Alış-Veriş – Mutevatir

43087



mutevatir
 

ALIŞVERİŞLER[1]
BÖLÜMÜ


﴿



كِتَابُ الْبُيُوعِ ﴾


169
﴿ مَنْ غَشَّنَا فَلَيْسَ مِنَّا ﴾



Kim bizi aldatırsa, bizden değildir”
[2]


Bir rivayette ise;

 ﴿
مَنْ غَشَّ




“Kim aldatırsa”
[3]


ifadesi vardır.


Bu hadisin geliş yollarının çoğunda, bu, bir yiyecek ile ilgilidir.  Hz.
Peygamber (s.a.v), çarşıda (bir çeşit yiyecek satan birisini) görüp (hile
yaptığını fark edince,) elini kabın içine sok(up kontrol ettikten sonra bu sözü
söyle)miştir.


Suyûtî (ö.


911
/1505)


“el-Ezhâr”

adlı kitabının ‘Kitâbu’l-Edeb’ (=Edeb Bölümü’n) de bu hadisi şu yollardan
getirmiştir:


1.     
Ebu Hureyre                                     


2.     
Abdullah ibn Ömer                             


3.     
Ebu Burde b. Niyâr                            


4.     
Enes                                                 


5.     
Berâ’ b. Âzib                                    


6.    
Huzeyfe


7.    
Abdullah ibn Abbâs


8.    
Abdullah ibn Mes’ud


9.    
Kays ibn Ebi Garze   


10.    
Ebu Musa el-Eş’arî


11.    
Hz. Aişe


12.    
Hâris b. Süveyd


Toplam,


12

kişi.


(Derim ki:) Bu hadis, şu yollardan da gelmiştir:


13.    
Abdullah ibn Ebi Rebîa el-Mahzûmî    


14.    
Büreyde                                           


15.    
Ebu’l-Hamrâ’


16.    
Ebu Saîd el-Hudrî


17.    
Hz. Ali


İbn Hacer el-Mekkî (ö.


973
/1051)


“Zevâcir”
de
konu ile ilgili olarak şöyle der: “Bu hadis,


10

küsur sahabiden gelmiştir.”


* * *


170
﴿ مَنْ بَاعَ عَقَارًا وَلَمْ يَجْعَلْ ثَمَنَهُ فِي مِثْلِهِ
لَمْ يُبَارَكْ لَهُ فِيهِ ﴾



Kim bir akarı satıp da elde ettiği parayı da aynı cins (bir mülk)e yatırmazsa,
bu kimse, aldığı bedelin hakkında mübarek kılınmamasına müstehak olur”
[4]


Suyûtî (ö.


911
/1505)


“el-Ezhâr”

adlı kitabının ‘Kitâbu’l-Edeb’ (=Edeb Bölümü’n) de bu hadisi şu yollardan
getirmiştir:


1.     
Huzeyfe ibnü’l-Yemân[5]


2.     
Saîd b. Hureys[6]


3.     
Saîd b. Zeyd[7]


4.     
İmrân b. Husayn


5.     
Amr b. Hureys
[8]


6.     
Ma’kil b. Yesâr
[9]


7.     
Ebu Zerr
[10]


Toplam,


7

kişi.


* * *


171
﴿ تَحْرِيم رِبَوِ التَّفَاضُلِ فيِ الذَّهَبِ بِالذَّهَبِ
الْفِضَّةِ بِالْفِضَّةِ ﴾



“Altının altınla ve gümüşün gümüşle (değiştirlmesinde) fazlalık ribasının haram
kılınması”
[11]
ile ilgili hadisler


Bu hadis, şu yollardan gelmiştir:


1.    
Ebu Saîd el-Hudrî[12]                           


2.    
Hz. Osman[13]                        
 


3.    
Abdullah ibn Ömer[14]  
 


4.    
Ubâde ibnu’s-Sâmit[15]                                    


5.    
Râfi’ b. Hadîc[16]


6.    
Hz. Ömer[17]


7.    
Fudâle b. Ubeyd[18]


8.    
Ebu Bekre[19]


9.    
Ebu Hureyre[20]


10.    
 Ebu Useyd es-Sâadî[21]


11.    
 Hz. Ali[22]
ve daha bir çokları

Ubâde ibnu’s-Sâmit,
Ebu Hureyre, Ebu Saîd el-Hudrî, Bilâl[23]
ve daha bir çoklarının hadisinde;


﴿ البُرّ بِالْبُرّ ﴾ِ

“Buğday
ile buğday”
,
﴿
الشَّعِير بِالشَّعِيرِ ﴾

“Arpa ile
arpa”
,
﴿
التَّمْر بِالتَّمْر ﴾ِ

“Hurma ile
hurma”
,
﴿
المِلْح بِالْمِلْحِ ﴾

“Tuz ile
tuz”

ifadeleri geçmektedir.


Tahâvî (ö.


321
/933)


“Şerhu Meâni’l-Âsâr”
da
bu konu ile ilgili Kur’an-da[24]
belirtilen ribanın aslının,


“Nesîe Ribası”


hakkında olduğunu anlattıktan sonra aynen şöyle der:


“Ayrıca Kur’an’dan sonra


Sünnet

de; ribanın ve altının altınla, gümüşün gümüşle ve diğer ölçülebilenler ile
tartılabilenler hususundaki


fazlalığın

haram olduğunu belirtmiştir. Bu husus,  bu kitabımızın daha öncesinde geçen
“Buğdayın arpayla satışı bâb”ında Ubâde ibnu’s-Sâmit’in[25]
rivayetinde geçmektedir. Dolayısıyla da bu riba türü,


sünnetle haram kılınan bir ribadır
.
Bununla ilgili Resulullah (s.a.v)’den gelen rivayetler,


tevatür
dür.
Bu rivayetler sayesinde


hüccet

ortaya çıkmaktadır.”[26]


Daha sonra Tahâvî, bu konuda gelen bazı rivayetleri de nakletmiştir.

Daha sonra da der
ki: “Bu

mütevatir

rivayetlerle sabit olduğuna göre; Resulullah (s.a.v) gümüşün gümüşle ve altının
altınla fazlalık olarak ve aynı şekilde naklettiğimiz bu rivayetlerde geçen
diğer ölçülebilen şeylerde de fazlalık olarak yapılan satışı yasaklamıştır. Bu
nedenle de bizce bu rivayetlerle amel etmek,


﴿ لاَ رِباً إلاَّ



فِي النَّسِيئَةِ ﴾


 “Riba,
(fazlalıkta değilde) ancak Nesîe (=veresiye)de geçerlidir”
[27]
şeklindeki Üsâme hadisiyle amel etmekten daha iyidir. Üsâme hadisini, bu konuda
naklettiklerimiz doğrultusunda yorumlamak uygun olur.”[28]


* * *


 


172
﴿ النَّهْي عَنْ بَيْعِ الْغَرَرِ ﴾



“Aldatma satışının yasak olması”
[29]


Suyûtî (ö.


911
/1505)


“el-Ezhâr”

adlı kitabının ‘Kitâbu’l-Ahkâm’ (=Hükümler Bölümü’n) de bu hadisi şu yollardan
getirmiştir:


1.     
Abdullah ibn Mes’ud                          


2.     
Sehl b. Sa’d                                       


3.     
Abdullah ibn Abbâs                            


4.     
Abdullah ibn Amr


5.     
Attâb b. Esîd


6.     
Abdullah ibn Ömer


7.     
Enes


Toplam,


7

kişi.


(Derim ki:) Tirmizî (ö.


279
/892),
bu hadisi şu yoldan rivayet etmiştir:


8.     
Ebu Hureyre[30]



﴿ نَهَى رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ بَيْعِ الْغَرَرِ
وَبَيْعِ الْحَصَاةِ ﴾



“Resulullah (s.a.v), ‘aldatma satışını’ ve taş atımı satışını yasaklamıştır”


Daha sonra da der ki: “Bu konuda Abdullah ibn Ömer ve Abdullah ibn Abbâs’tan da
hadis rivayet edilmiştir.


9

Ebu Saîd el-Hudrî[31]
ile Enes[32]


Ebu Hureyre hadisi, hasen-sahihtir.”[33]

(Suyûtî)
“Câmiu’s-Sağîr”
de[34]


﴿ نَهَى عَنْ بَيْعِ الْحَصَاةِ وَبَيْعِ الْغَرَر ﴾ِ


“Resu-lullah (s.a.v), taş atımı satışını

ve
‘aldatma
satışını


yasaklamıştır”

hadisini; İmam
Ahmed, Müslim ve dört sünen sahibi yoluyla Ebu Hureyre’den getirmiştir.

Yine (Suyûtî)

“Câmiu’s-Sağîr”
de[35]


﴿ نَهَى عَنْ بَيْعِ الْمُضْطَرِّ وَبَيْعِ الْغَرَرِ وَبَيْعِ الثَّمَرَةِ قَبْلَ
أَنْ تُدْركَ ﴾


 “Resulullah
(s.a.v) zorlama, ‘aldatma’ ve olgunlaşmamış meyve satışını yasaklamıştır”

hadisini ise
İmam Ahmed ve Ebu Dâvud yoluyla şu yoldan getirmiştir:


10
.
Hz. Ali[36]


* * *


173
﴿ اَلنَّهْى عَنِ الْمُزَابَنَةِ. وَالْمُزَابَنَةُ: بَيْعُ
الثَّمَرِ عَلَى رُؤُوسِ الشَّجَرِ, بِالتَّمْرِ كَيْلًا, وَالزَّرْع, كَذالِكَ
باِلْحَنْطَةِ كَيْلاً ﴾



“Müzâbene’nin yasak olması. Müzâbene; yaş hurmayı daha (hurma) ağacın
başındayken ölçeğe vurarak kuru hurma  karşılığı ve ekini de aynı şekilde
ölçekli olarak buğday karşılığında satmaktır”
[37]


Bu hadis, şu yollardan gelmiştir:


1.    
Ebu Hureyre


2.    
Abdullah ibn Ömer


3.    
Abdullah ibn Abbâs


4.    
Câbir


5.    
Zeyd b. Sâbit


6.    
Saîd b. Zeyd


7.    
Râfi’ b. Hadîc


8.    
Sehl b. Hasme


9.    
Ebu Saîd el-Hudrî


10.    
Sa’d b. Ebi Vakkâs


11.    
Enes b. Mâlik ve daha bir çokları


Tahâvî (ö.


321
/933)


“Şerhu Meâni’l-Âsâr”
da
bu hadislerin


mütevatir


olduğunu belirtmiştir.[38]


* * *


174
﴿ اَلتَّرْخِيص فِي بَيْعِ الْعَرَايَا بِخَرْصِهَا ﴾



“Tahmin yoluyla ariyelerin satılmasına izin verilmesi”
[39]
ile ilgili hadisler


Bu hadis, şu yollardan gelmiştir:


1.     
Zeyd b. Sâbit[40]


2.     
Abdullah ibn Ömer[41]


3.     
Câbir b. Abdullah[42]


4.     
Sehl b. Ebi Hasme[43]


5.     
 Ebu Hureyre[44]
ve daha bir çokları


Tahâvî (ö.


321
/933)


“Şerhu Meâni’l-Âsâr”
da
bu sahabilerden gelen hadisleri senedleriyle birlikte naklettikten sonra aynen
şöyle der:


“Bu rivayetler, Resulullah (s.a.v)’den gelmiştir. (Tahmin yoluyla) ariyelerin
satılmasına izin verilmesi hususunda gelen rivayetler,


tevatür
dür.
İlim adamları, bu rivayetleri tamamen kabul etmişler, bu rivayetlerin geliş
(yolların)ın sıhhatli oluşu hususunda görüş ayrılığına düşmemişler ve bu
rivayetleri tevil etme hususunda birbirleriyle çekişmemişlerdir.”[45]

* * *


175
﴿ قَاتَلَ اللَّهُ الْيَهُودَ, إِنَّ اللّهَ لَمَّا حَرَّمَ
عَلَيْهِمْ الشُّحُومَ جَمَلُوهاَ ثُمَّ بَاعُوهاَ فَأَكَلُوا إِثْماَنَهاَ ﴾



“Allah, Yahudilere lanet etsin. Allah (ölmüş hayvanın) iç yağını onlara haram
ettiğinde onlar bu yağı eritip sonra da sattılar, parasını da yediler”
[46]


Bu hadis, şu yollardan gelmiştir:


1.    
Câbir


2.    
Hz. Ömer


3.    
Ebu Hureyre


4.    
Abdullah ibn Ömer


5.    
Abdullah ibn Amr


6.    
Üsâme b. Zeyd


7.    
Enes


8.    
Temîm ed-Dârî


9.    
Hâlid ibnü’l-Âs


10.    
 Abdullah ibn Abbâs


Doğruyu en iyi bilen Cenab-ı Allah’tır.



 




[1]

     “Bey” kelimesi, sözlükte; mutlak surette değişmek
anlamına gelir. Terim olarak ise; iki tarafın rızası ile malı malla
değiştirmektir. Kitap, sünnet, icma-ı ümet ve kıyas yollarıyla meşru olmuş
bir akiddir.



[2]

    
İnsan, toplum içerisinde yaşadığı için hem kendisini ve hem de ailesinin
geçimini sürdürmek ve  yaşamını devam ettirmek zorundadır. Temel insan
haklarının, adaletin ve huzurun olmadığı yerde kavga, huzursuzluk,
hırsızlık, aldatma, dolandırma gibi kötü durumlar ortaya çıkar.

        İslam
dini, bir toplum dini olduğu için insanlar arası ilişkinin devamı ve bekası
için ticaret sahasında bir takım hukuki kurallar koymuştur. Bir malın,
bilirkişilerin takdirleri dışında bir fiyatla satılması halinde aldanan kişi
dilerse, alışverişi feshettirebilir. Aldanmadaki feshettirme hakkı, ticaret
eşyasında yüzde

5,
hayvanlarda yüzde

10,
akarda yüzde

20‘dir.

        Konu ile
ilgili hadisler için b.k.z: İbn Mâce, Ticarât

36;
Dârimî, Büyu’

10;
Müsned:

2/50,

3/466,

4/45;
Taberânî, el-Kebir, el-Evsat, es-Sağir; Bezzâr; Hâkim, Müstedrek,

2/9



[3]

     Müslim, İman

164;
Ebu Dâvud, Büyu’

50;
Tirmizî, Büyu’

72;
İbn Mâce, Ticarât

36;
Müsned:

2/242,

411,

466



[4]
 
    “Akar” kelimesi, sözlükte; arazi, ağaç,
ev eşyası, eşyanın en iyisi gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise; daha dar
anlamda, yalnız gayri menkul (=taşınmaz) malları kapsar. Halk arasında,
genel olarak,  kiraya verilmek suretiyle gelir sağlayan mülke akar denir.

        İslam
hukukunda ise, taşınmaz mal ve arazi anlamında kullanlmaktadır.



[5]

     İbn
Mâce, Ahkam

85



[6]

     İbn
Mâce, Ahkam

85;
Dârimî, Büyu’

81;
Müsned:

3/467,

4/307



[7]

     Müsned:

1/190



[8]

     Dârimî, Büyu’

81;
Taberânî, el-Kebir (
5526)



[9]

     Taberânî, el-Evsat



[10]

    Taberânî, el-Evsat



[11]

    “Riba” kelimesi, sözlükte; artmak, çoğalmak,
fazlalaşmak gibi anlamlara gelir. Terim olaak ise; akidlerde “şart koşulmuş”
bulunan “karşılıksız fazlalık” veya ribevi malların aynı sınıfına dahil aynı
yahut ayrı malların birbirleri mukabilinde “veresiye” olarak satılmasıdır.
Sözlük anlamı itibariyle Riba ile Faiz kelimeleri arasında fark varsada,
muamelelerde eş anlamlı iki kelimedir. Yapılan muamelenin tamamı ribayı,
fazlalık ise faizi oluşturur. Dolayısıyla da faiz muamelesi ile riba
muamelesi arasında bir fark yoktur. Türkçe’de daha çok “faiz” kelimesi
kulanılır.

        Ribanın
çeşitleri:


1
.
Nesîe (=Veresiye) Ribası:

Veresiye muamelelerden ve borçlardan doğan riba çeşididir. Ribanın iletinden
en az birisini kendisinde ortakça bulunduran  iki malı “veresiye” olarak 
değiştirmek yada borç verirken fazla almak suretiyle meydana gelen faizdir.

        Bu riba
türü, Kur’an’la sabittir. Bakara:

2/275,

276,

278,

279,

280,
Âl-i İmrân:

3/130‘da
geçmektedir. Örnek,

1
gr. altını “veresiye” olarak

1
gr. altınla değiştiröek gibi. Nesî e ribası, aynı cins iki malın yada aynı
sınıfa dahil ik ayrı cins malın birbilerriyle “veresiye” olarak
değiştirilmesinde ortaya çıkar.


2
.
Fazlalık Ribası:

Peşin alışverişteki “fazlalıktan” ibaret olan riba çeşididir. Ribevi
mallardan aynı cins iki malı peşin olarak biri diğerinden fazla olması
şartıyla değiştimek, fazlalık ribasıdır.

        Örnek,

1
gr. altını “peşin” olarak

1,5
gr. yada

2
gr. altınla değiştirmek gibi. Fazlalık ribası, daima aynı cins malların
birbirleriyle değiştirilmesinde olur.

       
Ribanın
İlleti
:
Hanefiler, hadislerdeki cinsin aynı cinsle değiştirilmesine ve tartı ile
ölçeğe bakarak ribanın illetinin, “cins” ve “ölçü birliği”  olduğunu
söylemişlerdir. Buna göre bütün tartılabilen ve ölçülebilen mallar, ribevi
mallar içeisine girmektedir.

        Fazlalık
Ribası için, cins ve ölçü birliği (=tartı ve ölçü) illetlerinin her iki
madde de berabece bulunması gerekir. Ama Nesîe Ribasında ise, yalnız cins
veya yalnız ölçü birliği yeterlidir. Aynı zamanda mezruat ve ma’dudat olan
şeylerdede Nesîe ribası meydana gelir. Bu, ribanın, hadislerde geçen

6
maddeyle sınırlandırılamayacağını gösterir.



[12]

    Buhârî, Büyu

20;
Müslim, Müsakat

98
(
1594);
Nesâî, Büyu

41,

50;
Tirmizî, Büyu

23;
Tahâvî, a.g.e,

4/66,

67



[13]

    Tahâvî, a.g.e,

4/66;
Taberânî, el-Kebir



[14]

    Tahâvî, a.g.e,

4/69,

70;
Taberânî, el-Kebir; Ebu Ya’lâ



[15]

    Müslim, Müsakat

81
(
1587);
Ebu Dâvud, Büyu

12
(
3349);
Nesâî, Büyu

43,

44;
Tirmizî, Büyu

23



[16]

    Tahâvî, a.g.e,

4/6667;
Bezzâr; Ebu Ya’lâ



[17]

    Buhârî, Büyu

54,

74;
Müslim, Müsakat

79
(
1586);
Ebu Dâvud, Büyu

12;
Nesâî, Büyu

41;
Tirmizî, Büyu

24;
İbn Mâce,
Ticarat

50



[18]

    Müslim, Müsakat

89
(
1591);
Ebu Dâvud, Büyu

13
(
3351);
Nesâî, Büyu

48;
Tahâvî, a.g.e,

4/69,

71



[19]

    Müsned:

5/38;
Tahâvî, a.g.e,

4/69



[20]

    Müslim, Müsakat  

82
(
1584);
Tahâvî, a.g.e,

4/67,

69



[21]

    Taberânî, el-Kebir



[22]

    Tahâvî, a.g.e,

4/70;
Taberânî, el-Kebir



[23]

    Buhârî, Vekalet

11;
Müslim, Müsakat

96;
Nesâî, Büyu

41;
Tahâvî, a.g.e,

4/6869



[24]

    Bakara:

2/275,

276,

278,

279280



[25]

    Tahâvî, a.g.e,

4/4,

5



[26]

    Tahâvî, a.g.e,

4/65



[27]

    Buhârî, Büyu

79;
Müslim, Müsakat  (
1596)
; Tirmizî, Büyu (
1241);
Nesâî, Büyu

50;
İbn Mâce, Ticarat

49
(
2257)
(Üsâme hadisinin sıhhati hususunda alimlerin ittifakı vardır. Yalnız Üsâme
hadisi ile Ebu Saîd el-Hudrî hadisinin arasını birleştirme hususunda ihtilaf
edilmiştir. Bu görüşler içerisinde en uygun olanı şu ikisidir:

        a. Üsâme
hadisi, mensuhtur. Çünkü ribanın yasaklanmasındaki tarihi seye bakıldığında,
ilkönce, veresiye (=Nesie) hususundaki riba yasaklanmış, sonra da fazlalık
ribası yasaklanmıştır.

        b. “Riba
anncakk veresiyede geçerlidir” sözüyle; altının altınla veya gümüşün gümüşle
alışveriş sırasındaki değişimde fazlalığın caiz olduğu kastedilmemektedir.
Aksine değişik cinsteki malların değişimindeki fazlalık, riba mahiyetinde
değildir denilmiş olmaktadır. Gerçektende altın gümüşle veya gümüş altınla
değiştirilirse, değiştirme ücreti olarak bir miktar fazlalık verilirse bu
fazlalık riba değildir.)



[28]

    Tahâvî, a.g.e,

4/69



[29]

    Garar (=Aldatma): Satılacak
malın cinsinde veya evsaf ve miktarında şüphe ve ihtimal bir durumun
bulunmasıyla yapılan satıştır.

        Hanefi
mezhebi,

2
yerde aldatma satışını sözkonusu etmiştir:

        a.
Satılacak malın kendisinde aldatma: Bu tip aldatma, alışveriş akdini ifsad
etmekle kalmaz, aksine iptal eder.

        Örnek:
Ana karnındaki yavruyu, ağa takılacak balıkları satmak gibi. Yavrunun
sağ-salim doğup doğmayacağı, ağa balığın takılıp takılmayacağı kesin
değildir. Şüpheli ve ihtimallidir. Bu bakımdan adı geçen satışlar, batıldır.

        b. Evsaf
ve miktarda aldatma: Satılacak malın evsaf ve miktarı ile ilgili şüphe ve
ihtimaller, alışveriş akdini ifsad eder. Örnek: Bir ineğin günde

20
lt. süt vermesi şartıyla satılması veya sütlüdür diye satılan bi ineğin
gerçekte sütlü çıkmaması gibi.

        Konu ile
ilgili hadisler için b.k.z: Ebu Dâvud, Büyu

25
(
3376);
Tirmizî, Büyu

17;
Nesâî, Büyu

27;
İbn Mâce,
Ticarat

23
(
2194);

5/266,

303,

338,

342;
Taberânî, el-Kebir, el- Evsat; Bezzâr; İbn Hacer,
Telhis,

3/6



[30]

    Müslim, Büyu

4
(
1513);
Ebu Dâvud, Büyu

25
(
3376);
Nesâî, Büyu

27;
Tirmizî, Büyu

17;
Müsned:

2/376,

436,

496



[31]

    Buhârî, Büyu

62,

63;
Müslim, Büyu

3
(
1512);
Ebu Dâvud, Büyu

25
(
3377)



[32]

    Ebu Ya’lâ; İbn Hacer,
Telhis,

3/6   



[33]

    Tirmizî, Büyu

17



[34]

    Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr,
H. No:

9439



[35]

    Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr,
H. No:

9443



[36]

    Ebu Dâvud, Büyu

26
(
3382);
Müsned:

1/116



[37]

    Müzâbene: Olgunlaşmamış
yada yeni meyvenin daha ağacında iken satın alınmasına denir.

        Bu
konuda gelen hadisler; meyveyi, olgunlaşmadan satmanın yasak olduğunu
göstermektedir. Olgunlaşmaktan kasıt;
sarı
renkli meyvelerin sararması, kırmızı olanların kızarması, hububat ve
sebzelerin ise faydalanır hale gelmesidir.

        İmamı
A’zam’a göre; ağaçta meyve göründükten sonra olgunlaşmaktan satmak caizdir.

        Ağaç
üzerindeki meyveler, şu şartlara göre satılabilir:

        a.
Meyvenin olgunlaşacağı ortaya çıkmalıdır. Soğuk vurması, dolu vurması gibi
afetler atlatılmış, normal şartlarda ağaçtaki meyvelerin olgunlaşacağı
kanaati hasıl olmuşsa artık meyve hasat edilmeden, miktarı tahmin yoluyla
tespit edilerek satılabilir.

        b. Satış
muamelesi, faize giren şartlarla olmamalıdır. Yani yaş hurma karşılığında
kuru hurma değiştirmek gibi.

        Bu çeşit
bir alım-satımmda aldatma ve aldanma durumları, açık ve nettir. Resulullah
(s.a.v)’de, kişinin, alım-satımda aladatan yada aldanan kişi olmaması için
bu türr bir alışverişi yasaklamıştır.

Kişi de, alım
gücünün oluşabilmesi, temel hakkı olan adaletin uygulanmasıyla daha rahat
bir alışveriş yapabilme imkanına sahip olacaktır. Burada kişi, koruma altına
alınmaktadır. Böylece aldatılmaktan kurtulmuş olacaktır.  

Çünkü İslam dini,
kişilerin; hem dünyalarını ve hem de ahiretlerini ilgilendirmektedir.
Müslüman bir kişi, bu tür bir halde insanı aldattığı takdirde, dünyada bunun
hesabını vermediğinde ahirette mıutlaka bunun hesabının vereceğini
bilmektedir.

Bu şuur ve
bilinçle hareket eden kişi, hem dünyasını ve hem de ahiretini koruyabilmek
için iyi dürüst davranmak zorundadır.



[38]

   
Tahâvî,Şerhu Meâni’l-Âsâr,

4/33



[39]

    Ariye: Satışı
haram kılınanların dışında kalan meyve demektir. Buna göre ariye; meyve
ağacı veya parası olmayan ihtiyaç sahibi bir kimsenin, çoluk,çocuğuna taze
meyve tattırmak kastıyla elindeki kuru meyveyi verip göz kararıyla ağaçtaki
taze meyveden o miktarda meyve satın almasına denir.

        Ariye
satışı, elinde kuru meyve olduğu halde, parasızlık yüzünden yeni çıkan yaş
meyveyi yiyemeyenlerin başvurusu üzerine tanınan bir ruhsattır.

        Esas
itibariyle, kuru meyve vererek yaş meyve satın almak şeklindeki müzabene
satışı yasaklanmıştır. Bu durum, kuru meyvesi olanlara da turfanda meyve
yetiştirenlere bazı zorluklar getirmekteydi. Resulullah (s.a.v) kayıtlı
olarak bu değiş-tokuşa izin vermiştir. Yalnız ariye suretiyle yapılacak
alım-satım,

5
vesk yani

1
deve yükü miktarını geçmemelidir.



[40]

    Buhârî, Büyu

84;
Müslim, Büyu

59
(
1539);
Tahâvî, a.g.e,

4/28,

29



[41]

    Buhârî, Büyu

8287,
Müsakat

17,
Selem

4;
Müslim, Büyu

51,

59,

79
(
15311539);
Ebu Dâvud, Büyu

20
(
3361);
Nesâî, Büyu

28,
Eyman

45;
İbn Mâce,
Ticarat

32
(
22142215);
Muvatta, Büyu

10



[42]

    Tahâvî, a.g.e,

4/29,

30



[43]

    Buhârî, Büyu

83;
Müslim, Büyu

67
(
1540);
Ebu Dâvud, Büyu

20
(
3363);
Tirmizî, Büyu

64
(
1303);
Nesâî, Büyu

35
 



[44]

    Buhârî, Büyu

83;
Müslim, Büyu

71
(
1541);
Ebu Dâvud, Büyu

21
(
3364);
Nesâî, Büyu

35;
Tirmizî, Büyu

63
(
1301);
Muvatta, Büyu

14 



[45]

   
Tahâvî, Şerhu Meâni’l-Âsâr,

4/30



[46]

    En’âm:

6/146‘da
geçtiğine
göre, yüce Allah, Yahudilere; sığır ve koyunun sırtkarında, bağırsaklarında
yada kemiklerindeki yağlar hariç bu tür hayvanların iç yağınıyemeyi haram
etmişti. Onlar ise ölmüş hayvanın iç yağını yeme yerine o yağı eritip satmak
suretiyle parasını yediler. Böylece iç yağını yeme yerine parasını yemeyi
tercih etmişlerdi.

        İslam
hukukuna göre; Müslümanlar, yenilmesi helal olan hayvanları kesmek suretiyle
yemeleri helaldir. Yalnız yüksek yerden düşme, boğulma, başı koparılma,
başka bir hayvanın boynuzu yada tekmesiyle, yırtıcı hayvan tarafından
parçalanma şeklinde yada kendi kendine ölmüş herhangi bir hayvan v eya gayri
meşru bir şekilde öldürülen bir hayvan “meyte” (=leş) hükmündedir. Böyle bir
hayvan temiz değildir. Eti de yenilmez. Çünkü ölmüş hayvandan faydakanma
yasağı, genel olduğu için, hiçbir şekilde bu tür hayvanalradan
yararlanılamayacağına hükmedilmiştir. Sadece ölmüş hayvanın tabaklanmış
derisi kullanılabilinir. Leşin haram olması ile ilgili olarak Bakara:

2/173,
Mâide:

5/3,
En’âm:

6/145,
Nahl:

16/115
ayetlerine bakılabilinir.

        Konu ile
ilgili hadisler için b.k.z: Buhârî, Büyu

102,

112,
Meğazi

50,
Tefsiru sure-i En’âm

6,
Müsakat

71,

72,

73;
Müslim, Müsakat

71
(
1581),

72
(
1582),

73
(
1583);
Ebu Dâvud, Büyu

64,

66
(
3488);
Nesâî, Füru

8,

9,
Büyu

93;
Tirmizî, Büyu

60,

61
(
1297);
İbn Mâce, Ticarat

11;
Dârimî, Eşribe

9;
Muvatta, Sıfatu’n-Nebi

26;
Müsned:

1/25,

247,

293,

322,

3/117;
Taberânî, el-Kebir