Rivâyet Ve Şehadet Arasındaki Farklar Hadis Usulü Online Oku

42689


Rivâyet Ve Şehadet Arasındaki Farklar:

 

Daha çok fıkhın konusuna giren şehâdet’le,
öncelikle hadisin konusuna giren rivayet bahisleri birbirine yakınlık arzettiği
için aralarındaki benzeyen ve benzemeyen noktaları belirtmeye hadîs usulcüleri
ehemmiyet vermişlerdir. Bir kısım zevatı: “ikisi de birdir” demeye sevkedecek
kadar, birçok noktada aralarında müştereklik varsa da, İbnu Hacer gibi
müdakkiklerin gözünden kaçmayacak bazı farklı noktaları da mevcuttur. Biz,
Tedrîb’de tâdad edilen yirmibir aded ahkâm farklarını aşağıya aynen
kaydediyoruz.


1-

Şehâdette aded şartı var, rivayette yok. (Şehâdet’in ihbarını sahîh kabûl etmek
için -tek şâhidin de muteber olduğu bazı meseleler dışında- zina için dört,
diğer meseleler için iki şahit şart koşulur). Halbuki, sıhhat şartlarına uygun
olarak tek tarîk’ten gelen rivayetle hüküm sâbit olur. Bunun sebebi üçtür.


Birincisi:

Müslümanlar, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) hakkında yalan söylemekten,
daha çok korku hissederler, halbuki yalancı şahitlikten bu kadar korku
duymazlar, binaenaleyh şehâdette yalan ihtimalini azaltmak için aded şart
koşulmuştur.


İkincisi:

Bir çok durumda rivayeti bir tek ravi yapmaktadır. Eğer bu rivayet, münferid
diye reddedilecek olsa, bu rivayetin getirdiği zenginlik, dinde olmayacak.
Halbuki şehâdette aded şartı sebebiyle hukuk kaybolsa zararı bir kişiyi
ilgilendirir.


Üçüncüsü:

Müslümanlar arasında birbirlerine karşı düşmanlık mevcuttur, bu durum yalan yere
şehâdete sevkedebilir, bu imkânı azaltmak için şehâdette aded gereklidir.
Halbuki mümini Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a karşı yalana sevkedecek
sebep mevcut değildir, tek kişinin rivâyetine itimâd edilebilir.


2-

Şehâdette bazı yerlerde şâhidin erkek olması gerekir, rivayette bu aranmaz.


3-

Şehâdette hürriyet şarttır, rivayette şart değildir.


4-

Bir kavle göre rivayette büluğ şart değildir.


5-

Hattâbiye’den başka herhangi bir ehl-i bid’a’nın şehâdeti -dâî (militan) bile
olsa- makbuldür. Halbuki ehl-i bid’a’nın mezhebi lehine yaptığı rivâyet, dâî
olsa da, olmasa da kabûl edilmez.


6-

Kizb’ten tevbe eden yalancının şehâdeti tevbeden sonra makbûldür, rivayeti
makbûl değildir.


7-

Bir tek hadiste yalanı tesbit edilen ravinin daha önceki rivayetleri de
reddedilir. Yalancı şehâdeti görülen kimsenin önceki şâhitlikleri iptal olunmaz.


8-

Bir kimsenin şehâdeti kendisine bir menfaat sağlayacak veya zararı defedecek
ise, bu şehâdeti makbul değildir. Bu durumdaki rivâyet kabûl edilir.


9-

Kişinin usûl ve füru’u veya kölesi lehine yapacağı şehâdeti dinlenmez. Rivayet
ise makbuldür.


10, 11, 12-

Şehâdetin sahîh olması için, şâhitliğin geçmiş bir vak’a üzerine olması,
talebedilmesi ve hâkim huzurunda cereyan etmesi gerekir. Rivayette bu şartlar
aranmaz.


13-

Âlim, ilmine dayanarak râvi hakkında kesin bir cerh veya ta’dil hükmüne varma
yetkisine sâhiptir. Şehâdette durum böyle değildir, burada üç ihtimal
mevzubahistir, en doğrusu da hududullah’a girenle diğerlerini tefrîktir.


14-

Sahîh görüşe göre, rivâyette, tek bir âlimin hükmü ile cerh ve ta’dîl makbûldür,
şehadette değildir.


15-

Rivâyetle âlimden vâki olan gayr-ı müfesser bir cerh veya ta’dil hükmü
makbuldür, şehâdette cerhin kabûlü müfesser olmasına bağlıdır.


16-

Rivâyete mukabil ücret almak caizdir, şehadette ise, şâhitliğin edâsı için yol
parası ödenmişse masraf alınabilir.


17-

Şehâdeti esas alarak hükmetmek şâhid hakkında bir ta’dildir. Hatta Gazâlî, “Sen
âdilsin” demekten daha kavî olduğunu söyler. Halbuki, esah olan kavle göre,
âlimin rivâyet ettiği şeyle amel etmesi ve buna dayanarak fetva vermiş olması
rivayetin sıhhatine delil olamaz.


18-

Ölüm, gaybûbet ve bunlara benzer bir sebeple asıl görgü şâhidini dinlemenin
imkansız hale geldiği durumlar dışında şâhidin şâhidi’ne itibar edilmez, asıl
şâhit dinlenir. Rivâyet bunun aksinedir; çoğunlukla, hayatta kalanlar ölenlerden
rivâyet ederler.


19-

Bir râvi rivâyet ettiği bir şeyden rücu edebilir. Bu durumda o rivâyet amelden
düşer. Hüküm verildikten sonra şehâdetten dönülemez, dönülse, hüküm bozulmaz.


20-

İki kişi, katli gerektiren bir meselede şahitlik yapıp ölüme sebep olduktan
sonra: “Biz âmden (kasten) yalan söyledik” diyerek şehâdetten rücû etseler,
kısâsen katledilirler. Halbuki bir meselede hüküm vermede hâkim zorlukla
karşılaşarak tevakkuf edip duraklasa, bir kişi meseleye müteallik Hz. Peygamber
(aleyhissalâtu vesselâm)’den bir hadis rivayet etse, Hâkim rivayete dayanarak
ölüm kararı verdikten sonra ravi gelip: “Âmden yalan söyledim” diye rivayetinden
rücû etse ravinin durumu hakkında ihtilaf edilmiştir. Bağavî’nin el-Fetâvâ’sında
“Tıpkı şâhidde olduğu üzere râvi, kısasla öldürülür” der. er-Râfiî’nin nakline
göre, el-Fetâvâ ve’l-İmâm”da Kaffâl: “Şehâdetin aksine burada kısas uygulanmaz”
der. Zira şehâdet muayyen bir hâdiseyle ilgilidir. Rivâyet ise o hadiseye has
olmaz.


21-

Dörtten az sayıda şâhid zina hususunda şâhitlikte bulunsalar, râcih kavle göre
hadd-i kazf’e (iftira cezası’na) mâruz kalırlar. Tevbe etmedikleri müddetçe
şâhitlikleri de kabûl edilmez. Bu kimselerin rivâyetlerini kabûl hususunda iki
görüş var: Meşhur olan kavle göre kabul edilir. (Bu meseleyi Mâverdî el-Hâvî’de
zikretti, ondan da İbnu’r-Rüf’a el-Kifâye ve’l-İstivâ fi’l-Elfâz’da nakletti).[1]



 




[1]

İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/26-29.