Muvatta İmam Malik Hadisleri

İmam Malik Hayatı ve Eserleri Muvatta İmam Malik

1. İmam Malik

 

a) Hayatı ve Şahsiyeti

 

b) Usûlü ve İctihad Felsefesi

 

c) Öğrencileri

 

d) Eserleri

 

 

2. Muvatta

 

a) Özellikleri

 

b) Rivayetleri ve Şerhleri

 

 

3. İmam Malik Ve Muvatta İncelemeleri

 

4. Muvatta’da Geçen Bazı Hadis Terimleri

 

 

 

İmam Malik


a) Hayatı ve Şahsiyeti:

 

Malik b. Enes b. Amir (93-179/712-795), Medine’de doğdu ve öldü. Dedeleri Yemen’den gelip Medine’ye yerleşmişti.

îmanı Malik, hadis ve rivayet, fıkıh ve re’y ilimlerini tahsil etmiştir. Pekçok hocadan ders almıştır. Nafı, Abdurrahman b. Hürmüz, Muhammed b. Müslim b. Şihab ez-Zührî, Yahya b..Said, Rebiatu’r-Re’y bunlardandır. Abdullah b. Ömer’in azatlısı Na-fi’den îbn Ömer’in rivayetlerini, sahabîlerin amellerini ve Hz. Ömer’in tatbikatını öğrenmiştir.

imam Malik tahsilini bitirip Medine hukukunu kavradıktan, liyakati konusunda’ içlerinde fikıh ilmini öğrendiği yetmiş kadar büyük fukahanın şahitliğinden sonra fetva vermeye ve öğretime başlamıştır. îlk zamanlar Mescid-i Nebî’de ders okutuyor, fetva veriyordu. Daha sonra idrarını tutamama rahatsızlığından dolayı evine taşındı, orada ders okutmaya ve fetva vermeye devam etti. Gerek camide, gerekse evindeki derslerinde, Ebu Hanife’nin me­todunun aksine, talebesiyle tartışma ve fikir alışverişinde bulun­maksızın sadece bilgi verme ve anlatma metodunu uyguladı. Bu sebepten sağlığında kendisiyle talebesi arasında mevcut bir ihti­laf kaydedilmez. Ama vefatından sonra bazılarının onun fikirleri­ne muhalif görüşleri nakledilmiştir.

imam Malik, uzun ömründe yedi Emevî, beş Abbasî halifesi, otuz Medine valisi görmüştür.

îmam Malik, Hz. Ali evladını hilafet davasında haklı görürdü. 144/761’de halife Mansur onu Mekke’deki Hasenîlere (Hz. Hasan taraftarlarına) göndermiş ve hilâfet iddiasıyla itham edilen Muhammed en-Nefsu’z-Zekiyye ve kardeşi İbrahim b. Abdillah kardeşleri istetmişti. Bu, kendisinin umumî bir hürmet kazanmış olduğunu ve hiç olmazsa siyaset bakımından, hükümdara düş­man olmayan bir vaziyet almış bulunduğunu gösterir. Muham­med en-Nefsu’z-Zekiyye, 145/762’de isyan etti ve Medine’yi zaptet­ti. Medine’liler iki arada tereddüt içinde kaldılar. Durumu imam Malik’e sordular. O da Mansur’a yapılan bey’atın ikrahla, zor al­tında yapıldığını, ikrahın muteber olmadığını, mükrehin talâkı­nın bile sayılmadığını söyledi ve fetva verdi. Bunun üzerine ihti­yatı elden bırakmayan şehir halkının çoğu en-Nefsu’z-Zekiyye’ye bey’at ettiler. Mansur’un ordusu en-Nefsu’z-Zekiyye’yi şehid etti. îmam Malik, ayaklanmaya faal olarak katılmayıp evinde kaldı. Buna rağmen 147/764’te, ayaklanmanın başarısızlığa uğraması üzerine, Medine valisi Ca’fer b. Süleyman tarafından kırbaçla dö­vülmek suretiyle cezalandırıldı. Bunun sonucunda omuzu yerin­den çıktı ve omuzunda bir sakatlık kaldı ki bu şöhretini daha da arttırmıştır. îmam Malik, daha sonra Abbasî halifeleri tarafından hürmet görmüştür. 160’ta Mehdî, Mekke’de Harem1 de yapılacak inşaat vesilesiyle onunla münakaşa etmiş, ölüm yılı olan 179’da Harun Reşid hac münasebetiyle gelip onunla görüşmüştür.

îmam Malik, ayrıca Harun Keşid’e bir mektup yazarak, ona öğüt vermiş, Yüce Allah’ın öfkesinden sakındırmış, Allah’a itaat olan şeyi emretmesini, Allah’tan korkanlara danışmasını, kötüle­ri dost edinmekten kaçınmasını, mazluma yardım etmesini ve in­sanlara âdil davranıp adaletsizlikten kaçınmasını istemiştir, îmanı Malik, çağındaki siyasî hayat konusunda nemelazımcı ve çekimser değildi, muhalefet konusunda gerektiğinde yerine getir­diği açık bir rolü vardı.

Bütün bunlar, bazı şiî yazarların, kendisine muhalefet etme ve imamları Cafer Sadık’m şahsında Ehl-i Beyt’in fikhıyla reka­bet etmek için işbaşmdaki Abbasî iktidarınca yönlendirilmiş ol­duğunu ileri sürmesinin, tarihî bir temelden yoksun bulunduğu­nu gösterir.[1]

 

b) Usûlü ve İctihad Felsefesi:

 

îmam Malik, ehl-i hadis ve Hicaz’ın reisi olarak tanınmıştır, îlim ve âlimlere büyük değer verir, Allah’ın kendisine lütfettiği ilmi, fark gözetmeksizin herkese verebilmek için büyük gayret göstermiştir. Abbasi halifesi Harun Reşid’in hacca geldiği sırada, oğulları Emin ile Me’mun’a ders verdirmek için kendisini huzuru­na çağırtması üzerine verdiği cevap meşhurdur: “îlim gelmez, ilme gidilir.” Elli yıl kadar süren hocalık hayatında, hadis dersleri ve vuku bulmuş olaylarla ilgili görüş beyanı (fetva) olmak üzere iki çeşit ilmî faaliyeti sürdürmüştür.

îmam Malik her ne kadar ictihad ve istinbat konusunda bazı kaidelei açıklasa ve diğer bazılarına işaret etse de, ictihad ve hü­küm çıkarmaya dair kaide ve metodlarım, mezhebinin usulünü bizzat yazmamıştır. Ancak Muvatta’daki bazı sözleriyle, bu kita­bın yamsıra el-Müdevvene adlı kitapta nakledilen içtihatları, mensuplarına onun usulünü belirleme imkânını vermiştir.

Buna göre îmam Malik’in usulü şöyledir:

1) Kıır’ân’a başvurmak.

2)  Sünnete başvurmak: Sünnetin sahih oluşuyla ilgili sıkı şartları vardır. Kıyası ve Medine’lilerin uygulamasını tercih eder. Çünkü Medine’lilerin uygulaması, babalarından ve dedelerinden gelmiş, mütevatir sünnet derecesindedir.

3) İcma, İmam Malik, “el-Emfu’1-Muctemau aleyh” (ittifak edilen durum) terimiyle, sık sık icma’dan söz ederek, bunu bir de­lil olarak kabul etmiştir.

4) Re’y, îmam Malik, bazılarına göre hadisçilerden sayılması­na rağmen, hüküm çıkarma yönteminde (istinbatta) re’ye de geniş yer vermektedir.

îmam Malik’e nisbet edilen delillerden sahabe kavli sünnet içinde; kıyas mesalih-i mürsele; seddu’z-zerai, istihsan; ıstıshab ise re’y içinde düşünülmüştür.

5) Medine halkının ameli.

îmam Malik vahyi müşahede eden, Rasulullah’m (s.a.v.) tatbikatım görüp yaşayarak amelî bir şekilde nesillere aktaran Medine halkının ameline, belli şartlar içinde önem veriyor, hü­kümlerine kaynak ediniyor ve ona muhalif hareket edenleri kını­yordu. Nitekim Leys b. Sa’d’e yazdığı risalesinde bu yüzden onu ikaz etmişti.

Leys b. Sa’d ona verdiği cevapta, sahabe ve Medine halkı hak­kında söylediği iyi sözleri aynen kabul etmekte, fakat diğer îslâm memleketlerine de büyük sahabîlerin gittiğini, oralarda bulunan halkın da bunların söz ve amellerini aynen benimseyip naklettik­lerini ifade ederek bu noktada ondan ayrılmaktadır.

îmam Malik, Muvatta’daki hükümleri kastederek şöyle de­miştir. “Bu kitapta bulunanların çoğu re’ydir. Yemin ederim ki bunlar bana ait re’y değildir; ilim, fazilet ve takva Sahibi üstadla-rımdan duydukları m dır. Bu üstadların sayısı çok olduğu için, kendime izafe ederek re’y dedim. Onların re’yleri de tıpkı benimki gibi olup, sahabeden intikal etmiştir. Burada el-emru’1-muctema aleyh (bizdeki ittifak edilen hüküm) dediklerim, ilim ve fıkıh sahi­bi âlimlerin ittifakla kabul edip, ihtilaf etmedikleri meselelerdir. El-emru indena (bizdeki durum/hüküm) veya el-emru bi-belediha (bölgemizdeki durum/hüküm) dediklerim, bizde halkın uyguladı­ğı, hükümlerin buna göre verilegeldiği, avam, havas herkesin bil­diği hükümlerdir. Ba’du ehli’1-ilm (bazı âlimler) dediklerim, âlim­lerin görüşleri içinde benim beğenip tercih ettiklerimdir. Onlar­dan duymadıklarım gelince içtihad ettim, erişebildiklerimin gö­rüşleriyle kendi re’yimi karşılaştırdım ki haktan ve Medine halkı­nın mezhebinden uzaklaşmış olmayayım.”

Dinin muteber veya reddedilmiş kabul ettiği maslahatların dışında kalmakla beraber, muteber maslahatlara yakın bulunan mesalih-i mürsele’yi bir delil olarak kabuleden îmam Malik, mu­teber olduğuna şer’î delâlet bulunan maslahatları öncelikle kabul ve tatbik etmiştir. Bu, ibadet değil, muamelât sahasında olmuş­tur.

îmam Malik ictihad usulü konusunda şunları söyler: “Rasû-lullah (s.a.v.) müstesna herkesin sözü kabul ve reddedilebilir.”

“Kendi imamını taklid yüzünden sahabe kavlini terkeden kimseye teube teklif edilir.”

“Ben bir beşerim; hata da, isabet de ederim. Re’y ve içtihadımı inceleyin; Kur’an ve sünnete uyan her sözümü alın, onlara uyma­yan bütün sözlerimi de terkedin.”

îmanı Malik, hac dışında Medine’den hiç ayrılmamıştır. Hat­ta Harun Reşid, kendisiyle birlikte Bağdat’a gelmesini istediğin­de, Hz. Peygamber’in kabri civarında kalmayı, Bağdat ve başka yerlere gitmeye tercih ederek, teklifi kabul etmemiştir. Medine’de kalışı, uzun ömürlü oluşu, kendisine gelen birçok kişi üzerinde büyük etki yapmıştır. îslam topraklarının muhtelif yerlerinden, Mısır, Şam, Irak, Kuzey Afrika ve Endülüs’ten ilim öğrenmek iste­yenler îmam Malik’e gelmişler, onunla beraber bulunup ilim öğ­renmişlerdir. Büyükden küçümsenmeyecek sayıda öğrencisi var­dı. Mezhebini işte bu talebeleri Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüs’te yaymışlardır. Öğrencileri arasında büyük hukukçular da yardı. [2][3]

İlgili Makaleler