NÂİBU’L-FÂİL Araçada SÖZDE ÖZNE

Konumuz nâibu’l-fâil olmakla birlikte aralarında çok yakın bir ilgi
bulunduğu için fâil hakkındaki bilgilerimizi kısaca hatırlamamız faydalı
olacaktır.

Biz bir işi, bir oluşu anlatırken işi yapanı biliyorsak fiille birlikte fâili
(öznesini) de zikrederiz. Yani o eylemi kimin yaptığını belirtmiş, fiili fâile
nispet etmiş oluruz. Aşağıdaki cümleleri bu açıdan inceleyiniz:
Ali dersini anladı. فَهِمَ عَلِيٌّ دَرْسَهُ
Özne (fâil) Yüklem/Fiil fâil/özne fiil/yüklem
Mahmut evden çıktı. خَرَجَ مَحْمُودٌ مِنَ الدَّارِ
Özne (fâil) Yüklem/Fiil fâil/özne fiil/yüklem
Burada bir hususa dikkat etmeliyiz. Arapça cümle yapısıyla Türkçe cümle
yapısında görünüşte bir zıtlık vardır. Türkçe açısından buna özellikle dikkat
edilmelidir. Türkçe bir cümlede özne (fâil) cümlenin başında, yüklem sonunda
gelirken; Arapçada önce fiil (yüklem), sonra fâil yer almaktadır. Yukarıdaki iki
örnekte bu özellik açıkça görülmektedir.
Fâil (özne) bilindiği ve cümlede zikredildiği zaman fiilin yapısı/çatısı
ma‘lûm yapıda olarak söylenir.
Not: Bu konun açıklanmasına geçmeden önce, Arapça gramer derslerinde
sıkça kullanılan ma‘lûm fiil ( الفعل المعلوم bilinen fiil) teriminin aslı hakkında kısa bir
uyarıda bulunmak yararlı olacaktır. Bu terimin aslı الفعلُ المعلومُ فاعلُه yani (fâili
bilinen fiil) şeklindedir. Aslı bu şekildeyken uzunca bir terimi tekrar etmekten
kurtulmak için kısaltılmış ve الفِعْلُ الْمَعْلُومُ kısaca (ma‘lûm/bilinen fiil) şeklini
almıştır. Oysa tam ve doğru şekil yukarıda belirttiğimiz şekildir. Zira burada
ma‘lûm olan fiil değil, fâildir. Bu açılımını bilmeden kitaplarda bu ifadeyi
okuyan ve Türkçe olarak anlamaya çalışanlar, yanılmakta ve şaşırmaktadırlar.
Bir cümlede fâili (özne) nasıl bulacağız?
Aslında fâili bulmak çok kolaydır. Türkçe bir cümlede özneyi bulmak için,
yüklemden önce “kim?” ya da “ne?” sorularından biri sorulur; alınan cevap
öznedir. Örnek olarak şu atasözümüzü ele alalım: At ölür, meydan kalır;
yiğit ölür, şan kalır”. Şimdi, bu iki cümlenin birinci kısımları için “kim
ölür?” diye sorunca “at” ve “yiğit” cevaplarını alırız. Şu halde bu kelimeler
öznedir. Aynı şekilde atasözündeki ikinci kısımlar için “Ne kalır?” diye
sorduğumuzda “meydan” ve “şan” cevaplarını alırız ki, bunlar da o iki
cümlenin öznesidir.
Bu öğrendiğimizi Arapça bir cümle üzerinde uygulayalım:
Çocuk kalemi kırdı كَسَرَ الوَلَدُ القَلَمَ
Bu cümlede aynı soruları soralım. Kalemi kim kırdı? ؟ مَنْ كَسَرَ القَلَمَ
Alınacak cevap الولدُ yani “çocuk”tur. Demek ki cümlemizdeki fâil/özne الولد
kelimesidir ve önceki derslerden hatırladığımız üzere fâil i‘râb bakımından
merfûdur. Karşımıza çıkacak Arapça cümlelerin hepsinde bu yöntemi
uygulayarak fâili kolayca bulabiliriz.
132
Fâillle ilgili bazı özellikleri kısaca hatırladıktan sonra nâibu’l-fâil (sözde
özne) konusuna girebiliriz. Nâibu’l-fâilin yer aldığı cümlelerde yukarıda
gördüğümüz cümle yapılarından bazı farklılıklar görülür. Bu değişikliklere
dikkat edildiği takdirde nâibu’l-fâil konusu da kolayca anlaşılacaktır.
Görüldüğü gibi yukarıdaki cümlelerin ögeleri Arapça normal kurallı cümle
yapısına uygun olarak sıralanmıştır. Yani;
Fiil + Fâil + Mefûl الفِعْل+ الفاعل +المفعول به
Yüklem + Özne + Nesne (düz tümleç)
Öğrenci yazı tahtasını sildi. مَسَحَ الطَّالِبُ السَّبُّورَةَ
Nâibu’l-Fâilin Tanımı
Arapça fiil cümlelerin bu normal sıralanışında bazen değişiklikler olur. Şöyle
ki insanlar anlatmak istedikleri fiilin fâilini bilmemeleri veya başka bir
sebeple kurdukları cümlede zikretmezler. İşte bu durumlarda kullanılan fiilin
yapısı ma‘lûmdan (etken çatı) mechûle (edilgen yapıya) dönüşür. Fâil
zikredilmemiş olunca cümledeki mef‘ûlün bih sarîh (nesne/düz tümleç)
onun yerine geçer ve fâilin irâbını alır. Böylece gerçekte mefûlun bih sarîh
(nesne/düz tümleç) olan ve görünüşte fâil yerine geçmiş olan kelimeye
nâibu’l-fâil (fâilin vekili/sözde özne) denir.
Adam kapıyı açtı فَتَحَ الرَّجُلُ البَابَ
Öğretmen dersi yazdı كَتَبَ المدَُرِّسُ الدَّرْسَ
Ahmet Kur’ân’ı ezberledi حَفِظَ أحمَْدُ القُرْآنَ
Misafir, kahve içti. .شَرِبَ الضَّيْفُ القَهْوَةَ
Bu kadın bir mektup yazıyor. تَكْتُبُ هَذِهِ الْمَرْأةُ رِسَالَةً
Şimdi bu cümlelerdeki fiillerin yapısını mechûl kalıba çevirir ve fâilleri
de kaldırırsak mefûlün bihler nâibu’l-fâil olur ve i‘râb bakımından da merfû
duruma gelir:
Kapı açıldı فُتِحَ البَابُ
Ders yazıldı كُتِبَ الدَّرْسُ
Kur’ân ezberlendi حُفِظَ القُرْآنُ
Fiili, ma‘lûm yapıda (etken çatı) olan bir cümlede birden fazla mefûlün
bih varsa, fiil mechûl (edilgen) kalıba çevirilince birinci mefûlün bih, nâibu’lfâil
olur, i‘râb bakımından mansûb iken merfû‘a dönüşür; diğer mef‘ulün
bihler olduğu gibi kalır, onlarda değişiklik olmaz.
133
Öğrenciye yazı yazma öğretildi.
2. Mefûl 1. Mefûl Fâil Fiil (malûm yapıda)
Öğrenciye yazı yazma öğretildi. . عُلِّمَ التِّلْمِيذُ الكِتَابَةَ
Mefûl Nâibu’-fâil Fiil
Baba çocuğa Salih adını verdi. سمَّى الوَالِدُ الوَلَدَ صَالحًِا
2. Mefûl 1. Mefûl Fâil Fiil (malûm)
Çocuğa Salih adı verildi. سمُِّيَ الوَلَدُ صَالحًِا
Adam fakire bir dinar verdi. أَعْطَى الرَّجُلُ الفَقِيرَ دِينَارًا
2. Mefûl 1. Mefûl Fâil Fiil (malûm)
Fakire bir dinar verildi. أُعْطِيَ الفَقِيرُ دِينَارًا
Mefûl Nâibu’-fâil Fiil
Şimdi nâibu’l-fâille ilgili kâideleri örnekleriyle daha geniş bir şekilde
anlatalım:
Sülâsî Mücerred Fiillerin Nâibu’l-Fâilleri
Sülâsî mücerred bir fiil, mâzî mechûl kalıbına alınırken, fiilin ilk harfi
dammeli (zammeli), ortadaki harfi kesralı yapılır.
Meselâ كُتِبَتِ المقََالَةُ “Makâle yazıldı” gibi. Aynı sülâsî fiil, mechûl muzârî
kalıbına alınırken muzâraat harfi dammeli, aynu’l-fiili fethalı yapılır. Meselâ
تُكْتَبُ المَقَالَةُ “Makâle yazılıyor” cümlesinde böyledir.
Ef‘âl-i kulûb’un (bilmek ve zannetmek gibi kalbin yaptığı işleri bildiren
fiiller) ikinci mef‘ûlleri, nâibu’l-fâil durumuna getirilemezler. Meselâ, حَسِبْتُ
مُحَمَّدًا ذَاهِبًا “Muhammed’i gidiyor sandım”, ifâdesinde, ikinci mef‘ûl ذَاهِبًا
kelimesidir ve nâibu’l-fâil yerini alamaz.
Mezîd Fiillerin Nâibu’l-Fâilleri
Mezîd fiil, ( ت ) ile başlıyorsa mâzînin ikinci harfi birinci harfi gibi dammeli,
sondan bir önceki harfi de kesralı yapılır. Meselâ تُعُلِّمَتِ السِّبَاحَةُ “Yüzme
öğrenildi” ve تُقُوتِلَ فِي الْمَيْدَانِ “Meydanda savaşıldı” gibi. Aynı kalıptakilerin
muzâri mechûlleri, muzâraat harflerinin dammeli, aynu’l-fiillerinin (ikinci
harflerinin) fethalı, sondan bir önceki harfin de fethalı olmasıyla yapılır.
Meselâ تُتَعَلَّمُ السِّبَاحَةُ “Yüzme öğrenilir” ve يُتَقَاتَلُ للشَّرَف “Şeref için savaşılır”.
Mezîd fiiller vasıl hemzesi (hemzetu’l-vasl) ile başlıyorsa, mâzîde fiilin
birinci ve üçüncü harfleri damme, sondan bir önceki harfi de kesra olur.
عَلَّمَ المدَُرِّسُ التِّلْمِيذَ الكِتَابَةَ
134
Meselâ اُحْتُفِظَ بِالْكِتَابِ “Kitap muhâfaza edildi” gibi. Muzârîde ise muzâraat
harfi damme ve sondan bir önceki ise fetha olur. Meselâ هُوَ يُحَافَظُ عَلَيْهِ “O,
muhâfaza edilir” gibi.
Mâzî fiil, اِسْتَجَابَ “kabul etti” gibi, vasıl hemzesiyle başlayıp sonundan bir
önceki harf elif ise, bu elif ي harfine dönüştürülür. Meselâ اُسْتُجِيبَ الدُّعَاءُ “Dua
kabul edildi” gibi. Muzârîde ise muzâraat harfi dammeli olur. Fakat bu
sıygada elif, olduğu gibi muhâfaza edilir.
Üç mef‘ûle geçişli olan أَعْلَمَ “bildirdi” fiilinin üçüncü mef‘ûlleri de
nâibu’l-fâil olarak kullanılmazlar.
Malûm yapıdaki müteaddî (geçişli) bir fiil, mechûl yapıya
dönüştürülünce, cümledeki mefûlün bih sarîh(nesne: düz tümleç) nâibu’l-fâil
olur ve mansûb iken nâibu’l-fâil ( نَائِبُ الفاعِل ) yerine geçtiği için merfû olur.
Önceki derslerde öğrenmiş olduğumuz fiil-fâil uygunluğu, fiil ile nâibu’l-fâil
arasında da aynen geçerlidir. Örnekleri inceleyiniz:
Halil dersi yazdı. كَتَبَ خَليلٌ الدرسَ
Ders yazıldı. كُتِبَ الدَّرْسُ
Fatma pencereyi açtı. فَتَحَتْ فَاطِمَةُ النَّافِذَةَ
Pencere açıldı. فُتِحَتِ النَّافِذَةُ
Cümleyi bu kelimelerle oluşturdum. َذِهِ الْكَلِمَاتِ