Hocalar Un Çuvalına Benzer, Çırptıkça Tozar…

43430
Davulun sesi neden çok çıkar!
 
1982 yılıydı. Haseki’de okuyorduk. Sadece Ramazan ayında tatil oluyordu ve onda da irşat hizmetleri için görevlendirmeler yapılıyordu. Ben bir sene önce Almanya’ya gönderilmiştim. O sene ilk ona girenleri göndermişlerdi. Ertesi sene ise durumunu iyileştirenleri göndermişlerdi. Bu şart da bize uygun düşmüştü ve biz otobüsle Hollanda’ya irşat hizmetleri için gitmiştik. Yolculuk ayrı bir maceraydı…
Tabii görevli akla gelen her türlü dinî hizmeti yapıyordu, ayrıca çocukları da okutuyordu.
Bir gün yatsı görevi tamamlanmış ve sohbet ediyorduk. Başka bir şehirden gelen misafir biri bizim programa katılmış, belli ki bizim sohbetten olumlu yönde de etkilenmiş, mahcup bir ses tonu ile kendilerine hoca olarak Halil Gönenç diye birinin gönderildiğini söyledi. Ben hocanın ismini duyunca, büyük bir heyecanla “O benim hocam olur, Haseki’de beraberiz ve birlikte geldik” diyerek kendime bir pay çıkarmaya çalıştım.
Fakat adam hocanın adının anılmasıyla bu denli heyecanlanmamı aklında pek bir yere koyamadı. Şimdi hoca olarak beni beğenmişti. Fakat Halil hoca belli ki kendisinde çok iyi bir etki uyandırmamıştı. Şimdi ise bu adam o benim hocam olur diye onu göklere çıkarıyordu. Bu durum ona garip geliyordu ve anlamaya çalışıyordu.
Ben ise onun Hoca’ya karşı olumsuz tavrını izale edebilmek için onun Türkiye’nin sayılı âlimlerinden biri olduğunu söylüyordum. Belli ki kafasına yatmıyordu. Ama bana inanmak da istiyordu. Sonra “Timurtaş Hoca ile nasıl!” diye sordu.
O sıralarda Timurtaş hocanın kasetleri çok meşhurdu ve her yerde dinlenirdi. Bir yıl önce Almanya’da Timurtaş kaseti dinlemekten artık bana gına gelmişti. Dindarlar, dindarlıklarını ta İstanbul’dan gelen hocalarına Timurtaş kaseti dinleterek ancak tatmin edebiliyorlardı. Hazır ellerine canlı bir hoca düşmüş, un çuvalı gibi iki vurup da güzel güzel tozutsaydılar ya … Yok illâ ki Timurtaş kaseti dinlenecek. Mademki bu gelen de hoca, öyle ise en başta o dinlemeliydi… Dindarlığını örnek olarak herkese önce  o göstermeliydi…
Neyse, adama şöyle dedik böyle dedik, Halil Hoca’nın gerçek bir ilim adamı olduğunu, öbürünün ise bir hatip olduğunu belirtmeye çalıştık. Adam sonra sesini kesti ama, içindeki ses de sustu mu bilmiyorum.
İncinin kıymetini erbabı bilir. Halil Hocalar kadirleri bilinsin diye bize muhtaçlar, biz de tozlarını attırmak için hocalarımıza muhtacız.
Ellerinden öpüyor, bütün hocalarıma ölmüşlerine rahmet diliyor, hayatta olanlara sağlık sıhhat ve afiyet içerisinde uzun ömürler niyaz ediyorum.
Dua ile!
 
 
GARİBCE