Yıl: 2012

  • Mısır Arapçası Diyalog 2

     

    Mısır Arapçası Diyalog 2

  • Mısır Arapçası Diyalog 1

    Mısır Arapçası Diyalog 1 Arapca Diyalog 1

     

  • İmam Hatip kayıtları 1 milyon sınırında

     

    28 Şubat döneminde kesintisiz eğitim, katsayı numarası ve başörtüsü yasağıyla darbe vurulmaya çalışılan İmam Hatip Liseleri, 12 yıllık zorunlu ve kesintili eğitim sisteminde ortaokullarına kavuşunca yeniden ilgi odağı oldu. İmam Hatip Liseleri Mezunları (ÖNDER) Derneği Başkanı Hüseyin Korkut, İmam Hatip Liseleri’ne kayıt için başvuran öğrenci sayısının 1 milyon sınırına dayandığını açıkladı.

    İHL SAYISI 60’A ÇIKTI

    Velileri kayıt konusunda uyaran Korkut, yoğun başvuru nedeniyle sıkıntı yaşandığını bildiklerini ve MEB’e durumu ilettiklerini ifade etti. Korkut, ders zili çalana kadar kayıtların devam edeceğini vurguladı.

    Sadece İstanbul’da 40 olan okul sayısının yoğun talep nedeniyle bu yıl 60’a çıkarıldığını belirten Korkut, imam hatip ortaokullarına ve liselere yönelik talebin ayrılan kontenjanların iki katına ulaştığını söyledi. Sadece İstanbul’daki İmam Hatip Ortaokulları’na şu ana kadar kaydı tamamlanan öğrenci sayısının 15 bini geçtiğini dile getiren Korkut, “Okullar açılana kadar bu sayının daha da yukarılara çıkacak. Türkiye genelinde İmam Hatip Ortaokulları’na 100-150 bin arası kayıt yaptırılacağını tahmin ediyoruz.” diye konuştu.

    Oktay Mehmet

    YENİ ŞAFAK

     

  • Seçmeli Kuran Ve Siyer Dersi Müfredatı Belli Oldu

     

    Habertürk’ten Esra Yazdıç’ın haberine göre, Derslerde Kur’an-ı Kerim’in Türkçe mealinin yanı sıra Kur’an-ı Kerim’i doğru ve güzel okuma, bazı sure ve ayetleri kurallarına uygun ve düzgün okumak da öğretilecek.

    Milli Eğitim Bakanlığı Kur’an ve ‘Hz. Muhammed’in Hayatı’ derslerinin amacını, “Kur’an-ı Kerim okumayı öğrencilere öğretmek ve başta Hz. Muhammed’in ve diğer peygamberlerin yaşamlarından örnekler gösterilerek hayatlarından mesajları öğrencilere vermek” olarak açıkladı.

     

    İŞTE SINIF SINIF KUR’AN DERSİNİN DETAYLARI

    5. sınıf: İlk derste Kur’an-ı Kerim’in neden okunması gerektiği anlatılacak. Kur’an kıssaları, duaları, kavramları hakkında bilgiler verilecek. İkinci ünitede Kur’an-ı Kerim’in okutulması öğretilecek. Harfler, harflerin okunuşu, harekeler öğrencilere tek tek öğretilecek. Öğrenmelerini kolaylaştırmak için koro halinde seslendirmeleri sağlanacak. Öğrenciler, Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendikten sonra ‘Bakara’ Suresi’ni okuyacak. Ayrıca Sübhaneke, Salli ve Barik, İhlas ile Kevser gibi sureler ezberletilecek.

    6. sınıf: Kur’an-ı Kerim’i güzel okumanın önemi üzerinde durulacak. Öğrencilere tecvit, yani kurallarına göre güzel okuma dersi verilecek. Derste dua, zikir, tespih ve secde kavramları hakkında bilgiler de var. Öğrenciler ‘Bakara’ ve ‘Yasin’ surelerini okuyacak, Amentü, Felak, Nas gibi kısa sureleri de ezberleyecek.

    7. sınıf: Kur’an-ı Kerim’in İslam dinindeki yerini öğrenecek. Harfleri uzatma, harflere vurgu yapma gibi bilgiler verilecek. Öğrenciler anlamlarını da öğrendikleri bu sureleri koro halinde tekrar ederek ezberlemeye çalışacak.

    8. sınıf: Hz. Yakub, Hz. Yusuf gibi peygamberlerin kıssaları öğrenilecek.

  • İnşirah Suresi İrabı Arapça Dersleri

    Arapça Dersleri  İnşirah Suresi İrabı

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    (94- İNŞİRÂH SÛRESİ)  Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

    أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ {94/1} وَوَضَعْنَا عَنْْكَ وِزْرَكَ {94/2} الَّذِي أَنْقَضَ ظَهْرَكَ {94/3} وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ {94/4} فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا {94/5}

    1 – 5. Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü. Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi? Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.

    açmak, genişletmek, genişlik vermek, yarmak

    شَرَحَ يَشْرَحُ شَرْحاً

    ağır yük, vebal

    اَلْوِزْرُ ج أَوْزاَرٌ

    kaldırmak, koymak

    وَضَعَ يَضَعُ وَضْعاً

    çökertmek, bükmek, çatırdatmak, (teşbihtir: ağır gelmek, kaldıramamak demektir)

    أَنْقَضَ يُنْقِضُ إِنْقاَضاً

    şeref, şan, zikir, söz, zikretme

    اَلذِّكْرُ

    sırt

    ظَهْرٌ ج ظُهُورٌ

    göğüs

    صَدْرٌ ج صُدُورٌ

    yükseltmek, kaldırmak

    رَفَعَ يَرْفَعُ رَفْعاً

    kolaylık

    اَلْيُسْرُ

    zorluk

    الْعُسْرُ

             

    إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا {94/6} فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ {94/7} وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ {94/8}

    6. 7. 8. Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul, (ancak) yalnız Rabbine yönel (rağbet et).

    rağbet etmek, arzulamak, yönelmek

    رَغِبَ يَرْغَبُ رَغَباً

    boşalmak, boşlamak

    فَرَغَ يَفْرُغُ فَراَغاً

    işe sarılmak, yorulmak, bitkin düşmek

    نَصِبَ يَنْصَبُ نَصَباً

         
  • Leyl Suresi İrabı Arapça Dersleri

     

    سورة الليل (92)

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    (92- LEYL SÛRESİ)  Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

    وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَى {92/1} وَالنَّهَارِ إِذَا تَجَلَّى {92/2} وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى {92/3} إِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتَّى {92/4}

    1-4. (Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye, açılıp ağardığı vakit gündüze, Erkeği ve dişiyi yaratana and olsun ki, sizin işleriniz başka başkadır.

    tecelli etmek, görünmek, açığa çıkmak

    تَجَلَّى  يَتَجَلَّى

    kaplamak, sarmak

    غَشِيَ يَغْشَى

    hızlıca yürümek, çalışmak, çaba sarfetmek

    سَعَى يَسْعَى سَعْياً

    dağınık, müteferrik,  ayrı ayrı, başka başka

    شَتَّى

             

     فَأَمَّا مَنْ أَعْطَى وَاتَّقَى {92/5} وَصَدَّقَ بِالْحُسْنَى {92/6} فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرَى {92/7} وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى {92/8} وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى {92/9} فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى {92/10}

    5-10. Artık kim verir ve sakınırsa ve en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız (onu başarılı kılarız). Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar ve en güzeli de yalanlarsa, biz de onu en zora hazırlarız.

    korunmak, sakınmak

    اِتَّقَى يَتَّقِي إِتِّقاَءً

    vermek

    أَعْطَى يُعْطِي إِعْطاَءً

    (ism-i tafdîl) en güzel

    أَحْسَنُ ث اَلْحُسْنَى

    kolaylaştırmak, kolaylık vermek

    يَسَّرَ يُيَسِّرُ تَيْسِيراً

    en zor

    اَلْأَعْسَرُ ث اَلْعُسْرَى

    en kolay

    اَلْأَيْسَرُ ث اَلْيُسْرَى

    cimrilik etmek

    بَخِلَ يَبْخَلُ بُخْلاً

    ihtiyaç hissetmemek

    اِسْتَغْنَى يَسْتَغْنِي اِسْتِغْناَءً

                 

    وَمَا يُغْنِي عَنْهُ مَالُهُ إِذَا تَرَدَّى {92/11} إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَى {92/12} وَإِنَّ لَنَا لَلْآخِرَةَ وَالْأُولَى {92/13} فَأَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظَّى {92/14} لاَ يَصْلاَهَا إِلاَّ الْأَشْقَى {92/15} الَّذِي كَذَّبَ وَتَوَلَّى {92/16}

    11-16. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez. Doğru yolu göstermek bize aittir. Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir. (Ey insanlar! ) Alev alev yanan bir ateşle sizi uyardım. O ateşe, ancak kötü olan girer. Öyle kötü ki, yalanlayıp yüz çevirmiştir.

    hidâyet verme, doğru yolu gösterme

    اَلْهُدَى

    zengin kılmak, fayda vermek

    أَغْنَى يُغْنِي إِغْناَءً

    ilk, birinci, dünya

    اَلْأُولَى

    (çukura) yıkılmak, yuvarlanmak

    تَرَدَّى يَتَرَدَّى

    çok alevlenmek, alevi çoğalmak

    تَلَظَّى  يَتَلَظَّى (تَتَلَظَّىaslı )

    (ateşe) yaslanmak,  (ateşe) atılmak, (ateşe) maruz kalmak

    صَلِيَ يَصْلَى صِلِياًّ

    (ism-i tafdîl) en bedbaht, en mutsuz

    اَلْأَشْقَى

               

    وَسَيُجَنَّبُهَا الْأَتْقَى {92/17} الَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكَّى {92/18} وَمَا لِأَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزَى {92/19} إِلاَّ ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْأَعْلَى {92/20} وَلَسَوْفَ يَرْضَى {92/21}

    17-21. En çok korunan ise ondan (ateşten) uzak tutulur. O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir. Onun nezdinde hiçbir kimseye ait (şükranla) karşılanacak bir nimet yoktur. O ancak Yüce Rabbinin rızasını aramak için verir. Ve o (buna kavuşarak) hoşnut olacaktır.

    en müttakî, en çok takva sahibi

    الْأَتْقَى

    uzaklaştırmak, uzak tutmak

    جَنَّبَ يُجَنِّبُ تَجْنِيباً

    karşılığını vermek

    جَزَى يَجْزِي جَزاَءً

    temizlenmek, zekat vermek

    تَزَكَّى يَتَزَكَّى

    talep etmek, arzulamak, aramak

    إِبْتَغَى يَبْتَغِي إِبْتِغاَءً

               
  • Şems Suresi İrabı Arapça Dersleri

     

    سورة الشمس (91)

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    (91- ŞEMS SÛRESİ)  Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

    وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا {91/1} وَالْقَمَرِ إِذَا تَلاَهَا {91/2} وَالنَّهَارِ إِذَا جَلاَّهَا {91/3} وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا {91/4} وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا {91/5} وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا {91/6} وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا {91/7} فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا {91/8} قَدْ أَفْلَحَ مَنْ زَكَّاهَا {91/9} وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسَّاهَا {91/10}

    1. Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına 2.Güneşi takip ettiğinde Ay’a, 3.Onu açığa çıkarttığında gündüze, 4.Onu örttüğünde geceye, 5.Gökyüzüne ve onu bina edene, 6.Yere ve onu yapıp döşeyene, 7.Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, 8.Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, 9.Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir. 10.Onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.

     

    tabi olmak, okumak

    تَلاَ يَتْلُو تُلُوًّا

    kuşluk vakti

    اَلضُّحَى

     

    kaplamak, sarmak

    غَشِيَ يَغْشِي

    keşfetmek, izhar etmek (açığa vermek)

    جَلَّى يُجَلِّي تَجْلِيَةً

    kazanmak, felaha ermek

    أَفْلَحَ يُفْلِحُ إِفْلاَحاً

    yaymak, sermek, döşemek

    طَحَا يَطْحُو

     

    korunma, sakınma

    اَلتَّقْوَى

    düzeltmek, düzene koymak, kemâle erdirmek

    سَوَّى يُسَوِّي تَسْوِيَةً

     

    ilham etti

    أَلْهَمَ يُلْهِمُ إِلْهاَماً

    temizlemek, ıslah etmek, düzeltmek

    زَكَّى يُزَكِّي تَذْكِيةً

     

    (kötü hareketini, kusurunu vs.) gizlemek, örtmeye çalışmak

    دَسَّى يُدَسِّي تَدْسِيَةً

     

    kaybetmek, maksada erişememek

    خَابَ يَخِيبُ خَيْبَةً

                     

    كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا{91/11} إِذِ انْبَعَثَ أَشْقَاهَا{91/12} فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا{91/13} فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوَّاهَا{91/14}وَلاَ يَخَافُ عُقْبَاهَا{91/15}

    11. Semud kavmi azgınlığı yüzünden (Allah’ın elçisini) yalanladı. 12.Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında, 13.Allah’ın Resûlü onlara: “Allah’ın devesine ve onun su hakkına (dokunmayın)!” dedi. 14.Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini dümdüz etti. 15.(Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değildir!

    (ihtiyacını karşılamak için gidip) işe girişmek, atılmak, ayaklanmak

    انْبَعَثَ يَنْبَعِثُ إِنْبِعاَثاً

    en  bedbaht, en saadetsiz

    اَلْأَشْقَى (شَقِيٌّ)

    dişi  deve

    اَلناَّقَةُ

    kesmek, canına kıymak

    عَقَرَ يَعْقُرُ عُقْراً

    sulama, içirme, sulanma, içirilme

    اَلسُّقْياَ

    düzeltmek, eşit kılmak (ayette: onlardan hiçbiri kurtulmamak üzere eşit bir şekilde hepsini helâk etmek)

    سَوَّى يُسَوِّي

    ezip helâk etmek, şiddetli bir şekilde gadablanmak, çok kızmak

    دَمْدَمَ يُدَمْدِمُ

     

     

    son, netice, akıbet

    اَلْعُقْبَى

           
  • Beled Suresi İrabı Arapça Dersleri

     

    سورة البلد (90)

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    (90- BELED SÛRESİ)  Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

    لاَ أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ {90/1} وَأَنْتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ {90/2} وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ {90/3}

    l. 2. 3. Andolsun bu beldeye, ki sen bu beldede ikamet ediyorsun ve andolsun babaya ve (ondan meydana gelen) çocuğa,

    mukim, oturan, ikamet eden

    حِلٌّ

    andolsun, yemin olsun ki

    لاَ أُقْسِمُ

    لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي كَبَدٍ {90/4} أَيَحْسَبُ أَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ {90/5}

    4. 5. Biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık. İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

    gücü yetmek, ölçüp biçmek..

    قَدَرَ يَقْدِرُ قَدْراً

    acı, meşakkat, ciğeri yanmak

    كَبَدٌ

    يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالاً لُبَدًا {90/6} أَيَحْسَبُ أَنْ لَمْ يَرَهُ أَحَدٌ {90/7}

    6. 7. “Pek çok mal harcadım” diyor. Kimse onu görmedi mi sanıyor?

    yığın, birçok

    اَللُّبَدُ

    harcamak, tüketmek, helâk etmek, telef etmek

    أَهْلَكَ يُهْلِكُ إِهْلاَكاً

    أَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِ {90/8} وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ {90/9} وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ {90/10}

    8. 9. 10. Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) gösterdik .

    dudak

    اَلشَّفَةُ

    göz, kaynak, pınar, çeşme

    اَلْعَيْنُ

    açık yol, yüksek yer, tepe, dağ, bayır

    اَلنَّجْدُ

    yol göstermek, tarif etmek, iletmek

    هَدَي يَهْدِي

             

     فَلاَ اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ {90/11} وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ {90/12} فَكُّ رَقَبَةٍ {90/13} أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ {90/14} يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ {90/15} أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ {90/16}

    11 – 16. Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yemek yedirmektir yakınlığı olan bir yetime veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.

    sarp yokuş

    اَلْعَقَبَةُ

    katlanmak, atılmak

    اِقْتَحَمَ يَقْتَحِمُ

    azad etmek (masdar)

    فَكُّ

    bildirmek

    أَدْرَى يُدْرِي

    açlık

    مَسْغَبَةٌ

    yedirmek, doyurmak, rızıklandırmak

    إِطْعَامٌ (أَطْعَمَ يُطْعِمُ)

    yakınlık, akrabalık

    اَلْمَقْرَبَةُ

    şiddetli fakirlik, yoksulluk

    اَلْمَتْرَبَةُ

             

    ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ {90/17}

    17. Sonra imân edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı tavsiye edenlerden olmaktır.

     

     

    birbirine tavsiye etmek

    تَوَاصَى يَتَوَاصَى

    أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ {90/18} وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا هُمْ أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ {90/19} عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ {90/20}

    18. 19. 20. İşte bunlar sağdakilerdir. Ayetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar soldakilerdir. Onların üzerinde, (kapıları üzerlerine sımsıkı) kapatılmış bir ateş vardır.

    sol tarafa mülazemet edenler, solcular

    أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

    sağın ashabı, sağcılar

    أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

    (ism-i mef’ûl) kapatılmış, örtülmüş

    مُؤْصَدَةٌ

  • Fecr Suresi İrabı Arapça Dersleri

     

    سورة الفجر (89)

     

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

    (89- FECR SÛRESİ)  Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

    وَالْفَجْرِ {89/1} وَلَيَالٍ عَشْرٍ {89/2} وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِ {89/3} وَاللَّيْلِ إِذَا يَسْرِ {89/4} هَلْ فِي ذَلِكَ قَسَمٌ لِذِي حِجْرٍ {89/5}

    1. 2. 3. 4. 5. Andolsun Fecre, On geceye, Çifte ve teke, (her şeyi karanlığı ile) örttüğü an geceye. Bunlarda akıl sahibi için birer yemin (değeri) yok mudur?

    tek

    اَلْوَتْرُ

    akıl

    حِجْرٍ

    yemin

    قَسَمٌ

    çift

    َالشَّفْعُ

    aslı (يَسْرِي) geçip gitmek, çıkmak (Fasıla için hazfedilmiştir)

    يَسْرِ

    أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ {89/6} إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ {89/7} الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلاَدِ {89/8}

    6. 7. 8. Görmedin mi, Rabbin nasıl yaptı Âd kavmine? Direkleri (yüksek binaları) olan, İrem şehrine? Ki ülkeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.

    ülkeler, memleketler

    اَلْبِلاَدُ

    onun benzeri

    مِثْلُهَا

    direk veya yüksek binalar

    اَلْعِمَادُ

    وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ{89/9}وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ{89/10}الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلاَدِ {89/11}

    9. 10. 11. O vadide kayaları yontan Semûd kavmine? Kazıklar (çadırlar, ordular) sahibi Firavun’a? Ki onların hepsi ülkelerinde azgınlık ettiler.

    kayalar, kaya tabakası

    اَلصَّخْرُ

    kesmek, delmek, oymak

    جَابَ يَجُوبُ جَوْباً

    فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ{89/12}فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ{89/13}إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ {89/14}

    12. 13. 14. Oralarda kötülüğü çoğalttılar. Bu yüzden Rabbin onların üstüne azap kamçısı yağdırdı. Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.

    kamçı

    اَلسَّوْطُ

    dökmek, akıtmak, boşaltmak

    صَبَّ  يَصُبُّ صّباًّ

    فَأَمَّا الْإِنْسَانُ إِذَا مَا ابْتَلاَهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ {89/15} وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلاَهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ {89/16}

    15. 16. İnsan, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde “Rabbim bana ikram etti” der. Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise “Rabbim beni önemsemedi” der.

    ikram etti, nimetlendirdi

    َأَكْرَمَ يُكْرِمُ إِكْراَماً

    imtihan etmek, denemek

    ابْتَلَى يَبْتَلِي إِبْتِلاَءً

    ayarlamak, ölçüp biçmek, daraltmak

    قَدَرَ يَقْدِرُ قَدْراً

    nimet verdi

    نَعَّمَ يُنَعِّمُ تَنْعِيماً

    alçaltmak, zelil kılmak, aşağılık etmek (Sondaki nûn, nûnu’l-vikâyedir. Esre de düşen mütekellim yâ’sının işaretidir).

    أَهَانَ يُهِينُ إِهاَنَةً

               

    كَلاَّ بَلْ لاَ تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ {89/17} وَلاَ تَحَاضُّونَ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ {89/18} وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ أَكْلاً لَمًّا {89/19} وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُبًّا جَمًّا {89/20}

    17. 18. 19. 20. Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz, yoksulu yedirmeye birbirinizi teşvik etmiyorsunuz, haram helâl demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı biçimde seviyorsunuz.

    birbirlerini teşvik etmek [ (تَحَاضُّونَ) nin aslı (تَتَحاَضُّونَ)dir.]

    تَحاَضَّ يَتَحاَضُّ

    eksiksiz toplama,  (miras mallarını kendi payları ile ortaklarının payları arasında ayırım yapmadan, helâl haram demeden toplayıp hepsine sahip çıkmak kastedilmiştir)

    اَللَّمُّ

     

    miras

    اَلتُّرَاثُ

    çok, çokça, pek çok

    اَلْجَمُّ

               

    كَلاَّ إِذَا دُكَّتِ الْأَرْضُ دَكًّا دَكًّا {89/21} وَجَاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفًّا صَفًّا {89/22} وَجِيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْإِنْسَانُ وَأَنَّى لَهُ الذِّكْرَى {89/23}

    21. 22. 23. Ama yeryüzü parça parça döküldüğü, Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman (her şey ortaya çıkacaktır). O gün cehennem getirilir, insan yaptıklarını birer birer hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ne faydası var!

    ikaz, hatırlatma, nasihat

    الذِّكْرَى

    kırmak, ufaltmak, ezmek, düzlemek

    دَكَّ يَدُكُّ دَكاًّ

    tezekkür etmek, hatıra getirmek, düşünmek

    تَذَكَّرَ يَتَذَكَّرُ

    يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي {89/24} فَيَوْمَئِذٍ لاَ يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ {89/25} وَلاَ يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ {89/26}

    24. 25. 26. (İşte o zaman insan:) “Keşke bu hayatım için bir şeyler yapıp gönderseydim!” der. Artık o gün, Allah’ın edeceği azabı kimse edemez. 0’nun vuracağı bağı kimse vuramaz.

    azab vermek, işkence etmek

    عَذَّبَ يُعَذِّبُ

    önceden yapmak, öne almak

    قَدَّمَ يُقَدِّمُ تَقْدِيماً

    bağ, bağlama, bağlayış

    اَلْوَثَاقُ

    bağlamak

    أَوْثَقَ يُوثِقُ إِيثاَقاً

     يَا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ {89/27}اِرْجِعِي إِلَى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً {89/28}فَادْخُلِي فِي عِبَادِي{89/29}وَادْخُلِي جَنَّتِي {89/30}

    27. 28. 29. 30. Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O’ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!

    tatmin olmak, dinmek, yatışmak

    إِطْمَأَنَّ يَطْمَئِنُّ إِطْمِئْناَناً

    (ism-i mef’ûl) razı olunan

    مَرْضِيَّةٌ

    (ism-i fâil) tercih eden, seçen, razı olan

    رَاضِيَةٌ (رَضِيَ)

             
  • Kıyame Suresi İrabı Arapça Dersleri

     

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
     
     

    (75- KIYÂME SÛRESİ)  Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

    لاَ أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ {75/1} وَلاَ أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ {75/2}

    1. 2. Kıyâmet gününe yemin ederim. Kendini çok kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).

    Yemin ederim anlamında tabir [baştaki (لاَ) zâiddir.]

    لاَ أُقْسِمُ

    yemin etmek

    أَقْسَمَ يُقْسِمُ إِقْساَماً

    (mübâlağalı ism-i fâil) çok kınayan

    اللَّوَّامَةُ

    kınadı

    لاَمَ يَلُومُ لَوْماً

               

    أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ {75/3} بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ {75/4}

    3. 4.  İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır? Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.

    kemik

    اَلْعَظْمُ ج اَلْعِظَامُ

    zannetmek, varsaymak

    حَسِبَ يَحْسَبُ

    düzene koymak, kemale erdirmek

    سَوَّى يُسَوِّي تَسْوِيَةً

    toplamak

    جَمَعَ يَجْمَعُ جَمْعاً

     

     

    parmak, parmak ucu

    اَلْبَناَنَةُ ج اَلْبَناَنُ

             

    بَلْ يُرِيدُ الْإِنْسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ {75/5} يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ {75/6}

    5. 6.  Fakat insan önündekini (kıyâmeti, tekrar dirilmeyi) inkar etmek ister. “Kıyâmet günü ne zamanmış?” diye sorar.

    ne zaman

    أَيَّانَ

    fücur işlemek, günahlara dalmak, inkar etmek

    فَجَرَ يَفْجُرُ فُجُوراً

    فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ {75/7} وَخَسَفَ الْقَمَرُ {75/8} وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ {75/9} يَقُولُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ {75/10}

    7. 8. 9. 10. İşte, göz kamaştığı, Ay tutulduğu, Güneşle ay biraraya getirildiği zaman! O gün insan, “Kaçacak yer neresi!” diyecektir.

    göz (gördüğü korkudan dehşete kapılıp) kamaştı

    بَرِقَ الْبَصَرُ

    (ism-i mekân) kaçacak yer

    اَلْمَفَرُّ (فَرَّ يَفِرُّ)

    tutulmak (ışığı kaybolmak)

    خَسَفَ يَخْسِفُ خُسُوفاً

           

    كَلاَّ لاَ وَزَرَ{75/11} إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ{75/12}يُنَبَّأُ الْإِنْسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ{75/13}

    11. 12. 13. Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur! O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur. O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.

    karar kılınan yer, yerleşme yeri

    اَلْمُسْتَقَرُّ (اِسْتَقَرَّ)

    sığınak

    اَلْوَزَرُ

    önceden yapmak, …den önce yapmak, öne almak

    قَدَّمَ يُقَدِّمُ

    haber vermek, bildirmek

    نَبَّأَ يُنَبِّأُ

    ertelemek, tehir etmek, geri bırakmak

    َأَخَّرَ يُأَخِّرُ

             

     بَلِ الْإِنْسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ {75/14} وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ {75/15}

    14. 15. Artık insan, kendi kendinin şahididir. İsterse özürlerini sayıp döksün.

    atmak, sürmek

    أَلْقَى يُلْقِي

    kendisiyle hakikate erişilebilen kalp gözü

    بَصِيرَةٌ

     

     

    özürler, mazaretler

    اَلْمَعَاذِيرُ

     لاَ تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ {75/16} إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ {75/17} فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ {75/18} ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ {75/19}

    16. 17. 18. 19. (Resûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir. O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et. Sonra şüphen olmasınki, onu açıklamak da bize aittir.

     

     

    hareketlendirmek, tahrik etmek, kımıldatmak

    حَرَّكَ يُحَرِّكْ تَحْرِيكاً

    acele etmek, daha önce yapmak

    عَجِلَ يَعْجَلُ عَجَلاً بِ

    uymak, tabi olmak

    إِتَّبَعَ يَتَّبِعُ إِتِّباعاً

    okumak

    قَرَأَ يَقْرَأُ قِراَءَةً قُرْآناً

    açığa çıkmak, açıklamak, vuzuha kavuşmak

    باَنَ يَبِينُ بَيَاناً

           

    كَلاَّ بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ {75/20} وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ {75/21}

    20. 21. Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyorsunuz da, Ahireti bırakıyorsunuz.

    bırakmak, alakayı kesmek, ilgilenmemek

    وَذَرَ يَذَرُ وَذْراً

    dünya

    اَلْعَاجِلَةُ

    sevmek

    أَحَبَّ يُحِبُّ

     وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ {75/22} إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ {75/23} وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ {75/24} تَظُنُّ أَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ {75/25}

    22. 23. 24. 25. Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O’nu göreceklerdir). Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır; kendilerinin (bel kemiklerini kıran) bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.

    (ism-i fâil) sevimli, güleç yüzlü, pırıl pırıl parlayan, ışıl ışıl parıldayan, parlak, neş’eli

    نَاضِرَةٌ

    hoşlanmayarak, asık suratla bakmak, yüzünü buruşturmak

    بَسَرَ يَبْسُرُ

    belâ, musibet, felaket

    فَاقِرَةٌ

    sezmek, anlamak

    ظَنَّ يَظُنُّ

           

    كَلاَّ إِذَا بَلَغَتِ التَّرَاقِيَ {75/26} وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ {75/27} وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ {75/28}

    26. 27. 28. Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır, “Tedavi edebilecek kimdir?” denir. (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.

    (hastaya) okuyan, okuyarak tedavi eden

    اَلرَّاقِي – رَاقٍ

    köprücük kemiği

    اَلتَّرَاقِي

    وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ {75/29} إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ {75/30}

    29. 30. Ve bacak bacağa dolaşır. İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.

    bacak (ayak ile diz kapağı arasındaki kısım)

    اَلسَّاقُ

    sarılmak, dolaşmak

    إِلْتَفَّ يَلْتَفُّ

    (mimli masdar) sürme, sürüş, sürülme, sevkiyat

    اَلْمَسَاقُ (ساَقَ يَسُوقُ سَوْقاً)

             

    فَلاَ صَدَّقَ وَلاَ صَلَّى{75/31}وَلَكِنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى{75/32}ثُمَّ ذَهَبَ إِلَى أَهْلِهِ يَتَمَطَّى{75/33}

    31. 32. 33. İşte o, (Peygamber’in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı. Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti. Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.

     

    namaz kılmak

    صَلَّى يُصَلِّي

    tasdik etmek, doğrulamak

    صَدَّقَ يُصَدِّقُ تَصْدِيقاً

    böbürlenerek yürümek, çalım satmak

     

     

    تَمَطَّى   يَتَمَطَّى

    yüz çevirmek

    تَوَلَّى يَتَوَلَّى تَوَلُّياً

                 

    أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى{75/34} ثُمَّ أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى{75/35}أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى{75/36}

    34. 35. 36. Lâyıktır (o azap) sana, lâyık! Evet, lâyıktır sana (o azap) lâyık! İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!

    وَلي يَلِي وَلْياً

    yakın oldu

    أَوْلَى

    “Helak çok yakın” manasına ismi tafdil: En yakın, daha yakın, daha layık, en layık

     

    سُدًى

    başıboş, cezasız, mühmel

     

     

     

     

     
                     

    أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنَى {75/37} ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى {75/38}

    37. 38. O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutfe (sperm) değil miydi? Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.

    (meniyi) akıtmak

    أَمْنَى يُمْنِى إِمْناَءً

    eşitlemek, düzene koymak, kemâle eriştirmek

    سَوَّى يُسَوِّي تَسْوِيَةً   

    فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى {75/39} أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى {75/40}

    39. 40. Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti. Peki (bunları yapan) Allah’ın, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?

    erkek

    الذَّكَرُ

    dişi

    َالْأُنْثَى

    diriltmek, hayat vermek

    أَحْيَى يُحْيِيَ إِحْياَءً