İslami İlimler, Öğrenci Kabulüne Hazır

42328

 

İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nin açılışı münasebetiyle düzenlenen “Türkiye’nin İslami İlimler Birikimini Dünyaya Açmak” konulu panel, 19 Temmuz 2012 tarihinde İstanbul Şehir Üniversitesi Altunizade kampüsünde geniş bir katılımla gerçekleşti. M. Ü. İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayreddin Karaman, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez ve Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Raşit Küçük’ün katılımcı oldukları toplantının değerlendirme konuşması T.C. Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu tarafından yapıldı.

“Akıl akıldan üstündür, ta arşa varıncaya dek” sözüyle konuşmasına başlayan M. Ü. İlahiyat Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayreddin Karaman, bilimsel birikim açısından hiçbir bölge veya ülkenin kendi başına ve müstağni olamayacağını, herkesin bir başkasının bilgi birikimine ihtiyaç duyduğunu dile getirdi. Ardından İslami ilimler eğitiminde Arapça’nın önemine işaret eden Karaman, Türklerin eliyle kurulan ve Arapça eğitim veren medreselerin başlangıcından günümüze gelinceye dek içinden geçtiği süreçlere değindi. Günümüzde Türkiye’nin İslami ilimler alanında elde ettiği birikimin dünyaya açılmasında üniversitelerin yanısıra Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM), Bilim ve Sanat Vakfı (BİSAV), İlmi Araştırmalar Merkezi (İLAM) ve İstanbul Araştırma ve Eğitim Vakfı (İSAR) gibi sivil toplum kuruluşlarının anahtar rol oynayacağını ifade etti.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, bugüne kadar Türkiye’nin İslami ilimler açısından dünyaya yeterince açılamamasının önündeki önemli engellerden biri olarak dil sorununa işaret etti. Dünyaya açılmak için dünya standartlarında bilgi üretiminin şart olduğunu dile getiren Görmez, Türkiye’nin yeni dönem itibariyle bu alanda yeni fırsatlar yakalamanın eşiğinde olduğunu ifade etti.

Özellikle vakıf üniversitelerinin bünyesinde yer alan İlahiyat ve İslami ilimler fakültelerinin de katılımıyla çeşitlilik kazanan ilahiyat fakültelerinde müfredatta çeşitliliğe açık olmanın önemine işaret eden Görmez, vakıf üniversitelerinin kurucu vakıflarında hakim bakış açısı ve vizyonun İlahiyat eğitiminde kısıtlayıcı ve sınırlayıcı olmaması gerektiğini söyledi.
Türkiye’deki İslami ilimler birikiminin dünyaya açılmadan önce kendi içinde gerçekçi ve dikkatli biçimde eleştirilmesi gerektiğini dile getiren Görmez, bu alanda hala yapılması gereken çok işin olduğunu vurguladı. İslam’ın ve İslam dünyasının bugün karşı karşıya olduğu meydan okumaya cevap verebilmek için büyük gayret sarfedilmesi gerektiğini hatırlatan Görmez, Türkiye’nin kendi “gönül coğrafyası”na hitap edebilecek uluslararası bir İslami ilimler üniversitesine ihtiyaç olduğunu dile getirdi.

Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Raşit Küçük, Türkiye’deki ilahiyat fakültelerinin dünyaya hitap edebilmesi için öncelikli olarak eğitimde Arapçaya ağırlık vermek gerektiğine işaret etti. Eğitim kurumlarının müfredat, kadro ve alt yapı açısından kalitesinin yükseltilmesi gerektiğine de işaret eden Küçük, büyük bir kültür ve medeniyet birikimine sahip olan Türkiye’nin İslami ilimler açısından dünyayla bütünleşmesinin uzun, yorucu fakat çok verimli sonuçlar doğuracak bir süreç olduğunu vurguladı. Milli, dini ve kültürel açıdan birçok farklı unsuru uzun süre başarıyla bünyesinde bulunduran Osmanlı tecrübesine sahip olan Türkiye’nin, son yıllarda büyük kazanımlar elde ettiği dünyaya açılım tecrübesinin İslami ilimler ayağının da bulunması gerektiğine işaret eden Küçük, vakıf üniversitelerinin bu bağlamda büyük önem arz ettiğini söyledi. Dünyanın önde gelen üniversiteleriyle işbirliğine gitmenin önemine de işaret eden Küçük, bu işbirlikleri sayesinde Türkiye’nin akademik seviyesinde ciddi ilerleme sağlanacağını vurguladı.

Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, değerlendirme konuşmasına, yeni açılan İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’nin içinde bulunduğumuz dünyadaki konumu üzerinde durarak başladı. İslam medeniyetinin, insanlık tarihi boyunca görülmüş bütün kadim medeniyetleri tevarüs ve harman eden son büyük medeniyet olduğunu vurgulayan Davutoğlu, İslam medeniyetinin diğer medeniyetlerin etkileşimine açık ancak bir yandan da onlardan uzak bir bölgede doğduğunu ve Büyük İskender’den sonraki ikinci büyük etkileşimi ve yayılışı gerçekleştirdiğini söyledi. Davutoğlu, kendinden önce varolan bütün büyük medeniyetlerle yüzleşen, hesaplaşıp yeniden harmanlayan İslam medeniyetinin, artık kendisi olmadan “kadim”in anlaşılamayacağı bir hal aldığını ifade etti.

Moderniteyle en fazla yüzleşilen şehrin İstanbul olduğuna işaret eden Davutoğlu, bugün moderniteyle kadim medeniyetlerin başarılı bir sentezinin yapılacağı en uygun yer olarak da İstanbul’un önemine değindi. İslami ilimler birikiminin bu bağlamdaki yerini hatırlatan Davutoğlu, İslami ilimler bilgi paradigmasının, İslam’ın çağdaş dünya ile yüzleşmesinde, insanlığa yeni bir ufuk açmada ve yeni bir bilgi inşası sürecinde hayati değer taşıdığını dile getirdi. “Yeni ilim adamı” prototipine ihtiyaç olduğunu söyleyen Davutoğlu, bu noktada yeni kurulan İslami ilimler ve İlahiyat fakültelerinin önem kazandığını vurguladı. İnsanlık vicdanına hitap eden, kültürel çoğulculuğu ve birarada yaşamayı yeniden başaran, bütün insanlığa adalet mesajı verebilecek yeni bir dilin ve anlayışın bugün İstanbul’da yakalanabileceğini ifade etti. Davutoğlu bu bağlamda İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi’ne olan güven ve inancını dile getirerek sözlerini tamamladı.