Arapçada İstisna- Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

arapca mustesna

İstisnâ lafzı sözlükte benzerlerinin dışında olma, benzerlerinin dışında bırakma, kâide dışında bırakma gibi anlamlara gelmektedir. Bir dilbigisi terimi olan istisnâ ise Arapçanın temel konularından birisidir. Arapça bir cümlede, bir hüküm verildikten sonra bazen o hükümden birtakım hususlar hariç tutulur. Bu da verilen hükmün peşinden uygun bir edat kullanılmasıyla
meydana gelmektedir. Meselâ جَاءَ الطُّلاَّبُ “Öğrenciler geldiler.” dendiğinde cümle bitmiş ve öğrencilerin geldiği hükmü verilmiştir.

Ancak bu cümlenin peşinden bir istisnâ edatı getirerek جَاءَ الطُّلاَّبُ إِلاَّ حَسَنًا “Hasan hariç öğrenciler geldiler.” dendiğinde ise Hasan, bu gelme hükmünden hariç tutulmuştur. Burada istisnâ edatı olarak إِلا kullanılmıştır.

Türkçe dilbilgisinde ise istisnâ ya da istisnâ edatları şeklinde ayrı bir bölüm yoktur. İstisnâda kullanılan edatların bir kısmı çekim, bir kısmı da bağlama edatları içerisinde ele alınır. Türkçede kullanılan başlıca istisnâ edatları şunlardır: Ama, ancak, den başka, fakat, hariç, müstesnâ, yalnız.

Bunlar cümlede zarf tümleci görevini alırlar. Örnekler:

Hüseyinden başka bütün öğrenciler gittiler. ( (ذَ هَبَ الطُّلاَّبُ إِلاَّ حُسَيْنًا

Adamlar döndü, ancak atları dönmedi. ( (عَادَ الرِّجَالُ إِلاَّ خَيْلَهُمْ

Yalnız Halit geldi. ( (مَا جَاءَ إِلاَّ خَالِ د

Yukarıdaki cümlelerde geçen istisnâ edatlarının kullanımlarına bakıldığında Arapçadan farklı olduğu görülür. Çünkü Arapçada genellikle önce bir hüküm verilir, peşinden de bir istisnâ edatı getirilerek, bazı şeyler önceki hükmün kapsamından çıkarılır. Türkçede ise “Yalnız Halit geldi” örneğinde görüldüğü üzere bazen, istisnâ edatı cümle başında da
gelebilmektedir.

 

İstisna  Dil Bilgisi

 

إِلا vb. bir edattan sonra gelen ismi, öncesinde geçen ifadenin hükmünden hariç tutmaya istisnâ denir. Meselâ حَضَرَ الطُّلاَّ ب Öğrenciler geldiler, şeklinde bir hüküm verilmiş olsun. Bu hükümden herhangi bir öğrenciyi hariç tutmak istediğimizde istisnâ edatlarından birini ve peşinden de hariç tutulacak kişinin ismini söyleriz. حَضَرَ الطُّلاَّبُ إِلاَّ عَلِيًّا Ali hariç öğrenciler geldiler, dediğimizde Ali’yi gelme hükmünün dışında tutmuş oluruz.

 

İstisnânın Temel Ögeleri

 

İstisnâ, üç temel ögeden oluşmaktadır. Bunlar müstesnâ minh, istisnâ edatı ve müstesnâdır. Müstesnâ minh : İstisnâ edatından önce gelen isimdir. Bazen zikredilmeyebilir. İstisnâ edatı : Kullanılan edattır. Müstesnâ : İstisnâ edatından sonra gelen isimdir.

 

سَافَرَ المسَُافِرُونَ إِلاَّ خَالِدًا. Halit hariç yolcular gittiler. Bu cümlede müstesnâ minh المسَُافِرُونَ lafzı, istisnâ edatı إِلا ve müstesnâ da خَالِدًا kelimesidir.

 

İstisnâ Edatları

 

Başlıca istisnâ edatları üç kısımda ele alınmaktadır:

 

Birinci kısım : . إلا

 

İkinci kısım : غَيْرُ ve . سِوَى

 

Üçüncü kısım : عَدَا , خَلا , ve حَاشَا dır.

 

إلا . 1 En yaygın kullanılan istisnâ edatı إلا dır. Bu edattan sonra gelen kelimenin (müstesnânın) irâbı cümlenin durumuna göre değişir. Burada cümle;

 

1. ya olumlu,

 

2. ya olumsuz,

 

3. ya da olumsuz olup müstesnâ minhi zikredilmemiş bir durumda gelir.

1. Olumlu Cümle

 

Olumlu cümleden maksat, ifadenin başında soru, nehiy (yasaklama) veya olumsuzluk edatlarından herhangi birisinin bulunmaması demektir. Bu tür cümlelerde إلا dan sonraki kelime dâima mansûb olarak gelir:

 

ذَهَبَ الأَصْدِقَاءُ إِلاَّ مَحْمُودًا. Mahmut hariç arkadaşlar gittiler. إلا dan sonraki kelime müsennâ ya da çoğul ise nasb hâli yâ ( ي ) iledir. رَجَعَ الْمُوَظَّفُونَ إِلاَّ مُوَظَّفَ ين. İkisi dışında memurlar döndüler. رَجَعَ الْمُوَظَّفُ ونَ إِلاَّ مُعَلِّمِينَ . Öğretmenler hariç memurlar döndüler. Yukarıdaki iki cümleden birincisinde müstesnâ ( مُوَظَّفَيْنِ ) ikil, sonrakinde ise مُعَلِّمِينَ ) ) çoğul olarak gelmiştir.

 

2. Olumsuz cümle

 

Olumsuz cümleden maksat ise, ifadenin başında nefiy (olumsuzluk), nehiy (yasaklama) veya soru edatlarından herhangi birisinin bulunması demektir. Bu tür cümlelerde إلا dan sonraki kelimenin irâbında iki yol izlenir. Ya mansûb olur ya da müstesnâ minh ile aynı irâbı alır.

 

Mansûb oluşu:

 

مَا ذَهَبَ الطُّلا بُ إِلاَّ سَعِيدًا. Sait dışında öğrenci gitmedi.

 

Müstesnâ minhin irâbına uyması:

 

مَا ذَهَبَ الطُّلاَّبُ إِلاَّ سَعِيدٌ . Sait dışında öğrenci gitmedi.

 

Bu cümlede müstesnâ minh olan الطُّلاَّبُ lafzı merfû olduğu için, müstesnâ olan سَعِيدٌ lafzı da ona uyarak ref ile gelmiştir. Müstesnâ minh mansûb ise her iki yola göre de müstesnâ mansûb olur: مَا رَأَيْتُ الطُّلاَّبَ إِلاَّ حَسَنًا. Hasan dışında öğrencileri görmedim.

 

Müstesnâ minh mecrûr ise müstesnâ ya mansûb ya da müstesnâ minhe uyarak mecrûr gelir: مَا مَرَرْتُ بِالأَصْدِقَاءِ إِلاَّ حَسَنًا. Hasan dışında arkadaşlara uğramadım.مَا مَرَرْتُ بِالأَصْدِقَاءِ إِلاَّ حَسَنٍ . Hasan dışında arkadaşlara uğramadım.

 

3. Müstesnâ Minhin Zikredilmediği Olumsuz Cümle

 

Bu durumda müstesnânın irâbı verilirken sanki istisnâ edatı yokmuş gibi hareket edilir. Müstesnâ, cümlenin hangi ögesiyse ona göre irâbını alır. Bu tür cümleler dâima olumsuzdurlar. Bu tür istisnâya müferrağ istisnâ denir.

 

Merfû oluşu:

 

مَا جَاءَ إِلاَّ فَاتِحٌ . Sadece Fatih geldi.

 

Bu cümlede فَاتِحٌ kelimesi, جَاء fiilinin fâili olduğu için merfû olarak ötre ile harekelenmiştir.

 

Mansûb oluşu:

 

مَا رَأَيْتُ إِلاَّ فَاتِحًا. Sadece Fatih’i gördüm.

 

Burada ise فَاتِحًا kelimesi, رَأَي fiilinin mef’ûlü olduğu için mansûb olarak üstün ile harekelenmiştir.

 

Mecrûr oluşu:

 

مَا سَلَّمْتُ إِلاَّ عَلَى فَاتِحٍ . Sadece Fatih’e selam verdim. Bu cümlede ise فَاتِحٍ kelimesi, سَلَّم fiilinin mef’ûlü olup başında da harfi cer bulunduğu için mecrûr olarak esre ile harekelenmiştir.
Müstesnâ minhin zikredilmediği مَا جَاءَ إِلاَّ فَاتِحٌ Sadece Fatih geldi, vb. cümlelerde umumi manalı أَحَدٌ vb. gizli bir lafız müstesnâ minh olarak takdir edilir. Bu cümle de مَا جَاء أَحَدٌ إِلاَّ فَاتِ ح Fatih dışında kimse gelmedi, takdirindedir.

 

حَضَرَ الْمُدَرِّسُو ن إِلاَّ جمَِيلا . Cemil dışında öğretmenler geldiler.

 

مَا رَأَيْتُ أَحَدًا إِلاَّ أَخَا ك. Kardeşinden başka hiç kimseyi görmedim.

 

قَرَأْتُ الكِتَابَ إِلاَّ صَفْحَةً أَخِيرَةً . Son sayfası hariç kitabı okudum.

 

Yukarıdaki üç örnekte geçen müstesnâ minhlerden birincisi çoğul, ikincisi umûmî manalı ve üçüncüsü de kısımları olan müfred bir lafızdır. Umûmî analı kelimeden maksat nefiy, nehiy veya soru edatından sonra gelen nekra lafızdır.

 

Şu örneklerde olduğu gibi:

 

مَا ذَهَبَ أَحَدٌ . Hiç kimse gitmedi.(Nefiy)

 

لاَ تَضْرِبْ أَحَدًا. Hiç kimseyi dövme.(Nehiy)

 

هَلْ رَأَيْتَ أَحَدًا؟ Kimseyi gördün mü?(Soru)

 

سِوَى  غَيْرُ . 2 Yukarıda إِلا istisnâ edatından sonra gelen müstesnâ için zikredilen kuralların tamamı, bu iki edat için de geçerlidir. Bu iki edat إِلا dan sonra gelen müstesnânın irâbını alır. Yani إِلا dan sonraki müstesnâ, mansûb ise غَيْرُ da mansûb, merfû ise merfû ve mecrûr ise mecrûr olarak gelir. Ancak غَيْرُ kelimesi her üç harekeyi de aldığı için onda bütün irâb durumları açıkça görülürken, سِوَى da ise bu üç hareke de ortaya çıkmaz. Çünkü سِوَى nın sonunda elifi maksûre vardır ve sonu hareke yönünden değişmez.

 

Bu iki edattan sonra gelen müstesnâlar, muzafûn ileyh olarak dâima mecrûr gelirler.

 

1. Olumlu Cümle

 

ذَهَبَ الأَصْدِقَاءُ غَيْرَ مَحْمُودٍ . Mahmut hariç arkadaşlar gittiler.

 

Bu cümle إلا dan bahsederken geçmiş ve müstesnâ إِلاَّ مَحْمُودًا şeklinde gelmişti. Burada غَيْر ile kurulan istisnâda ise إلا dan sonraki müstesnânın irâbı (harekesi) غَيْر ya verilmiş ve müstesnâ olan مَحْمُود kelimesi de mecrûr olarak gelmişir. Bu tür cümlelerde, örnekte de görüldüğü gibi, غَيْر edatı mansûb  olarak gelir.

 

2. Olumsuz Cümle

 

Bu tür cümlelerde de إلا da olduğu gibi غَيْرُ ve سِوَى edatlarının irâbında iki yol izlenir. Edat ya mansûb olur ya da müstesnâ minh ile aynı irâbı alır.

 

Mansûb oluşu:

 

مَا ذَهَبَ الطُّلاَّبُ غَيْرَ سَعِيدٍ . Sait dışında öğrenci gitmedi.

 

Müstesnâ minhin irâbına uyması:

 

مَا ذَهَبَ الط لاَّبُ غَيْرُ سَعِيدٍ . Sait dışında öğrenci gitmedi.

 

Bu cümlede müstesnâ minh olan الطُّلاَّبُ lafzı merfû olduğu için, istisnâ edatı olan غَيْرُ da ona uygun olarak ref ile gelmiş, ötre ile harekelenmiştir. Müstesnâ minh mansûb ise her iki yola göre de غَيْرُ ve سِوَى edatları mansûb olur:

 

مَا رَأَيْتُ الطُّلاَّبَ غَيْرَ حَسَ ن. Hasan dışında öğrencileri görmedim.

 

Müstesnâ minh mecrûr ise غَيْرُ ve سِوَى ya mansûb olur ya da müstesnâ minhe uyarak mecrûr gelir:

 

مَا مَرَرْتُ بِالأَصْدِقَاءِ غَيْرَ حَسَنٍ . Hasan dışında arkadaşlara uğramadım.

 

مَا مَرَرْتُ بِالأَصْدِقَاءِ غَيْرِ حَسَنٍ . Hasan dışında arkadaşlara uğramadım.

 

3. Müstesnâ Minhin Zikredilmediği Olumsuz Cümle

 

Burada da إِلا da olduğu gibi, غَيْرُ ve سِوَى nın irâbı verilirken bunlar cümlenin bir ögesi olarak kabul edilir ve buna göre irâb alırlar.

 

 

1. Harfi Cer Oluşları

 

Harfi cer olduklarında müstesnâları mecrûr olur.

 

جَ اءَ الطُّلاَّبُ خَلاَ حُسَ ين. Hüseyin dışında öğrenciler geldiler.

 

جَاءَ الطُّلاَّبُ عَدَا حُسَ ين. Hüseyin dışında öğrenciler geldiler.

 

جَاءَ الطُّلاَّبُ حَاشَا حُسَ ين. Hüseyin dışında öğrenciler geldiler.

 

2. Fiil Oluşları

 

Fiil olduklarında ise müstesnâları mef’ûlün bih olarak mansûb olur.

 

جَاءَ الطُّلاَّبُ خَلا حُسَيْنًا. Hüseyin dışında öğrenciler geldiler.

 

جَاءَ الطُّلاَّبُ عَدَا حُسَيْنًا. Hüseyin dışında öğrenciler geldiler.

 

جَاءَ الطُّلاَّبُ حَاشَا حُسَيْنًا. Hüseyin dışında öğrenciler geldiler.

 

Bu üç edattan خَلا ve عَدَا nın başına mastar مَا sı gelince de sadece fiil

 

olurlar. حَاشَا nın başına ise bu مَا asla gelmez.

 

عَادَ المسَُافِرُونَ مَا خَلا وَاحِدًا. Biri hariç yolcular döndüler.

 

عَادَ المسَُافِرُونَ مَا عَدَا وَاحِدًا. Biri hariç yolcular döndüler.

 

Muttasıl istisnâ:

 

Müstesnâ minh ile müstesnâ aynı cinsten ise bu tür istisnâya muttasıl istisnâ denir.

 

رَأَيْتُ الط لاَّبَ إِلاَّ حُسَيْنًا. Hüseyin hariç öğrencileri gördüm.

 

Munktı istisnâ:

 

Müstesnâ minh ile müstesnâ aynı cinsten değilse bu tür istisnâya munkatı istisnâ denir.

دَخَلَ الضُّيُوفُ القاعَةَ إِلاَّ كِلاَبَهُمْ . Köpekleri hariç misafirler salona girdiler.

 

Müferrağ istisnâ:

 

Müstesnâ minhin cümlede zikredilmediği istisnâya ise müferrağ istisnâ denir.

 

مَا حَضَرَ إِلاَّ خالِدٌ . Sadece Halit geldi.