Arapça GramerSarf

Tefaul Babı Mezid Fiiller

İF’İLÂL VE TEFA’UL BÂBI İLE İLGİLİ AYETLER

1- يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَ كْفَرْتُم بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ .

(3/ÂL-İ İMRÂN, 106). Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü (düşünün.) İmdi, yüzleri kararanlara: İnanmanızdan sonra kâfir mi oldunuz? Öyle ise inkâr etmiş olmanız yüzünden tadın azabı! (denilir).

ağardı, beyazlaştı

اِبْيَضَّ يَبْيَضُّ

karardı, siyahlaştı

اِسْوَدَّ يَسْوَدُّ اِسْوِداَداً

tatmak, hissetmek

ذاَقَ يَذُوقُ ذَوْقاً

yüz

وَجْهٌ ج وُجُوهٌ

2- إِنَّا قَدْ أُوحِيَ إِلَيْنَا أَنَّ الْعَذَابَ عَلَى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى .

(20/TÂ HÂ, 48). Hakikaten bize vahyolundu ki: Azab (Peygamberleri) yalanlayan ve yüz çevirenleredir..

3- الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ ¯ وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ .

(26/ŞUARA, 218, 219). O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında dolaşmanı da (görüyor).

gördü

رَآ يَرَى رُؤْيَةً

…dığı zaman

حِينَ

dolaşmak

تَقَلَّبَ يَتَقَلَّبُ تَقَلُّباً

kalktığın zaman

حِينَ تَقُومُ

4- وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لاَ يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا .

(25/FURKÂN, 58). Ölmeyen ve (daima) diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. O’nun kullarının günahlarından haberdar olması (bilmesi) yeter.

tesbih etti (noksan sıfatlardan uzak olduğunu ikrar etti)

سَبَّحَ يُسَبِّحُ تَسْبِيحاً

dayanıp güvendi

تَوَكَّلَ يَتَوَكَّلُ تَوَكُّلاً

işlerin içyüzünü bilen, haberdar olan manasında Allah’ın isimlerinden biridir

خَبِيرٌ

     

5- …وَعلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ .

(14/İBRÂHÎM, ll). … Müminler ancak Allah’a dayanıp güvensinler.

6- …فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ .

(3/ALİ İMRAN, 159)… Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.

dayanıp güvenen 

اَلْمُتَوَكِّلُ (تَوَكَّلَ يَتَوَكَّلُ)

ciddi karar vermek, azmetmek

عَزَمَ يَعْزِمُ عَزْماً

7- وَأَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنَى ¯ وَكَذَّبَ بِالْحُسْنَى ¯ فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرَى ¯ وَمَا يُغْنِي عَنْهُ مَالُهُ إِذَا تَرَدَّى .

(92/LEYL, 8-11). Kim cimrilik eder, kendini müstağni sayar, ve en güzeli de yalanlarsa biz de onu en zora yürütürüz. Düştüğü zaman da malı kendisine hiç fayda vermez.

cimrilik etti

بَخِلَ يَبْخَلُ بُخْلاً

…e gelince

أَمَّا

en güzel

الْحُسْنَى

istiğna göstermek, ihtiyaç hissetmemek

اِسْتَغْنَى يَسْتَغْنِي اِسْتِغْناَءً

en zor

اَلْعُسْرَى

gezdirmek, dolaştırmak, yürütmek

يَسَّرَ يُيَسِّرُ تَيْسِيراً

(çukura) yıkılmak, yuvarlanmak

تَرَدَّى يَتَرَدَّى

fayda verdi

أَغْنَى يُغْنِيعَنْهُ

               

8- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لاَ تُلْهِكُمْ أَمْوَالُكُمْ وَلاَ أَوْلاَدُكُمْ عَن ذِكْرِ اللَّهِ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ .

(63/MÜNAFİKUN, 9). Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır.

 

 

oyaladı, alıkoydu

أَلْهَى يُلْهِي إِلْهاَءً

9- وَأَنْفِقُوا مِنْ ماَ رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلاَ أَخَّرْتَنِي إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ فَأَصَّدَّقَ وَأَكُنْ مِنَ الصَّالِحِينَ .

(63/MÜNAFİKUN, 10). Herhangi birinize ölüm gelip de: “Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size rızık olarak verdiğimizden harcayın.

geciktirmek, tehir etmek

اَخَّرَ يُؤَخِّرُ تَأْخِيراً

gelmek

أَتَى يَأْتِي إِتْياَناً

 

 

aslı تَصَدَّقَ يَتَصَدَّقُ  sadaka vermek

أَصَّدَّقَ يَصَّدَّقُ

           

10- اَلَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانْتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ .

(2/BAKARA, 275). Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların “Alım-satım tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.

 

 

hırpalamak, çarpmak

تَخَبَّطَ يَتَخَبَّطُ تَخَبُّطاً

riba, faiz

الرِّبَا

alış veriş, alım satım

الْبَيْعُ

delilik, deliliğe tutulma, dellenme

الْمَسِّ

helâl kıldı

أَحَلَّ يُحِلُّ إِحْلاَلاً

haram kıldı

حَرَّمَ   يُحَرِّمُ تَحْرِيماً

vaaz, nasihat, öğut

مَوْعِظَةٌ

gibi

مِثْلُ

sona erdi

اِنْتَهَى يَنْتَهِي اِنْتِهاَءً

geçmek, takdim etmek

سَلَفَ يَسْلُفُ سَلَفاً     

dönmek

عَادَ يَعُودُ عَوْدَةً

               

11- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللّهَ وَ ذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ .

(2/BAKARA, 278). Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkedin.

bırakmak (ilgilenmemek, alakayı kesmek manasında)

وَذِرَ يَذَرُ وَذْراً

 

 

devam etti/ kaldı

بَقِيَ يَبْقَى بَقاَءً  

       

12- قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ .

(38/SA’D, 86). (Resûlüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim.

külfetle, zorlanarak iş görenler veya tekellüflü, yapmacık olarak hareket edenler

اَلْمُتَكَلِّفِينَ (تَكَلَّفَ يَتَكَلَّفُ)

13- إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُوا فَإِذَا هُمْ مُبْصِرُونَ .

(7/A’RÂF, 201). Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.

dokunmak, el sürmek, değmek

مَسَّ يَمَسُّ مَساًّ

Şeytan’ın verdiği vesvese

طَائِفٌ

korunmak, sakınmak, Allah’ın emirlerini yapıp yasaklarından kaçınmak

اِتَّقَى يَتَّقِياِتِّقاَءً

hatırladı

تَذَكَّرَ يَتَذَكَّرُ تَذَكُّراً

gördü

أَبْصَرَ يُبْصِرُ إِبْصاَراً

             

14- وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَكَ عَسَى أَنْ يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَحْمُودًا .

(17/İSRÂ, 79). Gecenin bir kısmında uyanarak, sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl. (Böylece) Rabbinin, seni, övgüye değer bir makama göndereceğini umabilirsin.

teheccüd namazı kılmak, teheccüde kalkmak

تَهَجَّدَ يَتَهَجَّدُ تَهَجُّداً

umulur ki

عَسَى

göndermek, uyandırmak, diriltmek

بَعَثَ يَبْعَثُ

seni göndermesi (umulur ki Rabbin seni diriltip sana Makâm-ı Mahmûd’u verecek  veya “Umulur ki Rabbin kıyâmet günü seni Makam-ı Mahmud’da diriltecek meâlinde)

أَنْ يَبْعَثَكَ

övmek, sena etmek, hamdetmek 

 

حَمِدَ يَحْمَدُ حَمداً

övülen, övgüye değer

مَحْمُودًا

             

15- ( سجدة واجبة ) تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ .

(32/SECDE, l6). Korkarak ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için), yanları (vücutları) yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.

yatak

اَلْمَضْجَعُ ج اَلْمَضَاجِعُ

uzaklaşmak

تَجَافَى  يَتَجَافَى

harcadı

أَنْفَقَ يُنْفِقُ إِنْفاَقاً

ümit etmek, çok istekli olmak

طَمِعَ يَطْمَعُ طَمَعًا

yan

اَلْجَنْبُ ج اَلْجُنُوبُ

çağırmak, dua etmek, ibadet etmek

دَعاَ يَدْعُو

             

16- إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلاَئِكَةُ أَلاَّ[22] تَخَافُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ .

(41/FUSSİLET, 30). Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine: “Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin!” diye melekler iner.

(yavaş yavaş) inmek

تَنَزَّلَ يَتَنَزَّلُ تَنَزُّلاً

dosdoğru olmak

اِسْتَقَامَ يَسْتَقِيمُ اِسْتِقاَمَةً

vaad etmek, söz vermek

وَعَدَ يَعِدُ وَعْداً

verilen müjdeye sevinmek

أَبْشَرَ يُبْشِرُ إِبْشاَراً

           

İlgili Makaleler