Yıl: 2013

  • Balıkesir İlahiyat Fakültesi Törenle Açıldı

     

    BAÜ İlahiyat Fakültesi düzenlenen törenle açıldı. 40 öğrenci ile açılan İlahiyat Fakültesi’nde 1 profesör, 7 doçent, 1 yabancı öğretim görevlisi ve 5 araştırma görevlisi eğitim veriyor. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törenin açılış konuşmasını yapan BAÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit, “Tarih boyunca bu mübarek topraklarda çok büyük ilim adamları, gönül erleri, büyük yöneticiler yetişmiştir. İmam Birgivi, Kadızade Mehmet Efendi, Şeyh Lütfullah, Ali Şuuri, Zağnos Paşa, Hacı İlbey, Hasan Basri ve niceleri. Dinin yücelmesinde, hurafelere karşı Balıkesir uleması hep öncülük yapmıştır. Yine tereddütsüz Osmanlı’nın gelişmesine destek vermiş ve İstanbul’un fethinde gösterdikleri gayretle devlet-i aliyenin cihan devleti olmasına büyük katkılar sağlamışlardır.

    Kurtuluş Savaşı’nda varını yoğunu devletin bekası için harcayan, en çok şehit veren şehir Balıkesir olmuştur. Keçecizade Mehmet Efendi, Arabacızade Mehmet Efendi, Keşkekzade Hacı Bahaddin Efendi, Hoca Abdulgafur Efendi gibi nice din adamları bu sayısız kahramanlarımızdan bazılarıdır. Balıkesir’in bu tarihi mirasına rağmen her alanda son dönemlerde gerekli atılımı yapamadığı ve hak ettiği yerde olmadığı söylenebilir. Eğitim ve öğretimde, imam hatip okullarının açılmasında, halkın da olağanüstü desteği ile Türkiye’de ilk 10 imam hatip okulundan birisi olmuş, ancak ilahiyat fakültesi açmada son 10 okuldan birisi olabilmiştir. Yükümüzün ve sorumluluğumuzun ağır olduğunun farkındayız. Şu an için 1 profesör, 7 yardımcı doçent, 1 yabancı öğretim üyesi ve 5 araştırma görevlimiz var. Fakültemizde 40 öğrencimiz eğitim ve öğretim görmektedir. Fakültemiz yeni kurulmasına rağmen çok güzel bir kütüphaneye de kavuşmuş oldu. 9 Eylül Üniversitesi’nden emekli Profesör Doktor Mehmet Şenal, 3 bin kitabını fakültemize bağışladı. Kendisine teşekkür ediyoruz” dedi.BAÜ Rektörü Prof. Dr. Mahir Alkan ise, eğitimcilerin çok zor bulunduğu bir dönemde hoca bulduklarını söyledi.

    Rektör Alkan, “BAÜ İlahiyat Fakültesi, Balıkesir’in en çok beklediği fakültelerden birisiydi, bunu biz göreve gelmeden önce de biliyorduk. Göreve geldikten sonra da bizim görevimiz olduğu bilinci ile devem ettik. O dönemin valisi Sayın Yılmaz Arslan, Milletvekilimiz Edip Uğur ile birlikte bu işin alt yapısını oluşturmak üzere YÖK başkanlarımızı ziyaret ettik. Konu senatomuza geldiğinde hiç tereddütsüz olarak bu fakültenin gerekli olduğu görüşü oldu. Balıkesir Üniversitesi’nin bu eksiği giderilmiş oldu. Son dönemde çok sayıda ilahiyat fakültesi açıldı. Bu konuda Sayın Dekanımız Mehmet Bayyiğit olağanüstü gayret gösterdi. Hoca bulmanın çok zor olduğu bir dönemde kendisi üstün gayret gösterdi. YÖK’ün kriterlerini sağlayıp, hocanın kara borsa olduğu dönemde hocaları bulup Balıkesir’e getirdik. 2012 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile fakültenin kurulması ilan edildi. Şuanda 40 öğrencimiz de eğitim görüyorlar” diye konuştu.

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Edip Uğur, konuşmasında geçmiş yıllarda Balıkesir’de yaşayan Hafız Ali Haydar Hoca’dan alıntı yaparak Balıkesir’in kurtuluşunu anlattı. Uğur, “Bugün sevinçli ve mutlu bir günümüz. İlahiyat Fakültesi’nin açılmasında benim de emeğim ve gayretlerim oldu. Onun için bundan memnuniyet duyuyorum. Balıkesir, din adamları yetiştirmiş, en son Hasan Basri Çantay Hocamız, şu anda tabii din üzerinde yetişen hocalarımız da var ama sayısını bilemiyorum. Balıkesir’de ilahiyat fakültesi ihtiyaçtı ve Allah da bunu nasip etti. Balıkesir, ülkemizde en fazla hafız yetiştiren il. Kurtuluş Savaşı’nda Yunan işgali 2 yıl sürüyor Balıkesir’de, Yunan kaçıp giderken yakıp yıkmadan gittiği yer Balıkesir. Bandırma’yı terk ederken yakıp yıkıyor, camileri tahrip ediyor. Balıkesir’de böyle bir şey olmuyor, kaçarak gidiyor. Ali Haydar Hoca vardı, kendisi hafızdır, o zaman kendisi anlatıyor. ‘Hafızlık çalışmamı Balıkesir’de yapıyordum.

    Biz 10 bin hatim indirdik. Onun yüzü suyu hürmetine Yunan terk edip gitti’. Buradan bize bu güzel ülkeyi armağan eden şehitlerimizi, gazilerimizi, dedelerimizi rahmetle, şükranla anıyorum” şeklinde konuştu.Balıkesir Valisi Ahmet Turhan, İslam coğrafyasında akan kana dikkat çekti. Vali Turhan, “Bugün oldukça heyecanlıyız. Üniversitemiz önemli bir eksikliği tamamladı. Üniversiteler şehirler için önemlidir. Kalkınmış ülkelere bakarsak güçlü üniversiteleri orada görüyoruz. Balıkesir önemli bir yer, tarih boyunca önemli dönemeçlerde önemli katkılar sağlamış. Çanakkale’de pek çok şehit veren yer Balıkesir olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda Kuva-i Milliye hareketini Balıkesir başlatmış.

    Maalesef, Balıkesir olması gereken yerde olmamış; ben inanıyorum ki bugünler önemli bir dönemeç. İlahiyat fakültelerinin bence ayrı bir yeri var. İçinde bulunduğumuz ay Muharrem ayı. Bugün dünyanın her yerinde, İslam olan yerde kan ve gözyaşı var. Maalesef, Müslümanlar küçük farklılıklar sebebi ile birbirlerini öldürüyor. Özellikle din adamlarımıza, ilahiyatçılarımıza çok iş düşüyor. İslam’ın barış dini olduğunu çok daha güçlü sözlerle telaffuz etmemiz gerekiyor” dedi.
    İhlas Haber Ajansı

  • Diyanet, eş durumu tayinlerine cevap vermiyor

     

    Memurlar.net’in daha önceden haberleştirdiği ve Kamu Denetçiliği Kurumu (Ombudsman) tarafından şeflerin rotasyonuyla ilgili olarak 01/10/2013 tarihli tavsiye kararıyla uyarılan ve hukuka uygun davranmaya davet edilen Diyanet İşleri Başkanlığı hukuksuzluklarına devam etmektedir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu tip uygulamalarla gündeme gelmesine rağmen haksız uygulama ve keyfi idare örneklerine halen rastlamaktayız. Eylül 2013’te göreve başlayan 600 Kuran Kursu Öğreticisi içerisinde yer alan eş durumu mağdurları en yakınımızdaki örnekleri oluşturuyor.

    Personelin, Diyanet İşleri Başkanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 18 ve 20. maddelerinde yer alan haklarına dayanarak başvuru gerçekleştirenlerin başvuruları halen bekletilmektedir. Başkanlık, bu uygulamalarla birden fazla hukuksuzluğa yol açarak kendince şark kurnazlığı politikası gütmektedir.

    Mevzuat Ne Diyor?

    Diyanet İşleri Başkanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin 18. maddesinin 2. fıkrasında sayılan personeli (Taşra teşkilatı personelinden Kur’an kursu öğreticisi, imam-hatip, müezzin-kayyım, cami rehberi, memur, mutemet, veri hazırlama ve kontrol işletmeni, daktilograf ve teknisyenlerin) 7. fıkrada ifade edildiği şekilde ele alırsak “İkinci ve üçüncü fıkralarda zikredilen kadrolardaki personelin bu Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki mazeretleri sebebiyle görev veya görev yeri değişikliğinin gerekli görülmesi halinde, il içi veya il dışı nakilleri Başkanlıkça her zaman yapılabilir.” İfadeleriyle mazerete dayalı atama esasları belirlenmiştir. 20. maddede ise sağlık, eş, eğitim gibi mazeretler ve şartları sıralanmıştır. İşte kızılca kıyamet bundan sonra kopmaktadır. Kendi yönetmeliğini uygulamayan bir bürokratik oligarşi, başkanlık yönetiminde yer almaktadır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Anayasa’nın 41. Maddesi ile teminat altına alınan aile bütünlüğü ilkesi hiçe sayılmaktadır. Öyle ki kurumun İnsan Kaynakları Genel Müdürü Osman TIRAŞÇI hem yönetmelik hem de kendi talimatını içeren 22/02/2013 tarih ve 634 sayılı talimat yazısına uygun davranmamaktadır (Yazının sonuna eklenmiştir.). Kendilerine ulaşmak isteyen görevlilere, telefona çıkan memurlarca evraklarının bekletildiği, tayinlerin Haziran 2014’e kadar durdurulduğu, bu kararın kurul tarafından verildiği, eğitimin aksamaması gerekçesiyle bu kararların alındığı cevabı verilmektedir. Bu konudaki yorum ve paylaşımlara site forumlarında rastlayabilirsiniz. Merak edilense, Başkanlığın Atama ve Yer Değiştirme Kurulu’nun aynı yönetmeliğin 22. Maddesi doğrultusunda incelendiğinde ortaya çıkan vurdumduymazlıktır. 22. maddede “Bu Yönetmelik kapsamında Atama ve Yer Değiştirme Kurulunda durumu değerlendirilecek personelin görev veya görev yerlerinin değiştirilebilmesi için gereken kararları almak üzere, İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğünün bağlı bulunduğu Başkan Yardımcısının başkanlığında, Rehberlik ve Teftiş Başkanı, Din Hizmetleri, Eğitim Hizmetleri ile İnsan Kaynakları Genel Müdürlerinden müteşekkil Atama ve Yer Değiştirme Kurulu oluşturulur. I. Hukuk Müşaviri ile gündem konularına göre ilgili daire başkanı da Kurul toplantılarına katılır. Sağlık mazereti sebebiyle görev veya görev yeri değiştirilmesi gerekenlerin durumlarının görüşülmesinde bir tabibin Kurul toplantısına katılımı sağlanır.” ifadeleriyle kurulun üyeleri ve oluşumu belirtilmiştir. Bilindiği üzere başkanlık bünyesinde Hukuk müşaviri olabilmek için Hukuk Fakültesi mezunu olmak gerektir ki, en yetersiz hukuk öğrencisi bile yasal dayanaklarla verilen hakların kurul marifetiyle kişilerden alınamayacağını bilecektir. Telefonlara çıkan memurlar bu kararın kurul tarafından verildiğini belirtmektedirler. Fakat; yönetmeliğin 22. maddesine göre bu kurul her yıl 1 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında toplanmaktadır. Başkanlık bürokratları eylülde göreve başlayan bu personeli hangi tarih aralığında bu şekilde değerlendirebilmiştir?

    Aynı durumda olan personelin il içi mazeret tayinleri ise müftülüklerin teklifi, valilik onayıyla gerçekleştirilmektedir. Başkanlık memurlarının kurul kararına gerekçe olarak gösterdikleri eğitimin aksaması sorunu il içi mazeretlerde dikkate alınmamaktadır. Bu da ayrı bir haksızlıktır. Eğer mesele eğitimin aksaması sorunuysa il içi mazeret tayinleri aksamaya sebep olmamakta mıdır? Aynı kurum personelinin aynı yasal haklarını il içi ve il dışı olarak ayrı ayrı kullanabilmesi ya da kullanamaması hukuki midir? Eğer sorun sadece eğitimin aksaması meselesiyse gelen taleplerden uygun olanlar değerlendirildikten sonra kasım ayı içinde gerçekleşen 500 Kuran Kursu Öğreticisi alımıyla ortaya çıkan ihtiyaçlar giderilemez miydi? Yoksa, Diyanet İşleri Başkanlığı bürokratları bu tip personel yönetim politikalarını planlayamayacak kişilerden mi oluşmaktadır? Diyanet İşleri Başkanlığı bu tip çözümleri gerçekleştirmemekle üzerindeki kötü imaj ve baskıyı atamayacaktır; çünkü kasım ayında göreve başlayanlardan da ciddi sayıda eş, eğitim gibi mazeret talepleri gelecektir ve bu başkanlığın üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır. Bundan önce göstermediği katı tutumu bu dönemde göreve başlayan personeline neden reva görmektedir? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın adalet duruşunu toplumda en başta göstermesi gereken kurum olması gerekirken, her yerde “kardeşlik” konulu mesajlar verilirken; nakil ve alım sınavları, atama işlemleri gibi pek çok konuda kendisine şüpheyle yaklaşıldığı bir dönemde yeni hukuksuzluklara sebep olması anlaşılamamaktadır.

    Ayrıca, Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun’un 7. Maddesine göre kendilerine ulaşan dilekçeleri 30 gün içinde cevaplaması gereken Başkanlık, talepleri bekleterek kendince zaman kazanmakta ve şark kurnazlığı yapmaktadır. Olumsuz yanıtladığı taleplerin idari yargı kararlarıyla bozulacağını bildiği için bekletme formülünü uygulamaktadır. Başkanlığın hukukçu bürokratlarının böyle bir strateji geliştirdiğine veya daha acı bir şekilde bunun çözüm zannedildiği bir cehaletle karşı karşıya olduğumuza inanmak istemiyoruz. 100 binin üzerinde personeli olan bir kurumun bu kadar acemice yönetileceğini, cevap isteme hakkını kullananların açacağı davalarla zarara uğratılan bir devlet bütçesini de düşünmek istemiyoruz. Fahri ve vekillerin kadroya alımlarında aktif roller üstlenen sendikaların ise bu haksızlıklar karşısındaki sessizliği anlaşılamamaktadır.

    Özetle yukarıdaki örnekler ve mevzuat uygulamalarındaki başkanlık bürokratlarının keyfi yaklaşımları çoğaltılabilir. Hukuk üstünlüğünün hakim olduğuna inanmak istediğimiz bir ülkede yapılanlar bürokratlar eliyle devlet ve yasal dayanakların küçük düşürüldüğü bir ortamı göstermektedir. DİB en kısa zamanda bu hukuksuzluğu gidermelidir.

    memurlar.net forumundaki paylaşımlar için tıklayınız.

    Memurlar.net

  • Hatipoğlu Diyarbakırdan Aday Olacak Mı ?

    AK Parti Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı iddialarına ilişkin, “Kendi irademin içerisindeyken siyasete uzağım, ancak yüzde bir ihtimalle günün birinde siyasete girsem bile, ilahiyatçı vasfımdan, hizmetimden vazgeçmeyeceğim” dedi.

    Kağıthane Belediyesi tarafından Gültepe Kültür Merkezi’nde, Nihat Hatipoğlu ile Ashab-ı Kiram sohbet programı gerçekleştirildi. Program öncesi belediye başkanlığı adaylığı için açıklamalarda bulunan ünlü ilahiyatçı Nihat Hatipoğlu, bir programda “Diyarbakır’da aday olsam kazanırdım” sözlerinin yanlış anlaşıldığını dile getirdi. Nihat Hatipoğlu, “Orada söz arası sarf ettiğim bir cümleydi. O işe talip olduğum için değildi. Halkın iradesi neyse o dur. Bu cümlede anlatmak istediğim buydu. Yoksa ben oraya talibim, oraya seçime geleceğim, orayı alacağım manasında söylediğim bir söz değildir” dedi.

    “Ben ilahiyatçıyım, ilahiyatçı olarak kalmaya devam edeceğim” diyen Nihat Hatipoğlu, Siyasete hakikaten uzağım. Kendi irademin içerisindeyken siyasete uzağım. Siyaseti çirkin gördüğüm için değil, bunu yapanlara da sevgim, saygım var. Ama ben bu yolda İslam’a hizmet etmeyi kendime amade kıldım. Yüzde bir ihtimalle, günün birinde siyasete girsem bile ilahiyatçı vasfımdan, hizmetimden vazgeçmeyeceğim” diye konuştu.

    “HALK SİZİN ADINIZA KARAR VERECEK OLURSA ONU BİLEMEM”

    “Geleceği Allah biliyor” ifadelerini kullanan Nihat Hatipoğlu, “Benim irademe kalsa kesinlikle siyasete girmem. Çünkü feda edemeyeceğim tek şey İslam’dır, İmanımdır ve onu anlatmaktır. Ama geleceğimizi Allah bilir. Ancak günün birinde, hiç hesaba katmadığım şeylerle karşı karşıya kalırsam, geleceğin tek sahibi Allah’tır. Ama benim hür iradem, bu hizmet yolunda çalışmak, bu hizmette ömür tüketmek ve bu hizmetle ölmek. Günün birinde halk sizin adınıza karar verecek olursa ve sizin başka bir yerde olmanız gerekiyorsa onu bilemem. Kaderde ne varsa onu görürsünüz” şeklinde konuştu.

    “DİYARBAKIR KEPENK KAPATMAYI HAK ETMİYOR”

    Diyarbakır’da siyaset ve sanatçıların akınına uğrayan toplu açılış törenine de değinen İlahiyatçı Nihat Hatipoğlu, “Orada bütün siyasi partilerin bir arada olmasını görmek, beni bir Diyarbakırlı olarak son derece sevindirdi. Sevgili Başbakanımızı tebrik ediyorum. Oraya gelen Şivan Perver, İbrahim Tatlıses ve diğer siyasi partiler olsun hepsini tebrik ediyorum. Türkiye’ye yakışan bu. Kavga Türkiye’ye bir şey getirmez. Herkese kaybettirir. Diyarbakır kepenk kapatmayı hak etmiyor, huzuru hak ediyor” ifadelerini kullandı.

  • Bankacılıkta fetva dönemi- Diyanet Devrede

     

    Bugüne kadar bankacılık ve finans sektöründeki ürün ve hizmetlerle ilgili sorulara bağlayıcılığı olan fetvalar vermekten kaçınan Diyanet İşleri Başkanlığı, yeni dönemde bankacılık sektörü ile doğrudan çalışarak daha etkin fetvalar vermeye hazırlanıyor. Hem bankacılık kesiminden gelen talepleri karşılamak hem de vatandaşın ekonomi ve finans alanındaki dini ihtiyaçlarıyla ilgili sorulara cevap vermek için kolları sıvayan Diyanet İşleri Başkanlığı ilk etapta Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile bir araya gelecek. BDDK’nın Aralık ayının sonunda düzenleyeceği faizsiz finans sektörünün gelişimine yönelik çalıştaya katılacak olan Diyanet İşleri yetkilileri, bankacılık ve finans sektöründeki ürün ve hizmetlerle ilgili fetvalar vermeye başlayacak.

    BANKALAR BUNU BEKLİYORDU

    Diyanet’in bankacılık sektörüyle ilgili fetvalar vermesi katılım bankalarının uzun süredir beklediği bir gelişmeydi. Diyanet’in şimdiye dek katılım bankalarının çıkardığı ürün ve hizmetlerle ilgili ‘caizdir’, ya da ‘caiz değildir’ gibi fetva vermekten kaçınması ile bu bankalar, vatandaş nezdinde itibar kazanamıyordu. Yeni dönemde katılım bankaları açısından üst fetva makamı olması beklenen Diyanet’in, geleneksel bankaların çıkardığı finansal ürünlerle ilgili fetva vermesi de mümkün olabilecek.

    TOPTAN ‘RED’ÇİLER VAR

    Sektörü yakından tanıyan uzmanlara göre, katılım bankalarının daha hızlı büyümesi için öncelikle olumsuz algının kırılması gerekiyor. Türkiye’de üç tip kitle olduğunu belirten kaynaklar, bu kitlelerin faizsiz bankacılıkla ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor: ‘Katılım bankalarının gerekliliğine inananlar. Gerekliliğine inanan ancak faaliyetleriyle ilgili tereddüt taşıyanlar. Üçüncüsü ise, katılım bankalarının diğer bankalardan farklı olmadığını iddia edenler. Dolayısıyla birinci kesimle sorunumuz yok. İkinci kesim ise ürün ve hizmetlerin meşruiyet çerçevesinde olduğu noktasında onların ikna edilmesi gerekenler. Üçüncüsü ise toptan retçiler. Türkiye’de katılım bankacılığının büyümesinin önündeki en büyük engellerden biri.’

    BDDK LİDERLİĞİNDE ÇALIŞMA

    Öte yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) liderliğinde ise katılım bankacılığının geliştirilmesi için bir çalışma grubu da oluşturdu. Çalışma grubu, ‘Bu alanda nasıl yol alınır?’, ‘Katılım bankaları nasıl geliştirilir?’, ‘Dışsal etkiler nelerdir?’ gibi sorularla bir yol haritası oluşturmaya çalışıyor. BDDK liderliğinde devam eden çalışma grubuna, katılım bankalarından temsilciler de katılıyor. Çalışmalar sonunda bir de çalıştay organize edilmesi düşünülüyor. Buraya BDDK uzmanları, akademisyenlerin, Diyanet fetva makamları ve katılım bankacılığı tarafları davet edilecek.

    Dini hassasiyet var

    Bilgi veren Kaynaklara göre, Katılım Bankaları ilk 1965’de Mısır’da gündeme geldi ve 1975’de İslam Bankası’nın kurulmasıyla evrensel bir nitelik kazandı. Bu bir ihtiyaçtan ortaya çıktığı ve olabilecek en uygun mekanizma olarak kabul edildi. Kaynaklar, ‘Ancak dini konular gündeme geldiğinde, bir kısım insanlar hassasiyetlerini gösterip çok daha uç noktada kalmayı tercih edebiliyorlar’ diyor.

    Bankacılıkta diyanet süreci

    BDDK çalıştayının Aralık sonu düzenlenmesinin planladığı bilgisini veren kaynaklar, ‘BDDK’nın bu çalıştayına Diyanet’ten temsilcilerin dahil edilmesi çok olumlu gelişmedir. Diyanetin de bu işin içinde olması, bu sistemde varsa eleştiri noktaları açık ve net ortaya koyması, eleştirilerin tatmin edici cevaplandırılması ile bu algı çözülür diye düşünüyorum.’ değerlendirmesini yaptı.

    Devletin katılıma girmesi ateşledi

    Diyanet’in fetva makamı ile bankacılık alanında etkin rol almaya hazırlanmasını değerlendiren uzmanlar, bu gelişmenin devletin üç tane katılım bankası kurmaya hazırlandığı bir döneme denk gelmesinin tesadüf olmadığını belirtiyor. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, daha önce devletin katılım bankacılığı alanına gireceğini belirterek, Ziraat Bankası, Halk- bank ve Vakıfbank’ın önümüzdeki dönemde birer tane katılım bankası kurması için çalışma başlattıklarını duyurmuştu. Babacan ayrıca, dünyadaki faizsiz bankaların likidite ihtiyaçlarını karşılamak üzere Türkiye öncülüğünde bir Mega İslam Bankası kurmak istediklerini de dile getirmişti.

    Yanlış algı kırılmalı

    Türkiye’de 1.65 trilyon liralık aktif büyüklüğe ulaşan bankacılık sektöründe katılım bankalarının payı yüzde 5.5 gibi düşük bir seviyede bulunuyor. Daha önce isimleri ‘faizsiz banka’ iken geçtiğimiz yıllarda ‘katılım bankaları’ adını alan sektörün, Türkiye’de yaklaşık 30 yıldır faaliyet göstermesine rağmen bankacılıktaki pazar payını yüzde 5’in üzerine çıkaramamasının nedenleri yeni dönemde masaya yatırılacak. Bu nedenlerin başında ise, vatandaşın zihnine yerleşmiş olan, ‘faizsiz banka ile fazili banka arasında hiçbir fark yok’ şeklindeki algının geldiği belirtiliyor.

  • MEB YGSyi Kaldırıyor 5 Dersten 2 Ayda Bir Sınav Getiriyor

    gündemdeki yerini korumaya devam ederken bu konuyla ilgili her geçen gün yeni gelişmeler yaşanıyor. MEB’in dershaneleri kapatma çalışmalarının yeni olmadığı ve AK Parti hükümetinin kurulduğu günden bu yana eğitimin kalitesini yükseltmek adına bunu planları arasında her zaman tuttuğu belirtiliyor. Öte yandan AK Parti’nin asıl amacının eğitim hayatında dershanelere olan ihtiyacı bütünüyle bitirmek olduğu da kaydediliyor.

     Dershanelerin kapatılması tartışmaları devam ederken AK Parti ve MEB’in asıl amacının doğrudan dershaneleri kapatmak değil dershanelere olan ihtiyacı bitirmek olduğu belirtiliyor

  • Diyanet Yeterlilik Sistemini Revize Ediyor

    İmam Hatip, Müezzin Kayyım ve Kur’an Kursu Öğreticileri Dikkat

    Diyanet İşleri Başkanlığı ilgili mevzuatı uyarınca, görevlilerin bilgi seviyelerini ölçmek ve mesleki bakımdan göreve en iyi şekilde hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla;

    -Görev veya görev yerlerini değiştirmek isteyen cami görevlileri ile önceden müktesebi olup başka unvanlarda görev yaparken Kur’an kursu öğreticiliği, imam-hatiplik veya müezzin kayyımlık kadrolarına geçmek isteyenler,

    – Kariyer unvanlar için yapılacak sınavlara katılacaklar,

    -Yurtdışına din görevlisi olarak gitmek isteyenler,

    -Hac ve umre hizmetlerinde (Müftü, Vaiz ve Eğitim Görevlileri hariç) din görevlisi olarak görevlendirilecekler, için Başkanlıkça yapılacak sınavlara katılmak isteyen personele yönelik (4/B statüsünde çalışan sözleşmeli personel dahil) Mesleki Bilgiler Seviye Tespit Sınavı (MBSTS) yapmaktaydı.

    YAZILI SINAVINDA İLMİHAL, SÖZLÜ SINAVINDA KUR’AN

    Diyanet İşleri Başkanlığı, Mesleki Bilgiler Seviye Tespit Sınavında (MBSTS)personeline bundan sonraki dönemlerde sadece ilmihal bilgileri sunacak. Yurtdışına din görevlisi olarak gitmek isteyenler hariç, bütün sözlü sınavlarda ise sadece Kur’an-ı bilgiler sorulacak.

    Başkanlık, ilmihal bilgilerine sadece MBSTS  yazılı sınavında sormakla yetinecek. Bu durumda MBSTS yazılı sınavında yüzde 50 ilmihal bilgileri, sözlü sınavlarında yüzde 50 Kur’an Kerim bilgilerini sorarak fifty fifty sistemini devriyeye sokacak. Bu durumda personel bir hayli rahat nefes almış olacak.

    dinihaberler.com

    Editörün Notu: Fakat Mülakatın olduğu her yerde torpilin de olduğunu eklemek gerekir. Diyanet işleri başkanlığı bu torpil meselesine bir çözüm bulmadığı sürece bir adım dahi ileri gidemeyecektir. Kendi içinde adaleti sağlayamayan kurumun adaleti tavsiye etmesi kadar abes bir durum olamaz. 

  • Şark Medreseleri Ve Âlimleri Toplantısı’nın 6.sı Siirt’te Yapıldı

    Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV) 6’ıncı toplantısını Siirt’te yaptı. Toplantıda vakfın hedeflerini açıklayan Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve MEDAV’ın Genel Kordinatörü Prof.

    Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV) 6’ıncı toplantısını Siirt’te yaptı. Toplantıda vakfın hedeflerini açıklayan Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve MEDAV’ın Genel Kordinatörü Prof. Dr. Halil Çiçek, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yayılmaya yüz tutan uyuşturucu ve kötü alışkanlıklara karşı karşı gençliği uyarıp kampanya başlatacaklarını söyledi.

    Eski adı İlim Eğitim Kültür ve Dayanışma Vakfı (İLEKDAV), yeni adı olan Medrese Alimleri Vakfı (MEDAV), ‘Şark Medreseleri ve Âlimleri Toplantısı’nın 6’ıncısını Siirt’teki Şehy Hüseyin Basreti Erkek Yatılı Kur’an Kursu’nda gerçekleştirdi. Toplantıya Seyda Mela Abdurahmani Havili, Şeyh Fetullah Ayte, Şeyh Mesut Ayte, Lübnan’dan Şeyh Cemal, Suriye’den Şeyh Muhammed Said, Seyda Mela Mehmet Emin Yıldırım, Şeyh Hikmetullah Geylani, Şeyh Cemalettin Geylani, Seyda Mela Abdurrahman İnal, Seyda Mela Abdullahalim, Seyda Mela Abdülkerim, Seyda Mela Mehmet Tahar Baran, Mela Vezir Aslan, Mela Kutbettin Akdemir, Mela Mesut Eser, Seyda Mele Reşit, Siirt Müftüsü Faruk Arvas, Prof. Dr. Halil Çiçek, Seyda Mela Arif Karakaya’dan oluşan yaklaşık 400 medrese müderrisi katıldı.

    Kur’an tilavetiyle başlayan toplantı Şeyh Muaz Oran’ın (Basreti) konuşmasıyla başladı. Oran, sahabelerin ellerinde hayat iksirini diğer insanlara ulaştırmak için Çin’e kadar gittiğini hatırlattı. Oran, “Bugün yanı başımızda İslam’dan, ilimden habersiz milyonlarca insan varken bizler tebliğimizi ulaştıramıyorsak oturup düşünmeye ihtiyacımız vardır. Evet İslam’ın ve Müslümanların yaşadığı altın devirlerin tesisinde nasıl medreselerin payı varsa ne yazık ki bu devirlerin sona ermesinde payımız büyüktür. Peygamber ve sahabe varisleri olması gereken alimler onların yolundan ayrıldılar çünkü.” dedi.

    Bingöl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Halil Çiçek, vakfın gerçekleştirmeyi hedeflediği 27 maddelik sunumunu yaptı. Bölge medreselerinin ilahiyat fakülteleriyle, İslami ilimlerle uğraşan kurumlarla bir entegrasyon sağlamak istediklerini aktaran Çiçek, vakfın hedeflerini şöyle sıraladı: “Vakıf imkanları el verdiği sürece medrese bünyesinde bir tercüme birimi kurarak, Şafi fıkıhları, Hanefi fıkıhları, usul gibi İslam klasiklerinin Türkçe ve Kürtçeye çevirmek. İslami nadide eserlerin basılması için girişimlerde bulunmak. Vakfın imkanları doğrultusunda vakıf merkezinde hızlı okuma, yabancı dil gibi bazı kurslar düzenlemek. İmkanlar el verdiğince genç müderrisleri belli sürelerle El Ezher gibi köklü ilim tecrübesi olan merkezlere göndermek. Bölgede yayılmaya yüz tutan uyuşturucu ve benzeri durumlara karşı gençliği uyarmak ve kampanyalar başlatmak. Kamuoyunu aydınlatmak önemli hedeflerimiz arasında. Medrese mensuplarının sorunlarını gidermek için gerekli kurumlarla görüşmek. Mesleki mağduriyetlerini gidermeye çalışmak ve platformlarda dile getirmek.”

    Görüşmelerin ardından yenilen yemekle toplantı sona erdi. CİHAN

  • İstanbul İlahiyat Fakültesi Hocalarından Aruçi Vefat Etti

    Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Muhammed Aruçi vefat etti. Aruçi’nin cenazesi, Makedonya’ya gönderilecek.

    Makedonya’nın Gostivar şehrinde doğan Muhammed Aruçi, 57 yaşında vefat etti. Bir süredir kanser tedavisi gören Aruçi, özellikle Balkanlar’da yaptığı ilmi ve sosyal çalışmalarla tanınıyordu. Aruçi’nin cenaze namazı, bugün ikindi namazını müteakip Fatih Camii’nde kılınacak. Akşam saatlerinde Makedonya’ya gönderilecek. Cenaze, Gostivar’ın Vrapciste köyünde toprağa verilecek.

    Makedonya’nın ileri gelen alimlerinden babası Kemal Efendi’den ilk eğitimini alan Aruçi, lise eğitimini Saray Bosna’daki Gazi Hüsrev Bey Medresesi’nde, üniversite eğitimini ise Mısır’ın El Ezher Üniversitesi’nde tamamladı. Bir süre Yugoslavya’da çeşitli görevlerde bulunan Aruçi, doktora için İstanbul’a geldi. İslam Araştırma Merkezi’nde(İSAM) uzun yıllar görev alan Aruçi, İslam Ansiklopedisi’nin Balkan maddelerini hazırladı. Marmara , Saraybosna , Priştine ve Sofya üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 201’de İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı’nda profesör olarak göreve başladı. Balkanlarda birçok Kur’an kursunun, okul ve caminin yapılmasında önderlik eden Aruçi, Arnavut ve Boşnak çocukların okuması için önemli projeleri hayata geçirdi. Evli ve 4 çocuk babası olan Aruçi, yaklaşık 1 yıldır kolon kanseri tedavisi görüyordu.

  • MEB Dershaneler Konusunda Geri Adım Attı

    ‘dershanelerin kapatılması’ tartışmasında kendilerine yönelik eleştirilere, “Bu krizde oturup konuşulup ara yol bulunur. Ancak, bu süreçte hükümetimize yönelik eleştiriler ve haberlerdeki üslup tavır bizi çok üzdü ve kırdı. Toplumun yararına olacağını düşündüğümüz bir yasal düzenleme çalışmasını demokrasi dışı, rejimlere benzetme yaklaşımları son derece yanlıştır’ dedi. Avcı, ‘Bu tür ağır ve haksız eleştirilere bakınca insanın aklına, ‘mesele dershane kapatmaya tepki değil de acaba başka bir şey mi’ demek geliyor” diyerek, şöyle devam etti:

    ‘ÜZÜLDÜK VE KIRILDIK’

    ‘Bu konu zaten uzunca bir süreden beri gündemde. Daha önce de yasal düzenleme yapılacağı konusunda açıklamalarda bulunuldu. Ortaya atılan bir metin üzerinden var olmayan sonuçlara ve yargılara dayanarak bu kadar haksız eleştirilerin yapılması hepimizi çok şaşırttı. Bu krizde oturup konuşulup ara yol bulunur. Ancak, bu süreçte hükümetimize yönelik eleştirilerde ve haberlerdeki üslup, tavır bizi çok üzdü ve kırdı. Toplumun yararına olacağını düşündüğümüz bir yasal düzenleme çalışmasını demokrasi dışı, rejimlere benzetme yaklaşımları son derece yanlıştır. Bu tür ağır ve haksız eleştirilere bakınca insanın aklına, ‘mesele dershane kapatmaya tepki değil de acaba başka bir şey mi’ demek geliyor.

    ‘ŞU AN KESİNLEŞEN BİR ŞEY YOK’

    Konu pazartesi Bakanlar Kurulu ve partinin yetkili kurullarında zaten gündeme gelecek. Ben bu konuya Gülen cemaatinin çeşitli kanallarla niye bu kadar tepki gösterdiğini anlamıyorum. Kendilerine de defalarca izah ettik. Dershaneler hazırlık lisesi gibi açık liseye dönüştürülürse kimseye bir zararı olmayacak, bir kayıp olmayacak. Bunu sadece biz değil, dershanesi olan Türkiye’nin büyük kuruluşları da söylüyor. Bu konuyu, diğer büyük dershane sahiplerine de sorabilirler. Bu adımlara karşı çıkanlar, açık liselerle, verdiklerini belirttikleri bu iyi eğitimleriyle zaten diğer okullara da alternatif ve rakip olacaklar. Aynı eğitimi sağlamaya devam edecekler. Buna tepki gösterenler, sektörde diğer kurumları da bir dinlesinler. Açık lisede de aynı verim sağlanacaktır. Ama açıkçası ben bu sert üsluba şaşırdım. Oturur ara yol bulabiliriz. ‘Dershaneler tamamen kapanıyor, kapanmıyor’ tartışmasına girmek yanlış. Orada çalışanlar da kurumlar da hayatlarına aynen devam edecekler. Türkiye’nin eğitim açığını kapatmaya destek verecekler. Zaman içinde karşılıklı anlayışla bu sorunun çözüleceğine inanıyorum ama herkesin bu ön yargılı haksız ve sert üslubundan kaçınması lazım. Yanlış oldu.’

  • İlahiyat profesörü Seçmeli Din Dersine karşı çıktı

    Dr. Mehmet Zeki Aydın, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin seçmeli olmasını onaylamadığını söyledi. Aydın, “Biz bu modeli denedik daha önce, bir çok tartışma sonrasında 1982 Anayasası’na koyduk. Adı bile ‘Dün Kültürü ve Ahlak Bilgisi’ zaten, bu ortak kültüre Türkiye’nin ihtiyacı var. Bunun amacı zaten din öğretmek değil, genel kültür vermek” dedi.

    Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nce bu yıl ikincisi düzenlenen ‘Bursa’da Eğitim Günleri ‘ kapsamında ilk ve ortaokulların Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) öğretmenleri hizmet içi eğitime alındı. Düzenlenen etkinlikte,  Marmara Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın, öğretmenlere ‘Din Öğretiminde Yöntem ve Teknikler’ konulu  seminer  verdi.

    Din kültürü dersi seçmeli olamaz

    Marmara Üniversitesi  İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın da, dünyanın hızla değişip geliştiğini, bu değişime ayak uydurmak gerektiğinin anlattı. Eğitimde öğretmenlere din öğretiminde yöntemler ve yeni yaklaşımlar konusunda bilgi vereceğini aktaran Aydın, şöyle konuştu:

    “Dünyada iki tür din dersi var. Birincisi din eğitim yaklaşımı. Bu din eğitim yaklaşımı belli bir dini esas alarak o dini benimsetmek, sevdirmek üzere seçmeli olarak konulan yaklaşım. Bir de bunun dışında dini kültür olarak ele alan yaklaşım var. Din öğretimi yaklaşımı denen bu yaklaşım, Türkiye, Danimarka, İsveç, Norveç gibi ülkeler bu yaklaşımı benimsiyor, tüm öğrencilere zorunlu eğitimi veriyor. Bir genel kültür anlamlında.”

    Türkiye’nin de bir çok ülkeye örnek olduğunu dile getiren  Mehmet Zeki Aydın, şöyle devam etti:
    “Artık dünyada dini öğretmeyelim diye bir yaklaşım yok. Dünyada nasıl öğretelim diye bir yaklaşım var. Türkiye’de de din bir kültür anlayışı ile veriliyor. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin şu andaki anayasada kaldığı şeklinde devam etmesini, ortak kültün olarak öğretilmesi taraftarıyım. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin seçmeli olmasını onaylamıyorum. Biz bu modeli denedik daha önce, bir çok tartışma sonrasında 1982 anayasasına koyduk. Adı bile ‘din kültürü ve ahlak bilgisi’ zaten, bu ortak kültüre Türkiye’nin ihtiyacı var. Bunun amacı zaten din öğretmek değil, genel kültür vermek.” 
     
    Hedef 10 bin öğretmen

    Panele katılan Bursa İl Milli Eğitim Müdürü Atilla Gülsar,  düzenlenen ‘eğitim günleri’ ile öğretmenleri hizmet için eğitime destek amacıyla yapıldığını belirterek şöyle konuştu:

    “Geçen yıl 6 bin öğretmeni eğitime tabi tuttuk. Bu yıl ise 10 öğretmene eğitim verilmesini planlıyoruz. Burada 6 branşta Türkçe, matematik, din kültürü ahlak, sosyal bilimleri ve fen bilgisi. Yani bu yıl ilk defa yapılacak ortak sınavlarla ilgili dersler. Çünkü bu otak sınavlar sonrasında çocuklar bir üst öğrenime hazırlanacak ve Anadolu liselerine giriş tamamen bu ortak sınav sonuçlarına göre olacak. Asıl hedefimiz ortak sınavlardaki başarılı yukarı çıkarmak.”

    Bursa’da 550 bin öğrenciye 29 bin öğretmenle 1380 okulda hizmet verdiklerini anlatan Gülsar, geçen sene düzenlenen hizmet için eğitimlerle YGS’de Bursa’nın 14’üncü sırada yer aldığını sözlerine ekledi.