<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Peygamberler Tarihi İ.Yiğit arşivleri - Fasih Arapça</title>
	<atom:link href="https://fasiharapca.com/category/kitap-arsivi/tarih/peygamberler-tarihi-i-yigit/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fasiharapca.com/category/kitap-arsivi/tarih/peygamberler-tarihi-i-yigit</link>
	<description>arapça sarf nahiv dil bilgisi yasin suresi</description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Dec 2015 22:14:45 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://fasiharapca.com/wp-content/uploads/2025/04/cropped-favicon-fasih-1-32x32.png</url>
	<title>Peygamberler Tarihi İ.Yiğit arşivleri - Fasih Arapça</title>
	<link>https://fasiharapca.com/category/kitap-arsivi/tarih/peygamberler-tarihi-i-yigit</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>HZ. YAHYA (A.S.) HAYATI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-yahya-a-s-hayati/6692</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6692</guid>

					<description><![CDATA[<p>YİRMİBEŞİNCİ. 1 &#160; &#160; HZ. YAHYA (A.S.) 1 &#160; &#160; Şehâdeti 2 &#160; &#160; YİRMİBEŞİNCİ HZ. YAHYA (A.S.) Babası Hz. Zekeriyâ (a.s.) gibi İsrailogulları&#8217;na gönderilen son peygamberlerden olan Hz. Yahya (a.s.)&#8217;m ismi, önce geçtiği gibi doğrudan Allah Teâlâ tarafından verilmiştir. Ona bu İsmin verilmesinin sebebi hakkında çeşitli görüşler aktarılmıştır. Çok yaşlı bir baba ile hem &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-yahya-a-s-hayati/6692">HZ. YAHYA (A.S.) HAYATI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoToc1"><b><span style="text-decoration: none;">YİRMİBEŞİNCİ</span></b><b><span style="display: none; text-decoration: none;">. </span></b><b><span style="display: none; text-decoration: none;">1</span></b><b></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoToc1"><b><span style="text-decoration: none;">HZ. YAHYA (A.S.)</span></b><b> </b><b><span style="display: none; text-decoration: none;">1</span></b><b></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="MsoToc3"><b><span style="text-decoration: none;">Şehâdeti</span></b><b> </b><b><span style="display: none; text-decoration: none;">2</span></b><b></b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1 style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: center;" align="center"></h1>
<h1 style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: center;" align="center"></h1>
<h1 style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: center;" align="center"></h1>
<h1 style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: center;" align="center"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">YİRMİBEŞİNCİ</span></h1>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">
<h1 style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: center;" align="center"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">HZ.<br />
YAHYA (A.S.)</span></h1>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">Babası Hz. Zekeriyâ<br />
(a.s.) gibi İsrailogulları&#8217;na gönderilen son peygamberlerden olan Hz. Yahya<br />
(a.s.)&#8217;m ismi, önce geçtiği gibi doğrudan Allah Teâlâ tarafından verilmiştir.<br />
Ona bu İsmin verilmesinin sebebi hakkında çeşitli görüşler aktarılmıştır. Çok<br />
yaşlı bir baba ile hem kısır ve hem de yaşlı bir anneden doğması, kalbinin îman<br />
ve nübüvvetle İhya edilmesi, hiç bir kötülüğe düş­meyecek derecede<br />
itâatkarlıkla ihya edilmesi vb. özellikleri bu sebeplerin başında gelmektedir.<br />
Yine şehit düşecek oluşu, şehit­lerin Allah katında rızıklandırılan diriler<br />
olmaları da bu sebepler arasında zikredilir.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[1]</span></span></span><br />
înciller ise onu John the Babtist/Vaftizci Yahya olarak isimlendirirler.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">İncillerde de hakkında<br />
bilgi bulunan Hz. Yahya fa.s.), tey­zezadesi Hz. İsa (a.s.)&#8217;dan altı ay<br />
büyüktür. Kur&#8217;ân-i Kerim&#8217;de bildirildiği gibi, babası ve annesi çok yaşlı ve<br />
üstelik annesi kısır bir kadın olduğu halde, Allah Teâlâ&#8217;nm emriyle o da Hz.<br />
İsa (a.s.) gibi mucizevî bir şekilde doğmuştur. Onun bu şekilde dünyaya<br />
gelişinin Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de anlatılması, hır is tiy anların Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı<br />
Allah&#8217;ın oğlu kabul ederek işledikleri büyük hatâyı anla­malarını sağlamak<br />
hususunda açık bir uyandır.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[3]</span></span></span> Çünkü<br />
bu iki peygamberin dünyaya gelişleri, tabîî doğum kanunlarının dışın­dadır ve<br />
bu yönden aralarında önemli bir fark yoktur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
doğumundan önce peygamber olacağı müjdelenen Hz. Yahya (a.s.)&#8217;a daha çocuk<br />
iken, iffet, hikmet, kalp yumuşaklığı, safiyet ve efendilik verildiği,<br />
dolayısıyla onun Allah&#8217;tan korkan, anasına ve babasına itaatkâr bir oğul olduğu<br />
belirtilmiştir. Yine Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın peygamberliğini tasdik edeceği<br />
bildirilmiş, kendisine, Tevrat&#8217;a sahip çıkması ve onun hükümle­rine uyması ve<br />
halkı ona çağırması emredilmiştir:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">&#8220;Zekeriyâ mâbedde<br />
namaz kılarken melekler ona seslendi­ler: Allah sana kendi emriyle uücud bulan<br />
isa&#8217;yı tasdik eden, seyyid (=efendi), hasûr (=iffetli) ve sâlihlerden bir<br />
peygamber olan Yahya&#8217;yı müjdeler.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[4]</span></span></span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">&#8220;Ey Yahya!<br />
Kitab/Tevrat&#8217;a kuvvetle sarıl, deyip daha ço­cukken ona hikmet, katımızdan kalp<br />
yumuşaklığı ve safiyet ver­dik. O, Allah&#8217;tan sakınan, anasına ve babasına karşı<br />
iyi davra­nan bir kimse idi, baş kaldıran bir zorba değildi. Doğduğu günde,<br />
öleceği günde ve dirileceği günde ona selâm olsun.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, Hz.<br />
Yahya (a.s.) ile ilgili başka bilgi veril­mez. Diğer kaynaklar da, Hz. Yahya<br />
(a.s.)&#8217;ı, seyyid, fakih, âlim, Rabbine çok itaatkâr, güzel yaratılışlı, hiç<br />
öfkelenmeyen, hased duymayan ve şehvetten uzak bir kul olarak tanıtırlar.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[6]</span></span></span> Bu<br />
konu­da bâzı hadisler de nakledilmiştir:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">Peygamberimiz (s.a.v.)<br />
şöyle buyurmuştur: &#8220;Âdem evlâdından hiç bir kimse yoktur ki, bir hatâ yapmış<br />
veya bir hatâ işlemeye niyetlenmiş olmasın. Ancak Yahya bunun dışındadır.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">İncillerde ise, onun<br />
ruhta kuvvetlenerek büyüdüğü, halka görüneceği güne kadar çöllerde kaldığı,<br />
gençlik yıllarını Ölüde-niz&#8217;in batısındaki bir yerde geçirdiği, M,S. 26 yılında<br />
Yahudiye çölünde tebliğe başladığı, halkı tevbe ederek vaftiz olmaya çağır­dığı,<br />
günahlarını itiraf eden Yeruşalim, Yahudiye, Erden halkını ve bu arada Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;i Erden ırmağında vaftiz ettiği anlatıl­maktadır.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[8]</span></span></span><br />
Ayrıca o, kendisinin Mesih veya İlya/İlyas olmadığını açıklayarak, &#8220;Gerçi<br />
ben sizi su ile vaftiz ediyorum; fakat benden kudretlisi geliyor ki, onun<br />
çarıklarının tasmasını çözmeğe lâyık değilim; O ise Ruhülkudüs&#8217;le ve ateşle<br />
vaftiz edecektir.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[9]</span></span></span> diyerek Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı<br />
müjdelediği belirtilmektedir.<span class="MsoFootnoteReference"> <span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">
<h3 style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: justify;"><span style="font-family: 'Times New Roman';">Şehâdeti</span></h3>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 13pt;">Hz.Yahya (a.s.)&#8217;m<br />
peygamberliği çok kısa sürmüş O, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m göğe kaldırılmasından<br />
yaklaşık 2,5 yıl önce, M.S. 27 yılı­nın sonunda veya 28 yılının başlarında<br />
şehit edilmiştir. Onun öldürülmesinin sebebi hakkında farklı bilgiler nakledilmiştir.<br />
Matta İncilinde, kardeşinin karısıyla evlenmek isteyen Kral Hİro-des&#8217;e karşı<br />
çıkıp bunun haram olduğunu söylemesi yüzünden zindana atıldığı, Hirodes&#8217;in daha<br />
sonra da evlenmek istediği bu kadının kızma tutulduğu ve ona ne isterse<br />
yapacağına söz verdi­ği, anası tarafından kışkırtılan bu kızın da Hz. Yahya<br />
(a.s.)&#8217;m başını İstediği ve bu arzusunun yerine getirildiği anlatılmakta­dır.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[11]</span></span></span><br />
İslâmî kaynaklarda da buna yakın rivayetler mevcuttur. Bu rivayetlerde, açık<br />
giyimi yüzünden eleştirdiği kraliçenin kur­duğu tuzak sonucu veya kardeşinin<br />
kızıyla evlenmek isteyen krala bunun haram olduğunu söyleyerek direnmesi<br />
yüzünden öldürüldüğü zikredilmektedir. Onun Kudüs&#8217;te değil Şam&#8217;da öl­dürüldüğü<br />
de söylenmiştir.<span class="MsoFootnoteReference"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 13pt; font-family: 'Times New Roman';">[12]</span></span></span>   </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;">
<p class="MsoNormal">
</div>
<div>
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Salebi, 374.</span></p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Matta, 3/11,14; Markos,l/6; Luka, 1/3.</span></p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Mevdûdi, Tefhim, I, 255.</span></p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> ÂI-i Imrân sûresi, 3/39.</span></p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Meryem sûresi,19/12-14. Daha çocukluğunda kendisine<br />
hikmet verilmesiyle ilgili</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 8pt;">oiarak şöyle bir haber<br />
nakledilmiştir: Yaşıtı çocuklar kendisini oyun oynamaya çağırdıklarında, Hz.<br />
Yahya (a.s.), onlara şöyle demiştir: &#8220;Ben oyun için yaratılma­dım. &#8220;</span></p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 8pt;">Bazı alimlere göre ise, bu ifâde ile ona küçük yaşta peygamberlik<br />
verildiği kastedilmiştir (Bkz. Sa&#8217;lebi, 377).</span></p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Bkz. Salebi, 375; İbn Kesir, Kasasul-enbiyd, II, 640.</span></p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 254; İbn Kesir,<br />
Kasasul-enbiyâ, II, 634</span></p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Bkz. Luka, 1/80; 3/2-21; Matta, 3/1-2; 3/4-16;<br />
Markos,1/4-9; Yuhanna, 1/6-34.</span></p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Luka, 3/16.</span></p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 572-573.</span></p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Matta, 14/3-12.</span></p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt;"><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size: 8pt; font-family: 'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span><span style="font-size: 8pt;"> Sa&#8217;iebî, 379-380.</span></p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align: justify;"><span style="font-size: 8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 574.</span></p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-yahya-a-s-hayati/6692">HZ. YAHYA (A.S.) HAYATI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ.İSA (A.S.) HAYATI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-isa-a-s-hayati/6693</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6693</guid>

					<description><![CDATA[<p>YİRMİALTINCI BÖLÜM&#8230; 1 HZ.İSA (A.S.) 1     YİRMİALTINCI BÖLÜM   HZ.İSA (A.S.)      A. Hz. Meryem&#8217;in Doğumu   Hz. Süleyman (a.s.) neslinden olan Hz. Meryem&#8217;in babası­nın adı Imrân,[1] annesinin adı ise Hanne&#8217;dir. Rivayete göre, Hanne kısır bir kadındı, kocası ve o ne kadar arzu etseler de bir türlü çocukları olmuyordu. Buna çok üzülen Hanne, &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-isa-a-s-hayati/6693">HZ.İSA (A.S.) HAYATI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoToc1"><a></a><a><span></span></a><span><span></span></span><a href="#_Toc111098336"><span><span><b><span style="text-decoration:none;">YİRMİALTINCI<br />
BÖLÜM</span></b></span></span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>&#8230; </span></span></b></span></span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span></span><span><span></span></span><span><span></span></span></a><span><span><b><span></span></b></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><span><span></span></span><a href="#_Toc111098337"><span><span><b><span style="text-decoration:none;">HZ.İSA (A.S.)</span></b></span></span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span></span><span><span></span></span><span><span></span></span></a><span><span><b><span></span></b></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span></span></span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"><br />
  </span></span></span></p>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">YİRMİALTINCI<br />
BÖLÜM</span></a></span></span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">HZ.İSA (A.S.)</span></span></span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"><span>    </span></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">A. Hz. Meryem&#8217;in Doğumu</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.)<br />
neslinden olan Hz. Meryem&#8217;in babası­nın adı Imrân,<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a><br />
annesinin adı ise Hanne&#8217;dir. Rivayete göre, Hanne kısır bir kadındı, kocası ve<br />
o ne kadar arzu etseler de bir türlü çocukları olmuyordu. Buna çok üzülen<br />
Hanne, bir çocuk sahibi olabilmek için devamlı Allah&#8217;a yalvarıyor ve kendisine<br />
bir çocuk ihsan ettiği takdirde, onu Beytülmakdis&#8217;e (Mescid-i Aksa) hizmet ve<br />
orada ibâdet için adayacağına söz veriyordu. Sonunda duası kabul edildi ve<br />
hâmile kaldı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yıllarca hasretini çektiği<br />
çocuğunun doğumunu dört gözle bekleyen Hanne, bu günlerde kocası İmran&#8217;m<br />
vefatıyla sarsıldı. Bundan bir süre sonra bir kız çocuğu dünyaya getirdi.<br />
Çocuğu­nun kız olduğunu gören Hanne, adağını yerine getirmek husu­sunda<br />
tereddüde düştü. Çünkü, kadınların Mescid-i Aksâ&#8217;nm hizmetinde bulunması<br />
alışılmış bir durum değildi. Ayrıca özel halleri dolayısıyla bu işe uygun<br />
bulunmazlardı. Bu düşünce içinde kızma, çok ibâdet eden insan ve hizmetkâr<br />
anlamına gelen Meryem adını vererek onu ve zürriyyetini şeytandan muha­faza<br />
buyurması için Allah&#8217;a dua eden Hanne, sonunda bu tered­düdünü yendi. Biricik<br />
kızını, büyük ihtimalle sütten kestikten sonra kız kardeşi İsa&#8217;nın Hocası da<br />
olan Beytülmakdis&#8217;in imamı Hz. Zekeriyâ peygambere teslim etti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, Hz.<br />
İsa (a.s.)&#8217;m mensup olduğu Allah&#8217;ın dinine inanan ve ona sarılan İmran<br />
ailesinin fazileti, Hz. Mer­yem&#8217;in doğumu ve annesi tarafından Beytülmakdis&#8217;e<br />
nezredilmesi, şöyle dile getirilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah, Âdem&#8217;i,<br />
Nuh&#8217;u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini bir­birinin soyundan olarak âlemlere<br />
tercih etti (nübüvveti onlara tahsis ederek âlemlerin özü kıldı). Allah<br />
işitendir, bilendir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">imran&#8217;ın karısı, &#8216;Ya<br />
Rab! Karnımdaki çocuğu, sadece sana hizmet etmek üzere adadım, adağımı benden<br />
kabul buyur, doğru­su işiten ve bilen ancak sensin!&#8217; demişti. Onu doğurduğunda,<br />
-Allah onun ne doğurduğunu daha iyi biliyordu- &#8216;Ya Rab! Kız do­ğurdum. Erkek,<br />
kız gibi değildir, ben ona Meryem adını verdim, ben onu da soyunu da, kovulmuş<br />
şeytandan sana sığındırırım!&#8217; dedi.&#8221;<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İslâmî kaynaklar, Hz.<br />
Meryem&#8217;in Hz. Zekeriyâ (a.s.)&#8217;m hi­mayesine verilmesi konusunda, yahudi din<br />
adamları arasında çekilen bir kur&#8217;adan bahsetmektedirler. Bu haberlere göre<br />
Mescid-i Aksâ&#8217;da ibadetle meşgul din adamları, önceki imamları olan İmran&#8217;m<br />
kızı Meryem&#8217;in Hz. Zekeriyâ (a.s.)&#8217;ın himayesine bırakılmasına karşı<br />
çıkmışlardı. Hz. Zekeriyâ (a.s.), &#8220;Onu bana bırakınız, onu himayeye en<br />
lâyık olan benim; çünkü onun teyzesi benim zevcemdir.&#8221;<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a><br />
diyerek Meryem&#8217;in kendisine emânet edilmesini isteyince; &#8220;Eğer o, üzerinde<br />
en fazla hakkı olan insana teslim edilecek olsaydı, annesine bırakılırdı.&#8221;<br />
dediler ve onun kime bı­rakılacağını aralarında çekecekleri kur&#8217;a ile<br />
belirlemeyi teklif ettiler. Sonunda üzerlerine isimlerini yazdıkları<br />
kalemlerini veya oklarını bir ırmağa atmayı ve kiminki suyun üstünde kalırsa<br />
Meryem&#8217;i o hahama emânet etmeyi kararlaştırdılar. Irmağa at­tıkları kalemlerden<br />
sâdece Hz. Zekeriyâ (a.s.)&#8217;a ait olanı su üs­tünde kalınca, bebeği onun<br />
himayesine vermeye razı oldular.<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a><br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;e hitaben, bu olaya İşaret edilerek<br />
şöyle buyurulmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Bu, sana<br />
vahyettiğimiz ğayb haberlerindendir: Meryem&#8217;e hangisi kefil olacak diye<br />
kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, tartışırlarken de orada<br />
bulunmadın.<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Meryem, böylece<br />
Mescid-i Aksâ&#8217;da teyzesinin kocası Hz. Zekeriyâ peygamberin gözetiminde iyi bir<br />
şekilde yetişti. Zamanını ibâdet ve dua ile geçiriyordu. Ona büyük değer veren<br />
ve yetişmesine büyük itina gösteren Hz. Zekeriyâ {a.s.), onun ibadet etmesi<br />
için ayrı bir oda/mihrap tahsis etti. Onun mihra­bına<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a> her<br />
girişinde, önceden geçtiği gibi, yanında çeşitli yiyecek maddeleri görür,<br />
bunların nereden geldiğini sorardı. Meryem ise, bunların Allah tarafından<br />
gönderildiğini söylerdi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Rabbi onu<br />
(Meryem&#8217;i) güzel bir surette kabul buyurdu. Ve onu güzel bir surette<br />
yetiştirdi. Onu Zekeriyd&#8217;mn himayesine bı­raktı. Zekeriyâ mihraba onun yanına<br />
her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. &#8216;Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?&#8217;<br />
diye so­rardı. O da: &#8216;Bu, Allah&#8217;ın katındandır.&#8217; cevabını verirdi. Doğrusu Allah<br />
dilediğini hesapsız rızıklandınr.<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a><span>   </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">B. Hz. İsa&#8217;nın Müjdelenmesi</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Beytülmakdis&#8217;te Hz.<br />
Zekeriyâ (a.s.)&#8217;m himayesinde iyi bir</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8216;şekilde yetişen ve<br />
zamanının büyük bölümünü mihrabında ibâ­det ve tâatla geçiren Hz. Meryem,<br />
yıllar sonra takvası ve iffetiyle meşhur bir azîze olmuştu. Onda, bir peygamber<br />
olan Hz. Zekeri­yâ (a.s.)&#8217;ı dahî gıbta ettirecek takva alâmetleri görülmeye<br />
başla­mıştı. Onun bu seçkinliği, nihayet vahiyle belgelendi. Hz. Mer­yem&#8217;e<br />
gelen vahiy meleği Cebrail (a.s.), ona, Allah Teâlâ tarafından seçildiğini ve<br />
bütün kadınlara üstün kılındığını haber ver­miş, ibâdet ve tâata devam etmesini<br />
emretmişti:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Melekler (yani<br />
Cebrail) şöyle demişti: Ey Meryem! Allah se­ni seçip tertemiz kıldı. Ve seni<br />
âlemlerin kadınlarından üstün kıl­dı. Ey Meryem! Rabbine gönülden boyun eğ.<br />
O&#8217;na secde et ve rükû edenlerle birlikte rüküya git!&#8221;<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah Teâlâ, kulu ve<br />
rasülü Hz. İsa (a.s.)&#8217;m annesi olmak şerefini ona lütfedecekti. Bu ilahî<br />
seçilmişlik ve hiç bir kadında görülmemiş bir şekilde Hz. İsa (a.s.)&#8217;a anne<br />
olma şerefini bah­şetmekle, onu bütün dünya kadınlarının efendisi yapacaktı. Ar­tık<br />
bunun zamanı yaklaşmıştı. Bu günlerden birinde, muhteme­len ibâdet ve tefekkür<br />
için ailesinden ayrılan Hz. Meryem, doğu istikametinde, onlardan biraz<br />
uzaklaşmıştı. Onların gözlerinden uzak yalnız başına olduğu bir sırada,<br />
karşısına aniden bir erkek çıkıverdi. Hz. Meryem, büyük korkuya kapıldı ve<br />
hemen Allah&#8217;a sığındı. Ancak ona bir erkek suretinde görünen bu şahıs, kendi­sinin<br />
vahiy meleği Cebrail (a.s.) olduğunu söyledi ve Cenab-ı Hak tarafından önemli<br />
bir görevle gönderildiğini açıkladı. Al­lah&#8217;ın ona mübarek bir çocuk<br />
vereceğini, bu çocuğun mucizeler­le<span> <br />
</span>desteklenen<span>  </span>bir<span>  </span>peygamber<span> <br />
</span>olacağını<span>  </span>müjdeledi.<span>   </span>Hz.<span>  <br />
</span>Mer­yem&#8217;in, bir bakire olduğu halde nasıl çocuk doğuracağına şa­şırması<br />
üzerine, Allah&#8217;ın buna kadir olduğunu, O&#8217;nun olmasını istediği işin ol emriyle<br />
oluverdiğini söyledi. Sakinleşen ve işini Allah&#8217;a havale eden, ancak bu işin<br />
sıkıntılı olacağını, işin hakikatini bilmeyen insanların, meseleyi düşünmeden<br />
görünüşe ba­kıp kendisine iftira atabileceklerini bilen Hz. Meryem ile melek<br />
arasında şu konuşma geçti:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ey Muhammedi<br />
İnsanlara, Kur&#8217;ân&#8217;daki Meryem kıssasını anlat. Hani bir zaman Meryem,<br />
ailesinden ayrılıp, onların bulun­duğu yerin doğu tarafına çekilmişti.<br />
Ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz, kendisine meleğimiz<br />
Cebrail&#8217;i gönderdik de, ona insan şeklinde göründü. Meryem, &#8216;Ben, senden Rahman<br />
olan Allah&#8217;a sığınırım. Eğer Allah&#8217;tan korkuyorsan, bana dokunma!&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Melek, &#8216;Ben, Rabbinin<br />
gönderdiği bir elçiden başkası deği­lim, sana nezih ve kabiliyetli bir çocuk<br />
bağışlamak için gönderil­dim. &#8216; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Meryem, &#8216;Ben<br />
bakireyim, bana hiç bir beşer dokunmadığı ve iffetsiz biri de olmadığım halde<br />
nasıl çocuğum olabilir?&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Melek şöyle dedi: &#8216;Bu<br />
iş, dediğim gibi olacaktır.&#8217; Çünkü Rdb-bin buyurdu ki: Babasız çocuk vermek<br />
bana pek kolaydır. Hem biz, onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet<br />
kılacağız. Ezelde böyle takdir etmişizdir.&#8221;<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Görüldüğü gibi, bakire<br />
Meryem&#8217;e, doğumla ilgili tabîî ka­nunların dışında olarak, babasız bir çocuk<br />
dünyaya getireceği, bu çocuğun nezih, kabiliyetli ve insanlar için bir rahmet<br />
ve mu­cize olacağı müjdesi verilmişti. Allah Teâlâ tarafından, bu muci­zevî<span>   </span>doğum<span>  <br />
</span>için<span>   </span>seçilen<span>   </span>Hz.<span>  <br />
</span>Meryem,<span>   </span>çirkin<span>   </span>hallerden<span>  <br />
</span>ve yahudilerin iftiralarında ortaya attığı kötülüklerden tamamen uzak<br />
idi. Dünyada başka bir kadına nasip olmamış bir şekilde Hz. İsa (a.s.)&#8217;a anne<br />
olması dolayısıyla dünya kadınlarına tercih edilmişti. Bu seçilmişliğin<br />
neticesi olarak, âyette belirtildiği gibi zamanını ibadet ile geçirirdi.<br />
Allah&#8217;ın huzurunda namaz kılan secdeye ve rüküya giden mü&#8217;minlerle birlikte<br />
olur, Beytülmak-dis&#8217;te onlarla beraber ibadet ederdi,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, bir<br />
başka yerde, Meryem&#8217;e gelen bu mele­ğin, doğacak çocuğun ismini ve diğer bâzı<br />
özelliklerini de açıkla­dığını bildirmektedir. O çocuğun dünyada ve âhirette<br />
şerefli ve itibarlı biri olacağını, henüz beşikte iken insanlarla konuşacağı­nı,<br />
kemâl yaşma ulaşarak onlarla konuşmasını kemâl yaşına vardıktan sonra da devam<br />
ettireceğini haber vermektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Melek (Cebrail)<br />
demişti ki: &#8216;Ey Meryem! Allah seni, kendi­sinden bir kelime ile müjdeler ki,<br />
onun adı Meryem oğlu İsa Me-sih&#8217;dir. Dünya ve âhirette şerefli ve Allah&#8217;a yakın<br />
kılınanlardan olacaktır. İnsanlarla, beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacak­tır.<br />
O, salih kimselerden olacaktır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Meryem, &#8216;Ey Rabbim!<br />
Bana hiç bir insan dokunmamış iken nasıl çocuğum olur?&#8217; demişti. Melek, &#8216;Bu<br />
böyledir. Allah, dilediğini dilediği şekilde yaratır. Bir işin olmasını dilerse<br />
ona ol der ve o-lur.&#8217;dedi.&#8221;<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Meryem&#8217;in vukuunu<br />
düşünemeyeceği şey, şüphesiz ki, Allah için hiç de zor değildi. O&#8217;nun ol emri,<br />
dilediği şeyin hemen olmasına yeterliydi. Cenâb-ı Hak, Hz. İsa (a.s.)&#8217;i babasız<br />
dünyaya getirerek, bir erkek ile bir kadından insan yaratmağa kadir olduğu<br />
gibi, sadece bir kadından yaratmağa da kadir olduğunu göstermek, bunu, gücünün<br />
bir delili kılmak istemişti. Nitekim, önceden, beşerin atası Hz. Âdem (a.s.)&#8217;ı<br />
annesiz ve babasız, Hz. Havva&#8217;yı da ondan halkederek, her türlü yaratmaya kadir<br />
oldu­ğunu göstermişti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Meryem&#8217;e gelen<br />
Cebrail, ondan doğacak çocuğun mübarek bir İnsan olacağını, daha beşikte iken<br />
insanlara konuşacağım, Allah&#8217;ın ona irâdeyi faydalı işlere sevk eden ve doğru<br />
düşünmeyi sağlayan ilmî kabiliyet vereceğini, yazı yazmayı, Tevrat ve İncil&#8217;i<br />
okumayı öğreteceğini, mucizelerle desteklenen bir peygamber olarak<br />
İsrailoğulları&#8217;na göndereceğini de haber vermişti:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ona küâbı,<br />
hikmeti, Tevrat&#8217;ı ve İncil&#8217;i öğretecek, israiloğul-ları &#8216;na şöyle diyen bir<br />
peygamber kılacak.&#8221;<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, iki<br />
yerde Hz. Meryem&#8217;in iffeti ve Hz. İsa&#8217;ya hamile kalışı hakkında bilgi<br />
vermektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah, îman<br />
edenlere namusunu koruyan İmran kızı Mer­yem&#8217;i de misâl gösterir. Biz, ona<br />
ruhumuzdan üfledik. O, Rabbi-nin sözlerini ve kitaplarım tasdik etmişti ve<br />
itaatkâr olanlardan­dı.&#8221;<a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Namusunu koruyan<br />
Meryem&#8217;i de hatırla. Biz, ona ruhu-muzdan üfledik. Onu da, oğlunu da âlemlere<br />
bir mucize kıldık.&#8221;<a href="#_ftn13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Görüldüğü gibi,<br />
Cenâb-ı Hak, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m şerefini yü­celtmek için ona kendi ruhundan<br />
üflediğini belirtmiştir. Bu üf­leme, topraktan yaratılmış Hz. Âdem (a.s.)&#8217;ı<br />
canlı hale getiren ve onu meleklerin secdesine lâyık kılan üflemenin<br />
benzeridir.<a href="#_ftn14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></a> Bu husus, Sâd suresinin<br />
70 ve 71. âyetlerinde şöyle dile getirilmiş­tir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Hani bir zaman<br />
Rabbin meleklere, &#8216;Ben, balçıktan bir insan yaratacağım. Şeklini tamamlayıp<br />
ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secde edin.&#8217; demişti.&#8221;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu rûh,<span>  </span>bütün eşyayı yaratan Allah&#8217;ın ruhudur,<span>  </span>bütün canlılar canlılığını ondan alırlar.<br />
Biz, aklımızla, bu ruhun veya nefhamn (üfürmenin) hakikatini ya da cansız<br />
varlıkları nasıl canlı hale getirdiğini kavrayamayız. Yine iffet sahibi bakire<br />
Mer­yem&#8217;in, bir erkekle beraber olmaksızın gebe kalmasının sırrını anlayamayız.<br />
Bu durum Allah&#8217;ın kudretine taalluk eden bir hu­sustur, eşyanın oluşumuyla<br />
ilgili tabiî kanunların dışındadır. Hz. İsa (a.s.)&#8217;m babasız dünyaya gelişi,<br />
Allah&#8217;ın kudretini, O&#8217;nun istediği her şeyi istediği zaman ve şekilde yaratmaya<br />
kadir oldu­ğunu ortaya koyar. Allah&#8217;ın kudreti, yeryüzünde cereyan eden maddî<br />
kanunlarla sınırlı değildir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz, İsa (a.s.)&#8217;m,<br />
babasız olarak, Meryem&#8217;e üflenmiş bir ruh-, tan vücut bulması, ayrıca ruhun<br />
bedenden ayrı bir varlık oldu­ğunu inkar eden yahûdî toplumunda ruh âleminin<br />
ilânıdır. İn­sandaki ruhu inkar eden bir topluma ruhun varlığını açıkça ortaya<br />
koyacak bir mucizedir.<a href="#_ftn15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></a> </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">C. Hz. İsa (A.S.)&#8217;In Doğumu-Beşikte İken<br />
Konuşması</span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Doğum zamanı<br />
yaklaşınca, Hz. Meryem, kavminin kendisi­ne zina iftirası atmasından korkarak,<br />
toplumdan ayrılıp uzak bir yere gitti. Doğum sancısı gelince, acıya karşı bir<br />
destek bulmak üzere, bir hurma ağacının altına sığınıp, ağaca tutunmak zo­runda<br />
kaldı. Bir yandan doğum sancısı ve yalnızlık, bir yandan da kavminden<br />
görebileceği hakaret ihtimâli onu iyice bunaltmış­tı. Hatta kendi kendine daha<br />
önce ölmeyi ne kadar istediğini söylüyordu. Ancak bu duygular içinde doğumu yaptığı<br />
sırada kendisine seslenildiğini ve güzel müjdeler verildiğini duydu. İşit­tiği<br />
ses, ona üzülmemesini söyledi ve yakınında bir pınar akıtıl­dığını, hurma<br />
ağacını silkelediği takdirde yiyeceği hurmaların döküleceğini, bildirdi.<br />
Hurmalardan yiyip sudan içmesini ve gönlünü hoş tutmasını tavsiye etti. Ayrıca,<br />
kendisiyle konuşmak ve babasız dünyaya getirdiği bebeği hakkında kendisini<br />
hesaba çekmek isteyenler olursa, onlara o gün konuşmayacağına dâir</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah&#8217;a söz verdiğini<br />
ve<span>  </span>susma orucu tuttuğunu bildirmesini<br />
söyledi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Nihayet Allah&#8217;ın<br />
emri gerçekleşti. Meryem İsa&#8217;ya gebe kal­dı. Hâmileyken insanlardan ayrılıp<br />
uzak bir yere çekildi. Doğum sancısı onu hurma dalına yaslanmaya zorladı.<br />
Hâline üzülerek, &#8216;Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!&#8217; dedi.<a href="#_ftn16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Melek, Meryem&#8217;in aşağı<br />
tarafından şöyle seslendi;16 &#8216;Sakın üzülme! Rabbin alt tarafında bir ırmak<br />
akıttı. Hurma dalını ken­dine göre silkele, üzerine taze ve olgun hurmalar<br />
dökülsün. Ye, iç, gönlünü hoş tut. Eğer birini görürsen, &#8216;Rahman olan Allah&#8217;a<br />
sus­ma orucu adadım, bugün kimseyle konuşmayacağım.&#8217; de.&#8221;<a href="#_ftn17" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[17]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Meryem&#8217;e susma<br />
orucunu tavsiye eden Allah, ona yö­neltilecek sorulara cevap verme<br />
sorumluluğunu kendi üzerine almıştı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Cebrail (a.s.)&#8217;m<br />
sözleri ve kendisine lütfedilenler, Hz. Mer­yem&#8217;e cesaret vermişti. Artık<br />
kavminin karşısına çıkabilirdi. Ço­cuğunu alıp şehre döndü. Ne var ki, önceden<br />
aklından geçenler başına geldi ve tahmin ettiği şekilde kavminin ağır bir<br />
ithamıyla karşılaştı. Onun kucağında bir çocukla geldiğini görenler, büyük bir<br />
öfke ve hayret içinde, çok temiz bir aileden olduğu halde bu kötü fiili nasıl<br />
işlediğine hayret ettiklerini ve ondan böyle bir şeyi asla beklemediklerini<br />
söylediler. Bu manzara karşısında Hz. Meryem, çocuğa işaret ederek, verilen<br />
emir gereğince konuşma­dı. Ancak son derece öfkeli kalabalık, beşikteki çocuğun<br />
cevap vereceğine inanmadıklarından, Hz. Meryem&#8217;in kendilerini alaya aldığını<br />
sanmışlardı. İşte tam bu sırada, Cenab-ı Hakk&#8217;m lütfuyla, beşikteki çocuk Hz.<br />
İsa (a.s.) dile geldi ve düzgün bir şekilde konuşmaya başladı. Onların<br />
şüphelerini giderecek kesin bir cevap verdi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Meryem İsa&#8217;yı<br />
taşıyarak kavmine getirdi. Onu elindeki ço­cukla görenler, şöyle dediler: &#8216;Ey<br />
Meryem! Doğrusu sen, büyük bir iş yaptın. Ey Harun&#8217;un kız kardeşi! Senin baban<br />
kötü bir adam değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bunun üzerine Meryem,<br />
onlara çocuğu işaret etti. Onlar ise, &#8216;Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?&#8217;<br />
dediler. Beşikteki İsa dile gelerek şöyle dedi: &#8216;Şüphesiz ben, Allah&#8217;ın<br />
kuluyum. O, bana mut­laka kitap verecek ve beni peygamber yapacaktır. Beni<br />
bulundu­ğum her yerde insanlara yararlı, mübarek bir kimse kıldı. Haya­tım<br />
boyunca namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti. Beni an­neme hürmetkar kıldı.<br />
Beni asla zâlim ve isyankâr yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve dirileceğim<br />
gün Allah bana se­lâm ve emniyet vermiştir.&#8221;<a href="#_ftn18" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[18]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Henüz yeni doğmuş,<br />
beşikteki bir bebeğin dile gelip bu hikmetli sözleri söylemesi şeklinde cereyan<br />
eden bu muazzam olay, yahudilerin ikna olmasına yetmemişti. Bu büyük mucizeye<br />
rağmen, Hz. İsa (a.s.) ve annesi hakkındaki iftiralarına<span>  </span>ve hakîkati inkârlarına devam ettiler:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ve hakikati<br />
inkâr ettikleri ve Meryem&#8217;e korkunç bir iftira at­tıkları için.&#8221;<a href="#_ftn19" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[19]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;">Beşikteki bebeğin konuşması,<br />
ileride kendisinin tanrı ol­duğunu iddia edecek hıristiyanları uyanrcasına,<br />
Allah&#8217;ın kulu olduğunu ve zamanı gelince peygamber olarak görevlendirilece­ğini,<br />
bu sırada kendisine bir kitabın verileceğini, halk için yarar­lı işler<br />
yapacağını ve hayatı boyunca namaz ve zekâtla emrolu-nacağını, annesine karşı<br />
iyi davranan bir evlât olacağını, kibir­den uzak mütevazı ve mülayim bir hayat<br />
süreceğini söylemesi, dinleyenlere İleriye dönük önemli mesajlar veriyordu. Bu,<br />
ger­çekten büyük bir mucizeydi ve aklını kullananlara yeterli bir delildi.<br />
Ancak Hz. İsa(a.s.)&#8217;ı dinleyenler bundan yeterli dersi alıp gerçeği gördüler<br />
mi? Bu durumu ilerleyen sahifelerde ele alaca­ğız.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn20" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[20]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">D. Peygamberliği Ve Daveti</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, Hz.<br />
İsa (a.s.)&#8217;m hayatının safhaları, pey­gamberliği ve tebliğ faaliyeti hakkında<br />
çok az bilgi vermektedir. İncillerdeki bilgiler ise, bir kaç asır boyunca<br />
yapılan ilâvelerle gerçeklerden büyük ölçüde uzaklaşmış bulunmaktadır. Dolayı­sıyla<br />
bunlara güvenmek mümkün değildir. Ancak mukayeselerle bâzı doğrular tesbit veya<br />
tahmin edilebilir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rivayet edildiğine<br />
göre Hz. Meryem, doğumundan kısa süre sonra, kendisine zina isnadında bulunan<br />
yahudilerden veya hahamların anlattığı kehânetler sebebiyle kendisini ve<br />
çocuğunu ölümle tehdit eden Suriye kralı Herodos&#8217;tan korkarak, çocuğunu Mısır&#8217;a<br />
götürmüş, bu hükümdarın ölümüne kadar 12 yıl orada kaldıktan sonra tekrar<br />
Filistin&#8217;e dönmüştür.<a href="#_ftn21" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[21]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbn Abbas&#8217;a<br />
dayandırılan bir habere göre, Hz. İsa (a.s.), ço­cukluğunda, Allah&#8217;ın lütfuyla<br />
hayret verici şeyler görürdü. Onun bu durumu yahudiler arasında duyulunca, ona<br />
kötülük yapmak istediler. Hz. Meryem, ona bir kötülük yapmalarından çok kor­kuyordu.<br />
Neticede Allah Teâlâ, ona oğlunu Mısır&#8217;a götürmesini bildirdi ve o da<br />
emredileni yaptı. Onların gittiği yerin Dı-maşk Gûta&#8217;sı veya Kudüs olduğu da<br />
söylenmiştir.<a href="#_ftn22" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[22]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim,<br />
anne-oğula yönelik bu ilahî himaye ve göçe kısaca işaret etmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Biz, Meryemoğlu<br />
İsa&#8217;yı ve annesini bir mucize yaptık. O iki­sini oturmaya elverişli, akarsulu<br />
yüksekçe bir yerde barındır­dık.&#8221;<a href="#_ftn23" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[23]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.), iyi<br />
bir şekilde büyüdü, O, ağırbaşlı ve keskin anlayışlı bir çocuktu. Rivayete<br />
göre, annesi Filistin&#8217;e döndüğün­de, 13 yaşma ulaşmış oğlunu, doğduğu köy olan<br />
Nâsıra&#8217;ya gö­türdü. Hz. îsa (a.s.), 30 yaşına ulaşıncaya kadar bu kasabada<br />
yaşadı. Ne var ki, hayatının bu 17 yıllık süresi hakkında kay­naklarda bilgi<br />
bulunmamaktadır. Hz. İsa (a.s.) 30 yaşında iken peygamberlik görevine getirildi<br />
ve insanları Allah&#8217;ın birliğini ka­bule davetle emrolundu. Kendisine hikmet<br />
verildi, Tevrat öğre­tildi ve İncil vahyedildi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;O peygamberlerin<br />
peşinden, kendinden önceki Tevrat&#8217;ı tas­dik eden Meryem oğlu İsa&#8217;yı gönderdik.<br />
Ve ona, içinde hidâyet ve nur olan ve kendinden önceki Tevrat&#8217;ı tasdik eden,<br />
Allah&#8217;tan kor­kanlar için bir hidâyet rehberi ve bir nasihat olan İncil&#8217;i<br />
verdik. İncil&#8217;e tâbi olanlar, Allah&#8217;ın onda indirdikleriyle hükmetsinler.<br />
Allah&#8217;ın indirdiği ile hükmetmeyenlere gelince, işte onlar, füsıklann tâ<br />
kendileridir.<a href="#_ftn24" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[24]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yahudilerin Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;a iman etmeleri aslında çok kolay olmalıydı. Çünkü o, ümmetine kolaylık<br />
olmak üzere kaldırılan bazı hükümler dışındaki bütün hususlarda onların kitabı<br />
Tev­rat&#8217;a tâbi olan bir peygamberdi. Bu âyette geçtiği gibi, sık sık Tevrat&#8217;ı tasdik<br />
edici olarak gönderildiğini hatırlatıyordu. Davetini yürütürken, insanları<br />
kendisine tâbi olmaya çağırıyor, yahudileri içine düştükleri sapıklıklardan<br />
kurtarmaya gayret ediyordu. Haram ve helâl hususunda anlaşmazlığa düştükleri<br />
meseleleri açıklıyor, sonradan uydurdukları haramların aslında helâl olduğunu<br />
söylüyordu;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;İsa, kavmine<br />
apaçık mucizelerle geldiği zaman demişti ki: Size hikmetle ve ayrılığa<br />
düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıkla­mak üzere geldim. Allah&#8217;a karşı<br />
gelmekten sakının, bana itaat edin. Doğrusu Allah benim de Rabbimdir, sizin de<br />
Rabbinizdir, artık O&#8217;na kulluk edin, doğru yol budur.<a href="#_ftn25" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[25]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.)&#8217;m kavmi<br />
İsrailoğulları, Hz. Musa (a.s.)&#8217;dan sonra kendilerine çok sayıda peygamber<br />
gönderildiği halde, din­lerinden büyük ölçüde sapmış ve onu tahrif etmiş<br />
bulunuyor­lardı. İçlerinde Sadûkîler olarak bilinen genellikle zengin ve aris­tokrat<br />
yahûdilerden oluşan gurup, ruhun ölümsüzlüğünü, Kı­yameti ve Ahiret gününde<br />
hesaba çekilmeyi inkar ediyorlardı. Onlar, insanların yaptıkları iyi işlerin mükafatını,<br />
kötü işlerin cezasını dünyada gördüklerine inanıyorlardı. Tapınak görevle­rinde<br />
hâkim durumda olan bu gurup, dinin ahkâmını değiştir­mişler, dünya zevk ve<br />
lezzetlerine dalarak, dini bir takım sem­boller ve şekillere indirgemişlerdi.<br />
Tanrı Yahve ye ancak mabedin hizmetinde bulunan rahiplerle ulaşılabileceğine<br />
inanıldığı için, onların önemi son derece artmış bulunuyordu. Günlük<br />
takdimeleri onlar sunuyor, kanunların icrasını onlar takip edi­yordu. Kudüs<br />
mabedinin hizmetini yürütmekle hem maddî hem de manevî imtiyaza sahip bulunan<br />
Sadûkîler, materyalist bir zihniyet taşıdıkları için, Hz. İsa (a.s.)&#8217;a şiddetle<br />
karşı çıktılar. Ferisîler denilen orta sınıfa mensup bir gurup yahudi ise, Yahu­di<br />
şeriatına bağlılıkları ve dindarlıklarıyla biliniyorlardı. Onlar, meleklere,<br />
ölümden sonra dirilmeye ve ruhun Ölümsüzlüğüne ve kadere inanıyorlardı. Bu<br />
mezhep mensupları da, sadece Tora&#8217;ya ve Yahudi geleneğine bağlı kalmak<br />
gayretiyle, Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın dâvetine olumlu bakmamışlardır. Essenîler denilen<br />
cemâatin mensubu olan yahûdiler ise, zâhidâne bir hayat süren ruhban­lar<br />
olarak, hayvan boğazlamayı reddeder, kurbanlarını dahi bit­kilerden takdim<br />
ederlerdi. Bu gurup mensupları, ruhun ölüm­süzlüğüne, yeniden dirilmeye ve<br />
âhirete inanırlardı. Essenîler&#8217;in, Hristiyanlığı kendilerine yakın bulduğu<br />
söylenmektedir. İşgalci Roma kuvvetlerine düşmanlıklarıyla meşhur<br />
dindar-milliyetçi yahudilerin teşkii ettiği Zelotesler cemâatinin de, özellikle<br />
canlı tuttukları mesih inancı dolayısıyla hıristiyanlarla bir yakınlık içinde<br />
olduğu bilinmektedir.<a href="#_ftn26" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[26]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hahamlar ve mâbed<br />
görevlileri, Tevrat&#8217;ı değiştirmekten, Al­lah&#8217;ın sözlerinin yerine kendi<br />
sözlerini koyarak para kazanmak­tan kaçınmazlar, aksine bunu bir meslek haline<br />
getirirlerdi. Ha­zinelerini doldurmak için, fakir fukarayı mabede kurban ve he­diyeler<br />
sunmaya teşvik ederlerdi.<a href="#_ftn27" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[27]</span></span></span></span></a><br />
Onların bu tavrı, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle açıklanmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ey iman edenler!<br />
Hahamlar ve papazlardan pek çoğu hak­sız yere insanların mallarını yerler.<br />
Onları, Allah&#8217;ın yolundan alı-koyarlar. Ey Muhammedi Altın ve gümüşü biriktirip<br />
Allah yolunda sar/etmeyenleri can yakıcı bir azap ile inzâr et.<a href="#_ftn28" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[28]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu dönemde, toplumda<br />
gelir dengesi altüst olmuş, büyük çoğunluk fakirlikle boğuşurken idareciler ve<br />
din adamlarından meydana gelen varlıklı üst sınıf, lüks ve sefahate dalmıştı,<br />
Top­lumda ahlâksızlıklar, yolsuzluklar ve hastalıklar yaygın hâle gelmişti. Tıp<br />
ilminin ilerlemesine rağmen hastalıkların önü alınamıyordu. Yahudiler arasında<br />
zulüm ve haksızlıkların ya­yılması ve haram-helâl anlayışının bozulması<br />
hakkında şöyle buyurulmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yahudilerin<br />
zulmetr leleri ve birçok kimseleri Allah&#8217;ın yo­lundan alıkoymaları,<br />
yasaklandıkları halde faiz almaları ve in­sanların mallarını haksız yere<br />
yemeleri sebebiyle daha önce ken­dilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram<br />
kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık.&#8221;<a href="#_ftn29" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[29]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Aslen bir yahudi olan<br />
ve yahudi toplumu içinde büyüyen Hz. İsa (a.s.), davetini böylesine bozulmuş<br />
bir çevrede yürütü­yor, insanlara Allah tarafından görevlendirilen bir<br />
peygamber olduğunu, yeni bir din icad etmeyip önceki peygamberleri ve Tevrat&#8217;ı<br />
tasdik etmekle vazifelendirildiğini ve Tevrat&#8217;ta yapılan değişiklikleri<br />
düzeltmek üzere gönderildiğini söyleyerek, insanla­rı Allah&#8217;ın birliğini<br />
kabule, O&#8217;na kulluğa ve sadece O&#8217;nun emirle­rine itaate çağırıyordu. İçinde<br />
bulundukları kötülüklerden sa­kındırıyor, âhirete iman etmeye ve o gün için<br />
hazırlık yapmaya davet ediyordu. Gurur ve kibiri, israf ve lüksü terkedip, zühd<br />
ve tevekküle, mütevâzi bir hayata çağırıyordu. Zulmü bırakmaları­nı ve<br />
aralarında iyi geçinmelerini istiyordu.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn30" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[30]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">E. Hz. İsa&#8217;nın Havarileri</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İnciller&#8217;de<br />
anlatıldığına göre, insanları uyaran Hz. İsa (a.s.), arkasına takılan<br />
kalabalıklarla birlikte dolaşıyordu. Bu sırada akıl hastalarını, felçlileri ve<br />
diğer hastaları tedavi ediyordu. Has­taların tedavisinde gösterdiği bu<br />
fevkalâde başarı, bütün Suri­ye&#8217;de duyulmuştu. Çeşitli yörelerden akın akın<br />
hastalar ona geliyor veya getiriliyordu.<a href="#_ftn31" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[31]</span></span></span></span></a> Bu<br />
arada ona iman edenlerin sayısı da giderek artıyordu. Onun yalan arkadaşları<br />
olan havariler, bütün zamanlarını onunla birlikte geçiriyor, davet faaliyetinde<br />
ona yardımcı oluyorlardı.. Havariler, Hz. İsa (a.s.)&#8217;a iman ederek, Allah<br />
rızası için onu destekleyen ve ona yardımcı olan yakın ar­kadaşlarıdır.<a href="#_ftn32" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[32]</span></span></span></span></a><br />
Onların oniki kişi olduğu rivayet edilir. Dini yay­mak için etrafa gönderilmiş<br />
olmalarından &#8220;İsa&#8217;nın elçileri&#8221; diye de anılırlar. Kur&#8217;ân-ı Kerim,<br />
onlarla Hz.İsa (a.s.) arasında geçen bâzı konuşmaları nakletmiştir. Bu<br />
konuşmalarda, onların Al­lah&#8217;a ve rasülü Hz. İsa (a.s.)&#8217;a iman ederek Müslüman<br />
oldukları­nı açıkladıkları, Allah&#8217;a ve rasülüne itaat edeceklerine söz ver­dikleri,<br />
Hz. İsa (a.s.)&#8217;dan imanlarına şahitlik etmesini istedikleri görülmektedir. Yine<br />
Allah&#8217;tan kendilerini, Allah&#8217;ın birliğine şehâdet eden melekler, peygamberler,<br />
ilim sahipleri ve özellikle ahirette bütün ümmetlere şahitlik edecek son<br />
Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ümmeti<a href="#_ftn33" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[33]</span></span></span></span></a> ile<br />
birlikte yazması için niyazda bulundukları anlaşılmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;İsa insanların<br />
inkârlarım hissedince, &#8216;Allah uğrunda yar­dımcılarım kimlerdir?&#8217; dedi.<br />
Havariler, &#8216;Biz Allah&#8217;ın dininin yar­dımcılarıyız, Allah&#8217;a inandık, müslüman<br />
olduğumuza şahid ol. Rabbimiz! Senin indirdiğine inandık, Peygambere uyduk;<br />
bizi şa­hit olanlarla beraber yaz.&#8217; diye cevap verdiler.&#8221;<a href="#_ftn34" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[34]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Hatırla o ânı<br />
ki, hani havarilere, &#8216;Bana ve peygamberime iman edin.&#8217; diye vahy (ilham)<br />
etmiştim. Onlar da, &#8216;İman ettik, şa­hit ol ki, biz Müslümanız.&#8217; Demişlerdi.<a href="#_ftn35" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[35]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yüce Allah,<br />
Havâriler&#8217;i biz müslümanlara örnek göstermiş, onlar gibi Allah&#8217;ın dininin<br />
yardımcıları olmamızı emrederek şöyle buyurmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ey iman edenler!<br />
Allah&#8217;ın dininin yardımcıları olun. Nitekim Meryemoğlu İsa da havarilerine,<br />
&#8216;Allah&#8217;a giden yolda benim yar­dımcılarım kimdir?&#8217; diye sorunca, havariler,<br />
&#8216;Allah&#8217;ın dininin yar­dımcıları biziz.&#8217; demişlerdi. Bunun üzerine<br />
İsrailoğullan&#8217;ndan bir gurup iman etmiş, bir gurup da inkâr etmişti. Ama biz,<br />
iman eden­leri düşmanlarına karşı destekledik de muzaffer oldular.<a href="#_ftn36" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[36]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.),<br />
davetini yürütürken, kendisine karşı zaman zaman işbirliği yapan iki önemli<br />
muhalefetle karşılaştı. Muhale­fetin şiddetli kanadını, dinleri adına onun<br />
davetini engellemeye çalışan yahudîler teşkil ediyordu. Diğer muhalif gurup<br />
ise, o sırada Filistin ve çevresini işgal altında tutan Romalı idareciler idi,<br />
Yahudi hahamlarının Hz. İsa (a.s.) ve Hıristiyanlığı Roma idaresine karşı bir tehdit<br />
olarak göstermeye alışmaları, onları etkilemişti.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn37" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[37]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">F. Mucizeleri</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz, İsa (a.s.)&#8217;ın<br />
davetini reddeden inkarcılar, onu zor du­ruma sokmak için, kendisinden mucize<br />
göstermesini istemeye başlamışlardı. Bu durum karşısında Allah Teâlâ,<br />
lütfettiği bü­yük mucizelerle onu destekledi. Ona pek çok mucize lütfetti ki,<br />
onun meşhur mucizeleri şunlardır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">1. </span></b><span style="font-size:13pt;">Çamurdan<br />
yaptığı kuşların, onun üflemesi üzerine can­lanıp uçması.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">2. </span></b><span style="font-size:13pt;">Doğuştan<br />
kör olanların gözlerini sıvazlayarak görmeleri­ni sağlaması.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">3. </span></b><span style="font-size:13pt;">Alaca<br />
hastalığına tutulanları eliyle tedavi etmesi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">4. </span></b><span style="font-size:13pt;">Seslenmek<br />
veya dokunmak suretiyle Ölüleri diriltmesi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">5. </span></b><span style="font-size:13pt;">İnsanların<br />
evlerinde yedikleri veya gizledikleri şeyleri bi­lerek onlara açıklaması.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">6. </span></b><span style="font-size:13pt;">Duası<br />
üzerine gökyüzünden mükemmel bir sofra indi­rilmesi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.)&#8217;a<br />
verilen bu mucizelere, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle işaret edilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ben size<br />
Rabbinizden bir âyet (mucize) ile gönderildim. Ben size çamurdan kuş gibi bir<br />
şey yapıp ona lifleyeceğim, Allah&#8217;ın izniyle, hemen canlı bir kuş olacaktır.<br />
Körleri, alaca hastalığına yakalanmış olanları iyileştiririm. Allah&#8217;ın izniyle,<br />
ölüleri diriltirim; yediklerinizi ve evlerinizde sakladıklarınızı da size haber<br />
veririm. İnanmışsanız bunda size bir delil vardır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Benden Önce gelen<br />
Tevrat&#8217;ı tasdik etmekle beraber size ya­sak edilenlerin bir kısmını helal<br />
kılmak üzere, Rabbinizden size bir delil getirdim. Allah&#8217;tan sakının ve bana<br />
itaat edin; çünkü Al­lah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O&#8217;na kulluk<br />
edin. İşte dosdoğru yol budur.<a href="#_ftn38" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[38]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.), tıp<br />
ilminin son derece ilerlediği bir zamanda gönderildiği için, bu alandaki<br />
mucizelerle desteklenmişti. Ona lütfedilen bu mucizeler, her zaman olduğu gibi,<br />
herhangi bir insanın veya doktorun gerçekleştirmesi mümkün olmayan hari­kulade<br />
işler cinsindendi ve aklını kullanan herkes, bu mucizele­rin ancak Allah&#8217;ın<br />
yardımıyla meydana gelebileceğini anlayabi­lirdi. Hz. İsa (a.s.), çamurdan bir<br />
kuş yapar ona üfleyince canla­nıp uçardı. Yine Allah&#8217;ın izniyle, doğuştan kör<br />
olanların gözlerini iyileştirir, alaca hastalığına tutulanları tedavi eder;<br />
hattâ ölüleri diriltirdi. Yanına gelenlere ne yediklerini ve evlerinde ne<br />
biriktir­diklerini haber verirdi. Bu mucizeleri kendisinin yapmasının imkansız<br />
olduğunu ve bunları ancak Allah&#8217;ın emri ve izniyle yaptığını söyleyerek,<br />
insanları Allah&#8217;a kul olmaya ve O&#8217;na itaat etmeye çağırırdı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.)&#8217;a<br />
verilen bu mucizeler, ruhu inkârın yaygın olduğu bir ortamda, ruhun varlığını<br />
açıkça gösteren kesin delil­ler nev&#8217;indendi. Çamurdan yaptığı bir kuşa<br />
üfleyince canlanıp uçuyor, çağırdığı ceset canlanıp konuşuyordu. Bu, ancak ça­murdan<br />
yapılmış kuşa veya cansız cesede yeniden ruh verilme­siyle olabilirdi. O, bu<br />
mucizelerle bir taraftan Allah&#8217;ın ölüleri diriltmeye kadir olduğunu bir<br />
taraftan da âhiretin varlığını ispat etmiş oluyordu. Zira o dönemde yahudilerin<br />
ekserisi, Âhiret gü­nünü inkâr ediyordu. Onlar, yeniden diriltilip hesaba<br />
çekilecek­lerine inanmıyorlardı.<a href="#_ftn39" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[39]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, onun<br />
mucizelerinden bir başka yerde şöyle bahsetmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah şöyle<br />
demişti: Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi an! Seni Ruhulkudüs<br />
(Cebrail) ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun.<br />
Sana kitabı, hikmeti, Tevrat&#8217;ı ve İncil&#8217;i öğretmiştim. Sen iznimle çamurdan kuş<br />
gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle canlanıp kuş olmuş­tu; anadan doğma<br />
körü, alaca hastalığına yakalanmış olanı iz­nimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle<br />
diriltiyordun. îsrailoğullan&#8217;na mucizelerle geldiğinde, onlardan inkar edenler,<br />
&#8216;Bu apaçık bir büyüdür.&#8217; dediklerinde, onların sana zarar vermelerini önlemiş­tim.<a href="#_ftn40" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[40]</span></span></span></span></a><span>   </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">Gökten İnen Sofra</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rivayet edildiğine<br />
göre, havariler, içinde bulundukları maddî imkansızlık ve açlık yüzünden, Hz.<br />
İsa (a.s.j&#8217;a başvurarak kendilerine gökten bir sofra indirilmesi için Allah&#8217;a<br />
duâ etmesini istemişlerdi. Bu sofradaki yemekleri yiyecekler, kazandıkları güç<br />
ve kuvvet sayesinde Allah&#8217;a daha fazla ibâdet edeceklerdi.<a href="#_ftn41" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[41]</span></span></span></span></a> Hz.<br />
İsa (a.s.), bunun kendileri için bir imtihan, bir fitne kılınmasın­dan<br />
korktuğunu belirterek önce bundan kaçındı. Onlara, ger­çekten inanıyorlarsa<br />
rızık hususunda Allah&#8217;a güvenmelerini tav­siye etti. Ancak havariler,<br />
isteklerinden vazgeçmediler ve gökten gönderilecek rızığa saygı gösterip onunla<br />
ihtiyaçlarını giderecek­lerini, bu sayede peygamberliğine olan îmanlarının daha<br />
da kuvvetleneceğini ve bu sofrayı peygamberliğini tasdik eden kesin bir mucize<br />
kabul edeceklerini söylediler. Onların niyetini hâlis bulan Hz. İsa (a.s.),<br />
sonunda tekliflerini kabul etti. Allah&#8217;a yalva-rarak, havariler ve açlık içinde<br />
bulunan diğer fakirler için, muci­ze olarak gökten bir sofra göndermesini, bu sofranın<br />
öncekiler ve sonrakiler için bir bayram kılınmasını istedi. Onun dileğini kabul<br />
eden Allah Teâlâ, bu sofrayı indireceğini; ancak onu inkâr edecek olanları, hiç<br />
kimseye vermediği ağır bir ceza ile cezalan­dıracağını açıkladı. Kur&#8217;ân-ı<br />
Kerim&#8217;de, havarilerin bu istekleri ve söz konusu sofra hakkında şu bilgi<br />
verilmiştir;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Hani havariler,<br />
&#8216;Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin, gökten bize bir sofra indirmeye güç yetirebilir<br />
mi?&#8217; demişlerdi. O da, &#8216;Eğer iman ediyorsanız, Allah&#8217;tan korkun!&#8217; demişti.<br />
Bunun üzerine dedi­ler ki: &#8216;O sofradan yemeyi, kalblerimizin huzura kavuşması,<br />
senin bize doğru söylediğini bilmek ve ona şahidlik edenlerden olmak maksadıyla<br />
istiyoruz.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Meryem oğlu İsa şöyle<br />
dedi: &#8216;Ey Rabbimiz olan Allahım! Gökten bize bir sofra indir ki, bizden öncekilere<br />
de sonrakilere de, bir bayram ve senin katından bir mucize olsun. Bizi<br />
rvzıklandır. Sen, nzık verenlerin en hayırlısısın,&#8217; Allah, &#8216;Ben, o sofrayı size<br />
indireceğim. Fakat bundan sonra sizden kim inkâr ederse, âlem­lerden hiç<br />
kimseye vermeyeceğim bir azapla azaplandınrım.&#8217; de­di.<a href="#_ftn42" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[42]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
havarilerin istemiş olduğu mucize sofra hakkındaki bilgi bundan ibarettir.<br />
Âyetlerde, bu sofranın gönde­rildiğini bildiren açık bir ifâde yoktur. Bu<br />
yüzden, müfessirler, sofranın gönderilip gönderilmediği hususunda ihtilâfa<br />
düşmüş­lerdir. Ancak Taberi ve İbn Kesir başta olmak üzere müfessirle-rin büyük<br />
ekseriyeti, sofranın gönderildiği ve onu inkar edenle­rin şiddetle<br />
cezalandırıldığı görüşündedirler.<a href="#_ftn43" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[43]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bâzı rivayetlere göre<br />
ise, böyle bir mucize verildiği takdirde, onu inkâr edeceklerin azaba<br />
çarptırılacaklarını öğrenen havari­ler isteklerinden vazgeçmişler ve neticede<br />
sofra gönderilme­miştir.<a href="#_ftn44" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[44]</span></span></span></span></a><span>   </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">G. Hz. Muhammed (S.A.V.)&#8217;in Geleceğini<br />
Müjdelemesi</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tevrat&#8217;ı tasdik<br />
etmekle mükellef olan Hz. İsa (a.s.)&#8217;m insan­lığa tebliğ etmekle yükümlü<br />
kılındığı önemli vazifelerinden biri de, ümmetine, kendisinden sonra Ahmed yani<br />
Muhammed is­minde bir peygamberin gönderileceğini müjdelemekti. Cenab-ı Hak, bu<br />
hususu, onun diliyle hikâye ederek şöyle buyurmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Meryem oğlu İsa,<br />
&#8216;Ey İsrailoğullan! Doğrusu ben, Allah&#8217;ın, benden önce gelmiş olan Tevrat&#8217;ı<br />
doğrulamak ve benden sonra gelecek ve adı Ahmed olacak bir peygamberi<br />
müjdelemek için size gönderilmiş olan peygamberiyim.&#8217; demişti. Ama o İsa&#8217;nın<br />
müjde­lediği peygamber, kendilerine apaçık delillerle geldiği zaman, &#8216;Bu,<br />
apaçık bir sihirdir&#8217; dediler.&#8221;<a href="#_ftn45" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[45]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu âyette, Hz. İsa<br />
(a.s.), aslî görevleri arasında olan iki hu­susa İşaret etmiştir. Birincisi<br />
kendisinden önce gönderilen Tev­rat&#8217;ı tasdik etmek, ikincisi de, kendisinden<br />
sonra gelecek Ahmed isimli peygamberi müjdelemek. Hz. İsa (a.s.), böyle<br />
söylemiş ol­duğu halde, yahudiler gibi, hristiyanların çoğu da, Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;m Rasülullah (s.a.v.) hakkında vermiş olduğu bu müjdeyi gizlemişler veya<br />
tahrif ve inkâr yoluna gitmişlerdir. Peygamberi­miz (s.a.v.)&#8217;in davetiyle<br />
karşılaştıklarında, onu sihirbazlıkla it­ham etmişler ve, &#8220;Bu Ahmed, o<br />
müjdelenen Rasül değil, bu şahıs açık sihirlerle bizi. aldatmak istiyor&#8221;<br />
diyerek hainlik etmişlerdir. Ancak onlar, İncillerde Rasülullah (s.a.v.)&#8217;den bahseden<br />
ve onu müjdeleyen bilgileri ne kadar tahrif etmeye çalışmış olsalar da, bugün<br />
ellerinde bulunan muharref İncillerde dahî onun hakkın­da gerçeği açıkça ortaya<br />
koymaya yetecek miktarda bilgi bulunmaktadır.<a href="#_ftn46" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[46]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rasülullah (s.a.v.)<br />
de, kendisini müjdelemiş olan Hz. İsa fa.s.) hakkında şöyle demiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;İsa&#8217;ya<br />
insanların en yakını benim. Peygamberler baba bir kardeştirler. Benimle İsa&#8217;nın<br />
arasında peygamber yoktur.&#8221;<a href="#_ftn47" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[47]</span></span></span></span></a> </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">H. Hz. İsa (A.S.)&#8217;A Kurulan Tuzak Ve<br />
Gökyüzüne Ref&#8217;i</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İsyanları ve azgınlık<br />
sebebiyle Allah&#8217;ın lanetini hakeden ve peygamberlerinin diliyle lanetlenen<br />
yahudiler<a href="#_ftn48" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[48]</span></span></span></span></a> büyük ekseriyet­le,<br />
gösterdiği açık mucizelere rağmen, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m davetini reddederek ona<br />
düşman kesildiler. İçinde bulundukları kötülük­leri işlemeye devam ettiler ve<br />
onu davetten vazgeçirmek için her türlü kötülüğe başvurdular. Önceki<br />
peygamberlere yapmış ol­dukları kötülükleri ona ve ona iman eden az sayıdaki<br />
arkadaşla- rina yapmaya başladılar. Yahudiler, Hz. İsa (a.s.) ve davetini,<br />
servetleri ve menfaatleri için büyük bir tehlike olarak görüyor­lardı. Onun<br />
insanları kanaatkarlığa, iffet ve zühde davet ederek onları faiz, rüşvet ve<br />
zulmü terke çağırması, bundan zarar göre­cek üst tabakayı harekete<br />
geçirmişti.<span>  </span>Onu Romalı idarecilere<br />
şikâyet ederek, insanları saptıran, halkı birbirine düşüren, baba ile evladının<br />
arasını ayıran ve halkı idarecilere karşı isyana çağı­ran birinin ortaya<br />
çıktığını söylediler. Roma Kayser&#8217;inin saltana­tını ortadan kaldırmak için<br />
çalıştığını yaydılar. Ona çok ağır bir İftira atarak, veled-i zina olduğunu<br />
söylediler. Jurnalciler neticede,<span>  <br />
</span>maksatlarına<span>  </span>nail<span>   </span>olmuşlar,<span>  <br />
</span>Romalı<span>   </span>idarecileri<span>   </span>Hz.<span>  <br />
</span>İsa (a.s.)&#8217;in peşine takmışlar, onun ölüm fermanını çıkartmışlardı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı ölüm<br />
cezasına çarptırmaya karar veren Ro­malı yönetici, bir askeri müfrezeyi onu<br />
yakalayıp getirmekle gö­revlendirmişti. Askerler onun evini kuşatmış hücuma<br />
hazırlanı­yorlardı. Ancak Cenab-ı Hak, onların tuzaklarını boşa çıkardı,<br />
sevgili peygamberi Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı gökyüzüne kaldırarak onların elinden<br />
kurtardı. İçeri girenler, Allah tarafından ona benzetilen birini İsa zannederek<br />
yakalayıp çarmıha gerdiler. Allah Teâlâ, tuzaklarını aleyhlerine çevirip<br />
nebisini onlardan kurtarmış ve onu öldürdüklerini zanneden bu şaşkınları<br />
sapıklık içinde bı­rakmıştı:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Onlar tuzak<br />
kurdular, Allah da onlan kurdukları tuzağa düşürerek cezalandırdı. Allah, tuzak<br />
kuranların cezasını en iyi verendir, Allah demişti ki: &#8216;Ey İsa! Seni eceline<br />
kavuşturacak olan benim. Seni kanma yükselteceğim, seni inkâr edenlerden<br />
tertemiz olarak ayıracağım. Sana uyanları, Kıyamet gününe kadar, inkâr<br />
edenlerin üstünde tutacağım.^ Sonra dönüşünüz banadır. Ayrılığa düştüğünüz<br />
hususlarda aranızda hükmedeceğim. İnkâr edenleri de dünya ve dhirette şiddetli<br />
azaba uğratacağım. Onların hiç yar­dımcıları olmayacaktır.&#8217; İnanıp yararlı iş<br />
işleyenlere gelince, Allah, onların ecirlerini tastamam verecektir. Allah<br />
zâlimleri sev­mez. )<a href="#_ftn49" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[49]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Âyette belirtildiği<br />
gibi, içeri giren askerler Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı de­ğil, ona benzetilen birini<br />
öldürmüşlerdi. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s.)&#8217;m o sırada Allah tarafından<br />
öldürülmekten kurtarıldığı kesindir ve bu hususta İslâm alimleri arasında bir<br />
ihtilâf yoktur. Ancak âyette geçen &#8220;Yâ İsa! İnnî müteveffike ve râfi&#8217;uke<br />
üeyye= Ey İsa! Ben, seni vefat ettireceğim ve seni katıma yükselteceğim&#8221;<br />
ibaresi, müfessirler tarafından farklı şekillerde anlaşılmış, bu yüzden Hz. İsâ<br />
(a.s.)&#8217;m Allah&#8217;ın katma yükseltilme keyfiyeti ve ne zaman öleceği meselesi<br />
tartışma konusu olmuştur. Müfessirler, bu ifâdenin tefsiri hususunda çeşitli<br />
görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşlerden bâzıları şöyledir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">1.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Bu ibare<br />
ile, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m o anda Allah nezdine kaldırılacağı, daha sonra vefat<br />
zamanı yaklaşınca yeryüzüne indirilip vefat ettirileceği kastedilmiştir. Buna<br />
göre ifâdede takdim ve te&#8217;hir vardır: Takdiri, &#8220;înnî râfi&#8217;uke İleyye ve müteveffike<br />
ba&#8217;de zâlike=Ben seni katıma yükselteceğim ve daha sonra vefat ettire­ceğim&#8221;<br />
şeklindedir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yâni Yüce Allah, Hz.<br />
İsa (a.s.)&#8217;ı kafirlerin öldürmesinden kurtararak nezdine kaldırmıştır, ölüm<br />
vakti gelince, onun ecelini normal bir ölüm şeklinde Azrail vasıtasıyla<br />
verecektir. Dolayısıy­la o suikast sırasında ölmemiş, olaydan önce Allah katma<br />
yük­seltilmiştir. Düşmanları ise ona benzetilen birini Hz. İsa fa.s.)<br />
zannederek çarmıha germek suretiyle öldürmüşlerdir. İslâm âlimleri arasında<br />
meşhur olan görüş de budur.<a href="#_ftn50" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[50]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">2.</span></b><span style="font-size:13pt;"><br />
&#8220;Müteveffike=senin ecelini vereceğim&#8221; ifadesiyle, ölüm ve­fatı değil,<br />
dünyadan semâya kaldırılması kastedilmiştir. Taberi, bu görüştedir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">3.</span></b><span style="font-size:13pt;"><span>  </span>Buradaki ölümle uyku kastedilmiştir. Bu<br />
görüşte olan müfessirler, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ölümün uyku mânâsına kullanıl­dığı<br />
şu âyetleri görüşlerine delil gösterirler:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Geceleyin sizi<br />
öldüren (öldürür gibi uyutan, sizi her türlü tasarruftan alıkoyan), gündüzün ne<br />
elde ettiğinizi bilen O&#8217;dur. Sonra tayin edilen vâdenin tamamlanması için sizi<br />
gündüzün diriltir gibi uyandırır. Sonra dönüşünüz yine O&#8217;nadır. Nihayet O,<br />
yaptıklarınızı size haber verecektir. &#8220;<a href="#_ftn51" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[51]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah,<br />
insanların ruhlarını ölüm anında alır. Henüz ölmemiş dirilerin ruhlarım da<br />
uyurken alır. Uyurken eceli gelenlerin ruhla­rını bedene göndermeyip tutar,<br />
eceli gelmeyenlerin ruhlarını ise, belli bir vakte kadar bedene iade eder.<br />
Şüphesiz ki, bunda, dü­şünen bir kavim için nice büyük deliller ve ibretler<br />
vardır.<a href="#_ftn52" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[52]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Görüldüğü gibi, bu iki<br />
âyette uyuyanlar, ruhları o sırada alındığından, uykuda iken hiç bir şey<br />
düşünemedikleri ve ya­pamadıkları için ölülere benzetilmişlerdir. Bu âyetleri<br />
delil kabul eden müfessirler, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m, kendisine bir korku ulaşma­ması<br />
için uyutularak gökyüzüne kaldırıldığını ileri sürmüşlerdir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu görüşü tercih eden<br />
müfessirlerden İbn Kesir şöyle der: &#8220;Sa­hih olduğunda kesinlik olan görüşe<br />
göre, Allah, İsa&#8217;yı uyku ile öldürdükten sonra gökyüzüne kaldırmış, onu,<br />
kendisine eziyet etmek için zamanın kâfir idarecilerine jurnalleyen yahudilerin<br />
yapmak istediği kötülüklerden kurtarmıştır,&#8221;<a href="#_ftn53" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[53]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">4. </span></b><span style="font-size:13pt;">&#8220;Müteveffîke=senin<br />
ecelini vereceğim&#8221; ifadesiyle, doğru­dan Hz. İsa (a.s.)&#8217;m vefatı<br />
kastedilmiştir. Dolayısıyla o da diğer peygamberler gibi vefat etmiştir. Bu<br />
ifâdeden sonraki<span>  </span>&#8216;Allah&#8217;ın onu kendi<br />
katına yükseltmesi&#8221; sözüyle<span>  </span>ise,<span>  </span>onun ölümünden sonra, Allah katında yüksek<br />
derecelere çıkarılması kastedilmiş­tir. Bu bakımdan onun durumu, Hz. İdris<br />
(a.s.)&#8217;ın durumundan farksızdır. Nitekim Allah Teâlâ, Hz. İdris (a.s.) hakkında<br />
şöyle buyurmaktadır: &#8220;Onu yüksek bir mekâna çıkardık.&#8221;<a href="#_ftn54" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[54]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">5.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Seni<br />
vefat ettireceğim&#8221; ifadesiyle, ruhunun geçici bir sü­re için alınması<br />
kastedilmiştir. Bu görüşü benimseyenlere göre, Cenab-ı Allah, Hz.<span>  </span>İsa (a.s.)&#8217;ı semâya yükseltinceye kadar üç<br />
veya yedi saatlik bir süre için vefat ettirmiştir. Ancak bu ihtimâl zayıf<br />
görülmüştür.<a href="#_ftn55" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[55]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İslâm alimleri,<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de bu konuda verilen bilgiler açık ve kesin olmadığı için, söz<br />
konusu ibareden bu farklı so­nuçları çıkarmışlardır. Kesin olan tek durum, Hz.<br />
İsa (a.s.)&#8217;ın aşılmadığı ve ona benzetilen birinin çarmıha gerildiği hususu­dur.<br />
Konunun diğer yönleri, ihtilâfa açık bulunmaktadır. Bu­nunla birlikte o, az<br />
önce belirttiğimiz gibi, müfessirlerin ekseri­yetine göre, cismi ve ruhu ile<br />
Allah&#8217;ın katma çıkarılmıştır. Ancak bâzı müfessirler, sâdece ruhunun<br />
yükseltildiği neticesine ulaş­mışlar ve Yüce Allah&#8217;ın, mütecavizlerin elinden<br />
kurtarmak sure­tiyle onu manevî derecelere yükselterek şanını yücelttiğini<br />
ileri sürmüşlerdir.<a href="#_ftn56" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[56]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.)&#8217;m<br />
asılmaktan kurtarıldığı gerçeği, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şu kesin ifadelerle de<br />
açıklanmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yine (Yahudilerin)<br />
inkârları ve Meryem&#8217;e büyük bir iftirada bulunmaları ve, &#8216;Biz, Allah&#8217;ın<br />
peygamberi Meryem oğlu îsa Mesih&#8217;i öldürdük.&#8217; demeleri yüzündendir. Oysa, onu<br />
ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. Onda<br />
anlaşmazlı­ğa düşenler, bundan dolayı şüphe içindedirler. O hususta tahmin<br />
peşinde gitmekten başka bilgileri yoktur. Kesin olarak onu öldür­mediler.<br />
Hayır, Allah onu kendi katına kaldırdı. Allah gerçekten kudret ve hikmet<br />
sahibidir.<a href="#_ftn57" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[57]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müfessirlerin görüş<br />
ayrılığına düştüğü bir konu da, âyette­ki benzetme işi ve Hz. İsa (a.s.)&#8217;a<br />
benzetildiği için öldürülen şah­sın kimliğidir. Elmalılı, benzetme konusundaki<br />
görüşlerden iki­sini, başlıca iki görüş başlığıyla özetlemiştir. Bu iki görüş<br />
şöyle­dir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">1.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Kelâm<br />
alimlerinin birçoğuna göre, yahudüerin öldürmek istediği Hz. İsa fa.s.), o<br />
esnada Allah tarafından göğe kaldırılmış­tır. Bunun üzerine halkın fitneye<br />
düşmesinden ve kendilerinin karşısında yer almasından korkan yahudi reisleri,<br />
bir insan ya­kalayıp onu öldürüp asmışlar, ardından o şahsın Hz. İsa (a.s.)<br />
olduğunu söyleyerek halkı aldatmışlardır. Halkın çoğunun Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı<br />
şahsen tanımaması onların işini kolaylaştırmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">2.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Başka bir<br />
İnsan, Allah Teâlâ tarafından Hz. İsa (a.s.)&#8217;a benzetilmiş ve katillerce Hz.<br />
İsa (a.s.) zannıyla öldürülüp asıl­mıştır. Asılan bu şahsın kimliği hususunda<br />
ise dört görüş nak­ledilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">a.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Yahudi<br />
reislerden Yahuda, hakkında ölüm kararı verdik­leri Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı,<br />
havârîleriyle birlikte bulunduğu evden alıp getirmek üzere adamlarından birini<br />
göndermiştir. Ancak bu şa­hıs eve geldiği esnada Hz. İsa (a.s.) Allah<br />
tarafından evin tava­nından çıkarılıp kurtarılmış, onu götürmek üzere eve gelen<br />
a-dam ise Allah tarafından Hz. İsa{a.s.)&#8217;a benzetildiği için kendisini<br />
gönderenler tarafından öldürülmüştür.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">b.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;ı takiple görevlendirilen bir yahudi onun peşinden dağa çıkmıştır. Bu<br />
esnada Hz. İsa (a.s.) göğe çekilmiş, peşini takip eden bu adam ise ona<br />
benzetilmiştir, Hz. İsa (a.s.) zannryla yakalandığında, tüm çabalarına ve<br />
feryatlarına rağmen Hz. İsa (a.s.) olmadığını kimseye kabul ettirememiş ve<br />
kendi ar­kadaşları tarafından öldürülmüştür.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">c.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Hz. İsa<br />
(a.s.), on arkadaşıyla birlikte bulunduğu bir es­nada<span>  </span>yahudiler<span>  <br />
</span>tarafından<span>   </span>öldürülmek<span>   </span>üzere<span>  <br />
</span>yakalanacağını anlamıştır. Arkadaşları arasından bir fedai istemiş<br />
ve,<span>  </span>&#8220;içinizde benim kılığıma<br />
girerek Cennet&#8217;i satın almak isteyen var mı?&#8221; diye sormuştur. İçlerinden&#8217;<br />
biri bunu kabul edince Allah, bu fedaiyi Hz. İsa (a.s.)&#8217;a benzetmiş, Hz. İsa<br />
(a.s.) göğe kaldırılırken ona benzetilen havarisi asılmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">d.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;m havarisi olduğunu söyleyen bir münafık, onu yakalatmak için muhbirlik<br />
yapmıştır. Onun yerini göster­mek için gittiğinde, Allah tarafından Hz. İsa&#8217;ya<br />
benzetilmiş ve birlikte geldiği yahudiler tarafından öldürülüp asılmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.)&#8217;a<br />
benzetilme hakkındaki bu rivayetleri akta­ran Elmalık, bu konuda Râzî&#8217;ye<br />
katıldığını açıklayıp, onun gibi, bu görüşlerin birbirine zıt ve çelişkili<br />
olduğunu söylemiş ve âyeti açıklama hususunda delil getirmeye elverişli<br />
olmadıkları kanâa­tinde olduğunu belirtmiştir.<a href="#_ftn58" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[58]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İncıllerde Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;ın yahudiler&#8217;in ısrarları sonucu Pilâtus&#8217;un emriyle çarmıha gerilerek<br />
öldürüldüğü, bir gün sonra da canlanıp mezarından çıktığı söylenmektedir.<a href="#_ftn59" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[59]</span></span></span></span></a><br />
Hıristiyanlar, Hz. îsa (a.s.)&#8217;m öldürülmesinin mahiyeti hususunda ihtilâfa<br />
düşmüşlerdir. Melkâiyye mezhebine göre, öldürülme ve çarmıha gerilme hem cisim<br />
ve hem ruh için geçerlidir; ancak ruha do­kunmakla değil, duygu ve şuur ile<br />
ulaşılmıştır. Yakubiyye&#8217;nin görüşü ise, öldürme ve asma fiilinin, iki cevherden<br />
doğan cevhe­rine vâki olduğu şeklindedir. Nasturüer&#8217;e gelince, onlar, onun<br />
cisminin öldürüldüğünü, ruhunun ise göğe yükseltildiğini kabul ederler.<a href="#_ftn60" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[60]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hristiyanlara göre,<br />
Hz. İsa (a.s.), çarmıha gerilmekle, bütün insanlığı, ataları Hz. Âdem (a.s.)&#8217;m<br />
işlediği ezelî günahtan kur­tarmıştır. Ancak kendini feda ederek, insanlığı<br />
kurtarma inancı, bir çok putperest dinde de mevcuttur. Bâzı hiristiyan<br />
araştırıcı­lar da, bu inancın, Hindular arasında örneklerini tespit<br />
etmişlerdir. Hindular, Krişna&#8217;nm ellerinden ve ayaklarından çivilene­rek<br />
asıldığına, asılırken başında altın bir taç bulunduğuna ina­nırlar. Bu inanışa<br />
göre Krişna, insanlığı kurtarmak için kendisi­ni feda etmiştir. Çarmıha<br />
gerilerek öldürüldüğü söylenen başka dînî liderler de vardır.<a href="#_ftn61" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[61]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tantâvî, mühtedî Lord<br />
Headly&#8217;nin &#8220;îkâzu&#8217;l-öarb li&#8217;l-îslâm&#8221; ismini taşıyan eserinden naklen,<br />
înciller&#8217;de anlatılan Hz. İsa (a.s.)&#8217;m çarmıha gerilme hikâyesinin, bir Bâbil<br />
efsânesinden a-dapte olduğunu ifâde etmektedir. Headly, bu efsâneyi anlatan<br />
Asur kitabesi sebebiyle gerçeği görerek müslüman olmuştur. Bu kitabe, 1903-1904<br />
yıllarında Alman arkeologlar tarafından keş­fedilen bir Bâbil kitâbesidir. Asur<br />
yazısıyla yazılan bu kitabede tanıtılan Bili isimli şahsın çarmıha gerilmesi<br />
ile Hz. îsa (a.s.)&#8217;m çarmıha gerilmesi hakkındaki anlatılanlar aşağı yukarı<br />
aynıdır. Headly, bu kitabedeki bilgilerle İndilerde verilen bilgileri muka­yese<br />
sonucunda şu önemli tespitleri yapmıştır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">1. </span></b><span style="font-size:13pt;">Her ikisi<br />
de esir olarak götürülmüştür.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">2. </span></b><span style="font-size:13pt;">Bili,<br />
tepedeki bir evde, Hz. İsa (a.s.) ise, başkahinin e-vinde muhakeme edilir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">3. </span></b><span style="font-size:13pt;">Bili gibi<br />
Hz. İsa {a.s.) da sopa ile dövülmüştür.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">4. </span></b><span style="font-size:13pt;">Bili<br />
öldürülmek üzere tepeye, Hz. İsa (a.s.) ise inler bir vaziyette çarmıha<br />
götürülmüştür.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">5. </span></b><span style="font-size:13pt;">Bili ile<br />
birlikte iki haydut daha çarmıha gerilmiş; aynı şekilde Hz. İsa (a.s.) ile de<br />
iki haydut asılmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">6. </span></b><span style="font-size:13pt;">Bili,<br />
tepeye (çarmıha) çıktığı zaman şehir sarsılır, büyük olaylar olur. Hz. İsa<br />
(a.s.) çarmıha gerilip </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">öldürüldüğü zaman<br />
Mâbed&#8217;in örtüsü parçalanır, yer sarsılır, kayalar yuvarlanır, ka­birler açılır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">7. </span></b><span style="font-size:13pt;">Bill&#8217;in<br />
elbisesi alınır. Hz. İsa (a.s.)&#8217;m elbisesini de asker­ler aralarında<br />
paylaşmışlardır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">8. </span></b><span style="font-size:13pt;">Bill&#8217;in<br />
kalbine saplanan kılıç çıkarılınca yaradan akan kanı bir kadın silmiştir. Hz.<br />
İsa (a,s.)&#8217;m böğrüne bir mızrak sap­lanır, oradan kan ve su çıkar. Mecdelli<br />
Meryem ile iki kadın ge­lip cesedi yıkar ve tahnit ederler (mumyalarlar).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">9.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Bili<br />
güneşten ve ışıktan uzak olan tepenin altına iner ve hayatım kaybeder. Hz. İsa<br />
(a.s.) kayanın altındaki kabre konullur, ölüler kısmına gider, Cehennemi<br />
ziyaret eder. </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">10.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Askerler<br />
tepedeki zindanda tutuklu Bill&#8217;i gözetlerler. Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın kabrinin başına<br />
da bekçiler konmuştur. </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">11.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Bili&#8217;e<br />
bakmak için tanrılar otururlar. Mecdelli Meryem ile diğer Meryem, Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;m kabrinin önünde otururlar. </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">12.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Bili,<br />
oturduğu her yerde aranır. Özellikle bir kadın onu</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">kabristanda &#8220;ah<br />
kardeşim, ah kardeşim!&#8221; diyerek arar. Kadınlar ve özellikle de Mecdelli<br />
Meryem, Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı aramak için arka kapıdan kabristana gelir ve kabrinin<br />
önünde ağlayarak durur.<span>        </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">13.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Bili,<br />
ilkbahar güneşi gibi, yeniden hayata döner ve tefeden canlı olarak çıkar. Hz.<br />
İsa (a.s.) da pazar günü hayâta döner, tepedeki kabirden çıkar.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">14.</span></b><span style="font-size:13pt;"><br />
Babilliler&#8217;de büyük bayram, mart ayında, ılık ilkbahar hıevsiminde olur.<span>  </span>Çünkü<span>   <br />
</span>Bili karanlık güçleri bu mevsimde yenmiştir. Hz. İsa (a.s.)&#8217;in bayramı<br />
da ilkbahar günlerinde kut­lanır. Bu bayram, karanlık güçleri yenmenin<br />
şenliğidir. ;<span>         </span>Headly, mukayesenin<br />
sonunda şöyle demiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;O zaman<br />
kürsülerden yegâne kurtarıcımız olarak ilân edi­len Hıristiyanlığın büyüklüğü<br />
nerede? Bu kitabeden anlaşılıyor ki, bu hikâye, Mesih&#8217;in ortaya çıkışından bin<br />
sene veya daha fazla bir zaman önce vardı. Demek ki, bu boş hikâye, size ebedî<br />
hayata girme pasaportu vermez. Bütün bunlar, çocukları avutanlann hi­kâyesidir.<br />
İslâm şerîati, ruhsal yüceliğin; insanın şu dünyada yapacağı işlere bağlı<br />
olduğunu, insanın ancak kendi amelleriyle kurtuluşa erebileceğini söylüyor.<br />
Hepinizin güzel manevî işler yapmanızı istiyorum. Bu, sizin için bir takım<br />
kâhin düşüncelerine saplanmaktan iyidir.<a href="#_ftn62" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[62]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Muasır Avrupalı ilim<br />
adamlarından bazıları da, çarmıh ola­yının uydurma olduğu görüşündedirler.<br />
Bunlardan Alman Er-nest die Bons, &#8220;çarmıha gerilme ve kendini feda etme<br />
meselesi hakkında söylenenlerin, Mesih&#8217;i görmemiş olan Pavlos ve benzer­lerinin<br />
icadı olduğunu&#8221; söylemektedir.<a href="#_ftn63" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[63]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rivayete göre, Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;m peygamberliği sadece 3 yıl devam etmiştir. 30 yaşında peygamber olarak<br />
görevlendirilmiş, 32 veya 33 yaşında göğe kaldırılmıştır. Annesi Hz. Meryem&#8217;in<br />
ise, onun refinden 5 ya da 6 sene sonra 53 yaşında iken vefat ettiği bildirilmektedir.<a href="#_ftn64" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[64]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">I. Hz. İsa (A.S.)&#8217;ın Nüzulü</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İslâm âlimlerinin Hz.<br />
İsa (a.s.) hakkında en fazla tartıştığı konulardan biri de, onun Kıyamete yakın<br />
bir zamanda yeryüzü­ne inmesi meselesidir. Kur&#8217;ân&#8217;-ı Kerim&#8217;de Hz. İsa (a.s.)&#8217;in<br />
yeryü­züne inişiyle alâkalandırılan iki âyet bulunmaktadır. Ancak bu<br />
âyetlerdeki ifâdeler, delâletleri bakımından kesin ve açık değil­dir. Böyle<br />
olmakla birlikte, Önce geçtiği gibi, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m ruh ve beden olarak<br />
semâya çıkarıldığı görüşünde olan müfessirle-rin ekseriyeti, işaret edilen bu<br />
iki âyeti, onun Kıyamet gününe yakın bir zamanda yeryüzüne ineceği şeklinde<br />
anlamışlardır. Diğer taraftan, güvenilir hadis kaynaklarında bu konuda yetmi­şin<br />
üzerinde hadis yer almaktadır. Bu hadisler, ifâdeleri bakı­mından açık ve<br />
kesinlik arzederler.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn65" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[65]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">1. Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın Nüzûlüyle İlgili<br />
Görülen Ayetler</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.)&#8217;in<br />
nüzûlüyle alâkalandırılan iki âyetten biri Zuhruf suresinin 61. âyetidir. Bu<br />
âyetin manasını daha açık anlatabilmek için, bu âyetten önceki ve sonraki aynı<br />
konuyla ilgili âyetleri bütün halinde vermemiz gerekmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;(Ey Muhammedi)<br />
Meryem oğlu îsa Örnek verilince, senin kavmin (Kureyş müşrikleri) hemen ondan<br />
keyiflenerek bağrıştılar. &#8216;Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?&#8217;<br />
dediler. Sana böyle söylemeleri, sadece tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüp­hesiz<br />
kavgacı bir kavimdir. Meryem oğlu İsa, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve<br />
İsraüoğullan&#8217;na örnek kıldığımız bir kuldur. Eğer dileseydik, size bedel<br />
yeryüzünde sizin yerinizi tutacak me­lekler var ederdik.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Şüphesiz ki o,<br />
Kıyametin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın Kıyametin geleceğinden<br />
şüphe etmeyin. Bana uyun, doğru yol budur. Sakın şeytan sizi bu yoldan<br />
alıkoymasın; şüphesiz o size apaçık bir düşmandır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İsa, hakikatin bütün<br />
delilleriyle geldiği zaman, &#8216;Ben size, hikmet ile ve üzerinde ayrılığa<br />
düştüğünüz şeylerin bir kısmını açıklığa kavuşturmak üzere geldim. O halde,<br />
Allah&#8217;a karşı sorum­luluğunuzun bilincine varın ve bana tâbi olun. Allah,<br />
şüphesiz benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; öyleyse yalnızca O&#8217;na kulluk<br />
edin, doğru yol sadece budur.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ama onlar, daha sonra<br />
gruplara bölündüler ve Isa hakkında görüş ayrılığına düştüler. Kıyamet gününün<br />
can yakıcı azabına uğrayacak zalimlerin vay hâline!&#8221;<a href="#_ftn66" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[66]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Görüldüğü gibi bu<br />
âyetlerde, Mekke müşriklerine, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m ilahlığı hakkında<br />
hıristiyanlardan duyduklarının yanlış­lığı anlatılmakta, onlardan duyduklarının<br />
aksine onun da diğer kullar gibi bir kul olduğu, Allah&#8217;ın onu peygamber olarak<br />
seçtiği bildirilmektedir. Hz. İsa (a.s.)&#8217;m nüzûlüyle alâkalı görülen 61. âyette<br />
ise &#8220;ve innehu le-&#8216;ılmün li&#8217;s-sâati= Şüphesiz o, Saat (Kıya­met) için bir<br />
ilimdir.&#8221; buyurulmaktadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müfessirlerden<br />
bâzıları bu âyette &#8220;innehu&#8221;daki &#8220;hu-o&#8221; za-miriyle Kur&#8217;ân-ı<br />
Kerim&#8217;in kasdedildiğini kabul ederler.<a href="#_ftn67" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[67]</span></span></span></span></a><br />
Ancak onların büyük bir kısmı, zamirin Hz. İsa (a.s.)&#8217;m yerini tuttuğu­nu ileri<br />
sürmüşlerdir. Bu ikinci görüşü benimseyenler, önceki âyetlerde Kur&#8217;ârı<br />
kelimesinin geçmediğini delil getirerek, birinci görüşü çok uzak bir ihtimâl<br />
saymışlardır. Onlara göre doğrusu, bu zamirle önceki âyetlerde adı geçen Hz.<br />
İsa (a.s.)&#8217;m kastedil-mesidir. Buna göre, âyetin mânâsı, &#8220;İsa, Kıyâmet&#8217;in<br />
yaklaştığım gösteren bir bilgidir.&#8221; şeklinde olmaktadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu görüşü benimseyen<br />
müfessirler, Hz.İsa (a.s.) ile Kıya­met bilgisi arasındaki irtibat hususunda<br />
ise, Hz. İsa (a.s.)&#8217;a verilmiş olan hastaları İyileştirme ve ölüleri diriltme<br />
mucizelerinin yeniden dirilmeye, onun yeryüzüne tekrar inişinin ise Kıyametin<br />
yaklaştığına işaret olduğunu ve Kıyametin yaklaştığını bildirdi­ğini<br />
söylemişlerdir. Dolayısıyla bu alimler, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m inişi- ni, Kıyamet<br />
alâmeti olarak kabul etmişlerdir. İlk müfessirlerden İbn Abbas, Ebu Hureyre,<br />
Mücâhid, Ebul-Âliye, İkrime, Hasen-i<span> <br />
</span>Basrî, Katâde, Dahhâk ve diğer bâzı müfessirlerin bu görüşte oldukları<br />
nakledilmektedir.<a href="#_ftn68" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[68]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu husustaki ikinci<br />
âyet ise Nisa suresinin 159. âyetidir. Bu âyette şöyle denilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Kitap ehlinden<br />
(yahudîler ve hıristiyanlardan) hiçbir kimse yoktur ki, Ölümünden önce, ona<br />
iman etmiş olmasın. O, Kıyamet gününde onların üzerine şahitlik<br />
edecektir.&#8221;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu âyetin tefsiri<br />
hususunda da farklı görüşler vardır. Bu görüşlerden biri, âyette ölümlerinden<br />
önce iman edecekleri bildi­rilen şahısların yerini tutan birinci zamir ile<br />
bütün yahudî ve hıristiyanİarın, kendisine iman edilecek şahıs için kullanılan<br />
&#8220;o&#8221; zamiriyle de, Allah Teâlâ veya son rasülü Hz. Muhammed<br />
(s.a.v.)&#8217;in kastedildiği şeklindedir. Buna göre, her bir yahudi veya<br />
hıristiyan, ölüm esnasında gözlerinden perde kaldırılınca, Allah&#8217;ın tek ve<br />
ortaksız olduğuna, Hz. Muhammed (s.a.v.)&#8217;in de O&#8217;nun kulu ve rasülü olduğuna<br />
îman edecektir.<a href="#_ftn69" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[69]</span></span></span></span></a> Ancak onların yeis<br />
hâlindeki bu îmanları geçerli olmayacaktır. Diğer bir görüş ise, gerek<br />
ölümünden bahsedilen şahıs, gerekse kendisine iman edilecek şahıs için<br />
kullanılan iki zamirin de Hz. İsa (a.s.)&#8217;m yeri­ni tuttuğu şeklindedir. Buna<br />
göre, Hz. İsa (a.s.) gökyüzünden indiğinde, o sırada hayatta bulunan yahudiler<br />
ve hıristiyanlar, ölümünden önce ona îman edeceklerdir. Büyük müfessirlerden<br />
Taberî ve İbn Kesir, bu görüşü tercih etmişlerdir.<a href="#_ftn70" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[70]</span></span></span></span></a><br />
Diğer bir görüş de, Ehl-i kitap&#8217;tan olan insanlardan her birinin, vefatı<br />
öncesinde, Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın Allah&#8217;ın rasülü olduğu gerçeğini anla­ması ve buna<br />
îman etmesidir. Ancak yeis halindeki bu iman geçersiz olacaktır.<a href="#_ftn71" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[71]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">2. Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın Nüzûlüyle İlgili<br />
Hadisler ve Bu Konudaki Görüşler</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sahih hadis<br />
kaynaklarında Hz. İsa (a.s.)&#8217;m nüzulü hakkın­da rivayet edilen hadislerin<br />
sayısı yetmişi aşmaktadır. Bu hadis­lerden bâzılarında Peygamber Efendimiz<br />
(s.a.v.) şöyle buyur­muştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Nefsim kudret<br />
elinde olana yemin ederim ki, Meryem, oğlu İsa, âdil bir yönetici olarak<br />
yakında aranıza inecektir. Sonra haçı kıracak, domuzu Öldürecek ve cizyeyi<br />
kaldıracaktır&#8230;&#8221;<a href="#_ftn72" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[72]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Devlet<br />
başkanınız (imamınız) kendinizden olduğu halde Meryem oğlu İsa gökyüzünden<br />
yanınıza indiği zaman hâliniz nice olur!&#8221;<a href="#_ftn73" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[73]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Canımı kudret<br />
elinde tutan Allah&#8217;a yemin ederim ki, Mer­yem oğlu İsa âdil bir hakem olarak<br />
aranıza inmedikçe Kıyamet kopmayacaktır. O, haçı kıracak (Hıristiyanlığın<br />
hükümsüz oldu­ğunu ilân edecek), domuzu Öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır (din<br />
olarak sâdece İslâmiyet kalacaktır). O zaman mal o kadar bollasaçaktır ki,<br />
kimse mal kabul etmeyecektir.&#8221;<a href="#_ftn74" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[74]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ümmetimin<br />
hayatta bulunduğu bir zamanda Deccâl çıkar ve kırk bu kadar zaman kalır (râvi,<br />
Hz. Peygamber&#8217;in kırk gün mü, kırk ay mı, yoksa kırk yıl mı buyurduğunu<br />
bilemediğini söylemektedir}. Bunun üzerine Allah Teâlâ, İsa b. Meryem&#8217;i yer­yüzüne<br />
gönderir; o da Deccal&#8217;i bularak ortadan kaldırır. Sonra insanlar, aralarında<br />
hiç bir düşmanlık bulunmadan yedi yıl ya­şarlar.&#8221;<a href="#_ftn75" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[75]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Meşhur muhaddislerden<br />
Kadı Iyaz, bu hadislerden çıkarı­lan netice ile ilgili olarak şöyle demiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ehl-i Sünnefe<br />
göre, İsa&#8217;nın inmesi ve Deccal&#8217;i öldürmesi, haktır, sahihtir. Çünkü bu bahta<br />
sahih hadisler nakledilmiştir. Aklen ve şer&#8217;an, bunu iptal edecek bir delil de<br />
yoktur. Binaena­leyh kabulü vaciptir.<a href="#_ftn76" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[76]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mevdûdî, tefsirinde<br />
Hz. İsa (a.s.)&#8217;m nüzûlüyle ilgili hadis­lerden yirmibir tanesini aktardıktan<br />
sonra şöyle demektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Bu yirmi bir<br />
hadisin tamamı, Rasülullah&#8217;ın ashabından on dört şahsa dayandırılmış ve en<br />
muteber ve sahih hadis kaynak­larında sahîh isnâdlarla zikredilmiştir. Gerçi,<br />
konu hakkında bu hadislerden başka birçok hadis daha vardır; ancak biz,<br />
yalnızca râvi zinciri bakımından sahîh olan ve yaygınlık kazanmış bulu­nan bir<br />
bölümünü zikretmekle yetindik. Bu hadislere bakıldığın­da, 2000 yıl önce bakire<br />
Meryem&#8217;den doğan Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın öldü­ğü ya da âlemin herhangi bir yerinde<br />
hâlâ yaşamaya devam etti­ği hususunu tartışmanın gereği ve faydası yoktur.<br />
Kaldı ki, Allah, bir kulunu âlemin herhangi bir yerinde binlerce yıl canlı<br />
tutup, dilediği zamanda dünyaya geri göndermeye de kadirdir.&#8221;<a href="#_ftn77" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[77]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Önceden olduğu gibi<br />
zamanımızda da Hz. İsa (a.s.)&#8217;m nü­zulü konusunda müstakil eserler<br />
hazırlanmıştır. Muhammed Enverşâh el-Keşmîrî (öl.1932), et-Tasrih bimâ tevâtere<br />
fî nüzüli&#8217;l-Mesîh adını taşıyan eserinde Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın yeryüzüne ineceğini<br />
bildiren hadisleri toplamıştır. Bu eserde, yetmişbeşi Rasülullah&#8217;m sözü olmak<br />
üzere, toplam yüzbir rivayet bulunmaktadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Muhammed b.Ca&#8217;fer<br />
el-Kettânî, Nazmü&#8217;l-mütenâsir mine&#8217;l-hadîsi&#8217;l-mütevâtir, isimli eserinde, Hz.<br />
İsa (a.s.)&#8217;m nüzulünün Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olduğunu belirttikten<br />
sonra, bu konudaki hadislerin mütevâtir olduğunu söylemektedir.<a href="#_ftn78" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[78]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Muhammed Zâhid<br />
el-Kevserî de, bu konuda yazdığı eserin­de, ilgili âyetlerin tefsirini<br />
yaptıktan sonra,<span>   </span>&#8220;Görüldüğü üzere,<br />
anlatılanlardan<span>   </span>yalnızca<span>   </span>Kur&#8217;ân-ı<span>  <br />
</span>Kerim<span>   </span>naslannın,<span>   </span>Hz.<span>  <br />
</span>İsa (a.s.)&#8217;ın sağ olarak ref edildiğim ve Ahirzaman&#8217;da ineceğini kesin<br />
olarak<span>   </span>gösterdiği<span>   </span>ortaya<span>  <br />
</span>çıkmaktadır&#8230;Bu<span>   </span>konudaki<span>   </span>hadisler mütevâtirdir. Ümmet, seleften<br />
halefe günümüze kadar onlara i-nanmıştır. Akâid kitaplarını ona göre tanzim<br />
etmiştir. Bundan Ötesi sadece sapıklıktır.&#8221; demektedir.<a href="#_ftn79" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[79]</span></span></span></span></a><br />
Başka bir yerde ifâdesini daha da sertleştirerek, muhalif grup hakkında şöyle<br />
demiştir: &#8220;isa&#8217;nın nüzulü hadisi, manevî mütevâtir bir hadistir.<span>  </span>Şöyle ki: Aralarında bâzı mânâ<br />
farklilıklarıyla birlikte bu konuda gerçekten çok sayıda sahih ve hasen hadis<br />
nakledilmiştir. Bu hadisler Hz, İsa (a.s.)&#8217;ın nüzulü konusunu açıkça ortaya<br />
koymaktadır. Böyle bir durumda, Hadis ilminin kokusunu koklayanlardan hiç kimse,<br />
bunu inkâra güç yetiremez.<a href="#_ftn80" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[80]</span></span></span></span></a><br />
Kevserî&#8217;nin başka bir tesbiti de şöyledir: &#8220;Mehdî, Deccâl ve Mesih<br />
hadislerinin tevatürü hususun­da, Ehl-i Hadis nezdinde şüpheye yer yoktur. Bâzı<br />
kelamcilann, -Kıyamet alâmetlerinin tamamı haktır hususunu kabul etmeleriyle<br />
birlikte- bu hadislerin bir kısmının mütevâtir oluşu hakkındaki şüphesi,<br />
hadisteki bilgi ve vukûfiyetlerinin azlığındandır. Onlar, kendilerine bu mesele<br />
delilleriyle izah edildiğinde inatlarından vazgeçerlerse, bu tutumlarında mazur<br />
sayılırlar.<a href="#_ftn81" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[81]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Şevkânî de, bu konuda<br />
telif ettiği eserinde ilgili hadisleri naklettikten sonra, kanâatini şöyle<br />
açıklamıştır: &#8220;Kesin olarak ortaya çıkmıştır ki, Mehdî el-Muntazar<br />
hakkındaki hadisler mütevâtirdir,<span>  </span>Deccâl<span>  </span>hakkındaki<span> <br />
</span>hadisler mütevâtirdir,<span>   </span>İsa&#8217;nın<br />
nüzulü hakkındaki hadisler mütevâtirdir.<a href="#_ftn82" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[82]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müfessİrlerden çoğu<br />
da, bu hadislerin tevatür derecesine ulaştığını ve dolayısıyla Hz. İsa (a.s.)&#8217;m<br />
şu anda sağ olup zamanı gelince yeryüzüne ineceğinin kesin olduğunu kabul<br />
ederler. Taberî, Nisa suresi 156. âyetinin tefsirinde, Rasülullah fs.a.v.)&#8217; den<br />
nakledilen mütevâtir haberlerle, onun ineceğinin kesin ol­duğunu belirtmiştir.<a href="#_ftn83" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[83]</span></span></span></span></a> İbn<br />
Kesir de, bu konudaki hadislerin mü­tevâtir olduğunu ve kesinlik arzettiğini<br />
belirtir.<a href="#_ftn84" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[84]</span></span></span></span></a> İbn Atıyye ise şöyle<br />
demektedir: &#8220;Ümmet, İsa&#8217;nın semâda diri olduğunu bildiren mütevâtir<br />
hadisin muhtevasını kabul hususunda icmâ etmiştir. Yâni o, Ahirzaman&#8217;da<br />
yeryüzüne inerek, domuzu öldürecek, haçı kıracak, Deccâl ile savaşarak adaleti<br />
yayacak, onun sayesinde Ümmet-i Muhammed güçlenecektir.<a href="#_ftn85" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[85]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İslam alimleri,<br />
peygamberler içinde sadece Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın refi ve tekrar inecek olmasının<br />
hikmeti hakkında ise şöyle de­mişlerdir: &#8220;Peygamberler içinde sadece Hz.<br />
İsa (a.s.)&#8217;ın nüzulü­nün hikmeti, inişinin onu öldürdüklerini iddia eden<br />
yahudilere cevap olmasıdır. Allah Teâlâ, onların yalanını ve İsa&#8217;nın onlan<br />
mağlup ve perişan edeceğini açıklamıştır. Ya da. onun nüzulü, eceli yaklaşınca<br />
toprağa gömülmesi için olacaktır.&#8221;<a href="#_ftn86" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[86]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İlgili hadislerden<br />
çıkarılan bir netice de, Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın yeryüzüne özel bir görev ile, yani Deccal&#8217;m<br />
sebep olacağı fitneyi ortadan kaldırmak için inmesidir. Hz. İsa (a.s.), indiği<br />
zaman İslâm dininin hükümlerine tâbi olacak, müslümanların İmamı­nın arkasında<br />
namaz kılacaktır. Dolayısıyla müslüman topluma bir fert olarak katılacaktır.<br />
Onun gelişi, Hz. Muhammed (s.a.v.)&#8217; in son peygamber olduğu gerçeğini ortadan<br />
kaldırmayacaktır.<a href="#_ftn87" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[87]</span></span></span></span></a><br />
İslâm alimlerinin büyük ekseriyetinin bu ortak görüşünün aksine, muasır<br />
alimlerden bâzıları, ilgili âyet ve hadislerin, Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın tekrar<br />
yeryüzüne ineceğini kesin olarak göstermedi­ği, kanaâtindedirler. Bu alimlerin<br />
öncüsü durumunda olan Mu-hammed Abduh, onun nüzulünü insanların İslâm şeriatına<br />
dö­nüşü olarak anlamakta ve şöyle demektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;in refi ve Ahirzaman&#8217;da ineceği hadisleri, i&#8217;tikâdî bir mesele olan ğayb<br />
işi hakkında nakledilen âhâd ha­berlerdir. Halbuki i&#8217;tikâdî meselelerde ancak<br />
kati delil kabul edilir; çünkü bu durumlarda istenen yakın bilgidir. Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;m refi ve nüzulü hakkında ise mütevâtir hadis yoktur. Onun iniş ve<br />
yeryüzünde hüküm sürmesinin teVili, ruhunun ve risâletinin sırrının insanlar<br />
üzerindeki hâkimiyeti ile olmasıdır. O da, öğretilerinde rahmet, mehabbet,<br />
barış ve zahirleriyle .ye­tinmeyip şeriatın asıl maksatlarına sarılmanın<br />
galibiyetidir.&#8221;<a href="#_ftn88" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[88]</span></span></span></span></a><span class="MsoFootnoteReference"> </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">İ. Hz. İsa (A.S.)&#8217;In Tabiatı</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bilinen bütün bu<br />
gerçeklere rağmen hıristiyanlar, Hz. İsa (a.s.)&#8217;dan uzun bir süre sonra, onun<br />
babasız dünyaya gelişini, Allah&#8217;ın oğlu olmasıyla açıklayıp onu<br />
ilâhlaştırmışlar ve üçlü bir ilâh anlayışı (teslis) benimseyerek şirke<br />
düşmüşlerdir. Hz. İsa (a.s.) Meryem&#8217;den doğduğu halde, onun mucizevî doğumuna<br />
ve Ruhülkudüs ile te&#8217;yid edilmesine bakarak, ekânim-i selâse (üç esas-Baba,<br />
Oğul, Ruhülkudüs) olarak üçlü bir ilâh kabul etmiş­lerdir. Onlar bu konuda<br />
aralarında ihtilâfa düşerek, İsa Mesih&#8217;in tabiatı hakkında, farklı neticelere<br />
ulaşmışlardır. Bir kısmı, Hz. İsa (a.s.)&#8217;da sadece bir tabîatm, diğer bir kısmı<br />
ise iki tabiatın bulunduğuna inanır. Bir tabiata sahip olduğunu söyleyenler de<br />
görüşleri bakımından iki guruba ayrılır. Bir gurup, onun sâdece beşer olduğunu,<br />
diğer gurup ise ilâh olduğunu kabul eder. Üçüncü gurubun kanâati ise, onda biri<br />
ilâhî, biri insanî olmak üzere iki tabiatın bulunduğu şeklindedir. Temelde üçe<br />
indirilen bu görüşler, Hristiyan mezheblerince çok farklı şekillerde izah<br />
edilmiştir.<a href="#_ftn89" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[89]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı<br />
Allah&#8217;ın oğlu kabul eden hıristiyanlar, onun, Allah&#8217;ın tezahürü,<span>  </span>Allah&#8217;ın kelimesi ve kutsal ruhunun cisme<br />
bürünmüş şekli olduğunu iddia etmişlerdir. Aynı zamanda, bü­tün insanlığın<br />
işlediği günahın yükünü üzerine alması ve bu yüzden çarmıha gerilerek kendi<br />
kanı ile tüm insanların günâh­larına kefaret olması için, Allah&#8217;ın biricik<br />
oğlunu yeryüzüne gön­derdiğine inanarak büyük bir şirke düşmüşlerdir. Bu bâtıl<br />
inan­cın Hz. İsa (a.s,) ile asla alâkası yoktur. Bu sapma, ondan son­raki<br />
dönemde, din adamlarının hayallerinin ürünü olarak orta­ya çıkmıştır.<a href="#_ftn90" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[90]</span></span></span></span></a><br />
Onların bu inancının kaynağını İnciller teşkil et­mektedir. İnciller&#8217;de Hz. îsa<br />
(a.s.)&#8217;m Baba&#8217;nın nezdinde tek şefa­atçi<span>  <br />
</span>olduğu<span>   </span>ve<span>   </span>onun<span>  <br />
</span>bütün<span>   </span>insanlığın<span>   </span>günahlarına<span>  <br />
</span>keffaret olarak geldiği bildirilmektedir.<a href="#_ftn91" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[91]</span></span></span></span></a><br />
Hristiyanlık inancına göre, Al­lah&#8217;ın oğlu olarak babasının yanında bulunan Hz.<br />
İsa (a.s.), Al­lah&#8217;a eşit iken, O&#8217;nun emriyle insanları kurtarmak için gökten<br />
inerek onlara benzer bir hale gelmiştir.<a href="#_ftn92" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[92]</span></span></span></span></a><br />
Beşeriyetin Hz. Âdem (a.s.)&#8217;dan beri sırtında taşımakta olduğu günahı, çarmıha<br />
gerile­rek canı ile ödemiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ancak Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;e<br />
göre, Hz. İsa, kendisine hâmile ka­lan Hz. Meryem&#8217;den doğmuştur; beşer olma<br />
yönünden diğer in­sanlardan farksızdır. Hemcinsleri gibi o da ölümlüdür. Dolayı­sıyla,<br />
hristiyanların inandığı gibi bir ilâh veya Allah&#8217;ın oğlu ol­ması düşünülemez. O<br />
da Allah&#8217;ın bir kuludur. Onun tabiatı ilâhî bir tabiat veya ilâhî-insânî bir<br />
tabiat değildir.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn93" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[93]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">K. Allah Oğul Ve Ortak Edinmekten<br />
Münezzehtir</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yüce Allah, Kur&#8217;ân-i<br />
Keriminde pek çok yerde, hristiyanla-rın bu ağır iftirasını reddetmektedir. Bu<br />
âyetlerden birkaçının meali şöyledir;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah çocuk<br />
edinmemiştir. O&#8217;nunla birlikte bir başka ilâh da yoktur. Eğer öyle olsaydı, her<br />
ilâh kendi yarattığına hükmedip onu istediği yöne götürürdü. Aynca onların bir<br />
kısmı diğerine üs­tün gelmeye çalışırdı. Allah, müşriklerin taktıkları<br />
sıfatlardan münezzehdir. O, ğaybı da bilir, hazin da. Onların koştukları or­taklardan<br />
münezzehtir.<a href="#_ftn94" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[94]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;De ki: O Allah,<br />
birdir. Allah, hiç bir şeye muhtaç değildir, O, doğurmamış ve doğrulmamıştır.<br />
O&#8217;nun hiç bir dengi yoktur.<a href="#_ftn95" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[95]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah, gökleri<br />
ve yeri eşsiz bir şekilde yoktan vâr edendir. O&#8217;nun eşi yokken nasıl çocuğu<br />
olabilir? Üstelik, her şeyi yaratan da O&#8217;dur. O, her şeyi çok iyi bilir.<a href="#_ftn96" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[96]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah Teâlâ, &#8220;Allah<br />
çocuk edindi&#8221; iftirasının, gökleri, yeri ve dağlan paramparça edebilecek<br />
büyük bir bühtan olduğunu be­lirterek şöyle buyurmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Bazı kimseler,<br />
&#8216;Rahman olan Allah çocuk edindi.&#8217; dediler. Yemin olsun ki, siz ortaya çok<br />
çirkin bir şey getirip iftira attınız. Bu iftiranın korkunçluğundan neredeyse<br />
gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar parçalanıp dağılacaktı. Çünkü onlar,<br />
rahman olan Allah&#8217;a çocuk isnat ettiler. Oysa rahman olan Allah&#8217;ın çocuk<br />
edinmesi asla şanına yakışmaz. Göklerde ve yerde bulunan hiç bir kimse yoktur<br />
ki, kıyamet günü rahman olan Allah&#8217;ın huzuruna bir kul olarak çıkmasın.<br />
Şüphesiz Allah, onları ilmiyle kuşatmış, kendilerini ve yaptıklarını bir bir<br />
saymıştır. Kıyamet günü onların her biri Allah&#8217;ın huzuruna tek başına<br />
çıkacaktır.<a href="#_ftn97" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[97]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.) da<br />
diğer peygamberler gibi bir beşerdir ve o Hz. Meryem&#8217;in oğludur. Kendisine<br />
üflenen bir ruhla hâmile kal­mış Meryem&#8217;den doğmuştur. Annesinden başkasına<br />
nisbeti büyük bir iftiradır. Yahudilerin, onun gayrimeşru bir birleşmenin ürünü<br />
olduğu şeklindeki çirkin iftiraları da, hristiyanların onun Allah&#8217;ın oğlu,<br />
Allah&#8217;ın insanda tecessümü şeklindeki inançları da gerçek dışı birer<br />
düşüncedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;İşte Meryem oğlu<br />
İsa (hakkındaki doğru bilgi) budur. Ne var ki, yahudüer ve Hıristiyanlar, bunda<br />
ihtilâf etmişlerdir. Çocuk edinmek, asla Allah&#8217;ın şanına yakışmaz. O, bir şeyin<br />
olmasını dilerse, sâdece &#8216;ol&#8217; der, o da oluverir. Şüphesiz, benim de Rabbim,<br />
sizin de Rabbiniz Allah&#8217;tır. O halde O&#8217;na ibadet edin. İşte doğru yol budur. Ne<br />
var ki, gruplar aralarında İsa hakkında ihtilafa düştüler. O dehşetli günü<br />
görecek kâfirlerin vay haline! Bizim karşımıza çıkacakları gün, gerçeği nasıl<br />
da apaçık işitecek ve gö­recekler! Ancak o zâlimler, bu gün, apaçık bir<br />
sapıklık, apaçık bir dalâlet içindedirler.<a href="#_ftn98" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[98]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hıristiyanların bâtıl<br />
inançlarını reddeden Yüce Allah, kendi katında Hz. İsa (a.s.)&#8217;m yaratılışının<br />
Hz. Âdem (a.s.)&#8217;m yaratılı­şından farksız olduğunu bildirmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah&#8217;ın katında<br />
İsa&#8217;nın durumu kendisini topraktan yara­tıp sonra &#8216;ol&#8217; demesiyle olmuş olan<br />
Âdem&#8217;in durumu gibidir. Ger­çek Rabbindendir, o halde şüphelenenlerden olma.<a href="#_ftn99" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[99]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müfessirler, bu<br />
sonuncu âyetin iniş sebebinin, Hz. Pey-gamber (s.a.v.)&#8217;in Necran&#8217;dan gelen 60<br />
kişilik Hıristiyan heyetiyle yaptığı görüşme olduğu hususunda görüş birliği<br />
etmişlerdir. Bu âyet, Hıristiyan âlimlerin, &#8220;Madem ki, İsa&#8217;nın insanlardan<br />
bir babası olmadığı açıktır, o halde Allah&#8217;ın oğlu olması gerekir&#8221; iddi­asında<br />
bulunmaları üzerine, onlara cevap olarak inmiştir. Âyetle onlara, Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;m da, Hz. Âdem (a.s.) gibi babasız olarak yaratıldığı gerçeği<br />
hatırlatılmış, ikisinin yaratılışı arasındaki benzerliğe işaret edilmiştir. Hz,<br />
Âdem (a.s.)&#8217;ın Allah veya Allah&#8217;ın oğlu olmasını gerektirmeyen bu özelliğin,<br />
Hz. İsa {a.s.)&#8217;m da Al­lah veya oğlu olmasını gerektirmediği bildirilmiştir.<a href="#_ftn100" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[100]</span></span></span></span></a> Allah&#8217;ın<br />
Hz. sa (a.s.)&#8217;m babası değil, ancak yaratıcısı ve Rabbi olduğu gerçe­ği<br />
vurgulanarak, hıristiyanların düştükleri hata ortaya konul­muştur. Bu kesin ve<br />
susturucu ilâhî cevap, aynı zamanda yahudilere yönelik bir cevaptır. Babasının<br />
olmaması dolayısıyla, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m peygamberliğini reddetmenin, Hz. Musa<br />
(a.s.) ve Tevrat&#8217;ı yalanlamak olduğunu ortaya koymaktadır. Zira Hz, İsa (a.s.),<br />
aynen Hz. Âdem fa.s.) gibi babasız yaratılan bir peygam­berdir.<a href="#_ftn101" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[101]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah Teâlâ, Ehl-i<br />
Kitab&#8217;ı Hz. İsa (a.s.) hakkında haddi aş­maktan ve üçlü ilâh kabul etmekten<br />
menetmiştir. Rivayete göre, huzuruna gelen bâzı hıristiy anlar, Hz İsa (a.s.)&#8217;a<br />
Allah&#8217;ın kulu ve rasülü dediği için, Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;i onu ayıplamakla<br />
it­ham etmişlerdi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.), Allah&#8217;a kul olmanın<br />
bir ayıp olmadığını söylemişti. Bu hâdise dolayısıyla şu âyetler indi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ey Kitap ehli!<br />
Dininiz hususunda aşın gitmeyin. Allah hak­kında sâdece gerçeği söyleyin.<br />
Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah&#8217;ın peygamberi, Meryem&#8217;e ulaştırdığı kelimesi<br />
ve O&#8217;ndan bir ruhtur. Allah&#8217;a ve peygamberlerine inanın, Allah üçtür&#8217; demeyin.<br />
Bundan vazgeçin, vazgeçmeniz sizin hayrınızadır. Allah ancak bir tek ilâhtır,<br />
çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde olan­lar da yerde olanlar da<br />
O&#8217;nundur. Vekil olarak Allah yeter.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">îsa Mesih de, Allah&#8217;a<br />
yaklaştırılmış melekler de Allah&#8217;a kul ol­maktan asla çekinmezler. Kim O&#8217;na<br />
kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki, O, hepsini huzuruna<br />
toplayacaktır. Allah, ina­nıp yararlı iş işleyenlere ecirlerini ödeyecek,<br />
onlara olan bol nime­tini daha da artıracaktır. Kulluk etmekten çekinenleri ve<br />
büyüklük taslayanlan ise elem verici bir azaba uğratacaktır. Onlar kendile­rine<br />
Allah&#8217;tan başka bir dost ve yardımcı bulamazlar.<a href="#_ftn102" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[102]</span></span></span></span></a><br />
Allah Teâlâ, Baba, oğul ve Ruhülkudüs&#8217;ün oğulda cesetlen-diğini düşünerek,<br />
&#8220;Allah, Meryemoğlu İsa&#8217;dan ibarettir&#8221; diyenle­rin ve üçlü tanrı<br />
anlayışına sahip olanların küfre düştüklerini ve cehennemlik olduklarını<br />
bildiren âyetler indirmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Şüphesiz ki,<br />
&#8216;Allah, ancak Meryem oğlu îsa Mesih&#8217;tir,&#8217; di­yenler kâfir olmuşlardır. Ey<br />
Muhammedi De ki: &#8216;Allah, Meryem oğlu İsa Mesih&#8217;i, annesini ve bütün<br />
yeryüzündekileri helak etmek istese, O&#8217;na kim engel olabilir?&#8217; Göklerin, yerin<br />
ve ikisi arasında-kilerin mülkiyeti sadece Allah&#8217;a aittir. O, dilediğini yaratır.<br />
Allah, her şeye kadirdir.<a href="#_ftn103" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[103]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Andolsun ki,<br />
&#8216;Allah, ancak Meryem oğlu Mesih&#8217;tir&#8217; diyenler kâfir oldular. Oysa İsa Mesih,<br />
&#8216;Ey İsrailoğullan! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah&#8217;a kulluk edin; kim Allah&#8217;a<br />
ortak koşarsa mu­hakkak Allah ona Cenneti haram eder. Onların varacağı yer Ce­hennemdir.<br />
Zâlimlerin hiç bir yardımcısı da yoktur.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">And olsun ki, &#8216;Allah<br />
üçten biridir&#8217; diyenler kâfir olmuştur. Tek bir Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur.<br />
Dediklerinden vazgeçmezler­se, andolsun ki, onlardan inkâr edenler elem verici<br />
bir azaba uğ­rayacaktır. Hâlâ Allah&#8217;a tevbe etmezler, O&#8217;ndan mağfiret dilemez­ler<br />
mi? Oysa Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Meryem oğlu İsa Mesih<br />
sadece peygamberdir; ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Onun annesi<br />
dosdoğrudur, her ikisi de yemek yerlerdi. Onlara âyetleri nasıl açıkladığımıza<br />
bir bak, sonra da bak ki nasıl yüz çeviriyorlar!</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ey Muhammedi Onlara<br />
şöyle de:&#8217;Allah&#8217;ı bırakıp da, size za­rar da fayda da veremeyecek şeylere mi<br />
kulluk ediyorsunuz? Allah her şeyi işiten ve her şeyi çok iyi bilendir. Ey<br />
Kitap ehli!</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Haksız olarak<br />
dininizde taşkınlık etmeyin. Daha önce sapıtan, çoğunu saptıran ve doğru yoldan<br />
ayrılan bir milletin heveslerine uymayın.<a href="#_ftn104" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[104]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İsa (a.s.) daha<br />
beşikte iken söylediği ilk sözlerde, ken­disinin Allah&#8217;ın kulu olduğunu<br />
açıkladığı ve bu gerçeği sık sık dile getirdiği, diğer insanlarla benzer bir<br />
hayat sürdüğü, o ve annesi diğer insanlar gibi yiyip içtikleri halde, doğrudan<br />
uzakla­şan hıristiyanlar, insanoğlunun müzmin hastalığına yakalandı­lar.<br />
Allah&#8217;a ortaklar uydurdular. Peygamberleri ve din adamları­nı ilâh edinerek<br />
onları Allah&#8217;a nispet edenler sadece onlar değil­di. Yahudiler de Hz. Üzeyr<br />
(a.s.)&#8217;ın Allah&#8217;ın oğlu olduğunu iddia ediyorlardı. Allah Teâlâ, bu iki<br />
toplumun iftirasını aynı âyette dile getirerek şöyle buyurmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yahudiler,<span>   </span>&#8216;Üzeyr Allah&#8217;ın oğludur&#8217; dediler;<br />
Hıristiyanlar,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8216;Mesih Allah&#8217;ın<br />
oğludur&#8217; dediler. Bu, daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzeterek<br />
ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin! Nasıl da<br />
uyduruyorlar! Onlar hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih&#8217;i Allah&#8217;tan<br />
başka rabler olarak kabul etti­ler. Oysa tek Allah&#8217;tan başkasına kulluk<br />
etmemekle emrolunmuşlardı. O&#8217;ndan başka ilâh yoktur. Allah, onların koş­tukları<br />
eşlerden münezzehtir.&#8221;<a href="#_ftn105" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[105]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Halbuki Hz. İsa<br />
(a.s.), insanları kendisine îman ve itaate çağırırken sadece Allah&#8217;a kul<br />
olmalarını ve yalnızca O&#8217;nu ilâh edinmelerini emrediyor, doğru yolun bundan<br />
ibaret olduğunu açıklıyordu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Benden önce<br />
gelen Tevrat&#8217;ı tasdik etmekle beraber size ya­sak edilenlerin bir kısmım helâl<br />
kılmak üzere, Rabbinizden size bir âyet getirdim. Allah&#8217;tan sakının ve bana<br />
itaat edin; çünkü Al­lah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O&#8217;na kulluk<br />
edin. İşte dosdoğru yol budur.&#8221;<a href="#_ftn106" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[106]</span></span></span></span></a><span>   </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">L. Hz. İsa (A.S.)&#8217;In Kavmi Aleyhine<br />
Şahitliği</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de,<br />
Hesap gününde Allah Teâlâ ile Hz. İsa (a.s.) arasında, hıristiyanlarm onu ve<br />
annesini tanrı edinmeleri hususunda geçecek bir konuşmaya yer verilmiştir. Bu<br />
konuş­mada Yüce Allah, Hz. İsa (a.s.)&#8217;a, Allah&#8217;tan başka kendisini ve annesini<br />
tanrı edinmeleri hususunda kavmine bir şey söyleyip söylemediğini sormaktadır.<br />
Hz. İsa (a.s.} ise, Yüce Allah&#8217;ı bun­dan tenzih ettiğini ve içlerinde bulunduğu<br />
sırada O&#8217;nun bildiği gibi kavmine sâdece O&#8217;na kulluk etmelerini söylediğini ve<br />
asla ilahlık taslamadığını, ifâde etmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ve işte o zaman<br />
Allah, &#8216;Ey Meryem oğlu îsa! Sen insanlara Allah&#8217;ın dışında tanrı olarak beni ve<br />
annemi iki tann edinin, de­din mi?&#8217; dedi. İsa, şöyle cevap verdi: Haşa, seni<br />
tenzih ederim, hakkım olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemiş-sem,<br />
şüphesiz sen onu bilirsin. Sen, benim içimde olanı bilirsin; ben ise senin<br />
gizlediklerini bilmem. Şüphesiz ki, görülmeyeni bilen ancak sensin. Ben onlara<br />
sâdece benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah&#8217;a kulluk edin diye bana<br />
emrettiğini söyledim. Araların­da bulunduğum müddetçe onlar hakkında şahit<br />
idim. Sen beni katına yükselttikten sonra, onlan sen gözlüyordun. Sen her şeye<br />
şahitsin. Onlara azâb edersen, doğrusu onlar senin kullarındır; onları<br />
bağışlarsan, güçlü olan, hakim olan şüphesiz ancak sen­sin.&#8221;<a href="#_ftn107" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[107]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu şahitlik ve<br />
yüzleşme, Kıyamet gününde, Hz.İsa (a.s.)&#8217;ı ve annesini ilah edinenlerin<br />
huzurunda olacağı halde, bu işin ke­sinliğini göstermesi bakımından, hitap<br />
geçmiş zaman kipiyle yapılmıştır. Bu soru ve cevaptan maksat, h iris uyanları<br />
korkut­mak, Allah&#8217;a karşı hiç bir şeyi ortak koşmamaları hususunda onları<br />
uyarmaktır. Âyetteki ağır azarın muhatabı, Hz. İsa (a.s.) değil, onu ilâh<br />
edinerek üçlü tanrı inancına sahip olan hırisuyanlardır. Görüldüğü gibi,<br />
Cenab-ı Hakkı kendisine ortak koşulmaktan tenzih eden Hz. İsa (a.s.), insanlara<br />
sadece Allah&#8217;ın emirlerini ulaştırdığını söylemiş, bu bâtıl inanışın<br />
kendisinden sonraki dönemde ortaya çıktığını, kendisinin ise buna engel<br />
o-Iamayacağmı belirtmiş; sonra da kavminin durumunu Allah&#8217;a havale ettiğini açıklamıştır.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn108" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[108]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">M. Hristiyanlar İslâm Davetine Karşı<br />
Yahudiler Ve Müşriklerden Daha Olumlu Davranmışlardır</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hıristiyanlar,<br />
içlerinden İslama girenler çok fazla olmamak­la birlikte, Rasülullah<br />
(s.a.v.)&#8217;in dâvetine karşı, Ehl-i Kitab&#8217;ın diğer kanadı olan yahudilerin aksine<br />
müsbet bir tavır takınmış, onlardan bir kısmı müslümanlara dostluk ve sevgi<br />
beslemiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbn İshak&#8217;tan<br />
aktarılan bir rivayete göre, peygamber olarak görevlendirildiği haberi<br />
Habeşistan&#8217;da duyulunca, 20 kişilik veya o civarda bir heyet, Mekke&#8217;de olan<br />
Rasülullah (s.a.v.)&#8217;e gelmişti. Heyet mensupları, onu Mescid-i Haram&#8217;da<br />
buldular ve onun etrafında oturup onunla konuştular. Bu sırada Kureyş müşrik­lerinden<br />
bir gurup da toplantı yerlerinde oturuyordu. Rasülullah (s.a.v.),<br />
heyettekilerin sorularını cevapladıktan sonra onları İs­lâm&#8217;a davet etti ve<br />
onlara Kur&#8217;ân&#8217;dan bâzı bölümler okudu. Kur&#8217;ân&#8217;ı dinlediklerinde göz yaşlarını<br />
tutamayan bu hıristiyanlar, davetini kabul ederek ona iman ettiler. Kitapların­da<br />
onun vasıfları hakkında verilen bilgileri, onda müşahede et­mişlerdi. O sırada<br />
kendilerine sataşan Ebu Cehü&#8217;in hakaretleri­ne maruz kaldıkları halde, onu<br />
iyilikle savmaya çalışan ve ona hiçbir çirkin söz söylemeyen bu heyetin<br />
Necran&#8217;dan geldiğinin söylendiğini de ekleyen İbn İshak, Kasas süresinin 52-55.<br />
âyet­lerinin bu heyet hakkında indiğini belirtir. Bu âyetlerin meali şöyledir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Bundan önce<br />
kendilerine kitap verdiklerimiz, buna da iman ederler. Kendilerine Kur&#8217;ân<br />
okunduğu zaman, &#8216;Biz ona iman ettik. Şüphesiz o, Rabbimizden indirilmiş bir<br />
gerçekti. Doğrusu biz, bu bize ulaşmadan önce de, ona yürekten boyun eğen<br />
Müslümanlar-dik!&#8217; derler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sabretmeleri, kötülüğü<br />
iyilikle savmaları ve kendilerine nzık olarak bahşettiğimiz nimetlerden infakta<br />
bulunmalarından dolayı mükâfatlarını iki kat olarak vereceğimiz kimseler, işte<br />
onlardır. Onlar ki, boş ve anlamsız sözler işittikleri zaman, ondan hemen yüz<br />
çevirip, &#8216;Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz sizedir. Size selâm olsun,<br />
bizim câhillerle işimiz yok!&#8217; derler.&#8221;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Habeşistan<span>  </span>Necâşİsi ve<span> <br />
</span>arkadaşları<span>  </span>hakkında<span>  </span>nazil<span> <br />
</span>olan Mâide suresi 82. âyeti de, bu hususu açıkça ortaya koymakta­dır. Bu<br />
âyette, mü&#8217;mirilere aşırı düşmanlık bakımından, yahudiler, putlara tapan<br />
müşriklerle bir tutulmuştur. Hattâ mü-fessirler, âyette önce yahudilerin<br />
zikredilmesinden hareketle, onların düşmanlığının müşriklerin düşmanlığından<br />
daha fazla olduğunu kabul etmişlerdir,<a href="#_ftn109" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[109]</span></span></span></span></a><br />
Âyetin devamında, mü&#8217;minlere sevgi besleme bakımından en yakın olanların ise,<br />
hıristiyanlar olduğu belirtilmiş, bu sempatinin sebebi olarak da içlerindeki<br />
âlim, keşiş ve rahiplerin bulunması gösterilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Bütün insanlar<br />
içinde, mü&#8217;minlere en çok düşmanlık besle­yenlerin,<span>  </span>Yahudiler ve Allah&#8217;a ortak koşan müşrikler<br />
olduğunu kesinlikle göreceksin. Ve bütün insanlar içinde inananlara en çok<br />
dostluk ve sevgi besleyenlerin ise<span>  </span>&#8216;Biz<br />
hıristiyanlanz&#8217; diyenler olduğunu göreceksin. Gerçek böyledir; çünkü,<br />
hıristiyanlar ara­sında, Öyle keşişler ve rahipler vardır ki, onlar kibire<br />
kapılmamış­lardır. Onlar, bu Rasüle (Hz. Muhammed&#8217;e) indirileni dinledikle­rinde,<br />
ondaki hakikatin bir kısmını tanıdıklarından, gözlerinden yaşlar boşaldığını<br />
görürsün. Onlar, &#8216;Ey Rabbimiz, biz inanıyoruz. Öyleyse<span>    </span>bizi,<span>   <br />
</span>hakikate<span>   </span>şahitlik<span>   </span>yapanlar<span>  <br />
</span>ile<span>    </span>birlikte<span>    </span>yaz. Rabbimizin bizi sâlihler arasına<br />
katmasını o kadar arzuladığımız halde, nasıl olur da Allah&#8217;a ve bize indirilen<br />
hakikâte iman etme­yiz. &#8216; dediler. Ve bu inançları karşılığı, Allah, onlan,<br />
mesken edi­necekleri, içinden ırmaklar akan cennet bahçeleriyle<br />
mükâfatlan-dıracaktır. Bu, iyilik yapanların ödülüdür. Hakikati inkâra ve me­sajlarımızı<br />
yalanlayanlara gelince, onlar ateşe atılacaklardır.&#8221;<a href="#_ftn110" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[110]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">N. İnciller</span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hıristiyanların kutsal<br />
kitabı Ahd-i Cedid, başta dört incil olmak üzere 27 kitaptan meydana<br />
gelmektedir. Her biri başka bir şahıs tarafından yazılmış olan dört İncil, yazarlarına<br />
göre isimlendirilmiştir. Bilinen gerçeklere göre Hz, İsa (a.s.), üç yıllık<br />
davet döneminde kendisine vahyedilen İncil&#8217;i ne bizzat yazmış ne de kâtiplere<br />
yazdırmıştır. Onun kısa süren tebliğ süresinde yaptığı, belde belde dolaşarak<br />
konuşmalar yapmak ve kendisine bildirilen gerçekleri sözlü olarak açıklamak<br />
olmuştur. Onun ve­fatından sonra ise havarilerin en Önemli işleri ondan<br />
dinledikle­rini neşretmek olmuştur. Bu süreç içerisinde havariler veya on­ların<br />
talebeleri, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m hayatı, davranışları ve mucizele­rini de<br />
anlatmışlar, Hz. İsa (a.s.)&#8217;dan duyduklarıyla birlikte hafı-zalarındaki bu<br />
hatıraları da kayda geçirmişlerdir. Diğer bir ifa­deyle, onlardan her biri bir<br />
İncil yazmış, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m mesajını kendi anladığı biçimde yorumlamıştır.<br />
Bunun neticesinde çok sayıda İncil ortaya çıkmıştır. Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın Arâmice<br />
konuştuğu kabul edilir; ancak altmıştan fazla İncil arasından seçilerek Ahd-i<br />
Cedid&#8217;e konulan dört İncil dahi Yunanca olarak kaleme alın­mıştır. Anlaşılacağı<br />
gibi, înciller, İslâmî ilimler içinde, Rasülullah (s.a.v.)&#8217;in hayatını konu<br />
alan, Siyer kaynaklarına benzer. Her biri, müellifinin damgasını taşıyan Hz.<br />
İsa (a.s.)&#8217;m biyografisi durumundadır.<a href="#_ftn111" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[111]</span></span></span></span></a> Bu<br />
İnciller arasında aynı konular­da aktarılan bilgiler arasında önemli zıtlıklar<br />
bulunmaktadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İslama göre,<br />
hırisuyanların muteber saydığı dört İncil&#8217;in veya aralarından herhangi birinin<br />
Hz. İsa (a.s.)&#8217;a nispet edilmesi mümkün değildir. Bu İnciller, Hz. İsa (a.s.)&#8217;m<br />
refinden uzun süre sonra bâzı din adamları tarafından, bir bakıma hatırat<br />
nev&#8217;inden kaleme alınmıştır. Hatta onların havarilere nispeti de doğru<br />
değildir.<a href="#_ftn112" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[112]</span></span></span></span></a> Hz. İsa (a.s.)&#8217;m<br />
mesajının bu kitaplarda tahrif edildiğinin kesin delili, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
verilen bilgilerle zıtlık­lar arzetmeleridir. Kur&#8217;ân, Hz. İsa (a.s.)&#8217;i tevhid<br />
inancını yerleş­tirmeye çalışan bir peygamber olarak tanıttığı halde, İnciller<br />
cisme bürünmüş ilâhî kelâm ve tanrı olarak takdim etmektedir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
Hz.İsa (a.s.)&#8217;ın çarmıha gerilmediği kesin ola­rak bildirilirken, İnciller&#8217;de<br />
onun ne şekilde çarmıha gerilmiş olduğu tafsilatıyla anlatılmaktadır. Kur&#8217;ân&#8217;a<br />
göre Hz. İsa (a.s.), kendisinden sonra gelecek Ahmed ismindeki peygamberi müjde­lediği<br />
halde, İnciller&#8217;in müellifleri kasdî olarak bu müjdeyi çı­karmışlar ve<br />
Rasülullah (s.a.v.)le ilgili diğer müjdeleri de anla­şılmaz hâle getirmeye<br />
çalışmışlardır.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn113" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[113]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal"> </p>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-isa-a-s-hayati/6693">HZ.İSA (A.S.) HAYATI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ. ZEKERİYÂ (A.S.) HAYATI KISSASI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-zekeriya-a-s-hayati-kissasi/6691</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6691</guid>

					<description><![CDATA[<p>YİRMİDÖRDÜNCÜ BÖLÜM&#8230; 1 HZ. ZEKERİYÂ (A.S.) 1 Hz. Zekeriyâ (A.S.)&#8217;In Şehadeti 3       YİRMİDÖRDÜNCÜ BÖLÜM   HZ. ZEKERİYÂ (A.S.)   Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de tanıtılan Benî İsrail peygamberlerinden olan Hz. Zekeriyâ (a.s.), Hz. İsa (a.s.)&#8217;ın teyzesinin kocasıdır. Öm­rünü Allah&#8217;a davet yolunda ve Mescid-i Aksâ&#8217;ya hizmet ile geçir­miş, bu arada Hz. Meryem&#8217;in bakımını üslenmiştir. İbn İshak &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-zekeriya-a-s-hayati-kissasi/6691">HZ. ZEKERİYÂ (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoToc1"><a></a><span></span><a href="#_Toc111098143"><span><b><span style="text-decoration:none;">YİRMİDÖRDÜNCÜ<br />
BÖLÜM</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>&#8230; </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><span></span><a href="#_Toc111098144"><span><b><span style="text-decoration:none;">HZ. ZEKERİYÂ (A.S.)</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098145"><span><b><span style="text-decoration:none;">Hz. Zekeriyâ (A.S.)&#8217;In Şehadeti</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">3</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span></span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">YİRMİDÖRDÜNCÜ BÖLÜM</span></a></span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a></a><a><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">HZ.<br />
ZEKERİYÂ (A.S.)</span></span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
tanıtılan Benî İsrail peygamberlerinden olan Hz. Zekeriyâ (a.s.), Hz. İsa<br />
(a.s.)&#8217;ın teyzesinin kocasıdır. Öm­rünü Allah&#8217;a davet yolunda ve Mescid-i<br />
Aksâ&#8217;ya hizmet ile geçir­miş, bu arada Hz. Meryem&#8217;in bakımını üslenmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbn İshak ve diğer<br />
tarihçilerin naklettiğine göre, İsrailoğul-lan&#8217;nin Bâbil&#8217;den Filistin ve<br />
Suriye&#8217;ye dönüşleri ve işlerinin yolu­na girmesinin ardından, Cenab-ı Hak,<br />
onlara bâzı peygamberler göndermiştir. Ancak İsrailoğulları, bu peygamberlere<br />
düşman kesilmişler ve onları yalanlamışlar; hattâ içlerinden bâzılarını<br />
öldürmüşlerdir. Allah Teâlâ&#8217;nm İsrailoğulları içinden son pey­gamberler olarak<br />
Hz. Zekeriyâ (a.s.), Hz. Yahya (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)&#8217;ı göndermesine kadar<br />
böyle devam etmiştir.<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a><br />
Kur&#8217;ân-ı Ke­rim&#8217;de de bu hususa işaret edilerek şöyle buyrulmakta-dır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Andolsun ki,<br />
Musa&#8217;ya o kitabı verdik. Ve ondan sonra birbi­ri ardınca peygamberler<br />
gönderdik. Meryem oğlu İsa&#8217;ya da açık mucizeler verdik. Ve onu Ruhülkudüs ile<br />
te&#8217;yid ettik. Ey Yahudiler! Her peygamber size, nefislerinizin istemediği<br />
şeyleri getirdiği za­man, büyüklük taslayıp, bir kısmını yalanlıyor, bir<br />
kısmını da öl­dürüyor musunuz? &#8216;Kalplerimiz perdelenmiştir&#8217; dediler. Hayır,<br />
Allah, onlan inkârlarından dolayı lânetlemiştir. Ne de az iman ederler. &#8220;<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.)<br />
neslinden olan Hz. Zekeriyâ (a.s.)&#8217;m babasının adı Berahya&#8217;dır. Kaynaklar,<br />
Filistin&#8217;in Roma İmpara-torluğu&#8217;nun bir eyâleti olduğu dönemde Kudüs&#8217;te yaşayan<br />
Hz. Zekeriyâ (a.s.)&#8217;m doğumu ve gençlik yıllan hakkında bilgi ver­memişlerdir.<br />
Fâkur kızı İyşâ (Elizabet) adındaki bir kadınla evle­nen ve Rasülullah<br />
(s.a.v.)&#8217;in bildirdiğine göre geçimini marangoz­lukla sağlayan Hz. Zekeriyâ<br />
(a.s.),<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a><br />
Cenab-ı Hak tarafından pey-gamber olarak görevlendirilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Zekeriyâ, Yahya,<br />
îsa ve îlyas&#8217;ı da hidâyete erdirdik. Hepsi de sâlih kullanmızdandı.<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Zekeriyâ,<br />
Beytülmakdis/Mescid-i Aksâ&#8217;nm imamlığını yürütüyordu.<span>  </span>Bu<span> <br />
</span>görevi<span>  </span>sırasında,<span>  </span>baldızı<span> <br />
</span>Hanne&#8217;nin Mescid-i Aksâ&#8217;nm hizmetine adadığı kızı Hz. Meryem&#8217;i<br />
himayesine aldı. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;e hitaben, Hz. Mer­yem&#8217;in<br />
din adamlarından hangisine bırakılacağı hususunda çe­kilen kur&#8217;aya işaret<br />
edilerek şöyle denilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Bu, sana<br />
vahyettiğimiz gayb haberlerindendir: Meryem&#8217;e hangisi kefil olacak diye<br />
kalemlerim atarlarken sen yanlarında değildin, tartışırlarken de orada<br />
bulunmadın.<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Zekeriyâ (a.s.),<br />
Hz. Meryem&#8217;i böylece mâbedde iyi bir şekilde yetiştirdi. Ona büyük değer verip,<br />
yetişmesine büyük itina gösterdi. Rahat bir şekilde İbâdet edebilmesi için ona<br />
ayn bir oda, bir mihrap tahsis etmişti. Onun mihrabına<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a> her<br />
girişin­de, yanında çeşitli yiyecek maddeleri görür, ona bunların nere­den<br />
geldiğini sorardı. Hz. Meryem ise, bunların Allah tarafından gönderildiğini<br />
söylerdi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Rabbi onu<br />
(Meryem&#8217;i) güzel bir surette kabul buyurdu. Ve onu güzel bir surette<br />
yetiştirdi. Onu, Zekeriyâ&#8217;nın himayesine bı­raktı. Zekeriyâ mihraba onun yanına<br />
her girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. &#8216;Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?&#8217;<br />
diye so­rardı, O da: &#8216;Bu, Allah&#8217;ın katındandır.&#8217; cevabını verirdi. Doğrusu<br />
Allah dilediğini hesapsız nzıklandırır.<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Meryem&#8217;i<br />
himayesine alan Hz. Zekeriyâ (a.s.). kendisi de bir çocuk sahibi olmayı çok<br />
istiyor, bunun için sürekli Allah&#8217;a yalvarıyordu. Evliliğinin üzerinden uzun<br />
yıllar geçmesine rağ­men, hanımının kısırlığı yüzünden bir türlü çocuk sahibi<br />
olama­sa da duadan vazgeçmiyordu. Allah&#8217;tan kendisine dâvasını yürü­tecek sâlih<br />
bir evlât vermesini istemeye devam etti. Her şeye ka­dir olan Allah&#8217;tan ümidini<br />
kesmedi, Kısır olan hanımı gibi kendi­si de çok yaşlandığı halde, bu duasını<br />
dilinden düşürmüyor, kendisine hayırlı halef olacak bir çocuk istiyordu. Bu<br />
arada Hz. Meryem&#8217;i himayesine alması ondaki bu çocuk özlemini daha da<br />
artırmıştı. Rivayete göre, Hz. Meryem&#8217;e mevsimleri dışında lütfedilen çeşitli<br />
meyveler, ona Cenab-ı Hakk&#8217;ın sonsuz kudretini tek­rar hatırlatmış, Allah&#8217;ın<br />
kendilerine her halükârda bir çocuk vermeye muktedir olduğunu düşündürerek<br />
ondaki çocuk ümi­dini daha da artırmıştı. Hz. Meryem&#8217;e çeşitli rızklar gönderen<br />
Allah&#8217;ın, istediği takdirde kendisine de bir çocuk lütfedeceğinden şüphesi<br />
yoktu. Çok yaşlanmış olduğu halde, ailesini temsil ede­bilecek hayırlı bir<br />
evlât istiyor, duasını ısrarla devam ettiriyordu. Nihayet Cenab-ı Hak,<br />
beklediği müjdeyi ona namaz kılmakta olduğu bir sırada ulaştırdı. Gönderdiği<br />
melek vasıtasıyla, kendi­sine iffet sahibi, efendi ve sâlihlerden bir oğul<br />
vereceğini ve onu ileride peygamber yapacağını müjdeledi. Beklenen bu müjde,<br />
ısrarla bir çocuk vermesi için Allah&#8217;a yalvarmasına rağmen, Hz. Zekeriyâ<br />
(a.s.)&#8217;ı yine de hayrete düşürmüştü. Çünkü, hanımının kısırlığı yanında, her<br />
ikisi de rivayetlere göre 90 yaşını aşmış bulunuyorlardı. Bu yüzden tereddüdünü<br />
gidermek için Cenab-ı Hak&#8217;tan kendisine çocuğu olacağını gösteren bir alâmet<br />
verme­sini istedi. Ona delil olarak, üç gün boyunca insanlarla konuşa­mayacağı,<br />
bu süre boyunca onlarla ancak işaretle anlaşabileceği bildirildi ve bu süre<br />
içinde zikir ve teşbihle meşgul olması emre­dildi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Rabbi onu<br />
(Meryem&#8217;i) güzel bir surette kabul buyurdu. Ve onu güzel bir surette yetiştirdi<br />
Onu Zekeriyâ&#8217;nın himayesine bı­raktı. Zekeriyâ mihraba onun yanına her<br />
girişinde, yanında bir yiyecek bulurdu. &#8216;Ey Meryem! Bu sana nereden geldi?&#8217;<br />
diye so­rardı. O da&#8217; Bu, Allah&#8217;ın katındandır.&#8217; cevabını verirdi. Doğrusu Allah<br />
dilediğini hesapsız rızıklandırır. îşte orada Zekeriyâ Rabbine duâ etti: &#8216;Ya<br />
Rab! Bana kendi katından temiz bir nesil bahşet; şüphesiz sen duayı işitirsin!<br />
&#8216;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Zekeriyâ Mâbed&#8217;de<br />
namaz kılarken melekler ona seslendi­ler: &#8216;Allah sana kendi emriyle vücut bulan<br />
İsa&#8217;yı tasdik eden, efendi, iffetli ve sdlihlerden bir peygamber olan Yahya&#8217;yı<br />
müjde­ler. &#8216; Zekeriyâ şöyle dedi: &#8216;Ya Rab! Ben artık iyice kocamış, kanm da<br />
kısırken nasıl oğlum olabilir?&#8217; Allah, &#8216;Bu böyledir, Allah diledi­ğini yapar.&#8217;<br />
dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Zekeriyâ, &#8216;Ya Rab!<br />
Bana bir alâmet ver.&#8217; dedi. Allah, &#8216;Alâme­tin, üç gün, işaretle anlaşma dışında<br />
insanlarla konuşmamandır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rabbini çokça an,<br />
akşam sabah O&#8217;nu teşbih et&#8217; dedi.<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah Teâlâ, hiç bir<br />
kimse fazlından ve rahmetinden ümit kesmesin diye, Peygamberimiz (s.a.v)&#8217;e,<br />
ashabına Hz. Zekeriyâ (a.s.)&#8217;ın kıssasını anlatmasını emretmişti. Çünkü onun<br />
başından geçenler, en olumsuz şartlar içinde dahi Allah&#8217;tan ümit kesil­memesi<br />
gerektiğini, Allah&#8217;ın yardımı geldiğinde de, en zor şeyle­rin hemen<br />
oluverdiğini açıkça gösteriyordu. Çünkü Hz. Zekeri-yâ (a.s.) çok yaşlı, hanımı<br />
da onun gibi yaşlı ve üstelik kısır olduğu halde, Allah onlara nur topu gibi<br />
bir oğul ihsan etmişti:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ey Muhammedi Bu,<br />
Rabbinin kulu Zekeriyâ&#8217;ya olan rahme­tini anmadır. Hani bir vakit, Zekeriyâ<br />
Rabbine içinden gizlice yal­varmış, şöyle demişti: &#8216;Rabbim! Gerçekten<br />
kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Rabbim, ben sana ne duâ etmişsem,<br />
bedbaht ve mahrum olmadım. Doğrusu ben, benden sonra yerime geçecek ya­kınlarımın<br />
iyi hareket etmeyeceklerinden korkuyorum. Karım da kısırdır. Katından bana bir<br />
oğul bağışla ki, bana ve Yakub oğulla­rına mirasçı olsun. Rabbim! onu, nzanı<br />
kazananlardan eyle&#8221;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah, &#8216;Ey Zekeriyâ!<br />
Sana, Yahya isminde bir oğul müjdeli­yoruz. Bu ismi daha önce kimseye<br />
vermemiştik.&#8217; buyurdu. Zekeriyâ, &#8216;Rabbim! Karun kısır, ben de son derece<br />
kocamışken nasıl oğlum olabilir?&#8217; dedi. Allah, &#8216;Rabbin böyle buyurdu. Bu, ba­na<br />
kolaydır, nitekim daha önce sen hiç bir şey değilken seni yaratmıştım.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Zekeriyâ, &#8216;Rabbim!<br />
Öyleyse çocuğumun olacağına dair bana bir alâmet ver!&#8217; dedi. Allah, &#8216;Senin<br />
alâmetin, sağlam ve sıhhatli olduğun halde üç gün üç gece insanlarla<br />
konuşmamandır.&#8217; bu­yurdu. Zekeriyâ bunun üzerine Mâbed&#8217;den çıkıp kavmine,<br />
&#8216;Sabah akşam Allah&#8217;ı teşbih edin!&#8217; diye işarette bulundu.<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yüce Allah, sevgili<br />
Rasülü Hz. Zekeriyâ {a.s.)&#8217;in duasını ka­bul ettiğini, kendisine ihlâs ile<br />
itaat eden ve ümidini yitirmeksi­zin yakarışlarını devam ettiren bu sevgili<br />
kulunun eşini doğum yapacak hale getirerek onlara erkek bir çocuk lütfettiğini<br />
bir başka yerde şöyle açıklamaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Zekeriyâ&#8217;yı da<br />
hatırla! O, bir vakit Rabbine, &#8216;Rabbim! Beni evlâtsız tek başıma bırakma. Sen<br />
vârislerin en hayırlısısın.&#8217; diye nida etmişti. Biz de duasını kabul ederek,<br />
ona Yahya&#8217;yı bahşet­miş, eşini ıslah edip doğum yapacak hâle getirmiştik.<br />
Doğrusu onlar iyi işlerde yanşıyorlar, korkarak ve umarak bize<br />
yalvarıyor-lardı. Bize, huşu ile itaat ederlerdi.&#8221;<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a><span>   </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">Hz. Zekeriyâ<br />
(A.S.)&#8217;In Şehadeti</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Zekeriyâ<br />
(a.s.)&#8217;ın, oğlu Yahya&#8217;nın doğumundan sonraki yıllarını nasıl geçirdiğine dâir<br />
pek bilgi yoktur. Kendisi gibi pey­gamber olarak görevlendirilen oğlu Hz. Yahya<br />
(a.s.)&#8217;m bu görev dolayısıyla öldürülmesi, şüphesiz bu ihtiyar babayı çok üzmüş<br />
olmalıdır. Bu katillerin kendisini de öldüreceğini bilen Hz. Zekeriyâ (a.s.),<br />
bu üzüntüyle şehirden kaçmış, Mescid-i Aksâ&#8217;nm yakınındaki bir bahçeye<br />
sığınarak, ikiye ayrılmış bir ağacın ko­vuğuna gizlenmişti. Rivayete göre,<br />
şeytanın ihbarı sonucu onun gizlendiği ağaca gelen düşmanları, ağacı kesmek<br />
suretiyle onu şehid ettiler.<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a> Yine<br />
sevgilisinin isteğini geri çeviremeyen Kral Hirodes tarafından önce hapse<br />
atıldığı sonra başının kestirildiği de söylenmektedir.<a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a> Onun<br />
şehâdeti, Hz.İsa (a.s.)&#8217;m refinden 2,5 yıl önce vuku bulmuştur.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn13" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Salebi, 370.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bakara sûresi, 2/87-88.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Müslim, Fezâİl, 45; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 296.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> En&#8217;am sûresi, 6/85.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Âl-i Imrân sûresi, 3/44.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Söylendiğine göre, Hz. Zekeriyâ (a.s.),<br />
Beytülmakdis&#8217;de Hz. Meryem için bir mihrap yani merdivenle çıkılan bir oda<br />
yapmıştı. O, her gün oraya Meryem için yiyecek ve içecek götürürdü; oraya ondan<br />
başkası çıkamazdı (Salebi, 373}. Buranın bir mescid olduğu da söylenmiştir.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Âl-i imrân sûresi, 3/37.<span>  </span>Hz.Meryem&#8217;e verilen bu yiyecek maddeleri<br />
hakkındaki görüşlere, onunla ilgili bölümde işaret edilecektir.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Âl-i İmrân sûresi, 3/37-41. Luka incilinde, Kur&#8217;ân&#8217;da<br />
verilen bu bilgilere çok yakın bir anlatım vardır: Orada bildirildiğine göre,<br />
Hz. Zekeriyâ (a.s.), kahinlik hizmeti sırası ailesine geçince, âdet üzere<br />
Mâbed&#8217;e girip buhur yakmak ister. Ce­mâatin buhur saatinde dışarıda dua etmekte<br />
olduğu bir sırada mabede giren bir melek, buhur mezbahınm sağında görünür.<br />
Kendisinden korkan Hz. Zekeriyâ (a.s.)&#8217;a, duasının Rabbi tarafından kabul<br />
edildiği, karısı Elizabet&#8217;in bir oğul doğu­racağı müjdesini verir ve oğluna<br />
Yahya adını vermesini söyler. Onun doğmasın­dan sonra sevineceğini, halkın bir<br />
kısmının da bu doğumdan memnun kalacağı­nı, doğacak çocuğun Rabbin gözünde<br />
büyük olacağını, şarap ve içki içmeyeceğini ve daha anasının karnında<br />
Ruhülkudüs ile dolu olacağını haber verir. İsrail oğullan&#8217;ndan birçoğunu Rabbin<br />
yoluna çevireceğini söyler. Hz. Zekeriyâ (a.s.)&#8217;m kendisinin ve karısının yaşlılığını<br />
hatırlatarak, bunların olacağına dair bir alâmet istemesi üzerine, Cebrail<br />
olduğunu açıklayan bu melek, verdiği haberlere inanmadığını ve bu yüzden ceza<br />
olarak, bu olayların meydana gelmesine kadar dilinin tutulacağını söyler. Bu<br />
sırada mâbedden çıkan Hz. Zekeriyâ (a.s.), içeride kalışının uzamasından<br />
hayrete düşen halka bir şey söyleyemez. Bunun üzerine halk, onun içerde bir<br />
rü&#8217;yet gördüğünü anlar (Luka, 1/5-23).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Meryem sûresi, 19/2-11.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Enbiyâ sûresi, 21/89-90.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 566-570.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Salebi, 380 -381.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Mevdûdî, Tefhim, I, 478.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn13">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları:<span>  </span>570.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-zekeriya-a-s-hayati-kissasi/6691">HZ. ZEKERİYÂ (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ. SÜLEYMAN (A.S.) HAYATI KISSASI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-suleyman-a-s-hayati-kissasi/6689</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6689</guid>

					<description><![CDATA[<p>ONDOKUZUNCU BÖLÜM&#8230; 1 HZ. SÜLEYMAN (A.S.) 1 A. Hükümdarlık Ve Peygamberlikte Babasına Vâris Olması 1 B. Hz. Süleyman (A.S.)&#8217;a Verilen Mucizeler. 2 1. Rüzgârın Onun Enirine Verilmesi 2 2. Bakır Madeninin Su Gibi Akıtılması 3 3. Kuşların ve Diğer Canlıların Dilinin Öğretilmesi 3 4. Cinlerin İtaat Etmesi 4 5. Şeytanların Boyun Eğmesi 5 C. Hz. &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-suleyman-a-s-hayati-kissasi/6689">HZ. SÜLEYMAN (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoToc1"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span></span></span></span></a><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097456"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">ONDOKUZUNCU<br />
BÖLÜM</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>&#8230; </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097457"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">HZ. SÜLEYMAN<br />
(A.S.)</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097458"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">A.<br />
Hükümdarlık Ve Peygamberlikte Babasına Vâris Olması</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097459"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">B. Hz.<br />
Süleyman (A.S.)&#8217;a Verilen Mucizeler</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">2</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097460"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">1. Rüzgârın<br />
Onun Enirine Verilmesi</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">2</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097461"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">2. Bakır<br />
Madeninin Su Gibi Akıtılması</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">3</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097462"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">3. Kuşların<br />
ve Diğer Canlıların Dilinin Öğretilmesi</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">3</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097463"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">4. Cinlerin<br />
İtaat Etmesi</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">4</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097464"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">5.<br />
Şeytanların Boyun Eğmesi</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">5</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097465"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">C. Hz.<br />
Süleyman (A.S.)&#8217;ın Atları</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">5</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097466"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">D.<br />
Ordusu-Sebe Melikesi İle İlişkiler</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">6</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097467"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">E. Hz.<br />
Süleyman (A.S.)&#8217;ın İmtihana Tâbi Tutulması</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">9</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097468"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">F. Hz.<br />
Süleyman (A.S.)&#8217;ın Vefatı</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">10</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097469"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">G. Ehli<br />
Kitab&#8217;ın Hz. Süleyman (A.S.)&#8217;ın Peygamberliğini İnkârı</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">11</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097470"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">H. Hz.<br />
Süleyman (A.S.)&#8217;ın Üç Duası</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">12</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">ONDOKUZUNCU<br />
BÖLÜM</span></a></span></span></span></span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"><span> </span></span></p>
</p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">HZ. SÜLEYMAN (A.S.)</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">A. Hükümdarlık Ve Peygamberlikte Babasına Vâris Olması</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.),<br />
Kur&#8217;ân-i Kerim&#8217;de 16 âyette ismen zik­redilmekte, onun kıssası, Enbiyâ, Neml,<br />
Sebe ve Sâd surelerin­de, çeşitli yönleriyle anlatılmaktadır.<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a> O,<br />
babası Hz. Dâvud (a.s.) gibi, İsrailoğulları peygamberlerinin büyüklerinden<br />
biridir ve ona da peygamberlikle beraber hükümdarlık verilmiştir. Hem de o-nun<br />
saltanatı, babasının saltanatından daha güçlü olmuştur. Duasının kabul<br />
edilmesiyle ona verilen hükümranlığın ne önce ne de sonra, hiç bir hükümdara<br />
verilmediği kabul edilmektedir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Aynı zamanda bir kral<br />
olan Hz. Davud (a.s.), vefatından önce, tahtını küçüklüğünden itibaren ilmi,<br />
hikmeti ve dâvaları çözme konusundaki kabiliyetiyle temayüz eden küçük oğlu Hz.<br />
Süleyman (a.s.)&#8217;a vasiyet etmişti. Yukarıda geçtiği şekilde o, bu kabiliyeti<br />
sayesinde, babasına getirilen üç dâvada, ondan daha isabetli kararlar<br />
verebilmişti. Halbuki, babası Hz, Davut (a.s.) da onun gibi ilim ve hikmet<br />
sahibi bir peygamber idi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Andolsun ki,<br />
Davud&#8217;a ve Süleyman&#8217;a ilim verdik. İkisi, &#8216;Bizi rnü&#8217;min kullarının çoğundan<br />
üstün kılan Allah&#8217;a hamdolsun!&#8217; de­diler.!<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m,<br />
babasının vârisi oluşu, sadece pey­gamberlik ve hükümdarlık hususunda olup<br />
servetiyle alâkalı değildir. Çünkü intikal eden servet olsaydı, Hz. Dâvud<br />
(a.s.)&#8217;m başka çocukları da vardı, onların da mirasçı olmaları gerekirdi.<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a><br />
Dolayısıyla, burada Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;in açıkladığı peygam­berlerin<br />
vârislerine maddi miras bırakmadıkları kaidesine<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a> zıt<br />
bir durum söz konusu değildir. Onun devraldığı miras, &#8220;Ey Dâvud! Biz seni<br />
yeryüzünde halife yaptık. O halde insanlar arasında hak ve adaletle hükmet.<br />
Hevâ ve hevese uyma!&#8221;<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a><br />
âyetinde işaret edi­len, insanlar arasında hak ve adaletle idarede bulunmak<br />
için onun yerine geçmek, peygamberlik, hâkimiyet ve siyâsette yerini tutmaktır.<br />
Bu makam, rivayete göre Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;m ondokuz oğlu arasından en küçükleri<br />
olan Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a lütfedilmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yüce Allah, Hz.<br />
Süleyman (a.s.)&#8217;m peygamberliği ve ona da vahiy gönderdiği hakkında şöyle<br />
buyurmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Şüphesiz ki biz,<br />
Nuh&#8217;a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik.<br />
İbrahim&#8217;e, İsmail&#8217;e, İshak&#8217;a, Yakub&#8217;a, torunlarına, İsa&#8217;ya, Eyyüb&#8217;a, Yunus&#8217;a,<br />
Harun&#8217;a ve Sü­leyman&#8217;a da vahyettik. Davud&#8217;a Zebur&#8217;u verdik.&#8221;<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Biz, İbrahim&#8217;e,<br />
İshak&#8217;ı ve Yakub&#8217;u bahşettik. Ve hepsini doğru yola sevk ettik. Daha önce Nuh&#8217;u<br />
ve soyundan olan Davud&#8217;u, Süleyman&#8217;ı, Eyyüb&#8217;u, Yusufu, Musa&#8217;yı ve Harun&#8217;u da<br />
doğru yola sevk etmiştik. İşte biz, iyilikte bulunanları böyle mükâ­fatlandırırız.&#8221;<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.),<br />
Yüce Allah tarafından kendisine lütfe­dilen peygamberlik görevi yanında,<br />
babasından devraldığı hü­kümdarlık vazifesini de M.Ö.965-926 yılları arasında<br />
40 yıl de­vam ettirdi. Onun ülkesi, o dönemde İsrailoğulları&#8217;na vaat edilen<br />
topraklar olan Filistin, Ürdün ve Suriye&#8217;yi içine alıyor, bir taraf­tan Fırat&#8217;a<br />
diğer taraftan Mısır sınırlarına uzanıyordu.<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.),<br />
babasının vasiyetine uyarak, hüküm­darlığının dördüncü yılında, babası<br />
tarafından başlatılan Beytül-makdis&#8217;in yarım kalan inşaatını yeniden başlattı.<br />
Büyük para harcayarak inşaatı yedi sene sonra tamamladı.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn9" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></a></span> </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">B. Hz. Süleyman (A.S.)&#8217;a Verilen Mucizeler</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">1. Rüzgârın Onun Enirine Verilmesi</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman, Allah<br />
Teâlâ&#8217;dan, kendisine bir başka insana vermeyeceği bir saltanat hibe etmesini<br />
istemişti. Onun duasını kabul eden Yüce Allah, ondan başka hiçbir insana<br />
lütfetmediği bâzı imkânları ve bu imkânların meydana getirdiği eşsiz bir sal­tanatı<br />
ona verdi, ona bahşedilen beşer üstü imkânlardan, yâni mucizelerden biri,<span>  </span>rüzgârın<span> <br />
</span>onun emrine verilmesiydi.<span>  </span>Enirine<br />
verilen bu rüzgâr onun istediği yönde esiyor, onu ve kalabalık ordusunu<br />
istediği yere taşıyordu. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, bu rüzgâ­rın, bir günde, kervan<br />
yolculuğuyla bir aylık bir mesafeye gidip-döndüğü bildirilmiştir ki, bu mesafe<br />
yaklaşık olarak 1800 km. tutmaktadır.<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a><br />
Kur&#8217;ân&#8217;da, sadece rüzgârın hızından bahsedilmiş, ancak rüzgâr vasıtasıyla<br />
yolculuğun ne şekilde yapıldığı, hava­dan balon veya uçak şeklinde bir vasıta<br />
ile mi, yoksa denizden rüzgârın sürüklediği yelkenli gemilerle mi olduğu hususu<br />
açık­lanmamıştır. Bu yolculukla ilgili bir takım tahminler yapılmış, onun ve<br />
askerinin üzerinde uçtuğu ahşap tahtlardan ve uçan halılardan<span>  </span>bahsedilmiştir.<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a><br />
Ancak bunlar çeşitli yorumlardan ibarettir, doğrusunu ancak Allah bilir.<br />
Zamanımız müfessirlerin-den Mevdûdî, bu yolculuğu deniz yolculuğu olarak<br />
düşünmüş­tür. Ona göre rüzgâr, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m istediği yönde, onun<br />
gemilerinin gideceği İstikâmette esmiştir. O, bu sayede, güçlü bir deniz<br />
ticaret filosu kurmuş, rüzgâr sayesinde, bir aylık mesafele­re deniz seferleri<br />
düzenleyebilmiştir.<a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a><br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217; de, rüzgâ­rın Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m emrine verilmesi konusuna<br />
üç yerde işaret edilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Süleyman,<br />
&#8216;Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kim­senin ulaşamayacağı bir<br />
hükümranlık ver; Sen şüphesiz, dâima bağışta bulunansın!&#8217; dedi. Bunun üzerine<br />
biz de, rüzgârı onun emrine vermiştik. Rüzgâr, onun emriyle, istediği yere<br />
kolayca e-ser giderdi.<a href="#_ftn13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Süleyman için<br />
de, şiddetli rüzgârı onun emrine boyun eğ­dirdik ki, onun emriyle rüzgâr,<br />
bereketli kıldığımız beldelere eser­di. Biz, her şeyi biliriz.&#8221;<a href="#_ftn14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">2. Bakır Madeninin Su Gibi Akıtılması</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de Hz.<br />
Süleyman (a.s.)&#8217;ın emrine verilen rüz-gârdan bahsedilen ve bu rüzgâr sayesinde<br />
bir günde bir ay­lık mesafeye gidip döndüğü bildirilen üçüncü yerde, onun için<br />
ayrıca bakır madeninin de su akar gibi akıtıldığına işaret edil­mektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Rüzgârı da<br />
Süleyman&#8217;ın emrine verdik. O, rüzgâr estiğinde, sabahleyin bir aylık yola<br />
gider, akşamleyin bir aylık yoldan geri dönerdi. Süleyman için erimiş bakırı,<br />
kaynağından su akar gibi akıttık.&#8221;<a href="#_ftn15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu bakır mâdeni<br />
sayesinde Hz. Süleyman (a.s.}, bina inşâ­atı ve gemi yapımı hususunda da ileri<br />
bir seviyede bulunuyordu. Akabe&#8217;deki ocaklardan çıkarılan bakır ve demir<br />
madenlerini e-ritmek ve işlemek için Etsion-Geber&#8217;de yaptırdığı fırın, bu ma­denlerin<br />
kullanıldığı diğer alanlarda olduğu gibi gemi yapımında da önem arz ediyordu.<a href="#_ftn16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></a> Onun<br />
ticaret gemileri, bir taraftan Etsion-Geber&#8217;den hareket ederek Kızıldeniz<br />
üzerinden Yemen&#8217;e ve oradan doğu ve güney ülkelerine gidip geliyor, diğer<br />
taraftan da Akdeniz&#8217;de Batı ülkelerine seferler düzenliyorlardı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m<br />
bu maden fırını, yapılan arkeolojik araştırmalar tarafından da tesbit edilmiş<br />
bulunmaktadır.<a href="#_ftn17" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[17]</span></span></span></span></a> Bu­nun yanında bâzı<br />
muasır müfessirler, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a lütfedilen bu madenin, eritilmiş<br />
bakır değil, petrol kuyuları oldu­ğunu ileri sürmektedirler.<a href="#_ftn18" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[18]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">3. Kuşların ve Diğer Canlıların<br />
Dilinin Öğretilmesi</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah Teâlâ&#8217;mn Hz.<br />
Süleyman (a.s.)&#8217;a bahşettiği mucizeler­den biri de, ona kuşların, hayvanların<br />
ve böceklerin dilini öğret-mesidir. Hz. Süleyman (a.s.), bu mucize sayesinde,<br />
kuşların his­lerini sezecek bir kabiliyetle donatılmış, aynı zamanda kendisine<br />
kuşların tabiatı olan uçma ilmi öğretilmişti.<a href="#_ftn19" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[19]</span></span></span></span></a><br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim, ona kuş dilinin öğretildiğini bildirmekle kalmamış, onun bâzı<br />
kuşlar veya karıncalarla konuşmasına dair örnekler de vermiş­tir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Süleyman Davud&#8217;a<br />
vâris oldu, &#8216;Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden bolca<br />
verildi. Doğrusu bu apaçık bir lûtuftur.&#8217; dedi. &#8220;<a href="#_ftn20" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[20]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">*Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m<br />
kuşlar ve karıncalarla konuştuğu kesin olmakla birlikte, konuşmasının keyfiyeti<br />
hakkında bilgimiz yoktur. Ayet ve hadislerde bu konuşmanın nasıl olduğuna dair<br />
bilgi verilmemiştir. Tefsir, kısas-ı enbiyâ ve tarih kitaplarında, bu konularda<br />
aktarılan rivayetler, bir takım tahminlerden iba­rettir.<a href="#_ftn21" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[21]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onun karıncalarla<br />
konuşmasıyla ilgili olarak Kur&#8217;ân-ı Ke-rim&#8217;de anlatılan en önemli olay,<br />
ordusuyla birlikte karıncaların bol olduğu bir vadiye indiği sırada<br />
gerçekleşmiştir. Şöyle ki, Hz.-Süleyman (a.s.), askeri bir seferi esnasında,<br />
insanlar, cinler ve kuşlardan meydana gelen ordusuyla karıncaların bol olduğu<br />
bir vadiye uğramıştı. Vadiye vardıkları sırada karıncalar arasındaki bir<br />
konuşmaya kulak misafiri oldu. Karıncalardan biri, arkadaş­larına, Hz. Süleyman<br />
(a.s.)&#8217;m ordusuyla birlikte vadiye gelmek üzere olduğunu haber veriyor, onun ve<br />
askerlerinin farkına var­madan<span>  <br />
</span>kendilerini<span>  <br />
</span>çiğneyebileçeklerini<span>  <br />
</span>hatırlatarak<span>   </span>onlardan yuvalarına<br />
girmelerini istiyordu. Bu konuşmayı duyan Hz. Sü­leyman (a.s.), çok memnun oldu<br />
ve kendisine lütfettiği peygam­berlik, hükümdarlık, hayvanların konuşmalarını<br />
anlama kabili­yeti ve diğer nimetlerinden dolayı Cenab-ı Hakk&#8217;a şükretti. İyi<br />
işler yapması hususunda kendisine yardım etmesini ve rahme-tiyle sâlih kulları<br />
arasına katmasını istedi. Kur&#8217;ân-ı Kerim, bu olayı şöyle anlatmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Süleyman&#8217;ın<br />
cinlerden, insanlardan ve kuşlardan meydana gelen ordusu toplandı. Onlar<br />
bölükler halinde dağıtıldı. Sonunda, karıncaların bulunduğu vadiye<br />
geldiklerinde bir karınca, &#8216;Ey ka­rıncalar! Yuvalarınıza girin, aman Süleyman<br />
ve askerleri farkına varmadan sizi ezmesinler!&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Süleyman, karıncanın<br />
sözüne hafifçe güldü ve şöyle dedi: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete<br />
şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak kıl Rahmetinle, beni iyi<br />
kul­larının arasına koy!&#8221;<a href="#_ftn22" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[22]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m,<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de anlatılan Hüdhüd kuşuyla konuşmasını ise, Sebe&#8217; Melikesi&#8217;yle<br />
ilişkilerinden bahse­derken aktaracağız.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn23" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[23]</span></span></span></a></span> </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">4. Cinlerin İtaat Etmesi</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bir grup cin, Allah<br />
Teâlâ tarafından, emirlerini yerine getir­mek üzere, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m<br />
hizmetine verilmişti. Mâhiyet­lerini tam olarak anlamak veya açıklamak biz<br />
insanlar için mümkün olmayan cinlerden bu grup, Cenab-ı Hakk&#8217;m gözeti­minde bulunuyor,<br />
Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a hizmette kusur ettikleri takdirde derhal cezaya<br />
çarptırılıyorlardı. Sanatın sırlarını çok iyi bilen bu cinler, Hz. Süleyman<br />
(a.s.) için, sağlam kale ve binalar, binaları süsleyen ağaç ve çiçek resimleri,<br />
kalabalıklar için yemek pişirilen büyük kazan ve tencereler yaparlardı. Hz.<br />
Süleyman (a.s.)&#8217;m cömertliğinin de bir delili olan bu tencerelerde pişirilen<br />
yemekler binlerce kişiye ikram edilirdi. O da babası Hz. Dâvud (a.s.) gibi, bu<br />
nimetleri veren Allah&#8217;a şükürde kusur etmezdi. Şükrünü hem sözle, hem fiille<br />
îfa eder, bu nimetleri Allah&#8217;ın rızasına uygun şekilde muhtaçlar için sarf<br />
ederdi. Yüce Allah, böyle oldukları halde, yine de Hz. Dâvud (a.s.), ailesini<br />
verdiği nimetle­re karşı hakkıyla şükretmeye çağırıyor, buna muvaffak olanların<br />
azlığını hatırlatıyordu. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m emrine<br />
verilen cinler hakkında şöyle buyurulmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Rabbinin izniyle<br />
cinlerden &#8216;bir kısmı onun emrinde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden çıktıysa,<br />
ona, alev alev yanan ateşin azabını tattıracağız.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Cinler, Süleyman&#8217;ın<br />
istediği gibi saraylar, timsâller, havuz­lar kadar büyük çanaklar ve sabit<br />
kazanlar yaparlardı. Ey Dâvud ailesi! Allah&#8217;ın nimetlerine şükretmek için<br />
çalışın ve unutmayın ki, kullarım içinde hakkıyla şükreden pek azdır.&#8221;<a href="#_ftn24" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[24]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">5. Şeytanların Boyun Eğmesi</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah, şeytanlardan<br />
bir kısmını da Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m hizmetine vermişti. Onlardan bâzıları,<br />
onun için evler ve köşkler, kaleler ve surlar inşâ ediyorlardı. Bir kısmı ise,<br />
denizden kıymet­li taşlar ve İnciler çıkarmak için dalgıçlık yapıyorlardı. Bu<br />
şey­tanlar Allah&#8217;ın gözetimi altında bulunuyor, bozgunculuk yap­maya kalkanlar<br />
şiddetle cezalandırılıyordu:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Dalgıçlık yapan<br />
ve bundan başka işler de gören şeytanlar­dan da onun buyruğu altına verdik.<br />
Onların hepsini gözetliyor­duk.<a href="#_ftn25" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[25]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Binalar kuran ve<br />
dalgıçlık yapan şeytanları ve yine demir halkalarla birbirine bağlı diğer<br />
şeytanları onun buyruğu altına verdik. &#8216;îşte Bizim bağışımız budur; ister ver,<br />
ister tut, bu yüzden hesaba çekilmeyeceksin.&#8217; dedik. Doğrusu katımızda onun<br />
ayrı bir yakınlığı ve güzel bir akıbeti vardır.&#8221;<a href="#_ftn26" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[26]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">C. Hz. Süleyman (A.S.)&#8217;ın Atları</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.),<br />
atları çok severdi. İyi cins atlar besler, onlarla bizzat ilgilenirdi. Kur&#8217;ân-ı<br />
Kerim&#8217;de anlatıldığına göre, bir gün akşam üstü, iyi cins atları onun önüne<br />
getirilmişti. Üç ayak­larını basıp, bir ayaklarının tırnağını dikerek atın en<br />
güzel duru­şuyla önünde duran bu atlar, onun çok hoşuna gitti. Bu sırada O,<br />
Rabbinin rızasını kazanmak ve O&#8217;nun adını yüceltmek için yaptığı savaşlardaki<br />
hizmetleri dolayısıyla bu atları çok sevdiğini söyledi. Koşuşan atlar gözden<br />
kaybolunca geri getirilmelerini istedi. Getirilen atların boyunlarını ve<br />
ayaklarını okşamaya baş­ladı. Onların tımarıyla bizzat kendisi meşgul oldu.<br />
Kur&#8217;ân-ı Ke­rim, bu manzara hakkında şöyle demektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Davud&#8217;a<br />
Süleyman&#8217;ı bahşettik; o ne güzel bir kuldu! Doğru­su o daima Allah&#8217;a yönelirdi.<br />
Ona bir akşam üstü, çalımlı, iyi cins koşu atları sunulmuştu.<span>  </span>Süleyman,<span> <br />
</span>&#8216;Doğrusu ben bu iyi atları, Rabbimi anmayı sağladıkları, için severim.&#8217;<br />
demişti. Koşup, toz perdesi arkasında kayboldukları zaman, &#8216;Artık yeter, onları<br />
hana geri getirin.&#8217; dedi. Ayaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladi.&#8221;<a href="#_ftn27" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[27]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu âyetlerden<br />
anlaşıldığı gibi Hz. Süleyman (a.s.), atları çok seviyor, atların<br />
yetiştirilmesi ve bakımıyla bizzat ilgileniyor­du. Onları Allah&#8217;ı anmasını<br />
sağladıkları için sevdiğini söylediğine göre, bu atlar, cihad için hazırlanan<br />
atlar olmalıydı. Çünkü o zamanda atlar, savaşların kaderini tayin eden en<br />
önemli harp vasıtaları durumundaydı. Din ve Allah düşmanı bozgunculara karşı<br />
üstünlük sağlayabilmek, at yetiştirmeye ve biniciliğe bü­yük ölçüde bağlı idi.<br />
Tarihin en büyük hükümdarlarının başında gelen Hz. Süleyman fa.s.), askeri<br />
işlerle yakından ilgileniyor, bu arada atların bakımı ve teftişi işinde de<br />
komutanlarına örnek oluyordu.<a href="#_ftn28" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[28]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">D. Ordusu-Sebe Melikesi İle İlişkiler</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;in<br />
ordusunun, insanlar cinler ve kuş­lardan meydana geliyordu. Hz. Süleyman<br />
(a.s.), askerinin eğiti­miyle yakından ilgilenir, birliklerini bizzat teftiş<br />
ederdi. Bir defa­sında, kuşlardan meydana gelen birliklerini teftiş ettiğinde,<br />
muhtemelen cinsinin bir temsilcisi durumunda olan Hüdhüd/Çavuş kuşunun<br />
bulunmadığını gördü. Mâkûl bir özrü yoksa onu şiddetle cezalandıracağını veya<br />
keseceğini söyledi. Az sonra gelen Hüdhüd, fevkalâde bir idrak, üstün bir<br />
mantık ve iman sahibi bir insan gibi, kendisine Sebe Melîkesi&#8217;nin köşkü,<br />
ülkesinin refahı ve halkının dini durumu hakkında bilgi getirin­ce, özrünü<br />
mâkul buldu ve bahsettiği kraliçeye ulaştırması için bir mektubu onunla<br />
gönderdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hüdhüd kuşu tarafından<br />
önüne atılan mektubu alan Sebe Melikesi, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m mesajını<br />
hayretle okumuştu. Çünkü kimin tarafından getirildiği belli olmayan ve alışık<br />
olma­dıkları &#8220;Rahman ve Rahim olan Allah&#8217;ın ismiyle&#8221; ibaresiyle başla­yan<br />
bu mektupta, kendisine mektup sahibine boyun eğmesi ve onun egemenliğini kabul<br />
ederek derhal huzuruna gelmesi emre­diliyordu. Kraliçe, böylesine önemli<br />
meseleleri devlet adamlarıyla görüşüp karara bağlardı. Bu defa da öyle yaptı.<br />
Devlet ricalini toplantıya çağırarak durumu onlarla görüştü ve fikirlerini<br />
almak istedi. Onlar, güçlü kuvvetli, savaşa hazır bir durumda olduklarını,<br />
istediği takdirde savaşı dahi göze alacaklarını bildirerek, bu konuda karar<br />
sahibinin kendisi olduğunu ve vereceği her karara uyacaklarını söylediler.<br />
Savaşın ne demek olduğunu iyi bildiği ve savaş istemediği anlaşılan kraliçe,<br />
onlara, yapılacak bir savaşın ülkeyi tahrip edeceğini, başta ülke eşrafı olmak<br />
üzere bütün halkı hor ve hakir bir duruma düşüreceğini hatırlattıktan sonra, bu<br />
işi Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a kıymetli hediyeler sunarak barış yo­luyla halletmek<br />
niyetinde olduğunu açıkladı. Hediyeler gönderip, teslim olma çağrısında bulunan<br />
Sultan Süleyman&#8217;dan alacağı yeni haberlere göre hareket edeceğini söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Süleyman (a.s.), Sebe<br />
Melîkesi&#8217;nin sulh için gelen elçilerini kabul ettiğinde, onlara, getirdikleri<br />
mal ve eşyalara hiç ihtiyacı olmadığını, Allah&#8217;ın verdiği peygamberlik ve diğer<br />
nimetlerin da­ha hayırlı olduğunu ve başkasının malına ihtiyaç bırakmadığını<br />
söyledi. Hediyeleri iade ederek, onlardan istediğinin mal ve ser­vet değil;<br />
aksine Müslüman olmaları veya idaresine boyun eğme­leri olduğunu açıkladı.<br />
Müslüman olup gelmedikleri veya iktida­rına boyun eğip devletine cizye vermeyi<br />
kabul etmedikleri tak­dirde, güç yetire meye çekleri ordularla ülkelerine<br />
saldıracağını ve halkını oradan sürüp çıkaracağını açıkladı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sebe Kraliçesi, geri<br />
dönen elçilerinin verdiği bilgilerden, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m sıradan bir<br />
hükümdar olmadığını anlamış, ay­rıca onun peygamberliğine alâka duymuştu. Onun<br />
karşısında dayanamayacağını da bildiğinden, meseleyi yine barış yoluyla çözmeyi<br />
düşündü. Bu maksatla Kudüs&#8217;e gidip Hz. Süleyman (a.s.)la bizzat görüşmeye ve<br />
onun bahsettiği dini hakkında doğ­rudan bilgi almaya karar verdi. Seçtiği<br />
devlet ricalinin eşliğinde Kudüs&#8217;e doğru yola çıktı. Önden gönderdiği bir<br />
heyetle, ziyareti­ne gelmek için yola çıktığını Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a da<br />
bildirmişti, öbür tarafta onun başkentine yaklaştığını haber alan Hz. Sü­leyman<br />
(a.s.), peygamber olduğunu açık bir şekilde ispat için, Al­lah&#8217;ın peygamberine<br />
nasıl olağanüstü imkânlar lütfettiğini ona göstermek istedi. Emrindeki cinlerin<br />
büyüklerine, &#8220;Kraliçe gel­meden, onun tahtını huzurumuza hanginiz<br />
getirebilir?&#8221; diye sor­du. İfrit (güçlü kuvvetli ele avuca sığmaz bir cin)<br />
bu işi kendisi­nin yapabileceğini, kraliçe huzura girmeden tahtını getireceğini<br />
söyledi ve bu hususta kendisine güvenilmesini istedi. Bu esna­da, huzurda<br />
bulunanlardan, ilim sahibi biri (bir melek veya bir insan)<a href="#_ftn29" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[29]</span></span></span></span></a> onu<br />
göz açıp kapamadan getirebileceğini söyledi ve de­diğini hemen yaptı. O anda<br />
kraliçenin tahtı Hz. Süleyman (a.s.)&#8217; m önünde göründü. Bu olağanüstü durum<br />
karşısında Hz. Sü­leyman (a.s.}, bunun Allah&#8217;ın bir lûtfu olduğunu, O&#8217;nun<br />
nimetle­rine şükür edip etmeyeceği hususunda kendisini denemek iste­diğini<br />
söyledi. Şükrün sadece sahibine fayda verdiğini, yoksa Allah&#8217;ın kimsenin<br />
şükrüne muhtaç olmadığını ilâve etti. Hizmet­çilerine hitap ederek kraliçenin<br />
tahtını biraz değiştirmelerini em­retti; tahtını tanıyıp tanıyamayacağı<br />
hususunda onu sınamak istediğini söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sebe Kraliçesi Hz.<br />
Süleyman (a.s.) tarafından kabul edilmiş ve aralarında görüşme başlamıştı. Bu<br />
sırada kraliçeye, sarayın­daki tahtının görüşmelerin yapıldığı salonda bulunan<br />
tahta ben­zeyip-benzemediği soruldu. Tahta dikkatli bir şekilde bakan kra­liçe,<br />
büyük bir hayret içinde, &#8220;Tıpkı benim tahtım, onun aynısı!&#8221; diye<br />
cevap verdi. Ardından bunun ancak bir peygamber tarafın­dan gösterilebilecek<br />
bir mucize olduğuna inandığını gösteren bir tavırla, &#8220;Biz, bunu, yani<br />
senin bir peygamber olduğunu, önceden anlamış ve Müslüman olmuştuk.&#8221; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kraliçe&#8217;ye köşke<br />
girmesi söylendiğinde, şeffaf billur zemini görünce orada su var sanmış ve<br />
hemen eteğini toplamıştı. Hz. Süleyman (a.s.), orada su olmadığını; ancak<br />
zeminin billurdan yapıldığı için öyle göründüğünü söyleyince gerçeği anladı.<br />
Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a verilen nimetleri düşünerek, o güne kadar Müslüman<br />
olmamakla nefsine zulmettiğini, artık Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a iman ederek mü&#8217;min<br />
olduğunu tekrarladı.<a href="#_ftn30" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[30]</span></span></span></span></a><br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim, Hüdhüd kuşunun yoklamada bulunmayışından itibaren başlayan<br />
gelişmeleri ve Hz. Süleyman (a.s.) ile Sebe Melikesi a-rasmda geçen görüşmeleri<br />
şöyle anlatmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Süleyman,<br />
kuşları gözden geçirdi ve, &#8216;Hüdhüd&#8217;ü niçin göre­miyorum? Yoksa kayıplara mı<br />
karıştı? Bana mazereti için apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya<br />
şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim!&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Çok geçmeden Hüdhüd<br />
gelip Süleyman&#8217;a, &#8216;Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe&#8217;den gerçek bir<br />
haber getirdim. Sebe halkına hükmeden, herşeyden kendisine bolca verilmiş,<br />
büyük bir tahta sahip bir kadın kraliçe buldum. Onun ve milletinin Allah&#8217;ı<br />
bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, yaptıkları amel­leri süsleyip<br />
kendilerine güzel göstermiş, onları doğru yoldan alı­koymuş, bunun için, doğru<br />
yolu bulamazlar. Şeytan, bunu, onla­rın, göklerde ve yerde gizli olanları<br />
ortaya koyan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah&#8217;a secde<br />
etmemeleri için yapmıştır O Allah kİ, yüce Arş&#8217;ın sahibidir ve O&#8217;ndan başka<br />
ilâh yoktur.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Süleyman şöyle dedi:<br />
&#8216;Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalan­cılardan mısın, bakacağız. Şu mektubumu<br />
götürüp onlara at, son­ra bir yana çekil, ne yapacaklarına bak.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Hüdhüd tarafından<br />
yakınına atılan mektubu alan) Sebe me­likesi şöyle dedi: &#8216;Ey ileri gelenler!<br />
Bana, çok önemli bir mektup bı­rakıldı. Süleyman&#8217;dan gelen bu mektupta şöyle<br />
yazıyor: &#8216;Bismillâ-hirrahmânirrahîm. Sakın ha büyüklük taslayıp bana karşı<br />
koyma­ya kalkmayın ve bana teslim olarak gelin!&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sebe melikesi şöyle<br />
devam etti: &#8216;Ey ileri gelenler! Bu işim hakkında bana fikrinizi söyleyin.<br />
Şimdiye kadar, her hangi bir iş hakkında, sizin görüşlerinizi almadan kesin<br />
karar vermedim.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İleri gelenler, &#8216;Biz<br />
güçlü kimseleriz ve zorlu savaş adamları­yız; ancak emir senindir, ne<br />
emredeceğini sen düşün.&#8217; dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Melike, &#8216;Doğrusu,<br />
hükümdarlar bîr şehre girdikleri zaman orasını bozup tahrip ederler, şerefli<br />
kimselerini aşağılık yaparlar. Onlar, hep böyle davranırlar. Ben onlara bir<br />
hediye göndereyim de, elçilerin hangi haber ile döneceklerine bakayım.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Elçi geldiğinde<br />
Süleyman ona, &#8216;Bana mal ile yardım etmek mi istiyorsunuz? Allah&#8217;ın bana verdiği<br />
size verdiğinden daha ha­yırlıdır. Aksine hediyeniz, ancak sizi memnun eder.<br />
Onlara dön ve şunu söyle Andolsun ki, güç yetiremeyecekleri bir ordu ile gelir,<br />
onları oradan alçalmış ve küçük düşmüş olarak çıkarırız.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Süleyman, &#8216;Ey cemâat!<br />
Bana teslim olmak için gelmelerin­den önce, hanginiz o kraliçenin tahtını<br />
yanıma getirebilir?&#8217;dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Cinlerden bir ifrit,<br />
&#8216;Sen makamından kalkmadan önce onu sana getiririm, buna karşı güvenilir bir<br />
güce sahibim.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kitap&#8217;tan bir ilme sahip<br />
olan şahıs söze girerek, &#8216;Gözünü a-çıp kapamadan ben onu sana getireceğim.&#8217;<br />
dedi. Derken Süley­man, bahsedilen tahtı yanına yerleşivermiş görünce, &#8216;Bu,<br />
şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınayan Rabbimin lûtfundandır.<br />
Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankör­lük eden bilsin ki Rabbim<br />
müstağnidir, kerem sahibidir, kimsenin şükrüne muhtaç değildir.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Süleyman, &#8216;Tahtını<br />
onun tanımayacağı bir hâle getirin, ba­kalım tanıyabilecek mi yoksa tanımayacak<br />
mı?&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Melike geldiğinde, &#8216;Senin<br />
tahtın da böyle mi?&#8217; denildi. O, &#8216;Sanki odur, maamafih bu mucizeden önce bize<br />
bilgi verilmişti ve Müslüman olmuştuk.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Melikeyi o zamana<br />
kadar (müslüman olmaktan) alıkoyan, Allah&#8217;tan başka taptığı şeylerdi; çünkü<br />
kendisi inkarcı bir millet­tendi. Ona, &#8216;Köşke gir.&#8217; dendi. Köşkün zeminini<br />
görünce, onu derin bir su zannetti de eteğini dizlerine kadar sıvadı. Süleyman,<br />
&#8216;Doğ­rusu bu billurdan yapılıp cilalanmış şeffaf bir salondur.&#8217; deyince,<br />
Melike, &#8216;Rabbim! Şüphesiz ben kendime zulmetmişim. Şimdi Sü­leyman&#8217;la beraber,<br />
âlemlerin Rabbi olan Allah&#8217;a teslim olup Müs­lüman oldum&#8221; dedi.<a href="#_ftn31" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[31]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Salebi ve bâzı<br />
müfessirlerin söylediğine göre, Sebe melike-siyle evlenen Hz Süleyman (a.s.),<br />
onu Yemen hükümdarlığında bırakmıştı. Her ay ziyaretine gider, yanında üç gün kaldıktan<br />
sonra başkenti Kudüs&#8217;e dönerdi. Ancak İbn İshak&#8217;tan nakledilen bir rivayete<br />
göre ise, Hz. Süleyman (a.s.) onunla evlenmemiş; Hemdân melikiyle evlendirdiği<br />
kraliçeyi Yemen hükümdarlığına iade etmiştir.<a href="#_ftn32" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[32]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">E. Hz. Süleyman (A.S.)&#8217;ın İmtihana Tâbi Tutulması</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de Hz.<br />
Süleyman (a.s.)&#8217;m, tahtının üzerine bir ceset bırakılarak imtihan edildiği,<br />
onun bu imtihanın ardın­dan tevbe ile önceki haline döndüğü ve Allah&#8217;tan<br />
kendisini bağış­lamasını ve kendisine daha sonra hiç kimseye vermeyeceği bir saltanat<br />
vermesini istediği bildirilmektedir. Ancak onun tâbi tu­tulduğu bu imtihanın<br />
mâhiyeti hakkında herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Bu imtihan hakkındaki<br />
âyetlerin meali şöyledir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Andolsun ki,<br />
Süleyman&#8217;ı tahtının üzerine bir ceset koymak suretiyle imtihan etmiştik. Bunun<br />
üzerine bize yönelip tevbe etmiş ve, &#8216;Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra<br />
kimsenin ulaşamıyacağı bir hükümranlık ver; şüphesiz sen büyük, lütuf<br />
sahibisin.&#8217; demişti, &#8220;<a href="#_ftn33" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[33]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Görüldüğü gibi,<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de, bu cesedin kime ait ol­duğu ve oraya hangi maksatla<br />
konulduğu açıklanmamıştır. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.v.)&#8217;in de bir<br />
açıklaması olmamıştır. Ancak tefsir ve tarih kitaplarında bu konuda pek çok şey<br />
anlatıl­maktadır. Ne var ki, bu anlatılanlar, bir takım ihtimaller ve te&#8217;vil-lerden<br />
öteye geçmemektedir.<a href="#_ftn34" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[34]</span></span></span></span></a><br />
Dolayısıyla âyette Hz. Sü­leyman (a.s.)&#8217;m, tahtına bir cesedin bırakılması<br />
şeklinde bir im­tihana tâ-bi tutulduğu bildirildiğine göre, böyle bir hâdisenin<br />
yaşandığı muhakkaktır. Ancak, bu olayın, şu olaydır veya bu olaydır diye kestirilip<br />
atılmasına imkân yoktur.<a href="#_ftn35" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[35]</span></span></span></span></a><br />
Hatta Mevdûdî, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de anlaşılması en zor olan konunun bu konu<br />
olduğunu söylemiştir.<a href="#_ftn36" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[36]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sözlerine;<br />
&#8220;Taberî ve İbn Ebî Hatim ve diğer bâzı müfessir-ler, bu konuda pekçok<br />
haber nakletmişlerdir. Bu haberlerin ek­serisi veya tamamı İsrâiliyyattan<br />
ibarettir. Pek çoğunda şiddetli garabet vardır.&#8221; diyerek başlayan İbn<br />
Kesir, aktarılan bu bilgile­rin özetini bir cümleyle verir: &#8220;Hz. Süleyman<br />
(a.s.), 40 gün müd­detle tahtından uzak kaldı ve daha sonra tahtına yeniden<br />
otur­du. Beytülmakdis&#8217;in inşâatına devam ederek, çok sağlam bir inşâat<br />
yaptırdı.&#8221;<a href="#_ftn37" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[37]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">F. Hz. Süleyman (A.S.)&#8217;ın Vefatı</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.),<br />
ayakta veya otururken asasına da­yanmış bir vaziyette iken Ölmüştü. Ölüm<br />
gelince bastonuna da­yalı halde kalmış, yanında bulunan cinler, burunlarının<br />
dibinde cereyan eden bu hâdisenin farkına varamamış, onun öldüğünü ancak ağaç<br />
kurtlarının uzun süre yediği asası kırılıp vücudu yere düşünce<br />
anlayabilmişlerdi. Şüphesiz bunda büyük bir hikmet vardı. Onun bu halde ölümü,<br />
gaybi bildiğini iddia eden cinleri ve bu iddiaya inanan insanları yalanlayan<br />
kesin bir delil olmuştu. Çünkü cinler, eğer gaybı bilselerdi, onun ölümünü<br />
asasının kırılmasından önce anlayacaklardı. Halbuki onlar, ve­fat etmiş olan<br />
Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;i değneğine dayalı gördükleri sürece öldüğünü anlayamamış<br />
ve can sıkıcı çalışmalarını devam ettirmişlerdi. Bu âyet, cinlerin gaybı<br />
bildiğine inanan Arabistan müşriklerine de bir cevap teşkil ediyordu. Kur&#8217;ân-ı<br />
Kerim, onun ölümü hakkında şu bilgiyi vermektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Süleyman&#8217;ın<br />
Ölümüne hükmettiğimiz zaman, öldüğünü cinlere ancak asasını yiyen ağaç kurdu<br />
gösterdi. Süleyman yere düşün­ce, cinlerin durumu anlaşıldı ki, eğer onlar<br />
gaybı bilmiş olsalardı, öyle küçük düşüren bir azap içinde kalıp<br />
durmazlardı.&#8221;<a href="#_ftn38" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[38]</span></span></span></span></a><br />
Âyetten anlaşıldığı gibi, asasına dayalı bulunduğu bir sıra­da ruhunu teslim<br />
eden Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın vefatı, uzun bir süre sonra ve ancak ağaç kurtları<br />
tarafından yenilen asasının kırılması sonucu bedeninin yere düşmesiyle<br />
öğrenilmiştir.<span>  </span>Bu işin şekli ve nasıl<br />
cereyan ettiği hususu ise bir sır olarak kalmış­tır. Bu konuda nakledilen<br />
bilgilerin pek çoğu İsrâiliyyattan iba­rettir.<a href="#_ftn39" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[39]</span></span></span></span></a> Bu<br />
durumda bize düşen işin iç yüzünü Allah&#8217;a havale etmektir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m 52<br />
yaşında öldüğü söylenmiştir.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn40" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[40]</span></span></span></a></span> </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">G. Ehli Kitab&#8217;ın Hz. Süleyman (A.S.)&#8217;ın Peygamberliğini<br />
İnkârı</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın<br />
düşmanlarının etkisinde kalan İsrailoğulları, onun bir peygamber değil bir<br />
sihirbaz olduğunu kabul etmişlerdir. Onun, cinleri, şeytanları ve rüzgârı,<br />
sihir yapmak suretiyle emrinde kullandığına ve hükümdarlığını büyü ile elde<br />
ettiğine inanmışlardır. Nitekim İslâmiyetin zuhuru yılla­rında yahudiler, bu<br />
şeytanî bilgilere uyarak, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)&#8217;in Hz. Süleyman<br />
(a.s.)&#8217;ı peygamber kabul etmesine itiraz etmişlerdi. Onlara hakettikleri<br />
cevabı, doğrudan Allah Teâlâ verdi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Şeytanların<br />
Süleyman&#8217;ın hükümdarlığı hakkında söyledik­lerine uydular. Oysa Süleyman büyü<br />
yapıp kâfir olmadı; ama insanlara sihri öğreten şeytanlar kâfir oldular&#8230;<a href="#_ftn41" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[41]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müfessirlerin<br />
aktardığı rivayetlere göre, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m vefatından bir müddet sonra,<br />
insanlara doğruyu öğretecek gerçek âlimler de kalmamıştı. Âlimlik taslayan<br />
câhiller yü­zünden, Mısır&#8217;da yaşadıkları esaret döneminden beri sihir ve<br />
hokkabazlık hakkında bilgi sahibi olan İsrailoğulları arasında, Hz. Süleyman<br />
(a.s.)&#8217;m elinde tezahür eden mucizelere sihir ve büyü gözüyle bakılmaya<br />
başlandı. İns ve cin şeytanlarının baş­lattığı bu iftira kampanyası giderek güç<br />
ve taraftar kazandı. Kampanyayı yürüten liderler, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın<br />
dünyayı sihir ilmi sayesinde hâkimiyeti altına aldığını ve onun bir sihir­baz<br />
olduğunu iddia ediyorlardı. Bu inanç gittikçe yayıldı ve neti­cede daha sonra<br />
gelen İsrailoğulları, bu âyette belirtildiği gibi, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a bir<br />
peygamber değil; aksine çok başarılı bir sihirbaz- hükümdar gözüyle baktılar.<br />
Özellikle devletlerini kay­bettikten sonra, diğer milletler arasında<br />
sihirbazlığı teşvik ettiler ve sihri yaymaya çalıştılar. Ne zaman ki, Tevrat&#8217;ta<br />
haber verilen son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.), kendilerine karşı Tev­rat&#8217;ın<br />
aslındaki esasları gündeme getirdi, yahudiler, ona ve bu bilgileri getiren<br />
vahiy meleği Cebrail&#8217;e düşman kesildiler. Bu ilâhî hakikatleri hatırlatarak<br />
kendilerini kurtuluşa çağıran Hz. Pey­gamber (s.a.v.)&#8217;i yalanlama yoluna<br />
gittiler. Ellerinde bozulmuş şekliyle bulunan Tevrat&#8217;ı dahi arkalarına atarak,<br />
&#8220;Süleyman, Muhammed&#8217;in dediği gibi bir peygamber değildi; o sihirbaz bir<br />
hükümdardı; fakat yaptığı sihirleri mucize gibi gösterirdi.&#8221; diye ona<br />
İftira ettiler. Gerçekte ise, bu iftiraya muhatap olan Hz. Sü­leyman (a.s.)<br />
değil, fakat âyette belirtildiği gibi, ona sihirbaz di­yen ve insanlara sihir<br />
öğreten cin ve ins şeytanları kâfir olmuş­tu.<a href="#_ftn42" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[42]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">H. Hz. Süleyman (A.S.)&#8217;ın Üç Duası</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Peygamber Efendimiz<br />
(s.a.v.)&#8217;in bildirdiğine göre, Hz. Sü­leyman (a.s.), Mescid-i Aksâ&#8217;nm inşâatını<br />
bitirince, yaptığı bir duada Allah&#8217;tan üç şey istemiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">1.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Allah&#8217;ın<br />
hükmüne uygun hüküm verme kabiliyeti,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">2. </span></b><span style="font-size:13pt;"><span> </span>Kendisinden önce veya sonra hiç kimseye nasip<br />
olmaya­cak mülk ve saltanat,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">3.</span></b><span style="font-size:13pt;"><br />
Yaptırdığı mescidine (Mescid-i Aksa) ibâdet niyetiyle gi­recek herkesin,<span>   </span>oradan<span> <br />
</span>bütün günâhlarından<span>  </span>arınmış<span>  </span>olarak, anasından doğduğu gündeki gibi<br />
çıkması.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rasülullah (s.a.v.),<br />
Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a ilk iki dileğinin ve­rildiğini hatırlatıp &#8216;Üçüncü<br />
dileğinin bize (Muhammed ümmetine) verilmesini umanz.&#8217; buyurmuştur.<a href="#_ftn43" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[43]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu dileklerden ikisine<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de de işaret edilmiş­tir. Birincisi, babası Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a<br />
arz edilen, ekin sahibi ile koyun sürüsü sahibi arasındaki dâvanın hükmünün<br />
Allah tara­fından kendisine öğretilmesi şeklindedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Bu meselenin<br />
hükmünü Süleyman&#8217;a bildirdik. Biz, onların her birine hüküm ve ilim verdik.<br />
Dâvud İle beraber teşbih etsinler diye dağlan ve kuşları buyruk altına aldık.<br />
Bunları biz yapmış­tık.<a href="#_ftn44" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[44]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İkincisine ise şöyle<br />
işaret edilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Süleyman,<br />
&#8216;Rabbim! Beni bağışla, bana benden sonra kim­senin ulaşamayacağı bir<br />
hükümranlık ver; Sen şüphesiz, daima bağışta bulunansın!&#8217; dedi. Bunun üzerine<br />
biz de, rüzgârı onun emrine vermiştik. Rüzgâr, onun emriyle, istediği yere<br />
kolayca eser giderdi.<a href="#_ftn45" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[45]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Nakledildiğine göre, Rasülullah<br />
(s.a.v), namaz kıldığı sırada ibâdetine engel olmak için kendisine musallat<br />
olan cin taifesin­den bir İfriti zararsız hale getirdikten sonra, onu mescidin<br />
direk­lerinden birine bağlayıp ibret için ashabına göstermek istemiş; ancak Hz.<br />
Süleyman&#8217;ın (a.s.) bu duasını hatırlayınca bundan vazgeçmiştir.<a href="#_ftn46" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[46]</span></span></span></span></a> Bu<br />
âyetler ve hadislerden Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a verilen mülk ve saltanatın, daha<br />
ziyâde manevî varlıklar üzerin­deki mucizevî tasarruflara dayandığı<br />
anlaşılmaktadır. Neticede o, kuvvetli bir sultan olarak ülkesinin sınırlarını<br />
oldukça genişlet­mişti. Ancak eşsiz bir saltanata sahip olsa da, Allah Teâlâya hakkıyla<br />
şükreden &#8220;şekür&#8221; kullardan biri idi. Şu âyetteki duayı kendisine vird<br />
edinmişti, bu duayı dilinden düşürmezdi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Rabbim! Bana ve<br />
ana-babama verdiğin nimete şükürde, hoşnut olacağın işi yapmakta beni muvaffak<br />
kil. Rahmetinle, beni de sâlih kullarının arasına koy!&#8221;<a href="#_ftn47" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[47]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m isminin geçtiği âyetler<br />
şunlardır: Bakara sûresi, 2/102; Nisa sûresi, 4/167; En&#8217;am sûresi, 6/S4; Enbiyâ<br />
sûresi, 21/78, 79, 81; Neml sûresi, 2715, 16, 17, 18, 20, 36, 44; Sebe&#8217;sûresi,<br />
3412; Sâd sûresi, 38/30, 34.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Neml sûresi, 27/15.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Kesir, Kasasu&#8217;l-enbiyû, II, 577.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Buharı, Cihad, 49-52, Meğâzî, 14, 38; Ebu Dâvud,<br />
İlim,l; Tirmizî, İlim, 19.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sâd sûresi, 38/2</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Nisa sûresi, 4/163.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> En&#8217;am sûresi, 6/84.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Krallar, 6/21; II. Tarihler,9/ 26.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 518-519.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Elmahlı, Vi, 355.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> 8u rivayetler için bkz. Salebi, 293.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Mevdûdî, Tefhim, III, 323.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn13">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sâd sûresi, 38/35-36.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn14">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Enbiya sûresi, 21/81.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 520-521.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn15">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sebe süresi, 34/12.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn16">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. Krallar 9/26&#8217;da Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m, Kızıldeniz<br />
kıyısında Elofun yakınında bulunan Etsion-Geber&#8217;de gemiler yaptırdığı<br />
belirtilmektedir.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn17">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref17" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[17]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Mevdüdi, Tefhim, III, 323.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn18">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref18" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[18]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Derveze, Tefsir, 111, 191. Derveze, Tefsir, 111, 191.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 521-522.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn19">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref19" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[19]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Elmalilı, Hak Dini, VI, 133.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn20">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref20" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[20]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Neml süresi, 27/16.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn21">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref21" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[21]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bu rivayetler hakkında bkz. Aydemir, Peygamberler, 189<br />
-190.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn22">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref22" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[22]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Neml sûresi,27/17-19.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn23">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref23" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[23]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 522-523.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn24">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref24" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[24]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> &#8220;Sebe sûresi, 34/Î2-13. Ayette geçen<br />
&#8220;temâsü&#8221; kelimesi, Arapçada, insan, hayvan, ağaç, çiçek, nehir veya<br />
canlı cansız diğer varlıkların heykeli veya resmi manasına gelen<br />
&#8220;timsâl&#8221; kelimesinin çoğuludur. Böyfe olunca, buradaki timsallerle<br />
sadece canlı varlıkların heykel veya resimlerinin kastedildiğini düşünmek<br />
gerekmez. Bu­radaki timsaller, büyük ihtimalle Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m, muhteşem<br />
binalarını süsleyen manzara resimleri ve çeşitli bitkisel süslemeler olmalıdır.<br />
Nitekim ünlü müfessir RâzI de, bu timsallerin &#8220;nakışlar olduğunu&#8221;<br />
söylemekle yetinmiştir (XXV, 249). Çünkü, yahudilerin elinde bulunan Tevrat&#8217;ta<br />
çok yerde, resim ve heykel kesinlikle yasaklanmış bulunmaktadır. Tevrat&#8217;ta<br />
insan ve hayvan resim ve heykeli yapmayı haram kılan bu pasajlardan üç Örnek<br />
verelim: &#8220;Kendinize putlar yapmayacaksınız ve kendiniz için oyma put ve<br />
dikili taş dikmeyeceksiniz ve Önün1 de secde etmek için memleketinizde resimli<br />
taş kurmayacaksınız.&#8221; (Levilüer, 26/1). &#8220;Fesada sapmayasımz, kendiniz<br />
için erkek yahut kadın suretinde, yerde olan bir hayvan suretinde, göklerde<br />
uçan kanatlı bir kuş suretinde, yer altındaki suda yaşayan bir balık suretinde,<br />
herhangi bir şeklin suretinde oyma put yapmayacak­sınız.&#8221; (Tesniye, 4/<br />
16-18).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">&#8220;Bir sanatkarın el<br />
işi, Rabbe mekruh oyma yahut dökme put yapan ve onu gizlice diken adama la&#8217;net<br />
olsun!&#8221; (Tesniye, 27/ 15).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Tevrat, tahrif edilmiş olsa da, bu emirlerden, onda resim ve heykelin<br />
yasak­landığı açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Hz. Musa (a.s.)&#8217;dan itibaren<br />
îsrailoğulları peygamberlerinin tamamının ona tabi olmaları kuralı, Hz.<br />
Süleyman (a.s.)&#8217;m bu kuralın dışına çıkma ihtimalini ortadan kaldırır. Diğer<br />
taraftan, onun canlı resmi yaptırdığını söylemek için elimizde hiçbir delil<br />
yoktur. Buradan hareketle îslâmda resim konusunda ortaya atılan bazı iddialar<br />
ve bu iddialara verilen cevaplar hak­kında geniş bilgi için bkz. Mevdûdî,<br />
Tefhim, IV, 506-513</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 523-524.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn25">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref25" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[25]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Enbiyâ süresi, 21/82.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn26">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref26" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[26]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sâd süresi, 38/37-40.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 525.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn27">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref27" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[27]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sâd sûresi, 38/30-33.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn28">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref28" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[28]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İfâdelerdeki bu açıklığa rağmen, bu konudaki îsrâilî<br />
rivayetlerden etkilendikleri anlaşılan bâzı müfessirler, âyette geçen okşamak<br />
ve taramak anlamındaki &#8220;meseha&#8221; fiilinin kesmek mânâsına da<br />
kullanılmasından yola çıkarak, bu âyeti, &#8220;Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın at<br />
sevgisi ve atlarla meşguliyeti sebebiyle namaz vaktini geçirdiği ve bu yüzden<br />
bahsedilen attan kestirdiği &#8221; şeklînde anlamışlardır. Ancak böyle<br />
düşünenlere en açık bir cevap, Hz. Ali (r.a.) tarafından verilmiştir. Şöyle ki:<br />
Abdullah b. Abbas, Kattul-Ahbar&#8217;dan, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m atlarını kestiğine<br />
dair duyduklarını anlatınca, Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir; &#8220;Ka&#8217;b yalan<br />
söylemiş; Sü­leyman (a.s.) cihada gideceği zaman atlarım teftiş etti, bu arada<br />
sırtlarım sıvazla­yıp okşadı. Peygamberler temiz ve masum kişilerdir. Ne<br />
zulmederler ve ne de zul­mü emrederler.&#8221; dedi. (Aydemir, Peygamberler,<br />
193, Tabresi, Tefsir, IV, 475ten naklen).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bu rivayetleri şiddetle reddeden İbn Hazm da şöyle demiştir;<br />
&#8220;Allah&#8217;ın bir nebze akıl verdiği kişinin bile yapmasına imkân olmayan bir<br />
işi nasıl olur da bir peygambere atfedebilirler? Bir peygamber, kendisini<br />
namazdan alıkoydu diye atla­rı nasıl doğrayabilir? Bu hurafedir, yalan ve<br />
yakıştırmadır. Saçma sapan sözler­den derlenmiştir. Şüphesiz ki, bunun bir<br />
zındık uydurması olduğu açıktır. Zira bu haberde günahsız atlan cezalandırma,<br />
onlara işkence yapma, faydalı ve işe yarar bir malı manasız yere telef etme<br />
vardır. Bir peygamber, namazının geçmesine se­bep oldu diye, kendi hatasını<br />
günahsız ve suçsuz atlara çektirmez. Buradaki ma­nasızlığı ve mantıksızlığı<br />
değil bir peygamber, yedi yaşındaki bir çocuk bile anlar. Sonra âyetin mânâsı<br />
açıktır, bahsedildiği şekilde at kesmeye ve namaz geçirmeğe dair bir işaret de<br />
yoktur.&#8221; (el-Fasl, IV, 20).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bu tür rivayetlerin Hz.<br />
Süleyman (a.s.)&#8217;ı töhmet altında bırakma neticesini doğurduğunu söyleyerek, bu<br />
rivayetleri bütünüyle reddeden Aydemir, sözlerini şu şekilde tamamlamıştır;<br />
&#8220;Bunlar, Kur&#8217;ân&#8217;ın lafzı hiçbirine delâlet etmediği halde Hz. Süleyman<br />
(a.s.j&#8217;a nisbet edilen büyük suçlardır. Kısaca söylemek gerekirse, Hz. Süleyman<br />
(a.s.j&#8217;ın şeriatında tıpkı bizim dinimizde olduğu gibi at beslemek mendup idi.<br />
Muharebe için beslenen bu atları teftiş için koşturdu ve sonra dönüp<br />
geldiklerinde onları okşadı, memnuniyetini izhâr etti.&#8221; ( Age., 193;<br />
benzeri yorum için bkz. Âlûsî, Tefsir,, XIII, 197).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Diğer taraftan bâzı<br />
kaynaklarda, atlarla meşgul olduğu esnada güneşin battı­ğını gören Hz. Süleyman<br />
(a.s.)&#8217;m, kâinaü idare eden meleklerden güneşi geri ge­tirmelerini istediği,<br />
geri getirilen güneşin ikindi namazını kılmasından sonra tek­rar battığı<br />
şeklinde rivayetler nakledilmiştir (Âyetlerin siyak ve sibakına uymayan bu<br />
görüşlerin tenkidi için bkz. Mevdûdî, Tefhim,V, 70-72 , Âlûsî, Tefsir, XIII,<br />
193-194).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit,<br />
Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 525-526.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn29">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref29" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[29]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Kitaptan ilmi olan biri denilerek kimliği<br />
bildirilmeyen bu şahsın, Cebrail (a.s.), Hızır (a.s.), Hz. Süleyman&#8217;ın kendisi<br />
veya veziri Âsaf b. Berahya olduğu söylen­miştir. (Bu konudaki rivayetler<br />
hakkında bkz. İbn Kesir, Kasasul-enbiyâ, II, 586; Elmalılı, VI, 143 , Aydemir,<br />
Peygamberler, 215).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn30">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref30" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[30]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Hz. Süleyman (a.s.) ile Sebe Melikesi arasında<br />
geçenler, Tevrat&#8217;ta farklı olarak anlatılmaktadır: Tevrat&#8217;a göre, kraliçenin<br />
geîişi, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın şöhreti hakkında duyduklarını bizzat görmek ve<br />
ona bâzı sorular sormak maksadına bağlıdır. Huzuruna çıkmış, ona sormayı<br />
düşündüğü her soruyu sormuştur. Bu esnada gerek aldığı cevaplar, gerekse<br />
gördüklerinden çok etkilenmiş, Hz. Süley man (a.s.)&#8217;ın engin ferasetine ve<br />
ülkesinin muhteşem eserlerine, halkının huzur ve refahına hayran kalmıştır.<br />
Önceden duyduklarının, gördükleri yanında çok eksik kaldığını itiraf etmiştir.<br />
Bu görüşmeler sırasında, iki taraf arasında, dillere destan hediyeleşmeler<br />
olmuştur. Daha sonra kraliçe maiyetiyle beraber ülkesine dönmüştür. (II.<br />
Tarihler, 9/1-12; I. Krallar, 10/1-13).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Diğer bâzı Yahudi<br />
rivayetlerinde, Hz. Süleyman (a.s.) ile Sebe Melikesi arasın­da geçenler,<br />
Kur&#8217;ân&#8217;da verilen bilgilere yakındır. Ancak, bu bilgilere yapılan ilave­ler, bu<br />
bilgilerdeki tahrifatın boyutlarını gösterecek Özelliktedir. Çünkü bu sapık­lar,<br />
Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m kraliçe ile zina yaptığını söyleyerek, burada da bîr pey­gambere<br />
büyük bir iftira atmaktan çekinmemişlerdir (Bu konuda bilgi için bkz. Mevdûdî,<br />
Tefhim, III, 121, EJ, II, 443&#8217;ten naklen).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a atılan bu nevi iftiralar, Tevrat&#8217;ta da mevcuttur,<br />
O, Al­lah&#8217;tan yüz çevirerek, komşu ülkelerin taptığı ilahlara tapmakla itham<br />
edilmiştir {I. Krallar,l 1/1-11, 33). Bu bakımdan Kur&#8217;ân-ı Kerim, peygamber<br />
kıssalarına yer vermekle, onlarla ilgili doğrulan anlatarak, onlara atılan<br />
iftiraları ortaya çıkarmış ve onları, kendilerine atılan bütün iftiralardan<br />
anndırmiştır.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn31">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref31" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[31]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Neml sûresi, 27/20-44.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn32">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref32" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[32]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Kesir, Kasasu&#8217;l-enbiyû, II, 587.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 527-532.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn33">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref33" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[33]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sâd süresi, 38/34-35</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn34">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref34" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[34]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Seyyid Kutub, Fi Zildi, XI, 388.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn35">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref35" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[35]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bir görüşe göre bu olay, Rasülullah (s.a.v.)&#8217;in<br />
bahsetmiş olduğu Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın özürlü çocuğuyla irtibatlandınlır. Bu<br />
hadisinde Rasülullah (s.a.v), Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m, hâmile kalmaları ve Allah<br />
yolunda cİhad edecek birer erkek çocuk doğurmaları arzusuyla aynı gecede<br />
sırayla hanımlarını dolaştığım; ancak inşâallah demediği için hanımlarından<br />
sadece birinin hamile kaldığını ve onun da özüriü bir çocuk doğurduğunu haber<br />
vermiştir (Buhârî, Enbiyâ, 40; Cİhad, 23, Keffâret, 9). Şunu belirtelim<br />
ki,<span>  </span>Peygamberimiz (s.a.v.), Hz.<span>  </span>Süleyman (a.s.)in kürsüsüne konulan cesedin<br />
bu özürlü çocuğun cesedi oİduğundan bahsetmemiş­tir. Ancak müfessirlerden<br />
bâzıları, onun kürsüsüne konulan cesedin bu çocuğun cesedi olabileceğini<br />
söylemişlerdir. Âlüsî,<span>  </span>bunu en kuvvetli<br />
ihtimal olarak gör­müştür (Tefsir,, XIII, 198).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bu konuda aktarılan<br />
rivayetlerden birine göre, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın bir oğlu dünyaya gelir. Onun<br />
da babası gibi kendilerine sıkıntı çektireceğini düşünen şey­tanlar, yaptıkları<br />
toplantıda bu çocuğu öldürmeye karar verirler. Bunu öğrenen Hz. Süleyman<br />
(a.s.), durumu Allah&#8217;a havale etmek ve çocuğunu koruması için O&#8217;nun yardımını<br />
istemek yerine, onu şeytanlardan gizleyerek büyütmek ister. Ancak bir gün, bu<br />
oğlunun cesedinin tahtına konulmuş olduğunu görür. Bu du­rum karşısında, onun<br />
korunmasını Cenab-ı Hakk&#8217;a havale etmeyip bunu bizzat yapmağa kalkmakla düştüğü<br />
hatayı anlar ve derhal secdeye kapanarak dua ve istiğfarda bulunur.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Başka bir rivayete göre<br />
ise, bu cesetten maksat, yakalandığı hastalık dolayı­sıyla bir cesede dönüşmüş<br />
olan Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m bedenidir. O, bu hastalık­tan kurtulup yeniden<br />
sıhhat bulmuştur (Râzi&#8217;ye göre en mâkul görüş budur, Neccâr, 392).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bu arada, bu imtihan<br />
ile ilgili olarak emrindeki şeytanlardan bâzılarının Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a bir<br />
tuzak kurmak suretiyle saltanatı ele geçirdikleri ve Hz. Sü­leyman (a.s.)&#8217;ın<br />
tahtında bir ceset halinde kaldığı da söylenmiştir. Ebu Hayyan, bu tür asılsız<br />
rivayetler için &#8220;yahudi ve zenâdıka uydurmasıdır&#8217;- diyerek şeytanın<br />
peygamber suretine bürünmesinin imkânsızlığına işaret etmiştir (Bkz. Âiüsî,<br />
Tefsir, XIII, 199). İbn Hazm da, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;ın bu imtihanının<br />
kendisine verilen<span>  </span>mal<span>  </span>ve<span> <br />
</span>mülk<span>  </span>ile<span>   </span>sınanmaktan<span> <br />
</span>ibaret<span>  </span>olduğunu<span>  </span>söyleyerek,<span>  <br />
</span>hakkında Kur&#8217;ân ve hadislerde bilgi olmayan bu konuda aktarılan<br />
rivayetler İçin Ebu Hayyan gibi &#8220;yafcıûdî ve zenâdıka uydurmaları&#8221;<br />
demiştir (el-Fasl, IV, 19).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Aydemir, bu konuda aktarılan rivayetleri toplu olarak aktarmış ve her<br />
birini delilleriyle reddetmiştir {Bkz. Peygamberler, 208 vdd.; igili rivayetler<br />
için ayrıca bkz. Konyalı M. Vehbi, Tefsir, XII, 4796-97; Şevkânî, Tefsir, IV,<br />
342-345).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn36">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref36" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[36]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tefhim, V, 74-76.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn37">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref37" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[37]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Kasasu&#8217;l-enbiyâ, II, 590.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 532-534.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn38">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref38" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[38]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sebe sûresi, 34/14.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn39">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref39" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[39]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Onun ölümü<span> <br />
</span>hakkındaki rivayetler için bkz.<span> <br />
</span>Neccâr,<span>  </span>382-392,<span>  </span>dn.<span> <br />
</span>401-403; Şevkânî, Tefsir, IV, 316-318.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn40">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref40" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[40]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 534-536.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn41">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref41" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[41]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bakara sûresi, 2/102.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn42">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref42" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[42]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Geniş bilgi için bkz. Elmalılı, I, 364-366.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 536-537.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn43">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref43" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[43]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Mâce, İkâme, 196; Aiımed b. Hanbel, Müsned, II,<br />
176.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn44">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref44" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[44]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Enbiya sûresi, 21/79.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn45">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref45" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[45]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sâd sûresi, 38/35-36.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn46">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref46" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[46]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Buhârî, Salât, 75; Enbiyâ, 40; Müslim, Mesâcid, 39,40.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn47">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref47" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[47]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Neml sûresi, 27/ 19.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 537-539.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-suleyman-a-s-hayati-kissasi/6689">HZ. SÜLEYMAN (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ. YUNUS (A.S.) HAYATI KISSASI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-yunus-a-s-hayati-kissasi/6688</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6688</guid>

					<description><![CDATA[<p>YİRMİİKİNCİ BÖLÜM&#8230; 1 HZ. YUNUS (A.S.) 1 A. Kavmi Ve Peygamber Olarak Görevlendirilişi 1 B. Hz. Yunus (A.S.) Balığın Karnında. 2 C. Kurtuluş Sebebi: Zikir, Teşbih Ve Duâ. 3 D. Yunus Kavminin İmanı 4 E. Hz. Yunus (A.S.)&#8217;ın Aceleciliği Bu Konuda Rasülullah (S.A.V.)&#8217;ın Uyarılması 4 F. Asurlular&#8217;ın Yıkılışı 4 G. Yunus Kıssasından Bâzı Mesajlar. 5 &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-yunus-a-s-hayati-kissasi/6688">HZ. YUNUS (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoToc1"><a></a><span></span><a href="#_Toc111097997"><span><b><span style="text-decoration:none;">YİRMİİKİNCİ<br />
BÖLÜM</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>&#8230; </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><a href="#_Toc111097998"><span><span style="text-decoration:none;"><strong>HZ. YUNUS (A.S.)</strong></span></span> <strong><span><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></span></strong></a><strong><span><span><br />
  </span></span></strong></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111097999"><span><b><span style="text-decoration:none;">A. Kavmi Ve Peygamber Olarak Görevlendirilişi</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098000"><span><b><span style="text-decoration:none;">B. Hz. Yunus (A.S.) Balığın Karnında</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">2</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098001"><span><b><span style="text-decoration:none;">C. Kurtuluş Sebebi: Zikir, Teşbih Ve Duâ</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">3</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098002"><span><b><span style="text-decoration:none;">D. Yunus Kavminin İmanı</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">4</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098003"><span><b><span style="text-decoration:none;">E. Hz. Yunus (A.S.)&#8217;ın Aceleciliği Bu Konuda Rasülullah<br />
(S.A.V.)&#8217;ın Uyarılması</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">4</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098004"><span><b><span style="text-decoration:none;">F. Asurlular&#8217;ın Yıkılışı</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">4</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098005"><span><b><span style="text-decoration:none;">G. Yunus Kıssasından Bâzı Mesajlar</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">5</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098006"><span><b><span style="text-decoration:none;">1. Sıkıntı Anında Allah&#8217;a Sığınma</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">5</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span></span><a href="#_Toc111098007"><span><b><span style="text-decoration:none;">2. Davet Yolunda Sabır</span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">5</span></b></span><span></span><span></span></a><span><b><span></span></b></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span></span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></h1>
<p> </p>
<p><span></span></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></a></h1>
<p><a> </a></p>
<p><a></a></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">YİRMİİKİNCİ BÖLÜM</span></a></span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a></a><a><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">HZ.<br />
YUNUS (A.S.)</span></span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">A. Kavmi Ve<br />
Peygamber Olarak Görevlendirilişi</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, Hz.<br />
Yunus fa.s.)&#8217;m adını dört yerde zikret­miş; iki yerde de onu kendisini yutan<br />
balık münâsebetiyle, her ikisi de &#8220;balık sahibi&#8221; anlamına gelen<br />
&#8220;Zü&#8217;n-nûn ve Sahibu&#8217;î-hût&#8217; isimleriyle anmıştır.<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a><br />
Peygamberimiz (s.a.v.), onun babasının adı­nı Mettâ olarak vermiştir.<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a><br />
Bünyâmin neslinden olduğu da söy­lenen Hz. Yunus (a.s.)&#8217;ın adı İncil&#8217;de Jonah<br />
veya Yonah olarak geçer. O, geniş topraklara hükmeden Asurlular&#8217;m başkenti<br />
Nino-va şehrine peygamber olarak gönderilmiş ve yaygın kanâate göre M.ö.<br />
860-784 yılları arasında II. Yereboam devrinde yaşamıştır. Kalıntıları, Irak&#8217;ta<br />
Musul kentinin tam karşısında Dicle nehrinin doğu yakasında bulunan bu şehir,<br />
onun zamanında Asur mede­niyetinin ihtişamını temsil ediyordu. Günümüze ulaşan<br />
ve çok geniş bir alana yayılmış bulunan kalıntıları dahî, bu ihtişamı<br />
göstermeye yeter bulunmaktadır. Bugün orada Hz. Yunus (a.s.)&#8217;a nisbet edilen<br />
bir tepe mevcuttur.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Putlara tapan Ninova<br />
halkı, günah ve isyanlara boğulmuş, aralarında her türlü kötülük yayılmıştı.<br />
Allah Teâlâ, onlara doğ­ru yolu göstermek için, Yunus peygamberi gönderdi. Hz.<br />
Yunus (a.s.), 40 yaşında iken peygamber olarak görevlendirildikten son­ra,<br />
diğer peygamberlerin yaptığı gibi, hemen davete başladı. An­cak kavmi, uzun süre<br />
(bâzılarına göre 33 yıl) geçmesine rağmen davetini bir türlü kabul etmiyordu.<br />
Rivayete göre bu müddet içinde kendisine sadece iki kişi iman etmiş, Hz. Yunus<br />
(a.s.), her türlü kötülüğü işlemeye devam eden ve davetini engellemeye çalışan<br />
kavminin bu durumundan son derece sıkılmıştı. Kavmi­nin iman etmemesi yüzünden<br />
duyduğu üzüntü ve öfkenin son haddine vardığı günlerden birinde, alâmetlerine<br />
bakarak müş­riklere üç gün sonra başlarına büyük bir azabın geleceğini haber<br />
verdi ve Allah tarafından henüz hicrete izin verilmemiş olduğu halde onlardan<br />
ayrıldı. Onun kızgınlığı, şüphesiz ki, Allah rızası­na yönelik olup, dînin<br />
haysiyet ve şerefini korumak arzusundan kaynaklanıyordu. O, bu yaptığını da<br />
Allah rızasını gözeterek yap­tığına inanıyordu. Bu münâsebetle Allah&#8217;ın<br />
kendisini bu davra­nışı yüzünden bir sıkıntıya uğratabileceğini hiç<br />
düşünmemişti.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn3" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">B. Hz. Yunus (A.S.)<br />
Balığın Karnında</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ancak Hz. Yunus<br />
(a.s.), kavminden ayrıldıktan kısa süre sonra beklemediği bir durumla<br />
karşılaştı. O, kavmine kızgın bir halde limana gitmiş, haddinden fazla yolcu<br />
alan ve hareket et­mek üzere olan bir gemiye binmişti. Gemi denizin ortasında<br />
aşın yük yüzünden batma tehlikesi geçirince, yükü hafifletmek mak­sadıyla<br />
denize atılacakları belirlemek için çekilen kur&#8217;a sonucu onun adı da çıktı ve<br />
denize atıldı. Kur&#8217;ân-ı Kerim, onun bir kur&#8217;a sonucu denize atıldığını haber<br />
vermiş; ancak denize atılmasını gerektiren bu kur&#8217;a çekiminin sebebinden<br />
bahsetmemiştir. Bu Kur&#8217;ânın sebebi, büyük ihtimâlle yükün fazlalığı yüzünden<br />
bat­ma tehlikesi geçiren bu gemiden bâzı adamların atılmasının ka­çınılmaz<span>  </span>hâle<span> <br />
</span>gelmesi<span>  </span>olmuştur.<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a><span>  </span>Çekilen<span> <br />
</span>kur&#8217;ada<span>  </span>Hz.<span>  </span>Yunus (a.s.)&#8217;m adı da denize atılacaklar<br />
arasında çıkmış ve hemen deni­ze atılmıştı. İşte bu sırada onu büyük bir balık<br />
yutuverdi. Hz. Yunus (a.s.), balığın karnında zifiri karanlık bir ortamda hâlâ<br />
hayatta olduğunu farkettiği esnada, bütün bunların işlediği ha­tâlar yüzünden<br />
başına geldiğini de anladı.<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a><br />
Kendisini affetmesi için hemen Allah&#8217;a sığındı ve kendisini bu karanlıklardan<br />
kur­tarmasını istedi:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ey Rabbim!<br />
Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü nok­sanlıklardan uzaksın. Bana gelince<br />
kendime zulmetmiş bulunuyo­rum. Şimdi ise pişman olup tevbe ettim. Bu sıkıntıyı<br />
benden gi­der!. &#8220;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Cenab-ı Hak, duasını<br />
kabul ederek onu balığın karnından sahile çıkardı ve içine düştüğü üzüntüden<br />
kurtardı. Kur&#8217;ân-ı Kerim, onun başından geçen bu durumu şöyle açıklamıştır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Zünnün&#8217;u<br />
(Yunus&#8217;u) da hatırla. Hani o, bir zaman öfkelene­rek kavmim bırakıp gitmişti<br />
de, bu yüzden kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı. Sonunda karanlıklar<br />
içinde kalıp şöyle dua etti: &#8216;Senden başka ilâh yoktur. Seni tenzih ve teşbih<br />
ederim.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Doğrusu ben<br />
zâlimlerden oldum!&#8217; Biz de duasını kabul edip onu sıkıntılardan kurtardık.<br />
İşte, mü&#8217;minleri böyle kurtarırız.&#8221;<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a><span>    </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">C. Kurtuluş Sebebi:<br />
Zikir, Teşbih Ve Duâ</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kavminin îman etmemesi<br />
sebebiyle duyduğu üzüntü ve öf­ke yüzünden, Rabbinin iznini beklemeden<br />
tebliğine son verip kavminden ayrılması, Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m başına böyle bir<br />
sıkıntı getirmişti. O, yaptığı işten büyük pişmanlık duyuyor ve bu yüz­den<br />
kendisini şiddetle kınıyordu. Hatâsını itiraf ederek Allah&#8217;a yalvarmış; duasını<br />
kabul eden Allah Teâlâ, onu yutan balığa, derhal onu sahile bırakmasını<br />
emretmişti. Âyetlerde bildirildiği­ne göre, Hz. Yunus (a.s.) çok ibâdet<br />
edenlerden ve Allah&#8217;ı çok zikredenlerden olmasaydı, balığın karnından<br />
kurtulması asla mümkün olmayacaktı. Ancak o, balığın karnında da Allah&#8217;ı ha­tırlayıp<br />
O&#8217;nu teşbih etti ve kendisini affetmesi için yalvardı. Su­çunu itiraf ederek,<br />
Allah&#8217;tan başka sığmak olmadığını söyledi. Duasını kabul eden Allah, balığa<br />
emrederek onu deniz sahilinde ağaçsız ve gölgesiz bir yere bırakmasını sağladı.<br />
Ayrıca o sırada hasta olduğundan, onu güneşten koruması ve yiyecek sağlaması<br />
İçin üzerine kabak cinsinden geniş yapraklı bitkiler bitirdi. Has­talıktan<br />
kurtulup güç ve kuvvetini yeniden kazanmasından son­ra ise onu tekrar kavmine<br />
davet için gönderdi. Hz. Yunus (a.s.), kavmine ulaştığında tahmin edemeyeceği<br />
sevindirici bir durumla karşılaştı. Çünkü küfürdeki inatları&#8221; dolayısıyla<br />
terk etmiş oldu­ğu nüfusları yüz bini aşan Ninovalilar, onun yokluğu sırasında<br />
yaşanan fevkalâde hadiselerden ibret almışlar, daha o dönme­den önce onun<br />
peygamberliğine îman edip davetini kabul etmiş­lerdi. Kur&#8217;ân-ı Kerim, onun<br />
başından geçenler ve onu sevindiren bu gelişme hakkında şu açıklamayı<br />
yapmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Şüphesiz, Yunus<br />
da gönderilen peygamberlerdendir. Bir zaman o, kaçıp dolu bir gemiye binmişti.<br />
Gemidekilerden bir kıs­mının atılması için kur&#8217;a çekilmişti de, O da denize<br />
atılanlardan olmuştu.Denize atılınca balık onu yutmuştu. O pişmanlık içindeydi.<br />
Eğer o, Allah&#8217;ı çok teşbih edenlerden olmasaydı, insanların tekrar<br />
diriîtileceği Kıyamet gününe kadar balığın karnında kalırdı. Biz, onu balığın<br />
karnından hasta bir vaziyette çorak bir sahile attık. Özerine geniş yapraklı bir<br />
bitki bitirdik. Ve onu, nüfusu yüz bin hattâ daha fazla olan bir kavme<br />
peygamber olarak gönderdik. Onlar, Yunus&#8217;un davetini kabul edip iman ettiler.<br />
Biz de onlan bir vakte kadar nimetlerimizden yararlandırdık.&#8221;<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m<br />
balığın karnında kaldığı süre hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kaynaklarda 1<br />
saat ile 40 gün arası süre­lerden bahsedilmiştir.<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a><span>   </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">D. Yunus Kavminin<br />
İmanı</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ninovalılar, Hz. Yunus<br />
(a.s.)&#8217;m kendilerinden ayrılmasın­dan sonra, onun kendilerini tehdit etmiş<br />
olduğu azabın alâmet­lerini görmeye başlamışlardı. Bu fevkalâde olay karşısında<br />
Al­lah&#8217;ın birliğine ve Yunus&#8217;un peygamberliğine iman ederek, gel­mekte olan<br />
azabı kaldırması için Allah&#8217;a yalvarıp yakardılar. Yü­ce Allah, bir istisna<br />
olarak onların yeis halindeki bu imanını ka­bul etti. İnsanlık tarihinde ilk<br />
defa, bir kavmin yeis halindeki imânı geçerli sayılmış; Cenab-ı Hak, Yunus<br />
kavminin duasını kabul ederek onlardan azabı kaldırmıştı. Bu kavmin azap alâ­metlerini<br />
gördükleri sırada iman etmelerinin kendilerine faydalı olduğu ve imanlarının<br />
kabul edildiği, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle açıklanmıştır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Haklarında<br />
Rabbinin azap hükmü sabit olanlar, îman et­mezler. Onlara her türlü delil gelse<br />
de, can yakıcı azabı görünceye dek îmân etmezler. Heyhat o vakit îman edip de<br />
îmanları kendile­rine fayda vermiş bir memleket olsa idi? Ancak Yunus&#8217;un kavmi<br />
bundan müstesna; onlar bu durumda iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki<br />
rüsvayhk azabını kaldırdık ve onlan bir süre daha faydalandırdık.<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">E. Hz. Yunus<br />
(A.S.)&#8217;ın Aceleciliği Bu Konuda Rasülullah (S.A.V.)&#8217;ın Uyarılması</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah Teâlâ, Peygamber<br />
Efendimiz (s.a.v.)&#8217;e, davet husu­sunda Hz. Yunus (a.s.) gibi aceleci ve<br />
sabırsız olmaktan sakın­masını ve Mekke müşriklerinin eziyetlerine sabrederek<br />
tebliğ görevini ısrarla devam ettirmesini emretmiştir. Ona, kendisine iman<br />
etmediler diye kavmine kızıp aralarından ayrılan Hz. Yu­nus (a.s.)&#8217;m balığın<br />
karnında iken duyduğu pişmanlık ve üzüntüyü ve bu sıkıntıdan kurtulmak için<br />
yaptığı duayı hatır­latmıştır. İlâhî lütuf olmasaydı onun kınanmış bir durumda<br />
ka­lacağını; ancak suçunu itiraf edip samîmi bir şekilde tevbe etme­si<br />
sayesinde kurtulduğunu ve tekrar Allah&#8217;ın seçtiği sâlih kişi­lerden olduğunu<br />
haber vermiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Öyleyse Rabbinin<br />
hükmüne sabırla katlan ve öfkeye kapılıp da sonra (tzdırap içinde) haykıran<br />
balık sahibi (Yunus peygamber) gibi olma. Ona Rabbinden bir nimet yetişmiş<br />
olmasaydı, kınanmış olarak çorak bir yere atılmış olacaktı. Ancak Rabbi onu<br />
peygam­ber olarak seçti de onu sâlihlerden eyledi.&#8221;<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a> </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">F. Asurlular&#8217;ın<br />
Yıkılışı</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ninova halkı, azap alâmetlerini<br />
görünce iman etmiş ve bir istisna olarak helâktan kurtulmuştu. Ancak onlar, Hz.<br />
Yunus (a.s.)&#8217;m vefatından bir süre sonra yine doğru yoldan ayrıldılar. Giderek<br />
yozlaşan bu toplum, kendilerine gönderilen iki peygam­berin mesajına da kulak<br />
asmadı. Neticede M.Ö. 602 yılında Midyalılar, Babilliler&#8217;den de destek alarak<br />
Asurlular&#8217;a karşı şid­detli bir saldırıya geçtiler. Yenilen Asur ordusu başkent<br />
Ninova&#8217;da mahsur kaldı. Kuşatmanın ardından Midyalılar kaleye girip şehri yağma<br />
ve tahrip ettiler. Asur kralı ise, sarayını yakıp kendisi de içinde yanarak<br />
intihar etti. Ninova şehrinin kalıntıla­rı, bu yağma ve tahribin bâzı izlerini<br />
hâlâ taşımaktadır.<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a><span>    </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">G. Yunus Kıssasından<br />
Bâzı Mesajlar</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"> </span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">1. Sıkıntı Anında<br />
Allah&#8217;a Sığınma</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mü&#8217;minlerin, Hz. Yunus<br />
(a.s.)&#8217;m yaptığı gibi, darlık ve sı­kıntı anında Allah&#8217;a sığınması, aczini ve<br />
noksanlığını arz ederek O&#8217;ndan sıkıntının giderilmesini istemesi lâzımdır. Hz.<br />
Yunus (a.s.), balığın karnına düştüğünde, bu şekilde davranmış ve ne­ticede<br />
Allah tarafından affedilerek kurtarılmıştı. Allah Teâlâ, onu kurtardığını<br />
bildirdiği âyetin sonunda, &#8220;İşte biz, mü&#8217;minleri böyle­ce kurtarırız&#8221;<br />
diyerek, bu kurtuluşun aynı durumda kalan mü&#8217; minlerin tamamı için geçerli<br />
olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla bu âyet, Allah&#8217;ın emir ve yasaklarına uymak,<br />
O&#8217;na gerektiği şe­kilde ibâdet etmek ve O&#8217;na sığınmak şartıyla, mü&#8217;minlerin<br />
çeşitli gam ve kederlerden kurtarılacağına dair bir ilâhî vaaddir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Senden başka<br />
ilâh yoktur. Seni tenzih ve teşbih ederim. Doğrusu ben zâlimlerden oldum!&#8217; Biz<br />
de duasını kabul edip onu sıkıntılardan kurtardık. İşte, mü&#8217;minleri böyle<br />
kurtarırız.&#8221;<a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rasülullah (s.a.v.),<br />
Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m bu duâsıyla ilgili ola­rak şöyle buyurmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Herhangi bir<br />
Müslüman, herhangi bir hususta, Yunus&#8217;un bu duâsıyla Allah&#8217;a yalvarırsa, duası<br />
mutlaka kabul olunur. &#8220;<a href="#_ftn13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rasülullah (s.a.v.),<br />
şiddet ve sıkıntı anında yapılacak dua­nın önemi hakkında da amcazadesi İbn<br />
Abbas&#8217;a şöyle demiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah&#8217;ın<br />
emirlerine uy ve onlara sahip çık ki, O da seni ko­rusun. Allah&#8217;ın emirlerini<br />
uygulamaya devam et ki, şiddet ve sı­kıntı anında O&#8217;nun yardımını karşında<br />
bulasın. Genişlik zamanla­rında Allah&#8217;ı tanırsan O da darlık ve zorluk<br />
zamanlarında seni tanıyıp gözetir. Bir şey isteyecek olursan Allah&#8217;tan iste,<br />
bir yardım talebinde bulunacaksan Allah&#8217;ın yardımına başvur.<a href="#_ftn14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></a><span>    </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a><span><span style="font-family:'Times New Roman';">2. Davet Yolunda<br />
Sabır</span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yunus kıssasından<br />
çıkarılan önemli diğer bir mesaj, tebliğ vazifesini yürütürken, çeşitli<br />
güçlüklere katlanmanın ve bu uğurda sabır zırhına bürünmenin şart oluşudur.<br />
Nitekim, Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m, kavminden gördüğü kötülükler karşısında Al­lah&#8217;tan<br />
izinsiz hicrete çıkması, bir peygamber olarak kendisi için kusur sayılmış ve bu<br />
yüzden başına çeşitli sıkıntılar getirmiştir. Geçtiği gibi, onun bu durumu<br />
hatırlatılarak, Rasülullah (s.a.v.)&#8217; e onun gibi aceleci olmaması emredilmiştir.<br />
Ancak Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m Allah tarafından bağışlanan bu davranışı, onun derece­sini<br />
düşürmez ve faziletini eksiltmez. Nitekim Sevgili Peygambe­rimiz (s.a.v.),<br />
böyle bir anlayışın yanlışlığına işaret etmiş ve şöyle buyurmuştur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Hiç bir kişi<br />
için, &#8216;Ben muhakkak Yunus b. Mettâ&#8217;dan hayır­lıyım&#8217; demek uygun değildir.&#8221;<a href="#_ftn15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m adının geçtiği âyetler şunlardır:<br />
Nisa süresi, 4/163; En&#8217;am süresi, 6/86; Yunus sûresi, 10/98; Sâffât sûresi,<br />
37/139. O, Enbiya sûresi 21/87&#8217;de &#8216;Zü&#8217;n-nûn&#8221;, Kalem sûresi, 68/48&#8217;de<br />
&#8220;Sahibul-hûi&#8221; sıfatıyla zikredilmek­tedir.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Buhârî, Enbiyâ, 24, 35.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 550-551.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Ibn Kesir, Kasasu&#8217;l-enbiyâ, 1, 335. Kur&#8217;a sebebi<br />
hakkında başka rivayetler de nakledilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bu rivayetlerden birine<br />
göre, gemi bir fırtınaya yakalanınca, bu fırtınanın, gemide efendisinden kaçmış<br />
bir kölenin bulunmasından kaynaklandığı, bu köle denize atılmadıkça fırtınanın<br />
dinmeyeceği söylenmiş, yolculardan hiçbiri köle ol­duğunu kabul etmeyince, onun<br />
kur&#8217;a ile belirlenmesi istenmiştir. Çekilen kur&#8217;a Hz. Yunus (a.s.)&#8217;a isabet<br />
etmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Başka bir rivayette de,<br />
geminin limandan hareket edemediği, bunun gemide bir suçlunun bulunmasına<br />
bağlandığı, suçluyu tespit için çekiien Kur&#8217;ânın Hz. Yunus (a.s.)&#8217;a isabet<br />
ettiği zikredilmiştir (bu rivayetler için bkz. Taberî, Tefsir, XXIII, 98;<br />
Salebi, 409}.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Kitab-ı Mukaddes&#8217;te Yunus kitabında İse özetle şu bilgi verilmiştir:<br />
Nineve&#8217;ye (Ninova) peygamber olarak gönderilen Yunus, daveti bırakıp Tarşiş&#8217;e<br />
kaçmak ni­yetiyle Yafa limanından bir gemiye biner. Korkunç bir fırtına<br />
çıkınca, bu fırtına­nın içlerinden biri yüzünden çıktığı söylenir ve bu şahıs<br />
kur&#8217;a ile belirlenir. Kur&#8217;ada çıkan Yunus, Rabbinin önünden kaçtığını, giderek<br />
şiddetlenen fırtınanın kendisi yüzünden çıktığını itiraf eder, kendisini denize<br />
atarlarsa duracağını söyler ve kendi isteğiyle denize atılır. Ardından deniz<br />
sakinleşir, Yunus ise bir balık ta­rafından yutulur ve üç gün sonra Allah&#8217;ın<br />
emriyle balık tarafından sahile atılır (Yunus Kitabı, 1/1-17).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Müfessirler, Allah&#8217;ın Hz. Yunus (a.s.)&#8217;ı sıkıntıya<br />
sokmasının sebebi olarak, genellikle onun işlediği üç hatâdan bahsetmişlerdir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:8pt;">a)</span></b><span style="font-size:8pt;"> Kavmine<br />
gönderilecek azabın vakti henüz Allah tarafından kesin olarak bildirilmemiş<br />
olduğu halde, alâmetlerine bakarak azabın vaktini bizzat tayin et­meye<br />
kalkışması.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:8pt;">b)</span></b><span style="font-size:8pt;"> Hiç bir<br />
peygamber, Allah&#8217;tan emir gelmeden hicret İçin kavmini terk etme­diği halde,<br />
azap vakti gelmeden önce sabırsız davranarak kavmini terk edip hicre­te<br />
çıkması.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:8pt;">c)</span></b><span style="font-size:8pt;"><br />
Kavminden<span>  </span>azabın<span>  </span>kaldınlmasmdan<span>   </span>sonra<span> <br />
</span>bile<span>  </span>kavmine<span>  </span>geri<span>  <br />
</span>dönmek istememesi (Mevdûdî, Tefhim, V, 46 )</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bu arada, îbn Abbas&#8217;tan, onun bu sırada peygamber olmadığı ve bu göreve<br />
balığın kamından kurtulduktan sonra getirildiğine dair bir rivayet<br />
nakledilmiştir. Saffât sûresinde kıssanın anlatılmasından sonra, &#8220;Ve onu<br />
biz, yüz bin veya daha fazla kişiye peygamber olarak gönderdik.&#8221; (<br />
Safi&#8221;ât, 37/147) buyurulması, bu gö­rüş için delil sayılmıştır (onun<br />
peygamberliğinin ne zaman başladığı hakkındaki görüşler için bkz. Salebi, 407;<br />
Taberi, Tefsir, XXIII, 104-105; Kurtubî, Tefsir, XV, 121-122; Şevkânî, Tefsir,<br />
IV, 410).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Enbiyâ sûresi, 21/87.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 551-553.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Saffât sûresi, 37/139-148.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Kitab-ı Mukaddes&#8217;te,<br />
Hz. Yunus (a.s.)&#8217;ın kızgınlığı, azabın yaklaşması üzerine iman eden kavminin<br />
Allah tarafından affedilmesi dolayısıyla yalancı durumuna düşmesine<br />
bağlanmaktadır. Orada anlatılanlar özetle şöyledir: Balık tarafından sahüe<br />
atılan Hz. Yunus (a.s.), tekrar Ninova&#8217;ya gönderilir. Yunus halka 40 gün sonra<br />
Nİnova&#8217;nm yıkılacağını söyler. Bundan etkilenen halk iman edince Allah,<br />
onlardan azabı kaldırır. Azabın kaldırılması Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m gücüne gider ve<br />
buna öfkelenir. Yalancı duruma düşmek yüzünden, kendisi için ölümün yaşa­maktan<br />
daha hayırlı olduğunu söyler ve şehirden ayrılıp şehir dışında bir gölgelik<br />
altına oturur. Onu üzüntüsünden kurtarmak isteyen Allah, üzerine gölge olsun<br />
diye bir asma kabağı bitirir. Yunus buna sevinir; ancak ertesi gün kabak<br />
kuru-yunca güneşte kalan Hz. Yunus (a.s.) sıcaktan baygın düşer ve tekrar ölümü<br />
is­ter. Bunun üzerine Allah, ona hitap ederek şöyle der: &#8220;Sen emeğini<br />
çekmediğin ve büyütmediğin asma kabağına acıyorsun. O kabak ki, bir gecede<br />
çıktı ve bir gece­de yok oldu. Ya ben Ninova için, o büyük şehir için<br />
acımayayım mı? O şehir ki, orada sağını ve solunu seçemeyen yüzyîrmibinden<br />
ziyâde insan, birçok da hay­van var.&#8221; (Yunus Kitabı, 2/1-10; 3/1-10;<br />
4/1-11).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Görüldüğü gibi Kitab-ı Mukaddes&#8217;teki bu bilgilerden bir kısmı ya<br />
Kur&#8217;ân-i Kerim&#8217;de yoktur veya farktı olarak aktarılmıştır. Kur&#8217;ân&#8217;da olmayan<br />
bilgiler, ge­nellikle bir peygambere yakışmayacak türdendir ve İnsanlar<br />
tarafından uydurul­duğu açıktır. Meselâ, bir peygamberin, kavminin<br />
affedilmesine üzülmesi düşünülemez. Kur&#8217;ân&#8217;dan farklı anlatımlar da, bu<br />
eserlerdeki tahrifatı göstermek­tedir. Kur&#8217;ân, kabağın Hz. Yunus (a.s.)&#8217;ın<br />
balık tarafından hasta bir şekilde sahile atılması esnasında ona bir lütuf<br />
olarak bitirildiğini söylerken, Kitab-ı Mukaddes bunu kavminin affedilmesinden<br />
sonrasına erteler ve Yunus&#8217;un işin mâhiyetini kavramasını sağlayacak bir örnek<br />
vermek maksadıyla bitirildiğini belirtir.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Taberî, Tefsir, XXIII, 101; Kurtubî, Tefsir, XV, 123;<br />
îbn Kesir, Kasasul-enbiyü, I, 336.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları:553-554.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yunus süresi, 10/98. Yeis hâlindeki imanın geçerliliği<br />
hususunda bu kavmin bir İstisna teşkil ettiğini açıklayan bu âyetler, azap<br />
alâmetlerini görünce îman eden tek kavmin Yunus kavmi olduğu şeklinde de<br />
yorumlanmıştır (Bu konudaki gö­rüşler için bkz. Nehhas, Tefsir, III, 318;<br />
İbnül-Cevzi, Tefsir, IV, 66; Ateş, Çağdaş Tefsir, IV, 253).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Mevdûdî, bu kavmin yeis halindeki imanının istisna olarak kabul edilme<br />
sebebinin, Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m hicrete izin verilmeden onlardan ayrılması olduğu­nu<br />
ve onun bu davranışının Allah&#8217;ın adaleti gereği onlara verilecek cezayı ortadan<br />
kaldırdığım söyler. Buna göre, onun erken ayrılması, bu kavmin cezaya çarptı­rılması<br />
için gereken şartların tamamlanmasını engellemiş olmaktadır {Tefhim, II, 364).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 555.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Kalem süresi, 68/ 48-50.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 556.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Mevdûdî, Hz. Peygamber&#8217;in Hayatı, I, 480.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 556.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Enbiyâ sûresi, 21/87-88. Hz. Yunus (a.s.)&#8217;m âyetteki<br />
duası, Arapça olarak şöyle­dir: &#8220;La İlahe illâ erite sübhâneke innîküntü<br />
mine&#8217;z-zâlimîn.&#8221;</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn13">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 170; Tirmizî, Deavât, 82.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn14">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 307.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 557.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn15">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Buhârî, Enbiyâ, 24, 35.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 558.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-yunus-a-s-hayati-kissasi/6688">HZ. YUNUS (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ. ELYESA (A.S.) HAYATI KISSASI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-elyesa-a-s-hayati-kissasi/6687</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6687</guid>

					<description><![CDATA[<p>YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM&#8230; 1 HZ. ELYESA (A.S.) 1     YİRMİBİRİNCİ BÖLÜM   HZ. ELYESA (A.S.)   Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ismi geçen peygamberlerden biridir. O-nun ismi, iki âyette, diğer bâzı peygamberlerin isimleriyle birlikte zikredilmiştir: &#8220;ismail&#8217;i de, Bîyesa&#8217;yı da, Yunus&#8217;u da, Lût&#8217;u da.hatırla! Her birini âlemlerden üstün kıldık.&#8221;[1] &#8220;İsmail&#8217;i de, Bîyesa&#8217;yı da, Zülkifl&#8217;i de hatırla! Hepsi de seçil­mişlerdendi.[2] &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-elyesa-a-s-hayati-kissasi/6687">HZ. ELYESA (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoToc1"><b><span class="MsoHyperlink"><span style="text-decoration:none;"><a href="#_Toc111097967"><span style="text-decoration:none;">YİRMİBİRİNCİ<br />
BÖLÜM</span><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>&#8230; </span></span><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span><span style="display:none;text-decoration:none;"></span></a></span></span><span></span></b></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><span class="MsoHyperlink"><b><span style="text-decoration:none;"><a href="#_Toc111097968"><span style="text-decoration:none;">HZ.<br />
ELYESA (A.S.)</span><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span><span style="display:none;text-decoration:none;"></span></a></span></b></span><b><span></span></b></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">YİRMİBİRİNCİ<br />
BÖLÜM</span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a></a><a><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">HZ.<br />
ELYESA (A.S.)</span></span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de ismi<br />
geçen peygamberlerden biridir. O-nun ismi, iki âyette, diğer bâzı<br />
peygamberlerin isimleriyle birlikte zikredilmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;ismail&#8217;i de,<br />
Bîyesa&#8217;yı da, Yunus&#8217;u da, Lût&#8217;u da.hatırla! Her birini âlemlerden üstün<br />
kıldık.&#8221;<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;İsmail&#8217;i de,<br />
Bîyesa&#8217;yı da, Zülkifl&#8217;i de hatırla! Hepsi de seçil­mişlerdendi.<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, Elyesa<br />
peygamber hakkında, peygamber­lerden olduğunu gösteren bu iki âyet dışında<br />
bilgi vermemiştir. Tarih kaynaklarında, onun, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın dördüncü<br />
göbek torunu olduğu bildirilmektedir.<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a> Ahd~i<br />
Atik&#8217;de Elişa adıyla zikre­dilen peygamberin Elyesa olduğu tahmin edilir.<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a> Onun<br />
ismi, Grekçe&#8217;ye Elisavos, Lâtince&#8217;ye Elisaeus şeklinde geçmiştir. M.Ö. VIII.<br />
yüzyılda, Allah&#8217;ın emri üzerine, İlyas peygamber tarafından kendisine halef<br />
seçilmiştir, önce geçtiği gibi, Hz. İlyas (a.s.) tara­fından iyileştirildikten<br />
sonra çiftçiliği bırakıp ona hizmet etmiş, ölümüne kadar ondan ayrılmamıştır.<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a> Hz.<br />
İlyas&#8217;m ölümünden sonra peygamberlik görevine Eriha&#8217;da başlayan Elyesa, Kitab-ı<br />
Mukaddes&#8217;te geniş bir şekilde anlatılan pek çok mucize göster­miştir.<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a><br />
İsrail kralı Yoaş zamanında vefat etmiştir.<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a><span>     </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> En&#8217;am süresi, 6/86.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sâd sûresi, 38/48.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Sa&#8217;d, I, 55.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Ö. Faruk Harman, &#8220;Elyesa&#8221;, DİA, </span><span lang="en-us" style="font-size:8pt;" xml:lang="en-us">II, </span><span style="font-size:8pt;">69.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> H. Krallar, 2/ 1-18.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> II. Krallar&#8217;da anlatılan bu mucizeler hakkında bir<br />
özet için bkz. Harman, &#8220;Elyesa&#8221;, DÎA I, 70.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> II. Krallar, 13/ 14, 20</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 548.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-elyesa-a-s-hayati-kissasi/6687">HZ. ELYESA (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ. ÜZEYR (A.S.) HAYATI KISSASI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-uzeyr-a-s-hayati-kissasi/6690</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6690</guid>

					<description><![CDATA[<p>                                    YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM&#8230; 1 HZ. ÜZEYR (A.S.) 1           YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM   HZ. ÜZEYR (A.S.)   Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de sadece bir defa ismi zikredilen Hz. Üzeyir (a.s.)&#8217;ın peygamber olduğu kesin değildir. Dolayısıyla bâzı âlim­ler, onun velî bir kul olduğu görüşüne varmışlardır. İbn Kesir&#8217;in ifadesiyle meşhur görüş, onun Benî İsrail peygamberlerinden &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-uzeyr-a-s-hayati-kissasi/6690">HZ. ÜZEYR (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoNormal"><span>                                    </span><b><span></span></b></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><span class="MsoHyperlink"><b><span style="text-decoration:none;"><a href="#_Toc111098108"><span style="text-decoration:none;">YİRMİ<br />
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</span><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>&#8230; </span></span><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span><span style="display:none;text-decoration:none;"></span></a></span></b></span><b><span></span></b></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><span class="MsoHyperlink"><b><span style="text-decoration:none;"><a href="#_Toc111098109"><span style="text-decoration:none;">HZ.<br />
ÜZEYR (A.S.)</span><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span><span style="display:none;text-decoration:none;"></span></a></span></b></span><b><span></span></b></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoNormal"><b></b></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></a></h1>
<p><a> </a></p>
<p><a></a></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</span></a></span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a></a><a><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">HZ.<br />
ÜZEYR (A.S.)</span></span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
sadece bir defa ismi zikredilen Hz. Üzeyir (a.s.)&#8217;ın peygamber olduğu kesin<br />
değildir. Dolayısıyla bâzı âlim­ler, onun velî bir kul olduğu görüşüne<br />
varmışlardır. İbn Kesir&#8217;in ifadesiyle meşhur görüş, onun Benî İsrail<br />
peygamberlerinden olduğudur. Ancak İbn Abbas, Ata b. Ebî Rebah ve Hasen-i Basrî<br />
peygamber olmadığı kanâatindedirler.<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Arapça&#8217;ya Uzeyr olarak<br />
geçen isminin İbrânice aslı Ezra&#8217;dır ve &#8220;yardım, Tanrı&#8217;nm yardımı&#8221;<br />
anlamına gelmektedir. Kitab-ı Mukaddes&#8217;te, adını taşıyan bir bölüm bulunan Hz.<br />
Üzeyir (a.s.), kâhin yazıcı, Rabbin emirlerinin ve sözlerinin yazıcısı olarak<br />
ta­nıtılmaktadır.<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a> İsrailoğullari&#8217;nm Babil<br />
esareti sırasında kaybolan Tevrat&#8217;ı, esaretten kurtulmalarından sonra, yeniden<br />
toparlayıp bugünkü şekline yakın bir halde tedvin etmesi ve şeriatlerini ihya<br />
etmesi bakımından Yahudiler, Hz. Üzeyir (a.s.)&#8217;a büyük bir kudsiyet<br />
atfetmişlerdir. Bu aşırı saygı yüzünden onların bir kıs­mı, âyette geçtiği<br />
gibi, onu &#8220;Allah&#8217;ın oğlu&#8221; kabul etme sapıklığına düşmüşlerdir.<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a> Hz.<br />
Üzeyir (a.s.), İran kralı Artahşaşta dönemin­de (M.Ö. 465-424) yaşamış, bu kral<br />
tarafından Yahudi cemâati­nin durumunu incelemek, onlara Allah&#8217;ın şeriatına riâyet<br />
etme­lerini tavsiye etmek ve Mabedin hizmeti için gerekli malzemeyi sağlamak<br />
üzere Kudüs&#8217;e gönderilmiştir. Hz. Üzeyir (a.s.}, bu yol­culuğuna çıkarken,<br />
Bâbil&#8217;e getirilmiş olan Yahudi sürgünlerin­den bir gurubu da beraberinde<br />
götürme izni alır. Dört ay sonra Kudüs&#8217;e ulaşır ve orada putperest kadınlarla<br />
evlenmiş olan Filis­tin yahudüerinin pek çoğunu bu kadınları boşamaya ikna<br />
eder. On üç yıl sonra da Hz. Musa (a.s.)&#8217;m şeriat kitabını getirerek halka<br />
okur.<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yahudiler ve<br />
hıristiyanlar arasında, onun Tevrat&#8217;ı yeniden ortaya koyduğu hakkında yaygın<br />
bir kanâat vardır. Kitab-ı Mu­kaddesle ilgili ilmî tenkid faaliyetini sürdüren<br />
bâzı araştırmacı­lar da, bu kanâati desteklemişlerdir. Wellhausen, Tevrat&#8217;ın<br />
temel metninin redaksiyon ve ilânının, Hz. Üzeyir (a.s.) tarafından yapıldığını<br />
kabul etmiştir.<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a> Bu önemli görev,<br />
tabiatıyla onun mevki­ini yükseltmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, onun<br />
adını bir defa zikretmiş ve hakkında kısa olmakla birlikte oldukça önemli şu<br />
bilgiyi vermiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yahudiler,<br />
&#8216;Uzeyr Allah&#8217;ın oğludur&#8217;dediler. Hıristiyanlar da, &#8216;Mesih Allah&#8217;ın oğludur&#8217;<br />
dediler. Bu, onların ağızlarıyla geveledik­leri sözleridir. Sözlerini önceden<br />
inkâr etmiş müşriklerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onlan kahretsin, nasıl<br />
da haktan bâtıla çevri­liyorlar?&#8221;<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">îslâmî kaynaklarda, bu<br />
âyette işaret edilen Hz. Üzeyir (a.s.)&#8217; in yahudiler tarafından Allah&#8217;ın oğlu<br />
kabul edilmesi inancının ortaya çıkışını açıklayıcı mâhiyette iki rivayet<br />
aktarılmaktadır. İbn Abbas&#8217;a dayanan birinci rivayete göre, önceleri Tevrat&#8217;a<br />
bağlı kalan İsrâiloğulları, zamanla ondan uzaklaşmışlar ve bunun neticesinde<br />
ilâhî bir ceza olarak Tevrat kendilerine unutturul-muştur. Tevrat&#8217;ın muhafaza<br />
edildiği Ahid sandığı da ellerinden alınmıştır. Buna çok üzülen Hz. Üzeyir<br />
{a.s.}, kendisine Tevrat&#8217;ı yeniden öğretmesi için Allah&#8217;a yalvarmış, sonunda bu<br />
duası ka­bul edilerek Tevrat onun hafızasına yerleştirilmiştir. Tevrat&#8217;ı<br />
kavmine öğretince onların nezdinde büyük itibar kazanmış ve kendisine<br />
&#8220;Allah&#8217;ın oğlu&#8221; demeye başlamışlardır. İkinci rivayete göre,<br />
yahudileri ağır bir hezimete uğratan Amâlika kavmi, Tev­rat&#8217;ı da onların<br />
elinden almıştır. Bu esnada bâzı âlimler de, elle­rindeki Tevrat nüshalarını<br />
dağlara gömerek ülkeyi terk etmişler­dir. O günlerde hayatının baharında bir<br />
delikanlı olan ve zama­nını dağlarda ibâdetle geçiren Hz. Üzeyir (a.s.),<br />
mevcudu kalma­yan Tevrat&#8217;ı onu en iyi bilen kişi olarak yeniden kaleme alır.<br />
Geri donen âlimler gömmüş oldukları Tevrat nüshalarını çıkarıp Hz. Üzeyir<br />
(a.s.)&#8217;ın hafızasına dayanarak yazdığı nüsha ile karşılaştı­rınca, aralarında<br />
hiç bir fark olmadığını görüp hayrete düşmüş­ler ve &#8220;Allah, bunu sana<br />
ancak O&#8217;nun oğlu olduğun için verdi&#8221; demişlerdir.<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, âyette<br />
görüldüğü gibi, İslâmm zuhuru sıra­sındaki yahudilerin Hz. Üzeyir (a.s.)&#8217;m<br />
Allah&#8217;ın oğlu olduğuna inandıklarını kesin bir ifâde ile haber vermektedir.<br />
Ancak bu görüşün, bütün Yahudilerin inancı olmaktan ziyâde, Peygambe­rimiz<br />
(s.a.v.)le görüşürken bunu ; gündeme getiren Medine yahudilerine âit bir görüş<br />
olduğu ifâde edilmektedir. Klasik müfessirlerin tamamına yakını, yalnızca<br />
Arabistan&#8217;da yaşamakta olan yahudilerin böyle bir inanca sahip olduklarını<br />
kabul eder­ler. Taberî, bu âyetin tefsirinde, Hz. Peygamber (s.a.v.)&#8217;e gelen<br />
Medineli birkaç yahudinin, &#8220;Sen. bizim kıblemizi îerketmişken ve yine<br />
Üzeyir&#8217;in Allah&#8217;ın oğlu olduğuna inanmazken, biz nasıl sana uyabiliriz?&#8221;<br />
dediğini nakletmiştir.<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a> Bu<br />
arada Yemenli yahudilerin ise Hz. Üzeyir (a.s.)&#8217;ın Mesih olduğuna inandıkları<br />
zikredilmekte­dir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Diğer taraftan bazı<br />
müfessirler, Bakara suresinin 259. âye­tinde yüz yıl uyutulup tekrar hayata<br />
döndürüldüğü bildirilen meçhul şahsın Hz. Üzeyir (a.s.) olabileceğini<br />
söylemişlerdir. Bu şahsın Ermiyâ olduğunu kabul edenlere karşı, ilk<br />
müfessirler-den Katâde, İkrime, Rebî b. Enes, Dahhâk ve Süddî onun Hz. Ü-zeyir<br />
(a.s.) olduğu görüşünü savunmuşlardır.<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a> Bu<br />
âyetin meali şöyledir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yahut şu kimse<br />
gibisini görmedin mi ki, duvarları çatıları üstüne yığılmış ıssız bir kasabaya<br />
uğramıştı da, &#8216;Allah bütün bun­ları Öldükten sonra nasıl diriltecek?&#8217; demişti<br />
Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl süre İle ölü bırakmış ve sonra tekrar hayata<br />
döndüre­rek sormuştu: &#8216;Bu halde ne kadar kaldın?&#8217; O da, &#8216;Bir gün veya bir<br />
günden biraz daha az bir süre kaldım&#8217; diye cevap vermişti. Allah, &#8216;Hayır, bu<br />
halde yüz yıl kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak, bo­zulmamış ve eşeğine hak!<br />
Biz, bütün bunları insanlara bir ibret olman için yaptık. Bir de şu insanların<br />
ve hayvanların kemiklerine bak, onlan nasıl birleştirip et ile örttüğümüzü<br />
düşün. Bu işler ona açıklanınca, &#8216;Biliyorum, Allah her şeye kadirdir.&#8217; dedi.<br />
&#8220;<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a><span>    </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Kesir, Kasasul-enbiyâ, 622-625.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Esra, 7/11.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Kesir, Kasasu&#8217;l-enbiyâ, II, 625.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Nehemya, bab, 8.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Harman, Ö.F.,&#8221;Üzeyir&#8221;,İsîamda İnanç İbadet<br />
ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, IV, 410.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tevbe sûresi, 9/30.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bu rivayetler için bkz. Salebi, 345-347.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tefsir, X,<span>   </span>110;<br />
ayrıca bkz., İbn Hişam, I, 570; İbnül-Cevzî,<span> <br />
</span>Tefsir, III, 422-425; Beğavî, Tefsir, I, 108.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Salebî, 343.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Îbnül-Kelbî, bu ayetteki şahsın, Ermiyâ (a.s.)<br />
olduğuna dair bir rivayet aktarmış­tır. Buna göre Allah Teaiâ, Ermiyâ&#8217;ya,<br />
Buhtunnasar tarafından tahrip edilmiş ci­lan Kudüs şehrini İmar edeceğini haber<br />
verir ve oraya gidip yerleşmesini emreder. Şehre gelen Ermiyâ, karşısında bir<br />
harabe görünce şaşırır ve kendi kendine şöyle der:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">&#8220;Sübhânellah!<br />
Allah bana bu şehre yerleşmemi emretti ve orayı imar edeceğini haber verdi<br />
Şehrin ölümünden sonra Allah orayı ne zaman imar edecek, ne zaman ihya<br />
edecek!&#8221;</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Daha sonra, eşeği ve azık sepeti de yanında olduğu halde, bulunduğu<br />
yerde uyur kalır. Uykusu tam yüz yıl devam eder. Bu uzun süre içinde,<br />
Buhtunnasar ölmüş, yerine oğlu geçmiştir- Adaletiyle meşhur bu yeni hükümdar,<br />
Suriye ve Fi­listin bölgesinin ıssız kaldığını ve yırtıcı hayvanlarla dolduğunu<br />
öğrenince, baba­sının Babil&#8217;e getirmiş olduğu îsrâiloğullan&#8217;na yurtlarına dönme<br />
izni verir. Onların başına, Hz. Davud (a.s.] evlâdından birini tayin eder ve<br />
ona Kudüs&#8217;ü ve mescidini imar etmesini emreder. Ermiyâ yüz yıi sonra<br />
uyandığında, şehre bakınca gözleri­ne inanamaz. Çünkü O, ancak bir gün hatta<br />
daha kısa bir süre uyuduğunu sanmaktadır. Bu esnada Allah, ona başından geçeni<br />
anlatır ve kendisinin her şe­ye güç yetireceğini söyler. İbn Kesir, Taberi&#8217;nin<br />
naklettiği bu rivayetin olayların seyrine uygun olduğunu belirtir. Ancak, bu<br />
şahsın Hz. Üzeyir {a.s.} olduğu riva­yetinin daha meşhur olduğuna işaret eder<br />
(Kasasu&#8217;l-enbiya, II, 620-21]</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 560-563.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-uzeyr-a-s-hayati-kissasi/6690">HZ. ÜZEYR (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ. DAVUD (A.S.) HAYATI KISSASI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-davud-a-s-hayati-kissasi/6684</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6684</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; &#160;A. Hz.Musa (A.S)&#8217;Dan Sonra Benî İsrâil-Yûşâ B.Nûn&#160; &#160; &#160;B. İsrailoğulları&#8217;nın Peygamberlerinden Bir Hükümdar İstemeleri&#160;&#160; &#160; &#160;C. Talut&#8217;un Hükümdarlığının Alâmeti&#160;&#160; &#160; &#160;D. Talut Ordusunun İmtihanı Ve Kazanılan Zafer&#160; &#160; &#160;E. Hz. Dâvud (A.S.)&#8217;ın Hükümdarlığı&#160;&#160; &#160; &#160;F. Peygamberliği Ve Kendisine Zebur&#8217;un Verilmesi&#160;&#160; &#160; &#160;G. Hz. Davud (A.S.)&#8217;ın Baktığı Bâzı Dâvalar&#160; &#160; &#160;1. Başkasının Ekinini Yiyen Koyun &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-davud-a-s-hayati-kissasi/6684">HZ. DAVUD (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;A. Hz.Musa (A.S)&#8217;Dan Sonra Benî İsrâil-Yûşâ B.Nûn&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;B. İsrailoğulları&#8217;nın Peygamberlerinden Bir Hükümdar İstemeleri&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;C. Talut&#8217;un Hükümdarlığının Alâmeti&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;D. Talut Ordusunun İmtihanı Ve Kazanılan Zafer&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;E. Hz. Dâvud (A.S.)&#8217;ın Hükümdarlığı&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;F. Peygamberliği Ve Kendisine Zebur&#8217;un Verilmesi&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;G. Hz. Davud (A.S.)&#8217;ın Baktığı Bâzı Dâvalar&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;1. Başkasının Ekinini Yiyen Koyun Sürüsü&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;2. Koyun Sahibi İki Kardeş&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;3. Çocuk Hangi Kadının?&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;H. Hz. Davud (A.S.)&#8217;a Zırh Sanatının Öğretilmesi&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;I. Elinin Emeği İle Geçinmesi&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;Hz. Davud (A.S.)&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;İ. Teşbih Ve Zikri-Namaz Ve Orucu&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;K. Vefatı&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>
<p>&nbsp;<br />ONSEKİZİNCİ BÖLÜM</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; HZ. DAVUD (A.S.)</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; A. Hz.Musa (A.S)&#8217;Dan Sonra Benî İsrâil-Yûşâ B.Nûn</p>
<p>Hz. Musa (a.s.)&#8217;ın vefatından sonra İsrailoğulları&#8217;nın başına Yûşâ b. Nün geçti. Hz. Yûşâ (a.s.), savaşa gitmek istemeyen ve Tîh&#8217;e girildiği esnada 20 ve daha yukarı yaşlarda bulunup sah­rada geçirilen 40 yıl içinde tamamına yakını ölen nesilden kim­senin bulunmadığı, tamamıyla yeni nesilden müteşekkil ordu­sunu Tîh&#8217;ten çıkarıp Ürdün&#8217;e götürdü ve 6 ay süren şiddetli bir muhasaranın ardından Eriha şehrini ele geçirdi.[1] Hz. Yüşâ (a.s.), daha sonra Beytülmakdis/Kudüs üzerine yürüdü ve şiddetli çatışmalardan sonra orayı da fethetti. Allah İsrailoğullan&#8217;na bu mukaddes şehrin kapısından alçak gönüllü bir halde, kibir ve gururdan kaçınarak secde eder bir vaziyette girmelerini ve girer­ken de &#8220;hitta&#8221; demelerini emretmişti. Ancak onlar, bunu dinle­medikleri gibi, zıddına hareket ettiler, şehre büyük bir kibir ve gurur ile girdiler. Bizi affet, bizi bağışla mânâsına gelen &#8220;hitta&#8221; demek yerine, buğday mânâsına gelen &#8220;hinta&#8221; kelimesini söyledi­ler ve af dilemek yerine dünyalık istediler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onların bu yakışıksız ve isyankâr tavrı hakkında şöyle buyurmuştur:</p>
<p>&#8220;İsrailoğullan&#8217;na, &#8216;Beytülmakdis&#8217;in kapısından eğilerek (te­vazu ile) giriniz ve bizi bağışla (=hittaj deyiniz.&#8217; denildi. Onlar ise, kıçları üzerine emekleyerek girdiler ve (emrolunduklan kelimeyi değiştirip), hinta, habbe fi şa&#8217;ara (bize buğday başağında dane ver)&#8217; dediler.&#8221;[2]</p>
<p>Bu defa da Allah&#8217;ın nimetlerine nankörlük eden İsrailoğul-ları, Allah tarafından kendilerine emredilen sözü değiştirmişler ve bu yüzden cezaya çarptırılmışlardır.</p>
<p>&#8220;O vakit onlara şöyle demiştik: Şu şehre girin, orada diledi­ğiniz gibi, bol bol yiyin, şehrin kapısından secde ederek geçin ve &#8216;hitta/bizi affet! Günahlarımızın yükünü üzerimizden kaldır!&#8217; de­yin ki, biz de kusurlarınızı bağışlayalım ve iyilik yapanlara sınır­sız mükâfat verelim.</p>
<p>Ama o zulmetmeye alışmış olanlar, kendilerine söylenmiş olan sözü başka bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine Biz de, za­limlerin üzerine, yoldan çıkmalarından dolayı gökten bir azap indirdik.[3]</p>
<p>Hz. Yûşâ (a.s.}, Filistin&#8217;i bütünüyle aldıktan sonra, araziyi halk arasında taksim etti ve vefatına kadar onları Tevrat&#8217;a göre yönetti. Hz. Musa (a.s.)&#8217;dan sonra 27 yıl daha yaşadı ve 127 ya­şında öldü.[4] İsrailoğulları, Hz. Yûşâ (a.s.)&#8217;dan sonra başlarına geçen hâkimler tarafından idare edildiler. &#8220;Hâkimler İdaresi&#8221; adıyla bilinen bu dönemin sonlarında güç ve kuvvetlerini kay­betmişlerdi. Aralarında İhtilaflar çıkmış ahlâkî düşkünlükler iyice yayılmıştı. Tarihçilerin verdiği bilgiye göre, onlar giderek iyice azıtmışlardı. Kendilerini Tevrat&#8217;a davet için gönderilen pey­gamberlerini öldürmek dahil her türlü büyük günahları işliyorlardı. Peygamberlerini Öldürmeleri yüzünden Allah Teâlâ, onları zâlim ve cebbar hükümdarlarla cezalandırdı. Başlarına geçen bu hükümdarlar onlara zulmediyor, içlerinden pek çoğu­nu Öldürüyorlardı. Ayrıca Allah, komşu milletleri de onlara mu­sallat kıldı. Amâlika Arapları, Arâmîler ve Filistinliler, onlara sık sık saldırıda bulunuyorlardı. [5]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; B. İsrailoğulları&#8217;nın Peygamberlerinden Bir Hükümdar İstemeleri</p>
<p>Mısır ve Filistin arasındaki bölgede yaşayan Amâlika Arap­ları, M.Ö. 1000 yıllarında kralları Câlut komutasında İsrâiloğulla-rı&#8217;na karşı saldırıya geçerek onları yurtlarından sürüp-çıkarmış­lar, kadın ve çocuklarının çoğunu esir almışlardı. Gazze ve Aska-lan üzerine düzenledikleri bu taarruz esnasında, onların kutsal saydığı Tâbut&#8217;u da (Ahid sandığı) alıp götürmüşlerdi.[6] İçinde kutsal emânetlerin bulunduğu bu sandığa büyük değer veren İsrailoğullan, savaşlara giderken, onu ordularının önünde götü­rürler, onun sayesinde cesaret kazandıklarına inanırlar ve onu vesile kılarak Allah&#8217;tan yardım isterlerdi.</p>
<p>İsrailoğulları ileri gelenleri, zillet ve sıkıntılarla yüz yüze ol­dukları bu dönemde,&nbsp; Kur&#8217;ân&#8217;da ismi zikredilmeyen yaşlı pey­gamberleri Samuel&#8217;e başvurarak, kendilerini ağır hezimete uğra­tan Kral Câlûtla yapmak istedikleri savaşlarda kendilerine ko­muta edecek bir hükümdar/kum and an tayin etmesini istediler.[7] Onların dönekliklerini çok iyi bilen bu peygamber, bir hükümdar tayin edilmesi ve bu yüzden savaşın kendilerine farz kılınması durumunda, savaştan kaçmalarından korktuğunu belirterek on­lara bu istekten vazgeçmelerini söyledi. Ancak onlar, yurtların­dan çıkarıldıkları, kadınları ve çocukları ellerinden alındığı için savaştan başka yapacak bir şeyleri kalmadığını; dolayısıyla tayin edilecek şahsın komutasında kesinlikle savaşacaklarını beyan ettiler. Onlann ısrarı üzerine, Yüce Allah, Tâlut isimli şahsın me­lik tayin edilmesini emretti ve bununla birlikte Samuel&#8217;in tahmin ettiği gibi onlara savaşı farz kıldı. Bir süre sonra Samuel&#8217;in kork­tuğu durum ortaya çıktı. Çünkü bu teklifi yapanlar, içlerinden çok azı hariç, verdikleri kesin söze rağmen bahaneler uydurarak savaştan geri durdular. Bu tavırları, apaçık bir haksızlık ve zu­lümdü ve bunun karşılığını alacakları muhakkaktı. Kur&#8217;ân-ı Ke­rim, onların bu dönekliğini şöyle haber vermektedir:</p>
<p>&#8220;Musa&#8217;dan sonraki dönemde İsrailoğüllan&#8217;nın İleri gelenleri­ni görmedin mi? Peygamberlerinden birine, &#8216;Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım!&#8217; demişlerdi. O peygamber, &#8216;Ya savaş size farz kılındığında gitmeyecek olursanız?&#8217; demişti. Onlar ise, &#8216;Yurdumuzdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan uzak­laştırıldığımız bu durumda da mı Allah yolunda savaşmayalız?&#8217; demişlerdi. Ama savaş onlara farz kılınınca, az bir kısmı müstes­na yüz çevirdiler. Allah zâlimleri bilir.[8]</p>
<p>Samuel peygamber, kavminin ileri gelenlerine, Allah&#8217;ın on­ların isteğini kabul ederek başlarına Tâlût isimli şahsı hüküm­dar tayin ettiğini bildirmişti. Bu şahıslar, Allah&#8217;ın kendileri için yapmış olduğu tayini reddederek, soylu bir aileye mensup olma­dığı bahanesiyle Bünyamİn oğullarından olan Tâlût&#8217;un hüküm­darlığına/komutanlığına itiraz ettiler. Onlara göre hükümdarlık hakkı, bu şahıs gibi halk tabakasından sıradan bir insana ait olamazdı. Bu makam, ancak içlerinden soylu ve zengin birine yakışırdı. Yükselen itirazlar üzerine Samuel peygamber, hüküm­darlık ve komutanlıkta ehliyetin mal ve mülkle değil, siyâsî, idâri ve askerî bilgiler ve beden gücüyle alâkalı olduğunu söyleyerek, Allah Teâlâ&#8217;nın Tâlut&#8217;u bilgisi ve beden gücüyle bu makama lâyık gördüğünü açıklamaya çalıştı. Onu saltanata seçen Allah&#8217;ın, mülkü istediğine vereceğini söyledi:</p>
<p>&#8220;Peygamberleri onlara, &#8216;Allah size şüphesiz, Tâlût&#8217;u hüküm­dar olarak gönderdi.&#8217; dedi. Bunun üzerine onlar, &#8216;Biz hükümdarlı­ğa ondan daha lâyık iken ve ona malca da bir bolluk verilmemiş­ken, nasıl olur da başımıza hükümdar olabilir?&#8217; dediler. Peygam­berleri şöyle cevap verdi: &#8216;Doğrusu Allah, onu sizin üzerinize begenip seçmiş,&nbsp;&nbsp; bilgice ve vücutça gücünü arttırmıştır. Allah,&nbsp; hü­kümdarlığı dilediğine verir. Allah&#8217;ın ilmi her şeyi kuşatır, bilir.&#8221;[9]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; C. Talut&#8217;un Hükümdarlığının Alâmeti</p>
<p>İleri gelenlerin itirazı üzerine Samuel peygamber, Tâlût&#8217;un-hükümdarlığının alâmeti olarak, Hz. Musa (a.s.)&#8217;in savaşlarda yanında taşımış olduğu, askerler için güç ve moral kaynağı sayı­lan Tâbut/Ahit sandığının, düşmandan alınıp Tâlüt&#8217;a getirilece­ğini haber verdi. Câlut tarafından alınmış olan bu tâbutun me­lekler tarafından taşınacağını ve Cenab-ı Hak&#8217;tan kendilerine bir sekînet getireceğini müjdeledi ve bunda inananlar için kuvvetli bir delilin mevcut olduğunu söyledi:</p>
<p>&#8220;Peygamberleri onlara, &#8216;Onun (Tâlût&#8217;un) hükümdarlığının alâmeti, size tâbutun/sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden ge­len bir güven duygusu ve Musa ve Harun ailesinin bıraktıkların­dan kalanlar vardır; onu melekler taşır. Eğer İnanmışsanız bunda sizin için delil vardır.&#8217; dedi.[10]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; D. Talut Ordusunun İmtihanı Ve Kazanılan Zafer</p>
<p>Allah&#8217;ın emriyle Samuel (a.s.) tarafından İsrailoğulları&#8217;nm başına hükümdar/komutan tayin edilen Tâlüt, Allah yolunda cihad için hazırladığı büyük ordusunun başına geçtiğinde, as­kerlerine moral vermek maksadıyla cihadın faziletinden bahset­tiği konuşmalar yaptı. Rivayete göre, tâbut geri geldiği için zafer­den ümitlenmişler ve orduya büyük bir katılım olmuştu. Ardın­dan ordusuna hareket emrini verip uzun bir mesafe katetti. An­cak o,&nbsp; düşmanla karşılaşmadan önce,&nbsp; vereceği emirlere itaat hususunda askerlerini bir denemeye tâbi tutmak istedi. Yorgun düşen askerlerinin susuzluk çektikleri bir sırada, onlara az son­ra yollarının üzerindeki bir ırmakla imtihan edileceklerini haber verip, imtihan kurallarını ve neticesini açıkladı. Kur&#8217;ân-ı Ke-rim&#8217;de Allah tarafından konulduğu bildirilen bu imtihana göre, bahsedilen nehirden[11] su içmelerini yasakladığını; bununla bir­likte, nehrin suyundan bir avuç alıp içmenin mubah kılındığını; ancak bundan fazla su içenlerin, verdiği emre itaatsizlikleri yü­zünden kendisinin askeri olmaktan çıkacaklarını söyledi. Irmağa varıldığında, onun bu kesin talimatına rağmen, askerin ekseriye­ti, oradan kana kana su içtiler. Askerlerin ancak küçük bir kıs­mı Tâlût&#8217;un sözünü dinledi; onlardan bâzıları hiç su içmemiş, bâzıları da bir avuç suyla yetinmiş, buna rağmen Allah&#8217;ın lütfuyla suya kanmışlardı. Kendisine bağlı kalarak imtihanı ka­zanmış olan bu grupla cepheye doğru giden Tâlut, düşmana yaklaşıldığında, yeni bir itiraz ile karşılaştı. Düşman ordusunun kalabalık olduğu öğrenilince, yanında kalanların bir kısmı da, ordudan ayrılmak için bahane aramaya başlamıştı. İtirazcılar, bu kadar küçük bir orduyla Câlût&#8217;un kalabalık ordusuna güç yetiremeyeçeklerini söylediler. Samîmi bir şekilde inanmış olan­lar ise düşmanın çokluğuna aldırmadılar. Allah&#8217;ın kendilerine yardım edeceğine inanmanın rahatlığı içinde Tâlut&#8217;a bağlı kaldı­lar ve şöyle dediler: &#8220;Nice az sayıdaki askerî birlik, Allah&#8217;ın izniyle nice çok sayıdaki birliği yenmiştir. Zira Allah, güçlüklere karşı sabredenlerle beraberdir.&#8221; Kur&#8217;ân-ı Kerim, Tâlût&#8217;un askerlerinin bu durumunu şöyle açıklamıştır:</p>
<p>&#8220;Tâlut, ordusuyla birlikte ayrıldıktan sonra, askerlerine şu açıklamayı yaptı: &#8216;Doğrusu Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecek­tir. O ırmağın suyundan içenler benden değildir. Irmağın suyuna dokunmayanlar ise bendendir, elleriyle sâdece bir avuç içenler de affedilecektir.&#8217; Onlardan pek azı hariç, sudan içtiler. Tâlut ve ina­nanlar ırmağı geçince, bâzıları, &#8216;Bugün Câlut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok.&#8217; dediler.[12] Allah&#8217;a kavuşacaklarına ina­nanlar ise, &#8216;Nice sayısı az topluluklar, sayısı çok topluluklara Al­lah&#8217;ın izniyle galip gelmişlerdir. Allah sabredenlerle beraberdir dediler.&#8221;[13]</p>
<p>Tabî tutuldukları imtihanı başararak Tâlût&#8217;tan ayrılmayan askerlerin oluşturduğu küçük ordu, zafere inanmış bir halde, düşman karşısında cesaret, sabır ve zafer vermesi İçin Allah&#8217;tan yardım dileyerek yoluna devam etti. Bu inanmışlar ordusu, ya-; pılan savaşta, Cenab-ı Hakk&#8217;m yardımıyla, kendisinden kat kat fazla olan Câlût ordusuna karşı kesin bir zafer kazandı. Bu sa­vaş esnasında Tâlût&#8217;un ordusunda bir nefer olarak bulunan Hz. Dâvud (a.s.), düşman ordusunun başkomutanı Kral Câlût&#8217;u öldürmüştü. Allah Teâlâ, Tâlût&#8217;tan sonra hükümdarlığı ve Samuel&#8217; den sonra da peygamberliği ona verdi. Bu husus Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle açıklanmaktadır:</p>
<p>&#8220;Calui ve ordusuna karşı çıktıklarında, &#8216;Rabbimiz! Bize sa­bır ver, sebatımızı artır, inkâr eden millete karşı bize yardım et!&#8217; dediler. Onları Allah&#8217;ın İzniyle bozguna uğrattılar. Davut, Câlüt&#8217;u Öldürdü. Allah, Davud&#8217;a saltanat ve hikmet verdi ve ona diledi­ğinden öğretti. Allah&#8217;ın insanları birbiriyle savması olmasaydı, yeryüzünün düzeni bozulurdu. Fakat Allah âlemlere lütufkârdır.&#8221;[14]</p>
<p>Hz. Dâvud (a.s.), Amâlika hükümdarını öldürmesinden sonra meşhur oldu. Bu olaydan bir süre sonra, âyette geçtiği gi­bi, Cenab-ı Hak, kendisine hükümdarlık ve peygamberlik verdi. Beytüllahm&#8217;de yaşayan Yuda kabilesine mensup sıradan bir genç iken, bundan sonra, şöhreti kısa sürede yayıldı. İsrailoğul­lan, onun sayesinde yeni başarılar kazanmaya başladılar. [15]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; E. Hz. Dâvud (A.S.)&#8217;ın Hükümdarlığı</p>
<p>Hz. Dâvud (a.s.), Yahuda b. Yakub soyundan, Beytüllahim&#8217; de oturan îşâ (Yesse) b. Obad&#8217;in oğludur. Rivayete göre, İsrail­oğullan, Tâlût&#8217;un ölümünden sonra, hazinelerin anahtarlarını ona vererek onu hükümdar yapmışlardır. Hükümdar olmasının ardından Allah, ona peygamberlik de vermiş ve kendisine Ze­bur&#8217;u vahyetmiştir. Ayrıca, demiri onun için yumuşatarak, zırh sanatını ilk defa ona öğretmiştir. Ona benzeri görülmemiş güzel­likte bir ses vermiş, dağlar ve kuşların onunla birlikte teşbihte bulunmasını lütfetmiştir.[16]</p>
<p>Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;m ismi, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de 16 defa geçer. Kur&#8217;ân, bu âyetlerde, onun hükümdarlığı, peygamberliği, başın­dan geçen önemli olaylar ve kendisine has bâzı özellikler hak­kında bilgi vermiştir.[17] Cenab-ı Hak, Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a, hem hü­kümdarlık hem de peygamberlik verdiğini birkaç yerde bildirmiş­tir. Bu âyetlerde, ona güçlü bir saltanat yanında, iyi bir idareci­nin muhtaç olduğu hakkı bâtıldan ayırma ve âdil davranma ka­biliyetinin verildiği bildirilmiş, ondan insanlar arasında âdil dav­ranması, bu hususta hiç bir şekilde arzularına kapılmaması is­tenmiştir. Arzu ve hevese göre hüküm vermenin idareciyi haktan saptıracağı; bu şekilde davranarak Allah&#8217;ı unutup O&#8217;nun yolundan ayrılanların âhirette şiddetle cezalandırılacağı vurgulanmış­tır:</p>
<p>&#8220;Davud&#8217;un hem hükümranlığını kuvvetlendirmiş, hem de kendisine hikmet ve hakkı bâtıldan ayırdetme kabiliyeti vermiş­tik.&#8221;[18]</p>
<p>&#8220;O zaman biz, ona şöyle vahyetmiştik: &#8216;Ey Davudi Seni şüp­hesiz yeryüzünde halifemiz kıldık, o halde insanlar arasında ada­letle hükmet! Sakın keyfe uyma ki, yoksa seni Allah&#8217;ın yolundan saptırır. Doğrusu, Allah&#8217;ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin bir azap vardır.&#8221;[19]</p>
<p>Tevrat&#8217;ta Hz. Davud (a.s.)&#8217;ın, Tâlût&#8217;un ölümünden sonra Hebron&#8217;da Yahuda boyu tarafından kral seçildiği bildirilmekte­dir. Aynı sırada Yeruşalim&#8217;de ise Tâlût&#8217;un oğlu îş-boşet krallığa getirilmişti. Bu iki başlılık İş-Boşet&#8217;in öldürülmesine kadar de­vam etti. Onun Ölümünden sonra ülkenin tek kralı olan Hz. Dâvud (a.s.), 40 yıl devam eden saltanatının 7 yıl 7 ayını Hebron&#8217; da geri kalanını ise İsrail kralı olarak Yeruşalim/Kudüs&#8217;de geçir­di.[20]</p>
<p>Güçlü bir ordu kuran Hz. Dâvud (a.s.), Kudüs&#8217;ü başkent yaptı. Devlet işlerini tanzim etti, göçebe halkını yerleşik medeni­yete geçirdi, onun liderliğinde ilk defa, sınırları Akabe körfezin­den Fırat kıyılarına uzanan Müslüman bir devlet kurulmuş, vâdedilen bölge İsrailoğulları&#8217;nm hâkimiyetine geçmiş oldu.[21]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; F. Peygamberliği Ve Kendisine Zebur&#8217;un Verilmesi</p>
<p>İsrailoğulları peygamberlerinden kendisine kitap verilen i-kinci peygamber Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;dir. Onun şahsında peygamberlik ile hükümdarlığı birleştiren Yüce Allah, ona dört ilâhî ki­taptan biri olan Zebur&#8217;u vahyetmiştir. Onun peygamberliği ve kendisine Zebur&#8217;un verilmesiyle ilgili âyetlerde şöyle denilmekte­dir:</p>
<p>&#8220;Biz, İbrahim&#8217;e, îshak&#8217;ı ve Yakub&#8217;u bahşettik. Ve hepsini doğru yola sevk ettik. Daha önce Nuh&#8217;u ve soyundan olan Davud&#8217;u, Süleyman&#8217;ı, Eyyüb&#8217;u, Yusufu, Musa&#8217;yı ve Harun&#8217;u da doğru yola sevk etmiştik. İşte biz, iyilikte bulunanları böyle mükâ-fatlandırırız.&#8221;[22]</p>
<p>&#8220;Gerçekten biz, Davud&#8217;a ve Süleyman&#8217;a ilim verdik. Onlar, &#8216;Bizi mü&#8217;min kullarının birçoğundan üstün kılan- Allah&#8217;a hamdolsun!&#8217; dediler.[23]</p>
<p>&#8220;Şüphesiz ki biz, Nuh&#8217;a ve ondan sonra gelen peygamberle­re vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim&#8217;e, İsmail&#8217;e, İshak&#8217;a, Yakub&#8217;a, torunlarına, İsa&#8217;ya, Eyyüb&#8217;a, Yunus&#8217;a, Harun&#8217;a ve Süleyman&#8217;a da vahyettik. Davud&#8217;a Zebur&#8217;u verdik.&#8221;[24]</p>
<p>&#8220;Rabbin, göklerde ve yerdeki varlıkları çok iyi bilir. Şüphesiz ki biz, peygamberlerin bir kısmım, diğerlerinden üstün kıldık. Davud&#8217;a da Zebur&#8217;u verdik.&#8221;[25]</p>
<p>Orijinali mevcut olmayan Zebur&#8217;un, hikmet vaaz ve dua­lardan ibaret olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim Kurtubî, şöy­le demiştir: &#8220;Zebur, yüz elli sûredir ve içinde hiç bir hüküm yoktur. İçindekilerin tamamı, hikmetler, vaazlar ve Allah Teâlâ&#8217;ya hamd, O&#8217;nu teşbih ve medihten ibarettir.&#8221;[26]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; G. Hz. Davud (A.S.)&#8217;ın Baktığı Bâzı Dâvalar</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; 1. Başkasının Ekinini Yiyen Koyun Sürüsü</p>
<p>Hz. Dâvud (a.s.), bir peygamber ve bir hükümdar olarak dâvalara bizzat kendisi bakardı. Kur&#8217;ân-ı Kerim, ona arz edilen dâvalardan ikisi hakkında bilgi vermiştir. Bunlardan biri, çoban-sız- bir koyun sürüsünün geceleyin bir ekini tahrip etmesiyle ilgilidir. Bu koyun sürüsü, bir gece çobansız kalmış, başkasına âit ekili bir tarlaya girerek ekini yemişti. Ekin sahibi, Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a gelerek sürü sahibinden davacı oldu. İki tarafı dinleyen Hz. Dâvud (a.s.), koyunların değerinin yenilmiş ekin mahsulü­nün değerine denk olduğunu düşünerek koyun sürüsünün ekin sahibine verilmesine hükmetmişti. Onun huzurundan çıkan dâvâcı ve dâvâlı, Onun verdiği karan, dışarıda bekleyen oğlu Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a anlattılar. Onları dinledikten sonra meseleyi değerlendiren Hz. Süleyman (a.s.), daha isabetli bir çözüm bul­duğunu düşünerek hemen babasının yanma girdi. Ona, aynı zamanda verdiği karar sonucu zor duruma düşen dâvâlıyı da memnun edecek ve neticede her ikisinin de yararına olacak bir çözüm bulduğunu söyledi. Babası çözümünü açıklamasını iste­yince, görüşünü şöyle bildirdi:</p>
<p>&#8220;Sürü sahibi tarlayı alır, orayı sürüp eker, sulama işlerini yapar ve dava konusu ekinin yenilmezden önceki seviyesine gel­mesini bekler. Tarla sahibi ise koyun sürüsünü alır, ekinin yetiş­mesine kadar geçecek bu müddet içinde, koyunların sütünden, yününden ve kuzularından istifade eder. Bu sürenin sonunda, koyunlar sahibine, ekili tarla da sahibine geri verilir.&#8221;</p>
<p>Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m bu kararını yerinde bulan Hz. Dâvud (a.s.), oğlunu tebrik ederek verdiği kararı geri aldı ve dâvanın bu şekilde çözülmesini emretti. Bu mesele, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de kısaca anlatılmış, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;m iki şahıs hakkında verdiği hükmün, kendisine Allah Teâlâ tarafından bildirildiği ifâde edil­miştir:</p>
<p>&#8220;Ey Muhammedi Dâvud ve Süleyman&#8217;ı da hatırla! Hani o i-kisi, kavmin koyunlarının yediği bir ekin hakkında hüküm venyorken, biz onların hükümlerine şahit idik. Bu meselenin hükmü­nü Süleyman&#8217;a bildirdik. Biz, onların her birine hüküm ve ilim verdik.[27]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2. Koyun Sahibi İki Kardeş</p>
<p>Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;m ümmeti arasında çıkan anlaşmazlıklarla ilgili dâvalara bizzat baktığını gösteren ikinci örnek ise, koyun sahibi iki kardeş arasında çıkan ihtilâf hakkındadır. Hz. Dâvud (a.s.), mescidinin mihrabında ibâdetle meşgul bulunuyorken, söz konusu iki adam, duvarı tırmanarak onun yanma girivermişler­di. Hz. Dâvud (a.s.), kapıyı bırakıp duvardan atlayarak gelmeleri sebebiyle onlardan çekinmişti. Onun korktuğunu fark eden bu iki şahıs, onu teskin etmeye çalışarak, yanma aralarında çıkan bir anlaşmazlığı çözmesini istemek niyetiyle geldiklerini açıkladı­lar ve ondan âdil bir karar beklediklerini söylediler. Daha sonra onlarla Hz. Dâvud (a.s.) arasında geçen konuşma, Yüce Allah tarafından Rasülullah (s.a.v.)&#8217;e şöyle bildirilmiştir:</p>
<p>&#8220;Ey Muhammedi Bir de sana davacıların haberi ulaştı mı? Hani duvarına tırmanıp Davud&#8217;un yanına, ibâdetgâhı olan mihra­ba girmişlerdi de, O onlardan korkmuştu. Şöyle demişlerdi: &#8216;Kork­ma biz, birimiz diğerinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; a-ramızda adaletle hükmet, haktan ayrılma, bizi doğru yola çıkar.&#8217;</p>
<p>Biri şöyle devam etti: &#8216;Bu benim kardeşimdir, onun doksan-dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken, o tek koyunu da bana ver dedi ve yaptığımız tartışmada beni yendi.&#8217;</p>
<p>Dâvud ona şöyle dedi: &#8216;Andolsun ki, kardeşin, senin bir ko­yununu kendi koyunlarına katmak istemekle, sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu mallarım birbirine katıp karıştıran ortakla­rın çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler, inanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki, onların sayılan da pek azdır!&#8217;</p>
<p>Dâvud, kendisini denediğimizi sanmıştı da, hemen Rabbin-den mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş Al­lah&#8217;a yönelmişti. Biz de Davud&#8217;u bu acele hükmünden dolayı ba­ğışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği var­dır.&#8221;[28]</p>
<p>İki kardeş arasında çıkan anlaşmazlık ve onların ihtilafının çözümü hakkındaki doğru bilgiler bunlardan İbarettir. Kur&#8217;ân-ı Kerim ve sahih hadislerde başka bilgi bulunmamaktadır. Ayet­ler, Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;m usûlüne uygun bir muhakeme yapma ve iki hasım arasında âdil davranma hususunda bir imtihana tâbi tutulduğunu göstermektedir. Ancak ona gelen davacılar, anlaşıl­dığına göre, onu etkilemek maksadıyla, meseleyi arz ederken tahrik edici bir tarzda konuşmuşlardır. Hz. Dâvud (a.s.), onlar­dan birinin ifâdesini dinleyince meselenin açık bir haksızlık ol­duğu neticesine varıp hemen kararını vermiş ve öbürünü dinle­meye gerek duymamıştır. Halbuki, adaletle hüküm verebilmesi için, diğerini de dinlemesi gerekiyordu. Hz. Dâvud (a.s.), bu ha­tasını hemen anlamış, bundan dolayı tevbe ederek Rabbinden mağfiret dilemişti.[29]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; 3. Çocuk Hangi Kadının?</p>
<p>Hadis kaynaklarında Hz. Dâvud (a.s.) ile oğlu Hz. Süley­man (a.s.)&#8217;m farklı kararlar verdikleri diğer bir olaydan daha bahsedilmektedir:</p>
<p>Ebu Hureyre&#8217;den nakledilen bir hadiste anlatıldığına göre, birer erkek çocuk sahibi olan iki kadın birlikte yola çıkmışlardı. Önlerine çıkan bir kurt, yaşlı kadının çocuğunu kapıp götürdü. .&nbsp; Çocuğunu kaybeden yaşlı kadın, öbürünün çocuğunu alabilmek için,&nbsp; kurdun&nbsp; kaptığı&nbsp; çocuğun yol&nbsp; arkadaşının&nbsp; çocuğu olduğu İddiasıyla Hz. Dâvud (a.s.) nezdinde davacı oldu. Sağ kalan ço­cuğun kendi çocuğu olduğunu söyleyip onun kendisine verilme­sini istedi, iki kadını dinleyen Hz. Dâvud (a.s.), konuşmalarına bakarak yaşlı kadını haklı bulmuş ve onun lehine karar vermiş­ti. Babasının huzurundan çıktıkları esnada bu iki kadınla karşı­laşan Hz. Süleyman (a.s.), onları dinlemek istedi. Meseleyi öğre-. nince de, babasının huzuruna çıkarak, hakikati ortaya çıkara­cak bir çözüm yolu bulduğunu söyledi. Ardından düşündüğünü yapmak için bir bıçak istedi ve iki kadına hitap ederek sağ olan çocuğun vücudunu ikiye ayırıp ikisi arasında paylaştıracağını söyledi. Onun sözleri genç kadını korkutmuştu, hemen ileri atıl­dı ve çocuğun yaşlı kadına ait olduğunu söyleyerek, ondan ço­cuğu kesmekten vazgeçmesini ve çocuğun yaşlı kadına verilme­sini istedi. Hz. Süleyman (a.s.) ise, aradığı delili, çocuğun kesil­mesine razı olmayan genç kadının bu davranışında bulmuştu. Çocuğu kurtarmak isteyen bu kadının çocuğun gerçek annesi olduğunu anlayarak onun lehine karar verdi- Ve çocuk, ona tes­lim edildi.[30]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; H. Hz. Davud (A.S.)&#8217;a Zırh Sanatının Öğretilmesi</p>
<p>Allah Teâlâ, peygamberlerine üstün kabiliyetler vermiş ve insanlara lâzım olan şeylerin pek çoğunu önce onlara öğretmiş­tir. Hz. Âdem (a.s.)&#8217;a öğretilenler ve Hz. Nuh (a.s.)&#8217;a gemi yapımı­nın öğretilmesi bu kabildendir. Yüce Allah, Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a ise nübüvvetle birlikte saltanata da sahip olduğundan, düşmanlanna karşı korunabilmeleri için, savunma âleti olarak zırh yapma sanatını öğretmiştir. İlâhî bir lütuf olarak demiri onun için yu­muşatmış ve onu kolay bir şekilde zırh hâline getirme mucizesi vermiştir. Bundan sonra zırh, asırlar boyu en önemli savunma silahı olarak kullanılmıştır. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de mü&#8217;minlerin mu­hafazasına yönelik bu hüner hakkında şöyle denilmektedir:</p>
<p>&#8220;Biz, Davud&#8217;a, sizi savaşta korumak için zırh yapma sana­tını Öğrettik, artık şükreder misiniz?&#8221;[31]</p>
<p>&#8220;Şüphesiz ki biz, Davud&#8217;a nezdimizden bir nimet verdik. &#8216;Ey dağlar ve kuşlar! Dâvud teşbih ettikçe siz de onun teşbihini tek­rarlayın. &#8216; dedik. Onun için demiri yumuşattık. Ona, &#8216;Geniş zırhlar imal et, dokumasını ölçülü ve sağlam yap.&#8217; diye vahyettik. Davud&#8217;a ve ailesine şöyle dedik: &#8216;Ey insanlar! Yararlı işler yapın; doğrusu ben yaptıklarınızı görüyorum.'[32]</p>
<p>Bu bakımdan Hz. Dâvud (a.s.), insanlık tarihinde demirci­lerin ve zırh ustalarının piri durumundadır ve bu sanatını insan öldürmek için değil, muhterem olan insan kanının akıtılmasını önlemek maksadıyla kullanmıştır. Ona öğretilen sanat, bir saldı­rı silahının yapımı değil, zırhın yani savunma silahının imâli­dir.[33]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; I. Elinin Emeği İle Geçinmesi</p>
<p>Hz. Peygamber (s.a.v.), çeşitli vesilelerle alın terinin önemi­ni dile getirmiş, bu münâsebetle peygamberlerin ellerinin emeği ile geçindiklerini de örnek vererek biz ümmetini çalışmaya teşvik etmiştir. Bu arada Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;ın kendi kazancı ile geçindi­ğini ve başkalarına yük olmadığını belirtirken şöyle buyurmuş­tur:</p>
<p>&#8220;İnsanın yediği şeylerin en güzeli, kendi emeğiyle kazandı­ğıdır. Allah&#8217;ın nebisi Dâvud, kendi elinin emeğini yerdi.[34]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hz. Davud (A.S.)</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; İ. Teşbih Ve Zikri-Namaz Ve Orucu</p>
<p>Cenab-ı Hak, nezdinden bir lütuf olarak, dağların ve kuşla­rın Hz. Dâvud (a.s.) ile birlikte teşbihte bulunmasını emretmişti. Bu mucize sayesinde Hz. Dâvud (a.s.}, kendisiyle beraber teşbih ve zikirde bulunan dağların ve kuşların seslerini duyabiliyordu. İbn Kesir&#8217;in söylediğine göre, Hz. Dâvud (a.s.) güzel sesiyle Ze­bur&#8217;u okurken, onu dinleyen kuşlar, havada onun etrafında top­lanır, ona uyarak onunla birlikte teşbih ederlerdi. Bu esnada, dağlar da bu teşbihi yansıtır, onun nağmeleri gibi nağmeler çı­karırdı.[35] Onun sesi, orta ve kalın gür bir sesti. Nitekim, bu tür seslere, ona nisbetle &#8220;Dâvûdî ses&#8221; denilmiştir. Ona verilen bu . nimet, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle dile getirilmektedir:</p>
<p>&#8220;Şüphesiz ki biz, Davud&#8217;a nezdimizden bir üstünlük verdik. &#8216;Ey dağlar ve kuşlar! Dâvud teşbih ettikçe siz de onun teşbihini tekrarlayın.&#8217; dedik. Onun için demiri yumuşattık. [36]</p>
<p>Rasülullah (s.a.v.) de, Kur&#8217;ân-ı Kerim tilâvetini beğendiği arkadaşlarından Ebu Musa el-Eş&#8217;arî&#8217;ye hitap ederken şöyle de­miştir:</p>
<p>&#8220;Ey Ebu Musa! Sana, Âl-i Davud&#8217;un mezamirinden bir miz-mâr verilmiştir.[37]</p>
<p>Bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur: &#8220;Davud&#8217;a kıraat kolaylaştırılmıştır. O, bineğinin hazırlanma­sını emreder ve daha bineği hazırlanmadan Zebur&#8217;u okurdu. Ayrı­ca o, sadece kendi el emeğini yerdi &#8220;[38]</p>
<p>Hz. Dâvud (a.s.), bedenen oldukça güçlü olup, son derece sabırlı ve şükrü dilinden düşürmeyen bir peygamberdi. O, çok çalışır, çok ibadet eder ve çok gözyaşı dökerdi. Bir gün oruç tu­tar bir gün iftar ederdi. Gecenin yarısını ibadetle geçirirdi. Dar­lıkta ve bollukta, gizli ve aşikar hallerde hep Allah&#8217;a iltica ederdi. Allah&#8217;a çok yönelen bu yüce peygamber, diğer nebiler gibi müş­riklerin kötülüklerine mâruz kalmış, bu kötülüklere karşı sabretme hususunda da bayraklaşmıştı. Nitekim Cenab-ı Hak, Mek­ke müşriklerinin kötülükleriyle yüz yüze olan Sevgili Peygambe­rimiz (s.a.v.)&#8217;i teselli için onu da örnek göstermiştir:</p>
<p>&#8220;Ey Muhammed! Kâfirlerin söylediklerine sabret; güçlü ku­lumuz Davud&#8217;u hatırla. O, işlerinde daima Allah&#8217;a yönelirdi. Biz, dağlan onun emrine vermiştik, akşam sabah onunla beraber teşbih ederlerdi. Kuşları da toplu halde onun buyruğu altına ver­miştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve teşbihte bulunurlardı.[39]</p>
<p>Rasülullah (s.a.v.)&#8217;e, ashabından Abdullah b. Amr&#8217;ın, haf­tanın bütün günlerinde oruç tuttuğu, gecelerini de namazla ge-. çirdiği söylenmişti. Ona bu şekilde ibâdete gücünün yetmeyece­ğini hatırlattı ve bâzı günler oruç tutup bâzı günler tutmamasını, gecenin bir kısmında uyuyup bir kısmında ibâdet etmesini, ayrı­ca ayda üç gün oruç tutmasını tavsiye etti. Abdullah&#8217;ın bunu az bulduğunu ve bundan daha fazlasına güç yetirebileceğini söyle­mesi üzerine, bu defa bir gün oruç tutup iki gün tutmamasını tavsiye etti. Abdullah&#8217;ın bundan fazlasına da tahammül edebile­ceğini bildirmesi üzerine, ona en hayırlı dediği Hz. Dâvud orucu­nu tavsiye ederek şöyle dedi:</p>
<p>&#8220;öyle ise, bir gün oruç tut, bir gün iftar et! İşte bu, Dâvud o-rucudur. Bundan daha faziletli oruç yoktur.[40]</p>
<p>Peygamberimiz, bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur:</p>
<p>&#8220;Allah Teâlâ&#8217;ya en sevimli oruç, Dâvud orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi Allah&#8217;a en sevimli namaz da, Dâ­vud namazı idi O, her gecenin yarısında uyur, üçte birinde namaz kılardı. Altıda birinde yine uyurdu. Düşmanla karşılaştığında se­bat eder asla kaçmazdı.[41]</p>
<p>Bu hadisten anlaşıldığına göre, Hz. Dâvud (a.s.), geceyi al­tıya ayırır, bunun ilk üç parçasında uyurdu. Dördüncü ve beşin­ci parçalara rastlayan ve süre olarak gecenin üçte birine tekabül eden zamanda kalkar, bu müddeti ibâdetle geçirirdi. Gecenin ge­ri kalan son altıda birinde tekrar istirahata çekilir ve fecrin doguşuna kadar yine uyurdu. Gecenin dördüncü ve beşinci parça­larını ibâdete ayırması, bu vaktin icabet saati olmasmdandı. [42]</p>
<p>&nbsp;<br />&nbsp;&nbsp;&nbsp; K. Vefatı</p>
<p>Rivayete göre, Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;m vefatına yakın yıllarda, kavmi arasında korkunç bir taun salgını baş göstermişti. Halkı bu hastalıktan kurtarması için Allah&#8217;a yalvarmak isteyen Hz. Dâvud (a.s.}, bu maksatla uygun bir makam aradı ve sonunda kavmini, meleklerin gökyüzüne doğru çıkmakta olduğunu gör­düğü mekâna yani Mescid-i Aksâ&#8217;nın inşâ edileceği yere götürdü. Orada Allah&#8217;a dua ve niyazda bulundu. Duası kabul edilmiş, ta­un hastalığı ortadan kalkmıştı. Hz. Dâvud (a.s.), duâ ettiği bu mekâna bir mescid yapmaya karar verdi. Ancak inşaatı bitireme-den öldü. Saltanatı Rasülullah (s.a.v.)&#8217;den nakledildiğine göre, 40 yıl sürmüştü, öldüğünde 100 yaşında bulunuyordu. Ölü-mün-den önce, oğlu Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a Mescid&#8217;in inşâatını ikmal et-mesini vasiyet etmişti. O ölünce, saltanatına, ilmine ve nübüvvetine, oğlu Hz. Süleyman (a.s.) mirasçı kılındı.[43]</p>
<p>[1] İbn İshak&#8217;tan Eriha ve Kudüs&#8217;ün Hz. Musa (a.s.) tarafından fethedildiğine dair bir rivayet nakledüse de, âlimlerin ekseriyyetine göre, Hz. Musa (a.s.) kardeşi Hz. Ha­run (a.s.)&#8217;m ardından Tîh&#8217;te ölmüştür. Onları Tîh&#8217;ten çıkarıp, Eriha ve Beytülmakdis&#8217;i fetheden Yûşâ&#8217;dır (İbn Kesir, Kasau&#8217;l-enbiyâ, II, 510).</p>
<p>[2] Buhâri, Tefsir, 4; Müslim, Tefsir, 1. Girilmesi emredilen şehrin Kudüs, Eriha veya bölgedeki diğer bdzı şehirler olduğuna dair rivayetler nakledilmiştir.</p>
<p>[3] Bakara sûresi, 2/58-59.</p>
<p>[4] İbn Kesir, Kasasul-enbiyâ, II, 517.</p>
<p>[5] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 498-499.</p>
<p>[6] Salebi, 262. Rivayete göre, Tâbut&#8217;un içinde Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.j ailesinden kalma bâzı kutsal emanetler bulunuyordu. Yine onda, Hz. Musa (a.s.)&#8217;a Sînâ dağında verilen Tevrat levhaları vardı. İsrailoğullan, Tâbut&#8217;a büyük bîr kudsiyet atfederler, Allah&#8217;ın kendilerini düşmanlarından onun sayesinde ko­ruduğuna inanırlardı. Bu tâbut Câlut tarafından ellerinden alınınca, cesaretlerini kaybetmişler ve büyük korkuya düşmüşlerdi.</p>
<p>[7] Tevrat&#8217;a göre, Amâlikalilar, M.Ö. 1000 yıllarında İsrail oğulları&#8217;na saldırmışlar ve. Filistin&#8217;in bazı şehirlerini istilâ etmişlerdi. Bu sırada Samuel peygamber çok yaş­lanmış, idareyi iki oğluna bırakmıştı. Ancak oğullan onun yolunu terkeden iki günahkârdı. Bu sebeple, ileri gelen şahıslar, ona giderek, başlarına Allah yolunda cihad için kendilerini cepheye sevkedecek bir komutan tayin etmesini istediler. Bu isteğe öfkelenen Sanıueİ, Allah&#8217;a dua etti. Allah ise ona, kavminin asıl reddet­tiğinin kendisi olduğunu açıkladı; ancak buna rağmen onlann isteğini yerine ge­tirmesini emretti. Bu arada başlarına geçecek kralın onlara zulmedeceğini haber verdi. İleri gelenler bunları duymalarına rağmen taleplerinde ısrar edince, Allah&#8217;ın emriyle Samuel, onlann başına Benjamİnli Kiş oğlu Tâlût&#8217;u komutan tayin etti (Samuel, 1/8-9).</p>
<p>Kur&#8217;ân-i Kerim&#8217;de, Tâlût&#8217;un Allah tarafından hükümdar seçildiği bildirilmekte, ancak onun peygamberliğinden bahsedilmemekîedîr. Hadislerde de bu konuda bir bilgi mevcut değildir. Tevrat ise onu peygamber olarak tanıtır (Samuel, 1/9-13).</p>
<p>[8] Bakara sûresi, 2/246.</p>
<p>[9] Bakara süresi, 2/247.</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 499-502.</p>
<p>[10] Bakara sûresi, 2/248. Görüldüğü gibi, bu âyette tâbutun melekler tarafından geriye getirildiği bildirilmektedir. Tevrat&#8217;ta ise, düşmanın ondan sıkıldığı ve so­nunda iki sığırın çektiği bir arabaya koyup Beyt-Şemes istikametinde yola çıkar­dığı kaydedilmektedir (Samuel, 1/4,5,6).</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 502.</p>
<p>[11] İbn Abbas ve müfessİrlerin ekseriyetine göre, bu nehir, Şerîa diye de isimlendiri­len Ürdün nehridir (İbn Kesir, Kasasu&#8217;l-enbiyâ, II, 556 ).</p>
<p>[12] Bu sözün, imtihanı kaybederek ırmaktan su içenler tarafından söylendiği de kabul edilir (Bkz. Salebi, 269; Elmalılı, II, 144).</p>
<p>[13] Bakara sûresi, 2/249. Bu imtihanı kazanarak Tâlût&#8217;un komutasında savaşa katılan küçük ordunun mevcudu hakkında bazı rakamlar verilmiştir. Bu rivayet­lerden biri, ashabtan Berâ b. Âzib&#8217;in şu sözüdür: &#8220;Biz Muhammed (s.a.v.) ashabı, Bedir sauaşma katılan ashabın sayısının, Câlut&#8217;a karşı savaş için, Tâlütla birlikte nehri geçerek savaşa katılan askerin sayısı kadar, yani 310 küsur.kişi olduğun­dan bahsederdik. Ki, Tâlut&#8217;la birlikte nehri ancak mü&#8217;minler geçmiştir.&#8221; (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 290).</p>
<p>[14] Bakara sûresi, 2/250-251. Kur&#8217;ân&#8217;da, Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;ın Câlut&#8217;u nasıl öldürdü­ğünden bahsedilmemiştir. Kİtab-ı Mukaddes ise, ordunun önüne çıkan Câlut&#8217;un İsrailoğullan cengâvederine meydan okuyarak mübareze için er dilediğini, kim­senin onun karşısına çıkmak cesaretini bulamadığı bir anda, orduda bir nefer o-larak bulunan Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;m cesur bir şekilde onun karşısına çıkarak onu öldürdüğünü anlatır. Ayrıca Tâlût&#8217;un kızıyla evlendirilen Hz. Dâvud (a.s.J&#8217;ın kayınpederinin vefatından sonra İsrail oğullan &#8216;nın başına hükümdar olduğunu bil­dirir (Samuel 1/ 17-18).</p>
<p>[15] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 502-505.</p>
<p>[16] Îbnül-Esir, I, 223.</p>
<p>[17] Bu âyetler şöyledir:&nbsp; Bakara sûresi, 2/251; Nisa sûresi, 4/163; Mâide sûresi, 5/78; En&#8217;am sûresi, 6/84; İsrâ sûresi,&nbsp; 17/55; Enbiyâ sûresi, 21/78; 79; Neml sûresi, 27/15, 16; Sebe sûresi, 34/10, 12; Sâd sûresi, 38/20, 22, 24, 26.</p>
<p>[18] Sâd sûresi, 38/20.</p>
<p>[19] Sâd sûresi, 38/26.</p>
<p>[20] II. Samuel, 2/3-4, 11; 5/ 3-4; I. Krallar, 2/10-11.</p>
<p>Ancak Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;m, daha Tâîut&#8217;un sağlığında ve onun Câlût ordusunu yenmesinden önce, peygamber Samuel&#8217;in duasım kabul eden Allah tarafından îsrailoğuüarı&#8217;na kral seçildiğini bildiren rivayetler de vardır (I. Samuel, 16/1-13 ).</p>
<p>[21] II. Samuel, 8/3; I. Tarihler, 18/3.</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 505-506.</p>
<p>[22] En&#8217;am sûresi, 6/84.</p>
<p>[23] Neml sûresi, 27/15.</p>
<p>[24] Nisa sûresi,&nbsp; 4/163.&nbsp; Yahudiler ve hıristiyaıilar,&nbsp; Zebur&#8217;a &#8220;mezâmir/mezmurlar adım verirler. Mezamir, dînî muhtevalı şiirlerin bulunduğu mecmua demektir. Bu kasidelerin bir kısmı törenlerde okunan ilâhilerdir. Bir kısmı dua, bir kısmı da Allah&#8217;ın azabı ve mükafatı konularını anlatır.</p>
<p>Kitab-ı Mukaddes&#8217;te &#8220;Mezmurlar&#8221; ismi altında Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a nisbet edilen ve tamamı şiir ve ilâhi olan bölüm, anonim bir mahiyet arz eder. 150 mezmurdan meydana gelir ve kendi içinde beş kitaba ayrılmıştır (Mezmuriar/1-150).</p>
<p>[25] Isrâ sûresi, 17/55.</p>
<p>[26] Tefsir, VI, 17.</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 506-507.</p>
<p>[27] Enbiyâ süresi, 21/78-79. Her ikisi de peygamber olduğu halde, aynı konu hak­kında farklı görüş belirtmeleri, Allah vergisi güç ve yeteneklerine rağmen pey­gamberlerin de, gücü sınırlı birer insan olduğunu göstermektedir. Allah Teâlâ, bu meselede, en doğru çözümü Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a haber vermiştir.</p>
<p>Bu örnek, yetkili bir şahsın herhangi bir konuda içtihadıyla hüküm vermesi durumunda, yanılmasının da normal olduğunu ortaya koyar. Nitekim Peygambe­rimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:</p>
<p>&#8220;Eğer bir fakih, doğru hükme varabilmek için elinden gelen çabayı harcarsa, doğru hüküm verdiğinde İki sevap, yanlış hüküm verdiğinde İse bir sevap kazanır.&#8221; /Buhâri, î&#8217;tisâm, 21; Müslim, Akdıye, 15).</p>
<p>Ancak bu yetkili şahıs peygamber olunca onun yaptığı içtihad hatası, derhal Cenab-ı Hak tarafından tashih olunur. Buradaki tashih, Hz. Süleyman (a.s.)&#8217;a i-nen vahiy vasıtasıyla gerçekleşmiştir.</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 508-509.</p>
<p>[28] Sâd sûresi, 38/21-25.</p>
<p>[29] Sâbünî, en-Nübüvve, 280. 24. âyette geçen imtihanla kastedilen husus, pek çok âlime göre, Hz, Dâvud (a.s.)&#8217;m iki hasımdan birini dinleyip, daha diğerinin sözle­rini dinlemeden acele hüküm vermesidir. Başka bir görüşe göre ise, idare ve sal­tanatı üslenince, Allah tarafından bir imtihana tâbi tutulduğunu idrak etmesidir. Çünkü birçok hâkim gibi adaletsiz davranarak yanlış hüküm vermekten kork­muştur.</p>
<p>Bu hususta başka görüşler de nakledilmiştir. Bir görüşe göre, Hz. Dâvud (a.s.), günlerini sırasıyla, bir gününü yalnız başına kalarak ibâdetle, bir gününü İnsanlar arasında hâkimlik yapmakla, bir gününü va&#8217;z ve irşad ile geçirirdi. Yal nız basma kaldığı ibadet günlerinde kapısını kilitler, huzuruna girmek isteyenleri kabul etmezdi. İşte bu yüzden, âyette iki kardeş olarak tanıtılan insan suretinde­ki iki meiek, onun yanma duvardan girmek zorunda kalmışlardı. Başka bir görü­şe göre ise, Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;ın yanma beklenmedik bir anda giren bu iki şahıs, onun düşmanlarıydı ve onu öldürmek niyetiyle gelmişler, ancak onun yalnız ol­madığını görünce bundan vazgeçmişlerdi. Bu esnada, Hz. Dâvud (a.s.), içinden onlardan intikam almayı geçirmiş; ancak bunu yapmamıştır. Sonunda bir an bile olsa İntikam duygusuna kapıldığından dolayı tevbe etmiştir (Bu hususta geniş bilgi için bkz. Ö. Faruk Harman, &#8220;Dâvud&#8221;, DtA, IX, 21-24).</p>
<p>Ne var ki, bâzı rivayetlerde âyetteki, &#8220;dişi koyunlarla kadınların kastedildiği söylenerek, hayalî bir günahtan bahsedilmiş ve bu yüzden Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a bü­yük bir iftira atılmıştır. Ehl-i kitab&#8217;a mensup müfteriler tarafından onun aleyhin­de uydurulan bu masal {II. Samuel, 12/1-6) maalesef, bir takım değişikliklerle de olsa, bâzı müfessir ve tarihçilerimiz tarafından da aktarılmıştır (bu rivayetler için bkz. Salebi, 279-284). Bu İftira, özetle Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;m, Hitti Uriya adındaki bir komutanını, karısıyla evlenebilmek için cephede ön safa sürmesi, böylece o-nun öldürülmesini temin ederek, neticede onun kansı ile evlenmesi şeklindedir. Râzî, peygamberlerin masumiyetiyle asla bağdaşmayan bu masal hakkında, değil inanmak şüphe etmenin dahi büyük bir vebal olacağına işaret ederek şöyle der: &#8221; O masalın hülâsası, bir Müslümanm haksız yere öldürülmesini istemek ve onun hanımına göz koymaktır. Bunların ikisi de büyük günahtır. Hiç bir aktl sahibi, Hz. Dâvud (a.s.) hakkında böyle birzanda bulunamaz.&#8221; {Tefsir, XXVI, 190).</p>
<p>Hz. Ali (r.a.), hikayecilerin Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a attıkları bu iftirayı anlatanlara peygamberlere iftira atma cezası vereceğini açıklamış ve onlara 160 değnek vura­cağını ilan etmişti (Salebi, 28İ; Râzî, Tefsir, XXVI, 192; Sâbûnî.,&nbsp; en-Nübüvve, 279</p>
<p>Büyük âlîm İbn Kesir, bu konuda anlatılanların büyük kısmının îsrâiliyyat olup pek çoğunun kesin yalan olduğunu söyleyerek bu haberleri vermeden geç­meyi tercih etmiştir [Kasasu&#8217;l-enbiyâ, II, 566). Dolayısıyla Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a suç isnad eden bu rivayetlere güvenmeyi gerektirecek hiçbir delil yoktur. Aksine bun­lar, peygamberlerin ismetine yakışmayan şeylerdir. Küçük olsun, büyük oisun, Hz. Dâvud (a.s.)&#8217;a izafe edilen günahlar, aslı olmayan asılsız haberlere dayanır ve tamamen kıssacıların uydurmalarıdır. Hepsi de, peygamberlere her çeşit günahı isnad etmeye alışmış Ehl-Kitap mensuplarından aktarılmış veya uydurulmuş a-sılsız dedikodulardır (Bu konuda daha geniş bilgi için bkz., İbn Hazm, el-Fasl, IV, 18-19; Kasımı, Tefsir, XIV, 5088, Aydemir, Peygamberler, 162).</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 509-510.</p>
<p>[30] Buhârî, Enbiyâ, 40, Feraiz, 30. Kitab-ı Mukaddes&#8217;te ise, bu iki kadından birinin geceleyin çocuğun üstüne yatıp öldürdüğü, aynı evde kalan diğer kadının çocu­ğunu sahiplenmek maksadıyla böyle bir yola başvurduğu zikredilir (I. Krallar, 3/16-28].</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 511-512.</p>
<p>[31] Enbiyâ sûresi, 21/80.</p>
<p>[32] Sebe sûresi, 34/10-11.</p>
<p>[33] Elmahlı, VI, 354.</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 512-513.</p>
<p>[34] Buhârî, Büyü&#8217;, 15, Enbiyâ, 37.</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 513.</p>
<p>[35] Muhtasara İbn Kesir, II, 516.</p>
<p>[36] Sebe süresi, 34/10.</p>
<p>[37] Buharı, Fezâilül-Kur&#8217;ân, 31.</p>
<p>[38] Buharı, Enbiyâ, 37.</p>
<p>[39] Sâd sûresi, 38/17-19.</p>
<p>[40] Buharı, Enbiyâ, 37.</p>
<p>[41] Buhâri, Savm, 55-57, Teheccüd, 7; Enbiyâ, 38; Müslim, Siyam, 181-193.</p>
<p>[42] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 514-516.</p>
<p>[43] İbnül-Esir.I, 227-228 Dâvud (a.s.j&#8217;un vefatı hakkında nakledilen diğer rivayetler için bkz. İbn Kesir, Kasasul- enbiyâ, II, 574-6)</p>
<p>Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 516.</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-davud-a-s-hayati-kissasi/6684">HZ. DAVUD (A.S.) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ. İLYAS (A.S) HAYATI KISSASI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-ilyas-a-s-hayati-kissasi/6686</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:42:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6686</guid>

					<description><![CDATA[<p>YİRMİNCİ BOLÜM&#8230; 1 HZ. İLYAS (A.S) 1         YİRMİNCİ BOLÜM   HZ. İLYAS (A.S)   Hz. İlyas (a.s.)&#8217;m Harun evlâdından olduğunda müttefik o-lan İslâmî rivayetler, soy kütüğünü şöyle vermektedirler. İlyas b. Yesse (Yasin) b. Finhas İbn Ayzâr b. Hz. Harun (a.s.). Kur&#8217;ân-ı Kerim, sâdece iki yerde Hz. İlyas (a.s.)&#8217;dan bah­setmiş ve onun &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-ilyas-a-s-hayati-kissasi/6686">HZ. İLYAS (A.S) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoToc1"><span class="MsoHyperlink"><b><span style="text-decoration:none;"><a href="#_Toc111097821"><span style="text-decoration:none;">YİRMİNCİ<br />
BOLÜM</span><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>&#8230; </span></span><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span><span style="display:none;text-decoration:none;"></span></a></span></b></span><b><span></span></b></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><span class="MsoHyperlink"><b><span style="text-decoration:none;"><a href="#_Toc111097822"><span style="text-decoration:none;">HZ.<br />
İLYAS (A.S)</span><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span><span style="display:none;text-decoration:none;"></span></a></span></b></span><b><span></span></b></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></a></h1>
<p><a> </a></p>
<p><a></a></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">YİRMİNCİ BOLÜM</span></a></span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a></a><a><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">HZ.<br />
İLYAS (A.S)</span></span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İlyas (a.s.)&#8217;m<br />
Harun evlâdından olduğunda müttefik o-lan İslâmî rivayetler, soy kütüğünü şöyle<br />
vermektedirler. İlyas b. Yesse (Yasin) b. Finhas İbn Ayzâr b. Hz. Harun (a.s.).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim, sâdece<br />
iki yerde Hz. İlyas (a.s.)&#8217;dan bah­setmiş ve onun hakkında çok az bilgi<br />
vermiştir. Onun adının geçtiği ilk âyet şöyledir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Zekeriyâ, Yahya,<br />
îsa ve îlyas&#8217;a da doğru yolu göstermiştik; onların hepsi dürüst ve erdemli<br />
kişilerdi.&#8221;<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. İlyas (a.s.)&#8217;dan<br />
bahseden ikinci âyetin meali de şöyledir: &#8220;Şüphesiz îlyas da<br />
peygamberlerimizden biriydi. Kavmine demişti ki, &#8216;Allah&#8217;ın azabından korunmaz<br />
mısınız? Ba&#8217;al&#8217;e yalva­rıp yaratıcıların en güzelini, sizin ve atalarınızın<br />
Rabbi olan Allah&#8217;ı bırakıyor musunuz?&#8217; O&#8217;nu yalanladılar, bundan dolayı onlar<br />
ce­henneme getirileceklerdir. Yalnız Allah&#8217;ın hâlis kullan hariç. Biz, sonra<br />
gelenler arasında ona (İlyas&#8217;a) da bir ün bıraktık. îlyas&#8217;a selâm olsun!&#8221;<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Görüldüğü gibi<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim, güzel ahlâk sahibi Hz. îlyas (a.s.)&#8217;m hidâyete ulaştırılıp<br />
peygamber olarak görevlendirildiğini, Ba&#8217;al isimli puta tapan bir kavme<br />
gönderildiğini, halkı Allah&#8217;a ibâdete çağırdığını ve onun da diğer peygamberler<br />
gibi büyük bir düşmanlıkla karşılaştığını bildirmekle yetinmiştir. Onun zamanı<br />
ve hangi topluma gönderildiği, özel hayatı, tebliğ süreci ve bu sürede<br />
kavminden gördüğü kötülükleri açıklamamıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kitab-ı Mukaddes&#8217;e<br />
göre ise Hz. İlyas (a.s.) (îlya), Kuzey İs­rail kralı Ahab döneminde (M. Ö.<br />
dokuzuncu asır) yaşamış ve İs-râiloğulları&#8217;ndan Baalbek halkına peygamber<br />
olarak gönderilmiş­tir. Adı geçen kral Sayda kralı Etbaal&#8217;in kızını almış ve<br />
hanımı­nın tesirinde kalarak onların putu Ba&#8217;al&#8217;e tapmaya başlamış, neticede<br />
Allah&#8217;ı bütün İsrail krallarından daha fazla öfkelendir­miştir.<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a> Bunun<br />
üzerine Hz. İlyas (a.s.) krala giderek, yaptıkları yüzünden Allah tarafından<br />
belirli bir süre yağmurların kesilece­ğini haber verir. Kuraklık ve kıtlık<br />
başlayınca kendisi Allah&#8217;ın emriyle Kerit vadisine gider ve orada kargaların<br />
getirdiği ekmek ve et ile beslenir. Sonunda suyunu içtiği vadinin suyu da kurur<br />
ve o Allah&#8217;ın emriyle Tsarefat şehrine gider. Orada dul bir kadın­dan yardım<br />
görür ve bu kadının hastalanıp ölen oğlunu duala­rıyla yeniden hayata döndürür.<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a> Üç<br />
yıl süren kıtlıktan sonra kendisini öldürmek için aramadık yer ve ülke<br />
bırakmayan kral Ahab&#8217;a döner, ona ve halkına, Allah ile putları Ba&#8217;al arasında<br />
bir tercih yapmalarını söyler. Kavminin Ba&#8217;al&#8217;i tercih etmesi üzerine, onları<br />
bir imtihana davet eder. Buna göre her iki taraf, kurbanlık olarak seçtiği bir<br />
boğayı odun yığınının üzerinde kesecek ve ar­dından kurbanlarının Allah<br />
tarafından gönderilecek bir ateşle yakılması suretiyle kabul edilmesi için<br />
kendi tanrısına yalvara­caktır. Kral ve putperest halk, kurbanlarını kesip odun<br />
yığınının üzerine koyarlar ve ardından duaya başlarlar. Ne var ki, Ba&#8217;al<br />
putunun nebileri sayılan görevliler sabahtan akşama kadar yal-varsalar da<br />
odunları yanmaz. Hz. İlyas (a.s.) ise, sıra kendisine geldiğinde önce puta<br />
tapmanın manasızlığını açıklar, daha sonra kurbanının kabulü için Allah&#8217;a<br />
yalvarır. Bu sırada düşen ateş onun odun yığınını ve kurbanını yakar. Bu<br />
manzara karşısında gerçeği gören halk, ona îman eder. Bu olayın ardından gökyü­zünde<br />
bulutlar görülür ve yağmurlar başlar. Halkın sevincinin aksine, bu yaşananlar,<br />
kraliçeyi öfkeden çılgına çevirir ve Hz. İlyas (a.s.)&#8217;ı öldürmeye yemin eder.<br />
Kendisi için kurulan tuzağı öğrenen Hz. İlyas (a.s.), Horeb dağına kaçarak 40<br />
gün orada giz­lenir.<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a> Daha sonra<br />
geri dönerek krala tanrının azabını haber veren Hz. İlyas (a.s.), kendi yerine<br />
peygamber olarak meshetüği Hz. Elyesa (a.s.) ile beraberken onun gözünün önünde<br />
ateşten bir at üzerinde semâya alınır.<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İsrâiloğulları,<br />
sağlığında çok kötü davrandıkları Hz. İlyas (a.s.)&#8217;a aralarından ayrılmasından<br />
sonra sahip çıkmışlar ve bu kavme gönderilen peygamberler arasında Hz. Musa<br />
(a.s.) ve Hz. Üzeyir (a.s.) gibi ona da büyük saygı göstermişlerdir. Onlar,<br />
ateş­ten at üzerinde göğe çekildiği kabul edilen Hz. İlyas (a.s.)&#8217;m dün­yaya<br />
yeniden döneceğine inanırlar.<span>  </span>Nitekim<br />
onlar,<span>  </span>Hz. Yahya (a.s.) zamanında üç<br />
peygamberin gelmesini bekliyorlardı. Bun­lardan birincisi Hz. İlyâs (a.s.),<br />
ikincisi Mesih üçüncüsü ise son­radan inkâr etseler de kitaplarında &#8220;o<br />
peygamber&#8221; olarak tanıtı­lan son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) idi. Hz.<br />
Yahya (a.s.)&#8217;in peygamberliğinin ilk günlerinde ona gelen Yahûdî hahamları,<br />
&#8220;Sen Mesih misin?&#8221; diye sormuşlardı. &#8220;Hayır&#8221; cevabını<br />
vermesi üzerine, &#8220;Sen îlyas mısın?&#8221; dediler. Yine &#8220;Hayır&#8221;<br />
deyince, bu de­fa, &#8220;Sen o peygamber misin&#8221; diye sordular. Hz. Yahya<br />
(a.s.)&#8217;m bu sorularına da &#8220;Hayır&#8221; karşılığını vermesi üzerine şöyle<br />
dediler: &#8220;Sen Mesih değilsin, îlyas değilsin, o peygamber de değilsin, o<br />
halde niçin vaftiz yapıyorsun?&#8221;<a href="#_ftn7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></a><br />
Hz.Yahya (a.s.)&#8217;m öldürülmesin­den sonra Hz. İsa (a.s.)&#8217;m şöhretinin yayıldığı<br />
günlerde, onun hakkında ihtilafa düşenler, onun için, &#8220;Vaftizci Yahya<br />
dirilmiş-tir&#8221;, &#8220;O îlyas&#8217;dır&#8221; veya &#8220;Peygamberlerden biri<br />
gibi bir peygamber­dir&#8221; gibi farklı görüşler ileri sürüyorlardı.<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a> Hz.<br />
İsa (a.s.), şakirtle­rine, &#8220;Gerçi îlyas gelir ve her şeyi yerli yerine<br />
kor. Fakat ben size derim: îlyas zâten gelmiştir ve onu tanımadılar; fakat ona<br />
her is­tediklerini yaptılar.&#8221; diyerek,<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a><br />
onların Hz. İlyas&#8217;m geleceği hak­kındaki yanlış bilgilerini düzeltmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İslamî kaynaklarda,<br />
Kitab-ı Mukaddes&#8217;ten nakledilen bu ri­vayetlere başka rivayetler de<br />
eklenmiştir. İbn İshak&#8217;tan aktarılan bir rivayete göre, İsrâiloğulları,<br />
Hezekiel peygamberden sonra Tevrat&#8217;ı terkederek putlara tapmaya başlarlar.<br />
Bunun üzerine Hz. İlyas (a.s.) onlara peygamber olarak gönderilir. Benî<br />
İsrail&#8217;i putları Ba&#8217;al&#8217;i terkedip yalnızca Allah&#8217;a tapmaya ve Tevrat&#8217;a tâbi<br />
olmaya çağıran Hz. İlyas (a.s.)&#8217;a Baalbek kralı dışında inanan olmaz. Ancak bu<br />
kral da, putlara tapan diğer hükümdarların sahip oldukları dünya malı<br />
bakımından kendisinden farklı ol­madıklarını gerekçe göstererek, girdiği dinin<br />
kendisine bir üs­tünlük sağlamadığını söyler ve eski dinine döndüğünü açıklar.<br />
Bu durum karşısında çaresiz kalan Hz. İlyas (a.s.) kavminin ilâhî bir azaba<br />
çarptırılması için bedduada bulunur. Bunun üzerine 3 yıl boyunca ülkede<br />
şiddetli bir kuraklık ve kıtlık yaşanır. İnsanlar ve diğer canlıların önemli<br />
bir kısmı telef olur. Hz. İlyas (a.s.) ise Allah Teâlâ&#8217;nın verdiği&#8217;rızk<br />
sayesinde bundan etkilenmez. Yiyecek bulmak için peşini bırakmayan müşriklerden<br />
gizlenmek zorunda kaldığı bu günlerde, ihtiyar bir kadının evine sığınır.<br />
Duâsıyla onun ağır hasta olan oğlunu iyileştirir. Elyesa b. Ahtup ismini<br />
taşıyan ve kendisinden sonra peygamberlik görevine geti­rilecek olan bu genç<br />
ona iman eder ve bundan sonra vefatına kadar ondan ayrılmaz. Bu arada krala<br />
giden Hz. İlyas (a.s.), her iki tarafın rabbine duâ etmesini, hangi tarafın<br />
duası kabul edi­lirse o tarafın ilâhına inanılmasını teklif eder. Bu teklif<br />
kabul edilince kral ve halkı, yağmur yağdırması için Ba&#8217;al putuna yal­varır;<br />
ancak hiç bir değişiklik olmaz. Hz. îlyas (a.s.) Allah&#8217;a yal-varmca ise aniden<br />
bulutlar belirir ve bol yağmur yağar. Ne var ki, yağmurların getirdiği berekete<br />
rağmen Baalbek halkı küfürde inat eder. Bunun üzerine Hz. İlyas (a.s.)<br />
kendisini onlardan kur­tarması için Allah&#8217;a yalvarır. Elyesa ile birlikte kıra<br />
çıktıkları sırada ateşten bir at onlara yaklaşır. O ata biner ve peygamberli­ği<br />
Hz. Elyesa (a.s.)&#8217;a vasiyet ederek gökyüzüne çekilir.<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a> İbn Ke­sir,<br />
İsrâiliyâttan olan bu rivayetlerin bütünüyle yalanlanamasa da sıhhatinin çok<br />
uzak bir ihtimal olduğunu söyler.<a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu rivayetlerde geçen<br />
Hz. İlyas (a.s.)&#8217;m gökyüzüne çekildi­ğine dâir bilgi, onun da Hz. İsa (a.s.) ve<br />
Hızır gibi hâlâ sağ oldu­ğu düşüncesine zemin teşkil etmiştir. Nitekim bâzı<br />
kaynaklarda ölümsüzlüğün sırrına erdiklerine ve Kıyamete kadar yaşayacak­larına<br />
inanılan Hızır ve İlyas peygamberlerin her yıl bir kaç defa bir araya<br />
geldikleri, Hızır&#8217;ın denizlerde, İlyas&#8217;m ise karada yaşa­dığı,<a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a> İlyas&#8217;in<br />
karada, Hızır&#8217;ın ise denizlerde darda kalanların yardımına yetiştiği, her yıl<br />
hac mevsiminde Mînâ&#8217;da bir araya gelip birbirlerini tıraş edip birlikte duâ<br />
yaptıkları, Peygamberi-miz&#8217;in İlyas ile karşılaştığı, birlikte yemek yedikleri<br />
ve ardından İlyas&#8217;m uçup gittiği şeklinde rivayetler aktarılmıştır.<a href="#_ftn13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbrı Kesir, İlyas ile<br />
Hızır&#8217;ın her yıl Ramazan ayında Beytülmakdis&#8217;te veya hac mevsiminde Mekke&#8217;de<br />
Arafat&#8217;ta buluş­tuklarını bildiren rivayetleri aktardıktan sonra, &#8220;Biz bu<br />
konuda delil olabilecek sahih bir rivayetin bulunmadığını tespit edip bunu<br />
delilleriyle açıkladık&#8221; diyerek, bu tür rivayetlerin güvenilir olma­dığına<br />
işaret etmiştir.<a href="#_ftn14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Diğer taraftan Hızırla<br />
İlyas&#8217;in her yıl 6 Mayıs&#8217;ta bir araya geldikleri söylentisi dolayısıyla,<br />
bilindiği gibi bu gün, ikisinin adının halk ağzında aldığı şekliyle<br />
&#8220;Hıdrellez&#8221; bayramı olarak kutlanmaktadır. Ancak bu inancın temeli,<br />
İslâm öncesi eski Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu yaz bayramlarına<br />
dayanmaktadır. Bu eski bayramlar, hiç alakası olmadığı halde, Hızır ve İlyas<br />
i-simleri etrafında dînî bir muhtevaya büründürülmüştür.<a href="#_ftn15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> En&#8217;am sûresi, 6/85.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Saffât süresi, 37/123-130.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. Krallar, 16/29-33.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. Krallar, 17/1-24.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> I. Krallar, 18/10-45; 19/8.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> II. Krallar, 2/1-12. Salebi de benzeri bir rivayet<br />
aktarır, bkz. s. 259.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yuhanna , 1/19-26.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Markos, 6/14-15.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Matta, 17/10-13.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Taberi, Tarih, I, 273; İbnü&#8217;1-Esir, 1, 161-162.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> el-Bidâye, 1,338.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Hacer, el-îsâbe, I, 432.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn13">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Asâkir, Tarihu Dımaşk, IX, 210-211.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn14">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> el-Bidâye, I, 337.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn15">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Ahmet Yaşar Ocak, &#8220;Hıdrellez&#8221;, DÎA, XVII,<br />
313.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 542-546.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-ilyas-a-s-hayati-kissasi/6686">HZ. İLYAS (A.S) HAYATI KISSASI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HZ. YUSUF AS HAYATI</title>
		<link>https://fasiharapca.com/hz-yusuf-as-hayati/6682</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jan 2014 18:41:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Peygamberler Tarihi İ.Yiğit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://fasiharapca.com/?p=6682</guid>

					<description><![CDATA[<p>ONIKINCI BOLÜM&#8230; 1 HZ. YUSUF. 1 A. Yusuf (A.S.) Kıssası 1 B. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Rüyası 3 C. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Kuyuya Atılması Ve Ardından Köle Olarak Satılması 4 D. Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Aziz&#8217;in Karısı Yüzünden Çektiği Sıkıntı 7 E. Olayın Mısır Sosyetesi Arasında Duyulması 10 F. Zindan Hayatı 12 G. Kralın Rüyası 14 H. Zindandan Çıkarılması-Mısır&#8217;da &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-yusuf-as-hayati/6682">HZ. YUSUF AS HAYATI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="Section1">
<p class="MsoToc1"><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span></span></span></span></a><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097027"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">ONIKINCI BOLÜM</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>&#8230; </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc1"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097028"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">HZ. YUSUF</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097029"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">A. Yusuf<br />
(A.S.) Kıssası</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">1</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097030"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">B. Yusuf<br />
(A.S.)&#8217;ın Rüyası</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">3</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097031"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">C. Yusuf<br />
(A.S.)&#8217;ın Kuyuya Atılması Ve Ardından Köle Olarak Satılması</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">4</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097032"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">D. Hz. Yusuf<br />
(A.S.)&#8217;ın Aziz&#8217;in Karısı Yüzünden Çektiği Sıkıntı</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">7</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097033"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">E. Olayın<br />
Mısır Sosyetesi Arasında Duyulması</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">10</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097034"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">F. Zindan<br />
Hayatı</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">12</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097035"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">G. Kralın<br />
Rüyası</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">14</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097036"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">H. Zindandan<br />
Çıkarılması-Mısır&#8217;da Vezirlik Veya Maliye Bakanlığına Getirilmesi</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">15</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097037"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">I. Kardeşleri<br />
Yusuf&#8217;un Huzurunda</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">17</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097038"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">İ. Hz. Yusuf<br />
(A.S.)&#8217;ın Kardeşleri Babalarının Huzurunda</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">18</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097039"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">K. Kardeşleri<br />
İkinci Defa Yusuf&#8217;un Huzurunda</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">20</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097040"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">L. Hz. Yusuf<br />
(A.S.)&#8217;ın Kardeşleri Babaları Hz. Yakub (A.S.)&#8217;In Huzurunda</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">22</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097041"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">M. Kardeşleri<br />
Üçüncü Defa Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Huzurunda</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">23</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097042"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">N. Hz. Yakub<br />
(A.S.), Oğlu Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Sağ Olduğunu Öğreniyor</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">24</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097043"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">O. Büyük<br />
Buluşma Ve Hz. Yusuf (A.S,)&#8217;ın Rüyasının Gerçekleşmesi</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">24</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097044"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">Ö. Hz. Yusuf<br />
(A.S.)&#8217;ın Evliliği Ve Çocukları</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">26</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097045"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">P. Yusuf<br />
(A.S.) Kıssasından Bazı Mesajlar</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">26</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097046"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">1. İman Ve Tevekkül</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span> </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">26</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097047"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">2. İffet Ve<br />
Sabır</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">27</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097048"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">3. Güçlü İken<br />
Affetme</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">27</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<p class="MsoToc3"><span><span><span><span></span></span></span></span><a href="#_Toc111097049"><span><span><span><span><b><span style="text-decoration:none;">R. Yusuf<br />
Sûresinin Sonunda Rasülullah (S.A.V.)&#8217;e Mesajlar</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;"><span>. </span></span></b></span></span></span></span><span><span><span><span><b><span style="display:none;text-decoration:none;">27</span></b></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span></span></span></span></span></a><span><span><span><span><b><span></span></b></span></span></span></span></p>
<p><b></b></p>
<p><b></b></p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span></span></span></span></span><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></span></span></span></span></h1>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><span><span><span><span><a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">ONIKINCI<br />
BOLÜM</span></a></span></span></span></span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h1 align="center" style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:center;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">HZ. YUSUF</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';"></span></h1>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">A. Yusuf (A.S.) Kıssası</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
diğer peygamberlerin kıssaları, muhtelif sûrelerde, özünde bir, ancak bâzı<br />
farklılıklarla kısa kısa anlatıl­mış ve öğüt alınması için bir kaç yerde tekrar<br />
edilmiş bulunmak-&#8216;tadır. Buna karşılık, Yusuf (a.s.) kıssası, 111 âyetten<br />
müteşekkil Yusuf sûresinin baştan 101 âyetinde tek kıssa halinde, baştan-sona<br />
ve ayrıntılı bir biçimde anlatılmış ve başka bir sûrede tek­rar edilmemiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Adını bu kıssadan alan<br />
Yusuf sûresi, İslâm davetinin Mek­ke döneminde,<span> <br />
</span>Mekke müşriklerinin Peygamberimiz (s.a.v.) ve ashabına karşı<br />
yürüttükleri eziyet ve işkence faaliyetinin had safhaya ulaştığı bir sırada<br />
nazil olmuştur. Bu sûrenin, Hz. Hati­ce ile Ebu Talib&#8217;in vefatlarının ardından<br />
indiği zikredilir.<a href="#_ftn1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></a> Bilin­diği gibi bu<br />
günlerde müşrikler işi iyice azıtarak şiddete başvur­muşlar, hatta bir kaç defa<br />
Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;i öldürme te­şebbüsünde bulunmuşlardı. Bu zor şartların<br />
yaşandığı günlerde inen sûrede Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m karşılaşmış olduğu sıkıntılar<br />
ve bu sıkıntılara sabretmesi ve sonunda ulaştığı zafer anlatılarak<br />
Peygamberimiz (s.a.v.) ve arkadaşları teselli edilmiştir. Sûrenin kıssanın<br />
bitiminden sonraki son yedi âyeti de, peygamberlerin karşılaştığı sıkıntılar ve<br />
sonunda ulaşılan mutlu son hakkında Önemli bir mesaj Özelliği taşımaktadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bilindiği gibi, Mekke<br />
döneminde nazil olan sûre ve âyetler-deki ağırlıklı konulardan biri,<br />
Peygamberimiz (s.a.v.) ve arkadaş­larını teselli maksadıyla indirilmiş olan<br />
peygamber kıssalarıydı. Bu kıssalarda, önceki peygamberlerin de büyük<br />
sıkıntılarla kar­şılaştıkları, müşriklerin büyük kötülüklerine mâruz kaldıkları,<br />
buna rağmen mücâdeleyi bırakmayıp görevlerini sürdürdükleri ve neticede zafere<br />
ulaştıkları anlatılıyor, başlangıçta topluma hâ­kim olan küfür ehlinin ise<br />
sonunda hep mağlup ve perişan düş­tüğü vurgulanıyordu. Dolayısıyla bu kıssalar,<br />
Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ashabı için önemli bir moral kaynağı teşkil ediyordu.<br />
İbn îshak&#8217;tan nakledildiğine göre, Yusuf sûresinin iniş sebebi de, Rasülullah<br />
(s.a.v.)&#8217;in teselli edilmesi idi. Allah Teâlâ, Yusuf (a.s.)&#8217; m karşılaştığı<br />
sıkıntıları ve sonunda ona bahşettiği ikram ve ih­sanını anlatarak, Rasülullah<br />
(s.a.v.)&#8217;i teselli etmek istemişti.<a href="#_ftn2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)<br />
kıssası, az önce belirttiğimiz gibi, araya ko­pukluk girmeden birbirini takip<br />
eden olaylar halinde anlatılmış­tır. Bu münasebetle gerek muhtevası, gerekse<br />
üslûbu bakımın­dan ruhları son derece etkileyen bir kıssadır. Kıssada anlatılan<br />
Hz. Yusuf (a.s.), karşımıza iffet ve imanın en canlı bir sembol ve âbidesi<br />
olarak çıkmaktadır. Onun hayatı ve başından geçenler, teferruatlı bir şekilde<br />
bütün insanlığın ibret nazarlarına sunul­muştur. Sûrede tefsir ve açıklamayı<br />
gerektiren, anlaşılması zor bir kapalılık yok gibidir. Olaylar, açık bir tarzda<br />
anlatıldığından, ilâve bilgilere neredeyse hiç gerek kalmamıştır. Bu yüzden<br />
olma­lıdır ki, kıssa hakkında Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217;den nakledilen rivayetler<br />
de yok denecek kadar azdır. Ne var ki, bütün bu açık­lığa rağmen, kısas-ı<br />
enbiyâ, tarih ve tefsir kitaplarında, bu kıs­sayla ilgili olarak, Kur&#8217;ân-ı<br />
Kerim ve hadis-i şeriflerde bulunma­yan pek çok rivayet yer almaktadır. Bu<br />
rivayetlerin büyük bölü­münün aslı ve esası yoktur. Önemli kısmıyla Allah&#8217;ın<br />
has kulla­rına ve bilhassa peygamberlere İsnad edilmesi mümkün olmayan bu<br />
rivayetler, Tevrat ve Ehl-i Kitab&#8217;m elindeki diğer dînî metin­lerden<br />
alınmıştır.<a href="#_ftn3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)<br />
kıssası, Tevrat&#8217;ın Tekvin kitabının 37-45. babları arasında da geniş bir<br />
şekilde anlatılmıştır. Tevrat&#8217;taki bu bilgiler, büyük ölçüde Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
verilen bilgilere mu­tabıktır. Ancak aralarında küçük görünmekle birlikte<br />
neticeyi değiştirici önemli farklar bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir<br />
ki, Tevrat kıssayı romantik bir hikâye tarzında anlatır­ken, Kur&#8217;ân-ı Kerim,<br />
&#8220;Hoşunuza gitmeyen bir şey, belki de sizin için bir hayır; hoşlandığınız<br />
şey de sizin için bir serdir. Onu Allah bilir siz bilemezsiniz.<a href="#_ftn4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></a> âyetinde<br />
vurgulanan hakikate bir Örnek olarak, üzerinde hiç bir değişiklik yapmadan<br />
yaşandığı şekliyle takdim etmektedir.<a href="#_ftn5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></a>Bu<br />
farklılıklar, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in korunmuş lugunu, buna karşılık Tevrat&#8217;taki<br />
tahrifatı açıkça ortaya kov maktadır. Yeri geldikçe Kur&#8217;ân-ı Kerim ile Tevrat&#8217;m<br />
verdiği bilgi ler arasındaki bu farklılıklara işaret etmeye çalışacağız.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf sûresinin ilk üç<br />
âyeti kıssaya giriş mahiyetindedir Uçuncu ayette kıssa, &#8220;en güzel<br />
kissa/ahsenü&#8217;l-kasas&#8221; olarak nitelendirilmiştir.<a href="#_ftn6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></a> Bu üç<br />
âyetin meali şöyledir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Elif, Ldm, Râ.<br />
Bunlar apaçık kitabın âyetleridir. Biz, muhakkak bu kitabı okuyup anlamanız<br />
için Arapça bir Kur&#8217;ân olarak indir­dik. Ey peygamber! Biz, bu Kur&#8217;ân&#8217;ı<br />
indirmek suretiyle, sana ahsenü&#8217;l-kasas&#8217;ı/kıssaların en güzelim nakletmiş<br />
oluyoruz. Hal­buki, daha önce senin bunlardan haberin yoktu.&#8221;<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn7" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">B. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Rüyası</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf sûresinde<br />
dördüncü âyetten itibaren Hz. Yusuf (a.s.)&#8217; m gördüğü bir rüya ile kıssanın<br />
anlatımına başlanmaktadır. Bu­rada bildirildiğine göre Hz. Yusuf (a.s.),<br />
rüyasında onbir yıldız ile güneş ve aym kendisine secde ettiklerini görmüş, bu<br />
düşünü babası Hz. Yakub (a.s.)&#8217;a anlatmıştı. Hz. Yakub (a.s.), bu rüyayı<br />
Allah&#8217;ın; oğlu Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı seçkin bir kul yapacağı, ona rüya tâbiri<br />
ilmini öğreteceği, hayatın problemlerini anlama ve onlara çözüm bulma<br />
kabiliyetini lütfedip onu yüksek makamlara çıka­racağı ve sonunda peygamber<br />
olarak görevlendireceği, ayrıca onun soyuna da büyük nimetler vereceği şeklinde<br />
yorumladı. Bunun farkına varmalarından ve şeytanın tahrik ve kışkırtma­sıyla<br />
ona bir kötülük yapmalarından korkarak rüyasını kardeş­lerine anlatmamasını<br />
tembihledi. Sûrede Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m rü­yası, babasının bu yorum ve tavsiyesi<br />
şöyle anlatılmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Hani bir zaman<br />
Yusuf, babasına, &#8216;Babacığım, ben rüyam­da, onbir yıldız, güneş ve ayın, bana<br />
secde ettiklerini gördüm.&#8217; demişti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Yakub), &#8216;Yavrum,<br />
düşünü kardeşlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan apaçık<br />
bir düşmandır! Böylece Rabbin seni seçecek ve sana rüyaların yorumundan bir<br />
parça öğretecek, sana ve Yakub soyuna nimetini tamamlayacaktır. Nasıl ki, daha<br />
önce ataların İbrahim&#8217;e ve İshak&#8217;a da nimetini tamamla­mıştı. Şüphesiz Rabbin,<br />
bilendir, hikmet sahibidir.&#8217; dedi.<a href="#_ftn8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tarih kaynaklarında<br />
Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m bu rüyayı 12 veya 17 yaşında iken gördüğü zikredilir. Daha<br />
sonra geleceği gibi, rüyasında kendisine secde ederken gördüğü onbir yıldız<br />
kardeşleri, güneş ve ay ise babasıyla annesi olarak tezahür etmiş ve onlar<br />
Mısır&#8217;a yanına geldiklerinde onun önünde saygılarını sun­mak için şükür<br />
secdesine kapanmışlardır. Hz. Yakub (a.s.)&#8217;m sözleri, kardeşlerinin Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ı daha önceden de kıskan­dıkları İzlenimini vermektedir. Önce geçtiği<br />
gibi, Hz. Yakub (a.s.)&#8217; in dört ayrı hanımından 12 oğlu olmuştu. Bunların en<br />
küçükleri olan Hz. Yusuf (a.s.) ile Bünyâmin aynı anadan, yani Rahel&#8217;den<br />
doğmuşlardı. Bünyâmin, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;dan küçüktü ve anne­leri onu doğururken<br />
ölmüştü. Hz. Yakub (a.s.), diğer on oğlunun karakterlerine pek güvenemiyor,<br />
küçük kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.) ve Bünyamin&#8217;i kıskanmaları dolayısıyla<br />
onlardan o ikisi için endişe duyuyordu. Hz. Yusuf (a.s.) ile Bünyamin&#8217;in<br />
babaları tarafından daha fazla sevildiğine inanan ve bunu bir türlü içle­rine<br />
sindiremeyen kardeşleri, özellikle çok güzel bir çocuk olan Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
kıskanıyorlardı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tevrat&#8217;ta da, Hz.<br />
Yakub (a.s.)&#8217;ın Hz. Yusuf (a.s.}&#8217;ı diğer oğul­larından fazla sevmesi, bu yüzden<br />
kardeşlerinin onu kıskanması ve Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m rüyası hakkında bilgi<br />
verilir. Ancak orada bir değil iki rüyadan, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m rüyalarını<br />
kardeşlerine de anlattığından ve onların rüyaları aynen babalan gibi yorum­ladığından<br />
söz edilir. Bunun yanında Hz. Yakub (a.s.)&#8217;m tepkisi, Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de<br />
bildirildiğinden çok farklı gösterilmiştir. O, oğlu Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı tebrik<br />
etmemiş; aksine annesi, babası ve kardeşlerinin, kendisinin önünde eğilerek diz<br />
çöktüklerini gör­mesi yüzünden onu şiddetle azarlamıştır.<a href="#_ftn9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Görüldüğü gibi, Hz.<br />
Yakub (a.s.)&#8217;ın, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;in rü­yasına gösterdiği tepki hususunda,<br />
Kur&#8217;ân ve Tevrat&#8217;ta verilen bilgiler taban tabana zıttır. Kur&#8217;ân&#8217;da açıklanan<br />
tepkinin, Hz. Yakub (a.s.J&#8217;a, yani yüce bir peygamber ve asil bir babaya<br />
yakışır bir davranış olduğu açıktır. Ancak Tevrat&#8217;ta bahsedilen tepki, değil<br />
bir peygambere, aklı başında herhangi bir adama dahi ya­kışmayan bir<br />
davranıştır. Tevrat&#8217;ta zikredilen bu tavrın asla doğ­ru olamayacağı ortadadır.<br />
Bu fark üzerinde hassasiyetle duran Mevdüdî, sözlerini şöyle bitirmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Kaldı ki, Hz.<br />
Yusuf (a.s.), herhangi bir şahsî hırsa kapıl­mamış, yalnızca rüyasını<br />
anlatmıştı. Eğer rüya sâdık bir rüya idiyse, şüphesiz ki, Hz. Yakub (a.s.),<br />
doğruluğuna inanarak onu yorumlayacaktı. Dolayısıyla oğlunu azarlaması İçin<br />
hiçbir sebep yoktu. Zira besbelli ki rüya, oğlunun bir gün gelip yükseleceği yo­lundaki<br />
bir tutkusunu değil, doğrudan Allah&#8217;ın isteğim dile getiri­yordu.&#8221;<a href="#_ftn10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></a><span>   </span><a href="#_ftn11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">C. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Kuyuya Atılması Ve Ardından Köle Olarak<br />
Satılması</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf sûresinde, Hz.<br />
Yusuf (a.s.)&#8217;m meşhur rüyası ve onu babasına anlatmasının ardından, Hz. Yusuf<br />
(a.s.) ile kardeşleri­nin hikâyesinin ibretlerle dolu olduğuna işaret edilmiş,<br />
daha sonra, hikâyeye devam edilmiştir. Buna göre, babalarının Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ı ve onun ana-baba bir kardeşi Bünyamin&#8217;i kendile­rinden daha fazla<br />
sevdiğine inanan ve bu yüzden o ikisini kıska­nan ve babalarına kızgınlık<br />
besleyen diğer kardeşler, şeytanın iğvasma kapılarak Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a bir<br />
komplo kurmaya karar verdiler. Yaptıkları toplantıda babalarının Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ı daha fazla sevmekle yanlışlık yaptığını dile getirerek onun sevgisini<br />
kazanabilmek için Hz.<span>  </span>Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
devreden çıkarmanın şart olduğunda görüş birliğine vardılar. Kardeşlerinden<br />
bâzıları onu öldürmeyi teklif etmişlerdi; ancak içlerinden biri, onu<br />
öldürme-yip bir kuyuya atmalarının daha doğru olacağını ileri sürdü. Bu<br />
teklifin sahibi kuyuya uğrayan bir kervanın onu alıp gideceğini ve böylece<br />
kardeş katili olmadan da Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;dan kurtu­labileceklerini söyledi.<br />
Onun teklifini uygun bulan kardeşler, Hz. Yusuf (a.s.)Ji bir kuyuya atmayı<br />
kararlaştırdılar ve onun kaybol­masından sonra babalarının sevgisini kazanacaklarını<br />
söyleye­rek bu olayın ardından iyi birer insan olmaya çalışacaklarına söz<br />
verdiler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kardeşler,<span>  </span>hazırladıkları senaryoyu uygulamak için önce<br />
babalarına gittiler ve ondan Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı kendileriyle birlikte koyun<br />
otlatmaya göndermesini istediler. Onun Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı kendilerine emânet<br />
etmekten çekindiğini farkedince, onu ikna edebilmek için Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a iyi<br />
bakacaklarına ve her husus­ta ona yardımcı olacaklarına söz verdiler. Babaları,<br />
buna rağmen Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a bir kötülük gelmesinden ve onu kurtlara kap­tırmalarından<br />
korktuğunu söyleyince, gidip dönene kadar ona göz-kulak olacaklarına yemin<br />
ettiler. Neticede Hz. Yakub (a.s.), kardeşlerinin Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
götürmelerine izin verdi.<a href="#_ftn12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></a><br />
Kardeşler, yanlarında koyun otlatmaya götürdükleri Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
plânladıkları şekilde bir kuyuya attılar. Ancak Yüce Allah, o sıkıntılı anda<br />
onun yardımına yetişti ve kalbine bir kuvvet ve­rerek gönlünü hoş tutup<br />
üzülmemesini ve bu durumdan rahat bir şekilde kurtulacağını müjdeledi. Ayrıca<br />
ona daha sonraları kardeşlerine karşı kendisinin derecesini yükselteceğini ve<br />
bir gün gelip kardeşlerinin yaptığı bu kötülüğü onların yüzüne söy­leme<br />
imkânını bahşedeceğini haber verdi.<a href="#_ftn13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
kuyuya atan kardeşleri, babalarını kandı-rabilmek için akşamleyin ağlaşarak eve<br />
geldiler ve bir yalan uy­durup aralarında düzenledikleri bir yarış sırasında<br />
eşyalarının başında bıraktıkları Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı kurtların yediğini söyledi­ler.<br />
Onu kurtların yediğine inandırmak için gömleğini kestikleri bir hayvanın kanma<br />
batırmış olarak getirmişlerdi. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m rüyasının bir gün<br />
gerçekleşeceğinden emin olan ve göm­leğinin yırtılmamış olduğunu da görerek<br />
oğullarının &#8220;onu kurt kaptı&#8221; şeklindeki yalanlarına inanmayan Hz.<br />
Yakub (a.s.), &#8220;Ha-yır! Herhalde nefisleriniz sizi aldatıp yanlış bir işe<br />
sürükledi.&#8221; dedi ve kendisine düşenin güzelce sabretmek ve bu acıya da­yanmak<br />
için Allah&#8217;tan yardım dilemek olduğunu söyledi. Kur&#8217;ân-ı Kerim, bu yaşananları<br />
şöyle aktarmıştır :</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Muhakkak, Yusuf<br />
ve kardeşlerinin kıssasında bunu soran­lar için birçok ibretler vardır: Bir<br />
zaman Yusufun kardeşleri, ken­di aralarında şöyle konuştular. &#8216;Yusuf ve<br />
ana-baba bir kardeşi, babamızın yanında bizden daha çok sevgilidir. Halbuki<br />
biz, güçlü bir topluluğuz. Şüphesiz ki babamız, bu davranışıyla açık bir hak­sızlığa<br />
düşüyor. Yusufu öldürün veya onu uzak bir yere atın da, babanız size kalsın.<br />
Bundan sonra yine sâlih kimselerden olursu­nuz.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">içlerinden biri de<br />
şöyle dedi: &#8216;Yusuf&#8217;u Öldürmeyin. Issız bir kuyunun derinliklerine atın. Oradan<br />
geçen bir yolcu kafilesi, onu bulsun. Eğer yapacaksanız böyle yapın,&#8217; Yusufu<br />
uzaklaştırmayı kararlaştırınca, babalarına gelip şöyle dediler: &#8216;Ey babamız!<br />
Sana ne oluyor da, Yusuf&#8217;u bize emânet etmiyorsun? Halbuki biz, Yu­suf&#8217;un<br />
iyiliğini diler, ona Öğüt veririz. Yarın onu bizimle birlikte kıra gönder de<br />
yesin, içsin ve oynasın. Mutlaka biz onu koruruz.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yakub, &#8216;onu alıp<br />
götürmeniz beni üzer. Korkarım ki, siz gaf­letteyken kurt onu kapar!&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf&#8217;un kardeşleri,<br />
&#8216;Yemin ederiz ki, biz kuvvetli bir toplu­luk olduğumuz halde onu kurt kaparsa O<br />
takdirde biz hüsrana uğrayanlardan oluruz.&#8217; dediler. Yusuf u alıp<br />
götürdüklerinde, onu kuyunun dibine atmaya karar verdiler. Biz de, Yusuf a,<br />
&#8216;Kardeşle­rin hiç farkında olmadan, sen onlara, sana yaptıklarını haber ve­receksin.<br />
&#8216; diye vahyettik. Akşamleyin ağlayıp sızlanarak babala­rına geldiler.<br />
Babalarına, &#8216;Ey babamız! Biz aramızda yanş yapı­yorduk, Yusuf u da beklemesi<br />
için eşyalarımızın başında bırak­mıştık. Onu kurt yemiş. Ne kadar doğru olsak<br />
da, sen bize inan­mazsın. &#8216; dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Üzerine başka bir<br />
canlının kanını bulaştırdıkları Yusuf&#8217;un, gömleğini, ona gösterdiler. Yakub,<br />
&#8216;Hayır, herhalde nefisleriniz sizi aldatıp yanlış bir işe sürükledi. Artık bana<br />
düşen güzelce sab­retmektir. Dediğiniz karşısında ancak Allah&#8217;tan yardım<br />
istenir.&#8217; dedi&#8221;<a href="#_ftn14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz, Yakub (a.s.)&#8217;m<br />
evinde bunlar yaşanırken, diğer tarafta ise, kuyuya atılmış olmakla birlikte<br />
Allah&#8217;tan gelen müjde ile gönlü rahat olan Hz. Yusuf (a.s.), bir veya iki gün<br />
sonra Med-yen&#8217;den Mısır&#8217;a gitmekte olan bir kervanın sucusu tarafından ıfark<br />
edildi. Su çekmek için kuyuya gelen bu şahsın sarkıttığı ikovanm ipine yapışıp<br />
kuyudan çıktı. Bu arada, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı jkuyuya attıktan sonra onun başına<br />
gelecekleri takip etmek iste-jyen kardeşleri, aralarından birini kuyuyu<br />
gözetlemek için gön­dermişlerdi. Bu gözcü kardeş, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
Kervancılar ta­rafından kuyudan çıkarıldığını görünce durumu diğerlerine bil­dirdi.<span>  </span>Bunun üzerine hemen oraya giden kardeşler,<br />
kuyudan çıkarılan çocuğun kendilerine ait bir köle olduğunu ve bir kaç gün önce<br />
kaçtığını, bu yüzden de onu satmak istediklerini söyle­diler. Öldürmelerinden<br />
korktuğu için, kendisinin onların kardeşi lduğunu söyleyemeyen Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ı ucuz bir fiyata kervan­cılara sattılar.<a href="#_ftn15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></a> Onu<br />
Mısır&#8217;a götüren kervancılar, köle pazarına çıkararak önemli bir devlet adamına<br />
sattılar. Sürede Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın kuyudan çıkarılışı ve köle olarak satılışı<br />
hakkında şöyle denilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;O sırada bir<br />
kervan geldi ve kervancılar sucularım kuyuya gönderdiler. Sucu kovasını kuyuya<br />
sarkıttı. O anda Yusuf&#8217;u gö-rün-ce, &#8216;Müjdeler olsun! İşte bir oğlan çocuğu!&#8217;<br />
diye bağırdı. Yu­suf u bir ticaret malı gibi gizlediler. Halbuki Allah onların<br />
yaptıkla­rını çok iyi bilir. Nihayet onu düşük bir fiyatla bir kaç paraya sat­tılar.<br />
Onlar Yusuf&#8217;u önemsemiyorlardı.&#8221;<a href="#_ftn16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mısır&#8217;da Yusufu satın<br />
alan şahıs, Tevrat&#8217;ta<span>    </span>bildirildiğine<br />
göre, kralın veziri Potifar&#8217;dır. Ancak Kur&#8217;ân-ı Kerim, ondan sade­ce<br />
&#8220;el-Aziz&#8221; diye bahseder. Bu şahıs, kralın veziri, muhafız birlik­lerinin<br />
komutanı veya kraliyet hazinelerinin başkanı olarak tanı­tılmıştır. Keskin<br />
ferâsetiyle ünlenen bu Aziz, köle pazarında kar­şılaştığı, o sırada henüz 12<br />
veya 17 yaşlarında olan Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;in iyi bir insan olduğunu anlamış ve<br />
ondaki kabiliyeti fark etmiştir. İlk günlerde kölesi hakkında hanımına söylemiş<br />
olduğu sözler, bunu açıkça göstermektedir: &#8220;Ona iyi davran, ikram et ki,<br />
bizimle oturmaktan hoşlansın. Belki bize faydası-dokunur, ya da onu evlat<br />
ediniriz.&#8221; Nitekim o, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;daki kabiliyeti fark etmesiyle,<br />
ferasette misal olarak dilden dile dolaşan üç kişiden biri sayılmıştır. Bu<br />
darbımeselde zikredilen keskin feraset sahibi diğer iki şahıs ise, Hz. Musa<br />
(a.s.)&#8217;ı keşfetmesi bakımından Hz. Şuayb {a.s.J&#8217;ın kızı ve Hz. Ömer&#8217;deki devlet<br />
başkanlığı kabiliyetini önceden görmesi bakımından Hz. Ebu Bekir&#8217;dir.<a href="#_ftn17" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[17]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah Teâlâ, vezirin<br />
evinde Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a iyi bir mevki vermiş, önemli bir devlet adamının<br />
eğitiminden geçmesini sağ­lamıştı. Böylece Hz. Yusuf (a.s.), zamanın&#8217;en önemli<br />
ve en mede­nî ülkesinde, hem de vezir veya Maliye vekilinin gözetiminde ola­rak<br />
devlet işlerinde iyi bir şekilde yetişti, ülke yönetimi hakkında yeterli bilgi<br />
sahibi oldu. Hatta efendisi, ona mallarında tam ta­sarruf yetkisi dahi<br />
vermişti. Allah Teâlâ, ileride peygamber ola­rak görevlendireceği Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;a, ülke yönetimi hususun­daki bu kabiliyeti yanında rüya tâbiri ilmini<br />
de öğretti. Sonunda onu peygamber olarak görevlendirdi. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
vezir ta­rafından satın alınıp yetiştirilmesi ve ona Allah tarafından lütfe­dilen<br />
kabiliyetler ve peygamberlik görevi hakkında sürede şöyle denilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Mısır&#8217;da onu<br />
satın alan adam, karısına dedi ki: ona değer ver ve güzel bak! Umulur ki, bize<br />
faydası olur. Ya da onu evlat ediniriz. İşte böylece olayların yorumunu<br />
Öğretmemiz için Yusuf&#8217;u o yere yerleştirdik. Allah, emrini yerine getirmeye<br />
kadirdir. Fakat insanların çoğu bilmezler.<span> <br />
</span>Yusuf kemal çağına ulaştığında, ona hüküm ve ilim verdik.<a href="#_ftn18" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[18]</span></span></span></span></a><br />
İşte, güzel davrananları biz böyle mükâ­fatlandırırız.&#8221;<a href="#_ftn19" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[19]</span></span></span></span></a><span>   </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">D. Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Aziz&#8217;in Karısı Yüzünden Çektiği<br />
Sıkıntı</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kuyudan çıkarılmak,<br />
Aziz Potifar tarafından satın alınması ve onun yanında iyi bir şekilde<br />
yetiştirilmesiyle büyük lütuflara mazhar olan Hz. Yusuf (a.s.), efendisi olan<br />
bu şahsın karısı yü­zünden büyük bir imtihan ile karşı-karşıya kaldı. Rivayete<br />
göre, Allah Teâlâ, ona çarpıcı bir güzellik vermişti. Ahlâk ve karakteri gibi<br />
bedenen de mükemmeldi.<a href="#_ftn20" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[20]</span></span></span></span></a> Onun<br />
bu çarpıcı güzelliği, ken­disi için bir imtihan vesilesi oldu. Azizin hanımı,<br />
onun güzelliği­ne hayran kalmış, şiddetli bir şekilde ona tutulmuştu. Bu ka-ra<br />
sevda, genç ve güzel bir kadın olan Züleyha&#8217;yı yakıp kül ediyor­du.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Uzun bir süre<br />
duygularına hâkim olan bu kadın, köşkte köle Hz. Yusuf (a.s.) ile baş başa<br />
kaldığı bir gün duygularını ona açtı. Kapıyı üstüne kilitledikten sonra, onu<br />
tahrik için elinden geleni yaparak onu kendisiyle birlikte olmaya çağırdı.<br />
Ancak Hz. Yusuf (a.s.), bu şiddetli fitne karşısında, iffetini korudu ve efen­disinin<br />
hanımını bu çirkin teklifinden dolayı öfkeyle azarladı. Yaptığı işin son derece<br />
kötü olduğunu ve kendisinin böyle bir günahı işlemekten Allah&#8217;a sığındığını<br />
söyledi. Onu bu işten vaz-geçirebilmek için, güzel bir üslup ile efendisi olan<br />
kocasının kendisine büyük itinâ gösterdiğini ve önemli ikramlarda bulun­duğunu<br />
hatırlattı. İyiliğe karşı kötülük yaparak onun haremine göz koymanın ancak<br />
zâlimlerin işi olduğunu, zalimlerin ise asla felah bulmayacağını söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bütün bu ikazlara<br />
rağmen kadın üzerine gelmeye devam edince, Hz Yusuf (a.s.), ondan kurtulmak<br />
niyetiyle kapıya doğru koştu. Peşinden gelen kadın ona yetişip eliyle<br />
gömleğinden yaka­layınca gömlek arka tarafından yırtıldı. Bu sırada ikisi<br />
kapının önüne varmışlardı ki, tam o anda kadının kocasıyla karşılaştılar. Bu<br />
durum karşısında kadın, kocasının kıskançlık ve intikamın­dan kurtulmak için<br />
yalan ve iftiraya başvurdu. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m kendisine tecavüz etmek<br />
istediğini, kendisinin ise ona engel ol­maya çalıştığını söyledi. Onun hapse<br />
atılmasını ve ayrıca ona işkence yapılmasını istedi. Hz. Yusuf (a.s.) ise, onun<br />
söyledikle­rinin yalan olduğunu belirterek, aksine kadının kendisiyle birlik­te<br />
olmak için yaptığı teklifi reddettiğini, bunun için ondan kaçtı­ğını ve<br />
kovalamacamn bundan çıktığını söyledi.<span> <br />
</span>Bu yüzleşme esnasında kadının akrabalarından biri de oraya gelmiş,<br />
konuşu­lanları duymuştu. Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de kadının yakınlarından biri olduğu<br />
belirtilen bu kimse, kadının kocasına dönerek, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m yırtılan<br />
gömleğinin suçluyu ele vereceğini söyledi. Ona göre, gömlek ön tarafından<br />
yırtılmışsa kadının söyledikleri doğru olmalıydı. Çünkü saldırgan<span>   </span>Hz. Yusuf (a.s.) olduğu takdirde, O&#8217; nun<br />
karşısında olan ve ona karşı koymaya çalışan kadın, onun gömleğini ön<br />
tarafından yırtacaktı. Bunun aksine gömlek arka taraftan yırtılmış ise, Hz.<br />
Yusuf (a.s.)&#8217;m söyledikleri doğruydu. Çünkü bu durumda, sarkıntılık ederek<br />
kendisinden kaçan Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m peşinden koşup onu yakalayan kadın, onun<br />
göm­leğini arka tarafından çekip yırtmış olacaktı. Aziz Potifar, bu tek­lifi<br />
yerinde bulunca gömlek kontrol edildi ve arka taraftan yırtıl­mış olduğu<br />
görüldü. Bunun üzerine o, hanımının yalan söyledi­ğini anladı ve Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;m suçsuz olduğunu kabul etti. Hanımını azarlayarak, bu işin onun tuzağı<br />
olduğunu, bu yüzden büyük bir günaha girdiğini söyledi ve ona günahı için<br />
Allah&#8217;tan af dilemesini tavsiye etti. Bu rezaleti örtmek için de, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a<br />
bu olayı gizli tutmasını ve kimseye anlatmamasını emret­ti. Kur&#8217;ân-ı Kerim, Hz.<br />
Yusuf (a.s.)&#8217;m başından geçen bu önemli imtihanı şöyle anlatmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Evinde bulunduğu<br />
kadın, onun nefsinden murad almak is­tedi, evin kapılarını iyice kapattı ve,<br />
&#8216;Haydi gel, beraber olalım!&#8217; dedi. O ise, &#8216;Bundan Allah&#8217;a sığınırım! Hem<br />
kocanız olan efendim, banagüzel davrandı.<a href="#_ftn21" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[21]</span></span></span></span></a><br />
Doğrusu, zalimler asla felah bulmaz&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Andoîsun ki, kadın ona<br />
meyletti? Eğer Rabbinin burhanını görmeseydi, o da kadına meyledecekti. İşte,<br />
böylece biz, kötülük ve fuhşu Yusuf&#8217;tan uzaklaştırmak için delillerimizi<br />
gösterdik. Şüp­hesiz o, ihlâsa erdirilmiş kullarumzdandı. İkisi de kapıya koştu­lar?<br />
Kadın onun gömleğini arkadan tutup yırttı. Kapının yanında kadının kocasına<br />
rastladılar. Kadın dedi ki: &#8216;Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası,<br />
zindana atılmaktan ya da acıklı bir işken­ceden başka ne olabilir?&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf, &#8216;Asıl kendisi<br />
benim nefsimden murad almak istedi.&#8217; dedi Kadının akrabalarından biri, şöyle<br />
hakemlik etti: &#8216;Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa kadının sözleri doğrudur, o<br />
ise yalancı­lardandır. Eğer gömleği arkadan yırtıldıysa, kadın yalan söylüyor,<br />
Yusuf ise doğru söylüyor, demektir.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Efendisi,<span>   </span>Yusuf&#8217;un gömleğinin arkadan yırtılmış<br />
olduğunu görünce, karısına, &#8216;Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağından başka bir<br />
şey değildir. Doğrusu sizin tuzağınız büyük olur. Ey Yusuf. Sen bu işi gizle!<br />
Ey kadın! Sen de günahının affını dile! Çünkü sen günahkarlardan oldun!&#8217;<br />
dedi.&#8221;<a href="#_ftn22" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[22]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yirmi dördüncü âyette,<br />
kadın teklifte bulununca, H2. Yusuf (a,s.)&#8217;m beşer tabiatı icâbı, azim ve kasıt<br />
olmaksızın kadını ak­lından geçirdiği, eğer Rabbinin kendisine lütfettiği selim<br />
akıl ve peygamberlik nuru olmasaydı, o kadına yaklaşmaya niyet edece­ği, ancak<br />
bu ışık sayesinde kendisinde böyle bir niyetin meyda­na gelmediği ve bu teklife<br />
şiddetle karşı çıktığı bildirilmiştir. Ne var ki, buna rağmen bazı insanlar<br />
tarafından bir peygambere nisbeti asla düşünülemeyecek yakışıksız hikâyeler<br />
uydurulmuş ve Hz. Yusuf (a.s.) hakkında hoş olmayan sözler söylenmiştir.<br />
Ebu&#8217;s-Suud, bu tür hikayeleri uyduranlar veya bu hikayelerde anlatılanların<br />
doğru olabileceği ihtimalini düşünenler hakkında şöyle demiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yusuf&#8217;un o<br />
kadına yaklaşma niyeti, insanın yaratılışı gere­ği ona tabîî bir meyil<br />
manasınadır. Yoksa Hz. Yusuf, serbest İradesiyle kadınla birlikte olmaya niyet<br />
etmiş değildir. Onun daha önce geçen, bu işe karşı tam isteksizliğini ve<br />
nefretini gösteren ve zâlimlerin iflah bulmayacağına dair hükmünü ifade eden<br />
Allah&#8217;a sı-ğınmasına baksanıza! Onun bu ifadesi, böyle bir niyetinin mümkün<br />
olmadığını gösteren sağlam bir delilden başka bir şey değildir. &#8220;<a href="#_ftn23" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[23]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İbn Kesir ise, Hz.<br />
Yusuf (a.s.)&#8217;in bu hâlinin, Rasülullah (s.a.v)&#8217;in müjdelediği, Allah&#8217;ın<br />
gölgesinden başka hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde bu gölgede<br />
barındırılacak yedi sınıftan birinin durumuna örnek olduğuna işaretle, bu âyeti<br />
tefsir eder­ken şu hadisi nakletmiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yedi sınıf<br />
vardır ki, Allah Tedlâ, kendi gölgesinden başka bir gölge olmayacak günde,<br />
onlan kendi gölgesinde banndıracak-tır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">1. </span></b><span style="font-size:13pt;">Adil<br />
devlet başkanı,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">2. </span></b><span style="font-size:13pt;">Allah&#8217;a<br />
ibâdet ederek yetişen delikanlı,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">3. </span></b><span style="font-size:13pt;">Gönlü<br />
mescid ve camilere bağlı olan kimse,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">4. </span></b><span style="font-size:13pt;">Birbirlerini<br />
Allah nzası için seven ve bunun üzerine topla­nan ve ayrılan iki kimse,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">5.</span></b><span style="font-size:13pt;"> Şeref ve<br />
makam sahibi bir kadın kendisine birlikte olmak teklifinde bulunduğu halde, &#8216;Allah&#8217;tan<br />
korkarım&#8217; diyerek bu teklifi reddeden kimse,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">6. </span></b><span style="font-size:13pt;">Sağ<br />
elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde gizli sa­daka veren kimse,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:13pt;">7. </span></b><span style="font-size:13pt;">Kimsenin<br />
bulunmadığı yerde Allah&#8217;ı hatırlayıp da gözleri yaşla dolup taşan kimse. &#8220;<a href="#_ftn24" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[24]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Zemahşerî de, bu konu<br />
dolayısıyla, iffetli ve erdemli olma­nın gerçek anlamının, insanın içinde kötü<br />
arzuların hiç uyanma­ması değil, fakat kişinin uyanan bu arzulara yenik<br />
düşmemesi olduğunu, ifade etmiştir. Bu durum, kötü bir işe niyetlenip onu terk<br />
etmekten bahseden Buharı hadisinde anlatılan durumdur:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Allah,<br />
iyiliklerin ve kötülüklerin yazılmasını emretti sonra şunları açıkladı: Bir<br />
kimse, bir iyilik yapmaya niyetlenir de yapamazsa, Allah kendi nezdinde o kimse<br />
için tam bir iyilik sevabı yazar. Eğer hem niyetlenir, hem de o iyiliği yaparsa,<br />
on iyilik se­vabı yazar ve bu sevabı yedi yüze ve daha fazlasına kadar çıka­rır.<br />
Ve eğer bir kimse bir kötülük yapmaya niyetlenir de sonra vazgeçerse, Allah,<br />
onun için tam bir iyilik sevabı yazar. Eğer kötü işe hem niyetlenir, hem de onu<br />
yaparsa, Allah o kimse için bir günah yazar. &#8220;<a href="#_ftn25" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[25]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
kadına karşı meylinin, &#8220;nefsin kişiye ha­tırlattığı şeylerden ibaret<br />
olduğu&#8221;nu müdekkik alimlerden aktar­dığını söyleyen BegavI de, aynı hadisi<br />
nakletmiştir.<a href="#_ftn26" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[26]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size:13pt;">Âyetin devamında, &#8220;İşte<br />
böylece biz, kötülük ve fuhşu on­dan uzaklaştırmak için (delillerimizi<br />
gösterdik). Şüphesiz o, ihlûsa erdirilmiş kullanmızdandı.&#8221; buyurulmasi da,<br />
Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın böyle bir günâha niyet etmediğini kesin bir şekilde ortaya<br />
koy­maktadır. Çünkü şeytanın, Allah&#8217;ın elçilik için seçtiği sâlih kul­larını<br />
aldatması ve onlar üzerinde hükümran olması mümkün değildir. Allah, onları her<br />
türlü kötülük ve çirkinliklerden koru­muştur.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn27" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[27]</span></span></span></a></span> </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">E. Olayın Mısır Sosyetesi Arasında Duyulması</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Aziz Potifar&#8217;m işi<br />
örtbas etmek istemesine rağmen, olay sosyete arasında duyulmuştu. Üst tabaka<br />
kadınları, onun karı­sının bir köleye tutulmasını dillerine dolamışlardı.<br />
Arkadaşları­nın diline düşen ve onların dedikodularından bir türlü kurtula­mayan<br />
kadın, bir gün onlar için bir parti düzenledi. Rahat bir şekilde yaslanıp<br />
oturacakları koltuklar hazırlattı, masaların üze­rine çeşitli meyveler ve<br />
meyveleri soymaları için bıçaklar koydur­du. Ziyafete çağırdığı kadınlar<br />
koltuklara yaslanmış bir halde meyvelerini soymaya başladıklarında, dillerinden<br />
düşmeyen kö­lesi Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı içeriye çağırdı. Salona giren Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217; ı görür görmez âdeta çarpılan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerindeki<br />
bıçaklarla meyveler yerine ellerini kestiler ve büyük bir hayranlık içinde bir<br />
ağızdan, &#8220;Bu bir insan değil, bir melektir!&#8221; dediler. Aziz Potifar&#8217;m<br />
hanımı kendince maksadına ulaşmış, ona aşık olup onunla birlikte olmayı<br />
istemekte ne kadar haklı oldu­ğunu arkadaşlarına ispat etmişti. Zafer kazanmış<br />
bir kahraman edasıyla, o yakışıklı köle ile birlikte olmayı tekrar deneyeceğini<br />
ve isteğini yine reddettiği takdirde onu zindana attıracağını söy­ledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ancak Hz. Yusuf<br />
(a.s.), bu konuda kendisine yapılan teklifi yine şiddetle reddederek zindana<br />
atılmayı, bu kadınların çağırdı­ğı çirkin işe tercih etti. Allah&#8217;a sığınarak<br />
kendisini bu kötülüğe düşmekten korumasını istedi. Yüce Allah, onun duasını<br />
kabul etti ve onu kadınların tuzağına düşmekten korudu. Bu olayın ardından o,<br />
suçsuz olduğu kesinlikle bilindiği halde kadının ıs­rarları sonucu zindana<br />
atıldı. Yusuf sûresi, bu sahneyi şöyle an­latmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Şehirdeki bâzı<br />
kadınlar dediler ki: &#8216;Azizin karısı, kölesinin nefsinden murad almak<br />
istiyormuş; Yusuf un sevdası onun kalbi­ne işlemişi Biz onu gerçekten açık bir<br />
sapıklık içinde görüyoruz.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kadın, onların<br />
dedikodusunu duyunca, onlara dâvetçi gön­derdi, onlar için dayanacak yastıklar<br />
hazırladı. Her birinin eline bir bıçak verdi. Yusuf&#8217;a, &#8216;Çık karşılarına!&#8217; dedi.<br />
kadınlar onu gö­rünce, ellerini kestiler ve dediler ki: &#8216;Hâşâ! Bu bir insan<br />
değil! Bu ancak değerli bir melektir!&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kadın dedi ki: &#8216;İşte,<br />
hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben, onun nefsinden murad almak istedim.<br />
Fakat o, şiddetle sa­kındı. Andolsun, eğer o kendisine emredeceğimi yapmazsa,<br />
mut­laka zindana atılacak ve elbette zelillerden olacaktır.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf, &#8216;Ey Rabbim!<br />
Benim için zindan, bunların benden is­tediklerinden daha iyidir! Eğer sen,<br />
onların hilelerini benden çe­virmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum!&#8217;<br />
dedi. Rabbi onun duasını kabul etti ve onların hilesini uzaklaştırdı. O, çok<br />
iyi işiten, pek iyi bilendir. Neticede kesin delilleri gördükten sonra onu bir<br />
zamana kadar mutlaka zindana atmaları kendilerine uy­gun görüldü.<a href="#_ftn28" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[28]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Zamanın yüksek<br />
sosyetesini temsil eden bu kadınlar, anla­şıldığına göre, hoşlarına giden<br />
yabancı bir erkeğe sahip olma ar­zularını saklama ihtiyacını dahi<br />
duymuyorlardı. Müfessirler, bu ahlâkî düşüklüğün, doğru yoldan çıkmış bütün<br />
toplumlardaki sosyete sınıfı arasında yaygın bir Özellik olduğunu söylemişler­dir.<br />
Mevdûdî, bu hususa işaret ederken şöyle demektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Kadının şehevî<br />
ihtirasını açıkça ilan edip, gayr-i ahlâkî ni­yetini rahatça açığa vurması,<br />
zamanın Mısır yüksek sosyete sını-.<span>  <br />
</span>finin ahlaken en aşağı dereceye düştüğünü gösterir. Besbelli ki, kadının<br />
davet ettiği bayanlar da, bu yüksek sosyeteye mensup olmalıdır. Aşkına müptela<br />
olduğu kimsenin ne kadar genç ve ya­kışıklı olduğunu göstermek amacıyla,<br />
tutulduğu genci hiç çekin-meden<span> <br />
</span>misafirlerinin<span>  </span>huzuruna<br />
çıkarması,<span>   </span>bu gösteride<span>  </span>iştirak edilmeyen hiçbir şeyin olmadığını<br />
gösterir. Hoş, davetli bayanlar, kadını tekdir etmemişlerdir; öyle görünüyor<br />
ki, kadının yerinde kendileri de olsa aynı şeyi yapacaklarmış! Hepsinden öte,<br />
ev sa­hibesinin açıkça, &#8216;Kuşkusuz, onu kendime râm etmek istedim a-ma o benden<br />
kurtulmayı başardı. Fakat ondan vazgeçecek deği­lim. Eğer istediğim şeyi<br />
yapmazsa, onu zindana attıracağım ve küçük düşenlerden olacak!&#8217; şeklindeki<br />
sözlerinin hayâsızlık ifâde ettiğini hissetmemişlerdi bile! Aynca hu, Modern<br />
Batı toplumunun ve onun Batılılaşmış doğulu takipçilerinin, kadına &#8216;özgürlük&#8217;<br />
ver­mekle övünmelerini de haksız çıkarmaktadır. Çünkü bu &#8216;ilerleme&#8217; yeni bir<br />
hadise değildir. Çünkü bu moda, bundan binlerce yıl ön­ce, Mısır&#8217;da tüm<br />
haşmetiyle yürürlükteydi. &#8220;<a href="#_ftn29" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[29]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Seyyid Kutup da,<br />
kadının kocası Aziz Potifar&#8217;ın tutumu hakkında şöyle der:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Burada, Cahili<br />
toplumdaki yüksek tabakanın bir durumu ortaya çıkmaktadır. Bu durum, cinsel<br />
rezillikler karşısında gev­şeklik göstererek onu toplumdan gizleme eğilimidir.<br />
Çünkü Aziz, suçsuz Yusuf&#8217;a dönerek, ona olayı gizlemesini ve kimseye açma­masını<br />
emrediyor. Sonra da kendisine ihanet eden eşine, damar-lordaki kam harekete<br />
geçirecek bu olay karşısında yumuşak bir üslupla hitap ediyor ve/Bu günahın<br />
için tevbe et, affını dile!&#8217; de­mekle iktifa ediyor. Sanki, zahiri kurtarmak<br />
için önemli olan bu imiş gibi, böyle hareket ediyor. &#8220;<a href="#_ftn30" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[30]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bu olay, diğer yönüyle<br />
de, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m ne büyük bir imtihana tâbi tutulduğunu gösterir. Çünkü<br />
o, 20 yaşlarında bir delikanlı iken, köle olarak bulunduğu evin güzelliğiyle<br />
meşhur genç hanımının birlikte olma teklifiyle karşılaşmıştır. Üstelik, gayr-i<br />
meşru cinsel ilişkilerin çığırından çıktığı, bu tür ilişkilerin neredeyse<br />
normal ilişkiler haline geldiği bir toplumda yaşamak­tadır. Ayrıca onun<br />
yakışıklılığı, tüm şehirde duyulmuş, kadınla­rın hayranlığının da boy hedefi<br />
olmuştur. Kısacası, şartlar, bü­yük bir baskıyla onu günaha teşvik etmektedir.<br />
Ancak, Yüce Allah tarafından seçilmiş ve güzel ahlâk ile donatılmış bu genç<br />
adam, onun yardım ve inâyetiyle, durumunda olanlar için en zor imtihan çeşidi<br />
olan bu imtihanı başarıyla geçmiştir. Asla şeyta­nın tahriklerine boyun<br />
eğmemiştir. Bu şartlar içinde, insanlık zafiyetini de unutmamış, bu<br />
tahriklerden etkilenip günah işle­mekten korktuğunu ileri sürerek Cenabı<br />
Hak&#8217;tan, bu tehlikeye karşı kendisinin zindana konulmasını istemiştir. Neticede<br />
Yüce Allah, kendisine sığınan sevgili kulunu, ona pusu kuranların tuzaklarından<br />
uzaklaştırmış, sebeplerini halk ederek, ona zin­dan kapılarını açmıştır.<br />
Böylece, ilk imtihanını kardeşleri tara­fından kuyuya atılmak, ikinci<br />
imtihanını köle olarak satılmak, üçüncü imtihanını ise kadınların tuzağına<br />
mâruz kalmakla ya­şayan Hz. Yusuf (a.s.), bilinen son imtihanını zindanda<br />
geçirmiş­tir.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn31" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[31]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">F. Zindan Hayatı</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın<br />
geçirdiği büyük imtihanların dördüncü­sü ve sonuncusu zindan hayatı oldu.<br />
Suçsuz olduğu kesin delil­lerle ortaya çıktığı halde, Züleyha&#8217;nm kocası Aziz<br />
Potifar tarafın­dan süresiz olarak hapse atılmıştı, onun zindana atıldığı<br />
günler­de, Mısır sarayındaki aşçıbaşı ve sâkî kralı zehirlemek için komplo<br />
hazırladıkları ithâmıyla tevkif edilmişlerdi. Kısa sürede idareciler dahil<br />
herkesin sevip takdir ettiği bir mahkûm hâline gelen Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m zindan<br />
arkadaşı olan bu iki şahıs, aynı gecede birer rüya görmüşlerdi. Saki, rüyasında<br />
üzüm sıkıp şarap yaparak onu krala sunmuştu. Aşçıbaşı ise, rüyasında başının<br />
üstünde ekmek taşımış, bu esnada kuşlar bu ekmekten yemişti. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
rüyaları iyi tâbir ettiğini ve tâbirlerinin doğru çıktığını öğrenmiş olan bu<br />
iki adam, ondan rüyalarını yorumlamasını istediler. Onların bu tutumundan da<br />
anlaşıldığına göre, Hz. Yusuf (a.s.), bir mahkûm olmasına rağmen zindanda da<br />
yüksek bir saygınlık kazanmış bulunuyordu. Aktarılan bâzı haberlere göre,<br />
sadece mahkûmlar değil, zindandaki müdür ve gardiyanlar da, ona büyük değer<br />
veriyorlardı. Hatta, Tevrat&#8217;ta, zindan müdürünün, bütün mahkûmları ona teslim<br />
ettiğinden bahsedilmektedir.<a href="#_ftn32" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[32]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.),<br />
rüyalarının tâbirine başlamadan önce, bu iki şahsı Allah&#8217;ın birliğini kabule<br />
çağırmak ve onları hidâyete ulaştırmak istedi. Buna zemin hazırlamak<br />
maksadıyla, Allah&#8217;ın kendisine bahşettiği bâzı mucizeleri onlara anlattı.<br />
Konuyu daha müşahhas hâle getirebilmek için örnekler göstermek maksadıyla<br />
onlara, az sonra kendilerine getirilecek olan yemeği ve bu yeme­ğin özelliğini,<br />
getirilmeden önce bilebileceğini söyledi. Onları ha­taya düşmekten kurtarmak için<br />
bu şekilde gayb hakkında bilgi vermesinin, ancak Allah&#8217;ın kendisini<br />
bilgilendirmesiyle olduğu­nu, dolayısıyla yaptıklarının kehânet veya<br />
müneccimlikle alâka­sının bulunmadığını belirtti.<span>  </span>Rabbinin kendisine bu lütfü, Al­lah&#8217;a ve<br />
ahiret gününe inanmayan müşrik bir kavmin dinini bı­rakarak ataları Hz. İbrahim<br />
(a.s.), Hz. İshak ve Hz. Yakub pey­gamberlerin dinine tâbi olması dolayısıyla<br />
verdiğini açıkladı. O . sırada peygamberlikle<span> <br />
</span>görevlendirilmiş<span>  </span>olduğunu<span>  </span>gösteren<span> <br />
</span>bu sözlerinden sonra, peygamberler ve onlara tâbi olan mü&#8217;minler<br />
cemaatına, herhangi bir şeyi Allah&#8217;a ortak koşmanın yakışmaya­cağını<br />
söyledi.<span>   </span>Peygamberler göndererek<br />
insanlan<span>  </span>doğru yola çağırmanın Allah&#8217;ın<br />
büyük bir nimeti olduğunu; ancak insanla­rın çoğunun peygamberlere inanmayıp bu<br />
nimete şükürden ka­çındıklarını belirtti. Daha sonra onları, hiç bir menfaat<br />
veya za­rar veremeyen ve kendilerine dua edenlerin duasını yerine getirmekten<br />
aciz olan putlarıyla, azamet ve yücelikte eşsiz Yüce Allah arasında mukayese<br />
yapmaya ve ibadet edilmeye lâyık olanı bulmak için düşünmeye çağırdı.<br />
Akıllarını erdirmek için Allah dışında taptıklarının bir takım kuru isimlerden<br />
ibaret olduğunu, o isimleri atalarının ve kendilerinin taktığını, Allah&#8217;ın bu<br />
sahte ilâhlara hiç bir güç vermediğini, hükmün ancak Allah&#8217;a ait oldu­ğunu ve<br />
onun kendisinden başkasına tapılmamasını emrettiğini söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf, davet için<br />
yaptığı bu girizgâhın ardından, iki zindan arkadaşının rüyalarını tâbire geçti.<br />
Rüyasında üzüm sı­kıp şarap yaptığını gören sakinin, zindandan çıkacağını ve<br />
tekrar efendisine şarap sunacağını, diğerinin ise idam edileceğini ve kuşların<br />
onun başının etinden yiyeceğini söyledi. Ayrıca kralın hizmetine dönecek olan<br />
sakiden, efendisinin yanında kendisin­den bahsetmesini ve durumunu ona<br />
anlatmasını rica etti. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m yorumu aynen çıktı. Bundan kısa bir<br />
süre sonra hapisten çıkarılıp saraya götürülen bu iki şahıstan aşçıbaşı<br />
a-sılmış, saki ise saraydaki görevine yeniden başlamıştı. Ancak şeytan, ona,<br />
Hz. Yusuf (a.s.) hakkında krala bilgi vermeyi unut­turdu. Neticede Hz. Yusuf<br />
(a.s.), kendisine sahip çıkacak bir ya­kını olmadığından birkaç yıl daha<br />
zindanda kaldı. Rivayete göre, onun zindan hayatı, 7 yıl sürmüştü. Zindandaki<br />
iki şahsın rüya­ları, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın önce onları dinine çağırıp daha sonra<br />
rü­yalarını yorması ve yorumunun doğru çıkması Kur&#8217;ân&#8217;da şöyle anlatılmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Onunla birlikte<br />
zindana iki delikanlı daha atılmıştı. Onlar­dan biri, &#8216;Ben rüyada, şarap<br />
sıktığımı gördüm.&#8217; diğeri ise, &#8216;Ben de rüyamda başımın üstünde bir ekmek<br />
götürüyorum, ondan kuşlar yiyor. Bize bunun tâbirini yap. Çünkü biz seni, güzel<br />
tabir yapan­lardan görüyoruz.&#8217; dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf dedi ki: &#8216;Size<br />
yedirilecek yemeğin hangi çeşit bir ye­mek olduğunu size gelmezden önce bilir<br />
size haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Çünkü ben, Allah&#8217;a<br />
inanma­yan ve ahirete inanmayan kavmimin dinini terk ettim. Atalarım İbrahim,<br />
İshak ve Yakub&#8217;un dinine uydum. Allah&#8217;a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize<br />
yaraşmaz.<span>  </span>Bu,<span>  </span>bize ve insanlara Allah&#8217;ın lütfundandır.<br />
Fakat insanların çoğu şükretmezler. Ey zin­dan arkadaşlarım! Çeşitli ilahlar mı<br />
daha iyi yoksa her şeye kd-dir olan bir tek Allah mı? Sizin Allah&#8217;ı bırakıp da<br />
taptıklarınız, si­zin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlerden başka bir<br />
şey de­ğildir. Allah, onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hü­küm<br />
sadece Allah&#8217;a aittir. O, size kendisinden başkasına ibâdet etmemenizi<br />
emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanla­rın ço-ğu bilmezler. Ey<br />
zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine tekrar şarap sunacak; diğeriniz ise<br />
asılacak ve kuşlar onun başı­nın etinden yiyecekler. Tâbiri hakkında sorduğunuz<br />
iş kesinleş­miştir. &#8216;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onlardan kurtulacağına<br />
inandığı kimseye dedi ki: &#8216;Beni e-fendinin yanında an!&#8217; Fakat şeytan ona,<br />
efendisinin yanında Yu­suf&#8217;tan bahsetmesini unutturdu. Dolayısıyla Yusuf, birkaç<br />
sene daha zindanda kaldı.&#8221;<a href="#_ftn33" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[33]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">G. Kralın Rüyası</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
zindandaki iki şahsın gördüğü rüyalarla ilgili yorumu doğru çıkmış, onlardan<br />
biri kral tarafından idam cezasına çarptırılmış, diğeri ise yeniden eski görevine<br />
getirilmişti. Ne var ki, eski görevine getirilen sâkî, krala kendisinden bah­setmesine<br />
dâir Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a verdiği sözü unuttu. Kendisiyle ilgilenen başka biri<br />
olmayınca Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m hapis hayatı, kralın gördüğü bir rüya dolayısıyla<br />
bu şahsın, onu hatırlamasına kadar, yedi yıl daha devam etti. Kralın gördüğü<br />
rüya, onun zin­dandan çıkarılmasına bir vesile teşkil etti. Kral, bu rüyasında<br />
yedi zayıf ineğin yedi besili ineği yediğine şahit olmuş ve ayrıca yedi yeşil<br />
yedi de kuru başak görmüştü. Kendisini telaşlandırıp korkutan bu rüyayı tâbir<br />
ettirmek için, en meşhur rüya yorum­cularının huzuruna getirilmesini emretti.<br />
Ancak toplanan yo­rumcular, bu rüyanın karışık bir rüya olduğunu söylemekten<br />
başka bir şey yapamadılar.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İşte rüya tâbircilerin<br />
kralın bu rüyasını yorumlamaktan a-ciz kalışı, kralın sakisinin eski<br />
hâtıralarını canlandırdı ve kendi­sine zindan arkadaşı Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m rüya<br />
tâbiri hususundaki kabiliyetini hatırlattı. Kralın huzuruna çıkarak, bu rüyayı<br />
doğru bir şekilde tâbir edebilecek birini tanıdığını, zindanda bulunan bu<br />
kişiyle görüşmesine izin verildiği takdirde, rüyanın tâbirini öğrenip<br />
geleceğini söyledi. Onun teklifinden ümitlenen kral, sa­kisini derhal zindana<br />
gönderdi. Zindana giderek Hz. Yusuf (a.s.)la görüşen bu şahıs, eski arkadaşına<br />
kralın rüyasını anla­tarak onu yorumlamasını istedi. Hz. Yusuf (a.s.), yakında<br />
baş-gösterecek sıkıntı ve felâketlerin habercisi olduğunu anladığı bu rüyayı<br />
yorumlamakla kalmayıp, bu sıkıntılara karşı alınması ge­reken tedbirleri de<br />
açıklamıştı. Rüyayı, Mısır&#8217;da yedi sene bolluk olacağı, bu bolluk yıllarından<br />
sonra ortaya çıkacak kıtlığın da yedi sene süreceği şeklinde yorumlamıştı. Kral<br />
ve halkına, bolluk yıllarında topraklarına imkân ölçüsünde ekin ekmelerini ve<br />
ye­tiştirdikleri mahsulün her yıl ancak geçinebilecekleri kadarını tüketerek<br />
geri kalanını başaklarında olduğu halde muhafaza etmelerini tavsiye etti. Yedi<br />
yıl sürecek kıtlık yıllarında başakla­rında beklettikleri ürünleri yemelerini<br />
ve geriye sadece tohumluk bırakmalarını söyledi. Bu kuraklık döneminin ardından<br />
tekrar bolluk günlerinin geleceğini, bol yağmur yağacağını ve bol ürün elde<br />
edileceğini müjdeledi. Kralın rüyası ve Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m o-nu tâbiri,<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de şöyle anlatılmıştır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Kral dedi ki:<br />
&#8216;Ben rüyamda yedi besili inek gördüm, onları yedi zayıf inek yedi. Ayrıca, yedi<br />
yeşil yedi de kuru başak gör­düm. Ey ileri gelenleri Eğer rüya tâbirini<br />
biliyorsanız, bu rüyamı tâbir ediniz.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Rüya tâbirinden<br />
anlayanlar dediler ki: &#8216;Bunlar karışık rüya­lardır, biz böyle rüyaların tâbirini<br />
bilmeyiz.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusufun zindandaki iki<br />
arkadaşından kurtulmuş olanı, a-radan uzun bir zaman geçtikten sonra Yusufu<br />
hatırlayarak hü­kümdara şöyle dedi: &#8216;Rüyanızın tâbirini ben yaptırayım.<br />
Zindanda rüya tâbir eden biri var, beni hemen ona gönderin!&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">(Hz. Yusuf&#8217;a gelen bu<br />
adam şöyle dedi:) &#8216;Ey Yusuf! Ey doğru sözlü arkadaşım! Rüyada görülen yedi<br />
semiz ineği yedi zayıf ine­ğin yemesi, yedi yeşil başak ve bir o kadar da kuru<br />
başak ne de­mek, bunu bize tâbir et. Umanm ki, yaptığın tâbiri insanlara götü­rünce,<br />
ne demek olduğunu anlarlar.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf, şöyle cevap<br />
verdi: Yedi sene, âdetiniz üzere zirâat yapın, sonra da yiyeceğiniz az bir<br />
miktar hariç, biçtiğiniz ekinleri başaklarında bırakın. Sonra bu yedi yılın<br />
ardından yedi yıl kıtlık olacak, tohumluk için saklayacağınız az bir miktar<br />
hariç olmak üzere, önceden biriktirdiklerinizi yiyip bitirecek. Sonra bunun ar­dından<br />
da, bir yıl gelecek ki, o yılda insanlar, bol yağmura kavu­şacaklar ve o yılda<br />
(üzüm-zeytin gibi mahsulleri) sıkıp faydalana­caklardır. &#8220;<a href="#_ftn34" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[34]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">H. Zindandan Çıkarılması-Mısır&#8217;da Vezirlik Veya Maliye<br />
Bakanlığına Getirilmesi</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
rüya tâbirini beğenen kral, onun derhal huzuruna getirilmesini emretmişti.<br />
Ancak Hz. Yusuf (a.s.), ken­disini zindandan çıkarmak için gelen görevlilere<br />
şaşırtıcı bir ce­vap verdi. Onlara zindandan çıkmak için, oraya konulmasına<br />
sebep olan Aziz Potifar&#8217;m karısıyla ilgili konuda, suçsuzluğunun şahitlerin<br />
dinlenilme siyle açık bir şekilde ortaya konulmasını şart koştu.<a href="#_ftn35" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[35]</span></span></span></span></a><br />
Kendisine iftira etmiş kadınların sorguya çekilip gerçeğin ortaya<br />
çıkarılmasını, böylece zindana, herhangi bir suç dolayısıyla değil, bîr iftira<br />
yüzünden konulduğunun herkes tara­fından öğrenilmesini istedi, onun bu isteğini<br />
haklı bulan kral, huzurunda kurulan mahkemede o kadınların ifadelerini aldı.<br />
Sorguya çekilen bu kadınlar, kral ve adamlarının Önünde, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
masumluğunu itiraf ederek ona iftira ettiklerini açıkladılar. Aziz Potifar&#8217;ın<br />
hanımı da, suçluluğunu kabul etti. Hz. Yusuf (a.s.)la birlikte olmak<br />
istediğini, ancak onun bunu şiddet­le reddettiğini, dolayısıyla Hz.Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ın suçsuz ve sözlerinde sadık olduğunu söyledi. Nefsine uyarak işlediği<br />
bu günah için Allah&#8217;tan bağışlanma diledi. Bu duruşmanın ardından Hz. Yusuf<br />
(a.s.), zindandan çıkmayı kabul etti ve getirildiği sarayda kral tarafından<br />
ülkenin maliye işlerini tedvirle görevlendirildi. Yusuf sûresinde zindandan<br />
çıkarılma olayı hakkında şu bilgi verilir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Hükümdar,<br />
&#8216;Yusuf&#8217;u buraya getirin!&#8217; dedi. Hükümdarın elçi­si gelince Yusuf ona, &#8216;Efendine<br />
dön! Ona, ellerini bıçakla kesen hanımların maksatları ne imiş diye sor.<br />
Şüphesiz ki rabbim, o ka­dınların tuzağını gayet iyi bilir.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hükümdar kadınlara<br />
sordu: &#8216;Yusufun nefsinden murad al­mak istediğiniz zaman, ne müşahede ettiniz?&#8217;<br />
Kadınlar, &#8216;Hâşâ! Biz ondan bir kötülük görmedik.&#8217; dediler. O zaman Aziz&#8217;in<br />
kansı, &#8216;Şimdi gerçek ortaya çıktı. Onun nefsinden ben murad almak is­temiştim.<br />
Yusuf ise, hiç şüphesiz doğru söyleyenlerdendir.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf, (tekrar<br />
kendisine gelen hükümdar elçisine) şöyle dedi: &#8216;Bunu, gıyabında kendisine<br />
ihanette bulunmadığımı eski efendim Aziz&#8217;in bilmesi için yaptım. Zâten Allah,<br />
hâinlerin tuzağını boşa çıkarır. Bununla beraber nefsimi temize çıkaramam.<br />
Çünkü Rabbimin acıyıp koruduğu hariç, nefis kötülüğü şiddetle emredici­dir.<br />
Şüphesiz Rabbim, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.<a href="#_ftn36" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[36]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
engin ilmine, rüya tâbirindeki başarısı­na, iffetine, suçsuzluğuna ve yüksek<br />
şahsiyetine hayran kalan kral, onu kendisine danışman yapmaya karar vermişti.<br />
Kralın emri üzerine adamları Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı onun huzuruna getirdi­ler.<br />
Kral, âyette işaret edildiği gibi, onunla konuştuktan sonra, onu yakından<br />
tanıdı; keskin zekâsı ve engin ilmi karşısında, ona duyduğu güven ve hayranlığı<br />
daha da arttı. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a kendisine güvendiğini ve en yüksek seviyede<br />
bir memur olarak görevlendirdiğini söyledi. Bunun üzerine Hz. Yusuf (a.s.),<br />
ondan kendisini hazinenin başına getirmesini istedi. Hazineyi iyi idare<br />
edeceğini, devlet malını iyi koruyacağını ve bu hususları iyi bil­diğini<br />
söyledi. Neticede teklifi kabul edildi ve eski vezir veya ha­zine bakanı Aziz<br />
Potifar&#8217;ın yerine bu göreve atandı. Kur&#8217;ân-ı Ke­rim, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m bu<br />
teklifinin kral tarafından nasıl karşı­landığından bahsetmez. Ancak onun önceki<br />
sözlerinden ve mü­teakip âyetlerden, bu teklifi memnuniyetle kabul ettiği<br />
anlaşıl­maktadır.<a href="#_ftn37" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[37]</span></span></span></span></a><br />
Nitekim sonraki âyetlerde, Allah Teâlâ,<span> <br />
</span>Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a o ülkede iktidar ve mevki verdiğini, onun bu sayede<br />
ülke­de dilediği yerde konakladığını ve dilediği gibi tasarrufta bulun­duğunu<br />
bildirmekte, ardından iyileri ve takva sahiplerini hem dünyada hem de âhirette<br />
mükafatlandırdığını hatırlatmaktadır. Buna göre, onu hazinenin başına atayan<br />
kral olmakla birlikte, sebeplerini hazırlayarak kralın ona meyletmesini ve bu<br />
göreve getirmesini sağlayan Yüce Allah&#8217;tır. Yüce Allah, onu örnek gös­tererek,<br />
kendisine iman edip güzel bir hayat yaşayan ve her tür­lü kötülüklerden uzak<br />
duranları, Hz. Yusuf (a.s.) gibi, dünyada güç ve iktidar mevkiine getireceğini,<br />
onlar için daha büyük mü­kâfatın ise âhirette olacağını haber vermiştir.<br />
Kralın, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;i görevlendirmesi ve bunun gerçekte Cenab-i Hakk&#8217;m bir<br />
lütfü olduğu sürede şöyle ifade edilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Kral, &#8216;Yusuf u<br />
bana getirin, onu kendime danışman edine­yim.&#8217; dedi. Onunla konuşunca da şöyle<br />
dedi: &#8216;Bugün sen yanı­mızda yüksek makam sahibi ve güvenilir birisin.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf, &#8216;Beni bu<br />
ülkenin hazineleri üzerine memur tâyin et! Çünkü ben, onları çok iyi korur ve<br />
idaresini çok iyi bilirim.&#8217; dedi. Ve böylece Yusuf a o ülkede iktidar verdik.<br />
Orada dilediği yerde konaklardı. Biz, dilediğimiz kimseye rahmetimizi<br />
ulaştırırız, güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz. îman edip de<br />
kötülükler­den korunanlar için elbette âhiret mükâfatı daha hayırlıdır. &#8220;<a href="#_ftn38" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[38]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">I. Kardeşleri Yusuf&#8217;un Huzurunda</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
Mısır&#8217;da vezirliğe veya tam yetkili olarak hazinenin başına getirilmesinden<br />
sonra, bolluk yıllarında, kıtlık yıllarına hazırlık olmak üzere başlattığı<br />
tasarruf tedbirleri ve bu maksatla başaklarında bırakılmak suretiyle yapılan<br />
ürün stoku dışında neler yaptığı hakkında bilgimiz yoktur. Kur&#8217;ân-ı Kerim, bolluk<br />
yıllarının ne şekilde geçirildiği ve kıtlık yıllarına nasıl gi­rildiğini de<br />
anlatmamıştır. Verilen bilgiler kıtlığın başlamasından sonraya aittir. Bu<br />
bilgilere göre, kıtlığın başlamasıyla, sâdece Mısır&#8217;da değil komşu ülkelerde de<br />
açlık başgöstermiştir. Hz. Yakub (a.s.) ve diğer oğullarının yaşamakta olduğu<br />
Filistin ve civarı da açlıkla yüzyüze gelmiştir. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m aldığı ted­birler<br />
sayesinde sadece Mısır, bu kıtlık yıllarını büyük bir açlıkla karşılaşmadan<br />
atlatmayı başarmıştır. Hatta Mısır, yapılan zahire stoklarıyla komşu ülkelerin<br />
ihtiyacını da karşılayabilecek bir durumdadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İşte kıtlığın gittikçe<br />
arttığı bu yıllarda şiddetli bir geçim sı­kıntısına düşen Hz. Yakub (a.s.},<br />
Mısır&#8217;da zahire bulunduğunu öğrenince, Bünyamin hariç diğer on oğlunu Mısır&#8217;a<br />
buğday ve arpa almaya gönderdi. Yanlarındaki ticaret mallarıyla Mısır&#8217;a gelen<br />
kardeşleri, erzak dağıtımını organize eden Hz.Yusuf (a.s.)&#8217;ın huzuruna<br />
çıktılar. Onu kuyuya atmalarının üzerinden en az 20 yıl geçtiği için ve üstelik<br />
onun o makama çıkabileceğini hiç düşünmediklerinden Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
tanıyamadılar. Hz. Yusuf {a.s.) ise onları ilk anda tanımıştı; ancak bunu<br />
onlara a-çıklamadı. Bununla beraber, onlara yakınlık gösterdi ve çeşitli<br />
sorular sorarak babası ve ailenin diğer fertleri hakkında bilgi aldı. Ardından<br />
onlara istedikleri zahireyi verdikten sonra, gele­cek sefer, bahsettikleri<br />
&#8220;baba bir kardeşlerini&#8221; de yanlarında ge­tirmelerini emretti; aksi<br />
takdirde kendilerine bir ölçek dahi zahi­re verilmeyeceğini söyledi. Onlar, bu<br />
hususta babalarını ikna etmeye çalışacaklarını ve muhtemelen buna muvaffak<br />
olacakla­rını söyleyerek tanıyamadıkları kardeşlerinin huzurundan mem­nun bir<br />
halde ayrıldılar. Onları tekrar huzurunda görmek iste­yen Hz. Yusuf (a.s.),<br />
görevlilere, getirmiş oldukları para ve diğer ticaret eşyalarını da onlardan<br />
habersiz buğday yüklerinin içine koymalarını emretmişti. Ailelerine dönünce bu<br />
ürün bedellerinin geri verildiğini görmelerinin tekrar gelmelerine bir vesile<br />
olacağı­nı düşündü. Sûrede, kardeşlerin bu ilk buluşması ve aralarında geçenler<br />
hakkında şu bilgi verilmektedir;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yusuf&#8217;un<br />
kardeşleri, yiyecek temini için Mısır&#8217;a varıp Yusuf un huzuruna çıkınca, Yusuf<br />
kardeşlerim tanıdı; ama onlar Yusuf&#8217;u tanımadılar. Yusuf yüklerini<br />
hazırlatınca, onlara şöyle dedi: &#8216;Bir daha gelişinizde, &#8220;baba bir<br />
kardeşinizi&#8221; de bana getirin. Görmü­yor musunuz, ben ölçüyü bol tutuyorum,<br />
misafirlere ikram edenle­rin hayırlısıyım. Eğer onu bana getirmezseniz, artık<br />
benden size bir ölçek bile tahıl yok! O zaman bana yakın olmayın.&#8217; dedi</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kardeşleri, Yusuf&#8217;a,<br />
&#8216;Onu babasından istemeye ve babasını ikna etmeye çalışacağız. Bu hususta<br />
elimizden geleni yapacağız.&#8217; dediler. Kardeşleri ülkelerine dönme hazırlığına<br />
başlayınca, Yu­suf, adamlarına, &#8216;Satın aldıkları malların bedellerini yüklerine<br />
ko­yun; belki, ailelerine döndüklerinde bunu anlarlar da tekrar gelir­ler.<br />
&#8216;dedi.&#8221;<a href="#_ftn39" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[39]</span></span></span></span></a> </span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">İ. Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Kardeşleri Babalarının Huzurunda</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Mısır&#8217;dan dönen<br />
kardeşler, yurtlarına ulaşıp babaları Hz. Yakub (a.s.)&#8217;m huzuruna<br />
çıktıklarında, hal-hatır sormanın ar­dından, ona Mısır hazine vekili ile<br />
aralarında geçenleri anlatma­ya başladılar. Ondan gördükleri ikram ve ilgiyi<br />
açıkladılar; ancak bu ikramın devamının kardeşleri Bünyamin&#8217;i de onun huzuruna<br />
götürmeye bağlı olduğunu söylediler. Vekilin, ikinci defa Mısır&#8217;a geldiklerinde,<br />
ilk seferlerinde babalarının yanında bıraktıkları Bünyamin&#8217;i de getirmezlerse,<br />
kendilerine hiç zahire vermeyeceği ihtarında bulunduğunu bildirdiler.<br />
Babalarından Mısır&#8217;a ikinci gidişlerinde Bünyamin&#8217;i de beraberlerinde<br />
göndermesini istediler ve onu koruyacaklarına söz verdiler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Oğullarının kardeşleri<br />
Bünyamin&#8217;i götürme isteği, yıllardır Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın hasretiyle yanıp<br />
tutuşan Hz. Yakub (a.s.)&#8217;m acısını yenilemişti. Onlara Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
götürürlerken de, onu koruyacaklarına teminat verdiklerini, ancak buna rağmen<br />
sözlerine sahip çıkmadıklarını hatırlattı. Ardından Bünyamin&#8217;e de bir kötülük<br />
yapmalarından korktuğunu; onun hakkında sa­dece Allah&#8217;ın korumasına güvendiğini<br />
söyledi. Bu konuşmalar esnasında Mısır&#8217;dan getirilen zahire çuvalları henüz<br />
açılmamıştı. Çuvallar açılınca, buğday almak için ödedikleri para ve malların<br />
da çuvallara konulmuş olduğunu gördüler ve buna çok sevindi­ler. Çünkü,<br />
götürdükleri para ve malların kendilerinin haberi bile olmadan geri verilmesi<br />
gibi büyük bir iyiliği, babalarını Bün­yamin&#8217;i göndermeye razı etmekte<br />
kullanabilirlerdi. Ailenin erzak ihtiyacını temin zorunda olduklarını belirtip,<br />
Bünyamin&#8217;i de teh­likelerden koruruz diyerek babalarından tekrar izin<br />
istediler. Her şahsa bir deve yükü tahıl verildiğini de hatırlatarak, onu götür­dükleri<br />
takdirde bir deve yükü fazla tahıl getireceklerini söyledi­ler. Hz. Yakub<br />
(a.s.), sonunda, kurtaramayacak bir duruma düşmeleri hariç Bünyamin&#8217;i koruyup<br />
geri getireceklerine dair oğullarından Allah adına yemin etmelerini istedi. Söz<br />
vermeleri üzerine onu götürmelerine izin verdi ve onlara, Mısır&#8217;a vardıkla­rında<br />
başkente ayrı kapılardan girmelerini tavsiye etti. Müfessir-ler, ayrı<br />
kapılardan girmelerini istemesiyle ilgili bu tedbiri, oğul­ları boylu-boslu ve<br />
gösterişli oldukları için, Hz. Yakub (a.s.)&#8217;m toplu halde görülmeleri durumunda<br />
onlara nazar değmesinden, ya da onların çete veya casus sanılıp saldırıya mâruz<br />
kalmala­rından duyduğu endişeye bağlarlar.<a href="#_ftn40" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[40]</span></span></span></span></a><br />
Neticede, Bünyamin de dahil onun onbir oğlu göçlerini bağlayıp yola çıktılar.<br />
Mısır&#8217;a vardıklarında, babalarının emrine uyup şehre ayrı kapılardan girdiler<br />
ve ikinci defa tanıyamadıkları kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.)&#8217; m huzuruna<br />
çıktılar. Sûrede Bünyamin için alınan izin ve Mısır&#8217; a ikinci yolculuk şöyle<br />
anlatılmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Bahalarına<br />
döndüklerinde dediler ki: &#8216;Ey babamız! Bize er­zak verilmesi yasaklandı.<br />
Kardeşimizi de bizimle beraber gönder ki, erzak alabilelim. Biz onu mutlaka<br />
koruyacağız.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yakub, onlara şöyle<br />
cevap verdi: &#8216;Ben bu oğlumu, size daha önce kardeşi (Yusuf&#8217;u) emanet ettiğim<br />
gibi mi, emanet edeyim? Allah en iyi koruyucudur. O, merhametlilerin en<br />
merhametlisidir.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf&#8217;un kardeşleri,<br />
(Mısır&#8217;dan getirdikleri) yüklerim açtıkla­rında, zahirelere karşılık olarak<br />
verdikleri para ve eşyaların da çuvallara konulup geri verildiğini gördüler.<br />
Bunun üzerine şöyle dediler: &#8216;Ey babamız! Daha ne isteriz! îşte sermayemiz de<br />
bize geri verilmiş. Yine ailemize erzak getiririz, kardeşimizi de muhafa­za<br />
ederiz, hem bir deve yükü fazla alınz. Bu kral için az bir mik­tardır. &#8216;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yakub, oğullarına<br />
şöyle dedi: &#8216;Tamamen kuşatılmanız ve ça­resiz kalmanız durumu hariç, onu bana<br />
mutlaka geri getireceğini­ze dair Allah adına bana kesin bir söz vermediğiniz<br />
takdirde, onu sizinle birlikte göndermemi&#8217; Onlar yemin edince,<br />
&#8216;Söylediklerimize Allah şahittir.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Sonra şöyle dedi: &#8216;Ey<br />
oğullarım! Mısır&#8217;a hepiniz bir kapıdan girmeyin de ayrı ayn kapılardan girin.<br />
Bununla beraber ben, Al­lah&#8217;tan gelecek hiç bir şeyi sizlerden savamam. Hüküm<br />
ancak Allah&#8217;ındır. Ben, yalnız O&#8217;na tevekkül ettim. Tevekkül edecekler de hep<br />
O&#8217;na tevekkül etmelidirler.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onlar, şehre<br />
babalarının emrettiği şekilde ayn kapılardan girdiler. Fakat bu şekilde<br />
girmeleri, Allah&#8217;tan gelecek hiçbir şeyi onlardan uzaklaştıramazdı. Ancak bu<br />
tedbir, Yakub&#8217;un nefsindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Şüphesiz o, ilim<br />
sahibiydi, çünkü ona biz Öğretmiştik. Fakat insanların çoğu bunu<br />
bilmezler.&#8221;<a href="#_ftn41" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[41]</span></span></span></span></a> <a href="#_ftn42" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[42]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">K. Kardeşleri İkinci Defa Yusuf&#8217;un Huzurunda</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bünyamin&#8217;i de<br />
beraberlerinde götüren kardeşler, babaları­nın tavsiyesine uyarak başkente ayrı<br />
kapılardan girdiler ve şehir içinde buluşarak Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m huzuruna<br />
çıktılar. Bünya-min&#8217;i tek başına kabul eden Hz. Yusuf (a.s.}, başbaşa kaldıkla­rında,<br />
ona sırrını açıp kendisinin kuyuya atılmış olan kardeşleri Yusuf olduğunu<br />
söyledi ve ona sarılıp hasret giderdi. Ondan bu durumu diğer kardeşlerinden<br />
gizlemesini istedi. Onların geçmiş­te kendisine yaptıkları dolayısıyla da<br />
üzülmemesini söyledi. Ay­rıca ona, onu yanında alıkoymak istediğini ve bunun<br />
için bir çare düşündüğünü bildirdi. Bu tedbir, Bünyamin&#8217;in yükünün içine bir su<br />
kabı koydurmak, sonra da yükünü aratıp içinde bu­lunacak bu kabı çaldığını<br />
tespit ettirerek, Hz. Yakub (a.s.)&#8217;m şe­riatına göre ceza olarak onu yanında<br />
alıkoymaktı. Hırsızlara ve­rilen bu ceza Mısır hukukunda olmayan bir ceza idi.<a href="#_ftn43" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[43]</span></span></span></span></a> Hz.<br />
Yusuf (a.s.J, kardeşlerinin yükleri hazırlanırken, Bünyamin&#8217;e söylediği gibi,<br />
onun yükünün İçine bir tas koydurdu. Tam ayrılacakları sırada, Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ın emriyle bir münâdi onları hırsızlıkla itham etti. Onlara karşı<br />
başkalarından farklı davranarak onları saraya aldıklarını, dolayısıyla tası<br />
onlardan başkasının çalması­nın mümkün olmadığını söyledi. Kardeşler, bunu<br />
şiddetle red­dettiler. Görevlilerin ısrarı sonunda kaybedilen su kabı içlerin­den<br />
birinin .yükünde bulunacak olursa, şeriatları gereği ceza olarak onu Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ın yanında bırakacaklarını söylediler. Yapılan aran?.ada çalındığı<br />
söylenen su kabı Bünyamin&#8217;in yü­künde bulunmuştu. Bu durum karşısında onu su<br />
kabının sahi­bi Maliye vezirine köle olarak bırakmaya mecbur kaldılar. Bu<br />
hırsızlıktan dolayı başlarını önlerine eğdiler ve Bünyamin&#8217;i şid­detle<br />
kınadılar. Hatta daha da ileri gittiler ve henüz vezir olarak bildikleri Hz.<br />
Yusuf (a.s.)&#8217;ı kastederek, onun &#8220;baba bir kardeşi­nin&#8221; de böyle bir<br />
hırsızlık yaptığını söylediler. Ancak o, kendini tanıtıp yalanlarını yüzlerine<br />
vurmadı ve anlattıklarının mahiyetini Allah&#8217;ın bildiğini söylemekle yetindi.<a href="#_ftn44" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[44]</span></span></span></span></a><br />
Babalarına verdikleri sözü gündeme getiren kardeşler, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a<br />
yalvararak Bünyamin&#8217;in yerine içlerinden başka birini alıkoymasını istedi­ler.<br />
Ancak Hz. Yusuf (a.s.), birinin suçu yüzünden bir başkasını cezalandırmanın<br />
ancak cahillerin işi olduğunu söyleyerek bu tekliflerini reddetti. Bunun<br />
üzerine, meseleyi aralarında görüş­mek isteyen kardeşlerin en büyüğü,<br />
diğerlerine daha önce Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a yaptıklarını hatırlatarak, babası<br />
kendisinden razı olduğunu açıklayıp geriye dönmesine izin vermedikçe veya<br />
Bünyamin kurtulmadıkça Mısır&#8217;dan ayrılmayacağına yemin etti. Kardeşlerinden<br />
durumu babalarına anlatmalarını istedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf ile kardeşleri<br />
arasında gerçekleşen ikinci buluşma esnasında yaşananlar, sürede<span>  </span>şöyle anlatılmıştır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yusufun yanına<br />
girdiklerinde, &#8220;anne-baba bir&#8221; kardeşini (Bünyamin&#8217;i) yanına aldı.<br />
&#8216;Şüphesiz ben, senin kardeşinim, onla­rın yaptıklarına üzülme!&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf, onların yükünü<br />
hazırladığı zaman, bir su kabını bu kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra onun<br />
görevlendirdiği bir tellâl, arkalarından onlara şöyle bağırdı: &#8216;Ey kafile, siz<br />
gerçekten hırsızlarsınız!&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusufun kardeşleri,<br />
görevlilere dönerek, &#8216;Ne kaybettiniz?&#8217; diye sordular.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bunun üzerine Yusuf&#8217;un<br />
adamları, &#8216;Kralın su kabını yitirdik, onu getirene bir deve yükü erzak var!&#8217;<br />
dediler. Başkanları da, &#8216;Ben bu mükâfatın verileceğine kefilim.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kardeşleri şöyle<br />
dediler: &#8216;Allah&#8217;a andolsun ki, bizim bu ül­keye fesat çıkarmak için<br />
gelmediğimizi siz de biliyorsunuz. Biz, hırsız da değiliz.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusufun adamları,<br />
&#8216;Peki siz yalancıysanız, sizde hırsızın cezası nedir?&#8217; dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kardeşler, &#8216;onun<br />
cezası, kayıp eşya yükünün içinde bulu­nan kimsenin kendisidir. Çaldığı eşya<br />
karşılığında alıkonulması onun cezasıdır. Biz zâlimleri böyle cezalandırırız!&#8217;<br />
dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bunun üzerine Yusuf,<br />
önce diğerlerinin yüklerini aradı. So­nunda aradığı su kabım &#8220;anne-baba<br />
bir&#8221; kardeşinin yükünden çıkarttı. İşte biz, Yusuf&#8217;a böyle bir tedbir<br />
öğrettik. Yoksa Allah di­lemedikçe, kralın kanununa göre kardeşini yanında<br />
alıkoyama-yacaktı.<a href="#_ftn45" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[45]</span></span></span></span></a> Biz,<br />
kimi dilersek onu derece derece yükseltiriz. Zîrâ her ilim sahibinin üstünde<br />
daha iyi bilen biri vardır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kardeşleri, &#8216;Eğer o<br />
çaldıysa, ki daha önce onun bir kardeşi de hırsızlık etmişti.&#8217; dediler. Yusuf<br />
onların bu sözünü sineye çek­ti, bildiği gerçeği onlara açmadı ve şöyle dedi:<br />
&#8216;Siz daha kötü du­rumdasınız! Allah, sizin anlatmakta olduğunuzun mahiyetini<br />
çok iyi biliyor.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kardeşleri şöyle<br />
dediler: &#8216;Ey Aziz! Gerçekten onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine bizden<br />
birimizi alıkoy. Şüphesiz biz, seni iyilik edenlerden görüyoruz.&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf &#8216;Eşyamızı<br />
yükünde bulduğumuz kimseden başkasını yakalamaktan Allah&#8217;a sığınırız; çünkü o<br />
takdirde biz gerçekten zalimler oluruz.&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Ondan ümitlerini<br />
kesince, kardeşler, aralarında gizli görüş­mek üzere ayrılıp çekildiler.<br />
Büyükleri dedi ki: Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de<br />
Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru bilmiyor musunuz? Ben, babam bana izin<br />
verinceye veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu yerden asla ayrılmaya­cağım!<br />
Allah, hükmedenlerin en hayırlısıdır. Siz babanıza dönün ve deyin ki: Ey<br />
babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz, bildi­ğimizden başkasına şahitlik<br />
etmedik. Biz gaybın bekçileri değiliz,</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">İçinde bulunduğumuz<br />
şehire ve aralarında geldiğimiz kafileye de sor. Biz, gerçekten doğru<br />
söylüyoruz.&#8221;<a href="#_ftn46" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[46]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">L. Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Kardeşleri Babaları Hz. Yakub<br />
(A.S.)&#8217;In Huzurunda</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Bünyamin&#8217;in Mısır&#8217;da<br />
alıkonulmasından sonra, diğer kar­deşler, babaları Hz. Yakub fa.s.)&#8217;a döndüler<br />
ve başlarına geleni ona anlattılar. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m bir kurt tarafından<br />
yenildiğini söylediklerinde olduğu gibi, bu defa da onlara inanmayan ve yine<br />
nefislerine uyup bir hata işlediklerini söyleyen Hz. Yakub (a.s.}, artık<br />
kendisine güzelce sabretmek ve oğullan Hz. Yusuf (a.s.) ile Bünyamin&#8217;i<br />
kendisine döndürmesi hususunda Allah&#8217;tan ümitvar olmaktan başka yapılacak bir<br />
şey kalmadığını ifade etti. Hz. Yakub (a.s.), Bünyamin dolayısıyla da çok<br />
üzülmüş, bu üzüntüsü eski derdini de depreştirmiş, Hz. Yusuf (a.s.) için duy­duğu<br />
acıları daha da şiddetlendirmişti.<span> <br />
</span>Kederinin şiddetinden gözlerine ak düştü ve bir süre sonra göremez oldu.<br />
Derin üzün­tüsünü oğullarından gizlese de, onlar bunu fark ederek kendisi­ne<br />
gelip Hz, Yusuf (a.s.J&#8217;a üzülmekten vazgeçmesini yoksa bu yüzden hayatını<br />
kaybedeceğini söylüyorlardı. Hz. Yakub (a.s.), onlara, hüznünü ancak Allah&#8217;a<br />
arzettiğini ve Allah&#8217;ın kendisine onların bilmediği bâzı şeyleri bildirdiğini<br />
ve bu bilgiler sayesinde O&#8217;nun rahmetinden ve kendisini teselli edip rahata<br />
kavuşturma­sından ümitvar olduğunu<span> <br />
</span>söyledi.<span>   </span>O,<span>  </span>kendisine lütfedilen bu bilgiler sayesinde,<br />
anlaşıldığı gibi, hâlâ<span>   </span>Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;dan ü-midini kesmemişti. Onun gördüğü rüyanın zamanı gelince ger­çekleşeceğine<br />
ve Allah&#8217;ın onu yükseltip Özel bir görev için seçece­ğine kesin olarak<br />
inanıyordu. Kendisini teselliye çalışan oğulla­rına,<span>   </span>Hz.<span>  <br />
</span>Yusuf<span>  </span>(a.s.)<span>   </span>ile<span>  <br />
</span>Mısır&#8217;da<span>   </span>bıraktıklarını<span>   </span>söyledikleri Bünyamin hakkında araştırma<br />
yapmalarını emretti. Onlara da Allah&#8217;ın rahmetinden ümit kesmemelerini tavsiye<br />
etti ve Allah&#8217;ın rahmetinden sadece kâfirlerin ümit kestiğini hatırlattı:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Babalan dedi ki:<br />
&#8216;Hayır, nefisleriniz sizi bir işe sürükledi. Artık bana güzelce sabretmek<br />
gerek. Belki de Allah, onların hep­sini bana getirir. Çünkü O, çok iyi bilendir,<br />
hikmet sahibidir. Ve yüzünü onlardan öteye çevirdi de, &#8216;Ey Yusuf üzerindeki<br />
tasam!&#8217; dedi ve tasasından gözleri ağardı; acısını yutkunuyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Oğulları, &#8216;Vallahi<br />
sen, Yusuf&#8217;u düşüne, düşüne hasta ola­caksın, yahut öleceksin!&#8217; dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yakub, &#8216;Ben üzüntü ve<br />
tasamı yalnızca Allah&#8217;a arz ederim ve sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah<br />
tarafından bilirim. Ey oğul­larım! Gidin de Yusuf&#8217;u ve kardeşini iyice<br />
araştırın. Allah&#8217;ın rah­metinden ümit kesmeyin; zîrâ kâfirler güruhundan<br />
başkası Al­lah&#8217;ın rahmetinden ümit kesmez!&#8217; dedi.&#8221;<a href="#_ftn47" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[47]</span></span></span></span></a><span>  </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">M. Kardeşleri Üçüncü Defa Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Huzurunda</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yakub (a.s.)&#8217;in<br />
oğulları, onun Hz. Yusuf (a.s.) İle Bün­yamin&#8217;i aramaları hususundaki isteğini<br />
kabul ettiler. Hem ikisi hakkında bilgi edinmek, hem de muhtaç oldukları zahireyi<br />
ala­bilmek için, tekrar Bünyamin&#8217;in alıkonulduğu Mısır&#8217;a gittiler. Henüz<br />
tanımadıkları Mısır hazine vekili Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;in huzu­runa çıkarak, ondan<br />
kardeşleri Bünyamin&#8217;i serbest bırakmasını istirham ettiler. Onun kalbini<br />
yumuşatabilmek için, ailelerinin içine düştüğü darlık ve sıkıntıdan<br />
bahsettiler. Az bir sermaye ile gelebildiklerini belirterek, kendilerine tam<br />
ölçek ve hatta daha fazla verilmesi ümidinde olduklarını ve bu hususta onun cö­mertliğine<br />
güvendiklerini söylediler. Kardeşlerinin bu perişan durumundan etkilendiği<br />
anlaşılan Hz. Yusuf (a.s.), artık kendi­sini tanıtma zamanının geldiğine karar<br />
verdi. Bir anda onlara, Yusuf ve Bünyamin&#8217;e cahillikleri yüzünden hangi<br />
kötülüğü yap­tıklarını soruvermişti. Hiç beklemedikleri bu soru, onların kafalannı<br />
allak-bullak etti. Şaşkınlık içinde &#8220;Yoksa sen Yusuf mu­sun?&#8221;<br />
dediler. Bunun üzerine o, &#8220;Evet ben Yusuf&#8217;um, bu da kar­deşim<br />
Bünyamin!&#8221; dedi. Ardından Allah&#8217;ın kendisini ve Bünyamin&#8217;i helakten<br />
kurtardığını ve ikisine de büyük lütufta bulunduğunu, Allah&#8217;ın kendisinden<br />
korkan, sabreden ve güzel işler yapanları mükâfatlandırdığını söyledi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Karşılarındaki Maliye<br />
bakanının kardeşleri Hz. Yusuf (a.s.) olduğunu öğrenen ve onu kuyuya atmakla<br />
işledikleri büyük su­çun pişmanlığı altında ezilen kardeşleri, utançlarından<br />
başlarını önlerine eğdiler. Beyan edecekleri hiç bir mazeretlerinin de bu­lunmadığı<br />
bu noktada, suçlarını itiraf ederek, Allah&#8217;ın onu, tak­va, sabır, ilim ve<br />
yumuşak huyluluk ile kendilerinden üstün kıl­dığını söylediler. Muhtemelen<br />
çarptırılacakları cezanın ne olaca­ğını düşündükleri bir anda, akıllarından<br />
geçenlerin aksine, kar­deşleri Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m kendilerine olan üstünlüğünün<br />
derece­sini gösterecek yüce bir davranışıyla karşılaştılar. Söze başlayan Hz.<br />
Yusuf (a.s.), onları cezalandırmaktan falan bahsetmi-yor; aksine onları<br />
affettiğini, yaptıkları dolayısıyla onlara karşı gön­lünde bir ayıplama ve<br />
kınamanın dahi olmadığını, üstelik onlar için merhamet sahiplerinin en<br />
merhametlisi olan Allah&#8217;tan af ve mağfiret dilediğini söylüyordu.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.), daha<br />
sonra babasının durumunu sorup, kendisi ve Bünyamin için duyduğu üzüntüden<br />
dolayı ağlaya, ağlaya gözlerini kaybettiğini öğrendi. Bunun üzerine gömleğini<br />
onlara verdi ve gömleği babalarının yüzüne koydukları takdirde, onun gözlerinin<br />
açılacağını söyledi. Ayrıca onlardan babaları başlarında olmak üzere aile<br />
fertlerinin tamamını alarak hemen Mısır&#8217;a gelmelerini istedi. Hz. Yusuf (a.s.)<br />
ve kardeşleri arasında geçenler Yusuf sûresinde şöyle anlatılmıştır:<span>    </span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yusuf&#8217;un yanına<br />
girdiklerinde şöyle dediler: &#8216;Ey Azizi Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz<br />
sana değersiz bir sermaye ile de gel­dik. Ama sen bize ölçeği tam ver, aynca<br />
tasadduk eyle; çünkü Allah tasadduk edenleri mükâfatlandırır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf, &#8216;Sizler<br />
cahilliğiniz yüzünden Yusuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?&#8217;<br />
diye soruverdi</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Onlar, &#8216;Yoksa sen<br />
gerçekten Yusuf musun?&#8217; dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf &#8216;Ben Yusuf&#8217;um,<br />
bu da kardeşimdir. Allah bize lütfetti. Çünkü kim Allah&#8217;tan korkar ve<br />
sabrederse, şüphesiz Allah, güzel davrananların mükâfatlarını zayi etmez.&#8217;<br />
dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kardeşleri, &#8216;Allah&#8217;a<br />
andolsun, hakikaten Allah seni bize üs-, tün kılmış. Doğrusu biz, gerçekten<br />
hatalıyız, suç işleyen kimsele­riz. &#8216; dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf, &#8216;Bugün sizi<br />
kınama yok, Allah sizi affetsin! Şüphesiz ki Allah, merhamet sahiplerinin en merhametlisidir.<br />
Şu gömleğimi götürün, onu babamın yüzüne koyun da gözleri açılsın. Ve bütün<br />
aile fertlerinizle birlikte bana gelin.&#8221;<a href="#_ftn48" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[48]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">N. Hz. Yakub (A.S.), Oğlu Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Sağ Olduğunu<br />
Öğreniyor</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yakub (a.s.)&#8217;ın<br />
oğulları, atmış oldukları kuyudan ve daha sonra da konulduğu zindandan<br />
kurtularak, Allah&#8217;ın lütfuyla Mısır hazinelerinin başına getirilmiş kardeşleri<br />
Hz. Yusuf (a.s.) tarafından affedilmenin sevinciyle, ülkeleri Filistin&#8217;e hare­ket<br />
ettiler. Hz. Yakub (a.s.) ise, oğullarının Mısır&#8217;dan ayrılmasın­dan hemen<br />
sonra, kendisine bunak diyebileceklerini de göze alarak, yanında bulunanlara<br />
oğlu Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın kokusunu hissettiğini açıklamıştı. Endişesinde haksız<br />
da değildi, nitekim yanında bulunan ve Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın öldüğüne inananlar,<br />
o-nun hâlâ eski şaşkınlığı içinde bulunduğunu söylediler. Ancak bir süre sonra<br />
asıl şaşkın olanlar belli oldu. Kervan gelmiş, müj­deci Hz. Yusuf {a.s.)&#8217;m<br />
gömleğini babası Hz. Yakub (a.s.)&#8217;ın yü­züne koymuştu. Bu esnada Allah&#8217;ın izni<br />
ile onun uzun bir süre­dir görmeyen gözleri açıldı. Alman mutlu haber<br />
dolayısıyla ailede büyük bir sevinç yaşandı. Bütün ailenin Mısır&#8217;a Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ın ülkesine gideceği haberi de Hz. Yakub (a.s.) başta olmak üzere aile<br />
fertlerini ayrıca mutlu etmişti.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yakub (a.s.), bu<br />
manzara karşısında, oğullarına ve ya-nında bulunan diğer kimselere, Allah<br />
katından kendisine, baş­kalarının bilemeyeceği bir takım bilgilerin<br />
vahyedildiğini öncedende söylediğini hatırlattı. Oğullan ise suçlarını itiraf<br />
ederek, on­dan, affedilmeleri için Allah&#8217;a duâ etmesini istediler. Hz. Yakub<br />
(a.s.), onlar için mağfiret dileyeceğini söyledi. Kur&#8217;ân-ı Kerim, bu mutluluk<br />
tablosunu şöyle anlatmaktadır:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Kafile<br />
ayrılınca, babalan, &#8216;Eğer bana bunak demezseniz, inanın ben Yusuf&#8217;un kokusunu<br />
alıyorum!&#8217; dedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yanındakiler,<br />
&#8216;Vallahi, sen hâlâ eski şaşkınlığının içindesin!&#8217; dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müjdeci gelip de,<br />
Yusuf&#8217;un gömleğini Yakub&#8217;un yüzüne ko­yunca, derhal gözleri görür oldu, o zaman<br />
şöyle dedi: &#8216;Ben size, Allah&#8217;ın bügilendirmesiyle sizin bilemeyeceğiniz şeyleri<br />
bilirim, demedim mi?&#8217;</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Oğulları, &#8216;Ey babamız!<br />
Allah&#8217;tan bizim günahlarımızın affını dile! Çünkü biz gerçekten günah işledik!&#8217;<br />
dediler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yakub, &#8216;Sizin için<br />
Rabbimden af dileyeceğim, şüphesiz O, bağışlayandır, esirgeyendir.&#8217; dedi.&#8221;<a href="#_ftn49" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[49]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">O. Büyük Buluşma Ve Hz. Yusuf (A.S,)&#8217;ın Rüyasının<br />
Gerçekleşmesi</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m sağ<br />
olduğunu öğrenen ve bu haberin se­vinciyle gözleri açılan Hz. Yakub (a.s.), ona<br />
bir an önce kavuş­mak için, oğullarına hemen yol hazırlıklarına başlamalarını<br />
em­retti. Bunun üzerine başta oğullan olmak üzere bütün aile men­supları, bu<br />
uzun ve mutlu yolculuk için gereken hazırlıklarını tamamladılar ve ardından<br />
Mısır&#8217;a doğru yola çıktılar.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.),<br />
babası ve yakınlarının yolda olduklarını öğrenince, kralın kendisine eşlik<br />
etmelerini istediği devlet ricali ve Mısır&#8217;ın ileri gelenleriyle birlikte<br />
onları karşılamaya çıktı. Mısır hudutlarında karşılaştıklarında şüphesiz<br />
gözleri yaşartan man­zaralar yaşanmış olmalıdır. Çünkü baba-oğul buluşması,<br />
evlât hasretiyle dökülen hesapsız gözyaşlarının, baba hasretiyle geçen uzun<br />
yılların ardından gerçekleşen bir buluşma idi. Hz. Yusuf (a.s.), babasını ve<br />
annesinin ölümünden sonra babasıyla evlen­miş olan teyzesini bağrına bastı,<br />
onlara büyük saygı ve hürmet gösterdi. Ülkesinde emniyet içinde<br />
kalabileceklerini söyledi ve onlardan bundan sonra aile olarak Mısır&#8217;da<br />
oturmalarını istedi.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.},<br />
babası, kardeşleri ve diğer yakınlarını, be­raberinde başkente götürdü. Hükümet<br />
konağına girildiğinde, babasına ve üvey annesine en güzel ikramını, o ikisini<br />
tahtının üstüne oturtmak suretiyle yaptı. İşte bu esnada babası, annesi ve<br />
kardeşleri, ona hürmet için önünde eğilip secdeye kapandı­lar.<a href="#_ftn50" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[50]</span></span></span></span></a> Bu<br />
manzara, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a, küçükken görmüş olduğu meşhur rüyayı<br />
hatırlatmıştı; babasına hitap ederek, önünde eği­lip secdeye kapanmalarının,<br />
rüyasının tâbiri olduğunu, Allah&#8217;ın babasını yorumunda haklı çıkardığını ve<br />
kendisine büyük lütuf-ta bulunduğunu söyledi. Bu iyilikler içinde, zindandan<br />
çıkarıl­masını, şeytanın kardeşleriyle kendisinin arasını bozmasından sonra,<br />
onların uzak çölden huzuruna getirilmelerini hatırlattı ve Allah&#8217;ın dilediği<br />
kimselere lütfettiğini ifâde etti. Kendisine verdiği saltanat, rüya tâbiri ilmi<br />
ve devamlı destek için Allah&#8217;a şükretti ve kendisini bir Müslüman olarak<br />
öldürmesi ve salihler zümre­sine katması için duâ etti. Kur&#8217;ân-ı Kerim, bu<br />
önemli buluşma hakkında şöyle demektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Yusuf un yanına<br />
girdikleri zaman, Yusuf, anne ve babasını kucakladı ve onlara, &#8216;Allah&#8217;ın<br />
dileğiyle güven içinde Mısır&#8217;a girin!&#8217; dedi. Anne ve babasını tahtının üstüne<br />
çıkartıp oturttu ve bu sıra­da hepsi onun önünde, saygılarını sunmak için yere<br />
kadar eğilip onun için secdeye kapandılar. Yusuf dedi ki: &#8216;Ey babacığım! îşte<br />
bu, daha önce gördüğüm rüyanın tâbiridir. Rabbim onu gerçekleş­tirdi ve bana<br />
iyilik etti. Şöyle ki, beni zindandan çıkardı; şeytan, benimle kardeşlerim<br />
arasına fitne soktuktan sonra, sizi çölden getirerek benimle buluşturdu.<br />
Gerçekten rabbim, dilediğine lütfe-dicidir. O, bilendir, hikmet sahibidir. Ey<br />
Rabbim! Sen bana bir parça mülk verdin ve bana düşlerin yorumunu öğrettin. Ey<br />
gökle­rin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da, âhirette de benim yârim sen­sin!<br />
Beni Müslüman olarak öldür ve beni iyilere kat!&#8221;<a href="#_ftn51" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[51]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Müfessirler, Hz. Yakub<br />
(a.s.)&#8217;m Mısır&#8217;da 24 yıl daha yaşadı­ğını ve orada 147 yaşında iken vefat<br />
ettiğini, vasiyeti gereğince oğlu Hz. Yusuf (a.s.) tarafından babası Hz. İshak<br />
(a.s.) ve dedesi Hz. İbrahim (a.s.)&#8217;ın yanına defnedilmek üzere Filistin&#8217;e<br />
Halilurrahman (Hebron) kentine götürülüp oraya defnedildiğini bildirirler.<a href="#_ftn52" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[52]</span></span></span></span></a><br />
Verilen bilgilere göre, tekrar Mısır&#8217;a dönen Hz. Yusuf (a.s.), babasının<br />
ölümünden sonra 23 yıl daha yaşamıştır. 107 yaşlan civarında Mısır&#8217;da vefat<br />
etmiş ve oraya defnedilmiştir. Bazı rivayetlere göre Hz. Musa (a.s.) Mısır&#8217;dan<br />
çıkışı sırasında onun sanduka içindeki cesedini Kudüs&#8217;e defnetmek niyetiyle<br />
yanında götürmüştür.<a href="#_ftn53" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[53]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf sûresinde, bir<br />
bütün olarak anlatılan kıssa, baba-oğul buluşmasıyla sona ermektedir. Kur&#8217;ân-ı<br />
Kerim&#8217;de, Hz. Yu­suf (a.s.)&#8217;m hayatının bu buluşmadan sonraki safhası hakkında<br />
herhangi bir bilgi yoktur.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yakub (a.s.)&#8217;ın<br />
ailesinden onunla birlikte Mısır&#8217;a göç ederek oraya yerleşen İsrailoğullan&#8217;nm<br />
toplam sayısı, Yakub ailesine mensup olmayan kadınlar hariç 70 olarak<br />
bildirilir. Tev­rat&#8217;ta yaklaşık 5 asır sonra, Mısır&#8217;ı terkeden<br />
İsrailoğulları&#8217;nm Sînâ çölünde yapılan nüfus sayımında 2 milyon çıktıkları<br />
zikre­dilmiştir. Belirtilen sürede bu kadar çoğalmalarının mümkün olmadığına<br />
dikkat çeken tarihçiler, Mısır&#8217;ın yerlilerinden onların dinini kabul eden<br />
unsurların da, ırkdaşları Kıbtîler tarafından İsrailoğulları&#8217;ndan sayılıp<br />
dışlandıkları, İsrailoğulları&#8217;nın göçü esnasında bu unsurların da onlara<br />
katıldığı görüşündedirler.<a href="#_ftn54" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[54]</span></span></span></span></a><br />
Tevrat&#8217;taki bâzı kayıtlar da bu görüşü destekler. Nitekim, çocuklar ve kadınlar<br />
dışında 600 bin civarında olan İsrailoğulları&#8217;nm Ramses&#8217;ten ayrılmaları.sırasında,<br />
kendilerine karışmış bir toplu­luğun da onlarla birlikte gittiği,<a href="#_ftn55" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[55]</span></span></span></span></a> bu<br />
unsurların zamanla İsrailoğulları içinde &#8220;yabancılar&#8221; olarak<br />
isimlendirildiği bildiril­mektedir.<a href="#_ftn56" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[56]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">Ö. Hz. Yusuf (A.S.)&#8217;ın Evliliği Ve Çocukları</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Tevrat&#8217;ta Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ı zindandan çıkararak yönetimi ona teslim eden kralın, ayrıca onu On<br />
şehrinin kâhini Poti-fera&#8217;nm kızı Asenatla evlendirdiği ve Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m<br />
bu hanı­mından, kıtlık başlamadan önce iki oğul sahibi olduğu bildiri­lir.<a href="#_ftn57" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[57]</span></span></span></span></a> Daha<br />
Önce geçtiği gibi, Züleyha&#8217;nm kocası Aziz&#8217;in adı Potifar idi. Muhtemeldir ki,<br />
Asenat&#8217;m babası Poti-fera ile Züleyha&#8217;nm kocası Potifar isim benzerliği<br />
yüzünden karıştırılmış ve Hz. Yu­suf (a.s.)&#8217;m görevini devraldığı Potifar&#8217;m<br />
hanımı, yani başına bili­nen sıkıntıları açan Züleyha ile evlendiği<br />
söylenmiştir.<a href="#_ftn58" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[58]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">P. Yusuf (A.S.) Kıssasından Bazı Mesajlar</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">1. İman Ve Tevekkül</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Çok sevdiği oğlu<br />
Yusufu kaybetmesine rağmen, Hz. Yakub (a.s.}, infial ve ümitsizliğe kapılmamış;<br />
aksine kendisine düşenin güzel bir sabır ve Allah&#8217;ın yardımına sığınmak olduğunu<br />
söyle­miştir. En sıkıntılı günlerinde dahi, Allah&#8217;a tevekkül ve Allah&#8217;ın emrine<br />
karşı ruhî bir huzur ve tatmin içinde olmuştur. Ancak onun Allah&#8217;a tevekkülü,<br />
hiçbir zaman tedbirlere başvurmasına engel teşkil etmemiştir. Her işte,<br />
kendisine düşen tedbirleri al­mış, sonunda işi Allah&#8217;a havale ederek neticeyi<br />
O&#8217;ndan beklemiş­tir. Alınması gereken tedbirin, takdiri değiştirmeyeceği<br />
gerçeğini, oğullarının Mısır&#8217;a ayrı kapılardan girmesini emrederken, &#8220;Al­lah&#8217;ın<br />
takdirine karşı size herhangi bir fayda sağlayamam&#8221; sözle­riyle ifade<br />
etmiştir. Hz. Yakub (a.s.), bu tavrıyla bizlere, Allah&#8217;a tevekkülle birlikte,<br />
sebeplere sarılmanın, ihtiyat ve tedbiri elden bırakmamanın lüzumuna dair büyük<br />
bir ders vermiştir.<a href="#_ftn59" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[59]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">2. İffet Ve Sabır</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Hz. Yusuf (a.s.),<br />
Aziz&#8217;in karısının isteklerini reddederek nefsini kırmak, bu yüzden<br />
çarptırılabileceği her türlü cezayı göze almak ve sonunda kadınların<br />
fitnesinden kurtulmak için zindan hayatını tercih etmekle bütün insanlığa büyük<br />
bir iffet dersi vermiştir. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m hayatı, peşpeşe gelen büyük<br />
sıkıntı­lara gösterilen üstün sabrın da çarpıcı bir misalidir. Hz. Yusuf<br />
(a.s.), ilk büyük sıkıntısını kardeşleri tarafından kuyuya atılmak, ikincisini<br />
köle olarak satılmak, üçüncüsünü kadınların hedefi olmak, dördüncüsünü de<br />
zindana atılmakla yaşamıştı. O, bütün bu zorluklar karşısında sabretti, hiç bir<br />
zaman Allah&#8217;ın yardı­mından ümidini kesmedi ve neticede, Allah&#8217;tan korkan ve<br />
sabre­denler için vâdedİlen mükâfata ulaştı. Benzeri bir sabrı da yıllar­ca<br />
onun hasretiyle kavrulan ve hiçbir zaman ümidini yitirmeyen babası Hz. Yakub<br />
(a.s.) sergiledi.<a href="#_ftn60" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[60]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">3. Güçlü İken Affetme</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf kissasındaki<br />
önemli mesajlardan biri de, kötülük yapanları af ve müsamaha ile karşılamak<br />
büyüklüğüdür. Hz. Yusuf (a.s.), kendisini kuyuya atan kardeşlerine her türlü<br />
cezayı verebilecek bir mevkide iken, yüce karakteri sayesinde, onları affetmiş,<br />
üstelik onlara elinden gelen her iyiliği yapmıştır. Sevgili Peygamberimiz, Hz.<br />
Muhammed (s.a.v.), Mekke fethi sırasında, kendisinden kararını açıklamasını<br />
bekleyen Mekke müşriklerine Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m kardeşlerini affederken<br />
söylediği sözlerini ha­tırlatmış ve o gün onlara ayıplama ve cezanın olmadığını<br />
ilân etmiştir.<span>  </span>Şüphesiz her ikisi de,<br />
güçlü iken affetmeyi bilmenin olumlu neticelerini elde etmiş, geçmişin azılı<br />
düşmanlarının bu iyilik sayesinde samimi dostlar haline geldiğini görmüştür.<span class="MsoFootnoteReference"> <a href="#_ftn61" title=""><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[61]</span></span></span></a></span></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<h3 style="margin:0cm;margin-bottom:.0001pt;text-align:justify;"><a></a><a></a><a></a><a></a><a><span><span><span><span><span style="font-family:'Times New Roman';">R. Yusuf Sûresinin Sonunda Rasülullah (S.A.V.)&#8217;e Mesajlar</span></span></span></span></span></a><span style="font-family:'Times New Roman';"></span></h3>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Allah Teâlâ, Yusuf<br />
kıssasının anlatıldığı Yusuf sûresinin son âyetlerinde, Sevgili Peygamberimiz<br />
(s.a.v.)&#8217;e hitap ederek, bu kıssanın ona vahyedilen gayb haberlerinden olduğunu<br />
bildirmiş ve bu olayların yaşandığı dönemde hayatta olmadığına göre, bu kıssa<br />
ile ilgili bilgileri edinmenin vahiyden başka bir kaynağı olmadığını<br />
vurgulamıştır. Cenab-ı Hak, ayrıca sûrenin son âyet­lerinde, Rasüllah<br />
(s.a.v.)&#8217;i teselli edecek hakikatleri dile getirmiş­tir. İnsanların imana<br />
gelmesi için ne kadar büyük arzu duysa ve elçilik görevi karşılığında onlardan<br />
herhangi bir ücret istemese de, insanların çoğunun inanmayacağını hatırlatarak,<br />
bu müna­sebetle davetinin reddedilmesi ve işkencelere mâruz kalması sebebiyle<br />
üzülmenıesini tavsiye etmektedir. Yine Kur&#8217;ân-ı Ke-rirn&#8217;in âlemler için bir<br />
öğüt ve nasihat olduğunu, akıllarını kul­lananların ona tâbi olacağını<br />
bildirmektedir. Akıllarını kullana­mayanların ise, göklerde ve yerde Allah&#8217;ın<br />
birliğini gösteren nice delillerden yüz çevirdiğini ve insanların çoğunun,<br />
Mekke müşrik­leri gibi, Allah&#8217;a ortaklar koşarak şirke düştüklerini vurgulamak­tadır.<br />
Ardından, bu inkarcıların, Allah&#8217;ın azabından, yahut ken­dilerini ansızın<br />
yakalayacak Kıyametten emin olup-olmadıkları sorulmakta ve sonunda Rasülullah<br />
(s.a.v.)&#8217;in dilinden, peygam­berlerin ortak mesajı seslendirilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ey Muhammed!<br />
İşte bu kıssa gayb haberlerindendir. Bun­ları sana biz vahyediyonız. Onlar<br />
kararlarını verip tuzaklarını kurarlarken sen onların yanında değildin. Sen çok<br />
arzulu olsan da, insanların çoğu iman edecek değildir. Halbuki sen, buna karşı<br />
onlardan bir ücret istemiyorsun, Kur&#8217;ân, âlemler için ancak bir öğüttür.<br />
Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki, onlar, bu delil­lerden yüzlerini<br />
çevirip geçerler. Onların çoğu, Allah&#8217;a ancak ortak koşarak iman ederler. Allah<br />
tarafından herkesi kapsayacak bir musibetin gelmeyeceğinden veya farkında<br />
olmadan Kıyametin ansızın kopmayacağından emin mi oldular? De ki: İşte bu,<br />
benim yolumdur. Ben, Allah&#8217;a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar, aydın­lık bir<br />
yol üzerindeyiz. Allah&#8217;ı tenzih ederim! Ve ben Allah&#8217;a ortak-lar koşan<br />
müşriklerden değilim.&#8221;<a href="#_ftn62" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[62]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Yusuf sûresinin son üç<br />
âyetinde ise, Peygamberimiz (s.a.v.)&#8217; &#8216;. e hitaben, daha önce de peygamberler<br />
gönderildiği hatırlatılarak onları inkâr edenlerin akıbetlerinden ibret<br />
alınması istenmekte­dir. Ardından, bütün peygamberlerin davet yolunda<br />
müşriklerin engelleme<span>  </span>teşebbüsleri<br />
ve<span>  </span>çeşitli<span>  </span>kötülükleriyie<span>  </span>karşılaştıkları, onlara ve mü&#8217;minlerine<br />
yapılan kötülüklerin giderek şiddetlendi­ği ve üstün sabır sahibi<br />
peygamberlerin tahammülünü zorladığı açıklanmaktadır. Hatta bu zorluklar<br />
yüzünden peygamberlerin neredeyse<span>  <br />
</span>bütün<span>   </span>ümitlerini<span>   </span>kaybetme,<span>  <br />
</span>kendilerine<span>   </span>va&#8217;dedilen zaferden<br />
ümit kesme ve bütünüyle yalanlanma endişesine kapı­lacak derecede<br />
zorlandıkları; işte bu son noktada ilâhî yardımın onlara ulaştığı<br />
bildirilmektedir.<a href="#_ftn63" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[63]</span></span></span></span></a> Buna<br />
göre Allah Teâlâ, yardı­mını, zorluk ve sıkıntıların son derece arttığı, yardım<br />
ihtiyacının en fazla hissedildiği bir zamanda göndermiştir. Zafer va&#8217;di, ina­nanların<br />
sabır zırhına bürünerek inançlarındaki samimiyetlerini ispat etmelerinin<br />
ardından tahakkuk etmiştir. Sûrenin son âye­tinde de peygamber kıssalarının<br />
akıl sahipleri için birer İbret sahnesi<span>   <br />
</span>olduğu<span>    </span>vurgulanmakta,<span>    </span>Cenab-ı<span>   <br />
</span>Hak<span>    </span>tarafından vahyedüen<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in, iman edenler için bir hidâyet reh­beri ve rahmet kaynağı<br />
olduğu belirtilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Ey Muhammedi<br />
Biz, senden önce de şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkekleri<br />
peygamber olarak gönderdik. Onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden önce geçmiş<br />
kavimlerin akıbetlerinin ne olduğuna bakmazlar mı? Allah&#8217;tan korkanlar için<br />
âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmez misiniz?</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Önceki elçilerimizin<br />
hepsi uzun süre zulüm ve baskıya uğ­ramışlardır. Nihayet bu peygamberler<br />
neredeyse bütün ümitlerini kaybettikleri ve büsbütün yalancılıkla<br />
damgalandıklarını gördük­leri bir sırada bizim yardımımız kendilerine<br />
ulaşmıştır ve böylece dilediğimizi kurtarmışızdır. Suçlular güruhundan ise<br />
azabımız asla geri çevrilmez.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Gerçek şu ki, onların<br />
(peygamberlerin) kıssalarında akıl sa­hipleri için büyük ibret vardır. Bu<br />
Kur&#8217;ân uydurulmuş bir söz de­ğildir. Ancak kendinden öncekilerin tasdiki, her<br />
şeyin açıklanma­sı, iman eden bir toplum için rahmet ve bir hidâyettir.&#8221;<a href="#_ftn64" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[64]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de,<br />
Yusuf sûresi haricinde Hz. Yusuf (a.s.)&#8217; dan bahseden ve ona peygamberlik<br />
görevinin verildiğini bildiren iki âyet daha vardır ve mealleri şöyledir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Biz, İbrahim&#8217;e<br />
İshak&#8217;ı ve Yakub&#8217;u bahşettik. Ve hepsini doğru yola sevk ettik. Daha önce Nuh&#8217;u<br />
ve soyundan olan Davud&#8217;u, Süleyman&#8217;ı, Eyyüb&#8217;u, Yusufu, Musa&#8217;yı ve Harun&#8217;u da<br />
doğru yola sevk etmiştik. İşte biz, iyilik yapanları böyle mükâfat­landırırız.&#8221;<a href="#_ftn65" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[65]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;">&#8220;Şüphesiz ki,<br />
daha önce Yusuf da, size apaçık delillerle gel­mişti, onun getirdiklerinden de<br />
devamlı şüphe etmiştiniz. Yusuf ölünce de, &#8216;Allah bundan sonra hiç bir<br />
peygamber göndermeye­cek!&#8217; demiştiniz. İşte Allah, haddi aşan şüphecileri böyle<br />
saptırır.<a href="#_ftn66" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:13pt;font-family:'Times New Roman';">[66]</span></span></span></span></a></span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:13pt;"></span></p>
<p> </p>
<p class="MsoNormal">
<p> </p>
</div>
<div><br clear="all" /></p>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div id="ftn1">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref1" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[1]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresinin ilk üç veya dört âyetinin Medine&#8217;de<br />
nazil olduğunu bildiren riva­yetler güvenilir bulunmamıştır (Bkz. Âîûsî,<br />
Tefsir, VI, 170).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn2">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref2" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[2]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Elmalıh, V, 28.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn3">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref3" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[3]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Hz.<span>  </span>Yusuf<br />
{a.s.) hakkındaki<span>  </span>bu<span>  </span>rivayetler ve<span> <br />
</span>değerlendirilmeleri hakkında bkz. Aydemir, Peygamberler, 75-96.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn4">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref4" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[4]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Âl-i imran sûresi, 2/216.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn5">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref5" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[5]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Muhammed Esed, Kur&#8217;ân Mesajı, 453.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn6">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref6" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[6]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Ancak âyetteki &#8220;ahsenül-kasas&#8221; tabiriyle,<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;in kastedildiği görüşü de yaygındır (Bu husustaki görüşler için<br />
bkz. Şevkânî, Tefsir, III, 6&#8243; Derveze<span>  <br />
</span>Tefsir, II, 500).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn7">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref7" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[7]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 306-309.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn8">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref8" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[8]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/4-6.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn9">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref9" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[9]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tevrat&#8217;ta şöyle denilmektedir:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">&#8220;Yusuf 17 yaşında<br />
olarak kardeşleriyle beraber sürüyü gütmekte idi. Ve İsrail (Yakub) Yusufu<br />
bütün oğullarından ziyâde severdi; çünkü o, ihtiyarlığının oğlu idi; ve ona<br />
alaca entari yaptırdı. Ve babalarının bütün kardeşlerinden ziyâde onu sevdiğini<br />
kardeşleri gördüler; ve ondan nefret ettiler, ve ona tatlı söz söyleyemez­lerdi.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Ve Yusuf rüya görüp kardeşlerine bildirdi., bunun üzerine ondan daha<br />
ziyâde nefret ettiler. Ve onlara dedi: Rica ederini, gördüğüm bu rüyayı<br />
dinleyin; İşte, tar­lanın ortasında biz demetler bağlıyorduk, ve işte, benim<br />
demetim kalktı ve dikil­di, ve işte, sizin demetleriniz etrafını kuşatıp benim<br />
demetim İçin eğildiler. Ve kardeşleri ona dediler: Gerçek üzerimize kral mı<br />
olacaksın. Yahut gerçek üzeri­mizde hüküm mü süreceksin? Ve rüyalarından ve<br />
sözlerinden dolayı ondan daha ziyâde nefret ettiler. Ve yine Yusuf başka bir<br />
rüya gördü ve onu kardeşlerine an­latıp dedi: işte, bir rüya daha gördüm; ve<br />
işte güneş ve ay ve onbir yıldız bana e-ğildiler. Ve babasına ve kardeşlerine<br />
anlattı ve babası onu azarlayıp kendisine dedi: Bu gördüğün rüya nedir?<br />
Gerçekten ben, anan ve kardeşlerin yere kadar sana eğilmek için mi geleceğiz?<br />
Ve kardeşleri onu kıskandılar; fakat babası bu sözü yüreğinde tuttu.&#8221;<br />
(Tekvin, 37/2-11).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn10">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref10" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[10]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tefhim, II, 443.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 309-311.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn11">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref11" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[11]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: </span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn12">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref12" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[12]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tevrat&#8217;ta, kardeşlerinin YusuFu beraberlerinde<br />
götürmek için babalarını ikna etmelerinden söz edilmez. Aksine, Yusufu,<br />
kardeşlerinden ve sürüden haber ge­tirmesi için doğrudan Hz. Yakub (a.s.)&#8217;m<br />
gönderdiği ve onların onun hakkındaki komployu Yusuf kendilerine yaklaştığı<br />
sırada düşündükleri bildirilir. Buna göre, kardeşlerinin Şekem&#8217;de olduğunu<br />
bilen Yusuf, önce oraya gitmiş onları bulama­yınca karşılaştığı bir adamdan<br />
Dotan&#8217;da bulunduklarını öğrenerek oraya geçmiş­tir. Onun geldiğini gören<br />
kardeşleri, İşte bu sırada, ondan kurtulmak için başvu­racakları komployu<br />
hazırlamışlardır:</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">&#8221; Ve onu uzaktan gördüler ve kendilerine yaklaşmazdan önce, onu<br />
öldürmek için düzen kurdular. Ve birbirlerine dediler: İşte bu rüyalar sahibi<br />
geliyor. Ve şimdi gelin onu öldürelim ve onu kuyulardan birisinin içine atalım<br />
ve: Kötü bir canavar onu yedi deriz ve onun rüyaları ne olacak görürüz. Ve<br />
Ruben, işitip onla­rın elinden onu kurtardı ve dedi: Canına kıymayalım. Ve onu<br />
babasına geri gö­türmek üzere onların elinden kurtarsın dîye Ruben onlara dedi:<br />
Kan dökmeyin; onu çölde olan bu kuyuya atın, fakat ona el uzatmayın. Ve Yusuf<br />
kardeşlerinin yanına geldiği zaman, vaki oldu ki, Yusufun entarisini, üzerinde<br />
olan alaca enta riyî çekip çıkardılar; ve kendisini alıp kuyuya attılar. Kuyu<br />
boştu, onda su yok­tu.&#8221; (Tekvin, 37/18-24]</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn13">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref13" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[13]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Taberî, Tarih, I, 171; İbn Kesir, Tefsir, IV, 13.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn14">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref14" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[14]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/7-18. Hz. Yusufun atadığı bu kuyunun,<br />
Kudüs veya Ürdün&#8217;de Taberiyye civarında olduğu söylenir (Şevkânî, Tefsir, III,<br />
S vd.l.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn15">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref15" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[15]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bazı rivayetlerde, Hz. Yusuf (a.s.j&#8217;ı ucuz fiyata<br />
satanların, onu kuyudan çıkaran kervancılar olduğu bildirilir. Buna göre Yusuf<br />
bir defa olmak üzere Mısır kralının veziri veya maliye bakanı Aziz Potifar&#8217;a<br />
ucuz fiyata satılmıştır. Katâde&#8217;nin görüşü budur. Ancak îbn Abbas, Mücâhid ve<br />
Dahhâk, onun birincisi kardeşleri tarafın­dan kervancılara, ikincisi ise<br />
kervancılar tarafından Potifar&#8217;a olmak üzere iki defa satıldığı ve birincisinde<br />
onu ucuza satanların kardeşleri olduğu görüşündedirler. Âyette, onu<br />
önemsemedikleri için ucuz sattıkları ifadesinden hareket eden îbn Kesir de, bu<br />
görüşü tercih etmiştir. Çünkü, onu önemsemeyenlerin kervancılar olması<br />
durumunda, onu satın almalarının izahı zor olacaktır (Bkz. İbn Kesir, Tef­sir,<br />
IV, 16).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Taberî de aynı görüşü<br />
tercih etmiştir (Tefsir, XII, 174). Âlüsî, müfessirlerin ekseriyetinin bu<br />
görüşte olduğunu söyler [Tefsir, VI, 205; ayrıca bkz. Aydemir, Peygamberler,<br />
79).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Tevrat, Yusufu kuyuya<br />
attıktan sonra yemeğe oturan kardeşlerin, İsmaii oğullarına ait Mısır&#8217;a<br />
gitmekte olan bir kervanın geldiğini gördüklerinde, içlerin­den Yahuda&#8217;nm<br />
teklifiyle, Yusuf&#8217;u öldürmek vebalinden kurtulmak maksadıyla onu kuyudan<br />
çıkarıp kervancılara yirmi dirheme sattıklarını kaydeder. Onlar Yu­sufun alaca<br />
entarisini, kestikleri erkeç kanma buîayıp babalarına getirmişler, Yusufun<br />
kanlı entarisini gören Hz. Yakub, onlara inanmış, oğlunu kötü bir ca­navarın<br />
parçaladığını söylemiştir. Üstünü başını parçalayan ve günlerce yas tu­tan Hz.<br />
Yakub, kendisini teselli etmek isteyen oğul ve kızlarına, oğluna yaslı ola­rak<br />
kavuşmak istediğini belirtmiştir (Tekvin, 37/25-35).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Görüldüğü gibi, insanlar tarafından tahrif edilmiş olan Tevrat&#8217;ta<br />
verilen bu bilgilerle Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de anlatılanlar arasında bu konuda da<br />
önemli fark var­dır. Kur&#8217;ân-i Kerim&#8217;de Yusufu kuyudan çıkaranın kervan sucusu<br />
olduğu bildiri­lirken, Tevrat&#8217;ta onu kardeşlerinin çıkardığı söylenmiştir.<br />
Kur&#8217;ân&#8217;a göre Hz. Yakub çocuklarının yalanına İnanmazken, Tevrat&#8217;a göre onlara<br />
inanmış ve onlar­dan şüpheîenmemiştir.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn16">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref16" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[16]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/19-20.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn17">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref17" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[17]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Taberî, Tefsir, XII, 175; Salebi, US; İbn Kesir, Tefsir,<br />
IV, 17.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn18">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref18" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[18]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Taberî, bu âyette zikredilen hikmet ve ilmi, nübüvvet<br />
öncesi durum olarak değer­lendirir ve o anda kaç yaşında bulunduğu hakkında<br />
görüş belirtmekten kaçınır {Tefsir, XII, 178; Tarih, I, 174). İbn Kesir ise,<br />
hikmet ve İlim verilmesini nübüvve­tin verilmesi olarak açıklamıştır.<br />
Peygamberliğin verilmesi esnasında onun yaşı, İbn Abbas, Mücahid ve Katâdeye<br />
göre 33&#8217;tür (İbn Kesir, Tefsir, IV, 18).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn19">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref19" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[19]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/ 21-22.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 311-317.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn20">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref20" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[20]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Miraç gecesinde üçüncü<br />
gök semâsında karşılaştı­ğı Hz. Yusufun güzelliğini tasvir ederken<br />
&#8220;güzelliğin, yansının Yusuf ve annesine verildiğini&#8221; ifade etmiştir.<br />
(İbn Kesir, Tefsir, IV, 24).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn21">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref21" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[21]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Müfessirler arasındaki yaygın görüş, Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;m, &#8220;Doğrusu o benim efen­dim (rabbi), o bana güzel baktı.&#8221;<br />
derken, &#8220;rabbî/efendim&#8221; sözcüğünü Aziz Potifar için kullandığı<br />
şeklindedir. Ancak bazı müfessirlere göre, H2. Yusuf (a.s.), efen­dim manasına<br />
gelen &#8220;rabbî&#8221; kelimesiyle, Allah Teâlâ&#8217;yı kastetmiştir. Bu durumda o,<br />
&#8220;Rabbİm lûtfuyla beni iyi bir ahlâk ile yetiştirmiştir, onun haram kıldığı<br />
şeyi iş­lemem!&#8221; demek istemiştir (Zeccâc ve Ebu Hayyân bu görüşü tercih<br />
etmişlerdir, bkz- Şevkanî, Tefsir, III, 17; Alüsİ, Tefsir, VI, 213). Aynı<br />
görüşte olan Mevdûdî, Arapçada &#8220;rabb&#8221; kelimesi &#8220;efendi&#8221;<br />
anlamında kullanılsa da, burada Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m Allah&#8217;ı kastettiğini<br />
söylemiş ve diğer görüş mensuplarını şiddetle eleştir­miştir. O, görüşünü ispat<br />
sadedinde iki hususa işaret ederek şöyle demiştir:</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">&#8220;Birinci olarak, Allah&#8217;tan başkasını dikkate alarak günahtan<br />
çekinmesi, bir peygamberin izzetine yakışmaz. İkinci olarak, bir peygamberin<br />
Allah&#8217;tan başka biri için &#8220;Rabbim&#8221; hitabını kullanması hakkında<br />
Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de tek bir örnek yoktur. Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m, aynı sûrede 41, 42<br />
ve 50. âyetlerde Rabbinin Allah olduğunu söyleyerek mesajını saflaştırdığını ve<br />
kendi İtikadıyla Mısırlıların itikadım birbirinden ayırdığını görüyoruz. Diğer<br />
insanlar onlann Rabİeri olabiliyor iken, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın rabbi yalnızca<br />
Allah idi. Dolayısıyla âyete başka bir zaviyeden bakmak gerekir.<br />
&#8220;Rabbî&#8221; kelimesi, aynı zamanda &#8220;Rabbim&#8221; demek olduğuna<br />
göre, Hz. Yusuf (a.s.), Allah&#8217;ı kastetmiş olmalıdır. Hem sonra neden itikadına<br />
ters bir anlamı ihtiva edecek şekilde &#8220;efendim&#8221; demek istemiş<br />
olsun?&#8221; [Tefhim, 11,451).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn22">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref22" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[22]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/23-29. Tevrat, Hz.Yusuf (a.s.)&#8217;m,<br />
Firavun&#8217;un muhafız alayı kumandanı Potifar tarafından satın alındığını, onun<br />
Rab tarafından muvaffak kı­lındığını fark eden bu şahsın ona büyük değer<br />
verdiğini ve evinin her işini ona teslim ettiğini, bundan itibaren evinin<br />
bereketîendiğini bildirir. Daha sonra efen­disinin karısının Yusufa birlikte<br />
olma teklifinde bulunmasına geçer. Teklifi red­deden Hz. Yusuf (a.s.),<br />
efendisinin kendisine gösterdiği ilgiyi ve lütuflan hatırla­tır, asla ona<br />
ihanet etmeyeceğini, ayrıca bu kötülüğü yapmak suretiyle Allah&#8217;a is­yan<br />
edemeyeceğini söyler. Bu böyle devam ederken bir gün ikisi evde yalnız ka­lınca<br />
kadın teklifini tekrarlar. Hz. Yusuf (a.s.) kaçınca peşinden koşup gömleğini çekip<br />
yırtar ve gömleği eline alır. Halbuki Kur&#8217;ân&#8217;da gömleğin Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın<br />
sırtından çıkması gibi bir durum yoktur.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Gömleği elinde kalan<br />
Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın hâlâ kaçmaya devam ettiğini gören kadın, hizmetçilerini<br />
çağırıp, onun kendisine saldırdığını, yüksek sesle bağırınca da kaçtığını<br />
söyler. Gömleği kocası gelinceye kadar yanında tutar. Bu işe son de­rece kızan<br />
kocası, ona inanarak Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı zindana attırır (Tekvin, 39/1-21).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Talmud&#8217;da ise, suçlamaları dinleyen Potifar&#8217;m, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı<br />
kamçılattığı, daha sonra yırtık elbise üzerinde yapılan tahkikat üzerine onu<br />
suçsuz bulduğu zikredilir (Mevdüdî, Tefhim, II, 455, H. Plano, The Talmud<br />
Selections, s.81 vd.&#8217;den naklen). Kur&#8217;ân-ı Kerim&#8217;de anlatılanların zıddına olan<br />
bu bilgiler, söz konusu ki­taplar üzerindeki tahrifatın kesin debileridir.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn23">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref23" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[23]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tefsir, IV, 266. Bu konuda uydurulduğu açık olan bâzı<br />
rivayetler ve tenkidi için bkz. Aydemir, Peygamberler, 83-90.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn24">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref24" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[24]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Buhâri, Ezan, 36, Zekât, 16; Müslim, Zekat, 91;<br />
Tirmizî, Zühd, 53.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn25">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref25" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[25]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Buharı,<span>   </span>Rikak,<br />
31; Müslim, İman, 203.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn26">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref26" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[26]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Meâlimü&#8217;t-tema (Tefsir), (nşr. Halid el-Ak-Mervan<br />
Suvar), Beyrut 1407/1987, II.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn27">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref27" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[27]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 317-322.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn28">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref28" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[28]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/30-35.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn29">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref29" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[29]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tefhim, II, 456.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn30">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref30" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[30]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> FiZılûl, XII, 216.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn31">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref31" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[31]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 322-325.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn32">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref32" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[32]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tekvin, 39/22-23.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn33">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref33" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[33]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi,<span> <br />
</span>12/36-42. Bazı müfessirler, 42. âyette geçen &#8220;Fakat şeytan, ona,<br />
Yusuf&#8217;un söylediklerim efendisine hatırlatmayı unutturdu&#8221; ifâdesindeki<br />
zamirlerle sakinin değil Hz. Yusufun kastedildiğini ileri sürerek,<br />
&#8220;Şeytan, Yusuf&#8217;a rabbini anmayı ve kurtuluşu O&#8217;ndan İstemeyi<br />
unutturdu.&#8221; şeklinde anlamışlardır. Buna göre Hz. Yusuf, zindandan<br />
kurtulmak için Allah&#8217;a yalvarmak yerine, sakisi vası­tasıyla kralın yardımını<br />
istemiş olmaktadır. Bu yüzden Allah, onu bir müddet daha zindanda tutmakla<br />
cezalandırmış, onun hapis hayatını uzatmıştır. Bu gö­rüşte olan müfessirler,<br />
İddialarını deliüendirmek için bir hadis naklederler. Hadis olarak aktarılan bu<br />
sözde Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: &#8220;Eğer Yusuf pey­gamber bu<br />
sözlerini söylememiş olsaydı, yıllarca zindanda kalmazdı.&#8221; (Taberî,<br />
re/sır, XII, 223, Tarih, I, 177). Meşhur müfessirlerden İbn Kesir ise, rivayet<br />
zinci­rindeki ravİlerden ikisinin güvenilir olmaması sebebiyle bu sözün hadis<br />
olarak kabulünün mümkün olmadığını söylemektedir (Tefsir, IV, 29.) îbn Kesİr&#8217;in<br />
sözle­rini az bulduğu anlaşılan Mevdûdî de, şu ilaveyi yapmaktadır:<br />
&#8220;Bırakalım rivaye­tin hadis tenkidi açısından zayıflığını, bu söz<br />
sağduyuya da aykırıdır. Haksızlığa uğramış böyle bir kimse, kurtulmak için<br />
birtakım yollara başvuruyorsa, bu, onun Allah&#8217;ı unutması, O&#8217;na dayanmaktan<br />
vazgeçmesi demek değildir.&#8221; [Tefhim, II, 465 ) Süleyman Ateş de, cümledeki<br />
iki zamirin zindandan çıkan gence ait olduğu gö­rüşünün daha uygun olduğunu,<br />
Tevrat&#8217;taki bilginin de bunu desteklediğini ve yi­ne zulümden kurtulmak için<br />
Allah&#8217;tan başkasından yardım dilemenin günah ol­madığını belirttikten sonra,<br />
45. âyetteki &#8220;bir süre sonra hatırladı&#8221; cümlesinin de, unutan şahsın<br />
Yusuf değil zindan arkadaşı olduğunu gösterdiğini söyler {Çağdaş Tefsir, IV,<br />
399).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Tevrat, zindan<br />
arkadaşlarının gördüğü rüyaları ve Hz. Yusufun bu rüyaları tabirini ve bu<br />
tabirin üç gün sonra aynen ortaya çıktığını, Kur&#8217;ân&#8217;a göre daha ge­niş bir<br />
şekilde anlatır (Tekvin, 40/ 1-23). Ancak, Hz. Yusufun rüya tabirine geç­meden<br />
önce, bu iki şahsı dinine davet maksadıyla yapmış olduğu önemli konuş­maya yer<br />
vermez ve hemen kralın gördüğü rüyaya geçer. Bu konuşma Talmud&#8217;da da yoktur. Bu<br />
yüzdendir ki, Ehl-i Kitap, kitaplarında Hz. Yusufun peygamberliğini açıkça<br />
ortaya koyan bu ifadeler bulunmadığı için, Hz. Yusufu bir peygamber olarak<br />
değil, bir hekim, bir muttaki kişi olarak kabul ederler. Hatta Papaz Rodwel,<br />
Hz. Yusufun konuşmasını aktaran bu âyetleri, Tevrat&#8217;ta bulun­madığı gerekçesiyle<br />
inkâra yeltenmiş, bunların kendi düşünce ve kanâatlerini Hz. Yusufun ağzından<br />
ifade etmek isteyen Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından uydu­rulduğu iftirasını<br />
ortaya atmıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bu hususa işaret eden<br />
Mevdûdî, Hz. Yusufun yapmış olduğu bu konuşmanın telkin ettiği hususları tek<br />
tek ele almıştır. îslâmî tebliğ metodunda önemine binâ­en, onun açıklamalarını,<br />
özet olarak, aktarıyoruz:</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:8pt;">1.</span></b><span style="font-size:8pt;"> Bu konuşma,<br />
Hz. Yusufu hakkı tebliğe başlamış gösteren ilk vesikadır. Bundan Önce Kur&#8217;ân-ı<br />
Kerim, hayatının çeşitli dönemlerinden bahsederken, onu, manevî derecesi yüksek<br />
biri olarak takdim etmiş, fakat ilâhî mesaja muhatap ol­duğunu ve bunu tebliğ<br />
ettiğini gösteren hiçbir imada bulunmamıştı. Bundan açık olarak çıkan sonuca<br />
göre, bu dönemler birer hazırlama dönemiydi ve nübüvvet kendisine zindanda<br />
verilmişti; dolayısıyla söz konusu konuşma, bir peygamber sıfatıyla yaptığını<br />
bildiğimiz ilk konuşmadır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:8pt;">2.</span></b><span style="font-size:8pt;"> İkinci<br />
olarak, bu konuşma, Hz. Yusufun kimliğini başkalarına açıkladığı ilk<br />
konuşmadır. Bundan önce de şüphesiz üstün ahlâk, iffet ve sabır sahibi biri­dir;<br />
ancak ataları olan İbrahim, îshak ve Yakub peygamberlerle olan münasebe­tini<br />
açıklamamıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Muhtemelen o, bu<br />
dönemde de, Allah tarafından seçilip görev Öncesi eğitildi­ğinin farkındaydı.<br />
İnsanları, isimleri geçen ve aynı zamanda ataları olan peygam­berlerin dinîne<br />
çağırmaya ve onların bir devamı olduğunu söylemeye ise, pey­gamberlik görevine<br />
getirildikten sonra başladı.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:8pt;">3.</span></b><span style="font-size:8pt;"> Hz. Yusufun<br />
bu konuşması, tebliğ metodu açısından da önemlidir: Rüyala­rını yorumlatmak<br />
isteyenİerin taleplerini<span>   </span>bir vesile<br />
olarak kullanmış, önce rüya yorumu kabiliyetinin kaynağını açıklamış, daha<br />
sonra, inandığı hakikati tebliğ etmekte güçlü bir istek duyduğunu gösteren bir<br />
şekilde, konuşmasının seyrini, nakletmek istediği mesajın yönüne çevirmiştir.<br />
Mesajını aktarırken de onları u-sandıncı bir tavır takınmamış,<span>  </span>sâdece dikkatlerini canlı tutacak gerçekleri<br />
ak­tarmıştır. Tebliğde gözetilmesi gereken sırayı gözetmek suretiyle önce<br />
tevhid ile şirkin farkına işaret etmiş, mesajını aklî bir tarzda sunarak<br />
verdiği örneklerle muhataplarım<span> <br />
</span>etkilemiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><b><span style="font-size:8pt;">5.</span></b><span style="font-size:8pt;"> Bu<br />
konuşmanın işaret ettiği diğer bir gerçek de, Yusufun (a.s.}, bu hâdise­den<span>  </span>sonra<span> <br />
</span>zindanda<span>  </span>geçirdiği yılları<span>  </span>tebliğ yolunda<span>  </span>değerlendirmiş<span>  </span>olmasıdır.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Çünkü, peygamberlik<br />
görevi verildikten sonra, vaktini tebliğsîz geçirmesi<span>   </span>müm­kün değildir {Tefhim, II, 461-463).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit,<br />
Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 325-328.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn34">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref34" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[34]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/43-49.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 330-331.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn35">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref35" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[35]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Rasülullah (s.a.v.), Hz. Yusufun, hükümdar tarafından<br />
çağırıldığında, mahkeme yoluyla suçsuzluğu ve haksız yere tevkif edildiği<br />
tespit edilmeden yedi yıldır kal­makta olduğu zindandan çıkmayacağını<br />
seslemesini takdirle karşılamış, onun sarsılmayan irâde ve metanetini şöyie<br />
övmüştür:</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">&#8220;Eğer ben, Yusuf&#8217;un uzun zaman kaldığı kadar zindanda kalsaydım,<br />
saraydan davet edilince muhakeme istemeden hemen icabet, ederdim.&#8221;<br />
(Tecrid-i Sarih Tercemesi, IX, 130).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn36">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref36" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[36]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/50-53. Bazı müfessirler, 52 ve 53.<br />
ayetlerdeki, &#8216;Bunu, gıyabında kendisine ihanette bulunmadığımı eski efendim<br />
Aziz&#8217;in bilmesi için yaptım. Zâten Allah, hâinlerin tuzağım boşa çıkarır.<br />
Bununla beraber nefsimi temize çıkaramam. Çünkü rabbimin acıyıp koruduğu hariç,<br />
nefis kötülüğü şiddetle emredicidir. Şüphe­siz rabbim, çok bağışlayan, çok<br />
merhamet edendir.&#8221; bu sözlerin, Hz. Yusuf a değil, suçunu itiraf eden Aziz<br />
Potifar&#8217;ın karışma ait olup suçunu itirafının devamı oldu­ğunu kabul<br />
etmişlerdir. Bu görüşte olan İbn Kesir, bu kanaatin hem daha meş­hur hem de kıssanın<br />
gelişimine ve sözün siyakına daha uygun olduğunu belirtir {Tefsir, IV, 33 ).<br />
Buna göre, 52. âyette gıyabında kendisine hainlik edilmemesin­den bahsedilen<br />
şahıs Aziz değil Hz. Yusuftur. Aziz&#8217;in. karısı, &#8220;Bu itirafım, Yu­suf&#8217;un,<br />
gıyabında, kendisine ihanet etmediğimi bilmesi içindir&#8230;&#8221; diye başladığı<br />
sözlerini 53. âyetteki tevbe ve istiğfar ifâdeleriyîe tamamlamıştır.<br />
Müfessirlerden bâzıları, bu sözlere bakarak, kadının o sırada Hz. Yusufa iman<br />
ettiğini de söyle­mişlerdir (Bkz. Elmalılı, V, 55;<span>   </span>Seyyid Kutup, FıZilal, VIII, 414).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Muhakeme ve<br />
konuşmaların seyrinden hareket eden Süleyman Ateş de, bu sözlerin kralın<br />
huzurunda söylendiğine, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın İse o sırada zindanda olduğuna<br />
işaretle, söz sahibinin kadın oiduğu görüşünü benimser. Âyetlerde bu sözlerin<br />
daha sonra söylendiğini gösteren bir işaretin bulunmayışını delil gösterir.<br />
{Çağdaş Tefsir, IV, 400).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bu iki âyetteki sözlerin o ikisinden hangisine ait olduğu meselesi,<br />
müfessirler arasında çözülemeyen bir husus olarak kalmıştır. Her iki görüşü<br />
savunanlar çe­şitli deliller getirmîşierdir. Bu sözlerin Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a ait<br />
olduğunu kabul eden­lerden Mcvdüdî, dü kuraİlan ve konunun akışından ziyâde<br />
sözlerin muhtevasını dikkate alarak, bu sözlerin ancak iman etmiş birine ait<br />
olabileceğini söyler ve ka­dının o sırada iman etmiş olduğunu gösteren bir<br />
delilin bulunmadığına dikkat çeker. Ona göre konuşma, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a aittir<br />
ve henüz zindanda bulunduğu sırada soruşturma sonucunu duyduğu anda söylemiştir<br />
{Tefhim, II, 470). Klasik müfessirlerden Taberî, Beğâvî ve Zemahşeri de bu<br />
görüştedir. Modern müfessir­lerden M. Esed de bu görüşü tercih etmiş, Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;m insan nefsinin insa­nı kötülüğe sürükleyebileceğine dair, insanın<br />
fıtratındaki bu zayıflığı dile getiren sözlerini, &#8220;bizzat bu zayıflığı<br />
yenmesini bilmiş birinin tevazuunu yansıtan yüce gö­nüllüce sözler&#8221; olarak<br />
değerlendirmiştir {Kur&#8217;ân Mesajı, 467). Şevkânî ise, müfes-sirlerin ekserisinin<br />
bu görüşte olduğunu söyler {Tefsir, III, 34).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn37">
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref37" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[37]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusufun güçlü zekası, engin ilmi ve üstün ahlâkından<br />
etkilenmiş olduğu anlaşı­lan bu kral, bâzı rivayetlere göre Müslüman olmuştur<br />
(Taberî, Tarih, I, 173; Salebi, 117; İbn Kesir, Tefsir, IV, 34).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Suriye ve Filistin<br />
tarafından Mısır&#8217;a giren Sâmî asıllı bir kabile olan Hiksoslar, XV ve XVI.<br />
Hanedan zamanında Mısır&#8217;da hüküm sürmüş yabancı bir hanedandır. Delta&#8217;nın<br />
doğusunda kalan Avaris şehrini başkent edinmişler, zamanla Orta Mı­sır&#8217;ı da<br />
hâkimiyetleri altına almışlardır. Asya kökenli Sâmî ırka mensubiyetleri ve<br />
Barbar bir toplum oldukları bilinen Hiksoslar tarihçilerin ekseriyetine göre<br />
Araptır. Çoban krallar olarak da isimlendirilen bu hanedanın Fenikeli oldukları<br />
da söylenir. Bu arada onların Türk asıllı olduğunu ileri süren tarihçiler de<br />
vardır. Yusuf Ziya Özer&#8217;e göre Mısır&#8217;da bir asırdan fazla hüküm süren ve XVII.<br />
Hane-dan&#8217;m başlangıcında Mısır&#8217;dan çıkarılan Hiksoslar, Türk asıllı olup Sas<br />
kabilesi­ne mensuptur (Mısır Tarihi,178-179).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Tarihçiler, Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;m Mısır&#8217;a bu hanedan zamanında geldiğinde müt­tefiktirler. Ancak hangi<br />
firavun zamanında geldiği hususu ihtilaflıdır. Mısırlı ar­keolog Ahmed Yusuf<br />
Ahmed, onun XVI. Haneden firavunlarından İ-Apopi/Apopis zamanında (M.Ö.<br />
1585-1542] geldiğinin kesinleştiğini, o dönemden kalma bir mezar taşında, Fûtî<br />
Fâri&#8217;ismini gördüğünü, bu İsmin Hz. Yusuf (a-S.)ı satın alan Aziz Potifar<br />
olduğunu belirtir. Yine XVII. Hanedan&#8217;dan bahseden bâzı kitabelerde, bu<br />
dönemden önce Mısır&#8217;da çıkan bir kıtlıktan bahsedildiğini hatırla­tarak, bu<br />
kıtlığın Kur&#8217;an ve Tevrat&#8217;ta bahsedilen kıtlık olduğunu söyler (bkz. Neccâr,<br />
239).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın<br />
görev talebinde bulunması ve getirildiği görevin mahiyeti üzerinde çeşitli<br />
görüşler ileri sürülmüştür.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Elmalıh, bu konuda<br />
şöyle der: &#8220;Bunda adalet ve hakkı hâkim kılma ile şer! hükümleri<br />
uygulayabileceğini bilen bir kimse için, emirlik ve idareciliği talep et­me ve<br />
idareciliğe kabiliyetini açıklamanın caiz olduğuna ve hattâ hakkı hâkim kılmaya<br />
ve halkı idareye başka suretle yol olmadığı takdirde kâfirden bile görev ve<br />
salâhiyet almanın caiz olacağına delil vardır, denilmiştir. Fakat âyette, bu me­likin<br />
küfrüne dair delil yoktur; bilakis, büyük müfessir Mücahid&#8217;den Müslüman olduğu<br />
rivayet edilmiştir.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Bir de, &#8216;Beni ülke<br />
hazinelerinin üzerine memur tâyin et&#8217; diyen Hz. Yusuf (a.s.), kraldan tam yetki<br />
istemiştir. Bu surette ise bâzı müfessirlerin dedikleri gibi, kral, Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;ın görüş ve hükmüne tâbi olmuş demektir. Binaenaleyh bu suret­le, görevi<br />
kabul sorumluluğu, doğrudan ahkâmı yürütme sorumluluğuna râci o-lur. Talep<br />
meselesine gelince, fıkhı şudur: Ehil olmayanlara, görev haramdır, gö­rev<br />
vermek de haram, istemek de, kabul etmek de haramdır. Ehil olanlara ise, kabul<br />
caiz, talep mekruhtur. Ancak o işe ondan başka ehil kimse bulunmadığı belli<br />
olmuşsa o vakit talep vacip bile olur. İşte bir peygamber olan Hz. Yusuf<br />
(a.s.|, Allah tarafından görevlendirilmiş olduğu şer7! ahkâmı uygulamak, hak ve<br />
adaletin icrasına bir vesile bulmak İçin, bu talep ile, o vecibenin ifasına<br />
koşmuş­tur.&#8221; (Hak Dini, V, 58-59).</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Konuyu geniş bir<br />
şekilde ele alan Mevdûdî, ilgili âyette gündeme gelen önemli sorulara cevap<br />
aramıştır: Onun tespitine göre ilk soru, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın krala yaptığı<br />
teklifin mâhiyeti hakkındadır. Ona göre, bu talep ve kabul, öncesi olma­yan bir<br />
iş değil aksine, tevazuda, doğrulukta, önsezide, iffette, güvenilirlikte, zekâ<br />
ve anlayışta kendisini ispat etmiş ve üike kaynaklarının tasarruf ve korunma­sında<br />
eşsizliğini ortaya koymuş bir şahsın talebi; ve onun bütün bu kabiliyetleri­ni<br />
devlet erkanıyla birlikte yakından müşahede etmiş bir hükümdarın kabulü­dür.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">İkinci soru, Hz. Yusuf<br />
(a.s.)&#8217;m üslendiği görevin ne olduğudur. Mevdüdî, ona verilen görevin, bîr<br />
Maliye bakanlığı, Hazine müsteşarlığı veya Kıtlık dönemi da­nışmanlığı türünden<br />
bir memuriyet değil, tüm yönetimin ellerine teslim edildiği mutlak bir otorite<br />
olduğuna inanır. Ona göre, Yusuf süresinde onun tahta otur­ması ve kendisine<br />
meliklik verdiği için Allah&#8217;a şükretmesi (âyet.lOl), yine kendi­sine melik<br />
denmesi (âyet, 72), ülkede tam tasarruf sahibi olduğunun ifade edil­mesi (âyet,<br />
56 }, bunu açıkça gösterir. Tevrat ve Talmud&#8217;taki bâzı bilgiler de bunu<br />
destekler.</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Üçüncü bir soru, Hz.<br />
Yusuf (a.s.)&#8217;m hedefi hakkındadır. Hizmetlerinden mak­sadı, küfür ehline ait<br />
bir devletin kanunlarına tabi olmak ve onları güçlendirmek midir, yoksa yürütme<br />
gücünü kullanarak dinini hayatın tüm safhalarına hâkim kılmak mıdır? Bu soruya<br />
en güzel cevabın ünlü müfessir Zemahşeri tarafından verildiğini söyler ve onun<br />
şu sözlerini aktarır: &#8220;Hz. Yusuf (a.s.) ülkenin kaynakla­rını benim<br />
tasarrufuma verin şeklindeki teklifini yaptığı zaman onun niyeti, Allah&#8217;ın<br />
hükümlerini yürürlükte kılmak, hak ve adaleti tesis etmek ve tüm peygamberler<br />
gi­bi görevini icra etmek üzere iktidar fırsati kollamaktı. Yoksa, tahta<br />
geçmeyi, salta</span></p>
</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">nat<br />
sürmek sevdası için yahut dünyevî arzularım ve hırslarım tatmin için isteme­mişti.<br />
Böylece bir talepte bulundu; çünkü bu işi icra edebilecek bir başkasının bu­lunmadığım<br />
gayet iyi biliyordu.&#8221; {Geniş bilgi İçin bkz. Tefhim, II, 471-473; ayrıca<br />
bkz. Şevkânî, Tefsir, III, 35).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn38">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref38" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[38]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/54-57.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 331-336.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn39">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref39" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[39]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/58-62. Tevrat, Kur&#8217;â-ı-ı Kerim&#8217;den<br />
farklı olarak, Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ın huzuruna giren kardeşlerinin, onun önünde<br />
yere kapandıklarını, Hz. Yu­suf (a.s.)&#8217;m ise onları azarlayıp onları<br />
memleketinin çıplaklığını görmek üzere ge­len casuslar olmakla suçladığını, bu<br />
suçu reddetmelerine rağmen onları suçla­maya devam ettiğini bildirir. Ayrıca<br />
Firavun adına yemin ederek, küçük kardeşle­rini getirmedikleri takdirde<br />
Mısır&#8217;dan ayrılmalarına izin vermeyeceğini söylediğini ve İçlerinden birini<br />
rehin olarak yanında alıkoyduğunu zikreder (Tekvin, 42/1-25).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 336-338.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn40">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref40" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[40]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bu konudaki görüşler için bkz. Taberi, Tarih, 1, 180;<br />
Kurtubî, Tefsir, IX, 226-229; İbn Kesir, Tefsir, IV, 38; Kasasu&#8217;l-enbiyû, I,<br />
295; Salebİ,131; Mevdûdî, Tefhim, II, 479 ; Ateş, Tefsir, III, 1344.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn41">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref41" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[41]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/63-68. Buradaki son âyette<br />
&#8220;insanların çoğunun bilmediği şeklinde ifade edilen husus, Hz. Yakub<br />
(a.s.)&#8217;m &#8220;tedbir ile Allah&#8217;a tevekkül&#8221; asa­sında kurduğu dengedir. O,<br />
Allah&#8217;ın kendisine verdiği gerçek bilgi sayesinde akl-ı selimin gerektirdiği<br />
bütün tedbirlere başvurmuş; önceden Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a yap­tıklarını<br />
hatırlatarak, onları Bünyamin hakkında aynı şeyi yapmaktan sakındır­mış ve onu<br />
koruyacaklarına dair kesin bir söz almıştır. Aynı şekilde tehlikeye mâ­ruz<br />
kalmamaları için Mısır&#8217;a ayn kapılardan girmelerini emretmiştir. Sonra da Al­lah&#8217;a<br />
tevekkül etmiş, bir taraftan kula düşenin tedbir almak olduğunu hatırlat­mış,<br />
diğer yandan da hiçbir beşerî gücün Allah&#8217;ın takdirini değiştiremeyeceğini,<br />
gerçek himayenin ancak Allah&#8217;ın himayesi olduğunu ve O&#8217;na sığınmak gerektiğini<br />
açıklamıştır.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 338-340.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn42">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref42" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[42]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: </span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn43">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref43" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[43]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Taberî, Tarih, I, 182.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn44">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref44" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[44]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Kardeşlerinin, Hz. Yusuf (a.s.J&#8217;ın da önceden<br />
hırsızlık yaptığını söylemesini, ona yapılmış bir iftira olmayıp, çocukluğunda<br />
yaptığı küçük bir hırsızlığa işaret ola­rak düşünenler olmuştur. Bu konuda<br />
aktarılan rivayetlerde, onun çocukluğunda anne tarafından dedesine ait bir putu<br />
çalıp kırdığından veya ondan ayrılmak is­temeyen halasının onu kendisine köle<br />
edinmek maksadıyla, Hz. İshak (a.s.)&#8217;dan kalma kuşağı Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m beline<br />
bağlayıp, daha sonra da onu kuşağı çal­makla itham ettiğinden ve şeriatları<br />
gereğince onu köle edindiğinden bahsedil­miştir (Bu rivayetler için bkz.<br />
Taberî, Tarih, I, 170, 182; Kurtubî, Tefsir, IX, 239; İbn Kesir, Tefsir, IV,<br />
40-41 ).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn45">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref45" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[45]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Elmalıh, burada Allah tarafından Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;a<br />
öğretilen tedbir hakkında şöyle der: &#8220;Yani Yusuf için bu acîb tedbiri<br />
Allah takdir ve tertip etti, ona, onu Al­lah vahiy ve talim eyledi de kardeşini<br />
alıkoymak için fetvasını kardeşlerine ver­dirdi ve bu suretle babasının<br />
şeriatını Mısır&#8217;da tatbik yolunu açtı. Allah bir şeyi murad edince, sebeplerini<br />
hazırlar. Onun için bir taraftan Yusufa O şekli talim edip kardeşlerinin<br />
hakemliğine müracaat ettirdiği gibi diğer taraftan kardeşlerine de İşi<br />
sezdirmeyerek ol veçhile cevap ve hüküm verdiriverdi.&#8221;<span>  </span>(Hak Dini, V, 78).</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn46">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref46" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[46]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf suresi, 12/69-82. Tevrat&#8217;ta, bu ikinci gemlen<br />
masında kardeşinin Bunyanuni aJmadan gûmeme hususundaki ararları üzerine,<br />
kimliğini açıklayan ve onlara kırgm ohnadığmı söyleyen Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m,<br />
kralın da bilgisi dahilinde, babasın, ve ailesini M.sır&#8217;a getirmeleri için<br />
arabalar gönderdiği söylenir (Tekvin, 45-47.)</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 341-344.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn47">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref47" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[47]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/83-87.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 344-345.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn48">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref48" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[48]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/87-93.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 345-347.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn49">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref49" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[49]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/94-98. Tevrat&#8217;a göre, oğuiianmn<br />
kendisine Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;m yaşadığını ve Mısır ülkesinin hâkimi olduğunu<br />
söylemeleri üzerine, Hz. Yakub (a.s.), onlara inanmamış, aksine gönlünü<br />
bayıltıcı bir keder kaplamıştır. Ancak Hz. Yusuf (a.s.)&#8217;ı getiren kervanı<br />
görünce sevinmiştir (Tekvin, 45/26-27).</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 347-348.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn50">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref50" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[50]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Onların şeriatinde insan İçin secdeye kapanmanın caiz<br />
olduğunu bildiren riva­yetler de nakledilmiştir (bkz. İbn Kesir, Tefsir, İV,<br />
50). Yine, İbn Abbas&#8217;tan, önün­de secdeye kapanılan şahıs için kullanılan<br />
&#8220;O&#8221; zamiriyle Allah&#8217;ın kastedildiği; çünkü bir peygamberin, anne ve<br />
babasının kendi önünde secde etmelerine izin vermesinin peygamberlere yakışan<br />
bir Ö2ellik olmadığı şeklinde görüş nakledil­miştir (Râzi&#8217;nin İbn Abbas&#8217;tan<br />
naklettiği bu rivayet için bkz. Muhammed Esed, Kur&#8217;ân Mesajı, 479</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn51">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref51" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[51]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/99-101.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn52">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref52" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[52]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Kurtubî, Tefsir, IX, 268.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn53">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref53" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[53]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Göst. yer.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn54">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref54" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[54]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Mevdûdî, Tefhim, II, 493.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn55">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref55" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[55]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Çıkış, 12/37-38.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn56">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref56" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[56]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Sayılar, 15/15-16.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 348-351.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn57">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref57" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[57]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Tekvin, 41/45-50.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn58">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref58" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[58]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Bkz. Taberi, Tarih, I, 178; İbn Kesir, Tefsir, IV, 34;<br />
Salebi, 128. Kurtubî, onun çocukları hakkında bilgi verirken, iki oğlu ve bir<br />
kızının İsimlerini vermiş; ancak onların annelerinden bahsetmemiştir (Tefsir,<br />
9, 270). Bunun sebebi, Hz. Yusuf ;î<span>  <br />
</span>(a.s.)&#8217;m hanımı hakkındaki rivayetlere güvensizlik olmalıdır.</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 351.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn59">
<p class="MsoFootnoteText"><a href="#_ftnref59" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[59]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 351-352.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn60">
<p class="MsoFootnoteText"><a href="#_ftnref60" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[60]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 352.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn61">
<p class="MsoFootnoteText"><a href="#_ftnref61" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[61]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan<br />
Yayınları: 352-353.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn62">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref62" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[62]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf süresi, 12/102-107.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn63">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref63" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[63]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> İbn Kesir, Tefsir, IV, 61.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn64">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref64" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[64]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Yusuf sûresi, 12/110-111.</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn65">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref65" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[65]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> En&#8217;am sûresi, 6/84</span></p>
</p>
</div>
<div id="ftn66">
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><a href="#_ftnref66" title=""><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;"><span><span class="MsoFootnoteReference"><span style="font-size:8pt;font-family:'Times New Roman';">[66]</span></span></span></span></span></a><span style="font-size:8pt;"> Mü&#8217;min sûresi, 40/34</span></p>
</p>
<p class="MsoFootnoteText" style="text-align:justify;"><span style="font-size:8pt;">Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 353-355.</span></p>
</p>
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/hz-yusuf-as-hayati/6682">HZ. YUSUF AS HAYATI</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
