Diyanet’ten yalan haber fetvası

Bir vatandaşın, “dini sorular” kapsamında “Yalan haber günah mıdır” şeklindeki sorusuna bir ayet ile cevap veren DİB, Hucuret Suresi’nden “Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırınız” ayetini paylaştı. 

Ayette “güvenilmez kimselerin getirdikleri haberleri, doğruluğunu araştırmadan kabul etmenin uygun olmadığı” yönündeki mananın ve hükmün her zaman geçerli olduğunu belirten Diyanet, bu talimatın sosyal ve hukuki düzenin yürümesi, haksızlık ve huzursuzlukların önüne geçilmesi bakımından önemli olduğunu vurguladı.

PEYGAMBER ZAMANINDAN ÖRNEK VERDİ

Başkanlık, Hz. Muhammed zamanında yaşanan bir olayı da şu şekilde aktardı: 

“Velid b. Ukbe, Beni Mustalık kabilesinin zekat vergisini toplamak üzere gönderilir. Velid yolda iken birisi, bu kabileden silahlı bir grubun yola çıktığı haberini getirir. Velid, onların savaşmak için çıktıklarını düşünerek geri dönüp Peygamberimize durumu anlatır. O da haberin doğru olup olmadığını araştırmak ve gereğini yapmak üzere Halid b. Velid’i gönderir.

Halid kabileye yakın bir yerde konaklayarak durumu araştırır; söz konusu grubun ezan okuyup namaz kıldıklarını, İslam’a bağlılıklarının devam ettiğini tesbit eder ve Medine’ye döner. Sonunda onların, zekat tahsildarı geciktiği için durumu öğrenmek veya zekatı kendi elleriyle Hz. Peygamber’e teslim etmek üzere yola çıktıkları anlaşılır.” 

Diyanet İşleri, yalan haber taşıma anlamında şu görüşleri ifade etti: 

“Yoldan çıkmış’ diye çevirdiğimiz fasık, “dinin emirlerine uymayan” demektir; yalan haber taşıyan kimse de bu kavrama dahildir. Hz. Peygamber’in ashabı genel olarak doğru, dürüst, takva sahibi insanlar olarak kabul edilmişlerdir. Buna göre ayette geçen fasık kelimesi, Velid’in değil, ona yalan haberi taşıyan meçhul kişinin niteliğidir. Ayetten çıkan genel hüküm, durumu bilinmeyen veya yalancı, günahtan çekinmez olarak tanınan kimselerin verdikleri haberlere ve bilgilere güvenilmemesi, bunlara göre hüküm verilmemesi, harekete geçilmemesidir.”