Naibi Fail-Sözde Özne Arapça- Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

Bilindiği gibi her insan kendi anadilini içinde yaşayıp büyüdüğü, aile ve mahalle gibi yakın ve uzak çevresinden tabiî olarak öğrenir. Bunun için özel bir çaba göstermez bile. Ancak okullarda öğrenim görenler, kendi konuştukları dilin bile bir dilbilgisi ve kuralları olduğunun farkına sonradan varırlar. Kendi anadillerinin dilbilgisine ait kavramları zihinlerine iyice  kolayca kavrayabilirler. Bu yüzden bu ünitede öğreneceğiniz Nâibu’l-fâil konusunu kolayca anlayabilmek için önce bunun dilimizdeki karşılığını kısaca hatırlamamız faydalı olacaktır. Her insan duygularını, düşündüklerini ve çevresindeki olayları sözlü veya yazılı olarak, cümleler kurarak anlatır.

Bu cümlelerde işi yapana özne (fâil), öznenin yaptığı işten etkilenen varlığa da nesne (mefûl) denir. Edilgen bir fiille kurulmuş cümlelerde ise nesne, özne gibi görünür. Meselâ: كُسِرُ الغُصْنُ “Dal kırıldı” cümlesinde “dal” kelimesi özne gibi görünmekte ise de, bu kırma işini yapan değil, kırılandır. Bu sebeple özne (fâil) gibi görünen nesneye sözde özne (nâibu’l-fâil) deriz. Bu sözde özneler kelime ya da kelime öbekleri şeklinde olabilirler. İşte bunların Arap dilbilgisinde (nahiv/sentaks/cümle yapısında) örneklere dayanan geniş açıklamaları ileriki sayfalarda görülecektir. Bu ünitede önce içinde Arapçadaki nâibu’l-fâillerden çok sayıda bulabileceğiniz bir okuma parçasında ve alıştırmalarda öğrenci için yeni sayılabilecek kelime ve deyimlerin anlamları yer alacaktır. Yine de ihtiyaç olursa bir sözlüğe başvurulmalıdır. Metni kavrama alıştırmalarından sonra nâibu’l-fâil konusu geniş bir şekilde anlatılacaktır. Ardından konunun zihinlerde yerleşmesine yardımcı olacak ve daha çok öğrencinin uygulamasına yönelik çeşitli ve çok sayıda alıştırmalar bulunacaktır. Amaç ve ümidimiz bunları uygulaya uygulaya ilerlemelerini beklediğimiz öğrencilerin konuyu kavramış olmalarıdır.

 

 

DİL BİLGİSİ NÂİBU’L-FÂİL (SÖZDE ÖZNE)

 

Konumuz nâibu’l-fâil olmakla birlikte aralarında çok yakın bir ilgi bulunduğu için fâil hakkındaki bilgilerimizi kısaca hatırlamamız faydalı olacaktır. Biz bir işi, bir oluşu anlatırken işi yapanı biliyorsak fiille birlikte fâili (öznesini) de zikrederiz. Yani o eylemi kimin yaptığını belirtmiş, fiili fâile nispet etmiş oluruz. Aşağıdaki cümleleri bu açıdan inceleyiniz:

 

 

Fâil (özne) bilindiği ve cümlede zikredildiği zaman fiilin yapısı/çatısı ma‘lûm yapıda olarak söylenir.
Not: Bu konun açıklanmasına geçmeden önce, Arapça gramer derslerinde sıkça kullanılan ma‘lûm fiil ( الفعل المعلوم bilinen fiil) teriminin aslı hakkında kısa bir uyarıda bulunmak yararlı olacaktır. Bu terimin aslı الفعلُ المعلومُ فاعلُه yani (fâili bilinen fiil) şeklindedir. Aslı bu şekildeyken uzunca bir terimi tekrar etmekten kurtulmak için kısaltılmış ve الفِعْلُ الْمَعْلُومُ kısaca (ma‘lûm/bilinen fiil) şeklini
almıştır. Oysa tam ve doğru şekil yukarıda belirttiğimiz şekildir. Zira burada ma‘lûm olan fiil değil, fâildir. Bu açılımını bilmeden kitaplarda bu ifadeyi okuyan ve Türkçe olarak anlamaya çalışanlar, yanılmakta ve şaşırmaktadırlar. Bir cümlede fâili (özne) nasıl bulacağız? Aslında fâili bulmak çok kolaydır. Türkçe bir cümlede özneyi bulmak için, yüklemden önce “kim?” ya da “ne?” sorularından biri sorulur; alınan cevap öznedir. Örnek olarak şu atasözümüzü ele alalım: At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır”. Şimdi, bu iki cümlenin birinci kısımları için “kim ölür?” diye sorunca “at” ve “yiğit” cevaplarını alırız. Şu halde bu kelimeler öznedir. Aynı şekilde atasözündeki ikinci kısımlar için “Ne kalır?” diye sorduğumuzda “meydan” ve “şan” cevaplarını alırız ki, bunlar da o iki
cümlenin öznesidir.

 

Bu öğrendiğimizi Arapça bir cümle üzerinde uygulayalım:
Çocuk kalemi kırdı كَسَرَ الوَلَدُ القَلَمَ
Bu cümlede aynı soruları soralım. Kalemi kim kırdı? ؟ مَنْ كَسَرَ القَلَمَ
Alınacak cevap الولدُ yani “çocuk”tur. Demek ki cümlemizdeki fâil/özne الولد
kelimesidir ve önceki derslerden hatırladığımız üzere fâil i‘râb bakımından merfûdur. Karşımıza çıkacak Arapça cümlelerin hepsinde bu yöntemi uygulayarak fâili kolayca bulabiliriz.
 

 

Fâillle ilgili bazı özellikleri kısaca hatırladıktan sonra nâibu’l-fâil (sözde özne) konusuna girebiliriz. Nâibu’l-fâilin yer aldığı cümlelerde yukarıda gördüğümüz cümle yapılarından bazı farklılıklar görülür. Bu değişikliklere dikkat edildiği takdirde nâibu’l-fâil konusu da kolayca anlaşılacaktır. Görüldüğü gibi yukarıdaki cümlelerin ögeleri Arapça normal kurallı cümle yapısına uygun olarak sıralanmıştır.

 

Yani;
Fiil + Fâil + Mefûl الفِعْل+ الفاعل +المفعول به
Yüklem + Özne + Nesne (düz tümleç)
Öğrenci yazı tahtasını sildi. مَسَحَ الطَّالِبُ السَّبُّورَةَ

 

Nâibu’l-Fâilin Tanımı
Arapça fiil cümlelerin bu normal sıralanışında bazen değişiklikler olur. Şöyle ki insanlar anlatmak istedikleri fiilin fâilini bilmemeleri veya başka bir sebeple kurdukları cümlede zikretmezler. İşte bu durumlarda kullanılan fiilin yapısı ma‘lûmdan (etken çatı) mechûle (edilgen yapıya) dönüşür. Fâil zikredilmemiş olunca cümledeki mef‘ûlün bih sarîh (nesne/düz tümleç) onun yerine geçer ve fâilin irâbını alır. Böylece gerçekte mefûlun bih sarîh (nesne/düz tümleç) olan ve görünüşte fâil yerine geçmiş olan kelimeye nâibu’l-fâil (fâilin vekili/sözde özne) denir.

 

Adam kapıyı açtı فَتَحَ الرَّجُلُ البَابَ
 

 

Öğretmen dersi yazdı كَتَبَ المدَُرِّسُ الدَّرْسَ
 

 

Ahmet Kur’ân’ı ezberledi حَفِظَ أحمَْدُ القُرْآنَ
 

 

Misafir, kahve içti. .شَرِبَ الضَّيْفُ القَهْوَةَ
 

 

Bu kadın bir mektup yazıyor. تَكْتُبُ هَذِهِ الْمَرْأةُ رِسَالَةً

 

Şimdi bu cümlelerdeki fiillerin yapısını mechûl kalıba çevirir ve fâilleri de kaldırırsak mefûlün bihler nâibu’l-fâil olur ve i‘râb bakımından da merfû duruma gelir:

 

Kapı açıldı فُتِحَ البَابُ
 

 

Ders yazıldı كُتِبَ الدَّرْسُ
 

 

Kur’ân ezberlendi حُفِظَ القُرْآنُ

 

Fiili, ma‘lûm yapıda (etken çatı) olan bir cümlede birden fazla mefûlün bih varsa, fiil mechûl (edilgen) kalıba çevirilince birinci mefûlün bih, nâibu’lfâil olur, i‘râb bakımından mansûb iken merfû‘a dönüşür; diğer mef‘ulün bihler olduğu gibi kalır, onlarda değişiklik olmaz.

 

 

Şimdi nâibu’l-fâille ilgili kâideleri örnekleriyle daha geniş bir şekilde anlatalım:

 

Sülâsî Mücerred Fiillerin Nâibu’l-Fâilleri

 

Sülâsî mücerred bir fiil, mâzî mechûl kalıbına alınırken, fiilin ilk harfi dammeli (zammeli), ortadaki harfi kesralı yapılır. Meselâ كُتِبَتِ المقََالَةُ “Makâle yazıldı” gibi. Aynı sülâsî fiil, mechûl muzârî
kalıbına alınırken muzâraat harfi dammeli, aynu’l-fiili fethalı yapılır. Meselâ تُكْتَبُ المَقَالَةُ “Makâle yazılıyor” cümlesinde böyledir. Ef‘âl-i kulûb’un (bilmek ve zannetmek gibi kalbin yaptığı işleri bildiren
fiiller) ikinci mef‘ûlleri, nâibu’l-fâil durumuna getirilemezler. Meselâ, حَسِبْتُ مُحَمَّدًا ذَاهِبًا “Muhammed’i gidiyor sandım”, ifâdesinde, ikinci mef‘ûl ذَاهِبًا kelimesidir ve nâibu’l-fâil yerini alamaz.

 

Mezîd Fiillerin Nâibu’l-Fâilleri

 

Mezîd fiil, ( ت ) ile başlıyorsa mâzînin ikinci harfi birinci harfi gibi dammeli, sondan bir önceki harfi de kesralı yapılır. Meselâ تُعُلِّمَتِ السِّبَاحَةُ “Yüzme öğrenildi” ve تُقُوتِلَ فِي الْمَيْدَانِ “Meydanda savaşıldı” gibi. Aynı kalıptakilerin muzâri mechûlleri, muzâraat harflerinin dammeli, aynu’l-fiillerinin (ikinci harflerinin) fethalı, sondan bir önceki harfin de fethalı olmasıyla yapılır. Meselâ تُتَعَلَّمُ السِّبَاحَةُ “Yüzme öğrenilir” ve يُتَقَاتَلُ للشَّرَف “Şeref için savaşılır”. Mezîd fiiller vasıl hemzesi (hemzetu’l-vasl) ile başlıyorsa, mâzîde fiilin birinci ve üçüncü harfleri damme, sondan bir önceki harfi de kesra olur.
عَلَّمَ المدَُرِّسُ التِّلْمِيذَ الكِتَابَةَMeselâ اُحْتُفِظَ بِالْكِتَابِ “Kitap muhâfaza edildi” gibi. Muzârîde ise muzâraat harfi damme ve sondan bir önceki ise fetha olur. Meselâ هُوَ يُحَافَظُ عَلَيْهِ “O, muhâfaza edilir” gibi.
Mâzî fiil, اِسْتَجَابَ “kabul etti” gibi, vasıl hemzesiyle başlayıp sonundan bir önceki harf elif ise, bu elif ي harfine dönüştürülür. Meselâ اُسْتُجِيبَ الدُّعَاءُ “Dua kabul edildi” gibi. Muzârîde ise muzâraat harfi dammeli olur. Fakat bu sıygada elif, olduğu gibi muhâfaza edilir. Üç mef‘ûle geçişli olan أَعْلَمَ “bildirdi” fiilinin üçüncü mef‘ûlleri de nâibu’l-fâil olarak kullanılmazlar. Malûm yapıdaki müteaddî (geçişli) bir fiil, mechûl yapıya dönüştürülünce, cümledeki mefûlün bih sarîh(nesne: düz tümleç) nâibu’l-fâil olur ve mansûb iken nâibu’l-fâil ( نَائِبُ الفاعِل ) yerine geçtiği için merfû olur. Önceki derslerde öğrenmiş olduğumuz fiil-fâil uygunluğu, fiil ile nâibu’l-fâil arasında da aynen geçerlidir. Örnekleri inceleyiniz:

 

 

Fâil Hazfedildikten Sonra Fâilin Yerine Geçen Ögeler:
Cümlede fâil hazfedildikten sonra yerine geçen ögeler şunlardır:

 

1. Mef‘ûlün bih: Birden fazla mefûl alan ma‘lûm yapıdaki fiil, mechûl yapıya çevrilince, ilk mefûlün bih, nâibu’l-fâil olur.

 

Hoca, öğrenciye bir kitap verdi. أَعْطَى الأسْتَاذُ الطَّالِبَ كِتَاباً
 

 

Öğrenciye bir kitap verildi. أُعْطِيَ الطَّالِبُ كِتَاباً
 

 

Anne kıza Saliha adını verdi. سمَّتْ الأمُّ البِنْتَ صَالحَِةً
 

 

Kıza Saliha adı verildi. سمُِّيَتِ الْبِنْتُ صَالحَِةً
 

 

Allah, İbrahim’i dost edindi. اِتَّخَذَ اللهُ إبْرَاهِيمَ خَلِيلاً
 

 

İbrahim, dost edinildi. اُتُّخِذَ إِبْرَاهِيمُ خَلِيلاً
 

 

2. Câr ve Mecrûr: Cümledeki fiil, lâzım (geçişsiz/mefûlün bih sarîh almayan) bir fiil ise, mechûl yapıya dönüştürülünce, câr ve mecrûr nâibu’l fâil olur. Böyle durumlarda nâibu’l-fâil lafzan değil, mahallen (yani bulunduğu yer itibariyle) merfû sayılır.

 

Örneklerini inceleyiniz:
 

 

Öğrenciler sandalyelere oturdular. .جَلَسَ الطُّلاَّبُ عَلَى الكَرَاسِي
 

 

Sandalyelere oturuldu. .جُلِسَ عَلَى الكَرَاسِي
 

 

Çocuk kalemi getirdi. .جَاءَ الوَلَدُ بِالقَلَمِ
 

 

Kalem getirildi. .جِيءَ بِالقَلَمِ
 

 

Hind’e uğradım. ِنْدٍ  .مَرَرْتُ ِ
 

 

Hind’e uğranıldı. ِنْدٍ  .مُرَّ ِ
 

 

Araplar, Arap tarzını muhâfaza ettiler. اِحْتَفَظَ العَرَبُ الطَّابَعَ العَرَبِيَّ
 

 

Arap tarzı muhâfaza edildi. .اُحْتُفِظَ الطَّابَعُ العَرَبِيُّ

 

مُرَّ بِامْرَأَةٍ ، مُرَّ بِامْرَأَتَيْنِ، مُرَّ بِالنِّسَاءِ ِمْ ِمَا، مُرَّ ِ  مُرَّ بِهِ، مُرَّ ِ مُرَّ بِكَ ، مُرَّ بِكُمَا ، مُرَّ بِكُمْ

 

3. Masdar: Cümlede câr ve mecrûr yoksa, masdar nâibu’l-fâil olur.
 

 

İki kere vurdum. .ضَرَبْتُ ضَرْبَتَيْنِ
 

 

İki kere vuruldu. ضُرِبَ ضَرْبَانِ
 

 

Peygamber (s.a.v.) tam bir oruç tuttu. صاَمَ النبي (ص) صَوْمًا كَامِلاً
 

 

Tam bir oruç tutuldu. صِيمَ صَوْمٌ كَاملٌ
 

 

Öğrenci, yazlıkta bir ay geçirdi. قَضَى الطَّالِبُ شَهْرًا فِي الْمَصِيفِ
 

 

Yazlıkta bir ay geçirildi. قُضِيَ شَهْرٌ فِي الْمَصِيفِ
 

 

4. Zaman zarfı ( ظرف الزمان ), nâibu’l-fâil olabilir.
 

 

Müslümanlar Pazartesi günü oruç tutarlar. يَصُومُ المسُْلِمُونَ يَوْمَ الاثْنِيْنِ
 

 

Pazartesi günü oruç tutulur. يُصَامُ يَوْمُ الاِثْنَيْنِ
 

 

Ramazan’da oruç tuttuk. صُمْنَا رَمَضَانَ
 

 

Ramazan’da oruç tutuldu. صِيمَ رَمَضَانُ
 

 

5. Yer/mekân zarfı ظرف المكان nâibu’l-fâil olabilir:
 

 

Çocuk evin önünde oturdu. جَلَسَ الوَلَدُ أماَمَ البَيْتِ
 

 

Evin önünde oturuldu. جُلِسَ أماَمُ الدَّارِ
 

 

İsm-i Mensûb ve İsm-i Mef‘ûllerin Nâibu’l-Fâilleri
 

 

İsmu’l-mefûl ve ismu’l-mensûbun nâibu’l-fâilleri olabilir. Arap nahvinde ismu’l-mef‘ûl ( اسم المفعول )ve ismu’l-mensûb ( اسم المنسوب ) mechûl fiilleri gibi amel ederler. Yani bunların yerine türedikleri fiillerin mechûlü konulsa nasıl nâibu’l-fâil merfû olursa bunlardan sonra da öyle olur. Söz gelimi burada ikinci cümledeki ma’lûm yerine mechûl yapıdaki عُلِمَ / يُعْلَمُ فاعلُهُ şekillerinden biriyle söylense فَاعِلُهُ kelimesi nâibu’l-fâil olmak üzere merfû olur. Aşağıda üçüncü cümlemizdeki مُكِّيًّا kelimesinin anlamı مَنْسُوبٌ إلى مكَّة şeklindedir.

 

Buradaki منسوب kelimesinin yerine de mechûl yapıdaki نُسِبَ/يُنْسَبُ fiillerinden birisi konulsa nâibu’l-fâil olur.

 

رَأَيْتُ رَجُلاً مَنْسُوبًا أبُوهُ إلَى مَكَّةَ
 

 

Şu örneği bu açıdan inceleyiniz:

 

يَنْبَغِي لِلْمُسْلِمِ أَنْ يَكُونَ مُحَمَّدِيًّا خُلُقُهُ

 

Müslümana ahlâkı Muhammedî olmak yakışır.
 

 

“Duribe” fâili mechûl bir fiildir. ضُرِبَ فِعْلٌ مَجْهُولٌ فَاعِلُهُ
 

 

Bu, fâili malûm (bilinen) bir fiildir. هذا فِعْلٌ مَعْلُومٌ فَاعِلُهُ
 

 

Babası Mekkeli bir adam gördüm. رَأَيْتُ رَجُلاً مَكِّيًّا أبُوهُ

 

Adam cadde ortasında bayıldı. أُغْمِيَ عَلَى الرَّجُلِ وَسْطَ الشَّارِعِ
 

 

On üç saniye bayıldım sonra ayıldım. غُشِيَ عليَّ ثَلاثَ عَشْرَةَ ثَانِيةً ثمَّ أفَقْت
 

 

Yukarıda ifâde edildiği gibi câr ve mecrûr durumundaki nâibu’l-fâiller mahallen merfûdur.

 

Nâibu’l-fâil, câr-mecrûr veya zaman/mekan zarfı ise, bu durumda önceki derslerde öğrenilmiş olan “fiil-fâil” ve “fiil-nâibu’l-fâil” uyumu geçerli olmaz ve fiil daima müfred müzekker kalıbında bulunur.