Bursa Emir Sultanı Yad Etti

44939

 

Bursa, sadece yeşilliğiyle, tadına doyulmaz suyuyla, dertlere deva kaplıcaları ve huzur veren dingin ortamıyla değil, maneviyat büyükleriyle de bilinen bir güzel belde. Geyikli Baba’danSomuncu Baba’ya, Eşrefoğlu’ndan Emir Sultan’a kadar birçok ulu kişi, Bursa’ya mührünü vurmuştur. Zamanında şehre mührünü vurmuş maneviyat dünyasının bu büyüklerinin şehrin dokusuna kattıkları renk, nasibi olanlarca hissedilmiştir ve hâlâ da hissedilmektedir.

Yakın zamana kadar tarihiyle, kültürüyle ve kültürünü inşa eden tüm değerleriyle ve bu değerleri veren tüm bu kişilerle bağı koparılmaya çalışılan toplumumuz, bir şekilde bu bağın kopmasına izin vermedi. O bağı yaşattı ve tıpkı karın altına gizlenip uygun zamanda neşvüneva bulan bir tohum gibi, o da uygun ortam bulduğunda hemen toprağın bağrından göveriverdi.

Emir Sultan sempozyumunda kimler ne anlattı?

İşte Bursa’nın böylesi manevi dinamiklerinden Emir Sultan, Yıldırım Belediyesi, Yıldırım İlçe Müftülüğü ve Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin katkı sağladığı bir sempozyum ile yadedildi. 5 Mayıs’ta düzenlenen sempozyuma, mayıs ayında erguvanların açtığı gözetilerek “Emir Sultan ve Erguvan Sempozyumu” adı uygun görülmüş.

Değerlendirme oturumuyla birlikte altı oturum şeklinde düzenlenen sempozyumun katılımcıları şunlar: Prof. Dr. Mustafa Kara, ‘Emir Sultan’n yaşadığı yüzyıla tasavvuf kültürü açısından genel bir bakış’; Yrd. Doç. Dr. Sezai Sevim, ‘Emir Sultan devrinin siyasi gelişmeleri’; Doç. Dr. İhsan Karataş, ‘Emir Sultan’ın yaşadığı asırda Bursa’; Yrd. Doç. Dr. Süleyman Gökbulut, ‘Buhara’dan Bursa’ya Kübrevi Geleneği’; Doç. Dr. Abdürrezzak Tek, ‘Emir Sultan’ın hayatı, tasavvufi kişiliği ve etkileri’; Fatih Albayrak, ‘Emir Sultan Hazretleri için yazılan menakıbnameler’; Prof. Dr. Osman Çetin, ‘Emir Sultan Mahallesi’; Yrd. Doç. Dr. H. Basri Öcalan, ‘Emir Sultan vakfiyesi ve vakıfları’; Dr. Bedri Mermutlu, ‘Emir Sultan mezarlığı’;Hasan Turyan, ‘Bursa halk kültüründe Emir Sultan’; Dr. Doğan Yavaş, ‘Emir Sultan Camii’;Safiyyüddin Erhan, ‘Emir Sultan külliyesindeki dergahın harem ve selamlık daireleri’; Dr. Hicabi Gülgen, ‘Emir Sultan Türbesi’; Doç. Dr. Murat Zencirkıran, ‘Doğal kültürel miras: Erguvan’; Prof. Dr. Hüseyin Algül, ‘Yüzyıllar içinden süzülüp gelen bir gelenek: Erguvan faslı’; Dr. İhsan Akçay, ‘Edebiyatımızdaki Emir Sultan methiyeleri’…

Sempozyumda sunulan tebliğler, ayrıca bir kitap olarak basılarak meraklısının yararına sunuldu. Sempozyumdaki tebliğlerin tümüne burada değinmek imkân dâhilinde olmadığından, tadımlık kabilinden birkaç not aktarmakla iktifa edelim.

Emir Sultan’dan nefret edip beddua edenler de varmış

Doç. Dr. Abdurrezzak Tek, Emir Sultan’ın hayatıyla ilgili sunduğu tebliğinde, özetle şunları söyledi: “Asıl adı Şemsettin Muhammed olan Emir Sultan, tahminen 1368 yılında Buhara’da doğmuştur. İlk eğitimini burada almıştır. İlk tasavvufî terbiyesini de yine babası Seyyid Ali Buhari’den almıştır. Gençlik yıllarında hacca gitti ve bir süre Medine’de yaşadı. Medine’de hayatını sürdürürken manevi âlemde Hz. Peygamber’den irşat amacıyla Rum eline gitme işaretini alır ve Bursa’ya varır.

Bursa’ya geldiğinde hemen halkın arasına karışmaz, Pınarbaşı veya Gökdere civarında bir mağarada uzlet hayatı yaşar. Ama halk tarafından çabuk fark edilir ve değeri bilinerek kısa sürede şehrin en saygın kişilerinden biri olur. Bu saygınlığı sayesinde,Yıldırım Bayezit Han’ın kızı Hundi Hatun’la evlenir.

Saray’a damat olduktan sonra idarî çevrelerle de ilişki kurar. Kısa süre sonra da Emir Sultan diye anılmaya başlanır. Önceleri pek muteber kabul edilmese de, Molla Fenari’nin şahadeti ve bazı kerametleri sonucunda saray çevresinde de büyük saygınlık kazanır. Emir Sultan, hem sultanlar katında hem de ilim ve tasavvuf erbabı katında itibarı olan bir maneviyat büyüğüdür.

Hoca Hasan Efendiye göre, dönemindeki insanların Emir Sultan’a bakışları dört şekilde olmuştur: Bunlardan bir grup, onun imametine inanmış ve kabiliyetlerine göre ondan yararlanmışlardır. Bir grup yine onu tanımış, sevmiş fakat imametine inanmadıkları için ondan manevi yararlanmaları sınırlı olmuştur. Bazıları onu bir kez görmekle yetinmiş, sonra umursamamıştır. Bazıları da ne sevmiş ne de ona inanmıştır. Tam aksine, ondan nefret etmiş ve hatta beddua etmişlerdir.

Bursa’da çıkan bir veba salgınında hastalanan Emir Sultan, yerine Hoca Hasan Efendi’nin geçmesini vasiyet ederek 1429 tarihinde vefat etmiş ve bugün türbesinin olduğu yere gömülmüştür.”

Uludağ Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Hasan Basri Öcalan da, Emir Sultan Vakfiyesi’yle ilgili sunduğu tebliğinde, özet olarak şunlara değindi: “İslâm medeniyetinde birçok müessesenin vakıflar yoluyla kurulduğu ve bu müesseselerin devamı da vakıflar tarafından menkul veya gayri menkul gelir getirici unsurların desteğiyle devam etmiştir. Bu müesseselerden birisi de tarih içinde birçok görevler ifa etmiş olan zâviyelerdir. Osmanlı’nın kuruluş yıllarında Bursa’da birçok zâviye kurulduğu ve bunlara vakıflar tahsis edildiği bilinmektedir. Bunlardan birisi Emir Sultan Zâviyesi’dir. Kurucusu, Mehmed Şemseddin Buharî’dir.”

Sempozyumda sunulan bildiriler, Emir Sultan Sempozyum Bildirileri adıyla kitaplaştırıldığını tekrar hatırlatalım.

 

Ahmet Serin 

 

Dünyabizim