Vesveseler niçin gelir, nasıl gider?

45056

 

 

Kendinizi en mutlu hissettiğiniz zamanlarda bile beyninizde sanki bir kıymık var gibi hissettiniz mi hiç? Peki manevî bir iklime dalacağınız anda içinizde birden sizi huzursuz eden bir ürperti; sevinçten havalara uçmanız gereken bir durumda, sizi aşağılara çeken bir duygu tanıdık geliyor mu? Bugün birçok insanın duygu ve düşünce dünyası benzer duygularla altüst durumda. Nereden ve nasıl geldiğini bilemediği vesveseler pek çoğumuzun hayatını karartabiliyor. Hem bizim hem de çevremizdekiler için yaşamı çekilmez bir hale gelebiliyor.

Dakikalarca abdest alanı mı ararsınız, yoksa bir türlü niyet edip namaza başlayamayanı mı? Veya temizlediği yeri defalarca temizleyen, düzensiz duran her şeye karşı aşırı hassasiyet göstereni mi? Bu ve bunun gibi vesveseler kimi insanlarda zamanla takıntı haline gelebiliyor ve insanı, içinden çıkılması zor bir duruma sokabiliyor. Bunlar bir yana, bir de inandığımız kutsal değerlere dair aklımıza takılan vesveseler var ki belki de insana en ağır gelen ve bizi en çok zorlayan da bu olsa gerek.

Kaderin de bir payı var

Bu konuda bilmemiz gereken belki en önemli husus; vesvesenin, insana mutlaka bazı eksik ve boşlukları sebebiyle geldiği düşüncesinin yanlışlığı. Zira ibadetlerini yerine getiren inançlı insanlarda da bu tür vesveselerin olması, bu yargının yanlışlığını gösteren en büyük delil. Evet, her ne kadar birtakım zaaflarımız ve boşluklarımız bizi vesve-selere açık hale getiriyor olsa da meselenin bir de yaratılıştan gelen ruh yapısı ve soyaçekimle ilgisi söz konusu. Dolayısıyla vesveseye maruz kaldığımız zamanlarda suçun hepsini üzerimize almak yerine, varsa eksiklerimiz onları kapatmaya çalışmamız, geri kalanı ise kadere havale ederek ruhen sükûnete kavuşmamız en doğrusu. Büyüklerimizin tavsiyesine uyarak; geçmişe dair meselelere kader açısından bakmak, dövünüp kendimizi harap etmekten daha sağlıklı bir yol olsa gerek.

“Vesveseler niçin gelir?” sorusunun cevabına yukarıda kısmen değinmiş olduk. Özetle, vesveseler;

1. Bizim eksikliklerimizden kaynaklanır. Cenâb-ı Hak, bu eksikliklerimizi vesveseler yoluyla kapatmamız için bizi zorlu bir imtihana tabi tutar. Ancak unutmayalım ki, her imtihanın sonucu –sabırlı bir Müslüman için- daima hayırdır. İnsan bu dünyada birçok sıkıntı çekse bile sonuçta yaşayacağı 60-70 yıl, ahirete nispeten bir hiç hükmündedir.

2. Meselenin bir de soyaçekimle ilgisi vardır ki, kimi insanlar vesveselere açık olarak yaratılmış, hassas bir ruha sahiptir. Bu kişilerin sahip oldukları bu ruh haletini, dünyadaki imtihanları olarak değerlendirip kadere isyan etmemeleri gerekiyor.

Unutmayalım ki; vesveseye önem vermeyip onu söndürmeye çalışma tedavisi, rahatsızlık, iradeyle üstesinden gelinebilecek seviyedeyken uygulanabilir. Fakat vesvese kökleşmeye başlamışsa irade tek başına yeterli olmayabilir. Bu durumda doktor kontrolünde kullanılacak bir ilaç ya da psikolojik terapi sayesinde vesveselerden kurtulabiliriz. Ne dersiniz denemeye değmez mi? –

Vesveseden nasıl kurtuluruz?

Bu konuda başlıca dört tavsiyemiz olabilir:

1. Kimi vesveseler dinin özünü tam olarak anlamamaktan meydana gelir. Bir örnekle açıklayalım; Rabb’imiz bizlere, abdest almamızı emretmiş. Abdestin hikmetlerinden biri de azalarımızın temizliğini sağlamak. Ancak bu hikmet, sanki abdestin farziyetinin asıl sebebiymiş gibi, kimi insanlar abdest organlarını defalarca yıkar. Oysa bunun yerine sadece bir veya iki avuç su, bu farziyeti yerine getirmeye kâfidir. Suyun, ilgili uzvu ıslatmış olması Rabb’imizi razı edecektir. Bu açıdan vesveseli insanlar her bir organını bir-iki avuç suyla yıkasalar hem içleri rahat edecek, hem farzı yerine getirmiş olacak hem de israfa girmemiş olacaklar. Burada Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem), sadece birkaç tas (yaklaşık 4 lt) suyla gusül abdesti aldığı bilgisi daima kulağımıza küpe olsun.

2. Vesveseler eğer başlangıç seviyesindeyse, henüz fazla zorlamıyor ve iradeyle üstesinden gelinebilecek vaziyetteyse kişinin, o zaman bunların üzerine fazla gitmemesi, aklına takılanları gözünde fazla büyütmemesi gerekiyor. Bunun için de daha ulvî şeyleri düşünüp, bu yüce hakikatler karşısında vesvesenin aslında değer verilecek bir yanının olmadığını kendisine telkin etmesi şart.

3. Bu hususta tavsiye edilebilecek en önemli şeylerden bir tanesi de dua. Çünkü dua, müminin silahı olduğu gibi aynı zamanda kalkanı. Bela ve musibetlere karşı dua kalkanını iyi kullanan bir mümin, belanın gelmesine engel olamasa bile en azından etkisini azaltabilir. Gelen bela büyük bir tahribat verecekken, dua sayesinde belki bir sinek ısırığına dönüşebilir.

4. Vesveseye maruz kalan insanların çoğunun ihmal ettiği bir husus da tıbbî destek almak. Birçok kişi vesveseyi bir rahatsızlık olarak görmüyor. Günümüz tıbbının ulaştığı seviyeyle bu tür hastalıkların yüzde yüze yakın bir başarıyla tedavi edildiğinden haberi olmadığından dolayı birçok insan senelerce bu ızdırabı çekebiliyor.

Hüseyin Gültekin 

Yenibahar