Arapçanın Tarihi 3 (Modern Arapça-Lehçeler)

46668

 

Güney Arapçası’nın en eski şekil veya lehçelerini bazı kitabelerle tanıyoruz ki bunlar Minae [59] Sebâ [60] Katebân ve Hadramut kitabelerinde [61] görülen eski lehçeler­dir. Bunların bir nevi devamı olan bu­günkü bazı lehçeler de [62] aynı grupta toplanır.

Bu tasnifte. Kuzey Arapçası tâli gru­bunda, klasik Arapça [63] çekir­dek olmak üzere onun bağlı bulunduğu eski ve yeni lehçeler toplanır. Sadece Arapça, Arap dili denildiği zaman, umu­miyetle klasik Arapça ve geniş mana­sıyla da klasik Arapça ile birlikte onun bağlı olduğu veya ona bağlı olan lehçe­ler manzumesi kastedilir.

Bütünü ile bu Arapça’nın tarihi, geliş­me ve yayılma safhaları bazı ara devre­ler birleştirilmek suretiyle sadeleştiril­miş bir plan içerisinde şöyle hulâsa edi­lebilir:

1) Eski Arapça.

2) Klasik Arapça ve ona kaynak olan eski edebî lehçeler. [64]

3) Orta Arapça.

4) Yeni [65] Arapça.

5) Bu son iki safhada edebî yazı diline müvazî olarak devamlı gelişen mahallî lehçeler.

4) Modern Arapça

 

XIX. yüzyılın başın­dan itibaren Arap dünyası ile Avrupa arasında yakın bir temas devri başla­dı. Umumiyetle Napolyon’un Mısır Sefe­ri [101] yeni safhanın başlangıç tarihi kabul edilmiştir. Beraberinde birtakım âlimler getiren Napolyon, Mısır’da Arap­ça eserler basılmak üzere bir matbaa, rasathane, kimya laboratuvarı, tiyatro, kütüphane kurmuş, iki mektep açmış, iki Fransızca gazete çıkartmıştı. Bu ta­rihten kısa bir müddet sonra [102] Mı­sır valisi olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa, Avrupa mekteplerindeki tedris usullerinin ve programlarının tatbik edildiği muhtelif derecelerde ve çok sayıda yeni mektepler açtı. Bunlar arasında eczacı, maden, ziraat ve veteriner, ebe, lisan ve tercüme, muhasebe, sanat mektepleri gibi meslek mektepleri, hendese mek­tebi ve tıbbiye gibi yüksek mektepler vardı. Bir kısım dersler için getirtilen Fransız hocaların kendi dilleriyle verdik­leri dersler Arapça’ya tercüme ediliyor­du. Diğer taraftan 1826’dan itibaren çe­şitli sahalar için Avrupa’ya ve hususiyle Fransa’ya talebe gönderilmeye başlan­dı. Bunların sayısı 1848’de 339’a yükselmiş bulunuyordu. Mehmed Ali Paşa ayrıca matbaaya ve tercüme hareketleri­ne de ehemmiyet verdi ve yarısı Arap­ça, yarısı Türkçe olan el-Vekâyi-i Mısriyye adlı bir gazete çıkarttı.

Bu yenilik hareketlerinde, kurulan ye­ni müesseselerde başlangıçta Fransa ör­nek alınmış, Mısır’da başlayan bu Avru­pa tesiri zamanla diğer Arap memle­ketlerine de yayılmıştır.

Bütün bu temaslar ve tesirler, yeni ve Arapça’da yabancı mefhumların ifadesi zaruretini doğurdu; ilim, teknik ve sa­natın muhtelif sahalarındaki ıstılahları karşılamakta güçlük çekildi. Nitekim et-Tahtâvî (ö. 1873) gibi ilk mütercimlerin bir taraftan yabancı kelimeler kullandık­ları, diğer taraftan yeni mefhumları ye­ni tabir ve ıstılahlarla karşılamaya çalış­tıkları görülür. Arapça’ya Avrupa dille­rinden yabancı kelimelerin akışını önle­mek, bilhassa ıstılahlar mevzuunda du­yulan büyük sıkıntıyı gidermek için bu dilin imkânlarından faydalanmanın yollarını arayanlar farklı teklifler ileri sür­düler; ilim ve tekniğin çeşitli kollarıyla meşgul olanlar kendi sahalarının ıstılah­larını tesbit etmeye çalıştılar. Fakat bir­birinden ayrı çalışan şahıs ve müessese­lerin değişik teklifleri dilde bir karışıklı­ğa yol açtı. Bunu önlemek için ilim ve sa­nat dili olarak Arapça’nın geçirdiği gelişmenin göz önünde tutulması ve böylece çalışmalarda, dolayısıyla yeni yazı dilinin lugatında birliğin sağlanması gerektiğini ortaya koydu. Bu yoldaki bazı teşebbüs­lerden sonra 1919’da Şam’da el-Mec-mau’l-ilmiyyü’l-Arabî adıyla bir akademi kuruldu. 1921’den itibaren çıkan mec­muası ve diğer neşriyatı ile faaliyette bulunan bu akademiyi, 1932’de Mısır’da kurulan Kraliyet Dil Akademisi [103] 1947’de Irak’ta tesis edilen el-Mecmau’I-ilmiyyü’l-lrâk takip etti. Rabat’ta 1973’te neşrine başlanılan el-Lisânûl-‘Arabî ile Fas da büyük ölçüde bu çalışmalara ka­tıldı. Bu ilmî kuruluşlar, mecmualarında ve neşrettikleri diğer eserlerde bir ta­raftan dil ve edebiyata ait eski metinle­rin neşrine, diğer taraftan ilim, teknik ve sanatın her şubesinde gerekli ıstı­lahların tesbitine yalnız bir memleket­te değil, muhtelif Arap ülkelerinde müş­terek yazı dilinin, bugünkü klasik Arapça’nın gelişmesinde birlik teminine ça­lışmaktadırlar.

Adı geçen resmî kuruluşların, üniver­sitelerin, bunlar dışındaki ilmî toplulukların veya şahısların gayretleri bugün mühim neticeler vermiş bulunmaktadır. Dile dair eski metinlerin tesbiti ve ilmî neşirlerine büyük ölçüde yer veren, böy­lece klasik dilin yeni şartlar içinde akışı­nı sağlayan bu gayretlere rağmen dil­deki çalkantının bugün tamamıyla du­rulduğu söylenemez. Nitekim aynı mem­lekette bile bazı müelliflerin aynı mef­humu başka ıstılahlarla karşıladıkları ve­ya aynı kelimeyi değişik mefhumlar için kullandıkları görülebilmektedir. Modern Arapça’nın yazı dilinde bugün üzerinde en çok durulan şey ıstılahlarda birleş­me meselesidir. Hususi sahalar için ha­zırlanmış müstakil eserlerden sonra üze­rinde ittifak edilen kelimelerin Lisânü’l-‘Arab’ın son neşrinde [104] ilâ­ve olarak yer alışı, beklenen istikrarın mühim bir belirtisi sayılabilir. Arap yazı diline bu son safhada Batı dillerinin te­siri sadece lügat bakımından olmamış­tır. Bazı ifade şekillerinde, tabirlerde, hatta mahdut da olsa cümle yapısında aynı tesir görülür [105] Buna tam bir kla­sik kültür almamış muharrirlerde, bil­hassa gazetelerde, radyo vb. de rastlan­maktadır. Kısaca bugün de bütün Arap memleketlerinin kullandığı ve klasik di­lin devamı olan müşterek bir yazı dili vardır. Esaslarını muhafaza ederek ge­lişen ve muhtelif Arap ülkelerinin ma­ziden miras olarak taşıdıkları ortak kültürlerinin en sağlam bağı olan bu dil. son safhasındaki gelişmesiyle, çok geç­meden eskiden olduğu gibi tekrar bü­yük bir ilim, fikir ve sanat dili olma yo­lundadır.

 

5) Mahallî Lehçeler

 

Arapça’nın gerek orta gerekse modern devresinde edebî yazı diline muvazi bir akış içerisinde ol­duğuna ve dağılışlarına yukarıda işaret edilmişti. Birbirinden uzak yerlerde fark­lı şartlar içinde yaşayan lehçeler, öteden beri edebiyata çok küçük nisbette ak­setmiştir. Modern edebiyatın gerçek ha­yata yakın olma zorundaki tiyatro, ro­man ve hikâye gibi edebî nevileri bu nisbeti biraz da olsa artırmıştır. Arapça’nın konuşulduğu bazı memleketlerde müş­terek yazı dilinin yerine mahallî lehçe­nin İkamesi fikrinin düşünüldüğü de ol­muştur. Ancak lehçeler arasındaki fark­lılaşmayı hızlandıracak, Arap dünyasının geçmişteki ve bugünkü değerlerinden ortaklaşa faydalanabilme kapısını ka­payacak ve nihayet siyasî sınırların bölemediği bir kültür birliğini parçalayacak olan bu düşüncelerin revaç göreme­yeceği muhakkaktır. Bu arada Arap ya­zısının kelimeleri farklı okumaya mü­saade edişi yüzünden matbuatın lâyıkıy­la yapamadığı bir hizmeti, bugün hızla yayılan sesli neşir vasıtalarının üzerine almış bulunmasına, böylece radyo ve te­levizyonun lehçeler arasındaki farklılaş­mayı hiç değilse bir ölçüde yavaşlataca­ğına işaret edilmelidir.

 

Kaynak:DİA

Önceki İçerikArapçanın Tarihi 2 (Klasik Arapça-Orta Arapça )
Sonraki İçerikSuriyeli çocukların eğitimi için Arapça bilen öğretmen aranıyor