Hadisleri Yazan İlk Sahabe

43214

 

 

Sahabe efendilerimiz Asr-ı Saadet’te İslâmiyet’in gönüllere yerleşmesi için mücadele etmekle kalmayıp, bu yüce dinin önemli bir kaynağı olan hadis ve sünnetin gelecek nesillere aktarılmasında da önemli rol oynadılar. Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) her hal ve hareketini titizlikle izleyerek kayıtlara geçiren bu kıymetli şahsiyetler, hayatlarını da söz konusu esaslara göre dizayn ettiler. Böylece sünnet-i seniyyenin yaşatılmasını sağladılar. Bu alanda büyük hizmet veren isimlerden biri de Abdullah bin Amr bin As idi.

Künyesi Ebû Muhammed olan Abdullah bin Amr bin As’ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte hicretten yedi yıl önce Mekke’de doğduğu tahmin ediliyor. Mekke’nin siyasi dâhilerinden Amr bir As’ın oğlu olan Hz. Abdullah, çocukluğundan itibaren iyi eğitim görür. Güzel bir yazı hattına sahip olmasıyla bilinir. Arapçanın yanı sıra İbranice ve Süryaniceyi öğrenir. Böylece ileride Tevrat ve İncil’i de okuyup, Kur’an-ı Kerim’le tetkik etme imkânı bulur. Hatta bu kitaplarda Efendimiz’in nübüvvetini müjdeleyen ayetleri derler.

Babası Amr bin As’tan önce Müslüman olan Hz. Abdullah, hicretin yedinci senesinde Medine’ye göç eder. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), onun ‘As’ olan ismini bu dönemde Abdullah olarak değiştirir. Yaşının küçük olması sebebiyle katılamadığı Bedir ve Uhud harbinin dışında diğer bütün savaşlarda Efendimiz’in yanında bulunur. Katıldığı harpler hakkında geniş bir bilgi bulunmamakla birlikte bazı hadislerden, onun savaşa katılacak askerleri hazırlamak gibi bir görevinin bulunduğu anlaşılıyor.

Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) ruhunun ufkuna yürümesinden sonra Hz. Abdullah’ın katıldığı en mühim muharebelerden biri Yermük Savaşı olur. Şam fatihi olan ve Yermük Savaşı’nda ordu komutanlığı yapan babası Amr bin As’la birlikte bu muharebeye katılıp önemli başarılara imza atar.

Hz. Abdullah, kısa süreli de olsa bazı idari görevlerde de bulunur. Hz. Muaviye zamanında Kûfe ve babasının vefatından sonra da Mısır valiliğine tayin edilir. Ancak bu iki görevi de kısa sürer.

İLK HADİS KİTABINI YAZDI

Abdullah bin Amr bin As, İslâm tarihinde ilme olan merakı ve Efendimiz’den rivayet ettiği hadisler sebebiyle ayrı bir önem taşır. Kendisi, Söz Sultanı’na (sallallahu aleyhi ve sellem) yakın olması hasebiyle çok sayıda hadis öğrenir. Resûlullah’tan duyduğu hadisleri ezberlemesine rağmen, ileride unutmamak için bunları yazarak kaydetmek ister. Nebiler Serveri’nden işittiği her şeyi yazmak için izin ister ve aldığı müsaade üzerine pek çok hadis-i şerifi kâğıda döker. Sonra da yazdıklarını bir araya getirerek kitap haline getirir. Böylece ilk hadis kitabının yazarı olur. Bu mecmuanın adı ‘Sahife-i Sâdıka’ olur. Hz. Abdullah, tuttuğu kayıtları korumada çok titiz davranır. Kendisine yöneltilen soruların cevabını vermeden önce, gerekli gördüğü zamanlarda bu kitaba bakarak cevaplar verir.

Ashab-ı Kirâm arasında en çok hadis rivayet eden Ebû Hüreyre’nin şu sözü onun hadis ilmi açısından taşıdığı önemi ortaya koyar: “Abdullah bin Amr bin As’tan bildirilenler hariç tutulursa sahabenin içinde benden daha çok hadis rivayet eden olmadı. Abdullah yazardı, ben ise yazmazdım.”

Abdullah bin Amr bin As, bizzat Resûl-i Ekrem’den (sallallahu aleyhi ve sellem) hadis rivayet ettiği gibi, Hz. Ömer, Abdurrahman bin Avf, Muâz bin Cebel, Ebû’d Derdâ gibi birçok önemli isimden de hadis nakleder. Ayrıca ondan ilim öğrenmek için uzak yerlerden gelenler olur. Ders halkaları son derece geniş olan Hz. Abdullah’ın rivayet ettiği hadis sayısı 700 civarındadır. O aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in tamamını ezberleyen hafızlardan biridir.

HER GÜN ORUÇ TUTAR, HATİM İNDİRİR

Abdullah bin Amr bin As, hadis ilminin yanında hayatını ibadet eksenli yaşayan bir isimdir. Öyle ki onun için namaz ve oruç âşığı denilebilir. Bu hâli sebebiyle, evlendiği zaman, günlerce hanımının yanına yaklaşmaz. O kadar ibadet yapma arzusu vardır ki, hayatta bulundukça her gün oruç tutmak ve her gece namaz kılmak üzere Allah’a yemin ederek adakta bulunur. Günlerini oruçla gecelerini de neredeyse hiç uyumadan ibadetle geçirmeye başlar. Onun bu hali Allah Resûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) haber verilince ona şu tavsiyede bulunur: “Böyle yapma! Bazı günlerde oruç tut, bazı günlerde iftar et, oruç tutma! Gecenin bir kısmında uyu, bir kısmında da namaz kıl. Çünkü şu bedeninin senin üzerinde hakkı vardır; gözünün de bir hakkı vardır, hanımının bir hakkı vardır, komşunun da bir hakkı vardır. Bu hakların hepsini yerine getirerek, her ayda üç gün oruç tutmak sana kâfidir. Her yapılan iyiliğe ve her hayır ve ibadete karşılık olarak on misli sevap ve mükâfat verileceğine göre, her ayın üç gün orucu, bütün sene orucu demektir.” Hz. Abdullah da bunun üzerine; “Yâ Resûlallah! Ben bundan daha fazla ibadet etmek için kendimde kuvvet buluyorum” der. Bunu üzerine Resûlullah şu karşılığı vererek hem ona hem de ondan sonra gelecek ümmetine ölçüyü çizer: “Öyle ise Davud aleyhisselâmın orucu gibi oruç tut, fazla tutma. En makbul oruç, kardeşim Davud aleyhisselâmın orucudur. Bir gün yer, bir gün tutardı.”

Bir rivayete göre Abdullah bin Amr bin As, Allaha yemin vererek adak verdiği için ömrünün sonuna kadar her gün oruç tutarak ve gece yarılarına kadar ibadet ederek yaşar. İhtiyarlayıp da, eskisi gibi ibadet yapmaya gücü yetmeyince “Keşke, Resûlullah’ın bahşettiği müsaadeyi, kabul etmiş olsaydım” der.

Hz. Abdullah aynı zamanda Kur’an-ı Kerim aşığıdır. Her gece hatim indiren bu sahabe yine Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) ikazları üzerine üç günde bir hatim yapmaya ikna olur. Onun diğer bir özelliği de geceleri tefekküre dalarak göz yaşlarına boğulmasıdır. Çok ağlamasından mı bilinmez ömrünün son günlerinde görme yetisini kaybeder.

Bu büyük alim sahabenin vefat yeri ve tarihi hakkında değişik rivayetler olmakla birlikte hicrî 65 yılında 72 yaşında Mısır’da vefat ettiği tahmin ediliyor. 

Cihan Yenilmez

Yenibahar