Yıl: 2012

  • Diyanet 5660 İmam 734 Müezzin Alıyor

     

    Diyanet İşleri Başkanlığı taşra teşkilatında imam-hatip ve müezzin-kayyım ihtiyacının karşılanması amacıyla, 657 sayılıDevlet Memurları Kanununun 4’üncü maddesinin (B) bendi ile 6/6/1978 tarihli ve 7/15754 sayılı Bakanlar KuruluKararında belirtilen “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların” “Sınav Şartı” başlıklı Ek Madde2/b çerçevesinde sözleşmeli 5660 imam-hatip ve 734 müezzin-kayyım alınacaktır.

    A-Adaylarda aranacak şartlar:

    1-657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinde belirtilen şartları taşımak.

    2- Diyanet İşleri Başkanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen “itikat, ibadet, tavır ve hareketlerinin İslâm törelerine uygunluğunun çevresinde bilinir olmak” şartını taşımak.

    3-Müracaat ettiği unvanla ilgili ve geçerlilik süresi sona ermemiş yeterlik belgesine sahip olmak.

    4- Erkek olmak,

    5- Askerlikle ilişiği bulunmamak.

    6-2010 KPSS (B) grubu sınavına girmiş ve en az 50 puan almış olmak. (Aday KPSS’ye hangi öğrenim düzeyinde katılmışsa yerleştirme işleminde o öğrenim düzeyi dikkate alınacaktır. Ayrıca, ortaöğretim mezunları için KPSSP94, ön lisans mezunları için KPSSP93 ve lisans mezunları için KPSSP3 puanı esas alınacaktır.)

    7- İmam-hatiplik için; en az imam-hatip lisesi mezunu olmak. Bu haber www.dinihaberler.com adresinden kopyalanmıştır

    8- Müezzin-kayyımlık için; en az imam-hatip lisesi mezunu olma veya en az lise/dengi okul mezunu olup hafızlık belgesine sahip olmak.

    9- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (B) bendi uyarınca halen sözleşmeli imam-hatip ve sözleşmeli müezzin-kayyım olarak görev yapmakta olanların farklı unvanlar için müracaatları kabul edilecek, görev yaptıkları unvanlar için ise müracaatları kabul edilmeyecektir.

    11- Sözleşmeli imam-hatip ve sözleşmeli müezzin-kayyım olarak görev yapmakta iken, istifaen görevlerinden ayrılanların ayrıldıkları tarih ile müracaat tarihi itibariyle 1 yılı dolmadıkça müracaatları kabul edilmeyecektir. Bu hususun sonradan anlaşılması halinde sözleşmeleri iptal edilecektir.

    12- Son sınıf öğrencisi olarak KPSS’ye katılıp mezun olamayanların müracaatları kabul edilmeyecektir.

    13- Adaylar; ( imam-hatip ve müezzin-kayyımlar) en fazla 25 cami kodu tercihinde bulunabileceklerdir.

    14- Her ne sebeple olursa olsun tercih yaptıktan sonra kesinlikle değişiklik yapılmayacaktır.

    15- 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/A maddesine göreve kadrolu olarak görev yapan imam-hatip ve müezzin-kayyımların müracaatları kabul edilmeyecektir.

    B-Başvuru şekli:

    Adaylar web üzerinden müracaatlarını yaptıktan sonra Müftülük onayının yapılması (aktivasyon) için 02/07/2012 – 09/07/2012 tarihleri arasında, gerekli belgelerle birlikte herhangi bir il müftülüğüne şahsen müracaat edeceklerdir. İl Müftülüklerinde konuyla ilgili yetkili memurlar http:// http://personelweb.diyanet.gov.tr/personelprogramlari web adresinde yazılı olan programa girerek adayın girdiği bilgiler ile verdiği belgelerdeki bilgileri kontrol ederek hatalı beyan veya giriş varsa düzelttikten sonra web programındaki Müftülük Onayı (aktivasyon) işlemini tamamlayacak ve aday başvuru formundan iki nüsha yazdırıp, müftülük gelen evrak defterine kaydını yapacak, formun her iki nüshası, kendisi ve müracaat eden aday tarafından (ad, soyad ve unvanı yazılarak) imzalanacak, formun bir nüshası müftülükteki dosyada muhafaza edilecek, diğer nüshası ile ibraz edilen belgeler adayın kendisine iade edilecektir.

    Müftülük tarafından onaylanmamış müracaatlar yerleştirmede dikkate alınmayacaktır.

    Müftülük onayından (aktivasyon) sonra aday bilgileriyle ilgili tercih alanlarında hangi nedenle olursa olsun kayıt değişikliği yapılmayacaktır.

    Bu duyuruda belirlenen esaslara uygun olmayan, posta yolu ile yapılan müracaatlar ve ilan edilen tarihlerde yapılmayan müracaatlar kabul edilmeyecektir.

    C-Yerleştirme işlemleri:

    İlan edilen boş pozisyonlara yerleştirme işlemleri, Başkanlığımızca bilgisayar ortamında KPSS puanı esas alınmak ve en yüksek puandan başlanmak suretiyle adayların tercihleri dikkate alınarak aşağıdaki kriterlere göre;

    1-İmam-hatiplerin;

    a- Öncelikle hafızlık belgesine sahip ilahiyat fakültesi mezunları arasından,

    b- Dolmaması halinde ilahiyat fakültesi mezunları arasından,

    c- Dolmaması halinde hafızlık belgesine sahip en az ilahiyat ön lisans mezunları arasından,

    d- Dolmaması halinde en az ilahiyat ön lisans mezunları arasından,

    e- Dolmaması halinde hafızlık belgesine sahip en az imam-hatip lisesi mezunları arasından,

    f- Dolmaması halinde en az imam-hatip lisesi mezunları arasından,

    2- Müezzin-kayyımların ise; en az imam-hatip lisesi mezunu veya hafızlık belgesine sahip en az lise/dengi okul mezunları arasından,

    Yapılacaktır.

    3- Boş kontenjan kalması halinde, tercihlerine göre yerleşemeyen adaylar yukarıdaki kriterler çerçevesinde Başkanlıkça re ’sen yerleştirilecektir.

    Yerleştirme kategorisi içerisinde KPSS puanı eşit olanlardan KPSS sonuç belgesinde yer alan öğrenim belgesinin mezuniyet tarihi önce olanlara, bu da eşit ise doğum tarihi önce olanlara öncelik verilecektir.

    Yerleştirme sonuçları, www.diyanet.gov.tr adresindeki İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü’ne ait web sayfasında duyurulacaktır.

    D- Müftülük Onayı (Aktivasyon) için gerekli belgeler;

    1-T.C. Kimlik nolu nüfus hüviyet cüzdanının veya sürücü belgesinin aslı,

    2-KPSS sonuç belgesindeki öğrenim durumunu gösterir diplomanın aslı veya onaylı örneği,

    3-KPSS (B) Grubu sonuç belgesi 2010 yılına ait)

    4-Hafızlık belgesinin aslı veya onaylı örneği (hafız olduğunu beyan etmiş ise).

    5-Sabıka kayıt belgesi (Sabıka kaydı veya arşiv kaydı bulunanların ayrıca mahkeme kararı)

    6-Daha önce herhangi bir kurum da çalıştı ise hizmet belgesi.

    7-Terhis veya tecil durumunu ya da askerlikle ilişiğinin olmadığına dair, askerlik şubesinden alınmış askerlik belgesi.

    İlgililere duyurulur.

    D.İ.B.İNSAN KAYNAKLARI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

    E-başvuru için tıklayınız(02.07.2012-09.07.2012 tarihleri arasında)

     

     

  • Yeterlilik Sözlü Mülakat Sonuçları Açıklandı

    A Ç I K L A M A
    KAPSAM 11.03.2012 tarihinde M.E.Bakanlığı tarafından yazılısı.
    25.05.2012-16.06.2012 tarihlerinde Başkanlıkça sözlü sınavı yapılan
    Yeterlik Sınav Sonucu Öğrenme duyurusu.

    BAŞARI ŞARTI
    Yeterlik Sınavında başarılı sayılabilmek için, yazılı ve sözlü sınav olmak üzere her iki sınavdan ayrı ayrı 70 ve üzeri puan alınması gerekmektedir.

    YETERLİK SONUÇLARI Gerek yazılı sınavda ve gerekse sözlü sınava katılanlara bu program aracılığıyla yapılan duyuru dışında her hangi bir ilave tebligat yapılmayacak olup, başarılı olan adaylara ayrıca bir belge gönderilmeyecektir.

    Sınavlarda başarılı olan adaylara ait bilgiler, Başkanlıkça açıktan atamalar ve (4/B) sözleşmeli başvurularda elektronik ortamda alınacaktır.
    GEÇERLİLİK SÜRESİ Başarılı olan adayların yeterlik geçerlilik süresi 20.06.2015 tarihine kadardır.

    Açıklamaları okudum, sorgulama yapmak istiyorum
    Uyarı: Sınav Sonucu sorgulama bilgilerinin resmi niteliği bulunmamakta olup, tamamen bilgilendirme amaçlıdır.

     

    Sınav Sonuçlarına Ulaşmak İçin Tıklayınız

  • Süleymaniye Camii Kurra Hafızları Ağırladı

     

    Kur’an-ı Kerim’i en ince ayrıntılarıyla ve en güzel biçimiyle okuma anlamına gelen “aşere, takrib ve tayyibe kursunu” bitiren 27 hafız, icazetlerini Süleymaniye Camii’nde düzenlenen merasimle aldı. Kur’an-ı Kerim’i bütün okunuş tarzlarıyla öğrenerek ‘kurra hafız’ payesini elde eden hafızlar, haftada 4 gün olmak üzere toplam 38 ay süren sıkı bir eğitime tabi tutuldu. Süleymaniye Camii’nde önde gelen kıraat hocaları riyasetinde gerçekleştirilen icazet törenine İstanbul İl Müftüsü Doç. Dr Rahmi Yaran ve bazı ilçe müftüleri katılırken, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile bazı ilçe belediye başkanları da mesajlarıyla kutladı.

    Öğle namazı öncesi başlayan tören, Mustafa Demirkan, Osman Şahin, Doç. Dr. Fatih Çollak ile İstanbul içi ve dışından gelen pek çok tanınmış ‘kurra hafız’ın tilavetiyle devam etti. Öğle namazının ardından devam eden icazet merasiminde, 27 hafız Kur’an ve kıraatle ilgili öğrendiklerini tilavetle arz etme fırsatı buldu. Aldıkları eğitimle takdir toplayan kurralar, hocalarından da tam not aldı. Hafızın aynı zamanda bir muhafız olduğunu ifade eden İstanbul İl Müftüsü Doç. Dr. Rahmi Yaran, şöyle konuştu: “Hafızlar Kur’an’ın koruyucusudur. Çünkü Kur’an, günümüze iki yolla ulaşmıştır. Bu yollar, yazılı metinler ve hafızlardır. Aşere, tayyibe ve takrib ilimlerini okuyan hafızlar, aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in okunuşunu da önceki nesillerden alarak günümüze ulaştırmaktadırlar.”

    İstanbul’un eski Müftüsü Prof. Dr. Mustafa Çağırıcı, Süleymaniye’de asırlar boyu devam eden kurra hafızlık eğitiminin son asırda yaşanan tarihî kırılmayla 2009 yılına kadar akamete uğradığını söyledi. 3 yıl önce başlayan kıraat eğitimleri, Süleymaniye Camii emekli imam-hatibi Mehmet Sevinç hocanın riyasetinde ve Sultanahmet Camii imam-hatibi Hasan Kara ile Şehzadebaşı imam-hatibi Ercan Çakıroğlu’nun eğitiminde tamamlandı. Hem asli görevlerini sürdüren hem de kurralık eğitimi alan hocalar ise, 3 yıllık bir emeğin ardından gelen ilmin mutluluğunu yaşıyor. Bu kurstaki amaçlarının Kur’an’ı en güzel şekilde okumak ve okutmak olduğunu vurgulayan hocalar, bu ilimle daha kaliteli bir hizmet vereceklerini ifade etti. İcazet merasimini 100 yaşının üzerinde olduğu belirtilen Reisü’l Kurra, Ahmet Arslanlar Hocaefendi idare etti.

  • İlahiyat Fakültesine Dekan Atandı

     

    YÖK ‘ten yapılan yazılı açıklamada, bugün yapılan toplantıda eğitim, kadro, mevzuat ve vakıf üniversiteleri koordinasyon komisyonları raporlarının ele alındığı belirtilerek, devlet üniversitelerine ait 10 fakülteye dekan atandığı ifade edildi.


    Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Ali Yılmaz atandı

    Açıklamada 

    Adıyaman Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Yasin Çiçek,

    Afyon Kocatepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Yılmaz İçağa,

    Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Çağlar Özel,

    Kocaeli Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Ali İhya Karaman,

    Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Emin Artuk,

    Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Mustafa Odabaşoğlu,

    Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Varol Çanakçı,

    Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Ali Yılmaz,

    Selçuk Üniversitesi Beyşehir Ali Akkanat İşletme Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Adnan Çelik

     Mühendislik Mimarlık Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Handan Gülce’nin atandığı kaydedildi.


    Açıklamada, Bahçeşehir Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Zehra Durna’nın, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Akif Akkuş’un, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Yahya Kemal Yoğurçu’nun, Kadir Has Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. Şirin Tekinay’ın, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlığı’na Prof. Dr. İhsan Sezal’ın, üniversite mütevelli heyetlerince aday gösterilmesi konusunda olumlu görüş bildirilmesine karar verildiği bildirildi.

  • Tiyatroya Baleye Operaya Mescit geliyor

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 42 maddeye çıkardığı “yapı denetimi” taslağı tamamlandı.

    Hürriyet gazetesinin haberine göre; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 42 maddeye çıkardığı “yapı denetimi” taslağı tamamlandı.

    Bazı maddeleri tartışmalara yol açacak taslaktan detaylar şöyle;

    İmar planlarında, meydan, yol, park, yeşil saha, otopark, toplu taşıma istasyonu, garaj ve terminal gibi ulaşım hizmetleri için ayrılmış alanlar ve tesisler ile askeri yasak bölgeler, güvenlik bölgeleri ile ülke güvenliği ile doğrudan doğruya ilgili TSK’ya ait harekat ve savunma amaçlı yerler, belediyelere devredilebilecek. Bunun için Milli Savunma Bakanlığı’nın görüşü alınacak. Uygun görüş halinde Maliye Bakanlığı’nın onayı ile belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeye devredilebilecek. Belediye ve mücavir alan hudutları dışında özel idareye bedelsiz terk edilecek ve tapu kaydı terkin edilecek. Bu yerlerin üzerinde bina bulunduğu takdirde, arsası hariç yalnızca binanın bedeli ödenecek. Mevcut yasada devir işlemlerinde askeri araziler ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün arazileri hariç tutuluyordu.

    İmar planlarında site büyüklüğündeki konut alanlarında, alışveriş merkezi, çarşı, pasaj gibi ticaret alanlarında, işhanı, büro, yönetim binası gibi ticaret hizmet alanlarında, müşterilerin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kreş, ibadet yeri ve oyun alanı için ilgili kamu kurumlarının Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görüşleri alınarak, yeterli alanlar ayrılacak.

    Yeni düzenlemeye göre, gazino, düğün salonu gibi eğlence yapılarında, sinema, tiyatro, opera, müze, kütüphane, konferans salonu gibi kültürel binalarda, eğitim, özel eğitim, hastane, sağlık ve özel sağlık tesislerinde, kamu hizmeti için kullanılan resmi binalarda, kara limanları, deniz limanları, hava limanları, terminal, tren garı, metro istasyonları gibi ulaşım yapı ve tesislerinde, otel, yurt ve özel yurt binalarında çalışanların veya müşterilerin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kreş, ibadet yeri ve oyun alanı yapılacak. Aynı biçimde ilgi kurumların görüşü alınarak, bakanlığın hazırlayacağı yönetmeliğe göre yer ayrılacak.

    Kıyı kanunun 6’ncı maddesinde yapılan değişiklikle de kıyılara belli mesafede olmak zorunda olan enerji tesislerine ilişkin yasağında kaldırılması öngörülüyor. Buna göre, kıyılarda “enerji üretim, teşhir, pazarlama, depolama tesisleri, kamuya ait olmak üzere akaryakıt istasyonları ve enerji tesisleri” kurulabilecek. Ayrıca, kıyı alanının gerisinde, ekolojik özellikler dikkate alınarak deniz, nehir veya göl ile bağlantılı kanal ve göletler yapılabilecek. Bu düzenleme, nükleer santral, nükleer santral göleti, soğutma depoları ve doğalgaz depolama tesisleri, termik santral kurmaya olanak sağlanacak. Aynı düzenleme ile kıyılardan “devlet yolu, demiryolu” geçmesine de olanak sağlandı.

    Özel hukuk gerçek ve tüzel kişilerine veya özel hukuk hükümlerine tabi kamu kurum ve kuruluşlarının, imar planı ve değişikliklerinde katkı payı alınacak. Artan değerin yüzde 40’ı, kamuya değer artış payı olarak alınacak. Değer artış payı olarak hesaplanan miktarın yüzde 30’u bakanlığa ödenecek. Geri kalan yüzde 70’i plan değişikliğini onaylayan ilgili idareye, büyükşehir belediye sınırları içinde plan onanan hallerde ise ilgili idarece alınan miktar büyükşehir belediyesi ve ilgili ilçe belediyesi arasında eşit olarak paylaştırılacak. Değer artışına yol açan plan değişikliği Bakanlıkça onaylanan hallerde, değer artış payının tamamı Bakanlığa ödenecek. Değer artış payı olarak alınan miktarlar, kentsel dönüşüm uygulaması hizmetleri dışında kullanılamayacak.

    İmar yasasının ek-4’üncü maddesine “İl genelindeki toplam mera, yaylak ve kışlakların fiilen kullanılan yerleşim alanlarının binde beşi aşması halinde mevcut kullanılan yerleşim alanları muhafaza edilir ancak yeni yerleşim alanı açılamaz” fıkrası eklenecek. Kaçak yapılara af getirilirken, yeni yerleşim alanları açılması engelleniyor. Ak Parti iktidarı döneminde bir af daha çıkartılmıştı.


  • Muhabbettir Arapça

     

     

    İmam Hatipli yıllar ve Arapça da derslerden birisi. Nasıl olacak şimdi? Arapça nasıl bir ders olur? Anlaşılır mı ki, anlatabilirler mi? Anlamadım, anlatamadılar ve anlamak da istemedim. Halk arasında -affedersiniz- kaba bir tabirle şöyle bir algısı vardı, ”Arap çorbası”. Kıyısından bile geçmedim. Yıllar öylece geçti. Arapça sözlüğümü seninle asla bir işimiz olmaz deyip okulun kütüphanesine bıraktım. Ve görünürde uzun bir süre işimizde olmadı.

     

    Biraz daha düşünmeye başlayınca, düşününce anladım kıymetini. Ben Müslüman’dım, Kitabım Kur’ân’dı ve sen kitabımın diliydin. Peki, nedendi bu ayrılık? Hayat rehberim inmeliydi o elimin dahi uzanamayacağı duvardaki yerinden yüreğime, dilime, hayatıma. Muhabbet edebilmeliydim Yaratanımla.

     

    “Apaçık Kitaba andolsun ki iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça Kur’ân yaptık.”(Zuhruf–3-)

     

    Allah-u Teâlâ insanların anlaştıkları, aralarında konuştukları, kendi dilleriyle hitap etmişti onlara. Deryalar kadar derin bir dildin, derinliklerinde kaybolabilirdi insan. Kaybolmalıydı da. Yaratan  hitap ediyordu o lisanla.

     

    Sanki her kelimesine, cümlesine kaideler nakşedilmiş. Her yeni kaidenin ardından bir ayet işitmek, ayrı bir heyecandı. Harflerin dizilişi, okunuşundaki ahenk hiçbir şeyde yoktu. Müşrik Arapların dahi nutku tutulmaktaydı, o hoş sedayla, işittikleri Kur’ân ayetleriyle. Kimileri de iman ile şereflenmekteydi. Elbette bu aciz fakirin anlatmaya ne sözleri, ne de gücü yeter. Kelimeleri kifayetsiz kalır.

     

    Arapçayla dolu dopdolu geçirdiğim son bir yıl gerçekten gönlümde başka bir yer edinmişti. Sınavlar, projeler, yoğun ders temposu canımı sıkar gibi olduysa da çok da umurumda değildi. Hayallerim başkaydı, umutlarım bambaşkaydı.

     

    Yasaklıydın ezanlarda, ölüler üstüne okunmaktaydın, dillerde yoktun, gönüllere hiç girmemiştin. Ancak Kur’ân’ı o bana, bize indiği haliyle işitince, okuyunca anlamak. Ruhu’l-Kudüsün Allah Rasulü’ne okuduğu andaki gibi anlamak. Allah Rasulü’nun hayatına,  bizim hayatımıza indiği gibi anlamak başka bambaşkaydı.

     

    Muhabbetimin tamda olabilmesi için duam. Anlayabilmek, yaşayabilmek, anlatabilmektir. Evet, bu muhabbete vesiledir Arapça.

     

    SERPİL  BAKIRCI

    İzdüşünce

  • Bozdağ: Diyanet Laikliğe Değil Sünnete Bakmalı

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nca Sapanca ilçesindeki Güral Otel’de düzenlediği İl Müftüleri Semineri’nin açılışında konuşan Bozdağ, şu görüşleri ortaya koydu:
    ”Koca koca mahalleler Ankara’da da İstanbul’da da başka yerlerde de mahalleler kurulmuş. Toplu konut eliyle yeniden konutlaşma, insanların yenilemesi suretiyle, cami sayısına bakıyorsunuz, ’şurada bir minare, kubbe var mı’ diye baktığınızda minareyi, kubbeyi göremiyorsunuz. Ezanı duymadan sabah uyanan, duymadan akşam yatan insanların olduğu mahallelerimiz artmaya başladı. Öyleyse bizim il müftülerimizin bu işe el atması lazım. Şehirler yeniden dönüşürken, gecekondular yeniden yıkılıp yapılırken veya yeni alanlara yeni konutlar inşa edilirken… Türkiye’nin gelişen, değişen şehirleşme politikaları çerçevesinde oluşan yeni alanlarda, yeni şehirlerde camilerin yapılması ve oralarda ezan sesinin duyulması ibadet ihtiyacının karşılanması için büyük bir çalışmaya ihtiyaç olduğu kanısındayız” diye konuştu.

     

    Müdahaleci bir laiklik var
    Yeni anayasa çalışmalarında, 136. maddedeki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlendiğini belirten Bozdağ, şöyle konuştu:
    “Bu madde içinde laiklik ilkesiyle bağdaşmayan bir husus var. Yeni düzenlemede laiklikle bağdaşmayan bu hususun da Diyanet İşleri Başkanlığı’nı düzenleyen maddeden çıkarılmasında fayda vardır. Nedir o? ’Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı laiklik ilkesi doğrultusunda’ diye başlıyor… Yani görevini yaparken ’laiklik ilkesi doğrultusunda görev yapar’ diye bir görev tanımı yapılıyor. Yani laikliğin izin verdiği kadar din anlatımına, laikliğin izin verdiği kadar hizmete izin veren yapı var. Halbuki biliyoruz ki anayasamızda laiklikle ilgili maddelerin gerekçesinde de çok açıkça yazıyor ki laiklik dinin devlete, devletin de dine karışmaması, bütün inançların teminatı, sigortası olması, herkesin inandığı gibi yaşamasının sigortasıdır ama 136. maddeye baktığınızda diyor ki, ’anlatabilirsin ama benim izin verdiğim kadar… Bu müdahaleci bir laiklik anlayışıdır, doğru bir şey değildir.”
    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevinin İslam konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek olduğunu anımsatan Bozdağ, kurumun görevini laikliğe göre değil, Kuran ve sünnete göre yapacağını bildirdi.

  • Yerle Bir Olan Karizma!

     

     Tanıdık bir yüz: “-Ne oldu? Bu ne surat, 

    “-Sorma, keşke öyle olsaydı, benimkinin yanında bir iki gemi batmış lâfı mı olur” demiş.

    “-Hayırdır, ne oldu anlat hele, derdini söylemeyen çare bulamaz, derdine çare  bulamasak bile en azından dinleriz, sen de böylece rahatlamış olursun”, demiş. Adam biraz ısrar üzerine anlatmış başlamaya:

    “-Sorma dün ceketim yere düştü!”

    “-Eee, ne var bunda. Nasrettin hocanın hesabı yoksa sen içinde miydin?”

    “-Şakanın sırası değil şimdi.”

    “-Yahu bir ceket yere düşmüş bunda ne var? Çamura mı düştü, hem düşse ne olur, temizletir, ütületirsin olur biter.”

    “-Yok bre öyle değil.”

    “-Ya ne?”

    “Bak anlatayım. Ben yirmi yıldır evliyim. Kapıya ayağımın ucuyla vururum, hanım derhal açar, ben sağ ayağımla içeri girerim, ayakkabılarımı çıkarırım, ceketimi de geriye doğru atarım, hanım onu tutar ve yerine asar. Dün de aynısını yaptım, fakat bu kez ceket yere düştü. Tam o saatte ve o yerde hanım yoktu. Düşünebiliyor musun, bizim otorite ne hale geldi. Düşen ceket değildi, benim karizmaydı. Onun içinde ben olsaydım bu kadar yara almazdım, bir yerlerim acırdı ama geçerdi. Şimdi bu ceketin düşmesi sonucu benim aldığım yara iyileşecek cinsten değil arkadaş. Sen olsan benim yerimde ne yapardın söyler misin?

    “-Bak şu işe! Gerçekten çok haklısın. Doğrusu ben de otuz yıldır evliyim ve benim ceketim bir kez bile olsun hiç düşmedi ve eminim ki bundan sonra da hiç düşmeyecek.”

    “Yok yaa! Nasıl emin olabiliyorsun. Düne kadarbende senin gibi hiçbir zaman düşmeyeceğinden emindim. Ama bugün bak şu halime!

    “Benim ki düşmedi ve düşmeyecek de. Ama bir sor hele, niye?”

    “Eh hadi sorak, niye?”

    “-Çünkü ceketimi hep ben kendim asarım da ondan.”

     

    Ceketi düşen adam sonra sebebi öğrenmiş, kadın hamur yoğuruyor, eli yağ içinde imiş. Yeterince kabul görecek bir mazereti varmış ama buna rağmen adam bir türlü kabul edememiş, efendim niye vaktinde yoğurmamış ve vaktinde kapı arkasında bitivermemiş ve niye… şöyle olmuş böyle olmuş!

     

    Kadınına ve çocuklarına bir kez olsun “Seni seviyorum” dedirtmeyen karizma da, otorite de olmaz olsun.

    Bir türlü hem cemali hem celali bir araya getiremedik. İlgi bağının ya ucunu kaçırdık, ya da kırılacak kadar sert tuttuk. Muhabbetli ve mehabetli olamadık, sevgi ile saygıyı bir arada tutamadık.

     

    Kalın sevgiyle, saygıyla!

    Garibce

     

  • Dinler Tarihi Akademisyenleri Marmara İlahiyatta Buluştu

     

    Türkiye İlahiyat Fakülteleri Dinler Tarihi Anabilim Dalları II. Koordinasyon Toplantısı 1-3.06.2012 tarihleri arasında Marmara İlahiyat Fakültesi’nde gerçekleştirdi. Koordinasyon toplantısına Türkiye’nin birçok ilinde yer alan İlahiyat Fakülteleri’nde görev yapan Öğretim Üyeleri katıldı. Anabilim Dalı’nın meselelerinin ele alındığı toplantı, Fakülte Dekanı Prof.Dr. Ali Köse’nin yaptığı açılış konuşması ile başladı. Sırayla söz alan Prof.Dr. Ömer Faruk Harman, Prof.Dr. Abdurrahman Küçük, Prof.Dr. Harun Güngör, Prof.Dr. Şinasi Gündüz ve Prof.Dr. Ali İhsan Yitik, dünyadaki ve Türkiye’deki yeni gelişmeleri dikkate alarak anabilim Dalı’nın geliştirilmesi ile ilgili bazı tavsiyelerde bulunuldu. 

     

    Bu yıl, koordinasyon toplantısında aynı zamanda ‘Dinlerde Heretik ve Senkretik Hareketler’ başlıklı bir sempozyum da gerçekleştirildi. Dört oturumda gerçekleşen sempozyum ‘heretik hareketler’ kısmında; Doç.Dr. Kürşad Demirci ‘Heretik Bir Ermeni Hareketi: Pavlakilik’, Yrd.Doç.Dr. Muhammet Tarakçı ‘Nestorius Nesturî miydi?’, Prof.Dr. Hidayet Işık ‘Bakıllânî’nin Temhid’inde Nesturilere Yönelik Eleştiriler’, Doç.Dr. Hakan Olgun ‘Katoliklik Perspektifinden Bir Heretik Hareket Olarak Protestanlık’; ‘senkretik hareketler’ kısmında ise, Prof.Dr. Kadir Albayrak ‘Bogomillik’, Ar.Gör. Hammet Arslan ‘Sih Dini’, Doç.Dr. İsmail Taşpınar ‘Mani ve Maniheizm’ ve Prof.Dr. Mustafa Öz ‘Bahailik’ konulu tebliğler sundular.

    Koordinasyon Toplantısı, Pazar günü sabah yapılan Büyük Çamlıca gezisi ve özel bir yat ile yapılan yemekli Boğaz gezisi ile son buldu. Koordinasyon Toplantısı’nın önümüzdeki yıl Samsun Ondokuz Mayıs Ünüversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı’nın organizatörlüğünde yapılmasını kararlaştıran katılımcılar, toplu bir fotoğraf çektirdikten sonra vedalaşarak ayrıldılar.

     

     

  • Müftüler, Şehrin Manevi Mimarları Olmalı

     

    “Müftüler, şehrin manevi mimarları olmalı”
    İl Müftüleri, Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğünün Sapanca’da düzenlediği İl Müftüleri Semineri’nde bir araya geldi.

    Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın da katıldığı seminerin açılışında konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, din hizmeti kavramının zamanla yarıştığını ve yeni hizmet alanlarının ortaya çıktığını belirterek, Diyanet teşkilatının da bu yeni mecralarda hizmet vermek zorunda olduğunu söyledi. Müftülere bu noktada büyük sorumluluklar düştüğünü dile getiren Başkan Görmez, müftülerin, “şehrin manevi hayatını yöneten kimseler” olmaları gerektiğini kaydetti. 

    Başkan Görmez, şöyle konuştu:

    “Her bir müftümüz, vatandaşlarımızın camilerdeki ibadetlere katılım oranlarını bilmek ve daima takip etmek durumundadır. Şehrimizin nüfusu ne kadar, sabah namazına kaç gencimiz katılıyor, bizim hizmetlerimizden istifade eden vatandaşlarımızın sayısı o ilin nüfusunun kaçta kaçını oluşturuyor, bunu takip etmek zorundayız. Eğer il müftülerimiz, bulundukları şehirde kaç sokak çocuğunun olduğu ve ne kadar suç işlendiği ile ilgili bilgi sahibi değilse, o şehre hizmet götürmekte zorluk çekecektir. Müftülüklerimiz, şehirdeki yıllık boşanma oranları nedir, yılda kaç aile dağılıyor, uyuşturucu dediğimiz zararlı alışkanlık, şehrimize ne kadar giriyor, çocuklar, gençler kötü alışkanlıklara ne kadar meylediyor sorularının cevaplarını bilmek zorundadır. Bunları çok iyi tespit edip göremezsek, şehrin dinî ve manevi hayatını yönetmekte kusurlar ortaya çıkar.”

    İslâm irfan geleneğinde müftülük makamının sivil bir inisiyatif olduğunu vurgulayan Başkan Görmez, Diyanet İşleri Başkanlığını bürokratik bir kurum olarak düşünmenin haksızlık olacağını dile getirdi. Başkan Görmez, şöyle konuştu:

    “İslâm geleneğinde Müftîlik, aslında sivil bir kurumdur. Dolayısıyla biz müftülüğü ve Diyanet İşleri Başkanlığını sadece bürokratik bir mekanizmaya dönüştürme hak ve salahiyetine sahip olamayız. Diyanet İşleri teşkilatını bürokratik bir kurum olarak düşünmek, hem Diyanet İşleri Başkanlığına hem din-i Mübin-i İslâm’a haksızlık olur.” 

    “Din görevlilerinin rol ve statü tanımları değişmiştir”

    Günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığına yönelik beklentilerin arttığına dikkat çeken Başkan Görmez, Başkanlığın geleneksel rol ve statüsünün güçlendirilmesi için çalışmalar yapıldığını, din görevlilerinin de kendilerini yasada belirlenen rollerle sınırlayamayacağını dile getirdi. Başkan Görmez, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Görev ve sorumluluklarımız, alelade bir devlet görevlisinin sınırlarını zorlamaktadır. Bugün bir müftünün, bir vaizin, bir Kur’an kursu öğreticisinin, din görevlisi ya da müezzin kayyımın, yasada belirlenmiş rol ve statüleriyle kendi görev tanımını yapması mümkün değildir. Bugün bu kadroya yönelik beklentiler artmıştır. Bir telafi ve ihya seferberliği içinde toplumsal sorunları karşılamaya, bu sorunlar karşısında mevcut vaziyetimizi besleyici ve koruyucu önlemler kadar yeni açılımlara da ihtiyacımız vardır. Bir yandan kendi mevcudiyetimizi tahkim etmek ve personel rejimini makulleştirmeye çalışırken bir yandan da yeni açılımlarla ufkumuzu zenginleştirmek ve geleceğe hazırlıklı olmak zorundayız. Esasen din hizmetlerinde gerekli sonuçları alabilmek, sunduğumuz hizmetlerde kaliteyi yakalayabilmek, değişik süreçlerde yaşanmış kayıpları telafi etmek, hafızamızı canlı tutmak, güçlü ve kişilikli bir ahlaki yapılanmaya hem rehberlik etmek hem de bunda sebat edebilmek için birlik olmak gerekecektir.” 

    “Şehrin dinamiklerini ayakta tutmak zorundayız”

    Diyanet İşleri Başkanı Görmez, il müftülüklerinin diğer kamu kurum ve kuruluşları ve sivil toplum örgütleriyle birlikte hareket etmesinin önemine de değindi. 

    Başkan Görmez, “Sivil toplum kuruluşları, İlâhiyat Fakülteleri, ilde görev yapan din kültürü öğretmenleri ve hizmet üreten diğer kurum ve kuruluşlarla daima birlikte hizmet planlamaları yapmak zorundayız. Onlarla birlikte hareket etmeliyiz. Şehrin bütün dinamiklerini harekete geçirerek, dinî ve manevi hayatını ayağa kaldırmaya çalışırsak o takdirde daha faydalı hizmetlere öncülük yapmış olacağız. Bizim bundan imtina etmemiz mümkün değil. Şehrimizin bütün potansiyelini hareket geçirmek zorundayız.” diye konuştu.

    “Cami ihtiyacı büyüyor”

    Açılışta konuşan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da şehirlerin, göçler ve yeni açılan iskân alanları ile sürekli büyüdüğüne dikkat çekerek, cami ihtiyacının da arttığını vurguladı. “Şehirlerimiz, devasa büyüyor. Bu, cami ihtiyacını da beraberinde getiriyor.” diyen Başbakan Yardımcısı Bozdağ, “Bir yerde yeni konutlar yapılıyor ve yeni alanlar açılıyorsa orada il ve ilçe müftüleri, belediye başkanları ve valilerle mutlaka irtibat kurmalı ve kıyıda köşede, saklanmış bir yerde değil, mahallenin en güzel ve uygun yerlerine Allah’ın evlerinin yapılması konusunda hassasiyet göstermeli.” diye konuştu. 

    “İslâm’ı anlatanlar, zaman ve zemine göre değil, Kur’an ve sünnete göre konuşmalı”

    Başbakan Yardımcısı Bozdağ, din görevlilerinin zamana, zemine ve konjonktüre göre değil, Kur’an ve sünnete göre konuşmaları gerektiğini de söyledi. Başbakan Yardımcısı Bozdağ, şöyle konuştu:

    “İslâm’ı anlatanlar, Kur’an’, sünnet, ictihad ve ulemanın Kur’an ve sünnetten gelen anlayışlarını dikkate alarak, zaman neyi söylerse söylesin, zemin ne olursa olsun, konjonktür ne olursa olsun, soran kim olursa olsun, Allah ve Resulünün dediğini söylemelidir. Gerçek müftüler ve gerçek din âlimleri, işte bunlardır. Eğer biz zaman ve zemin kaygan diye düşünürsek, o zaman geçmişe dönüp baktığımızda, çok büyük fedakârlıklar yapmış ve büyük bedeller ödemiş nice âlim ve müftüye haksızlık etmiş oluruz. Bu âlim ve müftülerin dik durmaları, zamana, zemine ve sorana göre değil, Kur’an ve sünnete göre konuşmaları, İslâm’ı her zaman ve her dönemde ayakta tutmuştur. Sıkıntıları aşanlar, her zaman Allah’ın rızasını arayarak yoluna devam edenlerdir. Başka rızaların peşine düşüldüğü zaman, sıkıntılar maalesef aşılmıyor, büyüyüp gidiyor. Onun için İslâm’ın doğru anlaşılması, doğru anlatılması ve doğru öğretilmesi için her zaman ve her şartta doğruyu söylemek lazım.”

    “Diyanet konuşmasın demek doğru değil” 

    Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, kürtaj konusunda Diyanet’in susmasını istemenin doğru olmadığını da söyledi. Son günlerde yaşanan kürtaj tartışmalarına dikkat çeken Başbakan Yardımcısı Bozdağ, şöyle konuştu: “Bu toplum, Müslüman. Yüzlerce, binlerce faks, telefon, telgraf Diyanet İşleri Başkanlığına gidecek, ‘Sizin bu konuda görüşünüz nedir, İslâm ne diyor?’ diye soracak, herkes konuşacak, Müslümanlar cevap isteyecek ama o sorulara cevap vermesi gereken makam, susacak veya birileri susmasını isteyecek. Bu doğru bir şey değil.”

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.