Arapca Haberİlahiyat Haber

Arapça Eğitimine Dair – Abdussamet Bakkaloğlu Röportajı

7.304 kez okundu

Metinler ne kadar Arapça okutuluyor peki?

Kısmen. Onları da genelde hocalar sınıfta tercüme ettiği için, verim düşmüş oluyor otomatik olarak. Öğrencilere “%100 bunlardan sorumlusunuz” demek, dersi Arapça anlatıp, sınavda soruları Arapça sorup cevapları Arapça istemek başka, hocanın kendisinin tercüme etmesi başka bir şey. Dolayısıyla lisansta Arapçaya olan yoğunlaşma az olduğu için, hazırlıktaki sıkı eğitim biraz boşta kalıyor. Öğrenci “Ben bu bilgileri iyi kavramazsam lisansta zorlanırım.” diye bir şey düşünmüyor. Asıl motivasyon bu oluyor aslında, yoksa yeterli ortalamayı tutturması pek mühim değil.

Benim önceden beri söylediğim bir şey vardı. Yalova İlahiyat’ın kuruluşunda da görev yaptım. Orada %100 Arapça eğitimi uygulayan ilk devlet üniversitesi biz olduk. Bazı arkadaşlar diyordu ki “Nasıl olacak? Kolay bir şey değil” vs. Ben de şunu söylüyordum: Bence %100 Arapça %30 Arapçadan daha kolaydır. Çünkü anadille bağlarını tamamen koparttığınız zaman öğrenci teslim olur. Gelen öğrenci bunun böyle olduğunu bilecek, hoca bunun böyle olduğunu bilecek. Dolayısıyla hiç kimsenin esnetme şansı yok, herkes buna uyacak ve iş bitecek. Bu şekilde daha rahat motive olunuyor ve işler daha hızlı ilerliyor. Biz de burada hazırlığı %100 Arapçaya çevirmeye çalıştık ki bu konuda bir rahatlık olsun. Bir de lisansı da zorlasın diye düşündük. Ama lisanstan tam istediğimiz yardımı alamıyoruz.

Sizin Arapça biriminin ileriki sınıflarda açtığı dersler, o seviyeyi devam ettirmeye, artırmaya yönelik dersleri var mı? Sadece alan tercihi yapanlar mı Arapçalarını ilerletebiliyor okulda?

Kısmen var, bir kısmı seçmeli. Zorunlu dersleri bizim belirleme şansımız yok. Olmadığı için de öğrenci, mevcut derslerle idare etmek durumunda kalıyor. O dersler de hazırlıktaki sıcaklığı çok devam ettiremiyorlar. O yüzden hocalarla şöyle şakalaşmalarımız oluyor; onlar bize “Nasıl bu öğrencileri bu seviyede lisansa gönderiyorsunuz” diyorlar, biz de onlara “Öğrencilerin Arapçasını nasıl oluyor da unutturuyorsunuz!” diye takılıyoruz. Ama vakıa şu ki, genel olarak öğrencinin hazırlığı bitirdiğindeki kıvamı okulu bitirdiğinde bulamıyorsunuz. Arapça bilgileri bayağı gerilemiş oluyor. İlerlemesi gerekirken o sıcaklığı kaybediyor genel olarak. Ama bilgilerini koruyup dışardan takviye dersler alan öğrenci, kendini çok daha ileri noktaya taşıyabiliyor.

Burada kullandığınız materyaller sizin kendi yazıp derledikleriniz mi? Yoksa toplu bir harman mı oluşturuyorsunuz?

Daha önce harmanlama usulünü kullanıyorduk ama geldiğimiz aşamada kendi kitaplarımızı kendimiz üretiyoruz şu anda. Bir kısmı daha yeni üretim olduğu için, şu anda deneme sürümündeyiz. Bunlar tabi olgunlaşıyor. Kendimiz için basıyoruz, öğrencimizin istifadesine sunuyoruz. Gramer kitabımız daha önce tamamlanmıştı. Okuma, dinleme ve yazılı anlatım kitaplarımız da tamamlandı. Derslerimizde bu kaynakları kullanıyoruz. Dinleme dersini ilk tatbik eden fakülteler arasındayız. Bu dersten de çok verim aldık. Hocalar ve öğrenciler memnun kaldı. Dinleme üzerine ciddi mesai harcadık.

Türkiye’de belki de en çok ihmal edilen alan dinleme. Nedendir bilmiyorum ama buna çok önem verilmiyor. Halbuki dinlemeyen insan konuşamaz. Sonrasında da öğrenciler neden konuşamıyor diyorlar. Sağır-dilsiz hikayesi yani. Sağır ve dilsizlerin pek çoğunun bir organ olarak ağızlarındaki dillerinde bir sorun yokmuş. Ama seslerin mahiyetini duyarak kavrayamadıkları için konuşamazlarmış. İnsan çok miktarda dinleyecek ki konuşabilsin.

Bizim sorunlarımızın başında belki de gramer esaslı eğitim geliyor. Tamam gramer lazım, çünkü ilahiyatlar dini Arapça ile uğraşacak, dolayısıyla çok güçlü metinlerle uğraşıyorlar. Bu metinler ister istemez ciddi bir gramer istiyor. Tamam, kabulümüz. Ama gramerin araç konumundan çıkıp amaç olması isabetli değil kanaatimce. Tercüme esaslı eğitim de bu nedenle yanlış. “Nasıl olsa tercüme edilecek, bunu anlamak için kendimi zorlamama gerek yok ki!” diye düşünüyor öğrenciler. Hoca dersi Türkçe anlatıyor, öğrenci anlamadığı şeyi Türkçe olarak soruyor. Karadan hiç ayrılmadan yüzme öğrenmeye çalışan insanlar gibi. Sahil-i selamette durarak, kendimizi riske atmadan öğrenmeye çalışıyoruz. Kaplumbağa da kendini kabuğunun içinde güvende hissediyor. Ama öyle olduğu sürece yürüyemiyor. Başını çıkarması gerekiyor yürümesi için. O da risk demek. Risk almadan ilerleyemiyorsunuz. Dünyanın kuralı böyle. Şimdiye kadar risksiz bir şekilde yerimizde saymayı denedik, şimdi artık yürüme ve ilerleme zamanı diye düşünüyoruz.

Okullar arasında belli bir rekabet ortamı var gördüğüm kadarıyla. Birkaç tane fakülte %100 Arapça eğitime başladı deniyor, ne kadar başarılı ne kadar başarısız bilmiyorum. Farklı farklı müfredatlar çok yoğun bir şekilde uygulanmaya başlanmış vaziyette. Bunların, genel eğitim ortamında bir hızlandırma etkisi olmuş mudur?

Daha iyisini sunma çabası ister istemez var. Biz de bu sahadaki en köklü kurumlardan birisi olarak herkesin takip ettiği bir kurumuz, ne yapıyor bunlar diye. Herkesin bir gözü Marmara’ya bakar. Çok sayıda mezunumuz bir çok kurumda Arapça öğretimiyle meşgul. Birçok fakülte, beğenirler beğenmezler ayrı bir şey, ama bizim ne yaptığımıza bakarlar. Ayrıca malum bizim fakültemiz bünyesinde de geçen yıl itibariyle % 100 Arapça programı başladı. Şu anda bu programa kayıtlı 41 öğrencimiz hazırlık sınıfında Arapça öğreniyorlar.

Bizim son yıllarda hassas davrandığımız hususlardan bir tanesi de hoca kalitesi. Bir şeyi bilmekle o şeyi öğretebilmek aynı şeyler değil. Hele de mesele dil öğretimi olunca. Dili başarılı bir şekilde öğretebilmek hiç de kolay bir iş değil. Bu nedenle biz, bu olaya özel okul mantığıyla yaklaşıyoruz. Hocaları seçerek almaya çalışıyoruz. Bunu yaparken “yabancılara Arapça öğretimi” programlarından mezun olup sınıf içi performansları göz dolduran tecrübeli hocalardan dinamik bir kadro oluşturmaya çalıştık. Burası Marmara İlahiyat. Buraya zeki ve başarılı öğrenciler geliyor. Dolayısıyla hocaların da onları tatmin edecek bir seviyede olması gerekiyor.

Tabi Arap âlemindeki karışıklıklar Türkiye’ye vasıflı hocaların gelmesine vesile oldu. Onlar için üzücü olduğu muhakkak ve biz de onlar adına üzülüyoruz fakat bir taraftan da bu kriz ülkemiz ve Arapça öğretimi için bir fırsata dönüştü.

Önceden burada yabancı hoca çok var mıydı?

Son dönemde yoğunlaştı. Bu vesile ile derslerimizi hep Arapça anlatabiliyoruz.

Öğrencilerin ya da kurumsal olarak sizin fakültenizin Türkiye’ye gelen mültecilerle bir ilişkisi olabiliyor mu? Yabancı öğrenci, insanlar, kurumlar… Pek çok yerde Suriyeliler yoğun olarak yaşıyorlar. Bu insanlarla öğrencilerin ilişkisi oluyor mu? Diyalogu oluyor mu? Bana bu manada “teşrik-i mesai” imkanı hâlâ çok fazla doğmadı gibi geliyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

İstenilen ölçüde olduğunu düşünmüyorum ben de. Öyle bir bağlantı tam kuramadık. Bizim ihtiyacımız var aslında. Her yıl 500 yeni öğrencimiz geliyor hazırlık sınıfına. Bunların hepsinin Arap arkadaşları olsa, bizim buradaki işimiz büyük oranda hafifler. Dinleme ve konuşma en büyük problem ve bu şekilde bu problemleri çözebiliriz diye düşünüyorum. Çünkü derste sen zorla konuşturmaya çalışıyorsun. Öğrenci klasik eğitimden geldiği için. Sonuçta liselerdeki eğitim tarzımız çok iç açıcı değil. Genel olarak eğitim sistemimizin ciddi sorunları var. Ama yabancı dil eğitimi açısından konuşuyorum. Dili bilip bilmediğinizi saklayamıyorsunuz. Biliyorsanız da görülüyor, bilmiyorsanız da. Bu nedenle başarı ve başarısızlık hemen anlaşılıyor.

Biz eğer öğrencilere bu anlamda arkadaşlar bulabilsek, irtibatlar kurabilsek, bunun hem bizim açımızdan hem onlar açısından çok iyi olacağını düşünüyorum. Bu manada bir-iki girişimimiz oldu. Bizim öğrencilerimize Arap arkadaş, Araplara Türk arkadaş bulma girişimimiz oldu. Güzel de oldu ama çok devam edemedi.

Şundan biraz da soruyorum bunu, özellikle son birkaç senede yurt dışına öğrenci gönderme eğilimi çok fazla oluyor. Çok masraflı bir yol bu. Ne kadar faydası var bunun, ondan da emin olamıyorum. Yurt dışına gitmek biraz mecburiyet mi, biraz havası mı var, fayda tam olarak sağlanabiliyor mu, başka türlü giderilemez mi? Bu gibi sorular üzerine de çok düşündüm. Bunu biraz da kurumsal olarak sormak istiyorum. Öğrenci için çok büyük bir masraf var. Ve orada gündelik Arapça çok zayıf, ciddi bir arkadaşlık kurma imkanı da az. Bildiğim kadarıyla siz de öğrenci yolluyorsunuz yaz aylarında. Alternatif geliştirme noktasında bir girişim var mı?

Bu anlamda ben şahsen Arap ülkesi tecrübesini biraz psikolojik olarak, biraz da kültürel olarak önemsiyorum. Psikolojik olarak oraya gitmiş olmanın verdiği özgüveni alsın. Kültürel olarak da farklı coğrafyaları, insanları görmek, tanımak güzel bir şey. Ama kısa zamanda elde edilecek faydalar açısından düşündüğümüzde, burada mesela bir Arapça kampı yapılsa daha iyi olabilir. Yazın 1-2-3 aylık kamplar yapılmaya başlandı. Türkçe yasak, tamamen Arapça. Dar kapsamlı bir bölgede. Bence bu çok daha faydalı bir şey. Bir Arap ülkesine gittiğiniz zaman, genelde halk fasih konuşamıyor. Bazı ülkelerde insanlar Arapça yerine İngilizce veya Fransızca anlaşmayı tercih ediyorlar. Zaten kapalı toplumlar, bir çok konu siyaseten mahzurlu. Bu nedenle konuşmanız, diyalog kurmanız da çok mümkün olmuyor.

Dil kampı fikri güzel. Bunun geliştirilmesi lazım. Hem yaz ayları gibi genelde boş geçirilen zamanları değerlendirme hem de bu şekilde Arap-Türk kaynaşmasına vesile olma imkanı söz konusu. Mesela Arap öğrencilerden seçim yapılarak, onlardan belirli bir sayıyı, bizden belirli bir sayıdaki öğrenciyle bir araya getirerek kamp yapmak çok güzel bir fikir. Bir tarafın Türkçesi ve diğer tarafın Arapçası gelişirken her iki tarafın da beraberlik kültürü gelişecektir. Beraber yaşama tecrübesini elde etmemiz iyi olur. Çünkü nereden baksanız 3 milyondan fazla Suriyeli var şu anda ülkemizde. Yüzyıllarca bu insanlarla aynı devlet çatısı altında yaşamış olduğumuzu da unutmamak gerekir. Bu durum hepimiz için bir fırsat aslında.

Bu sene iki tane Arapça kitap fuarı yapıldı. Biri geçen senenin sonuna doğru biraz daha vasat bir fuar, biri de geçen ay. Eskiden bildiğim kadarıyla Cağaloğlu’nda İrşad ve bir de İlahiyat’ın kitapçısından başka insanların Arapça kitap satın alabileceği yerler pek yoktu. Şu an yavaştan bir kıpırdanma var sanki. Burada Arapça yayın yapılıyor mu? Ya da öğrenimin dışında romandır, gazetedir, gündelik hayatta insanların erişebileceği bir şey oluyor mu, var mı ya da olmaya dair bir ümit var mı sizce?

Bu basın yayın ile ilgili olarak internet çok şeyi değiştirdi. Ben öğrenciyken Cağaloğlu’na, Sultanahmet’e gidip oradan Arapça dergi alırdım. Oralarda olurdu sadece. Havaalanına gittiğimizde bir şekilde alırdık, başka yerde olmazdı. Dolayısıyla başka türlü de ulaşamazdınız bu imkanlara. Şimdi öyle değil. İnternete girince bir sürü site var, okuyorum, indiriyorum, öğrencime okutuyorum, uyduyu açıyorum, canlı yayından haberleri takip edebiliyorum. Bu konuda çok büyük bir ihtiyaç olduğu kanaatinde değilim işin doğrusu. Alternatiflerin olması imkanları bu tarafa doğru yönlendiriyor. Ben Türkçe gazete bile okuyamıyorum artık. Yani eskiden abone falan olurduk, şimdi fırsatım kalmıyor, almıyorum da. Onun yerine internetten birkaç habere bakıyorum, benim işimi büyük oranda görüyor. Çok detaylı okuma yapacak vaktim de kalmadı. Zannedersem internetin de etkisiyle çok da ihtiyaç kalmadı gibi bu tür şeylere. Ben interneti kullanan birisi olduğum için tabi bu, belki interneti kullanmayanlar için hâlâ böyle bir ihtiyaç vardır. Ama Arapça kitap sayısında, Arapça öğrenmeye yönelik hikayelerde ciddi bir artış olduğu âşikâr.

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.