İlahiyat Haber

Mecelle Arapça Türkçe İlk 100 Maddesi Ve Açıklaması

1.705 kez okundu

اَلاَصْلُ فِى الصِّفَاتِ الْعَارِضَةِ الْعَدَمُ

Arizi sıfatlarda asıl olan, yok olduğudur.

Arizi sıfat, aslından mevcut olmayıp sonradan gelen ve hasıl olan sıfatlardır; ticaret, ayıplı olmak, hastalık, noksan-laşmak gibi. Bunların varlığı sonradan hasıl olduğundan, aslen mevcut olmadıklarına itibar edilir. Meselâ: Ortaklar arasında kârın olup olmadığında ihtilaf çıksa, söz işi yürüten ortağın dediğidir. Kârın olduğunu isbat etmek için, parayı veren orta-ğın delil getirmesi gerekir.

Asli sıfatlar, mevsufun var olmasıyla var olan sıfatlar-dır. Sıhhat, selamet, bekaret gibi. Bunlarda aslolan var olmala rıdır.

Mesela müşteri bir at satın alsa, sonradan atta eskiden olan bir aybın olduğunu iddia etse, satıcı da ayıpsız olduğunu iddia etse, söz yeminle birlikte satıcının dediğidir, zira sıhhatli olmak asli sıfatlardandır.

Arizi sıfatlarda asıl olan o sıfatın mevcut olmamasıdır. Amma asli sıfatlarda ise, o sıfatın mevcut olduğu asıldır.

 

9. Maddenin istisnaları

1-Bir şey hibe eden kişi hibesinden dönmek istese, hibe edilen kişi de hibe edilen şeyin telef olduğunu iddia etse, söz hibe edilen kişinin dediğidir, zira hibenin telefi arizi bir sıfattır, bu da aslın hılafıdır. Aslında hibe edilen kişinin şu kaideye göre bu iddiasını isbat etmesi gerekli olacaktı, lakin hibe edilen kişi burda, hibe edene malı geri vermenin vacib olma-sını inkar etmektedir. Bu durum, emanet alan kişinin haline benzemiştir.

2- Koca, hanımının malında tasarruf etse ve onu başka-sına borç olarak verse, hanımı ölse, kadının varisleri kocanın hanımından izinsiz olarak malında tasarruf ettiklerini iddia etseler ve ödemesini talep etseler; koca olan kişi de hanımın izni ile tasarruf ettiğini iddia etse, söz kocanın dediğidir, aslında tasarrufa izin arızi sıfatlardandır, sözün (hükmün) varislerin dediği şekil de olması lazım idi.

10. Madde

مَا ثَبَتَ بِزَمَانٍ يُحْكَمُ بِبَقَائِهِ مَا لَمْ يُوجَدِ الْمُزِيلُ

Bir vakitte sabit olan şeyin, izale edeni mevcut ol-madıkça bekası ile hükmolunur.

Bir zaman evvel birisi bir şeye malik olduğu sabit olsa, sonradan mülkiyetini gideren bir şey olmadıkça (satmak veya hibe etmek gibi), o şeyin mülkü o kimseden yok olmaz.

Bu kaide, “Bir şeyin bulunduğu hal üzere kalması asıldır” kaidesine mutabıktır ve onu tamamlar. Bu kaide istis-hab ile alakalı idi, burada da istishab hükümleri cari olur.

Yani bir şeyin geçmiş zamanda sabit olduğu belli ise, şimdiki halde de sübutuna hükmedilir, ancak hılafına bir durum mevcut olmamalıdır. Aynı şekilde halde/filhal bir şeyin devamı sabit olunca, o şeyin evvelde de böyle olduğuna hük-medilir. Ancak o şeyi izale eden bir durum söz konusu olma-malıdır.

Misal: Bir şeyin mülkiyeti bir şahıs için sabit olsa, ondan bir sebeble (satmak, hibe etmek gibi)  yok olmadıkça, o şeyin mülkiyetinin o kişide devamına hükmedilir. Eğer izale eden şey mevcut olursa, mülkiyetin devam ettiğine hükmedilmez.

 

10. Maddenin istisnası

Bir şahıs kendine nisbet edilen bütün malların kendinin olmasını nefyetse ve onların başka bir şahsın malı olduğunu ikrar etse, hakkında ikrar edilen şu şahıs ta, şu an ikrar edenin elinde olan bütün malların ikrar anında kendi elinde olduğunu iddia etse, onun ikrarı hasebince o malın kendinin olduğunu iddia etse, ikrar eden kişi de, ikrarın hasıl olma-sından sonra o malın kendinin olduğunu iddia etse, söz ikrar edenin dediğidir. İstishab kaidesine göre mazide malın elinde olmasıyla hükme-dilmez. Zira aslolan zimmetin beri olmasıdır.

11. Madde

َاْلاَصْلُ اِضَافَةُ الْحَادِثِ اِلَى اَقْرَبِ اَوْقَاتِهِ

Hâdis olan işte asıl, onu en yakın vaktine izafe etmektir.

Hâdis: Mevcut olmayıp sonradan mevcut olandır. Bunun meydana gelmesinde ve sebebinde ihtilaf edilince, eski zamana nisbeti sabit olmazsa, en yakın vaktine izafe edilir.

Misali: Kadın kocasının kendinden mal kaçırmak için ölüm hastalığında kendini boşadığını iddia etse, varisleri de sıhhatinde boşadığını iddia etse, söz kadının dediğidir, zira talak işi sonradan meydana gelen bir iştir, varlığı en yakın zamana izafe edilir ki bu da kocanın hastalığıdır. Varisler dava ları için delil getirmedikçe kadın mirastan hissesini alır.

Diğer bir misal: Baba, oğlunun malını satsa, oğlan baba-sının malını kendisinin buluğundan sonra sattığını iddia etse ve satışın geçersiz olduğunu söylese, babası satışın buluğdan sonra olmasını inkar etse, söz oğlun dediğidir, baba davasını isbata mecbur olur.

Diğer bir misal: Hıristiyan olan kadın, kocası olan müslü-manın ölümünden evvel kendisininde müslüman olduğunu iddia etse ve mirastan payını talep etse, varisler de kadının kocasının ölümünden sonra müslüman olduğunu iddia etseler, söz varislerin dediğidir, zira kadının islama girmesi, tarih bakı-mından kocanın ölümünden sonra olmaya daha yakındır.

 

11. Maddenin istisnaları

1- Bir kişi, görevden azledilen hakimin azledildikten sonra kendisinden haksız yere belli miktar parayı aldığını iddia etse, hakim olan kişi de hakim olduğu zamanda aldığını ve hak sahibine verdiğini beyan etse, alınan meblağ telef olmuş-sa söz davalı durumundaki hakimin dediğidir, zira bu işini ödeme sorumluluğu olmadığı zamana (hakim olduğu ana) izafe etmiştir ve zimmetinin beri olduğunu iddia etmektedir. Kaidemize göre olayın yakın zamana izafeti gerekirken zimme tin beri olması kaidesine göre evvelki duruma (hakim olduğu ana)  itibar edildi.

2- Kişi ikrarının çocukluk halinde olduğunu iddia etse, hakkında lehine ikrar edilen kişi de buluğundan sonra ikrar ettiği-ni iddia etse, söz ikrar edenin dediğidir (çocuk olduğu halde ikrar ettiğidir), zira zimmetin beri olması kaidesi bunu gerektirdi.

 

12. Madde

َاْلاَصْلُ  فِى الْكَلاَمِ  اَلْحَقِيقَةُ

Kelamda asıl olan hakikattır.

Mecaz mana aslın hılafı olur, burada asıl olan tercih edilen hakiki manasıdır.

Mana: kelamdan maksud olan şeydir.

Belagat ehline göre maksud manayı eda yolları üç kısım-dır. Hakikat, mecaz, kinaye. Usul ehline göre sadece hakikat ve mecazdır, onlara göre kinaye bazen hakikat olur bazen de mecaz olur. Mesela bir şahıs için Ebu İbrahim denmesi  kinay-edir. Fakat bu lafız hakikidir. Kör olan için iki gözlü demek mecaz yerinde kullanılan kinayedir.

Hakikat: Lafzın vaz edildiği manada kullanılmasıdır. Aslan kelimesinin bilinen vahşi hayvan da kullanılması gibi.

Mecaz: Lafzın vaz edildiğinin gayrısında, bir alaka ve münasebetten dolayı kullanılmasıdır. Bu alaka, o lafzın haki-kat manasında kullanımını men etmektedir. Bu durumda o lafız mecaz olarak kullanılmıştır.

Mesela: -bir aslan gördüm ki hamamda yıkanıyor- sözünde, şecaatli bir kişiyi hamamda yıkanırken gördüğü anla şılır. Zira -hamamda yıkanma- lafzı, görülenin insan olduğu-nu, vahşi hayvan olan aslan olmadığını bildiren bir karinedir. Şecaat ve cesaret, aslan ile o kişi arasında münasib olan ala-kadır.

Lafzı hakiki manasında kullanmak mümkün oldukça, mecaza gidilmez. Zira hakiki mana asıldır, mecaz bedeldir.

Misal: Bir şahıs “Malımı evlatlarıma vakfettim” derse, o kişinin evlatları ve evlatlarının evlatları var ise, şu vakfetme sözü kendi öz evlatlarına sarfedilir. Torunları olanlar, vakfın gelirinden istifade edemezler. Öz evlatları ölse, vakfın geliri torunlarına sarfedilmez, belki fakirlere sarfedilir.

Bir lafızdan aynı anda hakikat ve mecaz manası kasde-dilmez.

Mesela: Birisi başkasına -aslan öldürme- dese, bu söz-den vahşi hayvan olan aslan ve cesaretli insan manası kasdedilmez.

Bir lafızdan, hakikat ve mecaz manaya şamil bir mana anlaşılırsa buna umumu-l mecaz denir.

Umumu-l mecaz: Lafzı, hakiki ve mecazi manalara şamil olan külli bir manada kullanmaktır.

Bunun misali: Bir kişi “Malımı nesil nesil evlatlarıma vak-fettim” dese, bu sözü, hakikaten kendi evlatlarına ve mecazen evlatlarının evlatları olan torunlarına da şamil olur.

Başka bir misal: Bir kişi başkası için ağaçlarındaki meyve leri vasıyyet etse, bu vasıyyeti o senedeki meyvalara sarfe-dilir, ilerki senenin meyvaları bu vasıyyete dahil olmaz, zira hakiki manası hasıldır. Ancak vasıyyet eden sözüne ebedi veya devamlı olarak bir kayıt ilave etmişse, o zaman vasıyyeti umumul mecaz kabilinden, o seneki ve diğer senelerdeki meyveleri de içine alır.

Başka bir misal: Bir şahıs, “Şu ev Zeyd’indir” dese, bu sözü o hanenin Zeyd’in mülkü olduğunu ikrar olur. Artık, ben bundan orada oturması yerleşmesi manasını kasdettim deme-sine bakılmaz. Zira hakiki mana varken mecaza gidilmez.

 

13. Madde

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.