Lisansını 1983 yılında Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nde bitirdi. 1985 yılında aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Ensitüsü’nde Celâleddin ed-Devvânî ve Kader Konusuna Bakışı (Risâle fî mes’eleti halkı’l-a’mâl İsimli Eserinin Edisyon Kritiği) konulu teziyle yüksek lisansını, 1994 yılında yine aynı Enstitü’de İnanç Esasları Açısından Türkiye’de Ca’ferîlik  adlı çalışmasıyla doktorasını tamamladı. 1993 yılında Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi’nde İslâm Mezhepleri Tarihi alanında araştırma elemanı olarak çalışmaya başladı. 1998-1999 yılında Sofya Yüksek İslâm Enstitüsü’nde öğretim elemanı olarak görev yaptı. 1995 ve 1996 yılında Bakü Devlet Üniversitesi’nde paket program halinde Kelâm ve İslâm Mezhepleri Tarihi dersleri verdi. 2002 yılında doçent oldu. 2007-2008 öğretim yılında Kırgızistan’da Oş Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde (Kırgızistan) çalıştı. 2008 yılında Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine atandı. 2013 yılında profesör olarak Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine tayin edildi. Hâlen bu görevine devam etmektedir. Yayımlanmış bazı çalışmaları şunlardır: Günümüz Aleviliği, Kültürel Kaynaklarına Göre Alevilik, Günümüz Bulgaristan Aleviliği, Tarihsel ve Kültürel Boyutlarıyla Alevilik.

     

     

  • Prof. Dr. İlyas Üzüm,Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine atandı

    Resmi gazetenin bugünkü 2014/6340 Karar Sayısı ile emeklilik nedeniyle boşalan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine,Prof. Dr. İlyas Üzüm atandı.

     

    Karar Sayısı : 2014/6340 

    Emeklilik nedeniyle boşalan Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyeliğine, kalan süreyi tamamlamak üzere Prof. Dr. İlyas Üzüm’ün (ilahiyat fakültesi öğretim üyesi kontenjanı) atanması; Başbakan Yardımcılığının 9/4/2014 tarihli ve 3567 sayılı yazısı üzerine, 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesi ile 23/4/1981 tarihli ve 2451 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 30/4/2014 tarihinde kararlaştırılmıştır.

     

     

                                                                                                                                                                                                                                 

      

       

  • Kabe’de Şehit madenciler İçin dua!

    Görevliler eşliğinde Kabe’yi tavaf eden umreciler, Türkiye ve İslam aleminin her türlü tehlikelerden korunması ve bir daha böyle acılar yaşamaması için dua ve niyazda bulundu.

     

    Umreciler tavafların ardından faciada hayatını kaybedenler için okudukları onlarca Kur’an-ı Kerim ve binlerce Yasin-i Şerif hatminin dualarını da Kabe’de yaptı.

     

    Kutsal mekanda madenciler için dua edilirken, bazı umrecilerin gözyaşlarını tutamadıkları görüldü. Duanın ardından Türk umreciler, Soma’da yaşanan acı olayı birbirlerine sarılarak paylaştı.

     

    Türk umrecilerden Mustafa Coşkun, Kabe’de renkleri ve dilleri farklı ama dilekleri aynı olan insanların Soma’daki maden faciasında yaşamlarını yitirenler için tavaf yapıp, dua ettiklerini söyledi.

     

    “Şimdi dua zamanı”

     

    Maddi olarak birşey yapamadıklarını ancak böyle manevi hediyelerle facida ölenlere yardımcı olmaya çalıştıklarını ifade eden Coşkun, şöyle devam etti:

     

    ”Mekke’de, Kabe’nin gölgesinde, dua makamında din kardeşliği görevini yerine getirmek için toplandık. Bizler kardeş olarak onların yanında bulunamadık, yetimlerin başını okşayamadık, annelerinin gözyaşını silemedik ama din kardeşi olarak tavaflar yaparak onlara dualar ettik. Yetim kalan yavruların yüreklerine serinlik katabilmek, annelerin gözyaşlarını silebilmek, Soma’da yaşanmış acıları paylaşabilmek için, yerin metrelerce altında karanlıkta kalan kardeşlerimizin imdadına yetişebilmek için şimdi dua zamanı, Şimdi amin nidalarıyla Soma’ya ulaşma zamanı, şimdi kardeşlik zamanı.”

     

    Umrecilerden Nurullah Aydın da Soma’da hayatını kaybedenler için tavaf yapıp toplu dua ettiklerini anlatarak, ”Biliyorduk babasız kalan yürekler üşürmüş, bu yüreklerin üşümemesi için dualarımızla onları ısıtmaya çalıştık. Yanlarında olamadık ama Kabe’den dua makamından dua ettik. Soma’daki kardeşlerimize Rabbim sabır ihsan etsin” diye konuştu.

     

  • MBSTS sınav giriş belgeleri 2014

     

    Mesleki Bilgiler Seviye Tespit Sınav Giriş Belgesini Almak İçinTIKLAYINIZ