Mecelle Arapça Türkçe İlk 100 Maddesi Ve Açıklaması
اِذَا زَالَ الْمَانِعُ عَادَ الْمَمْنُوعُ
Mani kalkınca, yasaklık geri gelir.
Bir şey caiz ve meşru’ iken üzerine arız olan bir sebeble yasak olsa, sonradan bu yasaklayıcı engel ortadan kalksa, o işin cevazı ve meşru’luğu geri gelir.
Misal: Birisi bir şey satın alsa ve onda yeni bir ayıp ortaya çıksa, müşteri o şeyde bulunan eski bir ayba muttali olsa, bu durumda müşterinin malı geri verme hakkı olmaz, belki satıcıdan ücreti noksanlaştıran miktarı taleb etme hakkı vardır. Eğer yeni olan ayıb yok olsa, müşteri satıcıdan aldığı noksanlık farkını iade ile, malı -eski ayıb sebebiyle- geri ver-me hakkına sahib olur. Zira geri vermeye mani olan yeni ayıp yok oldu.
Kör ve çocuk, bir hükümde şahitlik yapsalar ve şahit-likleri bu sebebler yüzünden red edilse, çocuk buluğa erdikten sonra ve kör görür olduktan sonra şahitlik etseler şehadetleri kabul edilir, zira mani yok olmuştur.
Birisi, görme muhayyerliği ile bir at satın alsa, at yanında doğursa, müşteri atta bulduğu bir ayıp sebebiyle atı geri veremez, zira doğurmakla mebide fazlalık hasıl oldu; amma yavrusu ölse, mani yok olduğundan müşteri ayıp sebebiyle atı geri verebilir.
Müşteri kiraladığı araziye ağaç dikse veya bina yapsa, satıcının satış muamelesini fesh etme hakkı yoktur. Ancak ağaçlar ve bina bir âfetle sökülse veya müşteri kendisi sökse, bu durumda satıcı -satışta bir fesad olduğunu iddia ederek- fesh etme hakkına sahib olur.
Zorlama ile yapılan satışlar geçerli değildir, zira burada zorlanan kimsenin malı korunmaktadır. Ancak zorlama kalktık tan sonra zorlanan kişi kendi isteği ile satışa izin verirse geçer li olur.
Tenakuz durumunda dava dinlenmez. Ancak hasım dava cıyı tasdik ederse veya hakimin tekzibi ile tenakuz kalksa, ikin ci dava dinlenir.
25. Madde
اَلضَّرَرُ لاَ يُزَالُ بِمِثْلِهِ
Zarar misli ile izale edilmez.
Misli veya daha fazlasıyla izale edilemez, bu durumda zarar başkasına zarar vermemek şartıyla giderilmeye çalışılır, bu da mümkün olmaz-sa daha az bir zararla def edilir.
Misal: Bir çarşıda dükkan açan birisi müşterileri celb etmekle (işlerinin iyi olmasıyla) diğer esnafın müşterisi azalsa, diğer esnaf bu yeni tüccarın işini engelleyemezler, zira ona verilecek zarar, kendilerinin zararı gibidir.
Malların ortak olması bir zarardır, bu yüzden hakim zorla taksim edilmesine hükmeder. Ancak ortak olan mallar han, değirmen gibi, taksimi diğer ortaklara zarar veren bir şey ise, hakim taksime zorlayamaz. Zira burdaki zarar diğeri gibidir.
Helak olmak üzere olan kişi, başkasından helakini def edecek miktar şeyi zorla alabilir. Ancak diğeri de kendisi gibi helak olmak üzere ise, onun elinden ihtiyacı olan şeyi alamaz.
26-50 Maddeler
26. Madde
يُتَحَمَّلُ اَلضَّرَرُ الْخَاصُّ لِدَفْعِ ضَرَرٍ عَامٍّ
Umuma zarar veren şeyi def için, hususi zarar ter-cih edilir.
Bilgisiz doktor, fasık müfti[2], iflas etmiş tüccar ve sanaat-kar gibilerinde umuma zarar vardır. Bunlar kendi hallerine meslekleri üzere bırakılsalar, pek çok kimseye zarar verecek-lerinden mesleklerinden men edilirler.
Yangın önünde olan evlerin, yangını durdurmak için yıkıl-maları caizdir. Aynı şekilde yola doğru meyletmiş duvar veya bina, yoldan geçen lere zarar vermemesi için yıktırılır.
Tüccarın fahiş fiyat koymaları durumunda yetkililerin yiyecek maddelerinin ücretini sınırlandırması (narh koyması) caizdir, aksi halde umuma zarar olur.
Dumanı veya kokusu ile diğer esnafa zarar veren işlet-melerin açılmasına mani olunur.
27. Madde
اَلضَّرَرُ اْلاَشَدُّ يُزَالُ بِالضَّرَرِ اْلاَخَفِّ
Şiddetli zarar, daha hafifi ile izale edilir.
Zararın, daha hafifi ile defi caizdir. Kendi gibisi veya daha fazlasıyla defi caiz olmaz.
Misal: Satınaldığı arsaya müşteri bina yapsa, daha sonra şuf’a hakkıyla müşteri arsayı geri vermeye mecbur olsa bakılır; binayı sökmesi müşteriye zarar vermekte; arsayı bina ile birlikte almak, şuf’a hakkı olan için fazla ücret ödemeyi gerektirmektedir. Bu iki zarardan hafifi, binayı sökmeden, arsayı şuf’a hakkı olan kişinin ücretle almasıdır, zira verdiği ücret fazla olsa da, karşılığında bina vardır. Bina sökülürse, müşterinin zararı daha fazla olacaktır.
Mesela: Beşyüz liralık at başını, ikiyüz liralık bir küpün içine soksa, küp kırılmaksızın başını çıkartmak mümkün olma-sa, küpün ücreti sahibine verilerek kırılır ve atın başı zararsız olarak kurtarılır.
Tavuk birinin küpesini yutsa, küpe sahibi tavuğun kıyme tini verir ve onu keserek küpeyi çıkartır. Zira küpenin kıymeti tavuktan daha fazladır. Eğer tavuğun kıymeti fazla olsa, bu durumda tavuğun sahibi küpenin kıymetini verir, tavuğu kestirmez.
28. Madde
اِذَا تَعَارَضَ مَفْسَدَتَانِ رُوعِىَ اَعْظَمُهُمَا ضَّرَرًا بِارْتِكَابِ اَخَفِّهِمَا
İki fesat tearuz edince (çakışınca), hafif olanı işlenmekle zarar bakımından büyüğüne riayet edilir.
Zaruretler, yasak olan şeyleri mubah etmektedir. Bir takım zararlı şeyler bulunsa, gerekli olan zararlı bir şey olsa, burada hafif ve düşük zararlı olan ihtiyar edilir. Fakat zarar-ların hepsi eşit ise, tayin olmaksızın biri işlenilir.
Misal: Bir kimse gemiye binse, gemide yangın çıksa, kişi orada kalıp yanmak veya denize atlayıp boğulmak arasında muhayyerdir, yani her iki halde intihar etmiş ve günah kazan-mış değildir.
Eğer gemide su alma tehlikesi olsa, eşyanın bazısı deni-ze atılmakla gemi kurtulacaksa, bazı eşyalar denize atılır.
29. Madde
يُخْتَارُ اَهْوَنُ الشَّرَّيْنِ
İki şerrin en hafifi tercih edilir.
İki şerden birini işlemeye mecbur kalan kişi ehven olanını tercih eder, zira onunla zaruret def olunur.
Bu kaide evvelki (28.) kaide ile aynı hususları ihtiva eder.
30. Madde
دَرْءُ الْمَفَاسِدِ اَوْلَى مِنْ جَلْبِ الْمَنَافِعِ
Fesadı def etmek, menfaati celb etmekten daha evladır.
Fesad ile maslahat çakışsa, fesadı def etmek tercih edilir. Bir işe başlamakla bir takım menfaatler hasıl eden kişi, başka bir taraftan diğer kimselere gelecek zararlara sebeb olursa, yapacağı işine mani olunur. Zira şeriatın yasaklara gösterdiği itina, emirlere gösterdiğinden daha fazladır.
Misal: Kişinin kendi mülkünde olan bir tasarrufu, komşu-lara zarar verirse bundan men edilir. Ancak menfaat daha fazla ise tercih edilir, az bir zarara bakılmaz.
Misali: Yalan konuşmak fesad/kötü bir iştir, ancak bunun la iki kişinin arasını ıslah murad edilirse, ihtiyaç miktarınca olması caiz olur. Aynı şekilde zorba biri, birinin yanında olan emanet bir eşyayı gasb etmek istese, emanet yanında olan kişi yanında emanet olmadığını söylemekle (yalan söylemek-le), emaneti muhafaza edebilir.
31. Madde
اَلضَّرَرُ يُدْفَعُ بِقَدَرِ اْلاِمْكَانِ
Zarar imkan miktarıyla def edilir.
Yanına hırsız girse, onu sopa ile def etmek mümkün ise, silahla def etmesi caiz olmaz.
Birisi başkasının malını gasb etse ve onu helak etse, helak olan o malın aynının geri verilmesi imkansız olunca, mis liyyattan ise gasb eden onun gibisini öder, kıyemiyyattan ise değerini öder.
Müşterinin yanında mebide yeni bir ayıp meydana çıksa, daha evvel olmuş bir ayıba da müşteri muttali olsa, yeni ayıp sebebiyle müşteri satıcıya veremez, zararı mümkün mertebe giderilir, yani müşteri ayıbın noksanlaştırdığı miktarı satıcıdan taleb eder.
Binayı kiralayan kiracı binaya zarar verise, hakimin emri ile icare akti fesh edilir.
32. Madde
اَلْحَاجَةُ تُنَزَّلُ مَنْزِلَةَ الضَّرُورَةِ عَامَّةً اَوْ خَاصَّةً
Hacet, umumi olsun veya hususi olsun, zaruret derecesine indirilir.
Bey’ bil vefa bu kabildendir. Buhara ehlinin borçları çoğa lınca, bu satış nevisine ihtiyaç duyuldu. Bundan anlaşıldı ki bey’ bil vefa yasak idi, zarurete binaen cevaz verildi. Zira borç verenin verdiğinden fazlasını alması faizdir ve şer’an yasaktır. Bey’i vefa da, bu kabilden olduğundan asla caiz değildir, lakin şu kaide gereğince fakihler Buhara ehli için buna fetva vermiş lerdir.
Bey’ bil vefa: Bir malı, ücretini geri verdiğinde malı geri almak üzere başkasına satmaktır. Satan, ücreti geri verince, müşteri de malı satana geri verir. Burda müşteri mebi’ ile menfaatlenir. Ama her iki tarafta feshe kadir olduğundan fasit bir alış-veriştir. Müşteri aldığı malı başkasına satamadığı için de bu, rehin hükmündedir.
Selem satışı, ıstısna’ satışı (sanatkarların sıpariş yapma-sı) da bu (32.) kaideye göre caizdir. Selem satışı, yok olan bir şeyin satışıdır ki bu kıyasen batıldır; ancak selem ve ıstısna’ satışlarına umumi ihtiyaç ve zaruretten dolayı cevaz verilmiş-tir. Zira çiftçilerin ekserisi, senenin ekser günlerinde, daha mahsulleri hasat edilmeden evvel nakit paraya ihtiyaç duyar-lar. Bu ihtiyaçlarını def etmek için selem satışına cevaz veril-miştir.
Aynı şekilde hamamlarda ücret karşılığında yıkanmaya da cevaz verilmiştir, zira orda kullanılan menfaat meçhuldür ve belli değildir, bu da kıyasen caiz olmamasını gerektirir; zira yıkanan kişinin hamamda kalacağı müddeti ve kullanacağı suyun miktarını tayin mümkün değildir. Ancak umumi zaruret-ten dolayı buna da cevaz verilmiştir.
Aynı şekilde mebi’de tayin muhayyerliğine cevaz veril-miştir, zira satınalınan şey, üç şey arasında meçhuldür. Ancak bu muhayyerliğin cevazı, bazı kimselerin alacağı şeyde, bilen-lerle meşvereye ihtiyaç duyma sına dayanmakla, bu (tayin) muhayyerlikle olan satışa cevaz verilmiştir.