Hâl Şibh Cümle (Câr-mecrûr)
|
تَأَلَّمَ الطاَّئِرُ فِي الْقَفَصِ. |
Kuş kafeste acı duydu. |
|
قَرَأَتِ التِّلْمِيذَةُ الرِّساَلَةَ فِي فَرَحٍ. |
Öğrenci mektubu sevinç içinde okudu. |
|
بِعْتُ الثَّمَرَ عَلَى شَجَرِهِ. Meyveyi ağacının üzerinde olduğu halde (ağacının üzerinde iken) sattım. |
|
Hâl ile İlgili Diğer Özellikler
* Genellikle hâl nekre, sahibu’l-hâl marife olarak gelir.
|
أَقْبَلَ الْمَظْلُومُ باَكِياً. |
Mazlum (zulme uğrayan) ağlayarak geldi. |
|
عاَدَ الْجَيْشُ ظاَفِراً. |
Ordu zafer kazanarak döndü. |
|
بِعْتُ الْقُطْنَ مَحْلُوجاً. |
Pamuğu atılmış olarak sattım. |
*Hâl birden fazla olabilir, hepsi de atıfsız olarak ana cümleye bağlanabilir:
|
جاَءَ اللاَّعِبُ هاَدِئاً ، مُبْتَسِماً ، لاَبِساً ثِياَبَ اللاَّعِبِ. |
|
|
Futbolcu sakin olarak gülümseyerek ve oyun elbiselerini giyerek geldi. |
|
|
يَقْفِزُ الْبَطَلُ لاَ خاَئِفاً وَ لاَ مُتَرَدِّداً. Kahraman ne korkarak ne de tereddütlü olarak sıçrıyor. |
|
|
ذَهَبَ مَحْمُودٌ باَكِياً ماَشِياً. |
Mahmut ağlayarak ve yürüyerek gitti. |
* Hâl fâilin ya da mef’ûlün durumunu belirttiği gibi muzafun ileyhin durumunu da belirtebilir:
|
أَ يُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَنْ يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً. |
|
Hiç biriniz kardeşinin etini ölü olduğu halde (ölü olarak) yemeyi sever mi? (Hucurât 12) |
* وَ (Vâvu’l-hâl) şart edatları olan إِنْ ve لَوْ in önlerinde geldiğinde cevap cümleleri bulunmazsa vâvu’l-hâl olur. (وَإِنْ) (وَلَوْ) ise vasıl edatı olup …se bile, ..sa bile, …ise de, ..dığı halde, ..mesine rağmen gibi manalara gelir[2].
|
صَلِّ وَ إِنْ عَجَزْتَ عَنِ الْقِياَمِ. |
Ayakta durmaktan aciz olsan bile namaz kıl. |
|
نَذْهَبُ وَلَوْ كاَنَ بَعِيداً. |
Uzak olsa bile gideriz. |
* Hâl, Sıfat ve Sıla cümlelerinin farkı
Hâl, sıfat ve sıla cümleleri arasında mana bakımından büyük fark olmasa da gramer yönünden farklıdırlar.
Marife isimden sonra gelen cümleye hal cümlesi,
Nekre isimden sonra gelen cümleye sıfat cümlesi,
İsm-i mevsûlden sonra gelen cümleye sıla cümlesi denir.
|
حَضَرَ الرَّجُلُ أَراَهُ. |
Gördüğüm adam geldi. | |||||
|
حَضَرَ رَجُلٌ أَراَهُ. |
“ |
|||||
|
حَضَرَ الرَّجُلُ الَّذِي أَراَهُ. |
“ |
|||||
|
رَأَيْتُ الرَّجُلَ يَحْضُرُ. |
Gelen adamı (adamı gelirken) gördüm (Hâl Cümlesi) . | |||||
|
رَأَيْتُ رَجُلاً يَحْضُرُ |
Gelen (bir) adam gördüm (Sıfat Cümlesi) . | |||||
|
رَأَيْتُ الرَّجُلَ الَّذِي يَحْضُرُ |
Gelen adamı gördüm (Sıla Cümlesi) . | |||||
|
سَلَّمْتُ عَلَى الرَّجُلِ رَأَيْتُهُ |
Gördüğüm adama selâm verdim (Hâl Cümlesi) . | |||||
|
سَلَّمْتُ عَلَى رَجُلٍ رَأَيْتُهُ |
Gördüğüm adama selâm verdim (Sıfat Cümlesi) . | |||||
|
سَلَّمْتُ عَلَى الرَّجُلِ الَّذِي رَأَيْتُهُ |
Gördüğüm adama selâm verdim (Sıla Cümlesi) . | |||||
|
جاَءَ الرَّجُلُ ذاَهِباً إِلَى الْمَدْرَسَةِ |
Okula giden adam geldi[3]. | |||||
|
جاَءَ الرَّجُلُ الذاَّهِبُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ |
“ | |||||
|
جاَءَ الرَّجُلُ الَّذِي يَذْهَبُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ |
“ |
|||||
Genel Cümle Alıştırmaları
1- كُلِ الْفاَكِهَةَ ناَضِجَةً – وَجَدْتُهُمْ يَعْبُدُونَ اللَّهَ – خَرَجَ عَلَى النَّبِيِّ كاَفِراً – صَلَّى الْمُسْلِمُونَ الظُّهْرَ جَماَعَةً.
2- كَيْفَ وَصَلَ الْمُشْرِفُونَ فِي يَوْمِ الرِّحْلَةِ ؟ وَصَلَ الْمُشْرِفُونَ مُبَكِّرِينَ فِي يَوْمِ الرِّحْلَةِ. اُنْظُرْ ، هَؤُلاَءِ الْمُشْرِفُونَ قَدْ وَصَلُوا. نَعَمْ لَقَدْ وَصَلُوا مُبَكِّرِينَ.
3- كَيْفَ أَسْرَعَ اللاَّعِباَنِ فِي يَوْمِ الْمُباَراَةِ ؟ أَسْرَعَ اللاَّعِباَنِ نَشِيطَيْنِ فِي يَوْمِ الْمُباَراَةِ. اُنْظُرْ ، هَذاَنِ اللاَّعِباَنِ قَدْ أَسْرَعاَ . نَعَمْ ، لَقَدْ أَسْرَعاَ نَشِيطَيْنِ.
4-كَيْفَ حَضَرَ التَّلاَمِيذُ فِي يَوْمِ الْاِمْتِحاَنِ ؟ حَضَرَ التَّلاَمِيذُ هاَدِئِينَ فِي يَوْمِ الْاِمْتِحاَنِ. اُنْظُرْ، هَؤُلاَءِ التَّلاَمِيذُ قَدْ حَضَرُوا. نَعَمْ ، لَقَدْ حَضَرُوا هاَدِئِينَ.
5- وَصَلَ الْمُشْرِفُ مُبَكِّراً – وَصَلَ الْمُشْرِفُونَ مُبَكِّرِينَ – جَرَى اللاَّعِبُ نَشِيطاً – جَرَى اللاَّعِبُونَ نَشِيطِينَ – وَصَلَتِ الْمُساَفِرَةُ مُتَأَخِّرَةً – وَصَلَتِ الْمُساَفِرَاتُ مُتَأَخِّرَاتٍ – صَلَّى الْمُسْلِمُ مُؤْمِناً – صَلَّى الْمُسْلِمُونَ مُؤْمِنِينَ .
6- تَكَلَّمَتِ الْأُسْتاَذَةُ صاَدِقَةً – تَكَلَّمَتِ الْأُسْتاَذَاتُ صاَدِقَاتٍ – عاَشَ الصَّدِيقُ مُخْلِصاً – عاَشَ الْأَصْدِقاَءُ مُخْلِصِينَ.
7- ذَهَبَتِ التِّلْمِيذاَتُ ماَشِياَتٍ إِلَى الْمَدْرَسَةِ – عاَدَ التَّلاَمِيذُ إِلَى مَناَزِلِهِمْ وَ هُمْ يُغَنُّونَ[4] – عاَدَ أَحْمَدُ إِلَى بَيْتِهِ سَعِيداً .
8- ذَهَباَ مَسْرُورَيْنِ إِلَى مَدْرَسَتِهِماَ- اِنْطَلَقَ حَزِيناً إِلَى عاَئِلَتِهِ -اِنْطَلَقْنَ حَزِيناَتٍ إِلَى قَرْيَتِهِنَّ – اِنْطَلَقُوا سُعَداَءَ إِلَى مَنْزِلِهِمْ – اِنْطَلَقُوا نَشِيطِينَ إِلَى مَنْزِلِهِمْ.
9- كَيْفَ تَجْلِساَنِ فِي الصَّفِّ ؟ تَجْلِساَنِ فِي الصَّفِّ مُتَجاَوِرَتَيْنِ – كَيْفَ عُدْنَ[5] إِلَى الْمَنْزِلِ؟ عُدْنَ إِلَى الْمَنْزِلِ مَسْرُوراَتٍ.
10- كَيْفَ وَدَّعْتَ واَلِدَكَ ؟ وَدَّعْتُ واَلِدِي حَزِيناً – كَيْفَ اِسْتَلَمَتاَ النَّتِيجَةَ ؟ اِسْتَلَمَتاَ النَّتِيجَةَ سَعِيدَتَيْنِ -كَيْفَ سِرْتَ فِي اللَّيْلِ ؟ سِرْتُ فِي اللَّيْلِ خاَئِفاً – كَيْفَ تَحَدَّثَ الرَّجُلُ؟ تَحَدَّثَ الرَّجُلُ غاَضِباً.
11- رَأَيْتُ أَخِي وَ عاَئِلَتَهُ فِي صاَلَةِ الْاِسْتِقْباَلِ يَنْتَظِرُونَ – شاَهَدْتُ لاَعِباَتِ الْفَرِيقِ يَلْعَبْنَ الْكُرَةَ .
12- وَصَلَتِ الصَّدِيقَتاَنِ مُبَكِّرَتَيْنِ -وَصَلَتِ التِّلْمِيذَتاَنِ مُبَكِّرَتَيْنِ – اِسْتَيْقَظَتِ الْخاَدِمَتاَنِ الْجَدِيدَتاَنِ مُتَأَخِّرَتَيْنِ -رَأَيْتُ التَّلاَمِيذَ جاَلِسِينَ .
13- ذَهَبَ التَّلاَمِيذُ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مَمْلُوئيِنَ نَشاَطاً ، ثُمَّ عاَدُوا مِنْهاَ وَ قَدْ بَدَتْ عَلَيْهِمْ آثاَرُ التَّعَبِ
Tercüme:
1- Meyveyi olgun olarak ye. Onları Allah’a ibadet eder halde buldum. Peygamber’in karşısına kâfir olarak çıktı. Müslümanlar öğleni (öğle namazını) cemaat olarak kıldılar.
2- Yöneticiler gezi gününde nasıl geldiler (vardılar)? Yöneticiler gezi gününde erken geldiler. Bak, bu yöneticiler gelmişler. Evet, gerçekten erken gelmişler.
3- İki oyuncu maç günü nasıl koştu? İki oyuncu maç günü dinç bir halde koştu. Bak, bu iki oyuncu gerçekten hızlı koştu[6]. Evet, gerçekten dinç bir halde koştular.
4- İmtihan günü öğrenciler nasıl geldi? İmtihan günü öğrenciler sakin bir halde geldi. Bak, bak bu öğrenciler gelmiş. Evet gerçekten sakin olarak gelmişler.
5- Yönetici erken geldi. Yöneticiler erken geldi. Oyuncu hızlı koştu. Oyuncular hızlı koştular. (Bayan) Yolcu geç geldi. Yolcular geç geldiler. Müslüman mü’min olarak namaz kıldı. Müslümanlar mü’min olarak namaz kıldılar.
6- Hoca doğru konuştu. Hocalar doğru (olarak) konuştular. Arkadaş ihlâslı bir halde yaşadı. Arkadaşlar ihlâslı bir halde yaşadılar.
7- Kız öğrenciler okula yürüyerek gittiler. Öğrenciler evlerine şarkı söyleyerek döndüler. Ahmet eve mutlu bir şekilde döndü.
8- İkisi sevinçli bir halde okullarına gittiler. Üzüntülü bir halde ailesine gitti. (Bayanlar) Üzüntülü bir halde köylerine gittiler. Mutlu bir halde evlerine gittiler. Neşeli olarak evlerine gittiler (yürüdüler).
9- (İkiniz) sınıfta nasıl oturuyorsunuz? Sınıfta yan yana (komşu olarak)[7] oturuyorsunuz. (Bayanlar) eve nasıl döndüler? Sevinçli bir halde döndüler.
10- Babana nasıl veda ettin? Babama hazin bir şekilde veda ettim. (O iki bayan) neticeyi nasıl (teslim) aldılar? Mutlu bir şekilde teslim aldılar. Geceleyin nasıl yürüdün? Geceleyin korkarak yürüdüm. Adam nasıl konuştu? Adam kızgın konuştu.
11- Kardeşimi ve ailesini karşılama salonunda bekler halde buldum. Takımın (kız) oyuncularını top oynarlarken gördüm.
12- İki arkadaş erken vardılar. İki öğrenci erkenden geldiler. İki yeni (bayan) hizmetçi geç uyandılar. Öğrencileri otururken gördüm.
13- Öğrenciler okula canlılık dolu[8] bir halde gittiler sonra oradan üzerlerinde yorgunluk izleri görünür olduğu halde döndüler.
Okuma Parçaları
1-كاَنَ الْوَلَدُ عاَئِداً مَعَ واَلِدِهِ مِنَ السُّوقِ فِي الظُّهْرِ بِالسَّياَّرَةِ وَ كاَنَ الْحَرُّ شَدِيداً. شاَهَدَ الْوَلَدُ رَجُلاً عَجُوزاً فِي الطَّرِيقِ يَحْمِلُ حَقِيبَةً كَبِيرَةً. طَلَبَ الْوَلَدُ مِنْ واَلِدِهِ أَنْ يأْخُذَ الرَّجُلَ إِلَى الْمَكاَنِ الَّذِي يُرِيدُهُ. كاَنَ الرَّجُلُ الْعَجُوزُ ذاَهِباً لِزِياَرَةِ وَلَدِهِ وَ قَدِ انْتَظَرَ الْحاَفِلَةَ طَوِيلاً. رَكِبَ الرَّجُلُ الْعَجُوزُ السَّياَّرَةَ، وَ عِنْدَماَ وَصَلَ إِلَى مَنْزِلِ وَلَدِهِ شَكَرَ الْوَلَدَ وَ واَلِدَهُ. كاَنَ الْوَلَدُ سَعِيداً لِأَنَّهُ ساَعَدَ ذَلِكَ الرَّجُلَ الْعَجُوزَ .
2- عِنْدَماَ أَصِلُ إِلَى الْمَرْعَى أَتْرُكُ أَغْناَمِي تَرْعَى وَ أَذْهَبُ إِلَى شَجَرَةٍ كَبِيرَةٍ ، أَجْلِسُ تَحْتَهاَ لِأَتَناَوَلَ طَعاَمِي ثُمَّ أَتَناَوَلُ مِزْماَرِي وَ أُغَنِّي بَعْضَ الْأَلْحاَنِ الْجَمِيلَةِ ثُمَّ أَناَمُ قَلِيلاً وَ أَسْتَيْقِظُ لِأَتَفَقَّدَ أَغْناَمِي وَ عِنْدَ الْعَصْرِ أَجْمَعُ أَغْناَمِي وَ أَعُودُ بِهاَ إِلَى الْقَرْيَةِ سَعِيداً.
Tercüme:
1-Çocuk sıcağın çok (şiddetli) olduğu bir öğle vakti (öğlende) babasıyla beraber arabayla çarşıdan dönüyordu. Çocuk yolda büyük bir çanta taşıyan yaşlı bir adam gördü[9]. Çocuk babasından adamı istediği yere götürmelerini istedi. Uzun (süre) otobüs beklemiş olan yaşlı adam oğlunu ziyaret için gidiyordu[10]. Yaşlı adam arabaya bindi ve oğlunun evine ulaştıkları zaman çocuğa ve babasına teşekkür etti. Çocuk o yaşlı adama yardım ettiği için mutluydu.
2- Otlağa vardığım zaman koyunlarımı otlar halde (otlamak üzere) salarım (bırakırım) ve büyük bir ağaca gider, yemeğimi yemek için altına otururum. Sonra kavalımı alır bazı güzel şarkılar söylerim[11]. Sonra biraz uyur, koyunlarımı araştırmak[12] için uyanırım. İkindi vakti koyunlarımı toplar mutlu bir şekilde onlarla köye dönerim.