Muzdarib Hadis Usulü Online Oku

42870

Muzdarib

 

Muzdarib: Ravilerin, senedinde ya da metninde
ihtilâf ettikleri ve bunların birarada telifine ya da tercihine imkân bulunmayan
rivayetlere denir.

Örnek: Ebu Bekr Radıyallahu anh‘dan
rivayet edildiğine göre o Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem‘e:
Gördüğüm kadarıyla saçların ağardı demiş, Peygamber bunun üzerine:


“Hud (suresi) ve kardeşleri (benzeri sureler)
benim saçlarımı ağarttı”
diye
buyurdu.

Bu hadis yaklaşık on farklı şekilde rivayet
edilmiştir. Mevsul ve mürsel olarak rivayet edildiği gibi Ebu Bekir, Aişe ve
Sa’d’dan müsned olarak da rivayet edilmiştir. Telifin (cemin) da, tercihin de
mümkün olamayacağı daha başka ihtilaflarla da rivayet edilmiştir.

Şayet cem (rivayetlerin telifi) mümkün olursa
cem etmek gerekir ve ızdırab ortadan kalkar.

Örnek: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem‘in
Veda haccında ne için ihrama girdiğine dair rivayetler arasında ihtilâf
bulunmasıdır. Bu rivayetlerin bazısında onun hac için ihrama girdiği
belirtilirken, diğer bazısında o temettu’ haccı için ihrama girmiş, bir diğer
kısmında da onun hac ve umreyi birlikte (hacc-ı kıran) yaptığı zikredilmiştir.

Şeyhu’l-İslam İbn Teymiye der ki: Bunlar
arasında herhangi bir çelişki yoktur. O kıran haccı gibi temettu ve haccın
amellerini müfred olarak (hacc-ı ifrad gibi) yaptı ve iki ibadet olan umre ve
haccı da birlikte (hacc-ı kıran) yaptı. Böylelikle o iki ibadeti birarada yapmak
itibariyle hacc-ı kıran yapmış oldu. İki tavaf ve iki ayrı say’den birisini
yapmış olması itibariyle hacc-ı ifrad iki yolculuktan birisini yapmayarak rahat
etmiş olması itibariyle de temettu’ haccı yapmış oldu.

Şayet tercih yapma imkânı olursa tercih edilen
gereğince amel edilir ve aynı şekilde ızdırab ortadan kalkmış olur. Mesela:
Bureyde[1]
Radıyallahu anha‘nın hadisindeki rivayetlerin ihtilafı böyledir. O azad
edildiğinde Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem onu kocası ile birlikte
evli kalmayı sürdürmek yahut ondan ayrılmak hallerinden birisini seçmekte
serbest bırakmıştı. Acaba onun kocası o zaman hür müydü, köle miydi?

el-Esved’in, Âişe Radıyallahu anha‘dan
rivayetine göre kocası hür idi. Urve b. ez-Zübeyr ile Kasım b. Muhammed b. Ebi
Bekr’in ondan rivayetine göre ise o köle idi. Her ikisinin rivayeti el-Esved’in
rivayetine tercih edilmiştir. Buna sebep ise Urve ile Kasım’ın, Aişe’ye olan
akrabalıklarıdır. Çünkü Aişe Radıyallahu anha, Urve’nin teyzesi, Kasım’ın
halası idi. Esved ise ona akrabalık bağı bulunmayan yabancı birisi olmanın
yanında, rivayetinde inkıtâ’ da vardır.

Muzdarib zayıftır, delil olarak gösterilemez.
Çünkü onun muzdarib olması ravilerinin zapt sahibi olmadıklarını gösterir. Ancak
eğer ızdırab hadisin aslı ile ilgili değilse zarar vermez.

Mesela, Fedâle b. Ubeyd Radıyallahu anh‘ın
hadisindeki rivayetlerin ihtilafı bu kabildendir. Buna göre o Hayber günü oniki
dinara bir gerdanlık satın almıştır. Bu gerdanlıkta hem altın, hem de boncuk
vardı. Fedâle dedi ki: Ben bunları birbirinden ayırdım. Bu gerdanlıkta oniki
dinardan daha fazla altın olduğunu gördüm. Bunu Peygamber Sallallahu aleyhi
vesellem
‘e söyledim. Altını ayrılmadıkça satılmaz” diye buyurdu.

Bazı rivayetlerde belirtildiğine göre Fedale bu
gerdanlığı satın almış, diğer bazı rivayetlerde ise bir başkası kendisine böyle
bir gerdanlığı satın alma hakkında soru sormuş, kimi rivayetlerde de o,
gerdanlık altın ve boncuktan idi, kimilerinde altın ve mücevherat idi,
kimilerinde ise altın ile birbirine bağlanmış boncuklardı, kimi rivayetlerde
oniki dinara, kimilerinde ondokuz dinara, bazısında da yedi dinara satın
aldığını belirtmiştir.

Hafız İbn Hacer dedi ki: Bu durum zayıf olmasını
(hadisi kastediyor) gerektirmez. Aksine hadisin delil olarak gösterilmesindeki
maksat olduğu gibi durmaktadır. Bunda bir ihtilâf yoktur. O da (altın ve diğer
maddelerin) ayrılmadıkça satılmasının nehyedilmiş olmasıdır. Bunların cinsi ya
da değerinin ne kadar olduğu ile ilgili ifadeler ise bu durumda hadisin muzdarip
olmasını gerektirecek şekilde ileri sürülemez.

Aynı şekilde ravinin tayini hususunda ittifak
edilmekle birlikte adında, künyesinde ya da benzer bir husustaki ayrılıklar da
ızdırabı gerektirmez. Nitekim bu, sahih hadislerde çokça görülen bir husustur.