<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hz. Muhammedin Hayatı arşivleri - Fasih Arapça</title>
	<atom:link href="https://fasiharapca.com/category/kitap-arsivi/tarih/hz-muhammedin-hayati/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fasiharapca.com/category/kitap-arsivi/tarih/hz-muhammedin-hayati</link>
	<description>arapça sarf nahiv dil bilgisi yasin suresi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Jun 2015 14:51:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://fasiharapca.com/wp-content/uploads/2025/04/cropped-favicon-fasih-1-32x32.png</url>
	<title>Hz. Muhammedin Hayatı arşivleri - Fasih Arapça</title>
	<link>https://fasiharapca.com/category/kitap-arsivi/tarih/hz-muhammedin-hayati</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Tebuk Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/tebuk/6861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6861</guid>

					<description><![CDATA[<p>  79.   TEBUK   Huneyn savaşından kısa bir süre sonra İmparator Herakliyus Kudüs&#8217;e giden Kutsal yolu tekrar inşa ettirdi. Bu Kur&#8217;anda önceden haber verilen ve *O gün mü&#8217;min-ler sevineceklerdir» (Rum, 4) diye ifade edilen Bizanslıla­rın İranlılara karşı kesin zaferini noktalıyordu. İranlıların Suriye&#8217;den ve Mısır&#8217;dan askerlerini çekmek zorunda kal­maları da bir sevinç kaynağıydı. Fakat Suriye&#8217;de bir &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/tebuk/6861">Tebuk Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">79.<span>   </span>TEBUK</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Huneyn savaşından kısa<br />
bir süre sonra İmparator Herakliyus Kudüs&#8217;e giden Kutsal yolu tekrar inşa<br />
ettirdi. Bu Kur&#8217;anda önceden haber verilen ve *O gün mü&#8217;min-ler<br />
sevineceklerdir» (Rum, 4) diye ifade edilen Bizanslıla­rın İranlılara karşı<br />
kesin zaferini noktalıyordu. İranlıların Suriye&#8217;den ve Mısır&#8217;dan askerlerini<br />
çekmek zorunda kal­maları da bir sevinç kaynağıydı. Fakat Suriye&#8217;de bir tehli­kenin<br />
yerini diğeri almıştı. îslâm devletinin sadece bu ta­raftan bir tehlike ile<br />
karşı karşıya olduğu söylenebilirdi. Medine&#8217;de Herakliyus&#8217;un Medine&#8217;ye karşı<br />
uzun bir sefer düzenlemek üzere ordusuna bir yıllık avans verdiği söy­lentileri<br />
dolaşıyordu. Bunun yanısıra Bizanslıların güney­de Belke&#8217;ya kadar geldikleri ve<br />
Lehm, Cudam, Gassan ve *Amile kabilelerini ele geçirdikleri söyleniyordu. Bu<br />
haber­ler bir bakıma abartma, bir bakıma da gerçeğin tam ter­si idi.<br />
Herakliyus&#8217;un îran seferi sırasında rüyasında kendi­sini İslâm&#8217;a çağırmak için<br />
mektup yazan adamla özdeşleş­tirdiği «sünnetli bir adamın» Suriye krallığını<br />
ele geçirili­şini gördüğü henüz herkesçe bilinmiyordu. Gördüğü rüya öylesine<br />
etkili ve açıktı ki Herakliyus&#8217;un güneye doğru ya­yılmasını engelledi ve bir dereceye<br />
kadar Suriye&#8217;yi savun­masına neden oldu. Herakliyus Kudüs&#8217;ten Humus&#8217;a çekil­mişti.<br />
Orada, tüm bu bölgenin fethedileceğinden emin ola­rak generallerine, kuzeydeki<br />
diğer bölgelere yayılmaması şartıyla Suriye bölgesini Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
veren bir an­laşma yapmayı önerdi. Generallerin bu fikre çok şaşırmalan ve<br />
kesinlikle karşı çıkmaları onun bu plânı yürürlük­ten* kaldırmasına neden oldu.<br />
Fakat Herakliyus gördüğü rüyayı hiçbir zaman unutmadı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Aynı şekilde Peygamber<br />
(s.a.v.) de Allah&#8217;ın İslâm or­dularına Suriye kapılarını açacağından emindi. Ya<br />
zama­nının geldiğini düşünerek ya da kaçınılmaz kuzey seferi için ordularına<br />
deneyim kazandırmak için Biaznslılara kar­şı bir sefer düzenleyeceklerini<br />
açıkladı. Daha sonra şimdi­ye kadar kumanda ettiği en büyük ve en iyi<br />
silahlarla do­nanmış bir ordu kurmaya başladı. O zamana kadar, bu tür<br />
durumlarda asıl amacını gizli tutmak ve hazırlıkları müm­kün olduğu kadar gizli<br />
yapmak adetiydi. Fakat bu kez giz­lilik yoktur. Mekke&#8217;ye ve diğer müttefik<br />
kabilelere Suriye seferi için silahlı ve binekli adamlar göndermeleri için<br />
ha-ber gönderildi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">M.S. 630 yılının Ocak<br />
ayının başlarıydı. Mevsim her za­man sıcak olurdu, fakat o yıl bir kuraklık<br />
olmuştu ve ısı her zamankinden daha yüksekti. Aynı zamanda olgun ve taze meyve<br />
yeme zamanıydı. Bu iki durum sefere katılma­mak için ilk sebep teşkil ediyordu.<br />
Üçüncü neden ise im­paratorluk lejyonlarının dehşet verici şöhretiydi. Münafık­lar<br />
ve Müslümanlardan az samimi olanlar Peygamber fs. a.vj&#8217;e gelip çeşitli nedenler<br />
öne sürerek sefere gitmemek için izin istediler. Bedevilerin çoğu da böyle<br />
yaptı. Geride kalanlar içinde dört salih imanlı kişi de vardı: Ka&#8217;b îbn Malık,<br />
Hazreç&#8217;ten_iki kişi ve Evs&#8217;ten bir adam. Bunlar ev­de kalmak için kesin bir<br />
karar almamışlar ve Özürler Öne sürmemişlerdi. O mevsimde Medine&#8217;den ayrılmak<br />
onlara o kadar sevimsiz gelmişti ki, hazırlık yapmaya başlayama-mışlar ve bu<br />
işi bugünden yarma ertelenmişlerdi. Uyandık­larında ise vakit çok geçti ve<br />
birlikler gitmişti. Fakat ço­ğunluk hızla hazırlığa koyulmuşlar ve zenginler<br />
daha faz­la para yardımı yapma konusunda yarışmışlardı. Osman tek başına onbin<br />
adama alet ve binek sağladı. Böyle oldu­ğu halde gitmek isteyen herkese yetecek<br />
kadar binsk ve alet yoktu. O sırada inen bir âyet (Tevbe: 92) Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in binek ve alet<span>    <br />
</span>sağlayamadığı için istemeyerek geri çevirdiği, bunun üzerine ağlamaya<br />
başlayan «yedi ağ­layan kişiyi —beş fakir Ensar ve Muzeyne ile Gatafan dan iki<br />
bedevi hafızalara işliyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bütün bedevi<br />
müttefikler de katıldıktan sonra ordu, onbini atlı, otuz bin kişiye<br />
yaklaşmıştı. Şehrin dışına bir kamp kurulmuş ve herkes hazır olup Peygamber<br />
(s.a.v.) de yola çıkıp kumandayı ele alana kadar Ebu Bekirin yö­netimine<br />
verilmişti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
Ali&#8217; (r.)&#8217;yi. ailesine bakmak üzere Medine&#8217;de bırakmıştı. Fakat münafıklar<br />
Peygamber&#8217;in onu bir fazlalık olarak gördüğü ve gözünün önünden uzak tu­tarak<br />
ondan kurtulduğu söylentisini yaydılar. Bunu duyan Ali (r.) o kadar üzülmüştü<br />
ki zırhını giydi, silahlarını ku­şandı ve ona katılmak için yalvarmaya<br />
niyetlenerek Pey­gamber (s.a.v.) e ilk konaklardan birinde yetişti. Ona in­sanların<br />
neler konuştuklarını anlattı. O da: «Yalan söylü­yorlar. Geride bıraktıklarım<br />
için orada kalmanı emrediyo­rum. Geri dön ve beni hem kendi ailende, hem de<br />
benim ailemde temsil et. Ey Ali, benden sonra Peygamber gelme­mesinden başka,<br />
senin bana, Musa&#8217;nın Harun&#8217;a yakınlığı gibi yakın olmandan memnun değil misin?»<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a> dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kuzeye doğru<br />
ilerlerken birgün sabah namazında Peygamber (s.a.v.) abdest almakta gecikti.<br />
Adamlar saf­lara dizilmişlerdi; namaz kılmadan önce güneşin doğma­sından<br />
korkana dek onu beklediler. Daha sonra Abdurrah-man îbn Avf (r.)&#8217;m imamlık<br />
yapmasına karar verildi Peygamber (s.a.v.) geldiğinde hemen hemen birinci<br />
rekatı bitirmişlerdi. Abdurrahman (r.) tam geri çekilecekken Peygamber (s.a.v.)<br />
onu yerinde kalması için itti ve ken­disi de cemaate katıldı. Cemaat, namazı<br />
bitirip selâm ve­rince Peygamber (s.a.v.) ayağa kalktı ve kaçırdığı rekatı<br />
kıldı. Bitirdikten sonra: «îyi yaptınız, çünkü hiçbir Pey­gamber ümmetinden<br />
takva sahibi binnin arkasında namaz kılmadıkça ölmez*<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a> dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">O sırada Medine&#8217;de,<br />
yaklaşık olarak ordu yola çıktık­tan on gün sonra, geride kalan dört mü&#8217;minden<br />
biri olan Hazreç&#8217;li Ebu Hayseme (r.) çok sıcak bir günde bahçesin­deki<br />
ağaçların gölgesine gitti. Orada iki kulübe vardı. Ha­nımlarının, ikisi<br />
kulübeye de su serpmiş olduğunu gördü. İkisinin de kendisi için yemek<br />
hazırlamış ve içmesi için toprak testilerde su soğutulmuştu. Kulübelerden<br />
birisinin kapı eşiğinde ayakta durdu ve: «Allah&#8217;ın Rasulü güneşin sıcağı<br />
altında, sıcak rüzgarlarla kavrulmuş. Ebu Hayse­me ise serin bir gölgelikte<br />
onun için kendi evinde yemek ve hanımları hazırlanmış!» dedi. Daha sonra<br />
hanımlarına dönerek: «Vallahi, Allah&#8217;ın Rasulü&#8217;ne yetişmeden ikinizin de<br />
kulübesine girmeyeceğim. Bu nedenle benim için erzak hazırlayın» dedi.<br />
Hanımları onun için erzak hazırladılar. Ebu Hayseme devesini semerleyerek hızla<br />
ordunun arka­sından yola çıktı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Medine&#8217;de Kudüs&#8217;e<br />
giden yolun hemen hemen tam or­tasında Peygamber (s.a.v.) bir gece: «İnşallah<br />
yarın Tebûk akarsuyuna ulaşacaksınız. Güneş kızana kadar oraya<br />
varamayacaksınız. Ona ulaşan kimse ben gelinceye kadar suya dokunmasın» dedi.<br />
Fakat oraya ilk varan iki kişi kay­naktan içtiler. Ordunun büyük bir kısmı<br />
geldiğinde bir kaç damla su kalmıştı. Peygamber (s.a.v.) bu- iki kişiyi sert<br />
bir dille azarladı ve birkaç kişiye çukurlarda bulabildikleri kadar suyu<br />
toplayıp eski bir deri parçasına doldurmaları­nı söyledi. Yeteri kadar su<br />
toplandığında kabın içinde el­lerini ve yüzünü yıkayıp kaynağın ağzını kapatan<br />
kayanın üstüne serpti ve ellerini onun üstünden geçirerek Allah&#8217;ın dilediği<br />
şekilde dua etti. Daha sonra gökgürültüsü gibi bir sesle birlikte su fışkırdı.<br />
Bütün adamlar ihtiyaçlarını kar­şıladıktan sonra bile hâlâ su akıyordu.<br />
Peygamber (s.a.v.), yanında duran Mu&#8217;az <a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a>döndü<br />
ve: *Ey Mu&#8217;az, belki sen bu yerin bahçelerle dolu bir vadi olduğunu görene<br />
kadar ya­şayacaksın» dedi. Gerçekten de söylediği gibi oldu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
ordu ile yola çıkmayı kaçıran dört mü&#8217;minin hatası üzerine üzülmüş ve hayal<br />
kırıklığına uğ</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ramıştı. Tebûk&#8217;e<br />
ulaştıktan birkaç gün sonra onlara yeti­şen Hayseme için de daha önceden<br />
üzülmüştü. Yalnız yol­cunun yaklaştığı görüldüğünde, henüz yüz hatları belirgin<br />
olmamasına rağmen Peygamber (s.a.v.) dua eder gibi: «Ebu Hayseme olsa!» dedi.<br />
Adam onlara yaklaşıp selâm verdi­ğinde de: «Yazıklar olsun sana Ebu Hayseme!»<br />
dedi. Fakat neler olduğunu dinledikten sonra onu affetti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ordu Tebûk&#8217;te yirmi<br />
gün kaldı. Bizans&#8217;tan gelen tehli­ke söylentilerinin gerçek olmadığı ortaya<br />
çıkmıştı. Diğ^r taraftan bu Suriye&#8217;nin fethi için uygun bir zaman da de­ğildi,<br />
Fakat o günlerde Peygamber {s.a.v.} Akabe körfe­zinde ve doğudaki sahillerde<br />
yaşayan hristiyan ve yahudi kabileleriyîe bir barış anlaşması yaptı. Yıllık<br />
haraç karşı­lığında onlara îslâm devletinin himayesi vadediliyordu. Daha sonra<br />
Peygamber (s.a.v.) Haüd (r.)&#8217;i yirmisi atlı dörtyüz kişiyle Tebûk&#8217;ün<br />
kuzey-doğusundaki Dumat el-Cendel&#8217;e göndererek ordunun geri kalan kısmıyla<br />
birlikte Medine&#8217;ye döndü. Bu Önemli kale Suriye&#8217;ye giden yollar­dan birinin ve<br />
Medine&#8217;den Irak&#8217;a giden yolun üzerindeydi. Buranın hristiyan yöneticisi<br />
Ukeydir, Halid (r.î tarafın­dan yenilip esir edilince çok şaşırmıştı. Halid,<br />
onu Medi­ne&#8217;ye götürdü. Ukeydir (r.), Medine&#8217;de Peygamber<span>  </span>s.a v&#8217;e biat ederek Müslüman oldu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">80<span>    </span>TEBÛK&#8217;TEN SONRA</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bedir&#8217;den dönüş gibi,<br />
Tebûk&#8217;ten dönüş de üzüntülü olmuştu: yokluğu sırasında Peygamber (s.a.v.) &#8216;in<br />
.kızların­dan biri daha, Ümmü Gülsüm (r.) ölmüştü. Bu sefer kızı­nın kocası da<br />
Medine&#8217;de değildi. Peygamber (s.a.v.) onun mezarı başında dua etti ve Osman (r.)<br />
&#8216;a eğer bekâr bir kı­zı daha olsaydı kendisine vereceğini söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sefere katılmayan<br />
münafıklar teker teker Peygam­ber (s.a.v.)&#8217;e gittiler ve özürlerini beyan<br />
ettiler. Peygam­ber (s.a.v.) onları, Allah&#8217;ın gizli düşünceleri bildiğini söy­leyerek<br />
uyarmasına rağmen, özürlerini kabul etti. Fakat geride kalan üç mü&#8217;mine, Allah&#8217;onlar<br />
hakkında hüküm verinceye kadar kendisinden uzak durmalarını ve diğer mü&#8217;minîere<br />
de bu üç kişiyle konuşmamalarını söyledi. Bu üç kişi Elli gün boyuûGa<br />
tttpEumdışı biı» hayat sürdüler; fakat ellinci gün sabah namazından sonra<br />
Peygamber (s.a.v.) mescidde Allah&#8217;ın onları affettiğini ilân etti. Bu ko­nu da<br />
nazil olan ayetler şöyleydi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«(Savaştan) Geri<br />
bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı), öyle kî, bütün genişliğine rağmen yeryüzü<br />
onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti. Ve<br />
O&#8217;nun dışında (yine) Al­lah&#8217;tan başka bir sığınacak olmadığını İyice anladılar.<br />
Sonra tev-be etsinler diye onların tevbezlni kabul et&#8217;i. Şüphesiz Allah (yal­nızca)<br />
O tevbelerî kabul edendir.» (Tevbe: 118).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Cemaat sevince boğuldu<br />
ve birçoğu güzel haberi onla­ra vermek için mescidden aceleyle çıktılar.<br />
İçlerinden en gençleri olan Ka&#8217;b İbn Malik (r.) şehrin dışında kendisine tek<br />
kişilik bir çadır kurmuştu. Daha sonraki yıllarda, yak­laşan bir atm ayak<br />
seslerini ve «Ey Ka&#8217;b, müjde» diye bir bağırma duyduğunu ve nasıl hemen secdeye<br />
kapandığını anlatırdı. Bu iyi haberin affedilme haberinden başka bir şey<br />
olamayacağından emindi. Ka&#8217;b daha sonra mescide git­ti. -Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
selâm verdiğimde» dedi, «yüzü sevinçten parlıyordu. Bana: «Annenden doğduğundan<br />
beri geçirdiğin en güzel gün için sevin» dedi. «Ey Allah&#8217;ın Rasu-lü, bu senden<br />
mi, yoksa Allah&#8217;tan mı?» diye sordum. «Ha­yır Allah&#8217;tan» diye cevap verdi.<br />
Allah&#8217;ın Rasulü sevinçli bir haberden memnun olduğunda yüzü ay gibi parlardı».</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Havazin&#8217;in lideri<br />
Malik (r.) Müslüman olduğundan be­ri boş durmuyordu. Beni Sakîf hâlâ Taif&#8217;e<br />
girilmez diye kendileriyle övünebilirlerdi; fakat şimdi tüm yönlerden uzak ve<br />
geniş Müslüman topluluklarıyla sarılmışlardı ve gönderdikleri her kervan<br />
yağmalanabilirdi. Hatta deve ve koyunları bile Malik&#8217;in adamları alır diye<br />
otlamaya dışarı çıkaramıyorlardı. Yanısıra Malik&#8217;in adamları ellerine dü­şen<br />
Sakif&#8217;iiler, putperestlikten vazgeçmedikçe serbest bı­rakmayacaklarını ve öldüreceklerini<br />
ilân etmişlerdi. Birkaç ay sonra Taif&#8217;liler Peygambere (s.a.v.) İslâm&#8217;ı kabul<br />
ede­ceklerini bildiren, buna karşılık halkın, mallarının ve top­raklarının<br />
güvenlikte olmasını isteyen bir anlaşma yap­mak üzere bir delege göndermekten<br />
başka seçenekleri ol­madığına karar verdiler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tebük&#8217;ten Ramazan&#8217;ın<br />
başında dönülmüştü. Aynı ay içinde Taiften delegeler Medine&#8217;ye geldi. Delegeler<br />
konuk­severce karşılandılar ve onlar için mescidin yakınma bir çadır kuruldu.<br />
Eğer Müslüman olurlarsa yerleşim bölge­lerinin îslâm devletinin koruması<br />
altında olmasına karar verildi. Fakat Peygamber (s.a.v.î onların ba^ı<br />
isteklerini kabul etmedi. Delegeler Lafın üç yıl kadar tahrip edilme­di den<br />
durmasını istediler. Peygamber (s.a.v.} bu isteği geri çevirince iki yıla, sonra<br />
bir yıla indirdiler, en sonunda bir ay mühlet istediler. Peygamber Cs.a.v.)<br />
buna da hayır de­di Daha sonra ona putlarını kendi elleriyle tahrip etmeme­leri<br />
ve hergun beş vakit namaz kılmamaları için yalvardı­lar. Onlara: «Namaz olmayan<br />
dinde hayır yoktur» diyerek namaz kılmaları gerektiğini söyledi. Fakat<br />
putlarını kendi elleriyle tahrip etmemeleri konusundaki önerilerini kabul etti.<br />
Urve&#8217;nin yeğeni Muğire&#8217;ye delegeler ile birlikte gitme­sini ve Mekke&#8217;den<br />
kendisine yardım etmek üzere Ebu Süf-yan&#8217;ı alıp Lat&#8217;ı tahrip etmesini emretti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müslüman olduktan<br />
sonra delegeler Ramazan&#8217;ın geri kalanını Medine&#8217;de oruç tutarak geçirdiler ve<br />
daha sonra Taife döndüler. Ebu Süfyan gruba Mekke&#8217;de katıldı, fakat putu kıran,<br />
tek elli Muğire idi. Muğire&#8217;nin kabilesi, Urve ile aynı kaderi paylaşmasından<br />
korkarak onun için bazı koruma önlemleri almışlardı. Fakat kınlan put için<br />
feryat eden kadın seslerinden başka bir müdahale olmadı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Şehrin teslim olmasına<br />
en çok üzülen iki kişi, ne şeh­rin vatandaşı ne de Lat&#8217;m bağlılarmdandı.<br />
Peygamber (s. a. y.) Mekke üzerine yürüdüğünde, Hanzala&#8217;nm babası Ebu Amir ve<br />
ciritçi Vahşi, kendilerine yenilmez bir şehir olarak görünen Taife<br />
sığınmışlardı. Fakat şimdi nereye sı­ğınabileceklerdi? Ebu Amir, Suriye&#8217;ye<br />
kaçtı ve orada ken­di kendine ettiği bedduayı yerine getirerek «yalnız ve yu­vasız<br />
bir sürgün» olarak öldü<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a>.<br />
Sakîf li bir adam Peygam­ber (s.a.v.)&#8217;in Müslüman olan hiç kimseyi<br />
öldürmediğini söylediğinde Vahşi hâlâ nereye gidebileceğini düşünüyor­du.<br />
Vahşi, bunun üzerine Medine&#8217;ye gitti, Peygamber (s.a. v ) &#8216;e gidip kelime-i<br />
şehadet getirdi. O, böyle yaparken mü&#8217;-m inlerden biri onu Hamza&#8217;yı öldüren<br />
köle olduğunu anladı ve: «Ey Allah&#8217;ın Rasulü, bu Vahşi» dedi. «Olsun» dedi Pey­gamber<br />
(s.a.v.), «Çünkü bir kişinin İslâm&#8217;a girmesi benim içm bin kâfiri öldürmekten<br />
daha iyidir». Daha sonra gözle­ri, önündeki siyah yüzde gezindi:<span>    </span>«Gerçekten sen Vahşi misin?» diye sordu. Adam<br />
doğrulaymca: -Otur ve Hamzayı nasıl öldürdüğünü bana anlat» dedi. Adam<br />
anlatmayı bitirdiğinde Peygamber ,(s.a.v.): Yazıklar olsun, yüzünü benden uzak<br />
tut, bırak da sana bir daha bakmayayım»<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a> dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ebu Amtr&#8217;in kuzeni îbn<br />
Ubey&#8217;e gelince, Tebûk&#8217;ten bir ay sonra hastalandı ve birkaç hafta sonra ölmek<br />
üzere ol­duğu anlaşıldı. Eski kaynaklar, onun nasıl öldüğü (mü&#8217;min olarak mı,<br />
münafık olarak mı) konusunda farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Fakat Peygamber<br />
(s.a.v.î&#8217;in onun başın­da cenaze namazı kıldığı ve kabri başında dua ettiği ko­nusunda<br />
hepsi aynı fikirdedirler. Bir kaynağa göre Ömer (r.), Peygamber (s.a.v.î namaz<br />
için yerini aldığında onun yanına gitmiş ve bir münafığa bu kadar lütufta<br />
bulunma­ması için ona karşı çıkmıştı. Peygamber (s.a.v.) ona gülüm­seyerek şu<br />
cevabı verdi: «Ömer, arkama geç. Bana bir se­çenek verildi, ben de seçtim.<br />
Bana:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Sen, ister onlar İçin<br />
bağışlanma dile ya da istersen onlar tçin bağışlama dileme. Onlar için yetmiş<br />
kere bağışlama di&#8217;:sen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz» (Tevbe: 5)<span>   </span>,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">denildi. Eğer yetmiş<br />
defadan fazla bağışlanma dilediğimde Allah&#8217;ın onları bağışlayacağını bilsem dualarımın<br />
sayısını artırırdım»<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a>. Daha<br />
sonra namazı kıldırdı, tabutun yanında mezarlığa kadar yürüdü ve mezarın<br />
başında durdu. Bun­dan kısa bir süre sonra münafıklar hakkında, şu ayet na­zil </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Onlardan ölen bitinin<br />
namazım hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar Allah&#8217;a ve<br />
Rasulüne (karşı) küfre sap­tılar ve fasıklar olarak öldüler.» (Tevbe: 84).<br />
Fakat başka kaynaklara göre<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a> bu<br />
âyet Tebûk&#8217;ten dön­dükten hemen sonra nazil olan vahyin bir bölümü idi. Bu âyet<br />
İbn Ubey&#8217;e uygulanamazdı, çünkü Peygamber onu hastalığı sırasında ziyaret etmiş<br />
ve Ölümün yakınlığının onu değiştirdiğini görmüştü. İbn Ubey, Peygamber<br />
(s.a.v.) -den öldüğünde kefenlenmek için bir elbisesini ve kabre kadar<br />
tabutunun yanında gitmesini istemiş, O da bunu kabul etmişti. Daha sonra da:<br />
«Ey Allah&#8217;ın Resulü, ümit ederim ki tabutumun yanında dua eder ve günahlarımın<br />
affı için Allah&#8217;tan bağışlanmamı dilersin» demişti. Pey­gamber (s.a.v.) yine<br />
kabul etmiş ve O Öldükten sonra da sözünü yerine getirmişti. Tüm bu olaylar<br />
sırasında ölen adamın oğlu Abdullah da vardı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
elçiler gönderen tek kabile Saklf değildi. «Heyetler yılı» olarak anılan<br />
Hicret&#8217;in bu dokuzun­cu yılında Medine&#8217;ye Arabistan&#8217;ın her tarafından daha bir<br />
çok elçiler geldi. Bunlar arasında Yemen&#8217;in çeşitli bölgele­rinden gelen<br />
elçiler ve putperestliği bırakıp Müslüman ol­duklarını duyuran dört Himyerli<br />
Prensin mektupları da vardı. Peygamber (s.a.v.) onlara samimiyetle cevap verdi;<br />
onlara İslâm&#8217;ın emirlerini haber verdi. «Dinine bağlı olan bir yahudi veya bir<br />
hristiyanın dininden döndörülmeyece-ğini, fakat cizye (haraç) ödeyip, Allah&#8217;ın<br />
Rasulü&#8217;nûn hi­mayesi altında olacağını»<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a><br />
belirterek yahudi, hristiyan ve Müslümanlardan vergi toplamak üzere göndereceği<br />
elçile­re iyi davranmalarını emretti. Dinsel ayrılıklarla ilgili ola­rak<span>  </span><span> </span>nazil<br />
olan bir âyette şöyle denilfyordu.:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Sizden her biriniz<br />
için bîr şeriat ve bir ydl yöntem kıldık. Eğer Allah<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a><br />
dileseydi, sizi bir tek ümmetten kılardı; ancak (bu) si­ze verdikleriyle sizi<br />
denemesi İçindir. Artik hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah&#8217;adır.<span>  </span>Hakkında<span>    <br />
</span>anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir» (Maide: 48).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Gelen heyetlerin<br />
hepsinden sonuç alınamıyordu. Bı&#8217;r Ma&#8217;un&#8217;daki katliamdan sorumlu olan Amir İbn<br />
Tufeyl şim­di Beni Amir&#8217;in başına gelmiş ve kabilesinin baskıları so­nucunda<br />
Medine&#8217;ye gelmek zorunda kalmıştı. Fakat cahil bir adamdı. İslâm&#8217;a karşılık<br />
Peygamber (s.a.v)&#8217;den kendi­sini halifesi olarak ilân etmesini istedi.<br />
Peygamber (s.a-v.). «O ne senin içindir ne de kabilen içindir» dedi. «O halde»,<br />
dedi Amir, «Sen şehirlileri yönet, bana da göçebeleri ver&#8230; «Hayır» dedi.<br />
Peygamber (s.a.v.); «fakat sana süvarilerin idaresini veriyorum, çünkü sen<br />
atlardan anlayan bir adam­sın.» Bedevi lider için bu yeterli değildi. Hor<br />
görerek; «Bir-şeyim olmayacak mı yani?» dedi. Geriye dönerek: «Her ta­rafı sana<br />
karşı atlılar ve yayalarla dolduracağım» dedi. O gittikten sonra Peygamber<br />
(s.a.v.) dua etti. «Allah&#8217;ım, Be­ni Amir&#8217;e hidayet ver ve Tufeyl&#8217;in oğlu<br />
Amir&#8217;in şerrinden İslâm&#8217;ı kurtar.» Amir yolda bir saldırıya uğradı ve eve varmadan<br />
öldü. Kabilesi yeni bir temsilci kurulu gönder­di ve anlaşma yapıldı. Şair<br />
Labîd (r.) de elçilerden biriydi ve Müslüman olmuştu. Bundan sonra şairliği<br />
bırakmak is­tediği söyleniyordu. «Buna karşılık &#8216; Allah bana Kur&#8217;an&#8217;ı verdi»<br />
demişti. Fakat yine de yeteneklerini dinin hizmetin­de<span>   </span>kullanarak Ölünceye dek şiir yazmaya devam<br />
etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hac zamanı<br />
yaklaşıyordu. Peygamber (s.a.v.) hacılarla ilgilenme görevini Ebu Bekir (r.)&#8217;e<br />
verdi. Ebu Bekir (r.) Medine&#8217;den üçyüz kişiyle yola çıktı. Fakat onlar<br />
gittikten kısa bir süre sonra, Müslüman ve müşrik Mekke&#8217;ye giden tüm hacıların<br />
duyması gereken önemli bir âyet nazil oldu. Peygamber (s.a.v.) «Bana benim<br />
ailemden birinden başka­sı temsilci olamaz» dedi ve Ali (r.) &#8216;e tüm hızıyla<br />
gidip hacı­lara yetişmesini söyledi, inen âyetleri Mina&#8217;da okuyacak ve o yıldan<br />
sonra Kâ&#8217;be&#8217;ye çıplak girilemeyeceğini ve put­perestlerin son defa Haç<br />
yaptıklarını ilân edecekti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ali Cr.) yetiştiğinde<br />
Ebu Bekir (r), topluluğa kuman­da etmek üzere mi geldiğini sordu. Ali (r.) onun<br />
kumandası altında olacağını söyledi ve birlikte yola çıktılar. Na­mazları Ebu<br />
Bekir kıldırdı ve hutbeleri de o okudu. Bay­ram günü, tüm hacılar kurbanlarını<br />
kesmek üzere Mina vadisinde toplandıklarında Ali (r.) ilahî mesajı açıkladı.<br />
Mesajın konusu, putperestlere serbestçe gidip gelme için dört ay mühlet<br />
verildiği, bu süreden sonra Allah&#8217;ın ve Ra-sulü&#8217;nün onlara, karşı bir<br />
sorumlulukları<span>    </span>olmayacağıydı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onlara savaş ilan<br />
edilmişti. Bundan sonra görüldükleri yerde öldürülecek ya da esir alınacaklardı<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a>. İki<br />
istisna ya­pılmıştı Peygamber (s.a.v.)&#8217;le özel anlaşması olan ve bu an­laşmaya<br />
uyanlar anlaşma süresi bitinceye etek güvenlikte olacaklardı, eğer bir<br />
putperest himaye isterse ona himaye verilecek, îsîâm ona tebliğ edildikten<br />
sonra emin bir yere yerleştirilecekti. Putperestlerin çıkarılmasıyla sadece<br />
tica­retlerinin durgunlaşacağını değil değerli hediyelerden de mahrum<br />
kalacaklarını zanneden yeni Müslüman olan Mekke&#8217;lilere hitaben yeni bir âyet<br />
nazil olmuştu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ey iman edenler,<br />
müşrikler ancak pisliktirler; öyleyse bu yıl­larından sonra artık Mesciâ-i<br />
Harama yaklaşmasmlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız. Allah dilerse<br />
sizi kendi fazlından zengin kılar. Hiç şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet<br />
sahibi olandır.» (Tevbe: 25).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
Hicret&#8217;ten sonra onuncu yıl olan ertesi yıl hemen hemen tümünü evde geçirdi.<br />
İbrahim, yü­rümeye başlamıştı ve henüz Konuşmaya başlıyordu. Ha­san (r.) ve<br />
Hüseyin (r.)&#8217;in, Zeyneb Cr.) adında bir kızkar-deşleri olmuştu ve Fatıma (r.)<br />
dördüncü bir çocuk bekli­yordu. Ailenin diğer yakınları arasında Cafer (r.)&#8217;in<br />
üç oğlu vardı. Cafer&#8217;in ölümünden sonra Esma (r.) ile evlen­diği için bu üç<br />
çocuk Ebu Bekir (r.)&#8217;in üvey oğullan olu-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">yordu. Esma (r.) da<br />
bir bebek bekliyordu. Peygamber (s.a. v). Esma&#8217;nm kardeşi Ümmü&#8217;1-Fadl (r.)&#8217;ı çok<br />
severdi. Mek­ke&#8217;de iken sık sık onu ziyaret etmek adetiydi. Abbas (r.)<br />
Medine&#8217;ye yerleştiğinden beri yine sık sık ziyaret ediyordu. En büyük oğulları<br />
Fadl fr.) olgunlaşmış ve Peygamber (s. a.v.) tarafından sevildiğini gösteren<br />
birçok olayla karşı­laşmıştı. Bunlardan biri de, Peygamber (s.a.v.)&#8217;in Meymu-ne<br />
(r.)&#8217;de kaldığı zamanlar, yeğeni Fadl (r.)&#8217;ı onunla-bir­likte kalmaya davet<br />
etmesiydi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Delegeler bir önceki<br />
yıl gibi gelmeye devam ediyordu Bunlardan biri, Peygamberle (s a.v) anlaşma<br />
yapmak isteyen Necran hris Uyanların d andı. Onlar Bizans yönetimin-deydiler ve<br />
geçmişte Konstantinapol&#8217;den birçok yardım gör­müşlerdi. Altmış itişi olan<br />
delegeleri Peygamber (s a.v.) Mescid&#8217;de kabul etti. Onların dua etme vakti<br />
geldiğinde Peygamber (s.av.) onların doğuya dönerek dua etmelerine izin verdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kaldıkları sürece<br />
yapılan görüşmelerde birçok ilkelere değinildi, isa&#8217;nın kişiliği hakkında<br />
Peygamber (s.a.v)&#8217;le arasında birçok anlaşmazlıklar çıktı. Bunun üzerine şu<br />
âyetler nazil oldu-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Şüphesiz, Allah<br />
ka&#8217;ında İsa&#8217;nın durumu, Adem&#8217;in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a>,<br />
sonra da «ol» demesiyle o he­men oluverdi. Gerçek, Rabbindendir. öyleyse<br />
kuşkuya kapılanlar­dan olma. Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun<br />
hakkında seninle «çekişip-tartışmalcra girişirlerse» de ki: «Gelin oğullarımı­zı<br />
ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve ken­dinizi<br />
çağıralım, sonra kcrşthkh lanctleşelim de Allah&#8217;ın lanetini ya­lan söylemekte<br />
olanların üs&#8217;üne kılalım.» (Al-i Imran: 59-61}.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) bu<br />
âyetleri hristiyanlara okudu ve onları kendisi ve ailesi ile buluşup âyette<br />
Önerilen şekilde</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">anlaşmazlığı çözmeye<br />
davet etti. Onlar düşüneceklerini söylediler, ertesi gün Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
geldiklerinde, Ali (r.)&#8217;nin, Fatıma lr.)&#8217;nın ve iki oğullarının yanında ol­duğunu<br />
gördüler. Peygamber (s.a.v.) büyük bir aba giy­miş ve hepsini de içine alacak<br />
şekilde yaymıştı. Bu neden­le bu beş kişiye, «ehl-i aba» denirdi. Hristiyanlara<br />
gelince, anlaşmazlığı artık daha fazla devam ettiremeyeceklerini anladılar.<br />
Peygamber (s.a.v.î onlara, vergi vermeleri karşı­lığında kendilerinin,<br />
kiliselerinin ve tüm diğer mallarının İslâm devletinin koruması altında<br />
olacağını vadeden bir anlaşma yaptı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu yılın ilk aylarında<br />
süren neşeli mutluluk İbrahim&#8217;­in hastalanmasıyla birlikte sona erdi. Bir süre<br />
sonra onun uzun süre yaşamayacağı ortaya çıktı. Onu annesi Mariye (r.) ve<br />
teyzesi SirînCr.) tedavi ediyorlardı. Peygamber (s. a.v.) onu sık sık ziyaret<br />
ed&#8217;yordu ve ölürken yanındaydı. Çocuk son nefesini verdiği ide kucağına aldı ve<br />
gözlerin­den yaşlar boşandı. Onun yas ve feryadları yasaklaması, ölüm<br />
sonrasındaki tüm üzüntü belirtilerini de yasaklamış olduğu anlaşılıyordu. Bu<br />
yanlış anlama hâlâ bazı zihinleri meşgul ediyordu. Abdurrahman İbn. Avf (r.):<br />
«Ey Allah&#8217;ın Rasulü, sen bunu ağlamasını kastederek yasaklama­dın mı?<br />
Müslümanlar seni ağlarken görürlerse onlar da ağ­larlar» dedi. Peygamber<br />
(s.a.v.) yine ağlamaya devam etti ve konuşabilecek hale geldiğinde: «Ben bunu<br />
yasaklama­dım. Bunlar acıma ve merhamet belirtileridir. Merhametli olmayana merhamet<br />
olunmaz. Ey ibrahim, eğer tekrar bu­luşma va&#8217;di olmasa, bu herkesin geçmek<br />
zorunda olduğu bir yol olmasa ve son gelenimizin ilk gidene yetişeceğini bil­in<br />
eşek, senin için daha fazla üzülürdük. Yine de senin için çok üzülüyoruz, ey<br />
İbrahim. Göz ağlar, kalb hüzünlenir, Allah&#8217;ın gücüne gidecek birşey<br />
söylemiyoruz» <a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a>dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbrahim&#8217;in Cennette<br />
olduğunu söyleyerek Mariye (r.) ve Şirin (r.)&#8217;i teselli etti. Onları bir müddet<br />
yalnız bıraka tıktan sonra Abbas (r.) ve Fadl (r.) ile birlikte döndü, îki yaşlı<br />
adam oturmug onu seyrederken genç adaın cenazeyi yıkadı. Daha sonra, cenaze<br />
mezarlıktaki küçük mezarına kondu. Üsame (r.) ve Fadl Cr.) çocuğu mezara<br />
uzattıktan sonra Peygamber Cs.a.v.) cenaze namazını kıldırdı ve kab­rin başında<br />
oğlu için dua etti. Mezara toprak atıldığında hâlâ mezarın başındaydı. Daha.<br />
sonra bir kırba su getirme­lerini ve mezarın üstüne serpmelerini emretti.<br />
Atılan toprağın yüzeyinde dengesizlik vardı, buna işaret ederek: Sizden biriniz<br />
birşey yaptığında, onu mükemmel yapsın» dedi. Toprağı eli ile düzelterek<br />
yaptığı iş için «Bu ne iyilik ne de zarar verdi, fakat hüzünlenenin gönlünü<br />
ferahlattı»<a href="#_ftn13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></a> dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
birçok kez, yaptığı her dünyevi işte kişinin mükemmeli araması gerektiğini<br />
vurgulamıştır. Bir­çok sözü de bu amacın dünyevi olmadığını ve uhrevi ol­duğunu<br />
belirtir. Ali, Peygamberin (s.a.v.) bu konudaki tu­tumunun şu sözlerle<br />
özetlenebileceğini söylemiştir: «Her za­man yaşayacakmış gibi bu dünya için,<br />
yarın ölecekmiş gi­bi ahiret için çalış.» Her zaman ayrılmaya hazır olmak, her<br />
zaman uhrevi olmaktır. Peygamber (s.a.v.): «Bu dünyada bir garip veya bir yolcu<br />
gibi ol»<a href="#_ftn14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></a> demiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbrahim&#8217;in öldüğü gün,<br />
cenaze gömüldükten sonra bir güneş tutulması olmuştu. Bazıları bunu Peygamber<br />
(s.a. v&#8217;Jin üzüntüsüne bağladılar. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): «Ay ve<br />
güneş Allah&#8217;ın işaret ayetlerindendir. Onla­rın ışığı hiçbir insanın ölümü için<br />
kesilmez. Onların tutul­duğunu görürseniz, aydmlanmcaya kadar dua edin.»<a href="#_ftn15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></a><br />
dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">81.<span>   </span>DERECELER</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yeni dine girme<br />
sırasında insanları yönlendiren ruh­sal dürtüler artık çok zayıflamıştı. Bu<br />
nedenle şu âyet nazil oldu-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Bedeviler* dedi ki:<br />
«iman ettik» De ki: «Siz iman etmedi­niz, ancak &#8216;islâm (müslüman veya teslim)<br />
olduk&#8217; deyin. îman he­nüz kalblerinize girmiş değildir. Eğer Allah&#8217;a ve<br />
Rasulüne itaat ederseniz, O, sizin emellerinizden hiçbirini eksiltmez.»<br />
(Hucurat: 14)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu âyet iman etmeden<br />
teslim olmayı -en aşağı derece olarak kabul ederek İslâm hiyerarşisini<br />
tamamlıyordu. Da­ha yüksek dereceler, Hudeybiye anlaşmasından birkaç ay önce<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;e nazil olan Nur Sûresinin konu­sunu<span>  </span>daha doğrusu konularından birini teşkil<br />
ediyor­du. Kur&#8217;an&#8217;da nur, iman anlamına gelir ve aşağıda bu nu­run<br />
(aydınlanmanın) dört derecesi belirtilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Allah, göklerin ve<br />
yerin nurudur. O&#8217;nun nurunun misali, için­de çerağ bulunan bir kandil gibidir;<br />
çerağ bir sırça içerisindedir; sırça sanki incimsi bir yıldızdır ki. doğuya da<br />
battya da ait olma­yan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç<br />
ki) nere­deyse ateş ona dokunmasa da yağı tştk verir. (Bu) Nur üstüne nur­dur.<br />
Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-ilettr. Allah insanlar için<br />
örnekler vermektedir. Allah, herşeyi bilendir.» (Nur: 35)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">En alt derecede,<br />
aydınlatılan fakat kendisi ışık saçma­yan kandil vardır. Daha sonra sırça<br />
gelir, onun üstünde de kutlu zeytin ağacı yer alır. Bu sembollerin anılması<br />
insana. «Allah insanlara örnekler verir» diye başlayan ve sebebi­ni belirterek:<br />
«belki düşünürler» (Haşr: 21) diye biten baş­ka ayetleri hatırlatıyor. Nur<br />
ayetinin tümü insanı düşün­meye çağırır. Fakat derecelere gelince Kur&#8217;an bu<br />
konuyu burada imalı bir şekilde anlatır. Halbuki ilk nazil olan ayetlerde<br />
imanın dereceleri daha açık bir şekilde anlaşıl­mıştır. Bunlardan birinde<br />
(Vakıa: 7-40) insanlar üç gruba ayrılmıştır, «Ashabı Meymene» (ahirette amel<br />
defteri sağ­dan verilen ya da sağ yanda olanlar), «Ashab-ı Meş&#8217;eme» (ahirette<br />
defterleri soldan verilenler, ya da sol yanda olan­lar) ve «Yarışıp öne geçmiş<br />
öncüler.» «Ashab-ı Meymene» kurtulanlar, «Ashab-ı Meş&#8217;eme» de<br />
cezalandırılanlar. «Ön­cüler ise en üst derecededirler ve onlara Allah&#8217;ın<br />
Kulları<a href="#_ftn16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></a><br />
denilir.. Baş melekleri diğer meleklerden ayırmak için kul­lanılan Allah&#8217;a<br />
yaklaştırılmış (mukarrebûn) deyimi bun­lar İçin kullanılır. İlk nazil olan<br />
sûrelerden bazılarında mü&#8217;min kategorisinde, «öncüler»le (sabikûn) «Ashab-ı Mey­mene»<br />
arasında yeralan «iyiler» (ebrârl diye bir sınıftan da bahsedilir. Bu üçü arasındaki<br />
ilişki Kur&#8217;an&#8217;m bu üç grubun Cennette ki durumlarıyla ilgili anlattıklarından<br />
çıkarılabilir. Ashab-ı Meymene»ye içmek için «saf su» ve­rilirken, en yüce<br />
kaynaklar sadece «öncülerde verilir. «İyi­lerde ise, onların «Öncüler» in ayak<br />
izlerine uyanlar olduğu­nu belirtir, bir şekilde iki farklı kaynağın karışımı<br />
verilir (insan: 5), (Mutaffifin: 27).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Üstünlük derecelerine<br />
Kur&#8217;an&#8217;da kalbten bahsederken de değinilir. Kur&#8217;an çoğunluktan bahsederken:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Gerçek şu ki, gözler<br />
kâr olmaz, ancak sinelerdeki kalbler kö­relir» (Hac. 46).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">der. Diğer taraftan<br />
Peygamber (s.a.v.) tüm diğer Peygam­berler gibi, kalbinin devamh uyanık<br />
olduğunu, yani kalb gözünün açık olduğunu söylemiştir. Kur&#8217;an bunun belli öl­çülerde<br />
başkaları tarafından da paylaşılabileceğini belir­tir, çünkü bazen sadece<br />
«temiz akıl sahipleri»ne (ulü&#8217;l-el-bab)<span>  <br />
</span>(Yusuf:<span>  </span>ili, Ra&#8217;d: 19)<span>  </span>hitap eder.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)&#8217;in<br />
Ebu Bekir hakkında şöyle söyle­diği rivayet edilir: «O sizi çok oruç tutmakla<br />
ve çok na­maz kılmakla geçmedi, fakat o sizi kalbinde sabit olan bir şey<br />
sayesinde geçti.»<a href="#_ftn17" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[17]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) sık<br />
sık Ashabdan bazılarının diğer­lerinden üstün olduğunu belirtirdi. Mekke&#8217;nin<br />
fethi sırasın­da Peygamber (s.a.v.)&#8217;in yanında Halid kendisini azarla­yan<br />
Abdurrahman îbn Avf&#8217;a sinirlenip karşı çıkınca Pey­gamber (s.a.v.):<br />
«Arkadaşlarıma (Ashabıma) nazik dav­ran Halid, çünkü senin Uhud dağı<br />
büyüklüğünde altının olsa ve bunu Allah yolunda harcasan, yine de arkadaşla­rımdan<br />
hiçbirinin faziletine ulaşamazsın»<a href="#_ftn18" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[18]</span></span></span></span></a><br />
dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;an&#8217;a göre bir<br />
derece ile diğeri arasındaki fark ahi-rette, bu dünyadakinden daha büyüktür:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Onlardan bir kısmım<br />
bir kısmına nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından<br />
daha büyüktür, üstün­lük bakımından da daha büyüktür» (tsra: 21).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) de<br />
şöyle demiştir: «Cennet ehli ken­di üstlerindeki yüce yerin, şimdi en parlak<br />
gezegeni (ve-nüs) doğu veya batı ufkunda gördükleri yükseklik kadar yukarıda<br />
olduğunu görecekler»<a href="#_ftn19" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[19]</span></span></span></span></a><br />
İnsanlar arasındaki eşitsizlikler onun öğretme şekline de yansımıştır,<br />
öğrettikle­rinin bazılarını sadece anlayabileceklerini umduğu belirli bazı<br />
kişilere hasretmiştir. Ebu Hureyre: «Hafızama Rasu-lullah (s.a.v.)&#8217;tan<br />
öğrendiğim iki tür bilgi depoladun. Bir kısmını açıkladım; eğer diğer kısmını<br />
da açıklarsam bu gırtlağı kesersiniz»<a href="#_ftn20" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[20]</span></span></span></span></a><br />
diyerek boğazına işaret etmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mekke ve Huneyn<br />
zaferlerinden sonra dönüş yolculuğu sırasında Peygamber (s.a.v.)<br />
arkadaşlarından bazılarına-«Küçük cihaddan, büyük cihada dönüyoruz» dedi.<br />
İçlerin­den biri: «Ey Allah&#8217;ın Rasulü, büyük cihad nedir? diye so­runca: «Nefse<br />
karşı cihad»<a href="#_ftn21" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[21]</span></span></span></span></a>cevabını verdi. însan<br />
nefsi iki bölüme ayrılmıştır. Onun aşağı bölümü hakkında Kur&#8217;an:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Gerçekten nefis var<br />
gücüyle kötülüğü emredendir» (Yusuf: 53) der. Şuur da denen iyi bölümüne de:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Kendini kınayıp duran<br />
nefis» (Kıyamet: 2).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">adını verir. îşte alçak<br />
nefse karşı ruhun yardımıyla cihadı yüklenen bu kısmıdır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">En sonunda da savaşı<br />
sona ermiş ve artık içinde bir ayrılık taşımayan «mutmain (tatmin olmuş) nefis»<br />
vardır. *Öncüler»in (sabikûn), «Allah&#8217;ın kullananın ve «Allah&#8217;a yaklaştırılmış<br />
olanlardın (mukarrebûn) nefisleri işte böy­ledir. Kur&#8217;an bu kemâle ermiş olan<br />
nefse şöyle hitap eder:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ey mutmain (tatmin<br />
olmuş) nefis. Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön<a href="#_ftn22" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[22]</span></span></span></span></a> .<br />
Artık kullarımın arasına gir. Cenne­time gir.» (Fecr: 27-30).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu lütuflardaki ikili<br />
doğa, Kur&#8217;an&#8217;ın kutsanmış nefis için verdiği iki Cennet va&#8217;dini ve Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in kendi nihai durumunu anlatmak için söylediği «Rabbimle</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ve Cennetle buluşma»<br />
sözünü hatırlatıyor. «Mutmain ne­fis- için, «Cennetime gir» sözü -Rabbimle<br />
buluşma» sözü­ne tekabül ediyor; «Kullarımın arasına gir sözü de «Cen­net» e<br />
tekabül eder. Yüksek Cennet (Cennet &#8216;ül-a&#8217;la), yani •Rabbimle buluşma»<br />
Rıdvan&#8217;dan başka birşey değildir. Aşa­ğıdaki âyet bu sıralarda nazil olmuştu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Alîah, mü&#8217;min<br />
erkeklere ve mü&#8217;min kadınlara İçinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan<br />
cennetler ve And cennetle­rinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah&#8217;tan olan<br />
hoşnutluk (Rıd­van) ise en büyüktür. İşte büyük &#8216;kurtuluş ve mutluluk&#8217; da<br />
budur.» (Tevbe- 72).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) bu<br />
dünyada iken ulaşılabilecek en yüksek dereceden de bahsetmiştir. Kutsi<br />
hadislerden bi­rinde şöyle denir: «Kulum gönüllü (nafile) ibadetieriyle bana<br />
yaklaşmayı ben onu sevinceye kadar devam ettirir; ben onu sevdiğimde, onun<br />
duyan kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum»<a href="#_ftn23" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[23]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Gönüllü ibadetlerin en<br />
başında «Allah&#8217;ı anmak veya Allah&#8217;ı çağırmak» anlamına gelebilecek olan zikr<br />
Allah gelir. İlk inen âyetlerden birinde Peygamber (s.a.v.) şöyle bir emirle<br />
karşılaşmıştı:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Rabbinin ismini<br />
zikret ve her şeyden kendini çekerek yal­nızca O&#8217;na yönel» (Müzentmit: S).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonraları nazil<br />
olan bir âyette de şöyle deniyor, du:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Hiç şüphe yok namaz,<br />
çirkince-utanmazltklardan ve kötülük­lerden vazgeçirir. Allah&#8217;ı zikretmek ise<br />
muhakkak en büyüktür» (Ankebût:<span>  </span>45).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kalb ve kalbin<br />
körlüğüyle ilgili olarak Peygamber (s.a.v.): «Herşeyin pasını silen bir cilası<br />
vardır, kalbin ci­lası ise Allah&#8217;ı zikretmektir»<a href="#_ftn24" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[24]</span></span></span></span></a>,<br />
demiştir.<span>    </span>Mahşer gününde</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah katında kimin en<br />
yüksek dereceye sahip olacağı so­rulduğunda ise «Allah&#8217;ı en çok zikreden kadın<br />
ve erkekler» cevabını vermiştir. Bunların, Allah yolunda savaşanlardan da<br />
yüksek bir derecede olup olmadıkları sorulduğunda ise cevabı şu olmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Kişi müşrik ve<br />
putperestlere karşı kılıcı kana bulanıp kırılıncaya kadar savaşsa bile, Allah&#8217;ı<br />
zikretmek ondan daha yüksek bir dereceye sahip olacaktır»<a href="#_ftn25" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[25]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">82.<span>    </span>GELECEK</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.):<br />
«Ümmetimin en iyisi benim dönemimdedir-, sonra onlardan sonrakiler daha sonra<br />
onlardan sonrakiler gelir»<a href="#_ftn26" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[26]</span></span></span></span></a> dedi<br />
ve kendi çağında yaşayan ümmeti­nin, yani Ashabının çokluğuna sevindi.<br />
Bir&#8217;keresinde asha­bından on kişiye uğradı ve onları Cennetle müjdeledi. Bun­lar;<br />
Ebu Bekir, Osman, Ali, Abdurrahman îbn Avf, Ebu Ubeyde, Talha, Zübeyr, Zühre&#8217;îi<br />
Sa&#8217;d ve Hanif olan Zeyd1-in oğlu Sa&#8217;ld idi. Onlardan önce diğer bazı kimseleri<br />
de cennetle müjdelemişti. Hadis kitapları onun bu on kişi ile ilgili<br />
övgülerinden ve bunlardan başka kimselere de cen­netle ilgili verdiği<br />
haberlerden bahseder, örneğin bir ha­diste: «Cennet şu üç kişiyi arzular: «Ali,<br />
Amnıâr<a href="#_ftn27" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[27]</span></span></span></span></a> ve<br />
Selman»<a href="#_ftn28" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[28]</span></span></span></span></a><br />
buyurulur. Peygamber (s.a.v.) Fatuna (r.) ya da şöyle demiştir: «Sen, îmran&#8217;ın<br />
kızı Meryem hariç, Cennet­teki kadınların en üstünüsün»<a href="#_ftn29" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[29]</span></span></span></span></a>. Ali<br />
(rj&#8217;nin Peygamber (s. a.v.)&#8217;den aldığı hikmeti gelecek nesillere ulaştıracak<br />
olan en önemli ileticilerden biri olacağına işaret ederek onun hakkında; «Ben<br />
bilginin şehriyim, Ali de onun kapısı»<a href="#_ftn30" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[30]</span></span></span></span></a>.<br />
Umuma, hitaben de: «Benim Ashabım yıldızlar gibidirler; hangisini izlerseniz<br />
hidayet bulursunuz»<a href="#_ftn31" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[31]</span></span></span></span></a><br />
demiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tebûk&#8217;ten döndükten<br />
sonra adamlar kendi aralarında artık savaşın bittiğini düşünerek konuşmuşlardı.<br />
Onuncu yıl boyunca çeşitli delegelerin gelmeye devam etmesiyle bu düşünce o<br />
denli yerleşti ki, mü&#8217;minlerin çoğu silah ve zırhlarını satmaya başladılar.<br />
Fakat Peygamber (s.a.v.) bunu duyunca,, böyle yapmalarını yasakladı ve: «Ümme­timden<br />
bir bölümü, Deccal gelinceye kadar hak için savaş­maya devam edecek» dedi.<br />
Bunun yamsıra: «Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız»<a href="#_ftn32" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[32]</span></span></span></span></a> ve<br />
«Ken­disinden sonra daha kötüsü gelmeyecek olan hiçbir za­man olmaz»<a href="#_ftn33" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[33]</span></span></span></span></a> da<br />
demiştir. O insanları, ümmetinin bozulma sonucunda hristiyan ve yahudilerj<br />
izlemeye başlayacağını söyleyerek uyarmıştır: «Siz, onları adım adım zira&#8217;<br />
zira&#8217; izleyeceksiniz, öyle ki eğer onları zehirli bir kertenkele çukuruna<br />
girseler, siz yine onların peşinden gideceksiniz<a href="#_ftn34" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[34]</span></span></span></span></a><br />
Kıyametten önce insanlığın genelde yaşayacağı en büyük düşüşü de ifade<br />
ediyordu: «İslâm garip olarak başladı, yi­ne garip olacaktır»<a href="#_ftn35" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[35]</span></span></span></span></a>.<br />
Yine de Allah&#8217;ın onları bırakmayaca­ğım vadetmekten geri kalmamıştır: «Allah,<br />
bu ümmete her-yüzyılın başında dinini yenileyecek birini gönderecektir»<a href="#_ftn36" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[36]</span></span></span></span></a>. Bir<br />
başka sefer Ashabdan bazıları Peygamber (s.a.v.}&#8217;in «Ey kardeşlerim!» diye<br />
birkaç kez bağırdığını duymuşlar­dı. *Ey Allah&#8217;ın Easulü, biz senin kardeşlerin<br />
değilmiyiz1?-diye sorduklarında: «Sizler benim arkadaş lanınsınız. Fa­kat benim<br />
kardeşlerim henüz gelmeyenler arasındadırlar <span> </span>Başka rivayetlerde de: «Son günlerde gelecek<br />
olanlardır» cevabını vermişti. Konuşma tarzı büyük ruhsal öneme sa­hip olan<br />
kişilerden bahsettiğini gösteriyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Son günlerin çok kötü<br />
olmasına rağmen o günlerde, doğru yolu bulmuş anlamına gelen Mehdi adında bir<br />
hali­fenin çıkacağını da haber vermiştir; «Mehdi benim ümme­timden çıkacak,<br />
geniş alınlı ve uzun burunlu olacak. Da­ha önceden kötülük ve zulümle dolu olan<br />
dünyayı doğru­luk ve adaletle dolduracak. Yedi yıl hükmedecek.»<a href="#_ftn37" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[37]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">En sonunda Mehdi&#8217;den<br />
sonra veya onun hükmünün son yıllarda Deccal gelecek, «sağ gözü üzüm gibi, tüm<br />
ışığı gitmiş kör bir adam»<a href="#_ftn38" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[38]</span></span></span></span></a>.<br />
Yeryüzünde büyük tahribat yapa­cak ve anlattığı yalanlarla da daha da çok<br />
insanı kendi tarafına çekecek. Fakat ona karşı savaşan bir grup mü&#8217;min<br />
bulunacak. «Onlar savaşmak için dayanırken» dedi Peygam­ber, (s.a.v.) «namaz<br />
kılmak için saflara dizildiklerinde Meryem oğlu İsa gökten inecek ve onlara<br />
imamlık yapa­cak. Allah&#8217;ın düşmanı, İsa&#8217;yı görünce, tuzun suda eridiği gibi<br />
eriyecek. Eğer bırakılsa hiç kaîmaymcaya kadar erir; fakat Allah, onu tsa&#8217;nm<br />
eline düşürecek. İsa (a.s.) da onun kanını mızrağının ucunda insanlara<br />
gösterecek» <a href="#_ftn39" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[39]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.}<br />
aynı zamanda kıyametin yaklaştı­ğını gösteren birçok işaretleri de haber<br />
vermiştir. Bunlar­dan biri insanların çok yüksdk binalar inşa etmesidir.<br />
Ömer&#8217;in oğlu Abdullah (r.Vın babasından rivayet ettiği bir hadiste bu<br />
belirtiler daha açık bir şekilde anlaşılmıştır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ömer anlatıyor: «Günün<br />
birinde, Resulullah (s.a.v.)&#8217;in yanında bulunduğumuz sırada elbibesi bembeyaz,<br />
saçları simsiyah üzerinde yolculuk belirtileri görülmeyen ve böyle iken hiç<br />
birimizce tanınmayan bir kimse geldi.<span>   <br />
</span>Nihayet</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;an&#8217;da açıkça sözü<br />
edilmeyen ve islam &#8220;bilginleri arasın­da çeşitli biçimlerde ve görüşlerde<br />
ele alınan bu konuya iliş­kin daha geniş bilgi için bakınız: Muhammed<br />
Hamidullah, İslam Peygamberi, Cilt I. Sayfa 681-696, İstanbul 1980; Ebul Âlâ.<br />
el Mevdudi, islam&#8217;da îhya Hareketleri, s. 46-48, Ankara, 1967; Avni tlhan,<br />
Mehdilik, İzmir, 1978<span>   </span>(İNSAN Y.)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v)&#8217;in<br />
yanma oturdu. Dizlerini dizlerine da­yadı, her iki avucunu iki uyluğu üzerine<br />
koyup: «Ya Muhammed, İslâm nedir? Bana söyle« dedi. RasuluIIah (s.a.v.) «İslâm<br />
Allah&#8217;tan başka hiç bir ilah olmadığına ve Muham-med&#8217;in Allah&#8217;ın Rasulü<br />
olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan&#8217;da oruç<br />
tutman ve yoluna gücün yeterse Beyt&#8217;i hac etmendir» dedi. O: «Doğru<br />
söylüyorsun» dedi. Biz hem soruyor hem de doğ­ruluyor diye onun haline<br />
şaşırdık. Ondan sonra «îman ne~ dir? Bana söyle» dedi. RasuluIIah (s.a.v.):<br />
«Allah&#8217;a, melek­lerine, kitaplarına, Peygamberlerine, ahiret gününe iman<br />
etmendir. Bir de hayır ve şer kadere iman etmendir» dedi. O; «Doğru<br />
söylüyorsun» dedi. Ve: «İhsan nedir?» diye sor­du. RasuluIIah (s.a.v.);<br />
«Allah&#8217;a sanki görüyormuş gibi iba­det etmendir. Çünkü sen O&#8217;nu görmüyorsan da<br />
O seni gö­rüyor» dedi. O yine: «Doğru söylüyorsun» dedi ve «Saat&#8217;İ (Kıyameti<br />
veya ne zaman kopacağını) bana haber ver» diye devam etti. Resulullah (s.a.v.):<br />
«Bu konuda sorulanın sorandan daha fazla bilgisi yoktur» diye cevap verdi. O:<br />
«öyle ise emarelerini (belirtilerini) bildir» dedi. Rasu­luIIah (s.a.v.) cevap<br />
olarak. «Cariyenin kendi sahibini do­ğurması&#8217;<a href="#_ftn40" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[40]</span></span></span></span></a> ve<br />
yalın ayak, sırtı çıplak, fakir koyun çobanları­nın hangimizin kurduğu bina<br />
daha yüksek diye yanşa çıktıklarını görmendir» dedi. Bundan sonra o kimse<br />
gitti, o gittikten sonra bir sure kaldım! sonra Peygamber (s.a.v.) «Ya Ömer,<br />
soranın kim olduğunu biliyor musun?» diye sordu. «Allah ve Rasulü daha iyi<br />
bilir» dedim. Peygamber (s.a.v.) «O Cibril idi. Size dininizi öğretmek için<br />
geldi de­di»<a href="#_ftn41" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[41]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">83.<span>   </span>VEDA HACCÎ</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
Medine&#8217;de iken Ramazan ayında, ayın ortalarında Mescid&#8217;de on günlük bir<br />
inzivaya çekil­meyi ütikaf) adet haline getirmişti, arkadaşlarından bazı­ları<br />
da ona katılırlardı. Fakat o yıl kararlaştırılan on gün­den başka bir on gün<br />
daha mescidde kaldılar. Yani Rama-zan&#8217;m son yirmi gününü itikafta geçirdiler.<br />
Her Rama-zan&#8217;da Cebrail gelir ve hafızasında vahiyden bir bölümün silinip<br />
silinmediğini anlamak için onu kontrol ederdi. Bu yıl Peygamber (s.a.v.) Katıma<br />
(r.)&#8217;ya gizlice henüz başka­larına söylenmemesi gereken bir sır verdi: «Her yıl<br />
bir kez Cebrail bana Kur&#8217;an&#8217;ı okur ben de ona okurum: fakat bu yıl bana iki kez<br />
okudu. Zamanımın geldiğini düşünüyo­rum»<a href="#_ftn42" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[42]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Şevval ayı geçti;<br />
yılın onbirinci ayında Medine&#8217;de, Hac&#8217;da Peygamber (s.a.v.)&#8217;in önderlik edeceği<br />
haberi ya­yıldı. Bu haberler çöl kabilelerine de ulaştırıldı ve her adı­mında<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;le olmak için vahaya her taraf­tan akın akın insanlar gelmeye<br />
başladı. Bu Hac, yüzyıllar­dan beri yapılan haclara hiç benzemeyecekti:<br />
hacıların tü­mü bir tek Allah&#8217;a inanan kimseler olacak ve hiçbir putpe­rest<br />
putperestçe ibadetleriyle Kutsal Ev&#8217;i kirletmeyecekti. Ayın sona ermesine beş<br />
gün kala Peygamber (s.a.v.) otuz-bin kadın ve erkeğin başında Medine&#8217;den yola<br />
çıktı. Pey­gamber (s.a.v.)&#8217;in hanımlarının hepsi, Abdurrahman İbn Avf (r.) ve<br />
Osman îbn Affan (r.) tarafından yedilen deve­lerin üstündeydi. Ebu Bekir CrJ&#8217;in<br />
yanında hanımı Esma (r.) da vardı. îlk konaklardan birinde Esma, Muhammed adını<br />
verdikleri bir erkek çocuğu doğurdu. Ebu Bekir (r.) onu Medine&#8217;ye geri<br />
göndermek istiyordu, fakat Peygam­ber (s.a.v.) ona, hanımına gusül abdesti<br />
almasını, Hac için niyet etmesini söyledikten sonra birlikte planlandığı şekilde<br />
hacca gitmelerini söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Medine&#8217;den ayrılışın<br />
onuncu gününün akşamı Pey­gamber (s.a.v.) Mekke&#8217;yi fethetmeye giderken<br />
geçtikleri bir geçide ulaştı. Orada bir gece geçirdikten sonra ertesi sabah<br />
Vadi&#8217;ye inmeye başladılar. Peygamber (s.a.v.) Kâ&#8217;-be&#8217;yi gördüğünde devesinin<br />
ipini sol eline alarak sağ elini yukarı kaldırıp açtı ve dua etti: «Allah&#8217;ım,<br />
bu Evin insan­lardan gördüğü saygı lütuf, bağlılık ve rahmeti artır!»<a href="#_ftn43" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[43]</span></span></span></span></a><br />
Mescide girdi, tavaf ettikten sonra İbrahim makamın­da namaz kıldı. Daha sonra<br />
Safa&#8217;ya giderek Safa ile Mer-ve arasında yedi kez gidip geldi: Yanındakiler her<br />
yerde yaptığı duaların tam sözlerini hazıfalannda saklamak içm çaba sarf<br />
ediyorlardı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonra Mescid&#8217;e<br />
girerek, önce de olduğu gibi anah­tarlarını koruyan Abdu&#8217;l-Dar&#8217;dan Osman (r.)&#8217;ı<br />
ve Usame (r.) ile Bilâl (r.)&#8217;i yanma alarak Kâ&#8217;beye girdi. Fakat o ak­şam<br />
Aişe&#8217;yi çadırında ziyafet ettiğinde Aişe onun üzgün olduğunu farketti. Sebebini<br />
sorduğunda: «Bugün birşey yaptım, keşke yapmasaydım. Kâ&#8217;be&#8217;ye girdim, Ümmetim­den<br />
bazıları» dedi gelecekteki Müslümanları kastederek, «içeri giremeyebilirler ve<br />
bu nedenle nefislerinde huzursuz­luk hissedebilirler. Biz sadece onu tavaf<br />
etmekle emrolunduk, içine girmekle değil»<a href="#_ftn44" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[44]</span></span></span></span></a><br />
dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ümmü Hani (r.)&#8217;nin<br />
kendi evinde kalması için tüm ıs­rarlarına rağmen Peygamber (s.a.v.} Mekke&#8217;deki<br />
evler­den hiçbirinde kalmayı kabul etmedi. Yeni ayın sekizinci gününde tüm<br />
hacılarla birlikte Mina&#8217;ya gitti. Geceyi orada ge­çirdikten sonra, sabahleyin<br />
Haram bölgenin hemen dışın­da, Mekke&#8217;nin onüç mil doğusunda geniş bir vadi olan<br />
Arafe&#8217;ye gitti. Arafe, Taif&#8217;e giden yol üzerindeydi ve kuzey ve doğudan Taif<br />
dağlarıyla çevrilmişti. Fakat bunların hep­sinden ayrı her tarafı vadi<br />
tarafından çevrelenmiş ve vadi ile aynı adı taşıyan, bazen de Rahmet dağı<br />
denilen bir dağ vardı. Her ne kadar aşağılara kadar yayılıyorsa da ha­cıların<br />
makamı bu dağ idi. O gün Peygamber (s.a.v.) bu te­pede vakfe yaptı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mekke&#8217;lilerden<br />
bazıları onun çok ileri gittiğini söyleye­rek şaşkınlıklarını belirttiler.<br />
Çünkü diğer hacılar Arafe&#8217;ye gittikleri halde Kureyç&#8217;liler: «Biz Allah&#8217;ın<br />
ümmetiyiz» diye­rek haram bölgede kalmayı alışkanlık haline getirmişlerdi.<br />
Fakat Peygamber (s.a.v.) İbrahim&#8217;in Arafe&#8217;de geçirilen gü­nü haccm<br />
gereklerinden biri olarak emrettiğini ve Kureyş-lilerin onun uygulamasını<br />
terkettiklerini söylemişti. Pey­gamber (s.a.v.) o gün hac geleneğîifden<br />
bahsetti ve dudak­larından sık sık «İbrahim&#8217;in mirası» kelimeleri döküldü.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) tüm<br />
kabilelere, artık bundan son­ra tüm İslâm toplumunda kan davalarının sona<br />
erdiğini her insanın mal ve canının dokunulmaz olduğunu duyur­mak için gür bir<br />
sesi olan Safvan&#8217;m kardeşi Rebia&#8217;yı tel­lal olarak görevlendirdi ve ona şöyle<br />
bağırmasını emretti: «Allah&#8217;ın Rasulü soruyor: Bu ay ne ayıdır?» Herkes ses­sizdi,<br />
Peygamber (s.a.v.) cevap verdi: «Haram ay.» Sonra sordu: «Bu belde neresidir?»<br />
Yine kimse cevap vermedi, o da: «Haram belde» dedi. Daha sonra: «Bugün nedir?»<br />
diye sordu. Yine cevap veren kendisi oldu: «Büyük Hac günü.» Daha sonra Rebia,<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;in öğrettiği şekilde şöyle bağırdı: «Gerçekten Allah,<br />
Rabbinize kavuşuncaya kadar kanlarınızı ve mallarınızı birbirinize haram kılmış­tır.<br />
Nasıl ki bu gününüz, bu beldeniz ve bu ayınız haram ise.»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Güneş en yüksek<br />
noktasma ulaştığında Peygamber (s.a.v.) Allah&#8217;a hamddan sonra şu sözlerle<br />
başlayan bir hutbe okudu: «Ey<span>   </span>insanlar,<br />
beni dinleyin, çünkü bilmiyo-rum, belki de sizinle bu yıldan sonra bir daha<br />
buluşama-yacağım.» Daha sonra onları birbirlerine iyi davranma­ları konusunda<br />
uyardı ve onlara haranı ve helâl olan şeylerden bahsetti. En sonunda şöyle<br />
dedi: «Size sımsıkı sarıldığında sizi sapıklıktan kurtaracak bir emanet bı­rakıyorum:<br />
Allah&#8217;ın kitabı ve Peygamber&#8217;in sünneti. Ey in­sanlar, sözlerimi dinleyin ve<br />
anlayın» Daha sonra onlara Kur&#8217;an&#8217;m son âyetlerini oluşturan ve henüz nazil<br />
olan bir pasaj okudu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Bugün size dininizi<br />
kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi de tamamladım ve size din olarak islâm&#8217;ı<br />
seçip-beğendim. Kim «Şiddetli bir açltkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı<br />
karşıya kalırsa —günaha eğilim, göstermeksizin (bu haram saydıklarımızdan ye­tecek<br />
kadar yiyebilir): Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir» (Maide: 3).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hutbesini bir soru ile<br />
bitirdi: «Ey insanlar, risaletimi tebliğ ettim mi?» Binlerce ağızdan yükselen<br />
Allahümme ne&#8217;am (Allahım, evet) sesleri gök gürültüsü gibi tüm vadi­yi doldurdu.<br />
Peygamber (s.a.v.) işaret parmağını göğe kaldırarak:<span>  </span>«Allahım, şahid ol.»<span>  </span>dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonra namazlar<br />
kılındı ve Arife gününün geri kalan kısmı dua ve tefekkürle geçirildi. Fakat<br />
güneş batar batmaz Peygamber (s.a.v.) yanına Üsame (r.) &#8216;yi alarak tepeden<br />
aşağıya inmeye başladı ve tüm hacılarla birlikte Mekke&#8217;ye doğru vadiyi aştılar.<br />
Bu noktada hızlı ilerlemek gelenekti; fakat aşırı hareketleri görünce Peygamber<br />
(s a. v.): «Yavaş! Yavaş! Sessiz olun! Aranızdaki güçlüler za­yıfları<br />
gözetsin!» diye bağırdı. Geceyi Haram bölge sınırla­rı içinde olan Müzdelife&#8217;de<br />
geçirdiler ve oradan Mina va­disinde, Akabe&#8217;de üç sütunla temsil edilen Şeytanı<br />
taşla­mak için küçük çakıl taşları topladılar. Şevde, Peygamber (s.a.v.)&#8217;den<br />
etraf sakinken Müzdelife&#8217;den ayrılma izni is­tedi. Kadınların<span>    </span>çoğuna<span>   <br />
</span>nazaran iri yapılı ve<span>    </span>ağır<br />
oldugu için sıcaktan ve yolculuk sıkıntılardan çok rahatsız oluyordu. Bu<br />
nedenle kalabalık ulaşmadan önce şeytan taş­lamak görevini bitirmek istiyordu.<br />
Bunun üzerine Peygam­ber (s.a.vJ onu Ümmü Süleym ile birlikte Abbas&#8217;m oğulla­rından<br />
biri olan Abdullah&#8217;la gönderdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
kendisi sabah namazını Müzdelife&#8217;-de kıldı ve daha sonra arkasında deve<br />
sırtında yol alan Fadl olduğu halde hacıları Akabe&#8217;ye götürdü. Onikİ yıl ön­ce<br />
bu yerde ve bu günde altı Hazreç&#8217;li gelmiş ve ona biat etmişlerdi. Bu da<br />
Birinci ve İkinci Akabe biatlarımn ze­minini hazırlamıştı. Taşlamadan sonra<br />
hayvanlar kurban edildi ve Peygamber (s.a.v.) başını traş etmesi için bir arîam<br />
çağırdı. Hacılar, onun saçından bir tutam alabilmek ümidiyle etrafına<br />
toplandılar. Ebu Bekir (ı\) daha sonra­ları, Uhud&#8217;da ve Hendek&#8217;te a Halid&#8217;le<br />
şimdi şu sözleri söy­leyen Halid (r.) arasındaki ayırıma dikkat çekmişti: «Ey<br />
Al­lah&#8217;ın Rasulü, alnındaki saçları, Anam babam sana feda oîsun başkasına<br />
değil, bana ver»- Peygamber (s.a.v.) onları Haîid (r.î&#8217;e verdi o, saç tutamır<br />
aldı, gözlerine ve dudak­larına bastırdı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bundan sonra Peygamber<br />
(s.a.v.) hacılara, Kâ&#8217;be&#8217;yİ ziyaret etmelerini ve ondan sonraki iki geceyi<br />
Mina&#8217;da ge­çirmek üzere tekrar geri dönmelerini emretti Kendisi ikin­diden<br />
sonraya kadar bekledi. Hayız halinde olan Aişe (r.) hariç diğer hanımları ona<br />
Mekke&#8217;ye giderken eşlik ettiler. Birkaç gün sonra Aişe (r.) temizlendiğinde<br />
Peygamber onu kardeşi Abdurrahman ile Haram bölgenin dışına gönder­di. Aişe<br />
(r.) orada tekrar niyet etti ve Mekke&#8217;ye giderek Kâ&#8217;be&#8217;yi tavaf etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber<span>  </span>(s.a.v.)&#8217;in Ramazan&#8217;da gönderdiği ûç<span>   </span>yü? afh Yemen seferini bitirmişlerdi ve<span>     </span>güneyden Mekke&#8217;ye doğru geliyorlardı. Ali<br />
(r.) şimdi haccını bitirmiş olan Pey­gamber (s.a.v.î&#8217;le birlikte Kac yapmak<br />
için mümkün oldu­ğu kadar kısa sürede ona ulaşmak isteğiyle adamlarından önce<br />
geliyordu. Devletin payına düşen ganimetlerin beşte birinde tüm orduyu<br />
giydirecek kadar keten elbise vardı, fakat Ali (r.) bunların Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;e eldeğmemış bir şekilde teslim edilmelerine karar vermişti. Fakat<br />
adam-lar, onun yokluğu sırasında vekil olarak bıraktığı adamı herbirine keten<br />
bir elbise vermeye ikna etmişlerdi. Elbise değiştirmeye büyük ihtiyaçları<br />
vardı. Çünkü üç aydan be­ri evden uzaktaydılar. Şehre yaklaştıklarında Ali<br />
onları karşılamaya gitti ve yapılan değişikliğe çok şaşırdı. Ku­mandan: «Halkın<br />
arasına girdiklerinde düzgün görünsun-ler diye elbiseleri verdim» dedi.<br />
Adamlar, Mekke&#8217;deki hor-kesin Bayram için en güzel elbiselerini giydiklerini ve<br />
gu-zel görünmeye dikkat ettiklerini biliyorlardı. Fakat Ah (r.î böyle bir<br />
serbestliği hoşgörü gösteremeyeceğini hissetti ve onlara eski elbiselerini<br />
giyip yenilerini ganimetlerin arası­na koymalarını emretti. Tüm orduda huzursuzluk<br />
başgos-terdi. Peygamber (s.a.v.) bunu duyduğunda. «Ey insanlar, Ali (r.) &#8216;yi<br />
suçlamayın, çünkü o Allah yolunda, suçlanama-yacak kadar titizdir.» Fakat bu<br />
sözler yeterli olmadı, belki de bunu sadece bir haç kişi duydu Bu nedenle<br />
huzursuz, luk devam<span>  </span>etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Medine&#8217;ye dönerken<br />
bölüklerden biri Peygamber &#8216;.)&#8217;e Ali (r.)&#8217;yi şikâyet edince Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;ın yu/,u-nün rengi değişti. «Ben, mü&#8217;m inlere, kendilerinden daha<br />
yakın değil miyim?&#8221; dedi. Adamlar tasdiklndiklerindo «Ben kime en yakın<br />
isem, ona en yakın ulan Ali&#8217;dir, diye ekledi. Gadir eJ-Humm&#8217;da kamp<br />
kurduklarında bütün ın-sanlan topladı. Ali (r.)&#8217;yi elinden tuttu ve bu sözleri<br />
tek­rarladı. Daha sonra şu duayı okudu: «Allattım, onun dos­tuna dost ol,<br />
düşmanına da düşman ol». Böylece Ali hak­kındaki söylenti ve mırıldanmalar son<br />
buldu<a href="#_ftn45" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[45]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bir önceki yıl gelen<br />
delegelerden biri de, yerleşim böl­geleri Necd&#8217;in doğu sınırı boyunca yayılmış<br />
olan, Beni Ha-nife adındaki YemameT Hristiyan bir kabiledendi. Müs­lüman olmayı<br />
kabul etmişlerdi; Takat onlardan Museylime adındaki bir adam kendisinin de<br />
Peygamber (s.a.v.) oldu­ğunu iddia ediyordu. Hacıların Mekke&#8217;den dönmesinden<br />
kısa bir süre sonra Yemame&#8217;den gelen iki elçi Medine&#8217;ye şu ^mektubu getirdiler:<br />
«Allah&#8217;ın Rasulü Museylime&#8217;den, Allah&#8217;ın Rasulü Muhammed&#8217;e, selâm üzerine<br />
olsun! Otori­teyi seninle paylaşma görevi bana verildi. Dünyanın yansı bizim,<br />
diğer yarısı da günahkâr olmalarına rağmen Ku-reyşlilerin». Peygamber (s.a.v.}<br />
elçilere bu konuda ne dü­şündüklerini sordu. Elçiler: «Biz de onunla aynı<br />
fikirdeyiz dediler. «Vallahi* dedi Peygamber (s.a.v.): «Eğer elçiler öldürülmez<br />
diye bir kural olmasaydı, sizin başınızı keser­dim.» Daha sonra efendilerine<br />
vermeleri için bir mektup yazdırdı: «Allah&#8217;ın Rasulü Muhammed&#8217;den yalancı<br />
Musey-lime&#8217;ye. Selâm doğru yola uyanların üstüne olsun! Gerçek­ten yeryüzü<br />
Allah&#8217;ındır, O kullarından dilediğine onu mi­ras bırakır, işüı sonu Allah&#8217;tan<br />
korkanların lehinedir»<a href="#_ftn46" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[46]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu sıralarda ortaya<br />
çıkan yalancı Peygamberlerden bi­ri Beni Esed&#8217;in başkam Tuîeyhe, diğeri de<br />
Yemenli Ka&#8217;b îbn Esved idi. Yemen&#8217;li belli bir başarı kazandı ve geniş bir<br />
alanda etkili oldu. Fakat bir süre sonra gurur ve kibiri nedeniyle<br />
taraftarlarının çoğu ona karşı çıktılar. Birkaç ay sonra da öldürüldü. Tuleyhe<br />
en sununda Halid tarafın­dan dize getirildi ve tüm iddialarından vazgeçerek<br />
İslâm&#8217;­ın güçlerinden biri oldu. Museylime&#8217;ye gelince onun kade­ri, Nuseybe&#8217;nin<br />
oğlu Abdullah&#8217;tan ölümcül bir kılıç yarası aldıktan sonra Vahşi&#8217;nin attığı<br />
mızrakla ölmek oldu. Fakat bu olay aylar sonra meydana geldi. Hac ay&#8217;ınm<br />
geçtiği ve Hicret&#8217;in onbirincı yılma girildiği şu an için bunlar îslâm a karşı<br />
potansiyel bir tehlike teşkil ediyorlardı. Aynı zaman­da kadın Peygamber olduğunu<br />
iddia eden Sace adında Temim&#8217;li bir kadın da ortaya çıkmıştı Fakat Peygamber<br />
(s.a. v.) bunlara karşı ani bir girişimde bulunmak istemi­yordu. Onun dikkati<br />
kuzeyde yoğunlaşmıştı. Yılın ikinci ayı olan Safer&#8217;in son günlerinde, yani, M.<br />
S. 632 yılının Mayıs ayı sonlarında, Mute&#8217;deki yenilginin karşılığının<br />
verilmesi zamanının geldiğine karar verdi. Zeyd ve Cafer&#8217;in öldürül­düğü gün<br />
İmparatorluk lejyonlarının tarafını tutan Suri-ye&#8217;li Arap kabilelerin üzerine<br />
bir sefer düzenlemek için hazırlıklara başlanmasını emrettikten sonra,<br />
gençliğine rağ­men üçbin kişilik orduya kumanda etme görevini Zeydln oğlu<br />
Üsame&#8217;ye verdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">84.<span>    </span>SEÇİM</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber fs.a.v.)<br />
sürekli Cennet&#8217;i, tasvir ettiği şeyi sanki görüyormuş gibi anlatırdı. Bu<br />
izlenim başka&#8217; işaret­lerle de desteklenirdi. Örneğin, bir keresinde elini<br />
sanki bir şey alıyormuş gibi uzattı ve tekrar geri çekti. Hiçbir şey söylemedi,<br />
fakat etrafında onun bu hareketine dikkat edenler sordular. «Cenne&#8217;ti gördüm,»<br />
diye cevap verdi «ve üzümlerinden bir salkım alabilmek için uzandım. Eğer onu<br />
alabilseydim, dünya durdukça onu yerdiniz»<a href="#_ftn47" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[47]</span></span></span></span></a><br />
Onlar Pey­gamber s.a.v.in bir bakıma ahirette olduğu fikrine alış­mışlardı.<br />
Belki de bu nedenle, o kendi ölümünden bahset­tiği veya burada olduğu gibi her<br />
an ölebileceğim ima etti­ği zamanlar, sözleri onlar üzerinde fazla etkili<br />
olmuyordu. Bunun yamsıra altmışüç yaşında olmasına rağmen, hâlâ genç bir adamın<br />
incelik ve vücut yapısına sahipti. Gözle­ri hâlâ ışıl ısıldı ve siyah<br />
saçlarında çok az beyazlık vardı. Yine de bir keresinde hanımları ile<br />
beraberken yakında öleceğine değinmesi onların, kendi aralarından ilk önce<br />
kimin ona kavuşacağı sorusunu yöneltmelerine neden ol­du. Peygamber (s.a.v.)<br />
«En uzağa erişebilen, bana ilk ön ce kavuşacak»-<a href="#_ftn48" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[48]</span></span></span></span></a> diye<br />
cevap verdi. Bunun üzerine hangisinin kolunu daha uzun olduğunu anlamak için<br />
kollarını ölçme­ye başladılar. Kaynaklara kaydedilmemesine rağmen tah­minen kararlaştırmayı<br />
kazanan, diğerlerine nazaran en bü­yük en uzun olan Şevde idi. Diğer taraftan<br />
Zeyneb, minyon tipli bir kadındı, kolu da boyuna göreydi. Fakat bu olay-don<br />
yaklaşık en yıl sonra içlerinden ilk ölen Zeyneb oldu. İşte o zaman Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in «en uzağa erişebilen» deyimiyle en cömert olanı kasdettiğini<br />
anladılar. -Çünkü Zeyneb (r.)&#8217;de kendi adını taşıyan ve «fakirlerin annesi»<br />
diye anılan Peygamber (s.a.v.)&#8217;in diğer hanımı gibi çok cö­mertti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
Suriye seferi için hazırlıklara baş­lanmasın emrettikten kısa bir süre sonra,<br />
ordu ayrılma­dan önce bir gece Ebu Muveyhibe adlı azatlı bir kölesini erken<br />
saatlerde çağırdı ve: «Mezarhktakiler için bağışlan­ma dilemem emredildi,<br />
benimle gel» dedi. Birlikte gittilor ve Baki&#8217;e vardıklarında Peygamber<br />
(s.a.v.): «Ey mezarlık halkı, selâm üzerinize olsun. Halinize sevinin,<br />
durumunuz Şimdi yaşayanlardan çok iyi. Kargaşalar en karanlık ge­cenin<br />
dalgaları gibi geliyor. Herbiri arkasına, herbiri bir öncekinden daha kötü»<br />
dedi. Daha sonra Ebu Muveyhibe&#8217;-ye döndü ve: «Bana bu dünya hazinelerinin<br />
anahtarları ve bu dünyada ölümsüzlük, ardından da Cennet sunuldu. Bu­nunla<br />
Rabbime ve Cennete kavuşma arasındaki seçim ba­na bırakıldı.» dedi. Ebu<br />
Muveyhibe «Ey bana anamdan ve babamdan daha sevgili olan, bu dünya<br />
hazinelerinin anah­tarlarını ve burada, ardından Cennet gelen Ölümsüzlüğü seç»<br />
dedi. Fakat Peygamber (s.a.v.) ona şu cevabı verdi: «Ben zaten Rabbime ve<br />
Cennete kavuşmayı seçtim.» Daha sonra Baki&#8217;de yatanlar için bağışlanma diledi<a href="#_ftn49" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[49]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">O sabah veya ertesi<br />
gün başı o zamana kadar hiç ağrı­madığı bir şekilde ağrıdı. Fakat Peygamber<br />
(s.a.v.) yine de mescide gitti. Namazdan sonra minbere çıkıp, sonradan<br />
anlatılanlara göre sanki son defa yapıyormuş gibi Uhud şehitleri için rahmet<br />
diledi. Daha sonra: «Allah&#8217;ın kullar arasında bir kul var ki, Allah onu bu<br />
dünya ile kendisi­ni seçme konusunda serbest bıraktı. O kul da Allah&#8217;ı<br />
seçti-dedi Bunları söylediğinde Ebu Bekir ağlamaya başladı; çünkü Peygamber<br />
(sa.v.)&#8217;in kendisinden bahsettiğini ve seçimin kaçınılmaz ölüm olduğunu<br />
biliyordu. Peygamber ts.a.v.) onun ağladığını görerek ağlamamasını söyledikten<br />
sonra: «Ey insanlar, insanlar arasında arkadaşlığı ve ih­sanı ile bana en<br />
lütufkâr olan kişi Ebu Bekir&#8217;dir. Eğer İn­sanlar arasında hiç ayrılmayacağı bir<br />
arkadaş seçecek ol­sam, bu Ebu Bekir olurdu —fakat iman kardeşliği ve arka­daşlığı<br />
Allah bizi huzurunda birleştirene kadar bizimdir» iste bu konuşmadan sonra<br />
Mescid&#8217;i çevreleyen ve kapılan Mescide açılan özel evlere bakarak: «Mescide<br />
açılan şu ka­pılara bakın. Ebu Bekir&#8217;in kapısı hariç hepsini kapatın.<a href="#_ftn50" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[50]</span></span></span></span></a> dedi<br />
Minberden inmeden önce şöyle dedi: «Ben. sizden ön­ce gidiyorum ve sizin<br />
şahidinızim. Sizinle, şimdi şu durdu­ğum yerden gördüğüm Havuz&#8217;da<a href="#_ftn51" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[51]</span></span></span></span></a><br />
bulaşacağım. Sizin Allah&#8217; in yanında İlahlar edineceğinizden korkmuyorum. Sizin<br />
için bu dünyadan korkuyorum, ola ki dünyevi şeyler için bırbırınizle rekabet<br />
edersiniz.»<a href="#_ftn52" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[52]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mescidden çıktıktan<br />
sonra, ev sahipliği yapma sırası Meymune&#8217;de olduğu için onun odasına gitti.<br />
Cemaate ko­nuşma yapmak iç m harcadığı güç, ateşini yükseltmişti. Bir veya iki<br />
saat sonra Aişe&#8217;nin kendi hastalığını bilmesi­ni istediği İçin onun odasına<br />
gitti. Aişe&#8217;nin başı ağrıyordu, n içeri girdiğinde «of başım!» diye inledi.<br />
Peygamber (s,a. v.) «Hayır, Aişe, aslında of (benim) başım»<a href="#_ftn53" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[53]</span></span></span></span></a><br />
dedi. Onun yuzunü ölümcül bir hastalığın İzlerini ararcasma araştır­dı. Böyle<br />
birşey göremeyince: «Ben hayatta iken olmasını isterdim.» Aişe&#8217;nin ölümünü<br />
kastediyordu «O zamaiı senin için bağışlanma diler, sana rahmet diler, seni ke­ti)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">fenler, namaziiu kılar<br />
ve gömerdim» dedi. Aişe (r.) onun hasta olduğunu görüyordu ve sesinin tonu onu<br />
telâşlan­dırmıştı. Fakat yine de onu neşelendirmeye çalıştı ve onu biraz olsun<br />
gülümsetmeyi başardı. Peygamber (s.a.v.) tek­rar: «Hayır of (benim) başım!»1<br />
dedi ve Meymune&#8217;ye dön­dü.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sağlıklı olduğu zamanlardaki<br />
gibi davranmaya çalışı­yordu ve her zamanki gibi Mescidde namazları kıldırıyor­du.<br />
Fakat hastalığı öyle arttı ki, sadece oturarak namaz kı­labilecek hale geldi. O<br />
zaman cemaate onların da oturarak kıîmalgn gerektiğini söyledi. O gün sırası<br />
gelen hanımınm odasına gittiğinde: «Yarın neredeyim?» diye sordu. Hanımı da<br />
ertesi günü sırası gelen hanımın adın? söyledi. «Peki ya­rından sonraki gün<br />
geredeyim?» diye sordu. Hanımı yine cevap verdi. Onun bu kadar fazla ısrar<br />
etmesine şaşırarak ve Aişe ile birlikte olmak istediğini anlayarak diğer ha­nımlarına<br />
bunu haber verdi. Onlar da hep birlikte geldiler ve: «Ey Allah&#8217;ın Rasulü,<br />
seninle geçireceğimiz günlerimizi kardeşimiz Aişe&#8217;ye veriyoruz»<a href="#_ftn54" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[54]</span></span></span></span></a><br />
dediler. Peygamber (s.a.v.) bu hediyeyi kabul etti. Fakat yardımsız yürüyemeyecek<br />
denli zayıftı. Bu nedenle Ali (r.) ve Abbas (r.), Aişe (r.)&#8217;-nin. odasına kadar<br />
ona yardım ettiler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Suriye seferi için<br />
Üsame (r.î gibi çok genç bir adamı kumandan seçmesi konusunda çok eleştiri<br />
olduğu ve hazır­lıklarda bir yavaşlama olduğu haberi Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
ulaştı. Bu eleştirilere cevap verme ihtiyacını hissetti, fakat ateşi çok<br />
yüksekti. Hanımlarına: «Benim üzerüiie değişik kuyulardan doldurulmuş yedi<br />
kırba su dökün kî gidip adamlara hitap edebileyim» dedi. Hafsa (r.), Aişe<br />
(r.)&#8217;nin odasına bir tekne getirdi, diğer hanımları da su getirdiler. Su<br />
üzerine dökülürken Peygamber (s.a.v.) bu teknenin içine oturdu. Daha sonra onun<br />
giyinmesine ve sarığını sar­masına yardım ettiler. îki adam da ona yardım<br />
ederek aralarında Mescide kadar götürdüler. Peygamber<span>   </span>(s.a.v) orada minbere çıktı ve toplanan<br />
kalabalığa şöyle hitap et­ti: «Ey insanlar. Üsame&#8217;nin ordusunu sevkedin. Çünkü,<br />
siz ondan önce babasının liderliğine Itarşı çıktınınız gibi onun liderliğine<br />
karşı çıksanız da, O babası gibi kuman­danlık etmeye yaraşır»<a href="#_ftn55" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[55]</span></span></span></span></a> Daha<br />
sonra minberden indi ve yine yardımla Aişe&#8217;nin odasına gitti. Hazırlıklar<br />
hızlandı ve Üsame (r.) ordusuyla Medine&#8217;nin üç mil kuzeyindeki Curf&#8217;a kadar<br />
gitti ve orada kamp kurdu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bir sonraki namaz<br />
vaktinde ezan okunduğunda Pey­gamber (s.a.v.) hâlâ oturabilmesine rağmen artık<br />
namaz kıldıramayacağını hissetti. Hanımlarına: «Ebu Bekir&#8217;e na­mazlarda imamlık<br />
etmesini söyleyin» dedi. Fakat Aişe, (r.) Peygamber (s.a.v.) &#8216;in yerini almanın<br />
babasını çok üze­ceğinden korktu. «Ey Allah&#8217;ın Rasulü,» dedi. «Ebu Bekir çok<br />
duygulu bir adamdır, sesi de gür değildir, hem Kur&#8217;an okunurken çok ağlar.»<br />
Peygamber (s.a.v.), sanki o hiç ko­nuşmamış gibi: «Ona namazı kıldırmasını<br />
söyle» dedi. Aişe (r.) tekrar denedi, bu kez onun yerine Ömer&#8217;e görevi ver­mesini<br />
önerdi. Fakat Peygamber (s.a.v.) tekrar: «Ebu Be­kir&#8217;e namazı kıldırmasını<br />
söyle» dedi. Aişe (r.) Hafsa (r.) &#8216;-nın yüzüne yalvaran bir bakış fırlattı ve<br />
Hafsa (r.) da ko­nuşmaya başladı. Fakat Peygamber (s.a.v.) onları şu söz­lerle<br />
susturdj: «Siz Yusuf&#8217;un yanındaki kadınlar gibisi­niz<a href="#_ftn56" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[56]</span></span></span></span></a>. Ebu<br />
Bekir (r.)&#8217;e namazda insanlara imamlık yapma­sını söyle. Bırakın suçlayan hata<br />
araştırsın, haris&#8221; olan da arzulasm. Yoksa Allah ve mü&#8217;minler buna sahip<br />
obuaya-caklar»<a href="#_ftn57" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[57]</span></span></span></span></a>. Son cümleyi üç kez<br />
tekrarladı ve hastalığının geri kalan kısmında namazları hep Ebu Bekii<br />
kıldırdı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
çoğu zaman başı Aişe&#8217;nin göğsün­de veya dizinde olduğu halde yatıyordu. Fakat<br />
Fatıma (r.) geldiğinde Aişe, (r.) baba kızı yalnız bırakıyordu.<span>   </span>Bu ziyaretlerden birinde Aişe onun kızına<br />
birşeyler söylediğini kızınında bunun üzerine ağlamaya başladığını gördü<span>  </span>Daha sonra ona bir sır daha verdi bu kez<span>  </span>gözyaşlarının<span> <br />
</span>arasında gülümsemeye başladı o ayrılırken Aişe </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">sonra Abbas (r.) Ali<br />
(rj&#8217;nin elini tuttu ve: «Yemin ede-nm ki, kabilemden adamların yüzlerinde<br />
gördüğüm gibi Allah in Rasulünün yüzünde ölümü farkettim. Gidelim ve onunla<br />
konuşalım. Eğer bu otorite bizim üstümüze yükle-necekse, ondan insanlara bile<br />
iyi davranmalarını söyleme­sini isteyelim» dedi Fakat Ali: «Vallahi sormam,<br />
çünkü otoriteyi bizden o alırsa, ondan sonra asla kimse onu bize vermem»1*<br />
dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
yatağına dönmüş ve başı Aişe&#8217;nin göğsünde sanki hiç bir gücü kalmamış gibi<br />
yatıyordu. Yine de Aışe (rJ&#8217;nin kardeşi Abdurrahman (r.) elinde bir mis­vak ile<br />
odaya girdiğinde. Aişe (rj Peygamber ts.a.v.Vin ona sanki misvağı istiyormuş<br />
gibi baktığını gördü. Misvağı kardeşinden aldı ve yumuşatmak için Çiğnedi. Daha<br />
son­ra Peygamber (s.a.v.)&#8217;e verdi. O da güçsüzlüğüne rağmen gayretle dişlerini<br />
misvakladi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kısa bir süre sonra<br />
kendini kaybetti. Aişe bunun olu­mun başlangıcı olduğunu düşündü. Fakat bir<br />
saat sonra Peygamber (s.a.v.) gözlerini açtı. Aişe o zaman Peygam­ber<br />
(s.a.vJ&#8217;in kendisine şöyle dediğini anımsadı: «Hiçbir Peygamber cennetteki yeri<br />
gösterilmeden ve yaşamakla ölmek arasında bir seçim kendisine sunulmadan<br />
ölmez.-Aışe (r.) Şimdi bunun yerine geldiğini ve onun ahireti go-rup geldiğini<br />
anladı. Kendi kendisine: «Şimdi bizi seçmez.. dedi. Daha sonra onun şöyle<br />
mırıldandığını duydu: Cen­nette buluşmak üzere.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Allah&#8217;ın kendilerine<br />
nimet verdiğ; Peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar) şehitler ve salihlerlc<br />
beraberdir Ne iyi arkadaştır onlar.» (Nisan: 691.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onun tekrar: «Allahım,<br />
Cennette buluşma üzere»- diye mırıldandığını duydu. Bunlar ondan duyduğu son<br />
kelime-er oldu. Yavaş yavaş Aişe (r.)&#8217;nin göğsündeki başı ağır­laşmaya başladı.<br />
Diğer hammlan ağlamaya başlymca Aışe (r.), onun başını bir yastığa koydu ve<br />
kendisi de ağlama­ya başladı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">04)<span>   </span>I. I.<span>  <br />
</span>JOll.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">115)<span>   </span>I.<span> <br />
</span>S.<span>   </span>U/2, 27</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">85.<span>      </span>CENAZENİN GÖMÜLMESİ VE HİLAFET</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">îlk olarak Abbas&#8217;ın<br />
dikatini çeken belirtilen bir süre sonra diğerleri de farkettiler. Peygamber<br />
(s.a.v.) daha öl­meden Ümmü Eymen (r.) oğluna Peygamber (s.a.v.) &#8216;in Öl­mek<br />
üzere olduğunu bildiren bir haber gönderdi. Kuzeye yürümek için kamp zaten kaldırılmıştı.<br />
Fakat Üsame he­men Medine&#8217;ye dönme emri verdi. Ömer (r.)&#8217;in de içlerin­de<br />
bulunduğu Ashab&#8217;dan ilk Müslüman olan birçok kişi ordu ile birlikteydi. Şehre<br />
vardıklarında ölümün gerçekleş­tiği haberini duyduklarında Ömer bunu kabul<br />
etmeyi red­detti. Ömer (r.) Kur&#8217;an&#8217;ın bir âyetini yanlış tefsir ettiği için bu<br />
âyetin Peygamber (s.a.v.)&#8217;in onların neslinde ve gelecek nesillerde sürekli<br />
yaşayacağı anlamına geldiğini zannetmişti. Bu nedenle Mescidde ayağa kalkmış,<br />
insanla­ra Peygamber (s.a.v.)&#8217;in sadece ruhen yok olduğunu ve bir süre sonra<br />
geri &#8220;geleceğini anlatıyordu. O bu şekilde konu­şurken Ebu Bekir (r.) at<br />
sırtında Sunh&#8217;tan geldi. Çünkü haberler hızla tüm vahaya yayılmıştı. Ebu Bekir<br />
hiç kim­senin konuşmasını durdurmadan doğruca kızının evine gitti. Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in yüzünden Örttükleri örtüyü çekti. Ûna baktı ve öptü. «Ey bana<br />
annemden ve babam­dan daha sevgili olan» dedi, «Allah&#8217;ın senin için yazdığı<br />
ölümü tattın. Bundan sonra sana hiçbir ölüm gelmeyecek.» Daha sonra yavaşça<br />
örtüyü tekrar yüzüne örttü ve Ömer r.&#8217;in hitap ettiği insan kalabalığına doğru<br />
yöneldi. İnsan kalabalığına yaklaştığında:<span> <br />
</span>«Yavaş ol Ömer!»<span>  </span>dedi.<span>  </span>«Beni</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ziyaretlerden birinde<br />
Aişe onun kızma bırşeyler söylediğini kızının da bunun üzerine ağlamaya<br />
başladığını gördü. Daha sonra ona bir sır daha verdi, bu kez gözyaşlarının<br />
arasında gülümsemeye başladı. O ayrılırken Aişe (r.) Peygamber (s.a.v.)&#8217;în ne<br />
söylediğini sordu, fakat Fatıma (r.) bunun bir sır olduğunu ve kimseye<br />
açamayacağını söyledi Ancak daha sonralan Fatıma ona bu sırrı açıkladı-<br />
«Peygamber (s.a.v} bana bu hastalıktan öleceğini söyledi, ben de ağla­dım. Daha<br />
sonra bana ev halkından ona ilk kavuşanın ben olacağımı söyledi, ben de<br />
güldüm»&#8217;2.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
hastalığı sırasında acı çekiyor du, acının çok ağniaştığı bir sırada karısı<br />
Safiye (rj «Ey Allah&#8217;ın Peygamberi, senin çektiğini keşke ben çeksey­dim!»<br />
dedi. Bunun üzerine diğer hanımları birbirlerine baktılar ve aralarında bunun<br />
münafıklık olduğunu fısıl-daştılar. Peygamber (sa.v.) onları gördü ve «Gidin<br />
ağzı­nızı yıkayın» dedi. Ona niçin olduğunu sorduklarında-«Çünkü arkadaşınıza<br />
iftira ediyorsunuz. Vallahi, o tüm sa-mimiyetiyle gerçeği söyledi»'&#8221;<br />
cevabım verdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ümmü Eymen (r.) de<br />
sürekli onun yanındaydı ve ara-ara oğîuna Peygamber (sa.v.)&#8217;in durumu ile<br />
ilgili haber­ler gönderiyordu. Üsame fr), Allah bir yol gösterinceye kadar daha<br />
fazla ilerlemeyip Curf&#8217;ta kalmaya karar ver-mışti. Takat bir sabah ulaşan kötü<br />
haberler nedeniyle Mc dine&#8217;ye geldi ve ağlayarak, şuuru yerinde olduğu halde ko­nuşamayacak<br />
kadar hasta olan Peygamber (sa.v)&#8217;in ya­nına gitti Üs.ame ir.), onun üzerine<br />
eğildi vo öptü. Pey­gamber (s.a.v.) elini Sema&#8217;dan rahmet dilercesine yukarı<br />
doğru kaldırdı ve. Daha sonra elinin İçindekileri, üzün­tü içinde kampa dönen<br />
Üsame&#8217;nin eline boşaltırmış gibi bir hareket yaptı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ertesi gün Hicret&#8217;in<br />
onbirinci yılının Rebi-üI-Evvel ayı-Tam Pazartesiye denk gelen onikinci günü<br />
idi, yani M. S 632 Haziranının sekizinci günü. O sabah erkenden Peygam-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(12) Z. LXJI, 12. i1G)<br />
î. 3. VılI oı</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ber (s.a.v.)&#8217;in ateşi<br />
düştü ve çok güçsüz olmasına rağmen ezan onun Mescid&#8217;e gitmeye karar vermesine<br />
neden oldu. O içeri girdiğinde namaz başlamıştı ve insanlar onu gör­düklerinde<br />
sevinçten neredeyse namazdan çıkacaklardı, fakat Peygamber, (s.a.v) onlara<br />
devam etmelerini işaret et­ti. Bir süre onları seyretti ve davranışlarmdaki<br />
takvayı gö­rerek yüzü sevinçten parladı. Yanında Fadl (r.) ve azatlı kölesi<br />
Sevban (r.)&#8217;in-yardımıyla ilerlerken yüzü hâlâ par­lıyordu. «Peygamber<br />
(s.a.v)&#8217;in yüzünü o andaki kadar gü­zelken hiç görmemiştim» dedi Enes (r.i Ebu<br />
Bekir tr.) ar-kasındaki&#8217;saflarda bir hareket olduğunun farkındaydı. Bu­nun<br />
sadece bir tek Sebebinin olabileceğini &#8220;Ve arkadan yak-&#8221; lastiğini<br />
duyduğu adamın Peygamber (s.a,v.)&#8217;den başkası olmadığını biliyordu. Bu nedenle<br />
başını çevirmeden bir adım geri çekildi. Fakat Peygamber (s.a.v.) elini onun<br />
omuzuna koydu ve «Namazı sen kıldır» diyerek onu tekrai cemaatın önüne doğru<br />
itti. Kendisi de Ebu Bekir&#8217;in sağı­na oturdu ve oturarak namaz kıldı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">* Onun &gt;bu<br />
iyileşmesi büyük bir sevinç yaratmıştı. Na­mazdan kısa bir süre sonra Usaine,<br />
Peygamber (s.a.v)&#8217;i daha kötü bulacağını umarak dönmüştü, fakat onu daha iyi<br />
görünce çok sevindi. Peygamber (s.a.v.) «Allah&#8217;ın rah­meti ile yola çık» dedi<br />
Bunun üzerine Üsame ona veân etti ve Curf&#8217;a geri dönerek adamlarına kuzeye<br />
yürümek için hazırlanmalarını emretti. O sırada Ebu Bekir (r.) yu­karı<br />
Medine&#8217;ye doğru yola çıkmıştı. Esma (r.) ile evlenme­den çok önce Ebu Bekir<br />
(r.), on yıl önce vahaya geldiğinde yanında kaldığı Hazreçli Hârise&#8217;nin kızı<br />
Habibe ile nişan­lanmıştı. Uzun süre nişanlı kaldıktan sonra evlenmişler­di.<br />
Habibe hâlâ Sunh&#8217;ta ailesinin yanında kalıyordu. Ebu Bekir (r.) &#8216;do onu orada<br />
görmeye gidiyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.}<br />
Fadl (r.) ve Sevban (r.)&#8217;m yardı­mıyla Aişe (r.î&#8217;nin odasına döndü. Ali (r.) ve<br />
Abbas (r.) da oraya kadar peşlerinden gittiler, fakat çok kalmadılar. Dışan<br />
çıktıklarında oradan geçen bazı adamlar AH (r.)&#8217;ye Peygamber (s.a.v.)in nasıl<br />
olduğunu sordular. «Allah&#8217;a hamdolsun» dedi Ali (r.)<span>  </span>«O iyi.» Fakat soranlar gittikten</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">dinle!» Ömer (r.) buna<br />
aldırmadı ve devam etti. Fakat Ebu Bekir&#8217;in sesini tanıyanlar Ömer&#8217;i -bırakıp<br />
ne söyleyeceğini duymak için ona döndüler. Ebu Bekir (r.) Allah&#8217;a hamd ettikten<br />
sonra şöyle dedi: «Ey insanlar, kim Muhammed e tapıyor idiyse —gerçekten<br />
Muhammed ölmüştür; kim d 2 Allah&#8217;a tapıyor idiyse— gerçekten Allah Diridir ve<br />
ölmez.» Daha sonra Uhud&#8217;dan son/a indirilen şu âyeti okudu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Muhammed, yalnızca<br />
bir Peygamberdir. Ondcn önce nice Pey­gamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse<br />
ya da öldürülürse siz to­puklarınız üzerinde gensin geriye mi döneceksiniz? İki<br />
topuğu üze­rinde gerisin geri dönen kimse, Allah&#8217;a kesinlikle zarar veremez.<br />
Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektİr.» (Al-i İmran: 144)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sanki Ebu Bekir (r.)<br />
okuyuncaya kadar bu âyeti hiç kimse duymamıştı. Ondan bu âyeti aldılar ve bu<br />
âyet dil­lerde dolaşmaya başladı. Ömer (r) daha sonraları şöyle anlattı:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ebu Bekir&#8217;in o âyeti<br />
okuduğunu duyunca o kadar şa­şırmıştım ki yere düştüm. Ayaklarım artık beni<br />
taşımıyor­du ve Allah&#8217;ın Rasulünün ölmüş olduğunu anlamıştım.»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ali, (r.) Zübeyr (r.)<br />
ve Talha Cr.) ile birlikte evine çe­kilmişti. Muhacirlerin geri kalan kısmı Ebu<br />
Bekir&#8217;in etra­fında toplanmışlardı. Useyd ve kabilesinden bir çok kişi de<br />
onlara katılmıştı. Fakat Evs&#8217;li ve Hazreçli Ensarm bü­yük çoğunluğu Sa&#8217;d İbn<br />
Ubade (r.)&#8217;nin başkanı bulundu­ğu Beni Sa&#8217;ide&#8217;nin toplantı yerinde toplanmıştı.<br />
Ebu Bekir İr.) ve Ümer (r.)&#8217;e, onların Peygamber (s.a.v.) irtihal et­tiğine<br />
göre yönetimin kime ait olacağı konusunda tartış­tıkları haberi ulaştı. Cnun<br />
otoritesini memnuniyetle ka­bul etmişlerdi; fakat onu kaybettikten sonra çoğu<br />
Kayle oğullarının Yesrib&#8217;li bir adamdan başkası tarafından yö-neltilmemesi<br />
gerektiğini düşünüyorlardı. Çoğu Sa&#8217;d&#8217;a 0\) biat etmek üzere idi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ömer Cr,), Ebu Bekir<br />
ir.)&#8217;i toplantı yerine kendisiyle beraber gelmesi için zorladı. Ebu Ubeyde de<br />
onlarla bir­likte gitti. Sa&#8217;d hastaydı ve toplantı<span>   </span>yerinin ortasında bir Örtüye sarınmış<br />
yatıyordu. Üç Kureyşli içeri girdiğinde Ensar&#8217;dan biri onun adına insanlara<br />
hitap etmek üzereydi. Onları görünce Allah&#8217;a hamdettikten sonra konuşmasına<br />
onları da dahil ederek başladı: «Bizler Allah&#8217;ın Ensanyız ve İs&#8217;âm&#8217;m savaşa!,<br />
gücüyüz, ey Muhacirler, sîzler de biz­densiniz. Çünkü simden bir grup bizim<br />
aramızda yaşıyor» Konuşmacı aynı tonda konuşmaya devam etti. Muhacirle­ri de<br />
biraz övmesine vagmen, onların ilk İslâm toplumu ola­rak önemlerini gözönünde<br />
bulundurmaksızm sürekli Ensa-rı överek göklere çıkarıyordu. O konuşmasını<br />
bitirdiğinde Ömer (r.) tam konuşmaya başlamak üzereydi. Fakat Ebu Bekir (ı\),<br />
onu susturdu ve nazikçe, fakat kesin bir şekil­de konuşmağa başladı. Ensann<br />
önemini kabul ettiğini söy­ledi. Fakat. İslâm&#8217;ın Arabistan&#8217;da yayıldığını ve<br />
Arapların tüm olarak Kureyş&#8217;tcn başka birinin otoritesini kabul et­meyeceğini,<br />
çünkü Kureyş&#8217;in tüm Araplar arasında eşsiz bir konumu olduğunu da belirtti.<br />
Konuşmasını bitirerek iki adamdan birini öneriyorum. Hangisini dilerseniz ona<br />
biat edin- dedi. Daha <span> </span>sonra Ensar&#8217;dan<br />
biri kalkarak iki otoritenin olması gerektiğini söyledi. Bu ateşli bir tartışma­ya<br />
yol açtı. Ömer (r.) bu tartışmayı şu sözleriyle susturdu: «Ey Ensar, Allah&#8217;ın.<br />
Rasulünün namazlarda imamlık yap­ma görevini Ebu Bekir&#8217;e verdiğini bilmiyor<br />
musunuz? «Bili­yoruz» diye cevap verdiler. Ömer-. &#8220;Peki aranızda kim-onun<br />
önüne geçmek istiyor?» dedi. -Allah korusun, onun önüne geçemeyiz»<a href="#_ftn58" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[58]</span></span></span></span></a><br />
dediler. Bunun u/erine Ömer (ı\), Ebu Bekir ir.)&#8217;m elini tuttu vo ena biat<br />
etti. Arkasından da Ebu Uheyde (r.) vo diğer Muhacirler biat ettiler. Daha<br />
sonra Sa&#8217;d hariç orada bulunan Ensann tümü de biat etti­ler, Sa&#8217;d hiçbir zaman<br />
Ebu Bekir&#8217;i bir halife<a href="#_ftn59" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[59]</span></span></span></span></a><br />
olarak kabuî etmedi ve Suriye&#8217;ye hicret etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Orada ne karar almış<br />
olurlarsa olsunlar Medine&#8217;de hiç kimse Mescid&#8217;de, o orada olduğu müddetçe<span>    </span>Ebu Bekir&#8217;in önüne geçmeyi kabul etmezdi.<br />
Ertesi gün sabah namazın­da, namazı kılmadan önce Ebu Bekir (r.) minbere<br />
oturdu. Ömer (r.) ayağa Kalkıp, cemaate Ebu Bekir&#8217;e biat etmele­rini emretti ve<br />
onu şöyle tanımladı: «Sizin en iyiniz, Allah&#8217;­ın Rasulünün arkadaşı,» îkisi<br />
mağarada oturduklarında ikinin ikincisi» (Tevbe: 40).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yeni nazil olan<br />
âyetlerden birinde Ebu Bekir (r.)&#8217;in bu önemli anda Peygamber (s.a.v.)&#8217;in tek<br />
arkadaşı olduğu belirtiliyordu<a href="#_ftn60" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[60]</span></span></span></span></a>.<br />
Daha sonra biat eden Ali hariç tüm cemaat bir ağızdan ona bağlılık yemini<br />
ettiler<a href="#_ftn61" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[61]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonra Ebu Bekir<br />
fr.), Allah&#8217;a hamd ve şükret­tikten sonra cemate hitap etti: «Sizin en iyiniz<br />
olmadığım &#8220;halde sizin üzerinize hakim oldum. Eğer doğru yaparsam bana<br />
yardım edin, eğer yanhş yaparsam beni doğrultun. Hakka samimiyetle saygı<br />
göstermek bağlılıktır, hakka say­gısızlık ise ihanettir. Aranızdaki güçsüzler,<br />
inşallah onla­rın haklarını koruyuncaya kadar benim katımda güçlü ola­caklardı.<br />
Aranızdaki güçlüler ise, başkalarının hakkını on-fardan, inşallah, alana kadar<br />
benim katımda güçsüzdürler Ben Allah&#8217;a ve Rasulüne itaat ettiğim sürece bana<br />
itaat ediniz. Fakat eğer ben Allah&#8217;a ve Rasulüne itaat etmez­sem siz de bana<br />
itaat etmeyin. Namaza kalkın, Allah size merhamet etsin!»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Namazdan sonra<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;in ev halkı ve ailesi onu gömülmeye hazırlamaları<br />
gerektiğine karar ver­diler. Fakat bunun nasıl yapılacağı konusunda anlaşmaz-lığa<br />
düştüler. Daha sonra Allah onların üzerine bir uyuk­lama verdi ve herbiri<br />
rüyasında bir sesin «Peygamber (s, a.v.)&#8217;i elbiseleri üzerinde olduğu halde<br />
yıkayın» diye bir ses duydu. Bunun üzerine Aişe&#8217;nin odasına gittiler, o an için<br />
Aişe odadan çıkmıştı. Hazreçli bir adam olan Evs îbn Havlî, orada Ensan temsil<br />
etmek için Ali&#8217;ye yalvardı: «Sen­den Allah ve Rasulündeki payımız adına rica<br />
ediyorum Ey Ali!» Ali onun içeri girmesine izin verdi. Abbas fr.), oğlu Fadl<br />
(r.) ve Kisam (r.), Ali (r.)&#8217;ye mübarek vücudu­nu çevirmekte yardım ettiler. Bu<br />
sırada Üsame (r.). Pey­gamber (s.a.v.)&#8217;in azatlısı kölelerinden biri olan<br />
Şükran&#8217;ın yardımıyla su döküyordu, Ali Cr.) elini uzun yün elbisesi­nin her<br />
tarafında gezdirdi. «Ey bana annemden ve babam­dan daha sevgili olan,» dedi,<br />
«yaşarken de, ölü iken de ne kadar güzelsin!» Hatta bir gün sonra bile<br />
Peygamber (s.a. v.)&#8217;in vücudu nefes alıp vermemesine, sıcaklık ve yumu­şaklığını<br />
kaybetmiş olmasına rağmen hâlâ uykuda imiş gibiydi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ashab şimdi de onun<br />
nereye gömüleceği konusunda anlaşmazlığa düştü. Çoğu, onun mezarının Baki<br />
mezarlı­ğında üç kızı ve oğlu İbrahim&#8217;in ve kendi gömdüğü arka­daşlarının yanma<br />
kazılması gerektiğini düşünüyordu. Ba­zıları ise onun Mescide gömülmesi<br />
fikrindeydi. Fakat Ebu Bekir onun: «Öldüğü yere gömülmeyen hiçbir Peygamber<br />
yoktur» dediğini hatırladı. Bunun üzerine mezar, Peygam­ber (s.a.v)&#8217;in yattığı<br />
şiltenin hemen yanında Aişe&#8217;nin oda­sının zeminine kazıldı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonra tüm<br />
Medine&#8217;liler onu ziyaret ettiler ve ba­şında cenaze namazı kıldılar. Küçük gruplar<br />
halinde geldi­ler ve her .grup ayrı olarak cenaze namazını kıldı ilk ön­ce<br />
erkekler grup grup geldiler, tüm erkekler onu ziyaret ettikten sonra kadınlar<br />
geldiler. Onlardan sonra da çocuk­lar ziyaret ettiler. O gece Peygamber<br />
(s.a.v.) Ali (r.) ve kendisini mezara hazırlayan diğer arkadaşları tarafından<br />
gömüldü.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Şimdi «Nur şehri» diye<br />
anılan Medine&#8217;de büyük bir üzüntü yaşanıyordu. Sahabeden her biri ağladığı için<br />
baş­kalarını azarlıyor, fakat kendisi ağlıyordu. Niye ağladığı sorulduğunda<br />
Ümmü Eymen<a href="#_ftn62" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[62]</span></span></span></span></a>: «Ben onun için ağlamıyo­rum»<br />
dedi. «Onun için bu dünyadan daha iyi olan bir yere gittiğini sanki bilmiyor<br />
muyum? Fakat ben, bize gökten gelen haberler kesildiği için ağlıyorum»<a href="#_ftn63" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[63]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sanki büyük bir kapı<br />
kapanmış gibiydi. Yine de onun şöyle dediğini hatırladılar: «Ben bu dünyada ne<br />
yapayım? Ben ve bu dünya, bir yolcu ve yolcunun altında gölgelen­diği bir ağaç<br />
misaliyiz. Bir müddet sonra yolcu yoluna gi­der ve onu arkasında bırakır <a href="#_ftn64" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[64]</span></span></span></span></a><br />
Peygamber (s.a.v.) bunu herkesin kendisi için söylemesini kestederek<br />
duyurmuştu. Bu kapı şimdi kapansa bile, mü&#8217;minler için Ölümle birlikte tekrar<br />
açılacaktır. Kulaklarında hâla onun şu sözleri çın­lıyordu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ben sizden Önce<br />
gidiyorum ve sizin şahidinizim. Si­zinle buluşma yerim Havuz&#8217;dur». Bu dünyadaki<br />
risalet gö­revini yerine getirerek, bu görevi ahirette devam ettirmek üzere bu<br />
dünyadan ayrılmıştı. Ahirette O, onlar için ve baş­kaları için, bu dünya<br />
hayatına sınırlamaları olmaksızın merhamet anahtarı<a href="#_ftn65" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[65]</span></span></span></span></a>,<br />
Cennet Anahtarı, Hakkın Ruhu ve Allah&#8217;ın habibt olacaktı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Hiç şüphesiz, Allah<br />
ve melekleri Peygambere salat etmekte­dirler. Ey iman edenler, siz de ona salat<br />
edin ve tam bir teslimi­yette ona selâm verin» (Ahzab: 56).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">514</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">VADÎ KUREYŞLERÎ</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Fihr direkt olarak<br />
İsmail&#8217;in oğullan soyundan gelmektedir. Fihr&#8217;in soyunun civar Kureyş-leri<br />
olarak anılan kısmı bu<span>    </span>şemada<br />
belirtilmemiştir.)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">KUREYŞ diye tanınan<br />
Fihr</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">el-HARÎS</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Gâlib Lu&#8217;ay</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Ebu Ubeyde&#8217;nin<br />
kabilesi)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">AMİR</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Süheyl&#8217;in kabilesi)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ka&#8217;b</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hüseys<span>      </span>ADİY<span>     <br />
</span>MÜRRE</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Ömer&#8217;in kabilesi) AMR</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">SEHM (AMR tbn el As&#8217;ın<br />
k.)<span>    </span>CUMAH (Osman</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbn Ma&#8217;zun k.)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kilâb</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">KUSAY</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">MÜRRE</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">TEYM</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Talha ve Manzum Ebu<br />
Bekir&#8217;in)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ZÜHRE</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yekaze</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">{Ebu Seleme ve Halid<br />
İbn Velid&#8217;in Kabüesi)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ABDU&#8217;D-DAR<span>       </span>ABDU MENAF</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ABD EL-UZZA<span>        </span>(Peygamber&#8217;in annesi Amine&#8217;nin kuzeni</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ESED<span>             </span>Sa&#8217;d&#8217;ın ve Abdurrahman îbn Avfîm<br />
ka-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hatice, Varaka ve<span>     </span>bilesl) Zübeyr ibn El-Av-vam&#8217;m kabilesi</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kabilelerin kurucuları<br />
büyük harfleri© yazılmıştır.<span>  </span>Bunların<br />
ardından da o kabileden Pey­gamber&#8217;© çok yakın veya tarihsel önem arzeden<br />
birkaç kişinin adı verilmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">REFERANS ANAHTARI</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Biyografik ve Tarihsel<br />
eserler t</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">K.— Kur&#8217;an</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu kitap osasen<br />
aşağıdaki uç yazarın M.S. 8 ve 9. yüzyıllarda</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">yazdıkları eserlere<br />
dayanmaktadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">II.:<span>  </span>ibn lshak<span>            </span>Buradaki<span>   </span>alıntılar Muhammed<span>   </span>ibn<span>  </span>îs-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">hak&#8217;m Siret-i<br />
Basulullah (Peygamberin Hayatı) adlı kitabının Abdel-Malik îbn Hişam (I.H.)<br />
tarafından tetkik edilmiş nüshasının Wüsten/eld baskısından ya­pılmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">I.S. i İbn Sft&#8217;d<span>             </span>Buradaki alıntılar Muhammed İbn<br />
Sa&#8217;d&#8217;-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ın Kltab et-Tabaka<br />
el-Keblr adlı eserinin Leyden baskısındandir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">W. Vâkıdi<span>           </span><span>       </span>Buradaki alıntılar Muhammed İbn Ömer</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">el-Wâkıdl&#8217;nin Kİtab<br />
el-Meîazl (Peygam­berin savaşlarının kronolojisi) adlı kita­bının Marsden Jones<br />
baskısından yapıl­mıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Dunların vamsıra zaman<br />
zaman şu yazarlara da müracaat edil­miştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">A. i Azrakİ<span>        </span><span>         </span>Muhammed îbn Abdullah<span>   </span>el-Azraki&#8217;nin</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ahbar Mekke adh<br />
eserinin Wüstenfeld baskısı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">T«b. t Taberl<span>               </span>Muhammed ibn Cerlr et-Taberî&#8217;nin<br />
Tâ-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">rih er-RıuuI<br />
ve&#8217;I-Mûlûk (Peygamberler ve Krallar Tarihi)<span>  <br />
</span>adh eserinin<span>  </span>leydon</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">516</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">heyden baskısı <span>  </span>.Aynı yazarın Tefsir&#8217;ine de müracaat<span>  </span>edilmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">S.:<span>   </span>Süheylî<span>                  </span>Abdurrahman İbn Abdtdah<br />
es-SübeyU&#8217;nin</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">tbn İshak&#8217;a yazdığı<br />
şerhin<span>  </span>(Er-Ravz el-Unnf)<span>  </span>Kahire baskısı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamberin<br />
Hadislerini Toplayan Eserler</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Aşağıdaki<span>  </span>9. yüzyılda yaşamış <span>  </span>sekiz Muhaddisten<span>  </span>yapılan alıntılar VVensinck&#8217;in Handbook of<br />
Eariy Muhammadan Tradi-tion adlı eserinde kullandığı sisteme göre<br />
düzenlenmiştir. B t Muhanımed İbn İsmail el-Buhari M i Müslim tbn el-Haccac<br />
el-Kuşeyrî Tir.: Muhammed tbn İsa et-Tinnizi A.H. î Ahmed îbn Muhammed<span>  </span>İbn Hanbel N. t Ahmod tbn Şu&#8217;ayb en-Nesei<br />
A.D.: Ebu Davud es-Sicistanî D.: Abdullah îbn Abdurrahman ed-Darimi İ.M. s<br />
Muhemmed İbn Mace.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Zaman zaman aşağıdaki<br />
M.S. İl. yüzyıl muhaddislerinden de alıntılar yapılmıştır. Bu muhaddislerin eserleri<br />
Wensüyck*in el kitabında yer almamıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bay: Ahmed ibn<br />
el-Hüseyin el-Beyhaki Kitabes-Sünen el-Kübra F. t Hüseyin b. Mahmud<br />
el-Ferra&#8221; el-Be^avî, Mişkat el-Mesablh.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">517</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I I. 897.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W<span>    </span>1012</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bak. Böl. 76.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"><span>   </span>Bak<span>   </span>Bol. 30</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I. 536.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I. 0L7.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Mirkhand, Ravdat os-Sâfa II Cilt, 2. 55, 671-2 eski<br />
kaynakları zikredcr. Brk. B. XXIII,<span>   </span>76</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I. 953</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Daha ünce de belirttiğimiz gibi Kur&#8217;an&#8217;da<span>   </span>birinci şahıstan üçuncu şahısa (Biz&#8230;<br />
Allah) geçiş sık<span>  </span>sık kullanılır.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bismillah er-Rahman er.Rahim kelimeleriyle başlamayan<br />
tek curo olan Tcvbe Suresinin başında .esirgeme ve bağışla­ma iü]mlorinin<br />
zikrcdilmemesi bu mesaim sertliğini vurgu­lar.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Buradaki sözler «annesinin rahminde» diye<br />
anlaşılmalıdır, Çünkü Isa’nın, Adem&#8217;in yaratılışı gibi birden bire yetişten<br />
olarak: yaratılması<span>  </span>sözkonusu değildir.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S.<span>   </span>I/l,<br />
88-9.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn13">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Agc.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn14">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXXXI, 3. </span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn15">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S. I./l, 88-9.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn16">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tahrim t 6, Fecr; 29:/Kur&#8217;an kul kelimesini İki<br />
anlamda kul­lanın bîri herşeyi İçine alan -hatta şeytanı bile kulu olarak gören<br />
diğeri iso yukarıdaki gibi âyetlerde hususi anlamda. Şeytana hitaben söylenen<br />
şu sözlerde de bu kelime husus; anlamda kullanılmıştır: «Btimm kullarım; senin<br />
onlar uzo-rinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur.» îsra: 65).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn17">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref17" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[17]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> El Hakim et-Tirmızı, Nevadiru&#8217;1-Üsûl,</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn18">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref18" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[18]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I.<span>  </span>i,<span>  </span>853</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn19">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref19" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[19]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M.<span>  </span>U. 4</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn20">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref20" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[20]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. III, 42.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn21">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref21" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[21]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B&#8217;eyhâki, Zûd.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn22">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref22" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[22]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yani karşılıklı Rıdvan ılc.<span>   </span>(bk. böl. XXX),</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn23">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref23" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[23]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXXXI, 37. </span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn24">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref24" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[24]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Beyhakî, Da&#8217;vet.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn25">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref25" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[25]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tir. XLV. </span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn26">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref26" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[26]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXH, ı.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn27">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref27" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[27]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bak. böl. XXVI.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn28">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref28" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[28]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tır. XLVI, 33.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn29">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref29" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[29]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> A. H<span>   </span>64.<span>  </span>Kur&#8217;an<span>  <br />
</span>meleklerin Meryem&#8217;e şöyle dediklerinden bahseder: -Meryem,<span>   </span>şüphesiz Allah seni<span>  </span>seçkin kıldı, seni arındırdı ve<br />
alemlerim<span>  </span>kadınları üzerine seçti,-<span>   </span>(Al-i<span> <br />
</span>îm-ran: 42).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn30">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref30" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[30]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tir. XLVI, 20.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn31">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref31" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[31]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> F. </span><span lang="de" style="font-size:8pt;" xml:lang="de">XXVI, </span><span style="font-size:8pt;">Menultıb<br />
es-Sahabe.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn32">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref32" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[32]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXXXi, 27.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn33">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref33" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[33]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. XC1I, 4.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn34">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref34" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[34]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. XLVII, 6.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn35">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref35" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[35]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. I. 232</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn36">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref36" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[36]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> A. D<span>  </span>XXXVI, 1.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn37">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref37" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[37]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> A. D.<span>  </span>XXXV,<br />
4.<span>    </span><span>                                               </span></span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn38">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref38" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[38]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. LII, 20</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn39">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref39" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[39]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. LII, 9</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn40">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref40" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[40]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bir kız çocuğu doyuran bir kadın, son zamanlardaki<br />
çocuk­ların anne-babalarına karsı saygısız davranmaları nedc-nıvle hunıen hemen<br />
kızının cariyesi gibi olacaktır Bu so-zun ikinci bolumu sadece sosyal düzeydeki<br />
konusu degıl, **ym zamanda Kabil&#8217;in Habıl&#8217;ı öldürmesine son muhru vu racak<br />
olan, yerleşik hayatın göçebe hayat üzerinde zafer kazanmasını da kastediyor.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn41">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref41" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[41]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. </span><span lang="de" style="font-size:8pt;" xml:lang="de">I. </span><span style="font-size:8pt;">I</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn42">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref42" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[42]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXJ. 25.<span>                          </span>,</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn43">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref43" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[43]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W. 1097</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn44">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref44" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[44]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W.<span>  </span>1100.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn45">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref45" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[45]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> îbn Kesir<span> <br />
</span>Bidaye ve n-Nıhaye, V. 209.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn46">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref46" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[46]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I<span>  </span>965</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn47">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref47" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[47]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. XVI, 8.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn48">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref48" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[48]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S. VIII<span>   </span>7C<br />
7</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn49">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref49" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[49]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I.J.OO0.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn50">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref50" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[50]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I I 006</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn51">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref51" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[51]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Havuz.<span>  <br />
</span>Peygamber<span>   </span>(s.av.)&#8217;e verflen<span>  </span>semavi<span>  <br />
</span>nehir<span>   </span>ve Ccnnet&#8217;c girdiklerinde<br />
mü&#8217;müüerm susuzlukla- dikleri göldür.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn52">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref52" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[52]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W<span>  </span>B<span>   </span>I.XIV, 17.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn53">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref53" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[53]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> i. S.II/2, 10</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn54">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref54" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[54]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S. H/2, 30 504</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn55">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref55" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[55]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bir müddet ertelemeden, sonra sefere çılaldığında<br />
Üsame bu sözlerin doğru olduğunu ispatladı.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn56">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref56" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[56]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Vezir&#8217;in kotu kalbli karısı ve arkadaşlarını<br />
kastediyor; bak. K. (Yusuf: 31-3).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn57">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref57" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[57]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S.<span> <br />
</span>11/2,<span>  </span>20.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn58">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref58" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[58]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> 1. S.<span>  </span>il/a. 23.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn59">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref59" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[59]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Arabçada Halife, yani tamamen söyleyecek<span>  </span>olursak Halifctû<span>  </span>Rasülullah , Allah&#8217;ı+n<span>   </span>Rasülü ‘nün vekili anlamına gelir</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn60">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref60" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[60]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bak<span>   </span>Bul. </span><span class="GramE"><span lang="en-us" style="font-size:8pt;" xml:lang="en-us">XXXVII.</span></span><span style="font-size:8pt;"></span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn61">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref61" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[61]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Birkaç ay sonra Fatıma öldüğünde Ali ve Ebu Bekir&#8217;e<br />
şöyle d-.&#8217;di:<span>  </span>-Sonin önemini ve Allah&#8217;ın<br />
sana olan<span>  </span>ihsanını biliyo­ruz ve onun<br />
£,ana verdiği hiçbir şeyi kıskanmıyoruz-<span>  <br />
</span>Fakat cjH bizim önümüzde<span> <br />
</span>bize<span>  </span>sonnadajı bir şey yaptın.<br />
Biz bu konuda, Peygamber<span>  </span>(s.a.v.Ve olan<br />
yakınlığımız nedeniyle bir siz hakkma sahip olduğumuzu hissettik.» Bunun<br />
üzerine Ebu JJ&#8217;ikir&#8217;iiı gözleri yaşlarla doldu ve şöyle dedi; «Nefsimi kud­ret<br />
elinde tutana yemin olsun ki, ben Allah&#8217;ın Rasulünün ak­rabalarıyla,<span>   </span>kendi<span>  <br />
</span>akrabalarımdan<span>  </span>daha<span>   </span>iyi<span>  <br />
</span>geçinmek<span>   </span>is-îunm.» O gün öğic<br />
namazında cemaate Ali&#8217;nin henüz kendi­sini bir halife olarak kabul etmediğini<br />
açıkladı.<span>  </span>Bunun uze-nne<span>  </span>Alı<span> <br />
</span>Ebu<span>  </span>R^k&lt;&gt;&#8217;in<span>  </span>doğruluğunu<span>  <br />
</span>tasdikledi<span>  </span>ve<span>  </span>ona<span>  <br />
</span>biai p&#8217;tı.<span>   </span>(B. LXIV, 38).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn62">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref62" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[62]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S. H/2. 63.4</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn63">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref63" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[63]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. M. XXXVII, 3.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn64">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref64" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[64]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. M. XXXVII, 3.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn65">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref65" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[65]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bu ve diğer isimler<span>  <br />
</span>Peygamberin İsimlerini anlatan gole-noksül münacaatlardan alınmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/tebuk/6861">Tebuk Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cenazenin Gömülmesi Ve Hilafet Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/cenazenin-gomulmesi-ve-hilafet/6860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6860</guid>

					<description><![CDATA[<p>85.      CENAZENİN GÖMÜLMESİ VE HİLAFET   îlk olarak Abbas&#8217;ın dikatini çeken belirtilen bir süre sonra diğerleri de farkettiler. Peygamber (s.a.v.) daha öl­meden Ümmü Eymen (r.) oğluna Peygamber (s.a.v.) &#8216;in Öl­mek üzere olduğunu bildiren bir haber gönderdi. Kuzeye yürümek için kamp zaten kaldırılmıştı. Fakat Üsame he­men Medine&#8217;ye dönme emri verdi. Ömer (r.)&#8217;in de içlerin­de bulunduğu Ashab&#8217;dan &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/cenazenin-gomulmesi-ve-hilafet/6860">Cenazenin Gömülmesi Ve Hilafet Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">85.<span>      </span>CENAZENİN GÖMÜLMESİ VE HİLAFET</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">îlk olarak Abbas&#8217;ın<br />
dikatini çeken belirtilen bir süre sonra diğerleri de farkettiler. Peygamber<br />
(s.a.v.) daha öl­meden Ümmü Eymen (r.) oğluna Peygamber (s.a.v.) &#8216;in Öl­mek<br />
üzere olduğunu bildiren bir haber gönderdi. Kuzeye yürümek için kamp zaten kaldırılmıştı.<br />
Fakat Üsame he­men Medine&#8217;ye dönme emri verdi. Ömer (r.)&#8217;in de içlerin­de<br />
bulunduğu Ashab&#8217;dan ilk Müslüman olan birçok kişi ordu ile birlikteydi. Şehre<br />
vardıklarında ölümün gerçekleş­tiği haberini duyduklarında Ömer bunu kabul<br />
etmeyi red­detti. Ömer (r.) Kur&#8217;an&#8217;ın bir âyetini yanlış tefsir ettiği için bu<br />
âyetin Peygamber (s.a.v.)&#8217;in onların neslinde ve gelecek nesillerde sürekli<br />
yaşayacağı anlamına geldiğini zannetmişti. Bu nedenle Mescidde ayağa kalkmış,<br />
insanla­ra Peygamber (s.a.v.)&#8217;in sadece ruhen yok olduğunu ve bir süre sonra<br />
geri &#8220;geleceğini anlatıyordu. O bu şekilde konu­şurken Ebu Bekir (r.) at<br />
sırtında Sunh&#8217;tan geldi. Çünkü haberler hızla tüm vahaya yayılmıştı. Ebu Bekir<br />
hiç kim­senin konuşmasını durdurmadan doğruca kızının evine gitti. Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in yüzünden Örttükleri örtüyü çekti. Ûna baktı ve öptü. «Ey bana<br />
annemden ve babam­dan daha sevgili olan» dedi, «Allah&#8217;ın senin için yazdığı<br />
ölümü tattın. Bundan sonra sana hiçbir ölüm gelmeyecek.» Daha sonra yavaşça<br />
örtüyü tekrar yüzüne örttü ve Ömer r.&#8217;in hitap ettiği insan kalabalığına doğru<br />
yöneldi. İnsan kalabalığına yaklaştığında:<span> <br />
</span>«Yavaş ol Ömer!»<span>  </span>dedi.<span>  </span>«Beni</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ziyaretlerden birinde<br />
Aişe onun kızma bırşeyler söylediğini kızının da bunun üzerine ağlamaya<br />
başladığını gördü. Daha sonra ona bir sır daha verdi, bu kez gözyaşlarının<br />
arasında gülümsemeye başladı. O ayrılırken Aişe (r.) Peygamber (s.a.v.)&#8217;în ne<br />
söylediğini sordu, fakat Fatıma (r.) bunun bir sır olduğunu ve kimseye<br />
açamayacağını söyledi Ancak daha sonralan Fatıma ona bu sırrı açıkladı-<br />
«Peygamber (s.a.v} bana bu hastalıktan öleceğini söyledi, ben de ağla­dım. Daha<br />
sonra bana ev halkından ona ilk kavuşanın ben olacağımı söyledi, ben de<br />
güldüm»&#8217;2.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
hastalığı sırasında acı çekiyor du, acının çok ağniaştığı bir sırada karısı<br />
Safiye (rj «Ey Allah&#8217;ın Peygamberi, senin çektiğini keşke ben çeksey­dim!»<br />
dedi. Bunun üzerine diğer hanımları birbirlerine baktılar ve aralarında bunun<br />
münafıklık olduğunu fısıl-daştılar. Peygamber (sa.v.) onları gördü ve «Gidin<br />
ağzı­nızı yıkayın» dedi. Ona niçin olduğunu sorduklarında-«Çünkü arkadaşınıza<br />
iftira ediyorsunuz. Vallahi, o tüm sa-mimiyetiyle gerçeği söyledi»'&#8221;<br />
cevabım verdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ümmü Eymen (r.) de<br />
sürekli onun yanındaydı ve ara-ara oğîuna Peygamber (sa.v.)&#8217;in durumu ile<br />
ilgili haber­ler gönderiyordu. Üsame fr), Allah bir yol gösterinceye kadar daha<br />
fazla ilerlemeyip Curf&#8217;ta kalmaya karar ver-mışti. Takat bir sabah ulaşan kötü<br />
haberler nedeniyle Mc dine&#8217;ye geldi ve ağlayarak, şuuru yerinde olduğu halde ko­nuşamayacak<br />
kadar hasta olan Peygamber (sa.v)&#8217;in ya­nına gitti Üs.ame ir.), onun üzerine<br />
eğildi vo öptü. Pey­gamber (s.a.v.) elini Sema&#8217;dan rahmet dilercesine yukarı<br />
doğru kaldırdı ve. Daha sonra elinin İçindekileri, üzün­tü içinde kampa dönen<br />
Üsame&#8217;nin eline boşaltırmış gibi bir hareket yaptı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ertesi gün Hicret&#8217;in<br />
onbirinci yılının Rebi-üI-Evvel ayı-Tam Pazartesiye denk gelen onikinci günü<br />
idi, yani M. S 632 Haziranının sekizinci günü. O sabah erkenden Peygam-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(12) Z. LXJI, 12. i1G)<br />
î. 3. VılI oı</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ber (s.a.v.)&#8217;in ateşi<br />
düştü ve çok güçsüz olmasına rağmen ezan onun Mescid&#8217;e gitmeye karar vermesine<br />
neden oldu. O içeri girdiğinde namaz başlamıştı ve insanlar onu gör­düklerinde<br />
sevinçten neredeyse namazdan çıkacaklardı, fakat Peygamber, (s.a.v) onlara<br />
devam etmelerini işaret et­ti. Bir süre onları seyretti ve davranışlarmdaki<br />
takvayı gö­rerek yüzü sevinçten parladı. Yanında Fadl (r.) ve azatlı kölesi<br />
Sevban (r.)&#8217;in-yardımıyla ilerlerken yüzü hâlâ par­lıyordu. «Peygamber<br />
(s.a.v)&#8217;in yüzünü o andaki kadar gü­zelken hiç görmemiştim» dedi Enes (r.i Ebu<br />
Bekir tr.) ar-kasındaki&#8217;saflarda bir hareket olduğunun farkındaydı. Bu­nun<br />
sadece bir tek Sebebinin olabileceğini &#8220;Ve arkadan yak-&#8221; lastiğini<br />
duyduğu adamın Peygamber (s.a,v.)&#8217;den başkası olmadığını biliyordu. Bu nedenle<br />
başını çevirmeden bir adım geri çekildi. Fakat Peygamber (s.a.v.) elini onun<br />
omuzuna koydu ve «Namazı sen kıldır» diyerek onu tekrai cemaatın önüne doğru<br />
itti. Kendisi de Ebu Bekir&#8217;in sağı­na oturdu ve oturarak namaz kıldı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">* Onun &gt;bu<br />
iyileşmesi büyük bir sevinç yaratmıştı. Na­mazdan kısa bir süre sonra Usaine,<br />
Peygamber (s.a.v)&#8217;i daha kötü bulacağını umarak dönmüştü, fakat onu daha iyi<br />
görünce çok sevindi. Peygamber (s.a.v.) «Allah&#8217;ın rah­meti ile yola çık» dedi<br />
Bunun üzerine Üsame ona veân etti ve Curf&#8217;a geri dönerek adamlarına kuzeye<br />
yürümek için hazırlanmalarını emretti. O sırada Ebu Bekir (r.) yu­karı<br />
Medine&#8217;ye doğru yola çıkmıştı. Esma (r.) ile evlenme­den çok önce Ebu Bekir<br />
(r.), on yıl önce vahaya geldiğinde yanında kaldığı Hazreçli Hârise&#8217;nin kızı<br />
Habibe ile nişan­lanmıştı. Uzun süre nişanlı kaldıktan sonra evlenmişler­di.<br />
Habibe hâlâ Sunh&#8217;ta ailesinin yanında kalıyordu. Ebu Bekir (r.) &#8216;do onu orada<br />
görmeye gidiyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.}<br />
Fadl (r.) ve Sevban (r.)&#8217;m yardı­mıyla Aişe (r.î&#8217;nin odasına döndü. Ali (r.) ve<br />
Abbas (r.) da oraya kadar peşlerinden gittiler, fakat çok kalmadılar. Dışan<br />
çıktıklarında oradan geçen bazı adamlar AH (r.)&#8217;ye Peygamber (s.a.v.)in nasıl<br />
olduğunu sordular. «Allah&#8217;a hamdolsun» dedi Ali (r.)<span>  </span>«O iyi.» Fakat soranlar gittikten</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">dinle!» Ömer (r.) buna<br />
aldırmadı ve devam etti. Fakat Ebu Bekir&#8217;in sesini tanıyanlar Ömer&#8217;i -bırakıp<br />
ne söyleyeceğini duymak için ona döndüler. Ebu Bekir (r.) Allah&#8217;a hamd ettikten<br />
sonra şöyle dedi: «Ey insanlar, kim Muhammed e tapıyor idiyse —gerçekten<br />
Muhammed ölmüştür; kim d 2 Allah&#8217;a tapıyor idiyse— gerçekten Allah Diridir ve<br />
ölmez.» Daha sonra Uhud&#8217;dan son/a indirilen şu âyeti okudu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Muhammed, yalnızca<br />
bir Peygamberdir. Ondcn önce nice Pey­gamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölürse<br />
ya da öldürülürse siz to­puklarınız üzerinde gensin geriye mi döneceksiniz? İki<br />
topuğu üze­rinde gerisin geri dönen kimse, Allah&#8217;a kesinlikle zarar veremez.<br />
Allah, şükredenleri pek yakında ödüllendirecektİr.» (Al-i İmran: 144)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sanki Ebu Bekir (r.)<br />
okuyuncaya kadar bu âyeti hiç kimse duymamıştı. Ondan bu âyeti aldılar ve bu<br />
âyet dil­lerde dolaşmaya başladı. Ömer (r) daha sonraları şöyle anlattı:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ebu Bekir&#8217;in o âyeti<br />
okuduğunu duyunca o kadar şa­şırmıştım ki yere düştüm. Ayaklarım artık beni<br />
taşımıyor­du ve Allah&#8217;ın Rasulünün ölmüş olduğunu anlamıştım.»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ali, (r.) Zübeyr (r.)<br />
ve Talha Cr.) ile birlikte evine çe­kilmişti. Muhacirlerin geri kalan kısmı Ebu<br />
Bekir&#8217;in etra­fında toplanmışlardı. Useyd ve kabilesinden bir çok kişi de<br />
onlara katılmıştı. Fakat Evs&#8217;li ve Hazreçli Ensarm bü­yük çoğunluğu Sa&#8217;d İbn<br />
Ubade (r.)&#8217;nin başkanı bulundu­ğu Beni Sa&#8217;ide&#8217;nin toplantı yerinde toplanmıştı.<br />
Ebu Bekir İr.) ve Ümer (r.)&#8217;e, onların Peygamber (s.a.v.) irtihal et­tiğine<br />
göre yönetimin kime ait olacağı konusunda tartış­tıkları haberi ulaştı. Cnun<br />
otoritesini memnuniyetle ka­bul etmişlerdi; fakat onu kaybettikten sonra çoğu<br />
Kayle oğullarının Yesrib&#8217;li bir adamdan başkası tarafından yö-neltilmemesi<br />
gerektiğini düşünüyorlardı. Çoğu Sa&#8217;d&#8217;a 0\) biat etmek üzere idi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ömer Cr,), Ebu Bekir<br />
ir.)&#8217;i toplantı yerine kendisiyle beraber gelmesi için zorladı. Ebu Ubeyde de<br />
onlarla bir­likte gitti. Sa&#8217;d hastaydı ve toplantı<span>   </span>yerinin ortasında bir Örtüye sarınmış<br />
yatıyordu. Üç Kureyşli içeri girdiğinde Ensar&#8217;dan biri onun adına insanlara<br />
hitap etmek üzereydi. Onları görünce Allah&#8217;a hamdettikten sonra konuşmasına<br />
onları da dahil ederek başladı: «Bizler Allah&#8217;ın Ensanyız ve İs&#8217;âm&#8217;m savaşa!,<br />
gücüyüz, ey Muhacirler, sîzler de biz­densiniz. Çünkü simden bir grup bizim<br />
aramızda yaşıyor» Konuşmacı aynı tonda konuşmaya devam etti. Muhacirle­ri de<br />
biraz övmesine vagmen, onların ilk İslâm toplumu ola­rak önemlerini gözönünde<br />
bulundurmaksızm sürekli Ensa-rı överek göklere çıkarıyordu. O konuşmasını<br />
bitirdiğinde Ömer (r.) tam konuşmaya başlamak üzereydi. Fakat Ebu Bekir (ı\),<br />
onu susturdu ve nazikçe, fakat kesin bir şekil­de konuşmağa başladı. Ensann<br />
önemini kabul ettiğini söy­ledi. Fakat. İslâm&#8217;ın Arabistan&#8217;da yayıldığını ve<br />
Arapların tüm olarak Kureyş&#8217;tcn başka birinin otoritesini kabul et­meyeceğini,<br />
çünkü Kureyş&#8217;in tüm Araplar arasında eşsiz bir konumu olduğunu da belirtti.<br />
Konuşmasını bitirerek iki adamdan birini öneriyorum. Hangisini dilerseniz ona<br />
biat edin- dedi. Daha <span> </span>sonra Ensar&#8217;dan<br />
biri kalkarak iki otoritenin olması gerektiğini söyledi. Bu ateşli bir tartışma­ya<br />
yol açtı. Ömer (r.) bu tartışmayı şu sözleriyle susturdu: «Ey Ensar, Allah&#8217;ın.<br />
Rasulünün namazlarda imamlık yap­ma görevini Ebu Bekir&#8217;e verdiğini bilmiyor<br />
musunuz? «Bili­yoruz» diye cevap verdiler. Ömer-. &#8220;Peki aranızda kim-onun<br />
önüne geçmek istiyor?» dedi. -Allah korusun, onun önüne geçemeyiz»<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a><br />
dediler. Bunun u/erine Ömer (ı\), Ebu Bekir ir.)&#8217;m elini tuttu vo ena biat<br />
etti. Arkasından da Ebu Uheyde (r.) vo diğer Muhacirler biat ettiler. Daha<br />
sonra Sa&#8217;d hariç orada bulunan Ensann tümü de biat etti­ler, Sa&#8217;d hiçbir zaman<br />
Ebu Bekir&#8217;i bir halife<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a><br />
olarak kabuî etmedi ve Suriye&#8217;ye hicret etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Orada ne karar almış<br />
olurlarsa olsunlar Medine&#8217;de hiç kimse Mescid&#8217;de, o orada olduğu müddetçe<span>    </span>Ebu Bekir&#8217;in önüne geçmeyi kabul etmezdi.<br />
Ertesi gün sabah namazın­da, namazı kılmadan önce Ebu Bekir (r.) minbere<br />
oturdu. Ömer (r.) ayağa Kalkıp, cemaate Ebu Bekir&#8217;e biat etmele­rini emretti ve<br />
onu şöyle tanımladı: «Sizin en iyiniz, Allah&#8217;­ın Rasulünün arkadaşı,» îkisi<br />
mağarada oturduklarında ikinin ikincisi» (Tevbe: 40).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yeni nazil olan<br />
âyetlerden birinde Ebu Bekir (r.)&#8217;in bu önemli anda Peygamber (s.a.v.)&#8217;in tek<br />
arkadaşı olduğu belirtiliyordu<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a>. Daha<br />
sonra biat eden Ali hariç tüm cemaat bir ağızdan ona bağlılık yemini ettiler<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonra Ebu Bekir<br />
fr.), Allah&#8217;a hamd ve şükret­tikten sonra cemate hitap etti: «Sizin en iyiniz<br />
olmadığım &#8220;halde sizin üzerinize hakim oldum. Eğer doğru yaparsam bana<br />
yardım edin, eğer yanhş yaparsam beni doğrultun. Hakka samimiyetle saygı<br />
göstermek bağlılıktır, hakka say­gısızlık ise ihanettir. Aranızdaki güçsüzler,<br />
inşallah onla­rın haklarını koruyuncaya kadar benim katımda güçlü ola­caklardı.<br />
Aranızdaki güçlüler ise, başkalarının hakkını on-fardan, inşallah, alana kadar<br />
benim katımda güçsüzdürler Ben Allah&#8217;a ve Rasulüne itaat ettiğim sürece bana<br />
itaat ediniz. Fakat eğer ben Allah&#8217;a ve Rasulüne itaat etmez­sem siz de bana<br />
itaat etmeyin. Namaza kalkın, Allah size merhamet etsin!»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Namazdan sonra<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;in ev halkı ve ailesi onu gömülmeye hazırlamaları<br />
gerektiğine karar ver­diler. Fakat bunun nasıl yapılacağı konusunda anlaşmaz-lığa<br />
düştüler. Daha sonra Allah onların üzerine bir uyuk­lama verdi ve herbiri<br />
rüyasında bir sesin «Peygamber (s, a.v.)&#8217;i elbiseleri üzerinde olduğu halde<br />
yıkayın» diye bir ses duydu. Bunun üzerine Aişe&#8217;nin odasına gittiler, o an için<br />
Aişe odadan çıkmıştı. Hazreçli bir adam olan Evs îbn Havlî, orada Ensan temsil<br />
etmek için Ali&#8217;ye yalvardı: «Sen­den Allah ve Rasulündeki payımız adına rica<br />
ediyorum Ey Ali!» Ali onun içeri girmesine izin verdi. Abbas fr.), oğlu Fadl<br />
(r.) ve Kisam (r.), Ali (r.)&#8217;ye mübarek vücudu­nu çevirmekte yardım ettiler. Bu<br />
sırada Üsame (r.). Pey­gamber (s.a.v.)&#8217;in azatlısı kölelerinden biri olan<br />
Şükran&#8217;ın yardımıyla su döküyordu, Ali Cr.) elini uzun yün elbisesi­nin her<br />
tarafında gezdirdi. «Ey bana annemden ve babam­dan daha sevgili olan,» dedi,<br />
«yaşarken de, ölü iken de ne kadar güzelsin!» Hatta bir gün sonra bile<br />
Peygamber (s.a. v.)&#8217;in vücudu nefes alıp vermemesine, sıcaklık ve yumu­şaklığını<br />
kaybetmiş olmasına rağmen hâlâ uykuda imiş gibiydi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ashab şimdi de onun<br />
nereye gömüleceği konusunda anlaşmazlığa düştü. Çoğu, onun mezarının Baki<br />
mezarlı­ğında üç kızı ve oğlu İbrahim&#8217;in ve kendi gömdüğü arka­daşlarının yanma<br />
kazılması gerektiğini düşünüyordu. Ba­zıları ise onun Mescide gömülmesi<br />
fikrindeydi. Fakat Ebu Bekir onun: «Öldüğü yere gömülmeyen hiçbir Peygamber<br />
yoktur» dediğini hatırladı. Bunun üzerine mezar, Peygam­ber (s.a.v)&#8217;in yattığı<br />
şiltenin hemen yanında Aişe&#8217;nin oda­sının zeminine kazıldı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonra tüm<br />
Medine&#8217;liler onu ziyaret ettiler ve ba­şında cenaze namazı kıldılar. Küçük gruplar<br />
halinde geldi­ler ve her .grup ayrı olarak cenaze namazını kıldı ilk ön­ce<br />
erkekler grup grup geldiler, tüm erkekler onu ziyaret ettikten sonra kadınlar<br />
geldiler. Onlardan sonra da çocuk­lar ziyaret ettiler. O gece Peygamber<br />
(s.a.v.) Ali (r.) ve kendisini mezara hazırlayan diğer arkadaşları tarafından<br />
gömüldü.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Şimdi «Nur şehri» diye<br />
anılan Medine&#8217;de büyük bir üzüntü yaşanıyordu. Sahabeden her biri ağladığı için<br />
baş­kalarını azarlıyor, fakat kendisi ağlıyordu. Niye ağladığı sorulduğunda<br />
Ümmü Eymen<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a>: «Ben<br />
onun için ağlamıyo­rum» dedi. «Onun için bu dünyadan daha iyi olan bir yere<br />
gittiğini sanki bilmiyor muyum? Fakat ben, bize gökten gelen haberler kesildiği<br />
için ağlıyorum»<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sanki büyük bir kapı<br />
kapanmış gibiydi. Yine de onun şöyle dediğini hatırladılar: «Ben bu dünyada ne<br />
yapayım? Ben ve bu dünya, bir yolcu ve yolcunun altında gölgelen­diği bir ağaç<br />
misaliyiz. Bir müddet sonra yolcu yoluna gi­der ve onu arkasında bırakır <a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a><br />
Peygamber (s.a.v.) bunu herkesin kendisi için söylemesini kestederek<br />
duyurmuştu. Bu kapı şimdi kapansa bile, mü&#8217;minler için Ölümle birlikte tekrar<br />
açılacaktır. Kulaklarında hâla onun şu sözleri çın­lıyordu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ben sizden Önce<br />
gidiyorum ve sizin şahidinizim. Si­zinle buluşma yerim Havuz&#8217;dur». Bu dünyadaki<br />
risalet gö­revini yerine getirerek, bu görevi ahirette devam ettirmek üzere bu<br />
dünyadan ayrılmıştı. Ahirette O, onlar için ve baş­kaları için, bu dünya<br />
hayatına sınırlamaları olmaksızın merhamet anahtarı<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a>,<br />
Cennet Anahtarı, Hakkın Ruhu ve Allah&#8217;ın habibt olacaktı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Hiç şüphesiz, Allah<br />
ve melekleri Peygambere salat etmekte­dirler. Ey iman edenler, siz de ona salat<br />
edin ve tam bir teslimi­yette ona selâm verin» (Ahzab: 56).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">514</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">VADÎ KUREYŞLERÎ</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Fihr direkt olarak<br />
İsmail&#8217;in oğullan soyundan gelmektedir. Fihr&#8217;in soyunun civar Kureyş-leri<br />
olarak anılan kısmı bu<span>    </span>şemada<br />
belirtilmemiştir.)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">KUREYŞ diye tanınan<br />
Fihr</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">el-HARÎS</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Gâlib Lu&#8217;ay</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Ebu Ubeyde&#8217;nin<br />
kabilesi)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">AMİR</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Süheyl&#8217;in kabilesi)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ka&#8217;b</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hüseys<span>      </span>ADİY<span>     <br />
</span>MÜRRE</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Ömer&#8217;in kabilesi) AMR</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">SEHM (AMR tbn el As&#8217;ın<br />
k.)<span>    </span>CUMAH (Osman</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbn Ma&#8217;zun k.)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kilâb</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">KUSAY</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">MÜRRE</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">TEYM</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Talha ve Manzum Ebu<br />
Bekir&#8217;in)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ZÜHRE</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yekaze</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">{Ebu Seleme ve Halid<br />
İbn Velid&#8217;in Kabüesi)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ABDU&#8217;D-DAR<span>       </span>ABDU MENAF</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ABD EL-UZZA<span>        </span>(Peygamber&#8217;in annesi Amine&#8217;nin kuzeni</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ESED<span>             </span>Sa&#8217;d&#8217;ın ve Abdurrahman îbn Avfîm<br />
ka-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hatice, Varaka ve<span>     </span>bilesl) Zübeyr ibn El-Av-vam&#8217;m kabilesi</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kabilelerin kurucuları<br />
büyük harfleri© yazılmıştır.<span>  </span>Bunların<br />
ardından da o kabileden Pey­gamber&#8217;© çok yakın veya tarihsel önem arzeden<br />
birkaç kişinin adı verilmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">REFERANS ANAHTARI</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Biyografik ve Tarihsel<br />
eserler t</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">K.— Kur&#8217;an</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu kitap osasen<br />
aşağıdaki uç yazarın M.S. 8 ve 9. yüzyıllarda</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">yazdıkları eserlere<br />
dayanmaktadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">II.:<span>  </span>ibn lshak<span>            </span>Buradaki<span>   </span>alıntılar Muhammed<span>   </span>ibn<span>  </span>îs-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">hak&#8217;m Siret-i<br />
Basulullah (Peygamberin Hayatı) adlı kitabının Abdel-Malik îbn Hişam (I.H.)<br />
tarafından tetkik edilmiş nüshasının Wüsten/eld baskısından ya­pılmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">I.S. i İbn Sft&#8217;d<span>             </span>Buradaki alıntılar Muhammed İbn<br />
Sa&#8217;d&#8217;-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ın Kltab et-Tabaka<br />
el-Keblr adlı eserinin Leyden baskısındandir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">W. Vâkıdi<span>           </span><span>       </span>Buradaki alıntılar Muhammed İbn Ömer</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">el-Wâkıdl&#8217;nin Kİtab<br />
el-Meîazl (Peygam­berin savaşlarının kronolojisi) adlı kita­bının Marsden Jones<br />
baskısından yapıl­mıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Dunların vamsıra zaman<br />
zaman şu yazarlara da müracaat edil­miştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">A. i Azrakİ<span>        </span><span>         </span>Muhammed îbn Abdullah<span>   </span>el-Azraki&#8217;nin</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ahbar Mekke adh<br />
eserinin Wüstenfeld baskısı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">T«b. t Taberl<span>               </span>Muhammed ibn Cerlr et-Taberî&#8217;nin<br />
Tâ-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">rih er-RıuuI<br />
ve&#8217;I-Mûlûk (Peygamberler ve Krallar Tarihi)<span>  <br />
</span>adh eserinin<span>  </span>leydon</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">516</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">heyden baskısı <span>  </span>.Aynı yazarın Tefsir&#8217;ine de müracaat<span>  </span>edilmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">S.:<span>   </span>Süheylî<span>                  </span>Abdurrahman İbn Abdtdah<br />
es-SübeyU&#8217;nin</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">tbn İshak&#8217;a yazdığı<br />
şerhin<span>  </span>(Er-Ravz el-Unnf)<span>  </span>Kahire baskısı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamberin<br />
Hadislerini Toplayan Eserler</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Aşağıdaki<span>  </span>9. yüzyılda yaşamış <span>  </span>sekiz Muhaddisten<span>  </span>yapılan alıntılar VVensinck&#8217;in Handbook of<br />
Eariy Muhammadan Tradi-tion adlı eserinde kullandığı sisteme göre<br />
düzenlenmiştir. B t Muhanımed İbn İsmail el-Buhari M i Müslim tbn el-Haccac<br />
el-Kuşeyrî Tir.: Muhammed tbn İsa et-Tinnizi A.H. î Ahmed îbn Muhammed<span>  </span>İbn Hanbel N. t Ahmod tbn Şu&#8217;ayb en-Nesei<br />
A.D.: Ebu Davud es-Sicistanî D.: Abdullah îbn Abdurrahman ed-Darimi İ.M. s<br />
Muhemmed İbn Mace.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Zaman zaman aşağıdaki<br />
M.S. İl. yüzyıl muhaddislerinden de alıntılar yapılmıştır. Bu muhaddislerin eserleri<br />
Wensüyck*in el kitabında yer almamıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bay: Ahmed ibn<br />
el-Hüseyin el-Beyhaki Kitabes-Sünen el-Kübra F. t Hüseyin b. Mahmud<br />
el-Ferra&#8221; el-Be^avî, Mişkat el-Mesablh.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">517</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> 1. S.<span>  </span>il/a. 23.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Arabçada Halife, yani tamamen söyleyecek<span>  </span>olursak Halifctû<span>  </span>Rasülullah , Allah&#8217;ı+n<span>   </span>Rasülü ‘nün vekili anlamına gelir</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bak<span>   </span>Bul. XXXVII.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Birkaç ay sonra Fatıma öldüğünde Ali ve Ebu Bekir&#8217;e<br />
şöyle d-.&#8217;di:<span>  </span>-Sonin önemini ve Allah&#8217;ın<br />
sana olan<span>  </span>ihsanını biliyo­ruz ve onun<br />
£,ana verdiği hiçbir şeyi kıskanmıyoruz-<span>  <br />
</span>Fakat cjH bizim önümüzde<span> <br />
</span>bize<span>  </span>sonnadajı bir şey yaptın.<br />
Biz bu konuda, Peygamber<span>  </span>(s.a.v.Ve olan<br />
yakınlığımız nedeniyle bir siz hakkma sahip olduğumuzu hissettik.» Bunun<br />
üzerine Ebu JJ&#8217;ikir&#8217;iiı gözleri yaşlarla doldu ve şöyle dedi; «Nefsimi kud­ret<br />
elinde tutana yemin olsun ki, ben Allah&#8217;ın Rasulünün ak­rabalarıyla,<span>   </span>kendi<span>  <br />
</span>akrabalarımdan<span>  </span>daha<span>   </span>iyi<span>  <br />
</span>geçinmek<span>   </span>is-îunm.» O gün öğic<br />
namazında cemaate Ali&#8217;nin henüz kendi­sini bir halife olarak kabul etmediğini<br />
açıkladı.<span>  </span>Bunun uze-nne<span>  </span>Alı<span> <br />
</span>Ebu<span>  </span>R^k&lt;&gt;&#8217;in<span>  </span>doğruluğunu<span>  <br />
</span>tasdikledi<span>  </span>ve<span>  </span>ona<span>  <br />
</span>biai p&#8217;tı.<span>   </span>(B. LXIV, 38).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S. H/2. 63.4</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. M. XXXVII, 3.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. M. XXXVII, 3.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bu ve diğer isimler<span>  <br />
</span>Peygamberin İsimlerini anlatan gole-noksül münacaatlardan alınmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/cenazenin-gomulmesi-ve-hilafet/6860">Cenazenin Gömülmesi Ve Hilafet Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seçim Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/secim/6859</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6859</guid>

					<description><![CDATA[<p>  84.    SEÇİM   Peygamber fs.a.v.) sürekli Cennet&#8217;i, tasvir ettiği şeyi sanki görüyormuş gibi anlatırdı. Bu izlenim başka&#8217; işaret­lerle de desteklenirdi. Örneğin, bir keresinde elini sanki bir şey alıyormuş gibi uzattı ve tekrar geri çekti. Hiçbir şey söylemedi, fakat etrafında onun bu hareketine dikkat edenler sordular. «Cenne&#8217;ti gördüm,» diye cevap verdi «ve üzümlerinden bir salkım &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/secim/6859">Seçim Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">84.<span>    </span>SEÇİM</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber fs.a.v.)<br />
sürekli Cennet&#8217;i, tasvir ettiği şeyi sanki görüyormuş gibi anlatırdı. Bu<br />
izlenim başka&#8217; işaret­lerle de desteklenirdi. Örneğin, bir keresinde elini<br />
sanki bir şey alıyormuş gibi uzattı ve tekrar geri çekti. Hiçbir şey söylemedi,<br />
fakat etrafında onun bu hareketine dikkat edenler sordular. «Cenne&#8217;ti gördüm,»<br />
diye cevap verdi «ve üzümlerinden bir salkım alabilmek için uzandım. Eğer onu<br />
alabilseydim, dünya durdukça onu yerdiniz»<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a> Onlar<br />
Pey­gamber s.a.v.in bir bakıma ahirette olduğu fikrine alış­mışlardı. Belki de<br />
bu nedenle, o kendi ölümünden bahset­tiği veya burada olduğu gibi her an<br />
ölebileceğim ima etti­ği zamanlar, sözleri onlar üzerinde fazla etkili<br />
olmuyordu. Bunun yamsıra altmışüç yaşında olmasına rağmen, hâlâ genç bir adamın<br />
incelik ve vücut yapısına sahipti. Gözle­ri hâlâ ışıl ısıldı ve siyah<br />
saçlarında çok az beyazlık vardı. Yine de bir keresinde hanımları ile<br />
beraberken yakında öleceğine değinmesi onların, kendi aralarından ilk önce<br />
kimin ona kavuşacağı sorusunu yöneltmelerine neden ol­du. Peygamber (s.a.v.)<br />
«En uzağa erişebilen, bana ilk ön ce kavuşacak»-<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a> diye<br />
cevap verdi. Bunun üzerine hangisinin kolunu daha uzun olduğunu anlamak için<br />
kollarını ölçme­ye başladılar. Kaynaklara kaydedilmemesine rağmen tah­minen kararlaştırmayı<br />
kazanan, diğerlerine nazaran en bü­yük en uzun olan Şevde idi. Diğer taraftan<br />
Zeyneb, minyon tipli bir kadındı, kolu da boyuna göreydi. Fakat bu olay-don<br />
yaklaşık en yıl sonra içlerinden ilk ölen Zeyneb oldu. İşte o zaman Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in «en uzağa erişebilen» deyimiyle en cömert olanı kasdettiğini<br />
anladılar. -Çünkü Zeyneb (r.)&#8217;de kendi adını taşıyan ve «fakirlerin annesi»<br />
diye anılan Peygamber (s.a.v.)&#8217;in diğer hanımı gibi çok cö­mertti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
Suriye seferi için hazırlıklara baş­lanmasın emrettikten kısa bir süre sonra,<br />
ordu ayrılma­dan önce bir gece Ebu Muveyhibe adlı azatlı bir kölesini erken<br />
saatlerde çağırdı ve: «Mezarhktakiler için bağışlan­ma dilemem emredildi,<br />
benimle gel» dedi. Birlikte gittilor ve Baki&#8217;e vardıklarında Peygamber<br />
(s.a.v.): «Ey mezarlık halkı, selâm üzerinize olsun. Halinize sevinin,<br />
durumunuz Şimdi yaşayanlardan çok iyi. Kargaşalar en karanlık ge­cenin<br />
dalgaları gibi geliyor. Herbiri arkasına, herbiri bir öncekinden daha kötü»<br />
dedi. Daha sonra Ebu Muveyhibe&#8217;-ye döndü ve: «Bana bu dünya hazinelerinin<br />
anahtarları ve bu dünyada ölümsüzlük, ardından da Cennet sunuldu. Bu­nunla<br />
Rabbime ve Cennete kavuşma arasındaki seçim ba­na bırakıldı.» dedi. Ebu<br />
Muveyhibe «Ey bana anamdan ve babamdan daha sevgili olan, bu dünya<br />
hazinelerinin anah­tarlarını ve burada, ardından Cennet gelen Ölümsüzlüğü seç»<br />
dedi. Fakat Peygamber (s.a.v.) ona şu cevabı verdi: «Ben zaten Rabbime ve<br />
Cennete kavuşmayı seçtim.» Daha sonra Baki&#8217;de yatanlar için bağışlanma diledi<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">O sabah veya ertesi<br />
gün başı o zamana kadar hiç ağrı­madığı bir şekilde ağrıdı. Fakat Peygamber<br />
(s.a.v.) yine de mescide gitti. Namazdan sonra minbere çıkıp, sonradan<br />
anlatılanlara göre sanki son defa yapıyormuş gibi Uhud şehitleri için rahmet<br />
diledi. Daha sonra: «Allah&#8217;ın kullar arasında bir kul var ki, Allah onu bu<br />
dünya ile kendisi­ni seçme konusunda serbest bıraktı. O kul da Allah&#8217;ı<br />
seçti-dedi Bunları söylediğinde Ebu Bekir ağlamaya başladı; çünkü Peygamber<br />
(sa.v.)&#8217;in kendisinden bahsettiğini ve seçimin kaçınılmaz ölüm olduğunu<br />
biliyordu. Peygamber ts.a.v.) onun ağladığını görerek ağlamamasını söyledikten<br />
sonra: «Ey insanlar, insanlar arasında arkadaşlığı ve ih­sanı ile bana en<br />
lütufkâr olan kişi Ebu Bekir&#8217;dir. Eğer İn­sanlar arasında hiç ayrılmayacağı bir<br />
arkadaş seçecek ol­sam, bu Ebu Bekir olurdu —fakat iman kardeşliği ve arka­daşlığı<br />
Allah bizi huzurunda birleştirene kadar bizimdir» iste bu konuşmadan sonra<br />
Mescid&#8217;i çevreleyen ve kapılan Mescide açılan özel evlere bakarak: «Mescide<br />
açılan şu ka­pılara bakın. Ebu Bekir&#8217;in kapısı hariç hepsini kapatın.<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a> dedi<br />
Minberden inmeden önce şöyle dedi: «Ben. sizden ön­ce gidiyorum ve sizin<br />
şahidinızim. Sizinle, şimdi şu durdu­ğum yerden gördüğüm Havuz&#8217;da<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a><br />
bulaşacağım. Sizin Allah&#8217; in yanında İlahlar edineceğinizden korkmuyorum. Sizin<br />
için bu dünyadan korkuyorum, ola ki dünyevi şeyler için bırbırınizle rekabet<br />
edersiniz.»<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mescidden çıktıktan<br />
sonra, ev sahipliği yapma sırası Meymune&#8217;de olduğu için onun odasına gitti.<br />
Cemaate ko­nuşma yapmak iç m harcadığı güç, ateşini yükseltmişti. Bir veya iki<br />
saat sonra Aişe&#8217;nin kendi hastalığını bilmesi­ni istediği İçin onun odasına<br />
gitti. Aişe&#8217;nin başı ağrıyordu, n içeri girdiğinde «of başım!» diye inledi.<br />
Peygamber (s,a. v.) «Hayır, Aişe, aslında of (benim) başım»<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a> dedi.<br />
Onun yuzunü ölümcül bir hastalığın İzlerini ararcasma araştır­dı. Böyle birşey<br />
göremeyince: «Ben hayatta iken olmasını isterdim.» Aişe&#8217;nin ölümünü<br />
kastediyordu «O zamaiı senin için bağışlanma diler, sana rahmet diler, seni ke­ti)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">fenler, namaziiu kılar<br />
ve gömerdim» dedi. Aişe (r.) onun hasta olduğunu görüyordu ve sesinin tonu onu<br />
telâşlan­dırmıştı. Fakat yine de onu neşelendirmeye çalıştı ve onu biraz olsun<br />
gülümsetmeyi başardı. Peygamber (s.a.v.) tek­rar: «Hayır of (benim) başım!»1<br />
dedi ve Meymune&#8217;ye dön­dü.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sağlıklı olduğu zamanlardaki<br />
gibi davranmaya çalışı­yordu ve her zamanki gibi Mescidde namazları kıldırıyor­du.<br />
Fakat hastalığı öyle arttı ki, sadece oturarak namaz kı­labilecek hale geldi. O<br />
zaman cemaate onların da oturarak kıîmalgn gerektiğini söyledi. O gün sırası<br />
gelen hanımınm odasına gittiğinde: «Yarın neredeyim?» diye sordu. Hanımı da<br />
ertesi günü sırası gelen hanımın adın? söyledi. «Peki ya­rından sonraki gün<br />
geredeyim?» diye sordu. Hanımı yine cevap verdi. Onun bu kadar fazla ısrar<br />
etmesine şaşırarak ve Aişe ile birlikte olmak istediğini anlayarak diğer ha­nımlarına<br />
bunu haber verdi. Onlar da hep birlikte geldiler ve: «Ey Allah&#8217;ın Rasulü,<br />
seninle geçireceğimiz günlerimizi kardeşimiz Aişe&#8217;ye veriyoruz»<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a><br />
dediler. Peygamber (s.a.v.) bu hediyeyi kabul etti. Fakat yardımsız yürüyemeyecek<br />
denli zayıftı. Bu nedenle Ali (r.) ve Abbas (r.), Aişe (r.)&#8217;-nin. odasına kadar<br />
ona yardım ettiler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Suriye seferi için<br />
Üsame (r.î gibi çok genç bir adamı kumandan seçmesi konusunda çok eleştiri<br />
olduğu ve hazır­lıklarda bir yavaşlama olduğu haberi Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
ulaştı. Bu eleştirilere cevap verme ihtiyacını hissetti, fakat ateşi çok<br />
yüksekti. Hanımlarına: «Benim üzerüiie değişik kuyulardan doldurulmuş yedi<br />
kırba su dökün kî gidip adamlara hitap edebileyim» dedi. Hafsa (r.), Aişe<br />
(r.)&#8217;nin odasına bir tekne getirdi, diğer hanımları da su getirdiler. Su<br />
üzerine dökülürken Peygamber (s.a.v.) bu teknenin içine oturdu. Daha sonra onun<br />
giyinmesine ve sarığını sar­masına yardım ettiler. îki adam da ona yardım<br />
ederek aralarında Mescide kadar götürdüler. Peygamber<span>   </span>(s.a.v) orada minbere çıktı ve toplanan<br />
kalabalığa şöyle hitap et­ti: «Ey insanlar. Üsame&#8217;nin ordusunu sevkedin. Çünkü,<br />
siz ondan önce babasının liderliğine Itarşı çıktınınız gibi onun liderliğine<br />
karşı çıksanız da, O babası gibi kuman­danlık etmeye yaraşır»<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a> Daha<br />
sonra minberden indi ve yine yardımla Aişe&#8217;nin odasına gitti. Hazırlıklar<br />
hızlandı ve Üsame (r.) ordusuyla Medine&#8217;nin üç mil kuzeyindeki Curf&#8217;a kadar<br />
gitti ve orada kamp kurdu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bir sonraki namaz<br />
vaktinde ezan okunduğunda Pey­gamber (s.a.v.) hâlâ oturabilmesine rağmen artık<br />
namaz kıldıramayacağını hissetti. Hanımlarına: «Ebu Bekir&#8217;e na­mazlarda imamlık<br />
etmesini söyleyin» dedi. Fakat Aişe, (r.) Peygamber (s.a.v.) &#8216;in yerini almanın<br />
babasını çok üze­ceğinden korktu. «Ey Allah&#8217;ın Rasulü,» dedi. «Ebu Bekir çok<br />
duygulu bir adamdır, sesi de gür değildir, hem Kur&#8217;an okunurken çok ağlar.»<br />
Peygamber (s.a.v.), sanki o hiç ko­nuşmamış gibi: «Ona namazı kıldırmasını<br />
söyle» dedi. Aişe (r.) tekrar denedi, bu kez onun yerine Ömer&#8217;e görevi ver­mesini<br />
önerdi. Fakat Peygamber (s.a.v.) tekrar: «Ebu Be­kir&#8217;e namazı kıldırmasını<br />
söyle» dedi. Aişe (r.) Hafsa (r.) &#8216;-nın yüzüne yalvaran bir bakış fırlattı ve<br />
Hafsa (r.) da ko­nuşmaya başladı. Fakat Peygamber (s.a.v.) onları şu söz­lerle<br />
susturdj: «Siz Yusuf&#8217;un yanındaki kadınlar gibisi­niz<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a>. Ebu<br />
Bekir (r.)&#8217;e namazda insanlara imamlık yapma­sını söyle. Bırakın suçlayan hata<br />
araştırsın, haris&#8221; olan da arzulasm. Yoksa Allah ve mü&#8217;minler buna sahip<br />
obuaya-caklar»<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a>. Son cümleyi üç kez<br />
tekrarladı ve hastalığının geri kalan kısmında namazları hep Ebu Bekii<br />
kıldırdı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
çoğu zaman başı Aişe&#8217;nin göğsün­de veya dizinde olduğu halde yatıyordu. Fakat<br />
Fatıma (r.) geldiğinde Aişe, (r.) baba kızı yalnız bırakıyordu.<span>   </span>Bu ziyaretlerden birinde Aişe onun kızına<br />
birşeyler söylediğini kızınında bunun üzerine ağlamaya başladığını gördü<span>  </span>Daha sonra ona bir sır daha verdi bu kez<span>  </span>gözyaşlarının<span> <br />
</span>arasında gülümsemeye başladı o ayrılırken Aişe </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">sonra Abbas (r.) Ali<br />
(rj&#8217;nin elini tuttu ve: «Yemin ede-nm ki, kabilemden adamların yüzlerinde<br />
gördüğüm gibi Allah in Rasulünün yüzünde ölümü farkettim. Gidelim ve onunla<br />
konuşalım. Eğer bu otorite bizim üstümüze yükle-necekse, ondan insanlara bile<br />
iyi davranmalarını söyleme­sini isteyelim» dedi Fakat Ali: «Vallahi sormam,<br />
çünkü otoriteyi bizden o alırsa, ondan sonra asla kimse onu bize vermem»1*<br />
dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
yatağına dönmüş ve başı Aişe&#8217;nin göğsünde sanki hiç bir gücü kalmamış gibi<br />
yatıyordu. Yine de Aışe (rJ&#8217;nin kardeşi Abdurrahman (r.) elinde bir mis­vak ile<br />
odaya girdiğinde. Aişe (rj Peygamber ts.a.v.Vin ona sanki misvağı istiyormuş<br />
gibi baktığını gördü. Misvağı kardeşinden aldı ve yumuşatmak için Çiğnedi. Daha<br />
son­ra Peygamber (s.a.v.)&#8217;e verdi. O da güçsüzlüğüne rağmen gayretle dişlerini<br />
misvakladi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kısa bir süre sonra<br />
kendini kaybetti. Aişe bunun olu­mun başlangıcı olduğunu düşündü. Fakat bir<br />
saat sonra Peygamber (s.a.v.) gözlerini açtı. Aişe o zaman Peygam­ber<br />
(s.a.vJ&#8217;in kendisine şöyle dediğini anımsadı: «Hiçbir Peygamber cennetteki yeri<br />
gösterilmeden ve yaşamakla ölmek arasında bir seçim kendisine sunulmadan<br />
ölmez.-Aışe (r.) Şimdi bunun yerine geldiğini ve onun ahireti go-rup geldiğini<br />
anladı. Kendi kendisine: «Şimdi bizi seçmez.. dedi. Daha sonra onun şöyle<br />
mırıldandığını duydu: Cen­nette buluşmak üzere.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Allah&#8217;ın kendilerine<br />
nimet verdiğ; Peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar) şehitler ve salihlerlc<br />
beraberdir Ne iyi arkadaştır onlar.» (Nisan: 691.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onun tekrar: «Allahım,<br />
Cennette buluşma üzere»- diye mırıldandığını duydu. Bunlar ondan duyduğu son<br />
kelime-er oldu. Yavaş yavaş Aişe (r.)&#8217;nin göğsündeki başı ağır­laşmaya başladı.<br />
Diğer hammlan ağlamaya başlymca Aışe (r.), onun başını bir yastığa koydu ve<br />
kendisi de ağlama­ya başladı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">04)<span>   </span>I. I.<span>  <br />
</span>JOll.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">115)<span>   </span>I.<span> <br />
</span>S.<span>   </span>U/2, 27</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. XVI, 8.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S. VIII<span>   </span>7C<br />
7</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I.J.OO0.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I I 006</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Havuz.<span>  <br />
</span>Peygamber<span>   </span>(s.av.)&#8217;e verflen<span>  </span>semavi<span>  <br />
</span>nehir<span>   </span>ve Ccnnet&#8217;c girdiklerinde<br />
mü&#8217;müüerm susuzlukla- dikleri göldür.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W<span>  </span>B<span>   </span>I.XIV, 17.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> i. S.II/2, 10</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S. H/2, 30 504</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bir müddet ertelemeden, sonra sefere çılaldığında<br />
Üsame bu sözlerin doğru olduğunu ispatladı.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Vezir&#8217;in kotu kalbli karısı ve arkadaşlarını<br />
kastediyor; bak. K. (Yusuf: 31-3).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S.<span> <br />
</span>11/2,<span>  </span>20.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/secim/6859">Seçim Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Veda Haccî Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/veda-hacci/6858</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6858</guid>

					<description><![CDATA[<p>  83.   VEDA HACCÎ   Peygamber (s.a.v.) Medine&#8217;de iken Ramazan ayında, ayın ortalarında Mescid&#8217;de on günlük bir inzivaya çekil­meyi ütikaf) adet haline getirmişti, arkadaşlarından bazı­ları da ona katılırlardı. Fakat o yıl kararlaştırılan on gün­den başka bir on gün daha mescidde kaldılar. Yani Rama-zan&#8217;m son yirmi gününü itikafta geçirdiler. Her Rama-zan&#8217;da Cebrail gelir ve hafızasında vahiyden &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/veda-hacci/6858">Veda Haccî Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">83.<span>   </span>VEDA HACCÎ</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
Medine&#8217;de iken Ramazan ayında, ayın ortalarında Mescid&#8217;de on günlük bir<br />
inzivaya çekil­meyi ütikaf) adet haline getirmişti, arkadaşlarından bazı­ları<br />
da ona katılırlardı. Fakat o yıl kararlaştırılan on gün­den başka bir on gün<br />
daha mescidde kaldılar. Yani Rama-zan&#8217;m son yirmi gününü itikafta geçirdiler.<br />
Her Rama-zan&#8217;da Cebrail gelir ve hafızasında vahiyden bir bölümün silinip<br />
silinmediğini anlamak için onu kontrol ederdi. Bu yıl Peygamber (s.a.v.) Katıma<br />
(r.)&#8217;ya gizlice henüz başka­larına söylenmemesi gereken bir sır verdi: «Her yıl<br />
bir kez Cebrail bana Kur&#8217;an&#8217;ı okur ben de ona okurum: fakat bu yıl bana iki kez<br />
okudu. Zamanımın geldiğini düşünüyo­rum»<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Şevval ayı geçti;<br />
yılın onbirinci ayında Medine&#8217;de, Hac&#8217;da Peygamber (s.a.v.)&#8217;in önderlik edeceği<br />
haberi ya­yıldı. Bu haberler çöl kabilelerine de ulaştırıldı ve her adı­mında<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;le olmak için vahaya her taraf­tan akın akın insanlar gelmeye<br />
başladı. Bu Hac, yüzyıllar­dan beri yapılan haclara hiç benzemeyecekti:<br />
hacıların tü­mü bir tek Allah&#8217;a inanan kimseler olacak ve hiçbir putpe­rest<br />
putperestçe ibadetleriyle Kutsal Ev&#8217;i kirletmeyecekti. Ayın sona ermesine beş<br />
gün kala Peygamber (s.a.v.) otuz-bin kadın ve erkeğin başında Medine&#8217;den yola<br />
çıktı. Pey­gamber (s.a.v.)&#8217;in hanımlarının hepsi, Abdurrahman İbn Avf (r.) ve<br />
Osman îbn Affan (r.) tarafından yedilen deve­lerin üstündeydi. Ebu Bekir CrJ&#8217;in<br />
yanında hanımı Esma (r.) da vardı. îlk konaklardan birinde Esma, Muhammed adını<br />
verdikleri bir erkek çocuğu doğurdu. Ebu Bekir (r.) onu Medine&#8217;ye geri<br />
göndermek istiyordu, fakat Peygam­ber (s.a.v.) ona, hanımına gusül abdesti<br />
almasını, Hac için niyet etmesini söyledikten sonra birlikte planlandığı şekilde<br />
hacca gitmelerini söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Medine&#8217;den ayrılışın<br />
onuncu gününün akşamı Pey­gamber (s.a.v.) Mekke&#8217;yi fethetmeye giderken<br />
geçtikleri bir geçide ulaştı. Orada bir gece geçirdikten sonra ertesi sabah<br />
Vadi&#8217;ye inmeye başladılar. Peygamber (s.a.v.) Kâ&#8217;-be&#8217;yi gördüğünde devesinin<br />
ipini sol eline alarak sağ elini yukarı kaldırıp açtı ve dua etti: «Allah&#8217;ım,<br />
bu Evin insan­lardan gördüğü saygı lütuf, bağlılık ve rahmeti artır!»<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a><br />
Mescide girdi, tavaf ettikten sonra İbrahim makamın­da namaz kıldı. Daha sonra<br />
Safa&#8217;ya giderek Safa ile Mer-ve arasında yedi kez gidip geldi: Yanındakiler her<br />
yerde yaptığı duaların tam sözlerini hazıfalannda saklamak içm çaba sarf<br />
ediyorlardı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonra Mescid&#8217;e<br />
girerek, önce de olduğu gibi anah­tarlarını koruyan Abdu&#8217;l-Dar&#8217;dan Osman (r.)&#8217;ı<br />
ve Usame (r.) ile Bilâl (r.)&#8217;i yanma alarak Kâ&#8217;beye girdi. Fakat o ak­şam<br />
Aişe&#8217;yi çadırında ziyafet ettiğinde Aişe onun üzgün olduğunu farketti. Sebebini<br />
sorduğunda: «Bugün birşey yaptım, keşke yapmasaydım. Kâ&#8217;be&#8217;ye girdim, Ümmetim­den<br />
bazıları» dedi gelecekteki Müslümanları kastederek, «içeri giremeyebilirler ve<br />
bu nedenle nefislerinde huzursuz­luk hissedebilirler. Biz sadece onu tavaf<br />
etmekle emrolunduk, içine girmekle değil»<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a> dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ümmü Hani (r.)&#8217;nin<br />
kendi evinde kalması için tüm ıs­rarlarına rağmen Peygamber (s.a.v.} Mekke&#8217;deki<br />
evler­den hiçbirinde kalmayı kabul etmedi. Yeni ayın sekizinci gününde tüm<br />
hacılarla birlikte Mina&#8217;ya gitti. Geceyi orada ge­çirdikten sonra, sabahleyin<br />
Haram bölgenin hemen dışın­da, Mekke&#8217;nin onüç mil doğusunda geniş bir vadi olan<br />
Arafe&#8217;ye gitti. Arafe, Taif&#8217;e giden yol üzerindeydi ve kuzey ve doğudan Taif<br />
dağlarıyla çevrilmişti. Fakat bunların hep­sinden ayrı her tarafı vadi<br />
tarafından çevrelenmiş ve vadi ile aynı adı taşıyan, bazen de Rahmet dağı<br />
denilen bir dağ vardı. Her ne kadar aşağılara kadar yayılıyorsa da ha­cıların<br />
makamı bu dağ idi. O gün Peygamber (s.a.v.) bu te­pede vakfe yaptı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mekke&#8217;lilerden<br />
bazıları onun çok ileri gittiğini söyleye­rek şaşkınlıklarını belirttiler.<br />
Çünkü diğer hacılar Arafe&#8217;ye gittikleri halde Kureyç&#8217;liler: «Biz Allah&#8217;ın<br />
ümmetiyiz» diye­rek haram bölgede kalmayı alışkanlık haline getirmişlerdi.<br />
Fakat Peygamber (s.a.v.) İbrahim&#8217;in Arafe&#8217;de geçirilen gü­nü haccm<br />
gereklerinden biri olarak emrettiğini ve Kureyş-lilerin onun uygulamasını<br />
terkettiklerini söylemişti. Pey­gamber (s.a.v.) o gün hac geleneğîifden<br />
bahsetti ve dudak­larından sık sık «İbrahim&#8217;in mirası» kelimeleri döküldü.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) tüm<br />
kabilelere, artık bundan son­ra tüm İslâm toplumunda kan davalarının sona<br />
erdiğini her insanın mal ve canının dokunulmaz olduğunu duyur­mak için gür bir<br />
sesi olan Safvan&#8217;m kardeşi Rebia&#8217;yı tel­lal olarak görevlendirdi ve ona şöyle<br />
bağırmasını emretti: «Allah&#8217;ın Rasulü soruyor: Bu ay ne ayıdır?» Herkes ses­sizdi,<br />
Peygamber (s.a.v.) cevap verdi: «Haram ay.» Sonra sordu: «Bu belde neresidir?»<br />
Yine kimse cevap vermedi, o da: «Haram belde» dedi. Daha sonra: «Bugün nedir?»<br />
diye sordu. Yine cevap veren kendisi oldu: «Büyük Hac günü.» Daha sonra Rebia,<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;in öğrettiği şekilde şöyle bağırdı: «Gerçekten Allah,<br />
Rabbinize kavuşuncaya kadar kanlarınızı ve mallarınızı birbirinize haram kılmış­tır.<br />
Nasıl ki bu gününüz, bu beldeniz ve bu ayınız haram ise.»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Güneş en yüksek<br />
noktasma ulaştığında Peygamber (s.a.v.) Allah&#8217;a hamddan sonra şu sözlerle<br />
başlayan bir hutbe okudu: «Ey<span>   </span>insanlar,<br />
beni dinleyin, çünkü bilmiyo-rum, belki de sizinle bu yıldan sonra bir daha<br />
buluşama-yacağım.» Daha sonra onları birbirlerine iyi davranma­ları konusunda<br />
uyardı ve onlara haranı ve helâl olan şeylerden bahsetti. En sonunda şöyle<br />
dedi: «Size sımsıkı sarıldığında sizi sapıklıktan kurtaracak bir emanet bı­rakıyorum:<br />
Allah&#8217;ın kitabı ve Peygamber&#8217;in sünneti. Ey in­sanlar, sözlerimi dinleyin ve<br />
anlayın» Daha sonra onlara Kur&#8217;an&#8217;m son âyetlerini oluşturan ve henüz nazil<br />
olan bir pasaj okudu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Bugün size dininizi<br />
kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi de tamamladım ve size din olarak islâm&#8217;ı<br />
seçip-beğendim. Kim «Şiddetli bir açltkta kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı<br />
karşıya kalırsa —günaha eğilim, göstermeksizin (bu haram saydıklarımızdan ye­tecek<br />
kadar yiyebilir): Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir» (Maide: 3).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hutbesini bir soru ile<br />
bitirdi: «Ey insanlar, risaletimi tebliğ ettim mi?» Binlerce ağızdan yükselen<br />
Allahümme ne&#8217;am (Allahım, evet) sesleri gök gürültüsü gibi tüm vadi­yi doldurdu.<br />
Peygamber (s.a.v.) işaret parmağını göğe kaldırarak:<span>  </span>«Allahım, şahid ol.»<span>  </span>dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonra namazlar<br />
kılındı ve Arife gününün geri kalan kısmı dua ve tefekkürle geçirildi. Fakat<br />
güneş batar batmaz Peygamber (s.a.v.) yanına Üsame (r.) &#8216;yi alarak tepeden<br />
aşağıya inmeye başladı ve tüm hacılarla birlikte Mekke&#8217;ye doğru vadiyi aştılar.<br />
Bu noktada hızlı ilerlemek gelenekti; fakat aşırı hareketleri görünce Peygamber<br />
(s a. v.): «Yavaş! Yavaş! Sessiz olun! Aranızdaki güçlüler za­yıfları<br />
gözetsin!» diye bağırdı. Geceyi Haram bölge sınırla­rı içinde olan Müzdelife&#8217;de<br />
geçirdiler ve oradan Mina va­disinde, Akabe&#8217;de üç sütunla temsil edilen Şeytanı<br />
taşla­mak için küçük çakıl taşları topladılar. Şevde, Peygamber (s.a.v.)&#8217;den<br />
etraf sakinken Müzdelife&#8217;den ayrılma izni is­tedi. Kadınların<span>    </span>çoğuna<span>   <br />
</span>nazaran iri yapılı ve<span>    </span>ağır<br />
oldugu için sıcaktan ve yolculuk sıkıntılardan çok rahatsız oluyordu. Bu<br />
nedenle kalabalık ulaşmadan önce şeytan taş­lamak görevini bitirmek istiyordu.<br />
Bunun üzerine Peygam­ber (s.a.vJ onu Ümmü Süleym ile birlikte Abbas&#8217;m oğulla­rından<br />
biri olan Abdullah&#8217;la gönderdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
kendisi sabah namazını Müzdelife&#8217;-de kıldı ve daha sonra arkasında deve<br />
sırtında yol alan Fadl olduğu halde hacıları Akabe&#8217;ye götürdü. Onikİ yıl ön­ce<br />
bu yerde ve bu günde altı Hazreç&#8217;li gelmiş ve ona biat etmişlerdi. Bu da<br />
Birinci ve İkinci Akabe biatlarımn ze­minini hazırlamıştı. Taşlamadan sonra<br />
hayvanlar kurban edildi ve Peygamber (s.a.v.) başını traş etmesi için bir arîam<br />
çağırdı. Hacılar, onun saçından bir tutam alabilmek ümidiyle etrafına<br />
toplandılar. Ebu Bekir (ı\) daha sonra­ları, Uhud&#8217;da ve Hendek&#8217;te a Halid&#8217;le<br />
şimdi şu sözleri söy­leyen Halid (r.) arasındaki ayırıma dikkat çekmişti: «Ey<br />
Al­lah&#8217;ın Rasulü, alnındaki saçları, Anam babam sana feda oîsun başkasına<br />
değil, bana ver»- Peygamber (s.a.v.) onları Haîid (r.î&#8217;e verdi o, saç tutamır<br />
aldı, gözlerine ve dudak­larına bastırdı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bundan sonra Peygamber<br />
(s.a.v.) hacılara, Kâ&#8217;be&#8217;yİ ziyaret etmelerini ve ondan sonraki iki geceyi<br />
Mina&#8217;da ge­çirmek üzere tekrar geri dönmelerini emretti Kendisi ikin­diden<br />
sonraya kadar bekledi. Hayız halinde olan Aişe (r.) hariç diğer hanımları ona<br />
Mekke&#8217;ye giderken eşlik ettiler. Birkaç gün sonra Aişe (r.) temizlendiğinde<br />
Peygamber onu kardeşi Abdurrahman ile Haram bölgenin dışına gönder­di. Aişe<br />
(r.) orada tekrar niyet etti ve Mekke&#8217;ye giderek Kâ&#8217;be&#8217;yi tavaf etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber<span>  </span>(s.a.v.)&#8217;in Ramazan&#8217;da gönderdiği ûç<span>   </span>yü? afh Yemen seferini bitirmişlerdi ve<span>     </span>güneyden Mekke&#8217;ye doğru geliyorlardı. Ali<br />
(r.) şimdi haccını bitirmiş olan Pey­gamber (s.a.v.î&#8217;le birlikte Kac yapmak<br />
için mümkün oldu­ğu kadar kısa sürede ona ulaşmak isteğiyle adamlarından önce<br />
geliyordu. Devletin payına düşen ganimetlerin beşte birinde tüm orduyu<br />
giydirecek kadar keten elbise vardı, fakat Ali (r.) bunların Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;e eldeğmemış bir şekilde teslim edilmelerine karar vermişti. Fakat<br />
adam-lar, onun yokluğu sırasında vekil olarak bıraktığı adamı herbirine keten<br />
bir elbise vermeye ikna etmişlerdi. Elbise değiştirmeye büyük ihtiyaçları<br />
vardı. Çünkü üç aydan be­ri evden uzaktaydılar. Şehre yaklaştıklarında Ali<br />
onları karşılamaya gitti ve yapılan değişikliğe çok şaşırdı. Ku­mandan: «Halkın<br />
arasına girdiklerinde düzgün görünsun-ler diye elbiseleri verdim» dedi.<br />
Adamlar, Mekke&#8217;deki hor-kesin Bayram için en güzel elbiselerini giydiklerini ve<br />
gu-zel görünmeye dikkat ettiklerini biliyorlardı. Fakat Ah (r.î böyle bir<br />
serbestliği hoşgörü gösteremeyeceğini hissetti ve onlara eski elbiselerini<br />
giyip yenilerini ganimetlerin arası­na koymalarını emretti. Tüm orduda huzursuzluk<br />
başgos-terdi. Peygamber (s.a.v.) bunu duyduğunda. «Ey insanlar, Ali (r.) &#8216;yi<br />
suçlamayın, çünkü o Allah yolunda, suçlanama-yacak kadar titizdir.» Fakat bu<br />
sözler yeterli olmadı, belki de bunu sadece bir haç kişi duydu Bu nedenle<br />
huzursuz, luk devam<span>  </span>etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Medine&#8217;ye dönerken<br />
bölüklerden biri Peygamber &#8216;.)&#8217;e Ali (r.)&#8217;yi şikâyet edince Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;ın yu/,u-nün rengi değişti. «Ben, mü&#8217;m inlere, kendilerinden daha<br />
yakın değil miyim?&#8221; dedi. Adamlar tasdiklndiklerindo «Ben kime en yakın<br />
isem, ona en yakın ulan Ali&#8217;dir, diye ekledi. Gadir eJ-Humm&#8217;da kamp<br />
kurduklarında bütün ın-sanlan topladı. Ali (r.)&#8217;yi elinden tuttu ve bu sözleri<br />
tek­rarladı. Daha sonra şu duayı okudu: «Allattım, onun dos­tuna dost ol,<br />
düşmanına da düşman ol». Böylece Ali hak­kındaki söylenti ve mırıldanmalar son<br />
buldu<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bir önceki yıl gelen<br />
delegelerden biri de, yerleşim böl­geleri Necd&#8217;in doğu sınırı boyunca yayılmış<br />
olan, Beni Ha-nife adındaki YemameT Hristiyan bir kabiledendi. Müs­lüman olmayı<br />
kabul etmişlerdi; Takat onlardan Museylime adındaki bir adam kendisinin de<br />
Peygamber (s.a.v.) oldu­ğunu iddia ediyordu. Hacıların Mekke&#8217;den dönmesinden<br />
kısa bir süre sonra Yemame&#8217;den gelen iki elçi Medine&#8217;ye şu ^mektubu getirdiler:<br />
«Allah&#8217;ın Rasulü Museylime&#8217;den, Allah&#8217;ın Rasulü Muhammed&#8217;e, selâm üzerine<br />
olsun! Otori­teyi seninle paylaşma görevi bana verildi. Dünyanın yansı bizim,<br />
diğer yarısı da günahkâr olmalarına rağmen Ku-reyşlilerin». Peygamber (s.a.v.}<br />
elçilere bu konuda ne dü­şündüklerini sordu. Elçiler: «Biz de onunla aynı<br />
fikirdeyiz dediler. «Vallahi* dedi Peygamber (s.a.v.): «Eğer elçiler öldürülmez<br />
diye bir kural olmasaydı, sizin başınızı keser­dim.» Daha sonra efendilerine<br />
vermeleri için bir mektup yazdırdı: «Allah&#8217;ın Rasulü Muhammed&#8217;den yalancı<br />
Musey-lime&#8217;ye. Selâm doğru yola uyanların üstüne olsun! Gerçek­ten yeryüzü<br />
Allah&#8217;ındır, O kullarından dilediğine onu mi­ras bırakır, işüı sonu Allah&#8217;tan<br />
korkanların lehinedir»<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu sıralarda ortaya<br />
çıkan yalancı Peygamberlerden bi­ri Beni Esed&#8217;in başkam Tuîeyhe, diğeri de<br />
Yemenli Ka&#8217;b îbn Esved idi. Yemen&#8217;li belli bir başarı kazandı ve geniş bir<br />
alanda etkili oldu. Fakat bir süre sonra gurur ve kibiri nedeniyle<br />
taraftarlarının çoğu ona karşı çıktılar. Birkaç ay sonra da öldürüldü. Tuleyhe<br />
en sununda Halid tarafın­dan dize getirildi ve tüm iddialarından vazgeçerek<br />
İslâm&#8217;­ın güçlerinden biri oldu. Museylime&#8217;ye gelince onun kade­ri, Nuseybe&#8217;nin<br />
oğlu Abdullah&#8217;tan ölümcül bir kılıç yarası aldıktan sonra Vahşi&#8217;nin attığı<br />
mızrakla ölmek oldu. Fakat bu olay aylar sonra meydana geldi. Hac ay&#8217;ınm<br />
geçtiği ve Hicret&#8217;in onbirincı yılma girildiği şu an için bunlar îslâm a karşı<br />
potansiyel bir tehlike teşkil ediyorlardı. Aynı zaman­da kadın Peygamber olduğunu<br />
iddia eden Sace adında Temim&#8217;li bir kadın da ortaya çıkmıştı Fakat Peygamber<br />
(s.a. v.) bunlara karşı ani bir girişimde bulunmak istemi­yordu. Onun dikkati<br />
kuzeyde yoğunlaşmıştı. Yılın ikinci ayı olan Safer&#8217;in son günlerinde, yani, M.<br />
S. 632 yılının Mayıs ayı sonlarında, Mute&#8217;deki yenilginin karşılığının<br />
verilmesi zamanının geldiğine karar verdi. Zeyd ve Cafer&#8217;in öldürül­düğü gün<br />
İmparatorluk lejyonlarının tarafını tutan Suri-ye&#8217;li Arap kabilelerin üzerine<br />
bir sefer düzenlemek için hazırlıklara başlanmasını emrettikten sonra,<br />
gençliğine rağ­men üçbin kişilik orduya kumanda etme görevini Zeydln oğlu<br />
Üsame&#8217;ye verdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXJ. 25.<span>                          </span>,</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W. 1097</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W.<span>  </span>1100.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> îbn Kesir<span> <br />
</span>Bidaye ve n-Nıhaye, V. 209.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I<span>  </span>965</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/veda-hacci/6858">Veda Haccî Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecek Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/gelecek/6857</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6857</guid>

					<description><![CDATA[<p>  82.    GELECEK   Peygamber (s.a.v.): «Ümmetimin en iyisi benim dönemimdedir-, sonra onlardan sonrakiler daha sonra onlardan sonrakiler gelir»[1] dedi ve kendi çağında yaşayan ümmeti­nin, yani Ashabının çokluğuna sevindi. Bir&#8217;keresinde asha­bından on kişiye uğradı ve onları Cennetle müjdeledi. Bun­lar; Ebu Bekir, Osman, Ali, Abdurrahman îbn Avf, Ebu Ubeyde, Talha, Zübeyr, Zühre&#8217;îi Sa&#8217;d ve Hanif olan &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/gelecek/6857">Gelecek Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">82.<span>    </span>GELECEK</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.):<br />
«Ümmetimin en iyisi benim dönemimdedir-, sonra onlardan sonrakiler daha sonra<br />
onlardan sonrakiler gelir»<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a> dedi<br />
ve kendi çağında yaşayan ümmeti­nin, yani Ashabının çokluğuna sevindi.<br />
Bir&#8217;keresinde asha­bından on kişiye uğradı ve onları Cennetle müjdeledi. Bun­lar;<br />
Ebu Bekir, Osman, Ali, Abdurrahman îbn Avf, Ebu Ubeyde, Talha, Zübeyr, Zühre&#8217;îi<br />
Sa&#8217;d ve Hanif olan Zeyd1-in oğlu Sa&#8217;ld idi. Onlardan önce diğer bazı kimseleri<br />
de cennetle müjdelemişti. Hadis kitapları onun bu on kişi ile ilgili<br />
övgülerinden ve bunlardan başka kimselere de cen­netle ilgili verdiği<br />
haberlerden bahseder, örneğin bir ha­diste: «Cennet şu üç kişiyi arzular: «Ali,<br />
Amnıâr<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a> ve<br />
Selman»<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a><br />
buyurulur. Peygamber (s.a.v.) Fatuna (r.) ya da şöyle demiştir: «Sen, îmran&#8217;ın<br />
kızı Meryem hariç, Cennet­teki kadınların en üstünüsün»<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a>. Ali<br />
(rj&#8217;nin Peygamber (s. a.v.)&#8217;den aldığı hikmeti gelecek nesillere ulaştıracak<br />
olan en önemli ileticilerden biri olacağına işaret ederek onun hakkında; «Ben<br />
bilginin şehriyim, Ali de onun kapısı»<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a>.<br />
Umuma, hitaben de: «Benim Ashabım yıldızlar gibidirler; hangisini izlerseniz<br />
hidayet bulursunuz»<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a> demiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tebûk&#8217;ten döndükten<br />
sonra adamlar kendi aralarında artık savaşın bittiğini düşünerek konuşmuşlardı.<br />
Onuncu yıl boyunca çeşitli delegelerin gelmeye devam etmesiyle bu düşünce o<br />
denli yerleşti ki, mü&#8217;minlerin çoğu silah ve zırhlarını satmaya başladılar.<br />
Fakat Peygamber (s.a.v.) bunu duyunca,, böyle yapmalarını yasakladı ve: «Ümme­timden<br />
bir bölümü, Deccal gelinceye kadar hak için savaş­maya devam edecek» dedi.<br />
Bunun yamsıra: «Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız»<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a> ve<br />
«Ken­disinden sonra daha kötüsü gelmeyecek olan hiçbir za­man olmaz»<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a> da<br />
demiştir. O insanları, ümmetinin bozulma sonucunda hristiyan ve yahudilerj<br />
izlemeye başlayacağını söyleyerek uyarmıştır: «Siz, onları adım adım zira&#8217;<br />
zira&#8217; izleyeceksiniz, öyle ki eğer onları zehirli bir kertenkele çukuruna<br />
girseler, siz yine onların peşinden gideceksiniz<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a><br />
Kıyametten önce insanlığın genelde yaşayacağı en büyük düşüşü de ifade<br />
ediyordu: «İslâm garip olarak başladı, yi­ne garip olacaktır»<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a>.<br />
Yine de Allah&#8217;ın onları bırakmayaca­ğım vadetmekten geri kalmamıştır: «Allah,<br />
bu ümmete her-yüzyılın başında dinini yenileyecek birini gönderecektir»<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a>. Bir<br />
başka sefer Ashabdan bazıları Peygamber (s.a.v.}&#8217;in «Ey kardeşlerim!» diye<br />
birkaç kez bağırdığını duymuşlar­dı. *Ey Allah&#8217;ın Easulü, biz senin kardeşlerin<br />
değilmiyiz1?-diye sorduklarında: «Sizler benim arkadaş lanınsınız. Fa­kat benim<br />
kardeşlerim henüz gelmeyenler arasındadırlar <span> </span>Başka rivayetlerde de: «Son günlerde gelecek<br />
olanlardır» cevabını vermişti. Konuşma tarzı büyük ruhsal öneme sa­hip olan<br />
kişilerden bahsettiğini gösteriyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Son günlerin çok kötü<br />
olmasına rağmen o günlerde, doğru yolu bulmuş anlamına gelen Mehdi adında bir<br />
hali­fenin çıkacağını da haber vermiştir; «Mehdi benim ümme­timden çıkacak,<br />
geniş alınlı ve uzun burunlu olacak. Da­ha önceden kötülük ve zulümle dolu olan<br />
dünyayı doğru­luk ve adaletle dolduracak. Yedi yıl hükmedecek.»<a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">En sonunda Mehdi&#8217;den<br />
sonra veya onun hükmünün son yıllarda Deccal gelecek, «sağ gözü üzüm gibi, tüm<br />
ışığı gitmiş kör bir adam»<a href="#_ftn13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></a>.<br />
Yeryüzünde büyük tahribat yapa­cak ve anlattığı yalanlarla da daha da çok<br />
insanı kendi tarafına çekecek. Fakat ona karşı savaşan bir grup mü&#8217;min<br />
bulunacak. «Onlar savaşmak için dayanırken» dedi Peygam­ber, (s.a.v.) «namaz<br />
kılmak için saflara dizildiklerinde Meryem oğlu İsa gökten inecek ve onlara<br />
imamlık yapa­cak. Allah&#8217;ın düşmanı, İsa&#8217;yı görünce, tuzun suda eridiği gibi<br />
eriyecek. Eğer bırakılsa hiç kaîmaymcaya kadar erir; fakat Allah, onu tsa&#8217;nm<br />
eline düşürecek. İsa (a.s.) da onun kanını mızrağının ucunda insanlara<br />
gösterecek» <a href="#_ftn14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.}<br />
aynı zamanda kıyametin yaklaştı­ğını gösteren birçok işaretleri de haber<br />
vermiştir. Bunlar­dan biri insanların çok yüksdk binalar inşa etmesidir.<br />
Ömer&#8217;in oğlu Abdullah (r.Vın babasından rivayet ettiği bir hadiste bu<br />
belirtiler daha açık bir şekilde anlaşılmıştır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ömer anlatıyor: «Günün<br />
birinde, Resulullah (s.a.v.)&#8217;in yanında bulunduğumuz sırada elbibesi bembeyaz,<br />
saçları simsiyah üzerinde yolculuk belirtileri görülmeyen ve böyle iken hiç<br />
birimizce tanınmayan bir kimse geldi.<span>   <br />
</span>Nihayet</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;an&#8217;da açıkça sözü<br />
edilmeyen ve islam &#8220;bilginleri arasın­da çeşitli biçimlerde ve görüşlerde<br />
ele alınan bu konuya iliş­kin daha geniş bilgi için bakınız: Muhammed<br />
Hamidullah, İslam Peygamberi, Cilt I. Sayfa 681-696, İstanbul 1980; Ebul Âlâ.<br />
el Mevdudi, islam&#8217;da îhya Hareketleri, s. 46-48, Ankara, 1967; Avni tlhan,<br />
Mehdilik, İzmir, 1978<span>   </span>(İNSAN Y.)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v)&#8217;in<br />
yanma oturdu. Dizlerini dizlerine da­yadı, her iki avucunu iki uyluğu üzerine<br />
koyup: «Ya Muhammed, İslâm nedir? Bana söyle« dedi. RasuluIIah (s.a.v.) «İslâm<br />
Allah&#8217;tan başka hiç bir ilah olmadığına ve Muham-med&#8217;in Allah&#8217;ın Rasulü<br />
olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan&#8217;da oruç<br />
tutman ve yoluna gücün yeterse Beyt&#8217;i hac etmendir» dedi. O: «Doğru<br />
söylüyorsun» dedi. Biz hem soruyor hem de doğ­ruluyor diye onun haline<br />
şaşırdık. Ondan sonra «îman ne~ dir? Bana söyle» dedi. RasuluIIah (s.a.v.):<br />
«Allah&#8217;a, melek­lerine, kitaplarına, Peygamberlerine, ahiret gününe iman<br />
etmendir. Bir de hayır ve şer kadere iman etmendir» dedi. O; «Doğru<br />
söylüyorsun» dedi. Ve: «İhsan nedir?» diye sor­du. RasuluIIah (s.a.v.);<br />
«Allah&#8217;a sanki görüyormuş gibi iba­det etmendir. Çünkü sen O&#8217;nu görmüyorsan da<br />
O seni gö­rüyor» dedi. O yine: «Doğru söylüyorsun» dedi ve «Saat&#8217;İ (Kıyameti<br />
veya ne zaman kopacağını) bana haber ver» diye devam etti. Resulullah (s.a.v.):<br />
«Bu konuda sorulanın sorandan daha fazla bilgisi yoktur» diye cevap verdi. O:<br />
«öyle ise emarelerini (belirtilerini) bildir» dedi. Rasu­luIIah (s.a.v.) cevap<br />
olarak. «Cariyenin kendi sahibini do­ğurması&#8217;<a href="#_ftn15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></a> ve<br />
yalın ayak, sırtı çıplak, fakir koyun çobanları­nın hangimizin kurduğu bina<br />
daha yüksek diye yanşa çıktıklarını görmendir» dedi. Bundan sonra o kimse<br />
gitti, o gittikten sonra bir sure kaldım! sonra Peygamber (s.a.v.) «Ya Ömer,<br />
soranın kim olduğunu biliyor musun?» diye sordu. «Allah ve Rasulü daha iyi<br />
bilir» dedim. Peygamber (s.a.v.) «O Cibril idi. Size dininizi öğretmek için<br />
geldi de­di»<a href="#_ftn16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXH, ı.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bak. böl. XXVI.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tır. XLVI, 33.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> A. H<span>   </span>64.<span>  </span>Kur&#8217;an<span>  <br />
</span>meleklerin Meryem&#8217;e şöyle dediklerinden bahseder: -Meryem,<span>   </span>şüphesiz Allah seni<span>  </span>seçkin kıldı, seni arındırdı ve<br />
alemlerim<span>  </span>kadınları üzerine seçti,-<span>   </span>(Al-i<span> <br />
</span>îm-ran: 42).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tir. XLVI, 20.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> F. </span><span lang="de" style="font-size:8pt;" xml:lang="de">XXVI, </span><span style="font-size:8pt;">Menultıb<br />
es-Sahabe.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXXXi, 27.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. XC1I, 4.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. XLVII, 6.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. I. 232</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> A. D<span>  </span>XXXVI, 1.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> A. D.<span>  </span>XXXV,<br />
4.<span>    </span><span>                                               </span></span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn13">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. LII, 20</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn14">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. LII, 9</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn15">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bir kız çocuğu doyuran bir kadın, son zamanlardaki<br />
çocuk­ların anne-babalarına karsı saygısız davranmaları nedc-nıvle hunıen hemen<br />
kızının cariyesi gibi olacaktır Bu so-zun ikinci bolumu sadece sosyal düzeydeki<br />
konusu degıl, **ym zamanda Kabil&#8217;in Habıl&#8217;ı öldürmesine son muhru vu racak<br />
olan, yerleşik hayatın göçebe hayat üzerinde zafer kazanmasını da kastediyor.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn16">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M. </span><span lang="de" style="font-size:8pt;" xml:lang="de">I. </span><span style="font-size:8pt;">I</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/gelecek/6857">Gelecek Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dereceler Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/dereceler/6856</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6856</guid>

					<description><![CDATA[<p>  81.   DERECELER   Yeni dine girme sırasında insanları yönlendiren ruh­sal dürtüler artık çok zayıflamıştı. Bu nedenle şu âyet nazil oldu- «Bedeviler* dedi ki: «iman ettik» De ki: «Siz iman etmedi­niz, ancak &#8216;islâm (müslüman veya teslim) olduk&#8217; deyin. îman he­nüz kalblerinize girmiş değildir. Eğer Allah&#8217;a ve Rasulüne itaat ederseniz, O, sizin emellerinizden hiçbirini eksiltmez.» (Hucurat: &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/dereceler/6856">Dereceler Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">81.<span>   </span>DERECELER</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yeni dine girme<br />
sırasında insanları yönlendiren ruh­sal dürtüler artık çok zayıflamıştı. Bu<br />
nedenle şu âyet nazil oldu-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Bedeviler* dedi ki:<br />
«iman ettik» De ki: «Siz iman etmedi­niz, ancak &#8216;islâm (müslüman veya teslim)<br />
olduk&#8217; deyin. îman he­nüz kalblerinize girmiş değildir. Eğer Allah&#8217;a ve<br />
Rasulüne itaat ederseniz, O, sizin emellerinizden hiçbirini eksiltmez.»<br />
(Hucurat: 14)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu âyet iman etmeden<br />
teslim olmayı -en aşağı derece olarak kabul ederek İslâm hiyerarşisini<br />
tamamlıyordu. Da­ha yüksek dereceler, Hudeybiye anlaşmasından birkaç ay önce<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;e nazil olan Nur Sûresinin konu­sunu<span>  </span>daha doğrusu konularından birini teşkil<br />
ediyor­du. Kur&#8217;an&#8217;da nur, iman anlamına gelir ve aşağıda bu nu­run<br />
(aydınlanmanın) dört derecesi belirtilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Allah, göklerin ve<br />
yerin nurudur. O&#8217;nun nurunun misali, için­de çerağ bulunan bir kandil gibidir;<br />
çerağ bir sırça içerisindedir; sırça sanki incimsi bir yıldızdır ki. doğuya da<br />
battya da ait olma­yan kutlu bir zeytin ağacından yakılır; (bu öyle bir ağaç<br />
ki) nere­deyse ateş ona dokunmasa da yağı tştk verir. (Bu) Nur üstüne nur­dur.<br />
Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-ilettr. Allah insanlar için<br />
örnekler vermektedir. Allah, herşeyi bilendir.» (Nur: 35)</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">En alt derecede,<br />
aydınlatılan fakat kendisi ışık saçma­yan kandil vardır. Daha sonra sırça<br />
gelir, onun üstünde de kutlu zeytin ağacı yer alır. Bu sembollerin anılması<br />
insana. «Allah insanlara örnekler verir» diye başlayan ve sebebi­ni belirterek:<br />
«belki düşünürler» (Haşr: 21) diye biten baş­ka ayetleri hatırlatıyor. Nur<br />
ayetinin tümü insanı düşün­meye çağırır. Fakat derecelere gelince Kur&#8217;an bu<br />
konuyu burada imalı bir şekilde anlatır. Halbuki ilk nazil olan ayetlerde<br />
imanın dereceleri daha açık bir şekilde anlaşıl­mıştır. Bunlardan birinde<br />
(Vakıa: 7-40) insanlar üç gruba ayrılmıştır, «Ashabı Meymene» (ahirette amel<br />
defteri sağ­dan verilen ya da sağ yanda olanlar), «Ashab-ı Meş&#8217;eme» (ahirette<br />
defterleri soldan verilenler, ya da sol yanda olan­lar) ve «Yarışıp öne geçmiş<br />
öncüler.» «Ashab-ı Meymene» kurtulanlar, «Ashab-ı Meş&#8217;eme» de<br />
cezalandırılanlar. «Ön­cüler ise en üst derecededirler ve onlara Allah&#8217;ın<br />
Kulları<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a><br />
denilir.. Baş melekleri diğer meleklerden ayırmak için kul­lanılan Allah&#8217;a<br />
yaklaştırılmış (mukarrebûn) deyimi bun­lar İçin kullanılır. İlk nazil olan<br />
sûrelerden bazılarında mü&#8217;min kategorisinde, «öncüler»le (sabikûn) «Ashab-ı Mey­mene»<br />
arasında yeralan «iyiler» (ebrârl diye bir sınıftan da bahsedilir. Bu üçü arasındaki<br />
ilişki Kur&#8217;an&#8217;m bu üç grubun Cennette ki durumlarıyla ilgili anlattıklarından<br />
çıkarılabilir. Ashab-ı Meymene»ye içmek için «saf su» ve­rilirken, en yüce<br />
kaynaklar sadece «öncülerde verilir. «İyi­lerde ise, onların «Öncüler» in ayak<br />
izlerine uyanlar olduğu­nu belirtir, bir şekilde iki farklı kaynağın karışımı<br />
verilir (insan: 5), (Mutaffifin: 27).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Üstünlük derecelerine<br />
Kur&#8217;an&#8217;da kalbten bahsederken de değinilir. Kur&#8217;an çoğunluktan bahsederken:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Gerçek şu ki, gözler<br />
kâr olmaz, ancak sinelerdeki kalbler kö­relir» (Hac. 46).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">der. Diğer taraftan<br />
Peygamber (s.a.v.) tüm diğer Peygam­berler gibi, kalbinin devamh uyanık<br />
olduğunu, yani kalb gözünün açık olduğunu söylemiştir. Kur&#8217;an bunun belli öl­çülerde<br />
başkaları tarafından da paylaşılabileceğini belir­tir, çünkü bazen sadece<br />
«temiz akıl sahipleri»ne (ulü&#8217;l-el-bab)<span>  <br />
</span>(Yusuf:<span>  </span>ili, Ra&#8217;d: 19)<span>  </span>hitap eder.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)&#8217;in<br />
Ebu Bekir hakkında şöyle söyle­diği rivayet edilir: «O sizi çok oruç tutmakla<br />
ve çok na­maz kılmakla geçmedi, fakat o sizi kalbinde sabit olan bir şey<br />
sayesinde geçti.»<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) sık<br />
sık Ashabdan bazılarının diğer­lerinden üstün olduğunu belirtirdi. Mekke&#8217;nin<br />
fethi sırasın­da Peygamber (s.a.v.)&#8217;in yanında Halid kendisini azarla­yan<br />
Abdurrahman îbn Avf&#8217;a sinirlenip karşı çıkınca Pey­gamber (s.a.v.):<br />
«Arkadaşlarıma (Ashabıma) nazik dav­ran Halid, çünkü senin Uhud dağı<br />
büyüklüğünde altının olsa ve bunu Allah yolunda harcasan, yine de arkadaşla­rımdan<br />
hiçbirinin faziletine ulaşamazsın»<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a> dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;an&#8217;a göre bir<br />
derece ile diğeri arasındaki fark ahi-rette, bu dünyadakinden daha büyüktür:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Onlardan bir kısmım<br />
bir kısmına nasıl üstün tuttuğumuzu gör. Muhakkak ahiret dereceler bakımından<br />
daha büyüktür, üstün­lük bakımından da daha büyüktür» (tsra: 21).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) de<br />
şöyle demiştir: «Cennet ehli ken­di üstlerindeki yüce yerin, şimdi en parlak<br />
gezegeni (ve-nüs) doğu veya batı ufkunda gördükleri yükseklik kadar yukarıda<br />
olduğunu görecekler»<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a><br />
İnsanlar arasındaki eşitsizlikler onun öğretme şekline de yansımıştır,<br />
öğrettikle­rinin bazılarını sadece anlayabileceklerini umduğu belirli bazı<br />
kişilere hasretmiştir. Ebu Hureyre: «Hafızama Rasu-lullah (s.a.v.)&#8217;tan<br />
öğrendiğim iki tür bilgi depoladun. Bir kısmını açıkladım; eğer diğer kısmını<br />
da açıklarsam bu gırtlağı kesersiniz»<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a><br />
diyerek boğazına işaret etmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mekke ve Huneyn<br />
zaferlerinden sonra dönüş yolculuğu sırasında Peygamber (s.a.v.)<br />
arkadaşlarından bazılarına-«Küçük cihaddan, büyük cihada dönüyoruz» dedi.<br />
İçlerin­den biri: «Ey Allah&#8217;ın Rasulü, büyük cihad nedir? diye so­runca: «Nefse<br />
karşı cihad»<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a>cevabını verdi. însan nefsi<br />
iki bölüme ayrılmıştır. Onun aşağı bölümü hakkında Kur&#8217;an:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Gerçekten nefis var<br />
gücüyle kötülüğü emredendir» (Yusuf: 53) der. Şuur da denen iyi bölümüne de:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Kendini kınayıp duran<br />
nefis» (Kıyamet: 2).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">adını verir. îşte alçak<br />
nefse karşı ruhun yardımıyla cihadı yüklenen bu kısmıdır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">En sonunda da savaşı<br />
sona ermiş ve artık içinde bir ayrılık taşımayan «mutmain (tatmin olmuş) nefis»<br />
vardır. *Öncüler»in (sabikûn), «Allah&#8217;ın kullananın ve «Allah&#8217;a yaklaştırılmış<br />
olanlardın (mukarrebûn) nefisleri işte böy­ledir. Kur&#8217;an bu kemâle ermiş olan<br />
nefse şöyle hitap eder:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ey mutmain (tatmin<br />
olmuş) nefis. Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a> .<br />
Artık kullarımın arasına gir. Cenne­time gir.» (Fecr: 27-30).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu lütuflardaki ikili<br />
doğa, Kur&#8217;an&#8217;ın kutsanmış nefis için verdiği iki Cennet va&#8217;dini ve Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in kendi nihai durumunu anlatmak için söylediği «Rabbimle</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">ve Cennetle buluşma»<br />
sözünü hatırlatıyor. «Mutmain ne­fis- için, «Cennetime gir» sözü -Rabbimle<br />
buluşma» sözü­ne tekabül ediyor; «Kullarımın arasına gir sözü de «Cen­net» e<br />
tekabül eder. Yüksek Cennet (Cennet &#8216;ül-a&#8217;la), yani •Rabbimle buluşma»<br />
Rıdvan&#8217;dan başka birşey değildir. Aşa­ğıdaki âyet bu sıralarda nazil olmuştu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Alîah, mü&#8217;min<br />
erkeklere ve mü&#8217;min kadınlara İçinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan<br />
cennetler ve And cennetle­rinde güzel meskenler vadetmiştir. Allah&#8217;tan olan<br />
hoşnutluk (Rıd­van) ise en büyüktür. İşte büyük &#8216;kurtuluş ve mutluluk&#8217; da<br />
budur.» (Tevbe- 72).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) bu<br />
dünyada iken ulaşılabilecek en yüksek dereceden de bahsetmiştir. Kutsi<br />
hadislerden bi­rinde şöyle denir: «Kulum gönüllü (nafile) ibadetieriyle bana<br />
yaklaşmayı ben onu sevinceye kadar devam ettirir; ben onu sevdiğimde, onun<br />
duyan kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum»<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Gönüllü ibadetlerin en<br />
başında «Allah&#8217;ı anmak veya Allah&#8217;ı çağırmak» anlamına gelebilecek olan zikr<br />
Allah gelir. İlk inen âyetlerden birinde Peygamber (s.a.v.) şöyle bir emirle<br />
karşılaşmıştı:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Rabbinin ismini<br />
zikret ve her şeyden kendini çekerek yal­nızca O&#8217;na yönel» (Müzentmit: S).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Daha sonraları nazil<br />
olan bir âyette de şöyle deniyor, du:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Hiç şüphe yok namaz,<br />
çirkince-utanmazltklardan ve kötülük­lerden vazgeçirir. Allah&#8217;ı zikretmek ise<br />
muhakkak en büyüktür» (Ankebût:<span>  </span>45).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kalb ve kalbin<br />
körlüğüyle ilgili olarak Peygamber (s.a.v.): «Herşeyin pasını silen bir cilası<br />
vardır, kalbin ci­lası ise Allah&#8217;ı zikretmektir»<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a>,<br />
demiştir.<span>    </span>Mahşer gününde</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah katında kimin en<br />
yüksek dereceye sahip olacağı so­rulduğunda ise «Allah&#8217;ı en çok zikreden kadın<br />
ve erkekler» cevabını vermiştir. Bunların, Allah yolunda savaşanlardan da<br />
yüksek bir derecede olup olmadıkları sorulduğunda ise cevabı şu olmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Kişi müşrik ve<br />
putperestlere karşı kılıcı kana bulanıp kırılıncaya kadar savaşsa bile, Allah&#8217;ı<br />
zikretmek ondan daha yüksek bir dereceye sahip olacaktır»<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tahrim t 6, Fecr; 29:/Kur&#8217;an kul kelimesini İki<br />
anlamda kul­lanın bîri herşeyi İçine alan -hatta şeytanı bile kulu olarak gören<br />
diğeri iso yukarıdaki gibi âyetlerde hususi anlamda. Şeytana hitaben söylenen<br />
şu sözlerde de bu kelime husus; anlamda kullanılmıştır: «Btimm kullarım; senin<br />
onlar uzo-rinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur.» îsra: 65).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> El Hakim et-Tirmızı, Nevadiru&#8217;1-Üsûl,</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I.<span>  </span>i,<span>  </span>853</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> M.<span>  </span>U. 4</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. III, 42.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B&#8217;eyhâki, Zûd.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yani karşılıklı Rıdvan ılc.<span>   </span>(bk. böl. XXX),</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXXXI, 37. </span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Beyhakî, Da&#8217;vet.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tir. XLV. </span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/dereceler/6856">Dereceler Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tebûk&#8217;ten Sonra Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/tebuk-ten-sonra/6855</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6855</guid>

					<description><![CDATA[<p>80    TEBÛK&#8217;TEN SONRA   Bedir&#8217;den dönüş gibi, Tebûk&#8217;ten dönüş de üzüntülü olmuştu: yokluğu sırasında Peygamber (s.a.v.) &#8216;in .kızların­dan biri daha, Ümmü Gülsüm (r.) ölmüştü. Bu sefer kızı­nın kocası da Medine&#8217;de değildi. Peygamber (s.a.v.) onun mezarı başında dua etti ve Osman (r.) &#8216;a eğer bekâr bir kı­zı daha olsaydı kendisine vereceğini söyledi. Sefere katılmayan münafıklar teker &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/tebuk-ten-sonra/6855">Tebûk&#8217;ten Sonra Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">80<span>    </span>TEBÛK&#8217;TEN SONRA</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bedir&#8217;den dönüş gibi,<br />
Tebûk&#8217;ten dönüş de üzüntülü olmuştu: yokluğu sırasında Peygamber (s.a.v.) &#8216;in<br />
.kızların­dan biri daha, Ümmü Gülsüm (r.) ölmüştü. Bu sefer kızı­nın kocası da<br />
Medine&#8217;de değildi. Peygamber (s.a.v.) onun mezarı başında dua etti ve Osman (r.)<br />
&#8216;a eğer bekâr bir kı­zı daha olsaydı kendisine vereceğini söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sefere katılmayan<br />
münafıklar teker teker Peygam­ber (s.a.v.)&#8217;e gittiler ve özürlerini beyan<br />
ettiler. Peygam­ber (s.a.v.) onları, Allah&#8217;ın gizli düşünceleri bildiğini söy­leyerek<br />
uyarmasına rağmen, özürlerini kabul etti. Fakat geride kalan üç mü&#8217;mine, Allah&#8217;onlar<br />
hakkında hüküm verinceye kadar kendisinden uzak durmalarını ve diğer mü&#8217;minîere<br />
de bu üç kişiyle konuşmamalarını söyledi. Bu üç kişi Elli gün boyuûGa<br />
tttpEumdışı biı» hayat sürdüler; fakat ellinci gün sabah namazından sonra<br />
Peygamber (s.a.v.) mescidde Allah&#8217;ın onları affettiğini ilân etti. Bu ko­nu da<br />
nazil olan ayetler şöyleydi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«(Savaştan) Geri<br />
bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı), öyle kî, bütün genişliğine rağmen yeryüzü<br />
onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti. Ve<br />
O&#8217;nun dışında (yine) Al­lah&#8217;tan başka bir sığınacak olmadığını İyice anladılar.<br />
Sonra tev-be etsinler diye onların tevbezlni kabul et&#8217;i. Şüphesiz Allah (yal­nızca)<br />
O tevbelerî kabul edendir.» (Tevbe: 118).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Cemaat sevince boğuldu<br />
ve birçoğu güzel haberi onla­ra vermek için mescidden aceleyle çıktılar.<br />
İçlerinden en gençleri olan Ka&#8217;b İbn Malik (r.) şehrin dışında kendisine tek<br />
kişilik bir çadır kurmuştu. Daha sonraki yıllarda, yak­laşan bir atm ayak<br />
seslerini ve «Ey Ka&#8217;b, müjde» diye bir bağırma duyduğunu ve nasıl hemen secdeye<br />
kapandığını anlatırdı. Bu iyi haberin affedilme haberinden başka bir şey<br />
olamayacağından emindi. Ka&#8217;b daha sonra mescide git­ti. -Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
selâm verdiğimde» dedi, «yüzü sevinçten parlıyordu. Bana: «Annenden doğduğundan<br />
beri geçirdiğin en güzel gün için sevin» dedi. «Ey Allah&#8217;ın Rasu-lü, bu senden<br />
mi, yoksa Allah&#8217;tan mı?» diye sordum. «Ha­yır Allah&#8217;tan» diye cevap verdi.<br />
Allah&#8217;ın Rasulü sevinçli bir haberden memnun olduğunda yüzü ay gibi parlardı».</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Havazin&#8217;in lideri<br />
Malik (r.) Müslüman olduğundan be­ri boş durmuyordu. Beni Sakîf hâlâ Taif&#8217;e<br />
girilmez diye kendileriyle övünebilirlerdi; fakat şimdi tüm yönlerden uzak ve<br />
geniş Müslüman topluluklarıyla sarılmışlardı ve gönderdikleri her kervan<br />
yağmalanabilirdi. Hatta deve ve koyunları bile Malik&#8217;in adamları alır diye<br />
otlamaya dışarı çıkaramıyorlardı. Yanısıra Malik&#8217;in adamları ellerine dü­şen<br />
Sakif&#8217;iiler, putperestlikten vazgeçmedikçe serbest bı­rakmayacaklarını ve öldüreceklerini<br />
ilân etmişlerdi. Birkaç ay sonra Taif&#8217;liler Peygambere (s.a.v.) İslâm&#8217;ı kabul<br />
ede­ceklerini bildiren, buna karşılık halkın, mallarının ve top­raklarının<br />
güvenlikte olmasını isteyen bir anlaşma yap­mak üzere bir delege göndermekten<br />
başka seçenekleri ol­madığına karar verdiler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tebük&#8217;ten Ramazan&#8217;ın<br />
başında dönülmüştü. Aynı ay içinde Taiften delegeler Medine&#8217;ye geldi. Delegeler<br />
konuk­severce karşılandılar ve onlar için mescidin yakınma bir çadır kuruldu.<br />
Eğer Müslüman olurlarsa yerleşim bölge­lerinin îslâm devletinin koruması<br />
altında olmasına karar verildi. Fakat Peygamber (s.a.v.î onların ba^ı<br />
isteklerini kabul etmedi. Delegeler Lafın üç yıl kadar tahrip edilme­di den<br />
durmasını istediler. Peygamber (s.a.v.} bu isteği geri çevirince iki yıla, sonra<br />
bir yıla indirdiler, en sonunda bir ay mühlet istediler. Peygamber Cs.a.v.)<br />
buna da hayır de­di Daha sonra ona putlarını kendi elleriyle tahrip etmeme­leri<br />
ve hergun beş vakit namaz kılmamaları için yalvardı­lar. Onlara: «Namaz olmayan<br />
dinde hayır yoktur» diyerek namaz kılmaları gerektiğini söyledi. Fakat<br />
putlarını kendi elleriyle tahrip etmemeleri konusundaki önerilerini kabul etti.<br />
Urve&#8217;nin yeğeni Muğire&#8217;ye delegeler ile birlikte gitme­sini ve Mekke&#8217;den<br />
kendisine yardım etmek üzere Ebu Süf-yan&#8217;ı alıp Lat&#8217;ı tahrip etmesini emretti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müslüman olduktan<br />
sonra delegeler Ramazan&#8217;ın geri kalanını Medine&#8217;de oruç tutarak geçirdiler ve<br />
daha sonra Taife döndüler. Ebu Süfyan gruba Mekke&#8217;de katıldı, fakat putu kıran,<br />
tek elli Muğire idi. Muğire&#8217;nin kabilesi, Urve ile aynı kaderi paylaşmasından<br />
korkarak onun için bazı koruma önlemleri almışlardı. Fakat kınlan put için<br />
feryat eden kadın seslerinden başka bir müdahale olmadı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Şehrin teslim olmasına<br />
en çok üzülen iki kişi, ne şeh­rin vatandaşı ne de Lat&#8217;m bağlılarmdandı.<br />
Peygamber (s. a. y.) Mekke üzerine yürüdüğünde, Hanzala&#8217;nm babası Ebu Amir ve<br />
ciritçi Vahşi, kendilerine yenilmez bir şehir olarak görünen Taife<br />
sığınmışlardı. Fakat şimdi nereye sı­ğınabileceklerdi? Ebu Amir, Suriye&#8217;ye<br />
kaçtı ve orada ken­di kendine ettiği bedduayı yerine getirerek «yalnız ve yu­vasız<br />
bir sürgün» olarak öldü<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a>.<br />
Sakîf li bir adam Peygam­ber (s.a.v.)&#8217;in Müslüman olan hiç kimseyi<br />
öldürmediğini söylediğinde Vahşi hâlâ nereye gidebileceğini düşünüyor­du.<br />
Vahşi, bunun üzerine Medine&#8217;ye gitti, Peygamber (s.a. v ) &#8216;e gidip kelime-i<br />
şehadet getirdi. O, böyle yaparken mü&#8217;-m inlerden biri onu Hamza&#8217;yı öldüren<br />
köle olduğunu anladı ve: «Ey Allah&#8217;ın Rasulü, bu Vahşi» dedi. «Olsun» dedi Pey­gamber<br />
(s.a.v.), «Çünkü bir kişinin İslâm&#8217;a girmesi benim içm bin kâfiri öldürmekten<br />
daha iyidir». Daha sonra gözle­ri, önündeki siyah yüzde gezindi:<span>    </span>«Gerçekten sen Vahşi misin?» diye sordu. Adam<br />
doğrulaymca: -Otur ve Hamzayı nasıl öldürdüğünü bana anlat» dedi. Adam<br />
anlatmayı bitirdiğinde Peygamber ,(s.a.v.): Yazıklar olsun, yüzünü benden uzak<br />
tut, bırak da sana bir daha bakmayayım»<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a> dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ebu Amtr&#8217;in kuzeni îbn<br />
Ubey&#8217;e gelince, Tebûk&#8217;ten bir ay sonra hastalandı ve birkaç hafta sonra ölmek<br />
üzere ol­duğu anlaşıldı. Eski kaynaklar, onun nasıl öldüğü (mü&#8217;min olarak mı,<br />
münafık olarak mı) konusunda farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Fakat Peygamber<br />
(s.a.v.î&#8217;in onun başın­da cenaze namazı kıldığı ve kabri başında dua ettiği ko­nusunda<br />
hepsi aynı fikirdedirler. Bir kaynağa göre Ömer (r.), Peygamber (s.a.v.î namaz<br />
için yerini aldığında onun yanına gitmiş ve bir münafığa bu kadar lütufta<br />
bulunma­ması için ona karşı çıkmıştı. Peygamber (s.a.v.) ona gülüm­seyerek şu<br />
cevabı verdi: «Ömer, arkama geç. Bana bir se­çenek verildi, ben de seçtim.<br />
Bana:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Sen, ister onlar İçin<br />
bağışlanma dile ya da istersen onlar tçin bağışlama dileme. Onlar için yetmiş<br />
kere bağışlama di&#8217;:sen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz» (Tevbe: 5)<span>   </span>,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">denildi. Eğer yetmiş<br />
defadan fazla bağışlanma dilediğimde Allah&#8217;ın onları bağışlayacağını bilsem dualarımın<br />
sayısını artırırdım»<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a>. Daha<br />
sonra namazı kıldırdı, tabutun yanında mezarlığa kadar yürüdü ve mezarın<br />
başında durdu. Bun­dan kısa bir süre sonra münafıklar hakkında, şu ayet na­zil </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Onlardan ölen bitinin<br />
namazım hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar Allah&#8217;a ve<br />
Rasulüne (karşı) küfre sap­tılar ve fasıklar olarak öldüler.» (Tevbe: 84).<br />
Fakat başka kaynaklara göre<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a> bu<br />
âyet Tebûk&#8217;ten dön­dükten hemen sonra nazil olan vahyin bir bölümü idi. Bu âyet<br />
İbn Ubey&#8217;e uygulanamazdı, çünkü Peygamber onu hastalığı sırasında ziyaret etmiş<br />
ve Ölümün yakınlığının onu değiştirdiğini görmüştü. İbn Ubey, Peygamber<br />
(s.a.v.) -den öldüğünde kefenlenmek için bir elbisesini ve kabre kadar<br />
tabutunun yanında gitmesini istemiş, O da bunu kabul etmişti. Daha sonra da:<br />
«Ey Allah&#8217;ın Resulü, ümit ederim ki tabutumun yanında dua eder ve günahlarımın<br />
affı için Allah&#8217;tan bağışlanmamı dilersin» demişti. Pey­gamber (s.a.v.) yine<br />
kabul etmiş ve O Öldükten sonra da sözünü yerine getirmişti. Tüm bu olaylar<br />
sırasında ölen adamın oğlu Abdullah da vardı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
elçiler gönderen tek kabile Saklf değildi. «Heyetler yılı» olarak anılan<br />
Hicret&#8217;in bu dokuzun­cu yılında Medine&#8217;ye Arabistan&#8217;ın her tarafından daha bir<br />
çok elçiler geldi. Bunlar arasında Yemen&#8217;in çeşitli bölgele­rinden gelen<br />
elçiler ve putperestliği bırakıp Müslüman ol­duklarını duyuran dört Himyerli<br />
Prensin mektupları da vardı. Peygamber (s.a.v.) onlara samimiyetle cevap verdi;<br />
onlara İslâm&#8217;ın emirlerini haber verdi. «Dinine bağlı olan bir yahudi veya bir<br />
hristiyanın dininden döndörülmeyece-ğini, fakat cizye (haraç) ödeyip, Allah&#8217;ın<br />
Rasulü&#8217;nûn hi­mayesi altında olacağını»<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a><br />
belirterek yahudi, hristiyan ve Müslümanlardan vergi toplamak üzere göndereceği<br />
elçile­re iyi davranmalarını emretti. Dinsel ayrılıklarla ilgili ola­rak<span>  </span><span> </span>nazil<br />
olan bir âyette şöyle denilfyordu.:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Sizden her biriniz<br />
için bîr şeriat ve bir ydl yöntem kıldık. Eğer Allah<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a><br />
dileseydi, sizi bir tek ümmetten kılardı; ancak (bu) si­ze verdikleriyle sizi<br />
denemesi İçindir. Artik hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah&#8217;adır.<span>  </span>Hakkında<span>    <br />
</span>anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir» (Maide: 48).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Gelen heyetlerin<br />
hepsinden sonuç alınamıyordu. Bı&#8217;r Ma&#8217;un&#8217;daki katliamdan sorumlu olan Amir İbn<br />
Tufeyl şim­di Beni Amir&#8217;in başına gelmiş ve kabilesinin baskıları so­nucunda<br />
Medine&#8217;ye gelmek zorunda kalmıştı. Fakat cahil bir adamdı. İslâm&#8217;a karşılık<br />
Peygamber (s.a.v)&#8217;den kendi­sini halifesi olarak ilân etmesini istedi.<br />
Peygamber (s.a-v.). «O ne senin içindir ne de kabilen içindir» dedi. «O halde»,<br />
dedi Amir, «Sen şehirlileri yönet, bana da göçebeleri ver&#8230; «Hayır» dedi.<br />
Peygamber (s.a.v.); «fakat sana süvarilerin idaresini veriyorum, çünkü sen<br />
atlardan anlayan bir adam­sın.» Bedevi lider için bu yeterli değildi. Hor<br />
görerek; «Bir-şeyim olmayacak mı yani?» dedi. Geriye dönerek: «Her ta­rafı sana<br />
karşı atlılar ve yayalarla dolduracağım» dedi. O gittikten sonra Peygamber<br />
(s.a.v.) dua etti. «Allah&#8217;ım, Be­ni Amir&#8217;e hidayet ver ve Tufeyl&#8217;in oğlu<br />
Amir&#8217;in şerrinden İslâm&#8217;ı kurtar.» Amir yolda bir saldırıya uğradı ve eve varmadan<br />
öldü. Kabilesi yeni bir temsilci kurulu gönder­di ve anlaşma yapıldı. Şair<br />
Labîd (r.) de elçilerden biriydi ve Müslüman olmuştu. Bundan sonra şairliği<br />
bırakmak is­tediği söyleniyordu. «Buna karşılık &#8216; Allah bana Kur&#8217;an&#8217;ı verdi»<br />
demişti. Fakat yine de yeteneklerini dinin hizmetin­de<span>   </span>kullanarak Ölünceye dek şiir yazmaya devam<br />
etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hac zamanı<br />
yaklaşıyordu. Peygamber (s.a.v.) hacılarla ilgilenme görevini Ebu Bekir (r.)&#8217;e<br />
verdi. Ebu Bekir (r.) Medine&#8217;den üçyüz kişiyle yola çıktı. Fakat onlar<br />
gittikten kısa bir süre sonra, Müslüman ve müşrik Mekke&#8217;ye giden tüm hacıların<br />
duyması gereken önemli bir âyet nazil oldu. Peygamber (s.a.v.) «Bana benim<br />
ailemden birinden başka­sı temsilci olamaz» dedi ve Ali (r.) &#8216;e tüm hızıyla<br />
gidip hacı­lara yetişmesini söyledi, inen âyetleri Mina&#8217;da okuyacak ve o yıldan<br />
sonra Kâ&#8217;be&#8217;ye çıplak girilemeyeceğini ve put­perestlerin son defa Haç<br />
yaptıklarını ilân edecekti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ali Cr.) yetiştiğinde<br />
Ebu Bekir (r), topluluğa kuman­da etmek üzere mi geldiğini sordu. Ali (r.) onun<br />
kumandası altında olacağını söyledi ve birlikte yola çıktılar. Na­mazları Ebu<br />
Bekir kıldırdı ve hutbeleri de o okudu. Bay­ram günü, tüm hacılar kurbanlarını<br />
kesmek üzere Mina vadisinde toplandıklarında Ali (r.) ilahî mesajı açıkladı.<br />
Mesajın konusu, putperestlere serbestçe gidip gelme için dört ay mühlet<br />
verildiği, bu süreden sonra Allah&#8217;ın ve Ra-sulü&#8217;nün onlara, karşı bir<br />
sorumlulukları<span>    </span>olmayacağıydı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onlara savaş ilan<br />
edilmişti. Bundan sonra görüldükleri yerde öldürülecek ya da esir alınacaklardı<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a>. İki<br />
istisna ya­pılmıştı Peygamber (s.a.v.)&#8217;le özel anlaşması olan ve bu an­laşmaya<br />
uyanlar anlaşma süresi bitinceye etek güvenlikte olacaklardı, eğer bir<br />
putperest himaye isterse ona himaye verilecek, îsîâm ona tebliğ edildikten<br />
sonra emin bir yere yerleştirilecekti. Putperestlerin çıkarılmasıyla sadece<br />
tica­retlerinin durgunlaşacağını değil değerli hediyelerden de mahrum<br />
kalacaklarını zanneden yeni Müslüman olan Mekke&#8217;lilere hitaben yeni bir âyet<br />
nazil olmuştu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ey iman edenler,<br />
müşrikler ancak pisliktirler; öyleyse bu yıl­larından sonra artık Mesciâ-i<br />
Harama yaklaşmasmlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız. Allah dilerse<br />
sizi kendi fazlından zengin kılar. Hiç şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet<br />
sahibi olandır.» (Tevbe: 25).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
Hicret&#8217;ten sonra onuncu yıl olan ertesi yıl hemen hemen tümünü evde geçirdi.<br />
İbrahim, yü­rümeye başlamıştı ve henüz Konuşmaya başlıyordu. Ha­san (r.) ve<br />
Hüseyin (r.)&#8217;in, Zeyneb Cr.) adında bir kızkar-deşleri olmuştu ve Fatıma (r.)<br />
dördüncü bir çocuk bekli­yordu. Ailenin diğer yakınları arasında Cafer (r.)&#8217;in<br />
üç oğlu vardı. Cafer&#8217;in ölümünden sonra Esma (r.) ile evlen­diği için bu üç<br />
çocuk Ebu Bekir (r.)&#8217;in üvey oğullan olu-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">yordu. Esma (r.) da<br />
bir bebek bekliyordu. Peygamber (s.a. v). Esma&#8217;nm kardeşi Ümmü&#8217;1-Fadl (r.)&#8217;ı çok<br />
severdi. Mek­ke&#8217;de iken sık sık onu ziyaret etmek adetiydi. Abbas (r.)<br />
Medine&#8217;ye yerleştiğinden beri yine sık sık ziyaret ediyordu. En büyük oğulları<br />
Fadl fr.) olgunlaşmış ve Peygamber (s. a.v.) tarafından sevildiğini gösteren<br />
birçok olayla karşı­laşmıştı. Bunlardan biri de, Peygamber (s.a.v.)&#8217;in Meymu-ne<br />
(r.)&#8217;de kaldığı zamanlar, yeğeni Fadl (r.)&#8217;ı onunla-bir­likte kalmaya davet<br />
etmesiydi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Delegeler bir önceki<br />
yıl gibi gelmeye devam ediyordu Bunlardan biri, Peygamberle (s a.v) anlaşma<br />
yapmak isteyen Necran hris Uyanların d andı. Onlar Bizans yönetimin-deydiler ve<br />
geçmişte Konstantinapol&#8217;den birçok yardım gör­müşlerdi. Altmış itişi olan<br />
delegeleri Peygamber (s a.v.) Mescid&#8217;de kabul etti. Onların dua etme vakti<br />
geldiğinde Peygamber (s.av.) onların doğuya dönerek dua etmelerine izin verdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kaldıkları sürece<br />
yapılan görüşmelerde birçok ilkelere değinildi, isa&#8217;nın kişiliği hakkında<br />
Peygamber (s.a.v)&#8217;le arasında birçok anlaşmazlıklar çıktı. Bunun üzerine şu<br />
âyetler nazil oldu-</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Şüphesiz, Allah<br />
ka&#8217;ında İsa&#8217;nın durumu, Adem&#8217;in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a>,<br />
sonra da «ol» demesiyle o he­men oluverdi. Gerçek, Rabbindendir. öyleyse<br />
kuşkuya kapılanlar­dan olma. Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun<br />
hakkında seninle «çekişip-tartışmalcra girişirlerse» de ki: «Gelin oğullarımı­zı<br />
ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve ken­dinizi<br />
çağıralım, sonra kcrşthkh lanctleşelim de Allah&#8217;ın lanetini ya­lan söylemekte<br />
olanların üs&#8217;üne kılalım.» (Al-i Imran: 59-61}.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) bu<br />
âyetleri hristiyanlara okudu ve onları kendisi ve ailesi ile buluşup âyette<br />
Önerilen şekilde</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">anlaşmazlığı çözmeye<br />
davet etti. Onlar düşüneceklerini söylediler, ertesi gün Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
geldiklerinde, Ali (r.)&#8217;nin, Fatıma lr.)&#8217;nın ve iki oğullarının yanında ol­duğunu<br />
gördüler. Peygamber (s.a.v.) büyük bir aba giy­miş ve hepsini de içine alacak<br />
şekilde yaymıştı. Bu neden­le bu beş kişiye, «ehl-i aba» denirdi. Hristiyanlara<br />
gelince, anlaşmazlığı artık daha fazla devam ettiremeyeceklerini anladılar.<br />
Peygamber (s.a.v.î onlara, vergi vermeleri karşı­lığında kendilerinin,<br />
kiliselerinin ve tüm diğer mallarının İslâm devletinin koruması altında<br />
olacağını vadeden bir anlaşma yaptı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu yılın ilk aylarında<br />
süren neşeli mutluluk İbrahim&#8217;­in hastalanmasıyla birlikte sona erdi. Bir süre<br />
sonra onun uzun süre yaşamayacağı ortaya çıktı. Onu annesi Mariye (r.) ve<br />
teyzesi SirînCr.) tedavi ediyorlardı. Peygamber (s. a.v.) onu sık sık ziyaret<br />
ed&#8217;yordu ve ölürken yanındaydı. Çocuk son nefesini verdiği ide kucağına aldı ve<br />
gözlerin­den yaşlar boşandı. Onun yas ve feryadları yasaklaması, ölüm<br />
sonrasındaki tüm üzüntü belirtilerini de yasaklamış olduğu anlaşılıyordu. Bu<br />
yanlış anlama hâlâ bazı zihinleri meşgul ediyordu. Abdurrahman İbn. Avf (r.):<br />
«Ey Allah&#8217;ın Rasulü, sen bunu ağlamasını kastederek yasaklama­dın mı?<br />
Müslümanlar seni ağlarken görürlerse onlar da ağ­larlar» dedi. Peygamber<br />
(s.a.v.) yine ağlamaya devam etti ve konuşabilecek hale geldiğinde: «Ben bunu<br />
yasaklama­dım. Bunlar acıma ve merhamet belirtileridir. Merhametli olmayana merhamet<br />
olunmaz. Ey ibrahim, eğer tekrar bu­luşma va&#8217;di olmasa, bu herkesin geçmek<br />
zorunda olduğu bir yol olmasa ve son gelenimizin ilk gidene yetişeceğini bil­in<br />
eşek, senin için daha fazla üzülürdük. Yine de senin için çok üzülüyoruz, ey<br />
İbrahim. Göz ağlar, kalb hüzünlenir, Allah&#8217;ın gücüne gidecek birşey<br />
söylemiyoruz» <a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a>dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbrahim&#8217;in Cennette<br />
olduğunu söyleyerek Mariye (r.) ve Şirin (r.)&#8217;i teselli etti. Onları bir müddet<br />
yalnız bıraka tıktan sonra Abbas (r.) ve Fadl (r.) ile birlikte döndü, îki yaşlı<br />
adam oturmug onu seyrederken genç adaın cenazeyi yıkadı. Daha sonra, cenaze<br />
mezarlıktaki küçük mezarına kondu. Üsame (r.) ve Fadl Cr.) çocuğu mezara<br />
uzattıktan sonra Peygamber Cs.a.v.) cenaze namazını kıldırdı ve kab­rin başında<br />
oğlu için dua etti. Mezara toprak atıldığında hâlâ mezarın başındaydı. Daha.<br />
sonra bir kırba su getirme­lerini ve mezarın üstüne serpmelerini emretti.<br />
Atılan toprağın yüzeyinde dengesizlik vardı, buna işaret ederek: Sizden biriniz<br />
birşey yaptığında, onu mükemmel yapsın» dedi. Toprağı eli ile düzelterek<br />
yaptığı iş için «Bu ne iyilik ne de zarar verdi, fakat hüzünlenenin gönlünü<br />
ferahlattı»<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a> dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
birçok kez, yaptığı her dünyevi işte kişinin mükemmeli araması gerektiğini<br />
vurgulamıştır. Bir­çok sözü de bu amacın dünyevi olmadığını ve uhrevi ol­duğunu<br />
belirtir. Ali, Peygamberin (s.a.v.) bu konudaki tu­tumunun şu sözlerle<br />
özetlenebileceğini söylemiştir: «Her za­man yaşayacakmış gibi bu dünya için,<br />
yarın ölecekmiş gi­bi ahiret için çalış.» Her zaman ayrılmaya hazır olmak, her<br />
zaman uhrevi olmaktır. Peygamber (s.a.v.): «Bu dünyada bir garip veya bir yolcu<br />
gibi ol»<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a> demiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbrahim&#8217;in öldüğü gün,<br />
cenaze gömüldükten sonra bir güneş tutulması olmuştu. Bazıları bunu Peygamber<br />
(s.a. v&#8217;Jin üzüntüsüne bağladılar. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.): «Ay ve<br />
güneş Allah&#8217;ın işaret ayetlerindendir. Onla­rın ışığı hiçbir insanın ölümü için<br />
kesilmez. Onların tutul­duğunu görürseniz, aydmlanmcaya kadar dua edin.»<a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a><br />
dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"><span>   </span>Bak<span>   </span>Bol. 30</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I. 536.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I. 0L7.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Mirkhand, Ravdat os-Sâfa II Cilt, 2. 55, 671-2 eski<br />
kaynakları zikredcr. Brk. B. XXIII,<span>   </span>76</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I. 953</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Daha ünce de belirttiğimiz gibi Kur&#8217;an&#8217;da<span>   </span>birinci şahıstan üçuncu şahısa (Biz&#8230;<br />
Allah) geçiş sık<span>  </span>sık kullanılır.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bismillah er-Rahman er.Rahim kelimeleriyle başlamayan<br />
tek curo olan Tcvbe Suresinin başında .esirgeme ve bağışla­ma iü]mlorinin<br />
zikrcdilmemesi bu mesaim sertliğini vurgu­lar.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Buradaki sözler «annesinin rahminde» diye<br />
anlaşılmalıdır, Çünkü Isa’nın, Adem&#8217;in yaratılışı gibi birden bire yetişten<br />
olarak: yaratılması<span>  </span>sözkonusu değildir.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S.<span>   </span>I/l,<br />
88-9.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Agc.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B. LXXXI, 3. </span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. S. I./l, 88-9.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/tebuk-ten-sonra/6855">Tebûk&#8217;ten Sonra Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzlaşmalar Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/uzlasmalar/6854</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6854</guid>

					<description><![CDATA[<p>77.    UZLAŞMALAR   Ordu Ci&#8217;râne&#8217;ye ulaştığında yaklaşık altıbin kadın ve çocuktan oluşan esirler güneşten korunmak için büyük bir sığınağa çekilmişlerdi. Çoğu fakirdi, bu nedenle Peygam­ber Huza&#8217;alı bir adamı herbirine yeni giyecekler almak üzere Mekke&#8217;ye gönderdi. Bunların parası ganimetin bir bölümünü oluşturan gümüşlerle ödenecekti. Develer yak­laşık olarak yirmidörtbin kadardı. Koyunları ve keçileri ise kimse saymaya girişmedi. &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/uzlasmalar/6854">Uzlaşmalar Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">77.<span>    </span>UZLAŞMALAR</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ordu Ci&#8217;râne&#8217;ye<br />
ulaştığında yaklaşık altıbin kadın ve çocuktan oluşan esirler güneşten korunmak<br />
için büyük bir sığınağa çekilmişlerdi. Çoğu fakirdi, bu nedenle Peygam­ber<br />
Huza&#8217;alı bir adamı herbirine yeni giyecekler almak üzere Mekke&#8217;ye gönderdi.<br />
Bunların parası ganimetin bir bölümünü oluşturan gümüşlerle ödenecekti. Develer<br />
yak­laşık olarak yirmidörtbin kadardı. Koyunları ve keçileri ise kimse saymaya<br />
girişmedi. Fakat yaklaşık kırkbin oldu­ğu tahmin ediliyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Adamların çoğu<br />
ganimetten payını almak için sabır­sızlanıyordu. Fakat Peygamber (s.a.v.),<br />
hemen geri dön­mek istemiyordu. Çünkü Havazinlilerden esirlere nazik<br />
davranılmasmı rica eden bir delegenin gelmesini bekliyor­du. Bununla birlikte<br />
ganimet dağılımının gecikmesini is­temediği bir bölümü vardı. Ganimetlerden<br />
kendisine düşen beşte bir de aynen zekâtlar gibi işlem görüyordu. Kısa bir süre<br />
önce nazil olan ayetler bu tür fonlardan yararlanacak olan ayrı bir kategoriye,<br />
yani «KALBLERÎ ISINDIRILA­CAKLAR» adında bir guruba işaret ediyordu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Sadakalar —Allah&#8217;tan<br />
bir farz olarak— yalnızca fakirler, düş­künler, (zekât) işinde görevi olanlar,<br />
kalbleri ısındırılacaklar, kö­leler, borçlular, Aüah yolunda (olanlar) ve yolda<br />
katmış (tor) için­dir Allah bilendir. Hüküm ve hikmet sahibidir.» (Tevbe; 60).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«KALBLERÎ<br />
ISINDIRILACAKLAR» deyince akla hemen yeni dinin Mekke&#8217;de kurulmasıyla dünyaları<br />
—yani Arap putperestliği— sarsıntıya uğrayınca, şartların zorlaması ne­deniyle<br />
Müslüman olan Mekkeliler geliyordu. Peygamber, Ebu Süfyan&#8217;a yüz deve verdi.<br />
Oğlu Muaviye ve Yezid&#8217;e yü­zer deve verilmesini söyledi. Gerçekte bu Ebu<br />
Süfyan&#8217;a üç-yüz deve verilmesi anlamına geliyordu. Bu nokta diğerle­rinin<br />
gözünden kaçmadı. Hatice&#8217;nin yeğeni Hakime yuz deve verildiğinde iki yüz deve<br />
daha istedi. Peygamber de istediklerini hemen ona tahsis etti. Ebu Süfyan&#8217;mki<br />
gibi durumlarda en ufak bir isteksizlik veya kararsızlık hediye­nin asıl<br />
amacını zedeliyebilirdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Fakat Peygamber<br />
(s.a.v.) yine de Hakim &#8220;e şöyle dedi: «Bu servet temiz ve yeşil bir<br />
otlaktır. Kim onu cömertçe alırsa orada mübarek olacaktır. Kim de onu gururla<br />
alır­sa mübarek olmayacak ve yiyen, fakat doymayan kişi gi­bi olacaktır. Veren<br />
el alan elden hayırlıdır. Vermeye ilk ön­ce ailenden bakmaya yükümlü<br />
olduklarınla başla.» Bunun üzerine Hakim gelecekte kendi elinin hiçbir zaman<br />
alan el olmayacağına kararlı bir şekilde: «Seni hak üzere gönde­rene yemin<br />
olsun ki, senden sonra hiç kimseden hiçbir şey almayacağım» dedi. Daha önceki<br />
isteğinden vazgeçip sade­ce yüz deve aldı<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sadakaların dağılacağı<br />
aynı kategorideki guruptan ba­zıları da sınırda olanlar, yani İslâm&#8217;ı seçip<br />
seçmemekte kararsız olanlardı. Bunlardan bazılarına da yüzer deve verildi.<br />
Bunlardan en önemlileri Süheyl ve Saffan idi. îkisi de Huneyn&#8217;de savaşmışlar ve<br />
Saffan savaşın başla­rında Müslümanlar kaçmaya başlayınca bundan memnun olan<br />
geri saflardaki müşrik Mekkelileri uyarmış ve: Eğer başımızda biri olacaksa<br />
bunun Havazin yerine Kureyş&#8217;ten biri olmasını yeğleriz!» diye bağırmıştı. Yüz<br />
deveyi aldık­tan sonra Saffan Si&#8217;râne vadisi boyunca ilerlerken, Pcy-gamber&#8217;e<br />
arkadaşlık etti- ve ganimetlere baktı. Ci&#8217;rane&#8217;de ana vadinin yanısıra birçok<br />
yan vadiler de vardı. Bunlar­dı dan biri özellikle ot, bakımından çok<br />
verimliydi. Bu neden­le deve, koyun ve keçi sürüleri doldurmuştu. Saffan&#8217;ın bu<br />
görüntüden çok etkilendiğini gören Peygamber: «Bu vadi çok mu hoşuna gitti?»<br />
diye sordu. Saffan&#8217;ın yavaşça tas-diklediğini görünce-. «Hepsi senin,<br />
içindekilerle birlikte» di­ye ekledi. «Şehadet ederim ki,» dedi Saffan. Eğer bu<br />
Pey-gamber&#8217;in nefsi olmasa, hiçbir nefis bu denli iyiliğe sahip olamaz;<br />
Allah&#8217;tan başka ilah olmadığına ve senin onun Resulü olduğuna şehadet ederim,»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Süheyl&#8217;e gelince onun<br />
da şüpheleri Ci&#8217;rane&#8217;de sona er­mişti. Bu, ya onun oğlu Abdullah ile tekrar bir<br />
araya gel­mesi ve Huneyn&#8217;deki mucizevi zafere şahitlik etmesi veya Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in etkileyici kişiliğiyle bir arada bulun­ması ya da tüm bu<br />
faktörlerin bir arada işlemesiyle mey­dana gelmiştir. Fakat o, İslâm&#8217;a vakur<br />
bir ifadeyle girdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Üç yıl sonra oğlu<br />
Abdullah savaşta öldürüldünce Ebu Bekir Cr.) acılı babayı teselli edici sözler<br />
söyledi. Fakat Sü­heyl şu cevabı verdi: «Bana Allah&#8217;ın Rasulü&#8217;nün bir şehit,<br />
kavminden yetmiş kişi için şefaat diler» dediğini söylediler. Ben de oğlumun<br />
benden önce kimseye şefaat etmeyeceğini umuyorum.»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Cinane&#8217;de Müslüman<br />
olanlardan bazıları da Mahzum&#8217; un ileri gelen liderlerinden bir kaçıydı: Ebu<br />
Cehil&#8217;in iki kardeşi; Halid&#8217;in üvey kardeşi, şimdi hayatta olmayan genç<br />
Velid&#8217;in ise öz kardeşi olan Hişam; Peygamber (s.a.v.)&#8217;in halası Atike&#8217;nin<br />
Taif&#8217;te şehit olan oğlundan sonra Zübeyr adındaki ikinci oğlu. On yıl kadar<br />
önce Ebu Cehil&#8217;e karşı mecliste Beni Hâşim ve Beni Muttalib&#8217;e uygulanan boyko­tun<br />
kaldırılmasını savunan ilk Kureyş&#8217;li Zühre idi. Anne­si Atike (r.) ise<br />
oğullarından daha önce Müslüman olmuş­tu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müslüman ordusu vadide<br />
günlerce bekledi, fakat Ha-vazinlilerden hiçbir delege gelmedi. Bunun üzerine<br />
Pey­gamber Cs.a.v.) ganimetleri paylaştırdı. Paylaştırma işle­mi bittikten kısa<br />
bir süre sonra içlerinde süt babası Haris&#8217;-in kardeşinin de bulunduğu bir<br />
delege geldi. Gelenlerin ondört tanesi zaten Müslümandı. Geriye kalanlar da<br />
Müslüman oldular ve Havâzin kabilesinin Peygamber (s.a. v.)&#8217;in akrabası<br />
sayılması gerektiğini söyleyerek ondan cö­mert davranmasını istediler. «Seni<br />
kucağımızda büyüttük, göğsümüzde emzirdik» dediler. Peygamber (s.a.v.) onlara<br />
bir delegenin geleceğinden ümit kesene kadar beklediğini ve ganimetlerin dağıtılmış<br />
olduğunu söyledi. Daha sonra cevabın ne olacağını bilmesine rağmen, onlara<br />
kadınları ve çocuklarının mı, yoksa mallarının mı daha değerli oldu­ğunu sordu.<br />
Onlar: «Bize kadınlarımızı ve çocuklarımızı geri ver» dediklerinde ise: «Benim<br />
ve Abdu&#8217;l-Muttalib oğul­larının payına düşenler sizindir. Diğerlerine de sizin<br />
adını­za rica edeceğim. Ben öğle namazını kıldırdıktan sonra: «Allah&#8217;ın<br />
Rasulünün bizim adımıza Müslümanlardan şe­faat dilemesini, Müslümanlardan da<br />
bizim adımıza Rasulullah&#8217;tan şefaat dilemesini istiyoruz deyin» dedi<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onun söylediği gibi<br />
yaptılar. Peygamber (s.a.v.) de ce­maate dönüp kadınlarının ve çocuklarının<br />
kendilerine ve­rilmesini istediklerim söyledi, Ensar ve Muhacirler hemen kendi<br />
paylarına düşen esirleri Peygamber fs.a.v.)&#8217;e verdi­ler. Fakat kabilelerden bir<br />
kısmı onlar gibi yaptı, bir kıs­mı da bunu kabul etmedi. Kabul etmeyen<br />
kabileler gele­cekte ödemek üzere esirleri bırakmaya İkna edildiler. Böy­lece<br />
bütün esirler ailelerine döndüler. Sadece Peygam­ber (s.a.v.)&#8217;in dayısının oğlu<br />
olan Zühre&#8217;li Sa&#8217;d&#8217;m payına düşen genç bir kadın Sa&#8217;d&#8217;la kalmak istediğini<br />
söyledi ve geri dönmedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) süt<br />
kardeşine bir miktar deve, ko­yun ve keçi daha verdikten sonra ona veda etti.<br />
Delege ayrılmak üzere İken onlara başkanları Malik&#8217;i sordu. On­lar Malik&#8217;in<br />
Taif&#8217;teki Sakîflilere katıldığını söylediler. *Ona haber verin,» dedi Peygamber<br />
(s.a.v.) «bana Müslü­man olarak gelirse ailesini ve mallarını ona iade edece­ğim,<br />
ona bir de yüz deve vereceğim.» Malik&#8217;in ailesini bu amaçla Mekke&#8217;de halası<br />
Atike&#8217;nin yanma yerleştirdi ve mallarını paylaştırdı. Bu mesaj, Malik&#8217;e<br />
ulaştığında, O Sakîflilerin kendisini hapsetmelerinden korktuğu için bundan<br />
onlara bahsetme­di. Geceleyin şehri terkederek Müslüman kampına gitti ve<br />
Müslüman oldu. Peygamber (s.a.v.) onu gittikçe artan Havazin&#8217;li Müslümanların<br />
basma kumandan tayin etti ve Ta­ife rahat vermemelerini istedi. Böylece Taif<br />
kuşatması sa­dece sınırlı bir süre için kaldırılmış oluyordu. Daha az ke­sin,<br />
fakat daha etkili başka tür bir kuşatma ilkinin yerini alıyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
dinin kendisinin ruhlar üzerinde bir etkisi olmasına rağmen, bu etkinin sadece<br />
dinin sözde değil, teslimiyetle kabul edilme derecesine bağlı olduğunu<br />
biliyordu. «Kalblerî ısındırılacaklar» (Müellefe-i KulûbJa mali yardımda bulunma<br />
prensibi işte bu teslimiyete engel teşkil eden sıkıntı ve acıyı ortadan<br />
kaldırmak için konul­muştu. Fakat bu prensibin amacı bırakın diğerlerini, ilk<br />
Müslüman olanlar tarafından bile kavranamadı. Daha Ön­ce bahsettiklerimizin<br />
yanisıra, çölde ihtiyacı olan birçok kişi görmezlikten gelinerek Müslüman olup<br />
olmadıkları şüpheli olan birçok bedeviye de değerli hediyeler verilmiş­ti.<br />
Zühre&#8217;li Sa&#8217;d Peygamber (s.a.v.)&#8217;e Gafatan&#8217;lı Uyeyne&#8217;ye ve Temim&#8217;den Ekraya<br />
yüzer deve verdiği halde, daha sa­mimi olan ve ikisinin aksine çok fakir olan<br />
Demreli Cu&#8217;ayl&#8217;e neden bir şeyler vermediğini sordu. Peygamber (s.a. v.) şu<br />
cevabı verdi: «Nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun ki, Cu&#8217;ayl, bir dünya<br />
dolusu Uyeyne ve Ekra&#8217;dan daha değerlidir. Fakat onların Allah&#8217;a tesiim olmaları<br />
için kalblerinin ısmdırılmasi gerek. Oysa Cu&#8217;ayl&#8217;in teslimiyeti­ne<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a><br />
güveniyorum»<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Muhacirlerden bundan<br />
başka bir karşı çıkış olmadı. Fakat Peygamber [s.a.v.)&#8217;in Ci&#8217;rane&#8217;de kurduğu<br />
kampın sonlarına doğru dörtbin kişi kadar olan Ensar arasındaki huzursuzluk çok<br />
artmıştı. İçlerinden çoğu fakirdi ve o ka­dar ganimetten her adama sadece dört<br />
deve veya dört deveye eş değer sayıda koyun ve keçi düşmüştü. Esirlerden yüksek<br />
fidyeler almayı ümit ediyorlardı, fakat paylarına düşen esirleri de Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;i memnun etmek için hiç tereddüt etmeden geri vermişlerdi. O sırada<br />
Kureyş&#8217;-ten onaltı nüfuzlu adama ve diğer kabile reislerinden de dört kişiye<br />
değerli hediyeler verildiğini gözlemişlerdi. Bu hediyeleri alanların çoğu zaten<br />
zengin adamlardı. Fakat Ensardan hiç biri Peygamber (s.a.v J &#8216;den bir hediye<br />
alma­mıştı. Gerçi Muhacirlerden hiçbiri de hediye almamıştı bu Medine&#8217;lileri<br />
teselli etmiyordu. Çünkü hediyelerin ço­ğu, Muhacirlerin akrabaları olan<br />
Kureyşlilere gitmişti. En-sar,&#8217; kendi aralarında «Allah&#8217;ın Rasulü kendi<br />
kabilesine döndü» diyorlardı. «Savaş sırasında onun arkadaşları biz­lerdik.<br />
Fakat ganimetler dağıtılırken akrabaları, kabilesi onun arfeadaşları oldu.<br />
Bunun nereden geldiğini muhak­kak öğreneceğiz. Eğer bu Allah&#8217;tan ise sabırla<br />
kabul ederiz, fakat eğer bu sadece Allah&#8217;ın Rasulünün bir fikrinden öte<br />
gitmiyorsa, bizi de düşünmesini isteyeceğiz.»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ensar arasındaki bir<br />
düşünce ve konuşmalar ateşle­nince Sa&#8217;d îbn Ubade (r.) Peygamber (s.a.v.)&#8217;e<br />
gitti ve on­ların neler söyleyip neler düşündüklerini anlattı. Peygam­ber<br />
(s.a.v.): «Peki bu durumda sen nerede yer alıyorsun, ey Sa&#8217;d?» dedi. Sa&#8217;d «Ey<br />
Allah&#8217;ın Rasulü, ben de onlardan biriyim. Bunun nereden geldiğini öğrenmek<br />
istiyoruz» di­ye karşılık verdi. Peygamber (s.a.v.} Sa&#8217;d&#8217;a tüm Ensarın da­ha<br />
Önce esirlerin yerleştirildiği sığınaklardan birine top­lanmasını söyledi.<br />
Sa&#8217;d&#8217;ın izniyle onlara birkaç da Muha­cir katıldı. Daha sonra Peygamber<br />
(s.a.v.) onlara gitti ve Allah&#8217;a hamd ve şükrettikten sonra şöyle dedi; «Ey<br />
Ensar kalblerinizden bana karşı olduğunuz haberi ulaştı bana. Ben sizi<br />
sapıklıkta bulmuşken Allah sizi hidayete eriştirmedi mi? Ben sizi fakir<br />
bulmuşken Allah sizi zen-ginleştimedi mi? Ben sizi birbirinize düşman bulmuşken<br />
Allah kalblerinizi uzlaştırmadı mı?» Onlar: «Evet, elbette» dediler. «Allah ve<br />
Rasulü en cömert ve en eli açık olandır.» Peygamber (s.a.v.): «Bu<br />
söylediklerime mukabele etmeye­cek misiniz?» dedi. «Nasıl mukabele edelim?»<br />
dediler. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi: «Eğer isterseniz &#8216;sen bize itibar­dan<br />
düşmüş bir halde geldin biz sana itibar kazandırdık, bize terkedilmiş geldin<br />
sana yardım ettik, seni toplumdan atılmış bulduk içeri aldık, seni mahrum<br />
bulduk rahatlattık&#8217; diyebilirsiniz, doğruyu da söylemiş olursunuz ve size ina­nılır.<br />
Ey Ensa1&#8243;, ben sizin İslâm&#8217;ınıza güvenmişken benim insanların kalblerini<br />
ısındırmak için kullandığım dünya malları kalbinizde o kadar çok mu yer<br />
tutuyor? Ey Ensar, memnun değil misiniz? İnsanlar, develerini ve koyunları­nı<br />
götürürken, siz evinize Allah&#8217;ın Rasulünü beraberiniz­de götürüyorsunuz. Ensar<br />
hariç bütün insanlar bir yöne gitse, Ensar da başka bir yola gitse, ben<br />
Ensarın&#8217; yolundan giderdim. Allah Ensar&#8217;a, onların oğullarına ve oğullarının<br />
oğullarına rahmet etsin» Adamlar gözyaşlarıyla sakalları ıslanmcaya kadar<br />
ağladılar ve bir tek ses halinde: «Biz his­semize düşen Allah&#8217;ın Rasulünden<br />
memnunuz<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a>-dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W. 945</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I. 877</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> islam</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W. 948</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. I686.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/uzlasmalar/6854">Uzlaşmalar Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zaferden Sonra Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/zaferden-sonra/6853</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6853</guid>

					<description><![CDATA[<p>  78.    ZAFERDEN SONRA   Ci&#8217;ra&#8217;neden sonra Peygamber (s.a.v.) umre yaptı ve Medine&#8217;ye döndü. Medine&#8217;ye varmadan kısa bir süre Ön­ce, Hudeybiye&#8217;de Müslümanların liderlerine bağlılığına şa­şıran Sakîfli Urve&#8217;ye rastladı[1]. Urve, Huneyn savaşı sıra­sında Yemen&#8217;deydi; yolda aldığı bu mucizevi zafer haber­leri, içinde zaten varolan imanı alevlendirdi. Peygamber Cs.a.vJ&#8217;e gidip biat etti ve ondan Taife gidip halkını îslâm&#8217;a &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/zaferden-sonra/6853">Zaferden Sonra Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">78.<span>    </span>ZAFERDEN SONRA</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ci&#8217;ra&#8217;neden sonra<br />
Peygamber (s.a.v.) umre yaptı ve Medine&#8217;ye döndü. Medine&#8217;ye varmadan kısa bir<br />
süre Ön­ce, Hudeybiye&#8217;de Müslümanların liderlerine bağlılığına şa­şıran Sakîfli<br />
Urve&#8217;ye rastladı<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a>. Urve, Huneyn savaşı sıra­sında<br />
Yemen&#8217;deydi; yolda aldığı bu mucizevi zafer haber­leri, içinde zaten varolan<br />
imanı alevlendirdi. Peygamber Cs.a.vJ&#8217;e gidip biat etti ve ondan Taife gidip<br />
halkını îslâm&#8217;a çağırmak için izin istedi. «Seni öldürürler» dedi Pey­gamber<br />
(s.a.v.) «Ey Allah&#8217;ın Rasulü, ben onlara çocukla­rından daha sevgiliyim» dedi.<br />
Peygamber (s.a.v.}- «Seni öi-dürürler» diye tekrarladı. Fakat Urve (r.) üçüncü<br />
kez izin İsteyince: «Eğer istiyorsan git» dedi. Aynen Peygamber (s a.v.î&#8217;in<br />
söylediği gibi Taif&#8217;liler onun evini okçularla sardı­lar, kısa bir süre .sonra<br />
Urve (r.) Ölümcül bir ok yarası al­dı. Ailesinden bazıları ölmek üzere iken ona<br />
ölümüyle ilgili ne düşündüğünü sordular. «Bu Allah&#8217;ın rahmetinden bana verdiği<br />
bir lütuftur» dedi. Daha sonra onlara kendi­sini Taif kuşatması sırasında şehit<br />
olanların yanına göm­melerini söyledi. Ailesi de bu isteğini yerine getirdi.<br />
Pey­gamber (s.a.v.)&#8217;e onun öldüğü söylendiğinde; «Urve Ya­sindeki adam gibidir.<br />
Halkını Allah&#8217;a çağırdı, onlar da onu öldürdüler» (Yasin: 20) dedi<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a>. Bu<br />
adam Aziz Peter kovul­duktan sonra halkını İsa&#8217;nın mesajını kabul etmeye çağı­ran<br />
Antakya&#8217;lı bir marangoz olan Habîb idi Antakya&#8217;lılar onu öldürdüler ve<br />
Kur&#8217;an&#8217;da anlatıldığı üzere:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Ona: Cennete gir,<br />
denildi. O da: «Keşke benim kavmim de bir bilseydi, dedi. «Rabbimin bent<br />
bağışladığım ve beni ağırlananlar­dan kıldığını» (Yasin: 26-7).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Urve&#8217;nin ölümünden<br />
sonra oğlu ve yeğeni Taif&#8217;ten ay­rılıp Medine&#8217;ye geldiler. Orada Müslüman olup,<br />
Muhacir­lerden biri olan kuzenleri Muğire&#8217;yle birlikte yaşamaya başladılar.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Abdullah îbn Revaha<br />
(r.)&#8217;nm Mut&#8217;a&#8217;da şehid olması Peygamber (s.a.v.)&#8217;i sadece yakın bir arkadaşı<br />
değil iyi bir şairi de kaybettiği için üzmüştü. Çünkü onun Abdullah&#8217;ın<br />
dizelerini Hassan ve Ka&#8217;b îbn Malik&#8217;in dizelerine eş tuttu­ğu söylenirdi. Fakat<br />
genel kanıya göre Arabistan&#8217;da tüm diğer şairleri gölgede bırakan iki şair<br />
vardı. Bunlardan bi­ri Labida, diğeri ise bir önceki neslin en iyi şairlerinden<br />
olan Zübeyr îbn Salman&#8217;m oğlu Ka&#8217;b idi. Ka&#8217;b, Muzeyne&#8217;li olmasına rağmen<br />
hayatının çoğunu Gatafan&#8217;lılarla birlik­te geçiriyordu, bu nedenle de<br />
kabilesinde çok yaygın olan İslâm&#8217;ın etkisinden uzakta kalıyordu. Ka&#8217;b&#8217;m<br />
kardeşi Bu&gt; ceyr (r.l, Hudeybiye&#8217;den sonra Müslüman olmuştu; fakat Ka&#8217;b yeni<br />
dini şiddetle reddediyor ve Peygamber (s.a.v.)&#8217;i aşağılayan şiirler yazıyordu.<br />
Peygamber (s.a.v.) bu neden­le bu şiirleri yazanı Öldürenin Allah rızası için<br />
bir hayır yapmış olacağını ilân etmişti. Buceyr (r.) daha önceden ümitsizlikle<br />
kardeşini Peygamber (s.a.v.)&#8217;e gidip ondan af dilemeye teşvik etmişti. *O<br />
pişman, olarak kendisine dönen kimseyi öldürmez» demişti. Mekke&#8217;nin fethinden<br />
sonra Ka&#8217;b yine Önceki düşüncelerini izleyen ve içinde aşağıdaki dizelerde<br />
bulunan bir şiir yazmıştı:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Sadece Allah&#8217;a ne<br />
Uzzaya ne Lat&#8217;a Kaçabilirsin, eğer kaçabilirsen,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hiç kimsenin<br />
kaçamayacağı, insanlardan</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">kaçılamayacağı günde,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kalbi saf bir şekilde<br />
Allah&#8217;a teslim olan kişi bundan müstesnadır.»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Her taraftan sayısız<br />
insanların İslâm&#8217;a girmesiyle, Ka&#8217;b yeryüzünün keuuisi için daraldığını<br />
hissetti. Hayatını kay­betmekten korkarak Medine&#8217;de, arkadaşlarından biri olan<br />
Cuheyne&#8217;li bir adama gitti ve Müslüman olduğunu söyledi. Ertesi gün Mescid&#8217;de<br />
sabah namazına cemaate katıldı. Na­mazdan sonra ellerini Peygamber (s.a.v.)&#8217;in<br />
elinin üstüne koyarak: «Ey Allah&#8217;ın Rasulü, eğer Zübeyr&#8217;in oğlu Ka&#8217;b pişman<br />
olup bir Müslüman olarak sana gelse ve dokunul­mazlık istese, onu sana getirsem<br />
kabul eder misin?» dedi. Peygamber (s.a.v.) kabul edeceğini söyleyince: «Ey<br />
Allah&#8217;ın Rasulü ben Zübeyr&#8217;in oğlu Ka&#8217;b&#8217;ım» dedi. Ensar&#8217;dan biri ayağa kalktı<br />
ve onun başını kesmek için izin istedi. Fakat Peygamber (s.a.v.): «Onu bırak, o<br />
pişman olarak geldi ve artık eskisi gibi değil» dedi. Daha sonra Ka&#8217;b bu olay<br />
için yazdığı dizeleri okudu. Şiir geleneksel bedevi stilindeydi; diksiyonu<br />
harika ve melodiliydi, çoğunlukla berrak tabiat tasvirleri yer alıyordu. Fakat<br />
asıl teması af dileme idi. Şiir, başlangıcında Peygamber (s.a.v.)&#8217;i ve<br />
Muhacirleri Öven bir pasaj ile son buluyordu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Resul bir ışıktır,<br />
bir ışık kaynağı;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bir Hindistan kılıcı,<br />
Allah&#8217;ın çekilmiş kılıçlarından</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">biridir,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mekke vadisinde<br />
İslâm&#8217;ı<span>  </span>seçtiklerinde,<span>  </span>insanlar:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Gidin!» dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Gittiler, ama zayıf ve<br />
kaçaklar olarak değil,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bineklerinin üstünden<br />
sarkarak ve kötü</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">silahlarla silahlanmış<br />
olarak değil.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bilâkis parlak<br />
giysili, gururlu ve soylu tavırlı</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">kahramanlar olarak,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu karşılaşma için<br />
Davud&#8217;un ördüğü zırhları</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">giymiş<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a><br />
olarak.»</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ka&#8217;b (r.) okumayı<br />
bitirdiğinde Peygamber (s.a.v.) çiz­gili Yemen kumaşından yapılmış olan<br />
cübbesini çıkardı ve dilini kullanmadaki başarıcının ödülü olarak şairin omuz­larına<br />
attı<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a>.<br />
Fakat daha sonra arkadaşlarından birine: «Keş­ke Ensar&#8217;dan da bahsetseydi,<br />
çünkü onlar bunu hakettüer» dedi. Ka&#8217;b, bunu duyunca Ensarı öven, onların<br />
savaştaki cesaretini, himayelerinin emin olduğunu, ev sahibi olarak ne kadar<br />
cömert olduklarını, her zaman yiğit olduklarını an­latan bir şiir yazdı.<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mariye (r.)&#8217;nin<br />
çocuğunun doğmasına az zaman kal­mıştı. Çocukların hepsinin doğumunda da<br />
Hatice&#8217;ye yar­dım eden Selma artık yaşlı bir kadındı. Fatıma&#8217;nın dünya­ya<br />
gelmesinden beri yirmibeş yıl geçmişti. Fakst Selma yine de Peygamber<br />
(s.a.v.)&#8217;in yeni çocuğunun doğumu sı­rasında orada olmak istedi. Doğumun<br />
yaklaştığı anlaşılın­ca Mariye&#8217;nin oturrtueu yukarı Medine&#8217;deki ove gitti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Çocuk o gece doğdu v ;<br />
aynı gece Cebrail (s.a.v) gelip Peygamber&#8217;e (s.a.v.) hor zamankinden farklı bir<br />
adla hi­tap etti: «Ey İbrahim&#8217;in babası». Doğumdan hemen sonra Selma kocası Ebu<br />
Râfi&#8217;yi Peygamber (s.a.v.)&#8217;e bir oğlu ol­duğunu haber vermek üzere .gönderdi.<br />
Ertesi sabah na­mazdan sonra Peygamber (s.a.v.) Ashaba doğumu haber verdi. «Ona<br />
atamm adı olan İbrahim adını veriyorum? diye ekledi. Medine&#8217;de büyük bir sevinç<br />
ve Ensar kadınları, ara­sında da çocuğun sütannesinin kim olacağına dair büyük<br />
bir rekabet yaşanıyordu. Şans Yukarı Medine&#8217;de bebeğin annesine yakın bir yerde<br />
oturan bir demircinin karısına çıktı. Peygamber (s.a.v.) oğlunu hemen hemen her<br />
gün zi­yaret eder ve genellikle Öğle uykusunu orada uyurdu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bazen de İbrahim<br />
babasının evine getirilirdi. Aişe (r.) bir gün Peygamber&#8217;in kucağında çocuğu<br />
evine getirdiğini ve «Ban.ı ne kadar benzediğine bak» dediğini anlatır. Aişe<br />
(r.) ona: «Hiçbir benzerlik göremiyorum» diye cevap ver­mişti.<span>  </span>Peygamber<span>  <br />
</span>(s.a.v.)<span>   </span>ona:<span>  </span><span>  </span>«cildinin<span> <br />
</span>kumrallığını<span>  </span>ve teninin<br />
pürüzsüzlüğünü görmüyor musun?» dedi. Aışe «Koyun sütüyle beslenen her çocuk<br />
tombul pürüzsüz ten­li olur» cevabını verdi. Çobanlardan birine çocuğun süt an­nesine<br />
her gün süt göndermesi tenbih edilmişti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
Mekke&#8217;den dönüşünden sonra altı ay kadar Medine&#8217;de kaldı ve bu sırada birçok<br />
küçük se­ferler düzenledi. Bunlardan biri Ali (r.) kumandasında, yerleşim<br />
bölgeleri Medine&#8217;nin kuzey doğusunda olan Tay kabilesi üzerine gönderilen ordu<br />
idi. Bundan kısa bir sûre önce Aii (r.) Kızıl Deniz&#8217;de yer alan Kudeyd&#8217;deki<br />
Menat tapınağım yok etmek üzere gönderilmişti. Ali (r.)&#8217;nin ora­yı harap<br />
etmesinden sonra Arabistan&#8217;ın üç önemli put msr-kezinden sadece Taif teki Lat<br />
tapınağı kalmıştı. Fakat Füls tapmağı da hristiyan olmayan Tay&#8217;lılar için bir<br />
rut tapın­ma merkezi olarak kabul ediliyordu. Bu seferin ana amacı bu tapınağı<br />
ortadan kaldırmaktı. Tay şair Hâtim&#8217;in kabile­si idiT. Babası gibi hristiyan<br />
olan oğlu Adiy, onun ölümü üzerine kabilenin başına geçmişti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ali (r.) ve<br />
adamlarının yaklaştığı haberini duyunca Adiy yakın ailesini yanına alıp kaçtı.<br />
Sadece bir tek kız kardeşi kabilenin diğer fertleriyle birlikte esir alındı.<br />
Adiy&#8217;in kız kardeşi Medine&#8217;de Peygamber (s.a.v.)&#8217;in önüne getirildi­ğinde<br />
Peygamber (s.a.v.)&#8217;in ayaklarına&#8217;kapandı ve kendi­sini serbest bırakması için<br />
yalvardı. «Babam esirleri hep serbest bırakırdı» dedi. «misafire iyi davranır,<br />
açları doyu­rur ve üzgünleri teskin ederdi. îyilik bekleyen hiç kimse­den yüz<br />
çevirmemi^tir. Ben Hâtim&#8217;in kızıyım.» Peygamber (s.a.v.) ona nâzikçe cevap<br />
verdi ve etrafındakilere döne­rek: «Bırakın gitsin, çünkü onun babası soylu<br />
davranışları severdi, Allah da onları sever» dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">O sırada kabilesinden<br />
biri onu kurtarmak üzere gel­mişti. Peygamber (s.a.v.) onu, bir deve ve bir<br />
elbise vere­rek gelen adama teslim etti. Hâtim&#8217;in kızı, kardeşi Adiy&#8217;i aramaya<br />
gitti ve onu Medine&#8217;ye gitmeye İkna etti. Adiy ora­da Peygamber (s.a.v.)&#8217;e biat<br />
ederek Müslüman oldu. Peygamber (s.a.v.) de onur Tay kabilesinin başkanlığını<br />
onay­ladı. Adiy (r.) daha sonra samimi ve nüfuzlu bir mütte­fik olduğunu<br />
gösterdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu aylardan birinde,<br />
Receb&#8217;in başlarında Peygamber fs.a.v.) Necaşi&#8217;nin ölüm haberini aldı. Haberi<br />
aldıktan son­ra mescidde kılınan ilk namazın arkasından cemaate dön­dü ve:<br />
«Bugün adaletli bir adam öldü. Kalkın ve kardeşi­niz Eseme için dua edin»<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a> dedi.<br />
Daha sonra onlara cenaze namazı kıldırdı. Sonraları Habeşistan&#8217;dan kralın<br />
mezarı üstünde sürekli parlayan bir ışığın bulunduğu haberi gel­di<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a>.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bak. Böl. 66.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> W. 981</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Kur&#8217;an&#8217;a. göre (Sebe:<span> <br />
</span>10) zırh örmeyi ilk icad eden Davud (a.s.) Peygamberdir.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I I 893</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. H. 893.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> B<span>   </span>LX!U. 37.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I<span>   </span></span><span lang="en-us" style="font-size:8pt;" xml:lang="en-us">I. </span><span style="font-size:8pt;">223.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;"></span></p>
<p> </p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/zaferden-sonra/6853">Zaferden Sonra Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Huneyn Savaşı Ve Taîf Kuşatması Hz. Muhammedin Hayatı</title>
		<link>https://fasiharapca.com/huneyn-savasi-ve-taif-kusatmasi/6852</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 20:00:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hz. Muhammedin Hayatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6852</guid>

					<description><![CDATA[<p>76.   HUNEYN SAVAŞI VE TAÎF KUŞATMASI   Peygamber (s.a.v.) &#8216;in Mekke üzerine yaptığı son ve ke­sin harekete rağmen Havâzinliler kuvvetlerini arttırmayı durdurmadılar. Onun Mekke&#8217;yi fethetme ve tüm putları kırma haberi de onların düşüncelerini değiştirmedi. Kendi tanrıçaları Lâfın bir eşi olan Uzza&#8217;nm yıkılması ise onla­rın alarma geçmesine neden .olmuştu. Mekke&#8217;nin fethinden, üç hafta sonra Havâzinliler Taif&#8217;in &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/huneyn-savasi-ve-taif-kusatmasi/6852">Huneyn Savaşı Ve Taîf Kuşatması Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">76.<span>   </span>HUNEYN SAVAŞI VE TAÎF KUŞATMASI</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.) &#8216;in<br />
Mekke üzerine yaptığı son ve ke­sin harekete rağmen Havâzinliler kuvvetlerini<br />
arttırmayı durdurmadılar. Onun Mekke&#8217;yi fethetme ve tüm putları kırma haberi de<br />
onların düşüncelerini değiştirmedi. Kendi tanrıçaları Lâfın bir eşi olan<br />
Uzza&#8217;nm yıkılması ise onla­rın alarma geçmesine neden .olmuştu. Mekke&#8217;nin<br />
fethinden, üç hafta sonra Havâzinliler Taif&#8217;in kuzeyindeki Estas va­disinde<br />
yaklaşık yirmibin kişilik bir ordu topladılar.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.), Mekke&#8217;nin<br />
başına Abdu&#8217;ş-Şemsli bir adamı bırakarak yeni Müslüman olanlara dini konu­larda<br />
yardım etmek üzere çok bilgili bir Müslüman olan Hazreçli Muaz ibn Cebel Cr.)<br />
&#8216;i tayin ederek, şimdi ikibin Kureyşltnin de katılmasıyla daha da<br />
kalabalıklaşan tüm ordusuyla birlikte yola çıktı. Yeni katılan Kureyşlilerin ço­ğu<br />
Peygamber&#8217;e biat etmişlerdi. Fakat Süheyl ve Saffan&#8217;m da içinde bulunduğu bir<br />
gurup henüz Müslüman olmamış­tı. Ve sadece şehirlerini Havâzinlilere karşı<br />
korumak ama­cıyla orduya katılmışlardı. Yola çıkmadan önce Peygam­ber (s.a.v.)<br />
Saffan&#8217;a kendisinde bulunan yüz aded zırhı ve beraberindeki silahları ödünç<br />
vermesini rica eden bir ha­ber gönderdi. «Ey Muhammed (s.a.v.)» dedi, Saffan,<br />
«bu &#8216;kendin ver, yoksa zorla alırım&#8217; anlamında bir istek mi?» Peygamber<br />
(s.a.v.),<span>  </span>«ödenecek bir borç»<span>    </span>deyince Saffan zırh ve silahlan duracakları<br />
yere kadar taşıyacak olan yük develerini de vermeye karar verdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onlara karşı<br />
hazırlanan Havazin kabileleri Takıf, Nasr, Cüşem ve Sa&#8217;d ibn Bekr idi. Bu<br />
topluluğa genç olmasına rağmen gücü ve yöneticiliği ile ün salan otuz<br />
yaşlarında bir Nasr&#8217;lı olan Malik kumanda ediyordu. Yaşlıların aksi­ni tavsiye<br />
etmelerine rağmen Malik kadınları, çocukları ve hayvanları da beraber<br />
getirmelerini emretti. Çünkü, ona göre eğer bunlar ordunun arkasında olursa<br />
askerler daha gayretle çarpışırlardı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mekke&#8217;den yola çıkan<br />
ordu hakkında bilgi toplamak üzere üç gözcü gönderdi. Fakat üçü de kısa bir<br />
süre sonra korkudan tüm eklemleri kontrolünden çıkmış ve konuşamıyacak derecede<br />
dehşet içinde döndüler. İçlerinden biri: «Ala atlar üzerinde beyaz adamlar<br />
gördük. Ve bir anda bu gördüğünüz hale geldik» dedi. Bir diğeri: «Karşımızdaki­ler<br />
dünya insanları değil, semadan gelen insanlar. Tavsi­yemize uyun ve geri<br />
çekilin. Çünkü adamlarınız bizim gör­düklerimizi görünce bizim gibi olurlar»<br />
dedi. Malik: «Uta­nın!» dedi. «Siz buradaki en korkak kişilersiniz.» Bu üç<br />
kişinin görünüşleri o kadar kötü ve zavallı idi ki, tüm or­duda panik<br />
yaratmamaları için onları gözden uzak bir ye­re yerleştirme emri verdi. Daha<br />
sonra etrafındakilere: -Ba­na cesur bir adam gösterin» dedi. Fakat seçilen adam<br />
da, aynı korkunç atlıları görmüş ve diğerleri gibi dehşet için­de dönerek<br />
nefesi kesilmiş bir haide «Dayanılmaz bir gö­rünüşleri vardı» demişti. Fakat<br />
Malik onu dinlemeyi red­detti ve karanlıkta, düşmanın yolu üstünde olan Huneyn<br />
vadisine doğru ilerleme emri verdi. Yolun vadi yatağına doğru alçaldığı noktada<br />
kamp kurdular. Yolun iki tarafın­da da aşağıyı rahatça görebilen, fakat<br />
aşağıdan görülme­yen vadi yatakları vardı. Bu yataklardan ikisine atlıların ço­ğunu<br />
yerleştirdi. Ve onlara bir işaret ile düşmana sal­dırma emri verdi. Ordunun<br />
geri kalan kısmını da vadinin tepesindeki yolun üstüne yerleştirdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber Cs.a.v.) o<br />
gece vadinin öteki ucuna yakın bir yerde kamp kurdu.<span>    </span>Sabah namazını kıldıktan sonra</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">adamlarına sabırlı<br />
olurlarsa zafer kazanacaklarını müjde­leyerek yola çıkma emri verdi. Hava o<br />
denli pusluydu ki, vadi yatağına indiklerinde hâlâ etraf karanlıktı. Daha ön­ceki<br />
gibi Halid yine Süleym ve diğerlerine kumanda ede­rek öncü gurupta yer<br />
alıyordu. Onun arkasından yeni ka­tılan Mekkeli gurup geliyordu. Düldül&#8217;e<br />
binmiş olan Pey­gamber (s.a.v.1, bu kez yine etrafında Ensar ve Muhacir­lerden<br />
bir gurupla ordunun ortalarında yol alıyordu. Fa­kat bu kez etrafında kendi<br />
ailesinden kişilerde vardı. Ona Mekke&#8217;ye giderken katılan kuzenleri Ebu Süt yan<br />
ve Abdul­lah, Abbas&#8217;m iki büyük oğlu Faz! ve Kisam ve Ebu Leheb&#8217;-in iki oğlu<br />
onu çevreleyen kişiler arasındaydı. Ordunun en arkalarında ise henüz Müslüman<br />
olmamış Mefckeliler yer alıyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yarı karanlıkta karşı<br />
tarafta Havazin ordusu görün­düğünde öncü birlik henüz inişi tamamlamıştı, öncü<br />
bir­lik dehşetli bir manzarayla karşıkarşıyaydı. Çünkü ordu­nun arkasındaki<br />
develere binmiş kadınla!* veya baş deve­ler bile ordunun bir parçasıymış gibi<br />
görünüyordu. Yolun o yönü tamamen kapatılmıştı. Fakat yeni bir emir ve pla­na<br />
fırsat vermeden Malik işaretini verdi. Havazin süvari­ler hemen vadi<br />
yataklarından fırladılar ve Halid&#8221;in adam­larına saldırdılar. Atak o kadar<br />
anice ve vahşiceydi ki, Halid, geri dönüp kaçmaya başlıyan Beni Süleym&#8217;i<br />
topar-layamadı. Beni Süleym Mekkeli gurubun arkasına kaçınca önde kalan<br />
Mekkeliler de henüz indikleri yokuştan geri­sin geriye kaçtılar. Hızla saldıran<br />
at ve deve üstünde Hava-zinliler bütün geçitleri tıkadılar. Fakat Peygamber<br />
(s.a.v.) yolun biraz sağma çekilebilecek noktadaydı. Kenara çekildi. Ve<br />
yanından hiç ayrılmayan bir gurupla emniyetli bir ye­re sığındı. Yanındakiler<br />
Ebu Bekr, Ömer ve diğer Muha­cirler, bir gurup Ensar ve yanında yer alan<br />
ailesinin tü­müydü. Haris&#8217;in oğlu Ebu Süfyan Peygamber&#8217;in yanıbaşın-daydı ve<br />
DüldüFün ipini elinde tutuyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber (s.a.v.)<br />
diğerlerini de kendisine katılmala­rı için çağırdı. Fakat sesi savaşın<br />
gürültüsü içinde kaybol­du. Bu nedenle çok gür bir sese sahip olan Abbas&#8217;a «Ey ağaç<br />
ashabı! Ey akasya ashabı!» diye bağırmasını söyledi. Bu çağrıya LEBBEYK (îşte<br />
emrindeyim) sesleri cevap ver­di. Peygamberin yanma Ensar ve Muhacirlerden yüz<br />
ka­dar kişi toplandı. Hepsi de geçide dağılarak birdenbire düşmanın,<br />
saldırısını kontrol altına aldılar. Abbas aynı şe­kilde bağırmaya devam etti ve<br />
kaçanların çoğu geri döndü­ler. Peygamber (s.a.v.), hem iyi görülebilmek hem de<br />
etra­fı iyi görebilmek için üzengileri üstünde ayağa kalktı. Düş­man yeni bir<br />
saldırıya hazırlanıyordu. Peygamber (s.a.v.). «Allahım, senden vadini yerine<br />
getirmeni istiyorum» diye dua etti. Daha sonra süt kardeşinden birkaç çakıl<br />
taşı bul­masını istedi. Onları eline alıp Bedir&#8217;de yaptığı gibi düş­manın<br />
yüzüne doğru fırlattı. Ve görünürde hiçbir neden olmamasına rağmen savaşın<br />
akışı birden değişti. Gerçi mü&#8217;-minler bunu görmüyorlardı, ama kendilerinin bir<br />
süre önce yaşadığı yenilgiyi şimdi düşman yaşıyordu. Daha son­ra bu olayla<br />
ilgili şu ayetler nazil oldu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">«Andolsun Allah bir<br />
çok yerlerde ve Huneyn gününde size yardım etti. Hani çok sayıda oluşunuz sizi<br />
böbürlendirip gururlan-dtnmştu Vakat size birşey de sağltyamamtştu Yer ise,<br />
bütün ge­nişliğine rağmen size dar gelmişti. Sonra arkanıza dönüp gensin geriye<br />
gitmiştiniz. (Bundan) sonra Allah, Resulü ile müminlerin üzerine &#8216;güven duygusu<br />
ve huzur&#8217; indirdi, sizin görmediğiniz ordu­ları da İndirdi ve küfre sapmış<br />
olanları azaplandtrdı. Bu küfre sa-pantarın cezasıdır. Sonra bunun ardından<br />
Allah, dilediği kimseden tevbesîni kabul eder. Allah, bağışlayandır,<br />
esirgeyendir.» (Tevbe: 25-7).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Düşman büyük bir<br />
bozguna uğramıştı. Malik önceleri cesurca doğuştu, fakat daha sonra Sakifilerle<br />
birlikte sur­larla çevrili olan Taife çekildi. Havazin ordusunun büyük bir<br />
kısmı Nahle&#8217;ye kadar izlendi ve bir çok kayıp verdiril­di. Havazinliler oradan<br />
kampları Evtas&#8217;a döndüler; fakat Peygamber (s.a.u.) arkalarından asker<br />
göndererek onları tepelere çekilmek zorunda bıraktı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müslümanlardan,<br />
özellikle ilk bozgunu yaratan Beni Süleym&#8217;den çok kişi savaşın başlarında<br />
öldürülmüştü. Fa­kat bu ilk bozgundan sorira çok az kayıp verdiler. Bunlar­dan<br />
biri de Üsame&#8217;nin ağabeyi Eymen idi. Peygamberin yanında iken vurulmuştu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Arka saflarda yer alan<br />
Havazin kadınları ve çocukları esir alındı. Develer koyun ve keçilerin yanı<br />
sıra ganimette dört bin birim (ounce) gümüş de vardı. Peygamber (s.a.v.)<br />
ganimetlerin ve esirlerin tümünü Mekke&#8217;ye on mil uzak­lıktaki Ci&#8217;râne vadisine<br />
götürülme görevini Budeyl&#8217;e verdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Havazin kabileleri<br />
arasında Peygamber (s.a.v.)in ço­cukluğunu birlikte geçirdiği Beni Sa&#8217;d ibn<br />
Bekr&#8217;in bir ko­lu da vardı. Yaşlı esirlerden biri kendini esir alanlara: «Val­lahi<br />
ben reisinizin kızkardeşiyim» diyerek uyardı. Fakat adamlar ona inanmadılar,<br />
yine de Peygamber (s.&#8221;a.v.) &#8216;e gö­türdüler. «Ey Muhammed (s.a.v.) ben<br />
seninkızkardeşinim» dedi. Peygamber (s.a.v.) onu merakla süzdü: Karşısında<br />
yetmişine yaklaşmış yaşlı bir kadın duruyordu. Peygam­ber: «Bunu gösterir bir<br />
işaretin var mı?» diye sordu. O da bir ısırma izi gösterdi. Ve: «Ben Serer<br />
vadisinde seni ta­şırken sen ısırdm. Biz çobanlarla birlikteydik. Senin annen<br />
benim annemdi, senin baban benim babamdı» dedi. Pey­gamber onun gerçekten doğru<br />
söylediğini anladı-, bu kadın onun sütkardeşlerinden biri olan Şeyma-idi.<br />
Minderini ya­yarak oturmasını söyledi. Süt anne ve süt babası Halime ile<br />
Haris&#8217;i sorup, onların yıllar önce öldüğünü öğrenince gözleri yaşla doldu.<br />
Biraz konuştuktan sonra ona kendisiy­le kalma veya Beni Sa&#8217;d&#8217;a geri dönme<br />
konusunda serbest olduğunu söyledi. Şeyma Müslüman olmayı istediğini, fa­kat<br />
kabilesine geri dönmeyi seçtiğini söyledi. Peygamber ona değerli bir hediye<br />
verdi. Ve dönüşte daha da değerli­lerini vermek istediği için ondan kendisi<br />
dönene kadar kampta kalmasını istedi. Daha&#8217;sonra da ordusuyla birlikte Taife<br />
doğru yola çıktı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sakif kabilesi<br />
şehirlerinde kendilerini bir yıl kadar idare edecek erzaga sahiptiler.<br />
Peygamber&#8217;in son durum­da kullanılmasını emrettiği savaş makinalanna<span>   </span>karşı da Özel savunma mekanizmaları vardı.<br />
Aynı zamanda okçu­lukta uzmandılar. Şehrin duvarları çok hızlı ok yağmur­larına<br />
sahne oldu. Fakat Müslümanlar şehri kuşatmaları­nın onbeşinci gününde hâlâ ilk<br />
günkü durumdaydılar. Ka­zanılan tek şey bazı kimselerin Müslüman olmasıydı. Pey­gamber<br />
(s.a.v.) birgün bir tellalla Sakif&#8217;li kölelerden Müs­lüman olanların özgür<br />
olacaklarım ilan ettirmişti. Yirmi kadar köle şehirden çıkmanın bir yolunu<br />
bulup Müslüman oldular. Yaklaşık bir hafta daha geçti. O sırada Peygam­ber<br />
(s.a.v.) rüyasında kendisine bir kâse tereyağı verildi­ğini, fakat bir horozun<br />
gelip yağı gagalayarak döktüğünü görmüştü. Bunun üzerine Ebu Bekir: «İstediğin<br />
şeyi bugün onlardan elde edeceğini zannetmem» dedi. Peygamber (s. a.v.) de onu<br />
doğruladı. Belki de şehri kuşatmanın Sakifli-leri yenmek için uygun bir yol<br />
olmadığı sonucuna varmış­tı. Düşüncesi her ne ise, Peygamber kuşatmanın<br />
kaldırılıp Ci&#8217;râne&#8217;ye doğru yola çıkılması emrini verdi. Şehirden ay­rıldıklarında<br />
adamlardan bazıları ona şehir halkına lanet etmesini söylediler. Peygamber<br />
(s.a.v.) hiç cevap vermeksi­zin ellerini açtı ve «Allahım, Sakîflilere hidayet<br />
veı bize ulaştır» diye dua etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Taif kaleleri önünde<br />
öldürülenlerden biri de Ümmu Se­leme (r.)&#8217;nin üvey kardeşi, Peygamberin kuzeni<br />
ve henüz kısa bir süre önce Müslüman olan Abdullah<span>  </span>(r.)<span> <br />
</span>idi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/huneyn-savasi-ve-taif-kusatmasi/6852">Huneyn Savaşı Ve Taîf Kuşatması Hz. Muhammedin Hayatı</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
