Arapaçada HABER TÜRLERİ

Arapaçada HABER TÜRLERİ
İsim cümlesinde, söze kendisiyle başlanan kelimeye mübteda ( المبُْتَدَأُ ) denir.
Mübteda, isim cümlesinin öznesidir. Özneyi niteleyen, öznenin durumunu
haber veren kelimeye haber ( الخَبَرُ ) denir. Haber, isim cümlesinin yüklemidir.
الكِتَابُ مَفْتُوحٌ Kitap açıktır.
الكِتَابُ مَفْتُوحٌ cümlesinde, الكِتَابُ kelimesi mübteda ( المبُْتَدَأُ ), kapının ne
durumda olduğunu bildiren مَفْتُوحٌ kelimesi ise haber ( الخَبَرُ )’dir.
Haber, Müfred Olabilir
Haber, müfred olabilir. Burada müfredden kastedilen, cümle veya şibh-i
cümle olmamasıdır. Mesela, جُدْرَانُهُ مُتَهَدِّمَةٌ bir isim cümlesidir. جُدْرَانُ mübteda,
مُتَهَدِّمَةٌ ise haberdir. Bu tür habere müfred haber denilir. مُتَهَدِّمَةٌ ne cümledir, ne
de şibh-i cümledir. سَقْفُهُ مُتَصَدِّعٌ cümlesinde مُتَصَدِّعٌ haberdir. Birinci cümle için
söylenenler bunun için de geçerlidir.
أَبُو سَعِيدٍ رَجُلٌ cümlesinde de, أَبُو mübteda, رَجُلٌ müfred haberdir.
41
Haber(ism-i fail ve ism-i mef’ul gibi) sıfat mânâlı kelimelerden olursa, mübteda
ile haber arasında müzekkerlik, müenneslik; müfred, tesniye ve cemi olma
yönlerinden uyum vardır.
المجُْتَهِدُ مَحْبُوبٌ Çalışkan (erkek) sevilir.
الْمُجْتَهِدَةُ مَحْبُوبَةٌ Çalışkan (bayan) sevilir.
الْمُجْتَهِدَانِ مَحْبُوبَانِ İki çalışkan (erkek) sevilir.
الْمُجْتَهِدَتَانِ مَحْبُوبَتَانِ İki çalışkan (bayan) sevilir.
الْمُجْتَهِدُونَ مَحْبُوبُونَ Çalışkan (erkekler) sevilirler.
الْمُجْتَهِدَاتُ مَحْبُوبَاتٌ Çalışkan (bayanlar) sevilirler.
Ancak mübteda, gayr-i âkıl (insanın dışında) bir ismin çoğulu olursa,
haber genellikle müfred müennes olarak gelir.
الكُتُبُ مُفيدَةٌ Kitaplar faydalıdır.
Haber, sıfat mânâlı bir kelime değilse, o zaman uyum aranmaz.
◌ِ الجُْمْلَةُ نَوْعَانِ (Cümle iki çeşittir). Bu cümlede mübteda müennes ve
müfreddir. Haber ise müzekker ve tesniyedir. Haber, sıfat mânâlı bir kelime
olmadığı için, belirtilen hususlarda mübtedaya uymamıştır.
Aşağıdaki âyetlerde geçen müfred haberleri belirtiniz:
اللّهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ.
اللّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ.
هُوَ أَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ.
هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ.
تِلْكَ أُمَّةٌ.
هَذَا يَوْمُ يَنفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ.
الحَْجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ.
إِلهَكُُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ.
وَالآخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقَى.
Haber, Cümle Olabilir
A. İsim Cümlesi
B. Fiil Cümlesi
İsim cümlesinin ikinci öğesi olan haber, cümle olabilir. Bilindiği üzere,
Arapçada iki çeşit cümle vardır. a. İsim cümlesi b. fiil cümlesi.
42
Haberi, isim cümlesi olan cümleye örnek: خَالِدٌ ثَوْبُهُ جَدِيدٌ Halid’in elbisesi
yenidir. ثَوْبُهُ جَدِيدٌ bir isim cümlesidir. ثوبُ mübteda, جَدِيدٌ ise haberdir. Bu cümle
bir bütün olarak, خَالِدٌ mübtedasının haberidir. Ancak böyle olabilmesinin bir
şartı vardır: Haber olan cümlede mübtedaya giden bir zamir bulunur. Bu
cümlede o zamir, ه dür. Bu zamire, haberi mübtedaya bağladığı için râbıt
رَابِط) ) denilir.
Haberi fiil cümlesi olan cümleye örnek: أَخُوكَ يَكْتُبُ الْوَاجِبَ Kardeşin ödevi
yazıyor.
Bu cümlede يَكْتُبُ الْوَاجِبَ müstetir faili هو ile birlikte fiil cümlesi olarak,
mübteda olan أَخُو nun haberidir. Dikkat edilecek olursa, أَخُو mübtedadır, fail
değildir. Fail asla fiilden önce gelmez. Mustetir هو aynı zamanda râbıttır.
Aşağıdaki ayetlerde haber olan cümleleri belirtiniz.
أَأَنْتَ قُلتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِن دُونِ اللّهِ.
وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ.
آبَآؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ لاَ تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعاً فَرِيضَةً مِنَ اللّهِ.
وَأَكْثَرُهُمْ لاَ يَعْقِلُونَ.
وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ.
تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ.
نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ.
ذَلِكَ يُوعَظُ بِهِ مَن كَانَ مِنكُمْ يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِر.
وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ.
وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللّهُ.
وَأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا أَلاَّ يَجِدُوا مَا يُنفِقُونَ.
الْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ.
Haber, Şibh-i Cümle Olabilir
A. Zarftan Oluşan Şibh-i Cümle
B. Harf-İ Cerle Mecrûrundan Oluşan Şibh-i Cümle
İsim cümlesinde haber, şibh-i cümle olabilir. Şibh-i cümle, ya zarftan, ya da
harf-i cerle mecrurundan meydana gelir.
43
Haberi, zarftan oluşan şibh-i cümle olan isim cümlesine örnek:
الأَزْهَارُ فَوْقَ الْمِنْضَدَةِ (Çiçekler masanın üzerindedir). Bu cümlede فَوْقَ , şibh-i
cümle olarak haberdir.
Haberi, harf-i cerle mecrurundan oluşan şibh-i cümle olan isim cümlesine
örnek:
هَلاَكُ الْمَرْءِ فِي الْعُجْب (Kişinin helaki kendini beğenmededir). Bu cümlede فِي
الْعُجْب , şibh-i cümle olarak haberdir.
Şibh-i cümlelerdeki zarf ve harf-i cerler, mahzûf (hazfedilmiş/atılmış) bir
müteallaka bağlıdırlar. Aslında haber olan, şibh-i cümleler değil, mahzuf olan
bu müteallaklardır. Örnek olarak verdiğimiz cümleler, bu durumda,
الأَزْهَارُ (كَائِنَةٌ) فَوْقَ الْمِنْضَدَةِ ve هَلاَكُ الْمَرْءِ (كَائِنٌ) فِي الْعُجْبِ takdirindedir.
Okuma parçasında geçen لَهُ شَارِبَانِ (bıyıklı),
فَوْقَهُ قَمِيصٌ (üstünde bir gömlek olan)
العَائِدُ عَلَى أَهْلِهِ ووَلَدِهِ كَالْمُجَاهِدِ الْمُرَابِطِ فِي سَبِيلِ اللّهِ cümleleri de, şibh-i cümle olan
habere örnektir. Ancak لَهُ شَارِبَانِ ve فَوْقَهُ قَمِيصٌ cümlelerinde başka bir kural
sebebiyle haber önce, mübteda sonra gelmiştir. Bu kural şöyledir: Mübteda
nekre, haber de harf-i cerle mecrurundan veya zarftan meydana gelen şibh-i
cümle olursa, haberin öne geçmesi, mübtedanın da sonra gelmesi gerekir.
Haber cümle ve şibh-i cümle olduğunda, mahallen merfu olur.
Haber türleri hakkında daha fazla bilgi almak için adlı İsmail Hakkı Sezer ve
diğerlerinin “Anlatımlı Arapça” kitabına başvurunuz.
Aşağıdaki âyetlerde şibh-i cümle olan haberleri belirtiniz.
اللّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ.
أُولَئِكَ مَعَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِم مِنَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَدَاءِ وَالصَّالحِِينَ.
الَّذِينَ اتَّقَواْ فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
الرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنكُمْ.
فَهِيَ كَالحِْجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً.
أَنتَ فِيهِمْ.
هَذَا لِشُرَكَآئِنَا.
الأَنْفَالُ لِلّهِ وَالرَّسُولِ.
44
الحَْقُّ مِن رَبِّكَ
وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ.
أَنتُم بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا.
ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّهِ.