Esmaul Efal Arapça İsim Fiiller

Esmaul Efal Arapça  İsim Fiiller

 ARAPÇA İSİM FİİLLER

Mâzî muzâri ve emir manasında kullanılan bazı isimler vardır ki, fiil gibi çekilmez. Bu sebeple bunlara isim fiiller (esmâul ef’âl) denir. Mef’ûlleri kendilerinden önce gelmez. Hep aynı şekil üzere bulunurlar. Manaları fiilden daha kuvvetlidir ve mebnîdirler.

a) Mâzi manalı isim fiiller:

Mâzî manalı isim fiiller hayret ifâde ederler: Mana bakımından taaccüb fiillerine benzerler:

هَيْهاَتَ !

Ne kadar uzak!

بُطْآنَ !

Ne kadar yavaş!  

شَتاَّنَ !

Ne kadar farklı[1]!  

شَتاَّنَ ماَ بَيْنَ عَلِيٍّ وَ بَكْرٍ !

Ali ile Bekir arasında (ne kadar ) dağlar kadar fark var!  

سُرْعاَنَ !

Ne kadar süratli!  

هَيْهاَتَ هَيْهاَتَ لِماَ تُوعَدُونَ!

O size vad edilen şey ne uzak !

(uzak mı uzak) (Mü’minûn 36)

 

b) Muzâri manalı isim fiiller:

واَ !

Şaşarım, hayret ederim!

أُفٍّ !

Off, sabrım tükeniyor (Bıktım usandım) !

قَدْ !

Yeter!

عَلَيْكَ !

Sana gerekir!

عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ !

Siz kendinize bakın!

عَلَيْكُمْ بِقِراَءَةِ كِتاَبِ اللَّهِ !

Allah’ın kitâbını okumanız gerekir!

وَلاَ تَقُلْ لَهُماَ أُفٍّ !

Onlara üff bile deme (İsrâ 23) !

c) Emir manalı isim fiiler:

مَكاَنَكَ !

Yerinde dur!

آمِينْ !

Kabul et!  

ايِه !

Sus artık yetişir!

 حَيَّى = هَياَّ !

Haydi!  

هَيْتَ لكَ !

Haydi, çabuk gel!

هَلُمَّ !

Haydi; haydi gel, getir!  

 

 

 

   

مَهْ!

Yapma!

هاَ !

İşte al  

صَهْ !

Sus!

رُوَيْدَكَ !

Yavaş ol!  

أَلاَ !

Dikkat edin, uyanık olun!    
 

حَيَّى عَلَى الصَّلاَةِ !

Haydi namaza!  
 

حَيَّى الْفَلاَحِ !

Haydi kurtuluşa!  
 

قُلْ هَلُمَّ شُهَداَءَكُمْ !

“Haydi şahitlerinizi getirin” de (En’âm, 150).  
 

عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذاَ اهْتَدَيْتُمْ !

Siz kendinize bakınız. Hidâyet üzere olursanız sapık kişiler size zarar veremez (Mâide, 105).

               

 

KUR’ÂN’DA GEÇEN İSİM FİİLLER

1- فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَؤُوا كِتَابِيهْ .

(69/HAKKA, 19). Kitabı sağ tarafından verilene gelince: “Alın, kitabımı okuyun” der.

2- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ .

(5/MÂİDE, 105). Ey iman edenler! Siz kendinize bakın.Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.

3- وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ أَنْتُمْ وَشُرَكَآؤُكُمْ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَآؤُهُمْ مَا كُنْتُمْ إِيَّانَا تَعْبُدُونَ .

(10/YÛNUS, 28). Onların hepsini biraraya toplayacağımız, sonra da Allah’a ortak koşanlara: “Siz ve koştuğunuz ortaklar yerinizde bekleyin” diyeceğimiz gün artık onların (putlarıyla) aralarını tamamen ayırmışızdır. Ve onların ortakları, (putları) derler ki: “Siz, bize ibadet etmiyordunuz..

4- وَرَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الأَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ قَالَ مَعَاذَ اللّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ .

(12/YÛSUF, 23). Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi, kapıları iyice kapattı ve “Haydi gel!” dedi. O da” (Hâşâ), Allah’a sığınırım! Zira kocanız benim velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek şu ki, zâlimler iflah olmaz!” dedi.

5- وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُوا إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا .

(17/İSRÂ, 23). Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.

6- أُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ .

(21/ENBİYÂ, 67). Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz mısınız?

7- وَالَّذِي قَالَ لِوَالِدَيْهِ أُفٍّ لَكُمَا أَتَعِدَانِنِي أَنْ أُخْرَجَ وَقَدْ خَلَتْ الْقُرُونُ مِنْ قَبْلِي وَهُمَا يَسْتَغِيثَانِ اللَّهَ وَيْلَكَ آمِنْ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَيَقُولُ مَا هَذَا إِلاَّ أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ .

(46/AHKÂF, 17). Ana ve babasına: Öf be size! Benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni tekrar dirilmekle mi tehdit ediyorsunuz? diyen kimseye, ana ve babası Allah’ın yardımına sığınarak: Yazıklar olsun sana! İman et. Allah’ın vâdi gerçektir, dedikleri halde o: Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir, der.

8- هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ .

(23/MÜ’MİNÛN, 36). “Bu size vâdedilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!”

9- وَأَصْبَحَ الَّذِينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْأَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَأَنَّ اللَّهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَوْلاَ أَنْ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا وَيْكَأَنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ .

(28/KASAS, 82). Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar.

10- قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الْمُعَوِّقِينَ مِنْكُمْ وَالْقَائِلِينَ لِإِخْوَانِهِمْ هَلُمَّ إِلَيْنَا وَلاَ يَأْتُونَ الْبَأْسَ إِلاَّ قَلِيلاً .

(33/AHZÂB, 18). Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve yandaşlarına: “Bize katılın” diyenleri gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı savaşa gelir.