Nefy-i İstikbal Muzari Fiil Arapça

 

NEFY-İ   İSTİKBAL

(GENİŞ ve GELECEK  ZAMANIN  OLUMSUZU   لاَ )

Hem şimdiki hem de geniş zamanın olumsuzunu yapmak için muzâri fiilin başına لاَ getirilir. En çok kullanılan olumsuzluk edatı budur.

يَشْرَبُ

içer

لاَ يَشْرَبُ

içmez, içmiyor, içmeyecek  

يَكْتُبُ

yazar

لاَ يَكْتُبُ

yazmaz,yazmıyor, yazmayacak

أَذهَبُ

gidiyorum

لاَ أَذْهَبُ

gitmem, gitmiyorum, gitmeyeceğim

Cümle Örnekleri:

1- لاَ أَعْرِفُ ماَذاَ كَتَبْتُ- لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى حَديِقَةٍ ؟

2- لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى مَلْعَبٍ ؟- لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى الْغُرْفَةِ ؟

3- لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى مَسْبَحٍ – لِماَذاَ لاَ نَذْهَبُ إِلَى الْبَيْتِ؟

4- هَلْ تَدْخُلُ الْأُخْتاَنِ الْمُتْحَفَ هَذاَ الْمَساَءَ؟ لاَ ، اَلْأُخْتاَنِ لاَ تَدْخُلاَنِ الْمُتْحَفَ هَذاَ الْمَساَءَ.

5- هَلْ يَلْبَسُ الْأَوْلاَدُ مَلاَبِسَهُمْ ؟ لاَ ، هُمْ لاَ يَلْبَسُونَهاَ قَبْلَ الْعِيدِ.

6- هَلْ يَكْتُبُ الصَّحَفِياَّنِ الْقِصَّةَ فِي الْمَجَلَّةِ ؟ لاَ، اَلصَّحَفِياَّنِ لاَ يَكْتُباَنِهاَ فِيهاَ.

7- هَلْ يُوَزِّعُ الْمُدِيراَنِ الْجَواَئِزَ يَوْمَ الْخَمِيسِ ؟ لاَ ، اَلْمُدِيراَنِ لاَ يُوَزِّعاَنِهاَ يَوْمَ الْخَمِيسِ.

8- هَلْ تَدْخُلُ التِّلْمِيذاَتُ الصَّفَّ ؟ لاَ ، هُنَّ لاَ يَدْخُلْنَ الصَّفَّ.

9- لاََ أَقْرَأُ الدَّرْسَ فيِ الْحَديِقَةِ – أَنْتُماَ لاَ تَعْمَلاَنِ  واَجِبَكُماَ.

10- أَنْتَ لاَ تَعْرِفُ أَحْمَدَ – هِيَ لاَ تَبْحَثُ عَنِ الْمَطْعَمِ.

Tercüme:

1- Ne yazdığımı bilmiyorum. Niçin bir bahçeye gitmiyoruz?

2- Niçin bir oyun sahasına gitmiyoruz? Niçin odaya gitmiyoruz?

3- Niçin bir havuza gitmiyoruz? Niçin eve gitmiyoruz?

4- İki kızkardeş bu akşam müzeye giriyor mu? Hayır, iki kızkardeş bu akşam müzeye girmiyor.

5- Çocuklar elbiselerini giyerler mi? Hayır, onlar onu bayramdan önce giymezler.

6- İki gazeteci hikayeyi dergide yazar mı? Hayır, iki gazeteci onu orada yazmaz.

7- İki müdür ödülleri perşembe günü dağıtır mı? Hayır, iki müdür onları perşembe günü dağıtmaz.

8- Kız öğrenciler sınıfa giriyor mu? Hayır, onlar sınıfa girmiyor.

9- Dersi bahçede okumuyorum. İkiniz ödevinizi yapmıyorsunuz

10- Sen Ahmed’i tanımıyorsun. O (müe.) lokantayı aramıyor.

 

KONULARLA İLGİLİ AYETLER


1- وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُداَنِ.

(55/RAHMÂN 6). Yıldızlar ve ağaçlar secde ederler.
النَّجْمُ

yıldız (cins cemi isim) / bitkiler

اَلشَّجَرُ

ağaç (cinsi)

سَجَدَ  يَسْجُدُ

secde etti, itaat ve inkiyad etti

2- يَخْرُجُ مِنْهُماَ اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجاَنُ.

(55/RAHMÂN 22). İkisinden inci ve mercan çıkar.

خَرَجَ  يَخْرُجُ خُرُوجاً

çıktı

اَللُّؤْلُؤُ

inci

اَلْمَرْجاَنُ

mercan

3- ياَ عِباَدِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَ لآ أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ.

(43/ZUHRUF 68). Ey kullarım! Bugün size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de.

عَبْدٌ ج عِباَدٌ

kul

حَزِنَ -َ

üzüldü, mahzun oldu

خَوْفٌ

korku, korkma([14])

Bu cümlede (ياَ) harfu nidâ, nidâ harfinden sonra gelen isim (عِباَدِ) münâdâ (nidâ edilen), (لاَ) leyse (yok, değil) manasında nefy (olumsuzluk) harfidir.  İkinci cümledeki (لآ) nefy (olumsuzluk) harfi, (أَنْتُمْ) munfasıl zamir olarak mahallen merfû mübtedâ, (تَحْزَنُونَ) fiil cümlesi olarak haberdir.

4- أَمْ يَحْسَبُونَ أَناَّ لاَ نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَ نَجْواَهُمْ بَلَى وَرُسُلُناَ لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ.

(43/ZUHRUF 80). Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmiyor olduğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz (hafaza melekleri) yazmaktadırlar.
 

 

 

حَسِبَ يَحْسَبُ

zannetti, var saydı

أَمْ

yoksa (atıf harfi)

سَمِعَ يَسْمَعُ سَمْعاً سَماَعاً

işitti, duydu

اَلسِّرُّ

sır, gizlilik

اَلنَّجْوَى

fısıldama, sır verme, fısıltı, fısıldayanlar, birbirine sır verenler (elifi maksûre zamirle birleşirken uzun elif şeklinde yazılır).

أَناَّ

 (ناَ) + (أَنَّ)  gerçekten biz

(إِنَّ) te’kîd edatı başta yazılınca hemzesi esre, ortada yazılınca hemzesi üstün olur. Ortada bulunan (أَنَّ) ..diği, ..dığı ..eceği, acağı..manasını verir. Beraberinde bulunduğu cümleyle temel cümleye bağlanır. Burada “bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmiyor olduğumuzu” yan cümleciği “sanıyorlar” temel cümlesine bağlanmaktadır.

اَلرَّسُولُ ج رُسُلٌ

gönderilen elçi

لَدَيْهِمْ

yanlarında

لَدَى

(zarf): yanında, katında, huzurunda

5- وَ لَقَدْ مَكَّناَّكُمْ فِي الْأَرْضِ وَ جَعَلْناَ لَكُمْ فِيهاَ مَعاَيِشَ قَلِيلاً ماَ تَشْكُرُونَ.

(7/A’RÂF  10). Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!

مَكَّنَ يُمَكِّنُ تَمْكِيناً

yerleştirdi, sağlamlaştırdı, imkan (tasarruf hakkı ve kudret) verdi

جَعَلَ يَجْعَلُ جَعْلاً

yarattı, icad etti

قَلِيلاً ماَ

ne kadar az (tâbir)

شَكَرَ يَشْكُرُ شُكْراَناً

şükretti

اَلْمَعاَشُ ج اَلْمَعاَيِشُ

geçim kaynağı, geçim sağlama vakti, geçim temin etme yeri

6- …وَ أَنْصَحُ لَكُمْ..

(7/A’RÂF, 62) . Ben size nasihat ediyorum

نَصَحَ يَنْصَحُ نُصْحاً

nasihat etti, öğüt verdi, iyiliğini istedi.

خُلِقَتْ.

كَيْفَ إِلَى الْإِبِلِ يَنْظُرُونَ

فَلاَ

7- أَ

Fiil-i mâzî meçhûl

 

İsmu istifham

Câr – mecrûr

Muzâri fiil

(فَ) harfu atıf

Harfu istifham
Nâibu fâili müstetir zamir (هِيَ)    

(لاَ) harfu nefy

 
                     

(88/GAŞİYE 17). (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, bakmazlar mı?

نَظَرَ يَنْظُرُ نَظْراً

baktı, gördü

اَلْإِبِلُ

deve (cinsi),develer

خَلَقَ يَخْلُقُ خَلْقاً

yarattı

خُلِقَتْ

yaratıldı (Mâzî meçhûlün nâib-i fâili dişi deve olduğu için müennes sigası kullanılmış) (yan cümlecikler temel cümleye ..diği..dığı şeklinde bağlanır)

8- وَ إِلَى السَّماَءِ كَيْفَ رُفِعَتْ.

(88/GAŞİYE, 18). Göğe ( bakmıyorlar mı) nasıl yükseltilmiş?

رَفَعَ  يَرْفَعُ  رَفْعاً

yükseltti, kaldırdı. (Manaya dikkat çekmek için devrik cümle yapılarak harfi cer fiilden önceye alınmış).

كَيْفَ رُفِعَتْ

(Ortada geldiği için) “nasıl yükseltildiğine” şeklinde çevrilebilir. (السَّماَءُ) (gök) kelimesi semâî müennes olduğu için  mâzî meçhûl (رُفِعَتْ) gelmiş.

9- وَ إِلَى الْجِباَلِ كَيْفَ نُصِبَتْ.

(88/GAŞİYE 19). Dağlara nasıl dikildi(ğine, bakmazlar mı?)

اَلْجَبَلُ ج اَلْجِباَلُ

dağ

نَصَبَ  يَنْصِبُ  نَصْباً

dikti

10- وَ إِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ.

(88/GAŞİYE 20). Yeryüzüne nasıl yayıldı(ğına bir bakmazlar mı?)

سَطَحَ يَسْطَحُ سَطْحاً

açtı, döşedi, serdi, hazırladı, düzledi.

11- وَ إِذاَ قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لاَ يَسْجُدُونَ.

(84/İNŞİKAK 21). Onlar kendilerine Kur’ân okununca secde de etmezler.(Secde ayeti)

إِذاَ

…dığı zaman, ..ınca (zaman zarfı)

قَرَأَ يَقْرَأُ قِراَءَةً قُرْآناً

okudu (2 masdarlı fiil)

اَلْقُرْآنُ

Kur’ân-ı Kerîm, (masdar olarak; okumak, okuma, okunuş) (mecâzen namaz).

سَجَدَ يَسْجُدُ سُجُوداً

secde etti, eğildi, boyun eğdi, bağlandı.

12- وَ نُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذاَ هُمْ مِنَ الْأَجْداَثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنْسِلُونَ.

(36/YÂSÎN 51). (Nihayet) Sûr’a üfürülür. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden (kalkıp koşarak) Rablerine giderler.

نَفَخَ  يَنْفُخُ نَفْخاً

üfledi

اَلصُّورُ

sur

نَسَلَ يَنْسِلُ نَسْلاً

koştu, akın etti

فَإِذاَ هُمْ

bir de bakmışsın onlar, işte bunun üzerine onlar..

جَدَثٌ ج أَجْداَثٌ

kabir

13- لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ.

(36/YÂSÎN 7). Andolsun ki onların çoğunun üzerine (gafletlerinin cezası) hak oldu. Çünkü onlar iman etmiyorlar.

لَقَدْ

gerçekten, hakikaten

حَقَّ  يَحِقُّ حَقاًّ

hak oldu, gerçek oldu, hak etti

الْقَوْلُ

söz (azab sözü)

عَلَى أَكْثَرِهِمْ

çoğunun üzerine

آمَنَ  يُؤْمِنُ  إِيماَناً

iman etti, inandı

14- …وَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ.

(36/YÂSÎN 40). Her biri bir yörüngede yüzer.

كُلٌّ

herbiri, hepsi

سَبَحَ يَسْبَحُ سَبْحاً

yüzdü

فَلَكٌ

boşluk, yörünge

 

 

 

 

 

 

 

 

 

يَأْكُلوُنَ.

وَمِنْهاَ

رَكوُبُهُمْ

فَمِنْهاَ

لَهُمْ

ذَلَّلْناَهاَ

15- وَ

Fiil-i muzâri

Câr-mecrûr (وَ) atıf harfi

Mübt.muahhar

Hab. mukaddem

(mahallen merfû)

Câr-mecrûr

        Fiil+fâil+mef’ûl     Atıf h.

(هاَ) muttasıl zamir mefulün bih mahallen mansûb

 
                 

(36/YÂSÎN 72). (Bu hayvanları) onlar için boyun eğdirdik. Onların bir kısmından binekleri (vardır), bir kısmından da yerler.

ذَلَّلَ  يُذَلِّلُ تَذْليِلاً

boyun eğdirdi, emrine verdi, zelil kıldı.

اَلرَّكوُبُ

binek

  أَجْرٍ. مِنْ عَلَيْهِ أَسْأَلُكُمْ

16- وَماَ

               Mef’ûlün b.

(lafzan mecrûr, mahallen mansûb)

Zâid harfi cer

Câr-mecrûr

Fill+fâil+mef’ûl

Harfu nefy Atıf h.

             

 (26/ŞUARÂ 127). Buna karşı (bunun üzerine) sizden hiçbir ücret istemiyorum..

17-…وَلاَ أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلاَ أَقوُلُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ.

(6/EN’ÂM 50). ..Ben gaybı bilmem. Size, ben bir meleğim demiyorum…

قاَلَ  يَقُولُ  لِ

birine dedi, söyledi

لاَ أَقوُلُ لَكُمْ

size demiyorum

18-…أَ فَلاَ يَعْقِلوُنَ.

(36/YÂSÎN 68).. Hiç akıl etmiyorlar mı?

عَقَلَ يَعْقِلُ عَقْلاً

akıl erdirdi, akıllandı, akıl etti

أَ فَلاَ

hiç, hâlâ …mı?

19- أَلاَ إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لاَ يَشْعُروُنَ.

(2/BAKARA 12). Dikkat edin, muhakkak ki onlar bozgunculardır, fakat anlamazlar.

أَلاَ

dikkat edin (tenbih edatı; dikkat çekilmek istenen hususta tabir olarak kullanılır)

مُفْسِدٌ

ifsat eden, bozan, bozguncu, fesatçı

لَكِنْ

fakat

شَعَرَ  يَشْعُرُ

anladı, hissetti

20- أَلاَ إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهاَءُ وَلَكِنْ لاَ يَعْلَمُونَ.

(2/BAKARA 13). ..Dikkat edin, muhakkak ki onlar sefihlerdir fakat bunu akıl etmezler.

السُّفَهاَءُ اَلسَّفِيهُ ج

beyinsiz, akılsız, aklını kullanmayan, düşük akıllı.

21- … كَمْ أَهْلَكْناَ قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ.

(36/YÂSÎN 31). (Müşrikler görmüyorlar mı ki, ) onlardan önce nice kavimler helâk ettik. Onlar kendilerine dönmezler.

كَمْ .. مِنْ

nice, kaç (sayıdan kinâye olan bu (كَمْ)e “Kem’il haberiyye” denir.

أَهْلَكَ يُهْلِكُ إِهْلاَكاً

helak etti

قَبْلَهُمْ

onlardan önce (muttasıl zamire birleşmiş zaman zarfı)

اَلْقَرْنُ ج اَلْقُرُونُ

nesil, aynı zamanın insanları

رَجَعَ يَرْجِعُ

döndü

Burada (أَنَّ) ye birleşen (هُمْ) zamiri mahallen mansûb olarak (أَنَّ)nin ismi (..لاَ يَرْجِعُونَ) (أَنَّ)nin haberidir.

22- أَفَلاَ يَشْكُروُنَ

(36/YÂSÎN 35).. Hâla şükretmeyecekler mi?

23- يَوْمَ لاَ تَمْلِكُ نَفْسٌ لِنَفْسٍ شَيْئاً وَالْأَمْرُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ.

(82/İNFİTÂR 19). O gün hiçbir kimse başkası için birşey yapmaya sahip değildir (hiçbirşey yapamaz.) O gün iş Allah’a aittir.

مَلَكَ يَمْلِكُ

sahip olmak, hüküm ve söz sahibi olmak

نَفْسٌ

nefis, can, ruh, kendi (semâî müennes)

الْأَمْرُ

iş, emir (burada mübtedâ)

يَوْمَ

o gün (mansûb zaman zarfı)

يَوْمَئِذٍ

o gün (daima mecrûrdur)