Edatlar

  • Arapça Edatlar Bağlaçlar Zarflar – Arapça Sık Kullanılan Edatlar Bağlaçlar Zarflar

    Arapça Edatlar Bağlaçlar  – Arapça  Sık Kullanılan Edatlar Bağlaçlar

    arapça edatlar örnekler

    Arapça Edatlar أثناء        boyunca
    Arapça Edatlar أمام        önünde
    Arapça Edatlar أمّا        her biri
    Arapça Edatlar أنا        ben
    Arapça Edatlar أنت        siz
    Arapça Edatlar أيضاً        de
    Arapça Edatlar أين        nerede
    Arapça Edatlar إذا        eğer
    Arapça Edatlar إلى        …e
    Arapça Edatlar الذي        kimin
    Arapça Edatlar الشيء        herhangibir şey
    Arapça Edatlar بالأضافة إلى        …e ek olarak
    Arapça Edatlar بالرغم مِنْ        …e rağmen
    Arapça Edatlar بجانب        yanında
    Arapça Edatlar بدون        …sız
    Arapça Edatlar بعد        sonra
    Arapça Edatlar بين        arasında
    Arapça Edatlar بين        ortasında
    Arapça Edatlar بينما        iken
    Arapça Edatlar تحت        altında
    Arapça Edatlar ثانيةً        tekrar
    Arapça Edatlar حتى        …e kadar
    Arapça Edatlar حول        çevresinde
    Arapça Edatlar حول        hakkında
    Arapça Edatlar حيث (إلى)        nereye
    Arapça Edatlar خارج        dışında
    Arapça Edatlar خلال        içinden
    Arapça Edatlar داخل        içinde
    Arapça Edatlar شخص ما        birisi
    Arapça Edatlar شيء أكثر واحد        bır şey daha
    Arapça Edatlar ضدّ        karşı
    Arapça Edatlar طبقاً ل        …e göre
    Arapça Edatlar علاوة على ذلك        bundan da fazlası
    Arapça Edatlar على        üstünde
    Arapça Edatlar على قمةِ        üstünde
    Arapça Edatlar على نفس النمط        gibi
    Arapça Edatlar فقط        sadece
    Arapça Edatlar في        içinde
    Arapça Edatlar قبل كل شيء        herşeyin üstünde
    Arapça Edatlar قُرْب        yakın
    Arapça Edatlar كلا … و        ikisi
    Arapça Edatlar كَمْ        nasıl
    Arapça Edatlar كُلّ        bütün
    Arapça Edatlar كُلّ شخص        herkes
    Arapça Edatlar ل        için
    Arapça Edatlar لأن        çünkü
    Arapça Edatlar لذا        bundan dolayı
    Arapça Edatlar لكن        fakat
    Arapça Edatlar لكي        için
    Arapça Edatlar لَيسَ فقط … لكن أيضاً        sadece o degıl bu da
    Arapça Edatlar لِماذا        niçin
    Arapça Edatlar ما        ne
    Arapça Edatlar متى        ne zaman
    Arapça Edatlar منذ        …den beri
    Arapça Edatlar مَع        ile
    Arapça Edatlar مَنْ        kim
    Arapça Edatlar مِنْ        …den
    Arapça Edatlar نحن        biz
    Arapça Edatlar نحو        …e doğru
    Arapça Edatlar هم        onlar
    Arapça Edatlar هو        o
    Arapça Edatlar هي        o
    Arapça Edatlar و        ve
    Arapça Edatlar وراء        arkasında

     

    Muzari Fiil Edatları

    لِ : (Lâmı Tâlil) Muzari fiilin başına gelen ‘Li’ harfi; içinlik anlamı katar ve muzari fiili nasbeder.

    Normal fiilleri fetha ile nasbeder, “Ef’âlul Hamse“leri ‘nun’ harfinin gitmesi ile nasbeder.

    لِتَنْصُرَ <–  تَنْصُرُ

    لِتَنْصُرا <–  تَنْصُرانِ

    لِتَنْصُرُوا <–  تَنْصُرُونَ

    لِتَنْصُرِي <–  تَنْصُرِينَ

    لِتَنْصُرا <–  تَنْصُرانِ

    لِتَنْصُرْنَ <–  تَنْصُرْنَ  (değişmez)

    خَرَجَ حامِدٌ مِنْ الفَصْلِ لِيَشْرَبَ الماءَ : Hamit su içmek için sınıftan çıktı.

     

     

    أَنْ : Muzari fiilin başına gelen ‘En’ harfi; mek, mak anlamı katar ve muzari fiili nasbeder.

    أنا أُرِيدُ أَنْ أجْلِسَ ھنا : Burada oturmak istiyorum.

    Öncesindeki edatlar kullanılmayabilir;

    أَعُوذُ بِاللهِ أَنْ أَكُونَ مِنْ الكَاذِبِينَ  ‘min’ düşmüştür aslı şöyledir –>أَعُوذُ بِاللهِ مِنْ أَنْ أَكُونَ مِنْ الكَاذِبِينَ

    Eğer emir fiilinin önüne gelirse ‘Tefsir En’i olur, “diye” şeklinde tercüme edilir.

    نَادَيْتُ أَنْ اِجْلِسْ : “Otur” diye bağırdım.

    أَشَارَ الضَابِطُ أَنْ اِهْجُمُوا : Subay “saldırın” diye işaret etti.

     

     

    مَا : (Nefiy Mâ’sı) Muzari fiili olumsuz yapar. Sadece anlamını olumsuz yapar, harekesini etkilemez, zamanını etkilemez. (Şimdiki zaman için) 

    أنا ما أَشْرَبُ القَھْوَةَ الآنَ : Ben kahve içmiyorum.

     

    لا : (Nefiy Lâ’sı) Muzari fiili olumsuz yapar. Sadece anlamını olumsuz yapar, harekesini etkilemez, zamanını etkilemez. (Geniş zaman için) 

    أنا لا أَشْرَبُ القَھْوَةَ : Ben kahve içmem.

     

    لَنْ : (Nefiy Len’i) Anlamını olumsuz yapmakla birlikte harekesini ve zamanını da etkiler. Geleceği mutlak manada olumsuzlaştırır. Fiili nasbeder.

    لَنْ أتَزَوَّجَ مِنْهُ: Onunla evlenmeyeceğim.

     

    كَيْ : (Böylece, … için) Genellikle başına ‘ل’ harfi eklenir. Olumsuz fiil için yapmak için sonuna ‘لا’ eklenir. Fiili nasbeder.

    أَدْرُسُ اللُغَةَ العَرَبِيَّةَ لِكَيْ أَفْھَمَ القُرْآنَ الكَرِيمَ : Arapça dili çalışıyorum böylece Kuran-ı Kerim’i anlıyorum.

     

    إِذَنْ : (O halde, öyleyse) Bir duruma cevap vermek amaçlı kullanılır. Şu şartlar sağlandığında fiili nasbeder; -Cümlenin başında olmalı, -Muzari fiil hemen sonrasında olmalı, -Fiil geleceği işaret etmeli

    يَرْجِعُ المُدِيرُ اليَوْمَ مِنْ الخَارِجِ. -إِذَنْ نَسْتَقْبِلَهُ فِي المَطَارِ : Müdür bugün yurt dışından dönüyor. -Öyleyse onu havaalanında karşılayalım.

     

    ف : (Fâ-i Sebebiye) Atıf harfidir. Bu harfle, cümlenin ilk kısmı sonraki kısmının oluşmasına sebep olur. Muzari fiili nasbetmesi için kendinden önce olumsuz veya talep (emir, nehiy, soru, temenni) gelmelidir.

    لا أَعْرِفُ بَيْتَهُ فأَزُورَهُ: Evini bilmiyorum ki onu ziyaret edeyim.

    اُدْرُسُوا دُرُوسَكُمْ فَتَنْجَحُوا فِي الإِمْتِحَانِ : Derslerinize çalışınız ki imtihanda başarılı olasınız.

    لَمْ يُسْأَلْ فَيَجِيبَ : Sorulmadı ki cevap versin.

     

    لَمْ : (Nefiy Lem’i) Anlamını olumsuz yapmakla birlikte harekesini ve zamanını da etkiler. Geçmişi kalıcı, mutlak olarak olumsuzlaştırır. Fiili cezmeder.

    لَمْ يَاْكُلا الطاعامَ : O ikisi yemeği yemedi.  Aynısı böyle de yazılabilir ما أكلا الطاعامَ

    لَمْ أَرَ صَدِيقِي ولَمْ أَسْمَعْ أَخْبَارَهُ : Ne arkadaşımı gördüm ne de onun haberlerini işittim. (ne böyle … ne de böyle)

    جَاءَ زَيْدٌ ولَمْ يَدْرُسْ : Zeyd çalışmadan geldi. (Kendinden önceki marife ismin durumunu açıklarsa hal olur.)

     

    لَمَّا : (Nefiy Lemmâ’sı) Anlamını olumsuz yapmakla birlikte harekesini ve zamanını da etkiler. Henüz anlamındadır. Geçici olumsuzluk. Henüz olmadı, henüz yapmadı,… Fiili cezmeder.

    لَمَّا يَرْجِعْ مِنَ السَفَرِ: Henüz yolculuktan dönmedi.

    لَمَّا أَكْتُبْ = لَمْ أَكْتُبْ بَعْدُ

     

    عِنْدَمَا : Muzari fiillerin başına geldiğinde “inde, zaman” ifadesi katar. (Mazi fiiller için لَمَّا kullanılır.)

    عِنْدَمَا أَذْھَبُ إِلى المَسْجِدِ أَجْلِسُ فِي الصَفِّ الأَوَّلِ : Camiye gittiğimde ilk sıraya otururum.

     

    قَطُّ : Geçmiş zamandaki olumsuz fiillere vurgu yapmak için kullanılır.

    لَمْ أَكْتُبْ إلَيهِ قَطُّ: Ona asla yazmadım.

     

    أَبَدًا : Gelecek zamandaki olumsuz fiillere vurgu yapmak için kullanılır.

    لَنْ أَكْتُبَ إِلَيهِ أَبَدًا: Ona asla yazmayacağım.

     FİİLİ MUZARİYİ NASBEDEN EDATLAR

    Aşağıdaki edatlardan birisi fiil-i muzârinin başına gelirse muzâri fiilin sonunu nasbeder (fetha yapar). Cemi müennes nunları hariç (ن) nunlarını düşürür. Bu edatlar şunlardır:      

    أَنْ  – لَنْ – كَىْ – إِذَنْ – حَتَّى- لِ – اَلْفاَءُ السَّبَبِيَّةُ

    muzari fiili nasb eden edatlar

    1)  أَنْ mek, mak: Muzâri fiili nasbederek masdara çevirir. Mâzî fiilin de önüne gelir, ancak mebni olduğu için sonuna tesir edemez. En çok kullanılan nasb edatıdır.

    أُرِيدُ أَنْ أَكْتُبَ دَرْسِي.

    Dersimi yazmak istiyorum.

    تُرِيدُ أَنْ تَشْرَبَ الشَّايَ.

    Çay içmek istiyorsun.

    تُرِيدِينَ أَنْ تَذْهَبِي إلى الْبَيْتِ.

    Eve gitmek istiyorsun.

    نُرِيدُ أَنْ نَفْهَمَ الْقرْآنَ.

    Kur’ân’ı anlamak istiyoruz.

    أَنْ تَصْبِروُا خَيْرٌ لَكُمْ.

    Sabretmeniz sizin için hayırlıdır.

    2) لَنْ asla …meyecek, mayacak (te’kîd-i nefy-i istikbal): Daha önce de gördüğümüz gibi muzâri fiilin manasını olumsuz istikbale çevirir:

    لَنْ أَذْهَبَ مَعَكَ إلى الْبَيْتِ.

    Seninle asla eve gitmeyeceğim.

    إِنِّي لَنْ أَرْكَبَ الْحِماَرَ.

    Gerçekten ben eşeğe hiç binmeyeceğim.

    3)كَيْ    …mek için, ..mak için: Sebep bildirir. Daha çok aynı manada  لِكَيْ olarak kullanılır ve sadece muzâri fiilin önüne gelir:

    أَقْرَأُ دَرْسيِ كَيْ أَحْفَظَ.

    Dersimi ezberlemek için okuyorum.

    يَجْتَهِدُ التَّلاَمِيذُ لِكَيْ يَنْجَحُوا.

    Öğrenciler başarmak için çalışıyor.

    Burada mesela birinci cümlede (أَقْرَأُ دَرْسيِ) temel cümle, (كَيْ أَحْفَظَ) ise yan cümleciktir.

    4)لِ    …mek için, ..mak için, ..sın diye: (Lâmu’t-ta’lîl) كَيْ gibi sebep bildirir. Aynı manada (لِأَنْ) şeklinde açıkça yazılmış halde de gelebilir. Lâmu’t-ta’lîl’den sonra (أَنْ) gelmediği takdirde bu fiilin mukadder yani gizli (أَنْ) ile nasbedilmiş olduğuna hükmedilir:

     

    شَرَحْتُ الدَّرْسَ لِأَنْ يَفْهَمَ. = شَرَحْتُ الدَّرْسَ لِيَفْهَمَ.

    Anlaması için dersi açıkladım.

    ساَفَرَ الْفَناَّنُ إِلَى الْعاَصِمَةِ لِأَنْ يَشْتَهِرَ. = ساَفَرَ الْفَناَّنُ إِلَى الْعاَصِمَةِ لِيَشْتَهِرَ

    Sanatçı meşhur olmak için başkente gitti

    ذَهَبْتُ إِلَيْهاَ لِأَنْ آخُذَ الْكِتاَبَ.

    Oraya (ona) kitap almak için gittim.

    لِ den önce olumsuz “كاَنَ” veya türevlerinden biri geçerse olumsuzluğu kuvvetlendirir ve “lâmü’l-cuhûd” (inkar lâmı) adını alır. Olumsuz  كاَنَ”nin haberinin başındaki muzari fiili nasbeder:

    ماَ كاَنَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ.

    Allah onlara asla zulmedecek değildir (Tevbe, 70).

    وَماَ كاَنَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ.

    Allah size gaybı da bildirecek (muttali kılacak) değildir.

    لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلاَ لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلاً.

    Şüphesiz Allah onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir (Nisâ, 168).
         

    5)   = إِذاً إِذَنْ öyleyse, o zaman, o halde: Daha çok istikbal ifade eden cümlelere bazan de şart edatlarına cevap olarak gelir. إذَنْ in muzâri fiili nasbetmesi için cevap cümlesinin ve muzâri fiilin hemen başında olması gerekir.

    أَناَ أَقْرَأُ كَثِيراً. إِذَنْ تَنْجَحَ.

    Ben çok okuyorum. Öyleyse başarırsın.

    سَأَكْتُبُ واَجِبِي لِلْغَدِ . إذَنْ نَذْهَبَ إلى الْبَيْتِ.

    Yarın için ödevimi yazacağım. O halde eve gideriz.

    أَناَ أَجْتَهِدُ الْعَرَبِيَّةَ كَثِيراً . إِذاً تَفْهَمَ الْقُرْآنَ.

    Ben Arapça’yı çok çalışıyorum. O halde Kur’ân’ı anlayacaksın (anlarsın) .

    *Eğer muzâri fiilden sonra gelirse nasbetmez:

    أَناَ أَذْهَبُ إِذَنْ.

    Öyleyse ben giderim.

    Muzâri fiilsiz veya fiilsiz cümlelerde de kullanılır:

    إِذاً هَذاَ هُوَ لَصَحِيحٌ.

    O halde o doğrudur.

    6) حَتَّى….ıncaya kadar, …inceye kadar, ..e, ..a kadar, ta ki, nihayet, …diye, ..mek için, …mak için

    أَكَلَ الْأَطْفاَلُ حَتَّى شَبِعُوا.

    Çocuklar doyuncaya kadar yedi.

    رَكِبْتُ السَّياَّرَةَ حَتَّى أَحْضُرَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مُبَكِّراً.

    Arabaya bindim ta ki okula erken varayım (geleyim) .

    قَرَأْتُ الدَّرْسَ كَثِيراً حَتَّى أَنْجَحَ فِي الْإِمْتِحاَنِ.

    İmtihanda başarmak için (başarayım diye) dersi çok okudum.

    رَجَعْتُ إِلَى مَنْزِلِي مُبَكِّراً حَتَّى أَسْتَقْبِلَ ضُيُوفِي.

    Misafirlerimi (karşılamak için) karşılayayım diye erkenden evime döndüm.

    7) اَلْفاَءُ السَّبَبِيَّةُ : Fâ-i Sebebiyye: Atıf harfidir. Bu harfle, cümlenin ilk kısmı sonraki kısmın oluşmasına sebep olur. Birincisi gerçekleşirse ikinci kısım da gerçekleşir. Fâ-i sebebiyye’nin muzâri fiili gizli (أَنْ)le nasbetmesi için kendinden önce ya nefî (olumsuz) veya taleb (emir, nehiy, soru, temenni) gelmelidir:

     

    لاَ أَعْرِفُ بَيْتَهُ فَأَزُورَهُ.

    Evini bilmiyorum ki ziyaret edeyim.

    أُدْرُسُوا دُرُوسَكُمْ فَتَنْجَحُوا فِي الْإِمْتِحاَنِ.

    Derslerinize çalışın ki imtihanda başarılı olasınız.
     

    لَمْ يُسْأَلْ فَيُجِيبَ.

    Sorulmadı ki cevap versin.
           
  • Muzari Fiili Nasbeden Edatlar En Len Key İzen

     FİİLİ MUZARİYİ NASBEDEN EDATLAR

    Aşağıdaki edatlardan birisi fiil-i muzârinin başına gelirse muzâri fiilin sonunu nasbeder (fetha yapar). Cemi müennes nunları hariç (ن) nunlarını düşürür. Bu edatlar şunlardır:      

    أَنْ  – لَنْ – كَىْ – إِذَنْ – حَتَّى- لِ – اَلْفاَءُ السَّبَبِيَّةُ

    muzari fiili nasb eden edatlar

    1)  أَنْ mek, mak: Muzâri fiili nasbederek masdara çevirir. Mâzî fiilin de önüne gelir, ancak mebni olduğu için sonuna tesir edemez. En çok kullanılan nasb edatıdır.

    أُرِيدُ أَنْ أَكْتُبَ دَرْسِي.

    Dersimi yazmak istiyorum.

    تُرِيدُ أَنْ تَشْرَبَ الشَّايَ.

    Çay içmek istiyorsun.

    تُرِيدِينَ أَنْ تَذْهَبِي إلى الْبَيْتِ.

    Eve gitmek istiyorsun.

    نُرِيدُ أَنْ نَفْهَمَ الْقرْآنَ.

    Kur’ân’ı anlamak istiyoruz.

    أَنْ تَصْبِروُا خَيْرٌ لَكُمْ.

    Sabretmeniz sizin için hayırlıdır.

    2) لَنْ asla …meyecek, mayacak (te’kîd-i nefy-i istikbal): Daha önce de gördüğümüz gibi muzâri fiilin manasını olumsuz istikbale çevirir:

    لَنْ أَذْهَبَ مَعَكَ إلى الْبَيْتِ.

    Seninle asla eve gitmeyeceğim.

    إِنِّي لَنْ أَرْكَبَ الْحِماَرَ.

    Gerçekten ben eşeğe hiç binmeyeceğim.

    3)كَيْ    …mek için, ..mak için: Sebep bildirir. Daha çok aynı manada  لِكَيْ olarak kullanılır ve sadece muzâri fiilin önüne gelir:

    أَقْرَأُ دَرْسيِ كَيْ أَحْفَظَ.

    Dersimi ezberlemek için okuyorum.

    يَجْتَهِدُ التَّلاَمِيذُ لِكَيْ يَنْجَحُوا.

    Öğrenciler başarmak için çalışıyor.

    Burada mesela birinci cümlede (أَقْرَأُ دَرْسيِ) temel cümle, (كَيْ أَحْفَظَ) ise yan cümleciktir.

    4)لِ    …mek için, ..mak için, ..sın diye: (Lâmu’t-ta’lîl) كَيْ gibi sebep bildirir. Aynı manada (لِأَنْ) şeklinde açıkça yazılmış halde de gelebilir. Lâmu’t-ta’lîl’den sonra (أَنْ) gelmediği takdirde bu fiilin mukadder yani gizli (أَنْ) ile nasbedilmiş olduğuna hükmedilir:

     

    شَرَحْتُ الدَّرْسَ لِأَنْ يَفْهَمَ. = شَرَحْتُ الدَّرْسَ لِيَفْهَمَ.

    Anlaması için dersi açıkladım.

    ساَفَرَ الْفَناَّنُ إِلَى الْعاَصِمَةِ لِأَنْ يَشْتَهِرَ. = ساَفَرَ الْفَناَّنُ إِلَى الْعاَصِمَةِ لِيَشْتَهِرَ

    Sanatçı meşhur olmak için başkente gitti

    ذَهَبْتُ إِلَيْهاَ لِأَنْ آخُذَ الْكِتاَبَ.

    Oraya (ona) kitap almak için gittim.

    لِ den önce olumsuz “كاَنَ” veya türevlerinden biri geçerse olumsuzluğu kuvvetlendirir ve “lâmü’l-cuhûd” (inkar lâmı) adını alır. Olumsuz  كاَنَ”nin haberinin başındaki muzari fiili nasbeder:

    ماَ كاَنَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ.

    Allah onlara asla zulmedecek değildir (Tevbe, 70).

    وَماَ كاَنَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ.

    Allah size gaybı da bildirecek (muttali kılacak) değildir.

    لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلاَ لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلاً.

    Şüphesiz Allah onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola eriştirecektir (Nisâ, 168).
         

    5)   = إِذاً إِذَنْ öyleyse, o zaman, o halde: Daha çok istikbal ifade eden cümlelere bazan de şart edatlarına cevap olarak gelir. إذَنْ in muzâri fiili nasbetmesi için cevap cümlesinin ve muzâri fiilin hemen başında olması gerekir.

    أَناَ أَقْرَأُ كَثِيراً. إِذَنْ تَنْجَحَ.

    Ben çok okuyorum. Öyleyse başarırsın.

    سَأَكْتُبُ واَجِبِي لِلْغَدِ . إذَنْ نَذْهَبَ إلى الْبَيْتِ.

    Yarın için ödevimi yazacağım. O halde eve gideriz.

    أَناَ أَجْتَهِدُ الْعَرَبِيَّةَ كَثِيراً . إِذاً تَفْهَمَ الْقُرْآنَ.

    Ben Arapça’yı çok çalışıyorum. O halde Kur’ân’ı anlayacaksın (anlarsın) .

    *Eğer muzâri fiilden sonra gelirse nasbetmez:

    أَناَ أَذْهَبُ إِذَنْ.

    Öyleyse ben giderim.

    Muzâri fiilsiz veya fiilsiz cümlelerde de kullanılır:

    إِذاً هَذاَ هُوَ لَصَحِيحٌ.

    O halde o doğrudur.

    6) حَتَّى….ıncaya kadar, …inceye kadar, ..e, ..a kadar, ta ki, nihayet, …diye, ..mek için, …mak için

    أَكَلَ الْأَطْفاَلُ حَتَّى شَبِعُوا.

    Çocuklar doyuncaya kadar yedi.

    رَكِبْتُ السَّياَّرَةَ حَتَّى أَحْضُرَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مُبَكِّراً.

    Arabaya bindim ta ki okula erken varayım (geleyim) .

    قَرَأْتُ الدَّرْسَ كَثِيراً حَتَّى أَنْجَحَ فِي الْإِمْتِحاَنِ.

    İmtihanda başarmak için (başarayım diye) dersi çok okudum.

    رَجَعْتُ إِلَى مَنْزِلِي مُبَكِّراً حَتَّى أَسْتَقْبِلَ ضُيُوفِي.

    Misafirlerimi (karşılamak için) karşılayayım diye erkenden evime döndüm.

    7) اَلْفاَءُ السَّبَبِيَّةُ : Fâ-i Sebebiyye: Atıf harfidir. Bu harfle, cümlenin ilk kısmı sonraki kısmın oluşmasına sebep olur. Birincisi gerçekleşirse ikinci kısım da gerçekleşir. Fâ-i sebebiyye’nin muzâri fiili gizli (أَنْ)le nasbetmesi için kendinden önce ya nefî (olumsuz) veya taleb (emir, nehiy, soru, temenni) gelmelidir:

     

    لاَ أَعْرِفُ بَيْتَهُ فَأَزُورَهُ.

    Evini bilmiyorum ki ziyaret edeyim.

    أُدْرُسُوا دُرُوسَكُمْ فَتَنْجَحُوا فِي الْإِمْتِحاَنِ.

    Derslerinize çalışın ki imtihanda başarılı olasınız.
     

    لَمْ يُسْأَلْ فَيُجِيبَ.

    Sorulmadı ki cevap versin.
           

    Genel Cümle Örnekleri

    1- مَسَحْتُ السَّبُّورَةَ كَيْ يَكْتُبَ عَلَيْهاَ الْمُدَرِّسُ – إِعْمَلْ كَىْ تَخْدُمَ الْوَطَنَ .

    2- سَأَجْتَهِدُ دُرُوسِي . إِذَنْ تَنْجَحَ فِي الْإِمْتِحاَنِ- إِذَنْ يَضْعُفَ بَصَرُكَ.

    3- اَلْوَقْتُ كَالسَّيْفِ إِنْ لَمْ تَقْطَعْهُ قَطَعَكَ – أُريِدُ أَنْ أَقْرَاَ بَعْضَ الْكُتُبِ.

    4- يُريِدُ بَشيِرُ أَنْ يَكوُنَ طَبيِباً لِيُساَعِدَ الْمَرْضىَ فيِ بَلَدِهِ.

    5- تُحِبُّ فاَطِمَةُ أَنْ تَكوُنَ مُهَنْدِسَةً – تُفَضِّلُ عاَئِشَةُ أَنْ تَكوُنَ مُدَرِّسَةً – تُفَضِّلُ زَيْنَبُ أَنْ تَكوُنَ مُمَرِّضَةً – يُفَضِّلُ أَحْمَدُ أَنْ يَكوُنَ مُهَنْدِساً – يَتَمَنيَّ خاَلِدٌ أَنْ يَكوُنَ مُهَنْدِساً أَيْضاً.

    6- ذَهَبَتِ الْأُمُّ إِلَى السوُّقِ بالسَّياَّرَةِ لِتَشْتَرِيَ الْمَلاَبِسَ – هَلْ تَسْمَحُ ياَ واَلِدِي أَنْ آخُذَ الْمَصْرُوفَ؟

    7- إِنَّهُ لاَ يَخْرُجُ إِلَيْناَ حَتَّى يَرْتَفِعَ النَّهاَرُ – تُرِيدُ فاَطِمَةُ أَنْ تَسْتَذْكِرَ دُرُوسَهاَ.

    8- حَتَّى مَتَى إِنْتَظَرَتِ الْأُمُّ ابْنَهاَ ؟  إِنْتَظَرَتِ الْأُمُّ ابْنَهاَ حَتَّى وَصَلَ.

    9- ذَهَبَ أَحْمَدُ إِلَى الْمَسْجِدِ لِيُصَلِّيَ فيِ جَماَعَةٍ وَ يَدْرُسَ الْقُرْآنَ وَالْحَديِثَ وَلِيُقاَبِلَ أَصْدِقاَئَهُ.

    10- طَلَبَ الْأَوْلاَدُ مِنْ واَلِدِهِمْ أَنْ يأْخُذَهُمْ إِلَى الْعاَصِمَةِ.

    11- كَيْفَ قَرَأَتِ التِّلْمِيذاَتُ القِصَّةَ ؟ قَرَأَتِ التِّلْمِيذاَتُ القِصَّةَ طَوِيلاً.

    Tercüme:

    1- Öğretmenin üzerine yazması için tahtayı sildim. Vatana hizmet etmek için çalış.

    2- Derslerimi çalışacağım. O halde imtihanda başarırsın. Öyleyse gözün zayıflar.

    3- Vakit kılıç gibidir. Sen onu kesmezsen o seni keser. Birkaç kitap okumak istiyorum.

    4- Beşir memleketindeki hastalara yardım etmek için doktor olmak istiyor.

    5- Fatıma mühendis olmayı istiyor (seviyor). Aişe öğretmen olmayı tercih ediyor. Zeynep hemşire olmayı tercih ediyor. Ahmed mühendis olmayı tercih ediyor. Halit de mühendis olmayı temenni ediyor.

    6- Anne elbiseleri satın almak için arabayla çarşıya gitti. Ey babacığım harçlık almama müsaade ediyor musun?

    7- Gerçekten o gün yükselinceye kadar bize çıkmaz. Fatıma derslerini müzakere etmek istiyor.

    8- Ne zamana kadar anne oğlunu bekledi? Anne oğlunu gelinceye kadar bekledi.

    9- Ahmet cemaat (halinde) namaz kılmak, Kur’ân ve hadis okumak ve arkadaşlarıyla buluşmak için mescide gitti.

    10- Çocuklar babalarından kendilerini başkente götürmesini istedi.

    11- Kız öğrenciler hikayeyi nasıl okudular? Kız öğrenciler hikayeyi uzun (süre) okudular.

    ¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

    FİİL-İ MUZARİYİ NASBEDEN EDATLARLA İLGİLİ AYETLER

    1- …وَإِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتَّى يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنَّا دَاخِلُونَ .

    (5/MÂİDE, 22). (Onlar şu cevabı dediler: ) …onlar oradan çıkmadıkça (ordan çıkana kadar) biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.

    giren

    دَاخِلٌ

    2- إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً ماَ بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا …

    (2/BAKARA 26). Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için) sivrisinek ve onun da ötesinde herhangi bir şeyi misal getirmekten çekinmez. ..

    sivri sinek

    بَعُوضَةٌ

    misal vermek

    ضَرَبَ  يَضْرِبُ مَثَلاً

    çekinmek, utanmak

    إِسْتَحْيَى  يَسْتَحْيِي  إِسْتِحْياَءً

    3- أَ يَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى .

    (75/KIYAME 36). İnsan, (kendisinin) başıboş bırakılacağını mı sanır!

    mühmel, başıboş, cezasız

    سُدًى

    4- قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَن تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ 

    (12/YÛSUF 13). (Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni mutlaka üzer. (Siz ondan habersizken) onu bir kurdun yemesinden korkarım.

    korktu

    خاَفَ يَخَافُ

    götürdü

    ذَهَبَ  يَذْهَبُ  بِ

    5- قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ 

    (6/EN’ÂM 65). De ki: “O (Allah) size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe … gücü yeter.”

    gönderdi

    بَعَثَ يَبْعَثُ

    ayak, bacak

    رِجْلٌ ج اَلْأَرْجُلُ

    güç sahibi, güç yetirici, kadir

    الْقَادِرُ

    6- أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لاَ تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ .

    (36/YÂSÎN, 60). “Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır” diye emretmedim mi?

    açık, apaçık

    مُبِينٌ

    düşman

    عَدُوٌّ

    tapmak, ibadet etmek

    عَبَدَ يَعْبُدُ

    emretmek, ahdetmek

    عَهِدَ  يَعْهَدُ

    tapmayın diye. İleride ayrıntılı olarak işleneceği üzere (أَنْ) in burada görüldüğü gibi masdar olarak bir işlevi daha vardır. Emir ya da burada olduğu gibi olumsuz emrin (nehyi hazır) başına geldiği takdirde “ …diye“ manası verir. Bu durumda (أَنْ)e harfu tefsir denir.

    أَنْ لاَ تَعْبُدُوا

                     

    7- يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ

    (5/MÂİDE, 37). Ateşten çıkmak isterler, (fakat onlar oradan çıkacak değillerdir.)

    istedi

    أَراَدَ  يُرِيدُ  إِراَدَةً

    8- أَ يَحْسَبُ أَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ .

    (90/BELED, 5). (İnsan), hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

    bir kimse

    أَحَدٌ

    güç yetirmek, gücü yetmek, ölçüp biçmek, ayarlamak

    قَدِرَ  يَقْدِرَ  قَدْراً

    9- كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا {20/33} وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا .

    (20/TA HA, 33-34). (Böylece) seni bol bol tesbih etmemiz ve çok zikretmemiz için (tesbih edelim, zikredelim diye)…

    tesbih (takdis ve tenzih) etmek. Burada (نَذْكُرَ) fiili de atıf vâvıyla (كَيْ) edatı sebebiyle mansûb olmuştur.

    سَبَّحَ يُسَبِّحَ تَسْبِيحاً

    10- إِنِّي إِذًا لَفِي ضَلاَلٍ مُبِينٍ .

    (36/YÂSÎN, 24). “(İşte) gerçekten o zaman ben apaçık bir sapıklığın içinde olurum.”

    sapıklık[10]

    ضَلاَلٌ

    11- وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ .

    (15/HİCR, 99). Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!.

    ölüm

    الْيَقِينُ

    geldi

    أَتَى يَأْتِي إِتْياَناً

    12- … فَاصْبِرُوا حَتَّى يَحْكُمَ اللّهُ بَيْنَنَا 

    (7/A’RÂF, 87). ..Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin.

    13- …وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ …

    (2/BAKARA, 102). ..( Halbuki o iki melek): “Biz ancak imtihan (için gönderildik, sakın yanlış inanıp da) kâfir olma” demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezler(di).

    deneme, imtihan. Buradaki (مِنْ) harfi ceri zâiddir.

    فِتْنَةٌ

    14- وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الْأَرْضِ يَنْبُوعًا .

    (17/İSRÂ, 90). Onlar: “Sen, dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız.” dediler.

    pınar, çay, menba, kaynak

    اَلْيَنْبُوعُ ج اَلْيَناَبِيعُ

    fışkırtmak

    فَجَرَ يَفْجُرُ فَجْراً

    15- … فَلَنْ أَبْرَحَ الأَرْضَ حَتَّى يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللّهُ لِي 

    (12/YÛSUF, 80)… Babam bana izin verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım…

    ayrılmak

    بَرِحَ  يبْرَحُ

    16- … وَاصْبِرْ حَتَّى يَحْكُمَ اللّهُ 

    (10/YUNUS, 109)…Allah hükmedinceye kadar sabret.

    17- مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى .

    (20/TAHA, 2). Biz, Kur’ân’ı sana, güçlük çekmen için indirmedik .

    bedbaht (kötü halli) olmak, mesut olmamak, tasalanmak

    شَقِيَ يَِشْقَى شَقاَوَةً

    18- … جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَاءً وَالْقَمَرَ نُورًا

    (10/YUNUS, 5). (O ki) Güneşi bir ışık, ayı da bir nur kıldı.

    nur, aydınlatan, nura ileten

    نُورٌ

    ışık

    ضِيَاءٌ

    19-  ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلاَئِفَ فِي الْأَرْضِ مِنْ بَعْدِهِم لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ .

    (10/YUNUS, 14). Sonra da, nasıl davranacağınızı görmemiz için onların ardından sizi yeryüzünde halifeler kıldık (Onların yerine sizi getirdik).

    halife, yerine geçen, halef olan

    اَلْخَلِيفَةُ ج خَلاَئِفُ

    20- … جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا …

    (10/YUNUS, 67). (O Allah ki;) size içinde sükunete ulaşmanız için geceyi, (çalışıp kazanmanız için de) gündüzü aydınlık olarak yarattı.

    sükunete ulaşmak, sakin olmak, huzur bulmak, istirahata çekilmek

    سَكَنَ  يَسْكُنُ سُكُوناً

    aydınlatıcı, aydınlık

    مُبْصِرٌ

    gündüz

    اَلنَّهَارُ

           

    21- … خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا …

    (7/A’RÂF, 189). ..( O ki,) Sizi bir tek candan (Âdem’den) yarattı, ondan da yanında huzur bulması için eşini (Havva’yı) yarattı.

    22- قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا 

    (19/MERYEM, 21). (Melek: ) Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: “Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir ayet (delil) ve kendimizden bir rahmet kılacağız..

    kolay, basit

    هَيِّنٌ

    23- … فاَغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ ….. مَا يُرِيدُ اللّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ {5/6}

    (5/MÂİDE, 6). (Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman) yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın….   Allah size herhangi bir güçlük kılmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki siz şükredersiniz.

     

    el

    يَدٌ ج أَيْدِي

    yıkamak

    غَسَلَ يَغْسِلُ غُسْلاً

     

    yüz

    اَلْوَجْهُ ج وُجُوهٌ

    silmek

    مَسَحَ  يَمْسَحُ  مَسْحاً 

     

    dirsek

    اَلْمِرْفَقُ ج الْمَرَافِقُ

    temizlemek

    طَهَّرَ  يُطَهِّرُ تَطْهِيراً   

     

    baş

    رأْسٌ ج رُؤُوسٌ

    şükretmek

    شَكَرَ يَشْكُرُ شُكْراً

    topuk (ayette tesniye)

    الْكَعْبُ

    güçlük

    حَرَجٌ

    belki, umulur ki (edat)

    لَعَلَّ

    tamamladı

    أَتَمَّ يُتِمُّ

             

    24- … فَلاَ                   تَدْخُلُوهَا            حَتَّى              يُؤْذَنَ                  لَكُمْ …

    Câr mecrûr   F. muzâri meçhûl mansûb

             Nâibu fâil mahallen merfû

    Nasb harfi F. muz. meczûm

    (و) fâil, (هَا) mef’ûl

     Nehyi Hazır

    (لاَ) cezm ve nefy harfi

    (24/NÛR, 28). … size izin verilinceye kadar oraya girmeyin…