<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kafiye arşivleri - Fasih Arapça</title>
	<atom:link href="https://fasiharapca.com/category/klasik-arapca-dersleri/kafiye/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://fasiharapca.com/category/klasik-arapca-dersleri/kafiye</link>
	<description>arapça sarf nahiv dil bilgisi yasin suresi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 06 Jul 2018 21:57:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	

<image>
	<url>https://fasiharapca.com/wp-content/uploads/2025/04/cropped-favicon-fasih-1-32x32.png</url>
	<title>Kafiye arşivleri - Fasih Arapça</title>
	<link>https://fasiharapca.com/category/klasik-arapca-dersleri/kafiye</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kâfiye’ye Giriş</title>
		<link>https://fasiharapca.com/kafiyeye-giris/307884</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jul 2018 21:57:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/kafiyeye-giris/307884</guid>

					<description><![CDATA[<p>أَبْتَدِىُ أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم. اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى رَسُلِنَا مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ اَجْمَعِينَ. هَذَا الْكِتَابُ الْكَافِيَةِ فِي النَّحْوِ أَبْتَدِىُ başlıyorum, أَعُوذُ ben sığınırım, بِاللهِ Allaha, مِنَ الشَّيْطَانِ şeytandan, (öyle şeytan ki), الرَّجِيمِ recm (taşlanmış) edilmiş. بِسْمِ اللهِ Allahın ismi ile, (öyle Allah ki); الرَّحْمَنِ &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/kafiyeye-giris/307884">Kâfiye’ye Giriş</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">أَبْتَدِىُ أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيم. اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى رَسُلِنَا مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ اَجْمَعِينَ. هَذَا الْكِتَابُ الْكَافِيَةِ فِي النَّحْوِ</h3>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt">أَبْتَدِىُ başlıyorum, أَعُوذُ ben sığınırım, بِاللهِ Allaha, مِنَ الشَّيْطَانِ şeytandan, (öyle şeytan ki), الرَّجِيمِ recm (taşlanmış) edilmiş. بِسْمِ اللهِ Allahın ismi ile, (öyle Allah ki); الرَّحْمَنِ rahman, الرَّحِيم ve rahimdir. اَلْحَمْدُ hamd, لِلهِ Allahadır. رَبِّ الْعَالَمِينَ Alemlerin rabbi olan Allahadır. وَ الصَّلاَةُ ve salat (destekleme), وَ السَّلاَمُ ve selam,  عَلَى رَسُلِنَا elçimiz üzerine, مُحَمَّدٍ Muhammed’in üzerine, وَ آلِهِ اَجْمَعِينَ ve onun (Muhammed’in) âl’inin (ailesinin) tamamının üzerine olsun. هَذَا işte bu, الْكِتَابُ kitab, ne kitabı? الْكَافِيَةِ kafiye adında bir kitab. Ne hakkındadır; فِي النَّحْوِ nahiv ilmi hakkındadır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Metnin Toplu Manası;</strong> Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla, taşlanmış şeytandan yine Allaha sığınarak başlıyorum; Hamd, Alemlerin rabbi Allahadır. Ve salat ve selam elçimiz Muhammed resulullah’a ve onun âlinin cemisine olsun.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt">Bu kafiye kitabı nahiv ilmi hakkındadır. هَذَا ism-i işareti ile bahsedilen, musannıfın zihninde hazır bulunan nahiv kaideleridir. Musannıfın zihninde bu nahiv kaideleri gayet açık bir vaziyettedir ki kendisi sanki gözle görülür gibi müşahede edilmiştir. كِتَابٌ kelimesi, 6 tane olan sülasi mücerred babların birincisi olan فَعَلَ – يَفْعُلُ veznindedir ve كَتَبَ – يَكْتُبُ olarak mevzun olur. كِتَابٌ kelimesinin lügat manası; Yazmak ve cem etmek manalarındadır. كِتَابٌ kelimesinin ıstılahi manası ise; Hangi konu üzere olursa olsun, bahsedilen meselelerin (sorguların) bir araya gelmesidir. Zaten ıstılah ile lügat mana arasında her zaman bir münasebet vardır. Burada ise كِتَابٌ kelimesi ıstılahi manada kullanılmıştır yani nahiv ile ilgili olan her konunun toplanması ve bir bütün haline gelmesini içerir. Musannıfın da yaptığı budur. كَافِيَةٌ kelimesine gelince; Sülasi mücerred olan 6 babın ikincisi olan فَعَلَ يَفْعِلُ vezninde nakıs (mutel ul-fa) bir fiil olan كَفَى – يَكْفِى mazi – muzari fiillerinden gelen bir ismi-i faildir. Yetici, yeten, kifayet edici demektir. Bu ibarenin manası göz önüne getirilince, Musannıf telif etmiş olduğu bu kitabın bahsedilen nahiv konularında talebeye kifayet edeceğini düşündüğünden bu ismi vermiştir. Fakat bu كَافِيَةٌ lafzı kitaba isim yapıldığından, kafiye kitabı denildiğinde aklımıza “yeten” manası değil de, bu kitabın ilk kelimesinden (…اَلْكَلِمَةُ لَفْظٌ) son kelimesine (تُقْلَبُ اَلِفًا…) kadar olan kısım gelmelidir.</span></p>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/kafiyeye-giris/307884">Kâfiye’ye Giriş</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelime ve Kısımları</title>
		<link>https://fasiharapca.com/kelime-ve-kisimlari/307873</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:36:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/kelime-ve-kisimlari/307873</guid>

					<description><![CDATA[<p>اَلْكَلِمَةُ؛ لَفْظٌ وُضِعَ لِمَعْنًى مُفْرَدٍ. وَ هِيَ اِسْمٌ وَ فِعْلٌ وَ حَرْفٌ؛ لِأَنَّهَا إِمَّا أَنْ تَدُلَّ عَلَى مَعْنًى فِي نَفْسِهَا أَوْ لاَ. ألثَّانِي الْحَرْفُ. وَ الْأَوَّلُ، إِمَّا أَنْ يَقْتَرِنَ بِأحَدِ الْأَزْمِنَةِ الثَّلاَثَةِ، أَوْ لاَ. اَلثَّانِي الْاِسْمُ. وَ الْأَوَّلُ الْفِعْلُ. وَ قَدْ عُلِمَ بِذَلِكَ حَدُّ كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهَا. اَلْكَلِمَةُ Kelime: لَفْظٌ bir lafızdır, وُضِعَ konuldu, konulmuş, &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/kelime-ve-kisimlari/307873">Kelime ve Kısımları</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">اَلْكَلِمَةُ؛ لَفْظٌ وُضِعَ لِمَعْنًى مُفْرَدٍ. وَ هِيَ اِسْمٌ وَ فِعْلٌ وَ حَرْفٌ؛ لِأَنَّهَا إِمَّا أَنْ تَدُلَّ عَلَى مَعْنًى فِي نَفْسِهَا أَوْ لاَ. ألثَّانِي الْحَرْفُ. وَ الْأَوَّلُ، إِمَّا أَنْ يَقْتَرِنَ بِأحَدِ الْأَزْمِنَةِ الثَّلاَثَةِ، أَوْ لاَ. اَلثَّانِي الْاِسْمُ. وَ الْأَوَّلُ الْفِعْلُ. وَ قَدْ عُلِمَ بِذَلِكَ حَدُّ كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهَا.</h3>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْكَلِمَةُ Kelime: لَفْظٌ bir lafızdır, وُضِعَ konuldu, konulmuş, لِ için, مَعْنًى bir mana, مُفْرَدٍ müfred olan. وَ هِيَ ve o, yani kelime; اِسْمٌ isimdir, وَ فِعْلٌ ve fiildir, وَ حَرْفٌ ve harftir.  لِأَنَّ çünkü, هَا o, yani kelime; إِمَّا ya, أَنْ تَدُلَّ delalet eder, عَلَى مَعْنًى bir mana üzerine, فِي نَفْسِهَا onun (kelimenin) kendi nefsinde, أَوْ veya, لاَ kendi nefsinde bir manaya delalet etmez. ألثَّانِي ikincisi, الْحَرْفُ harftir. وَ الْأَوَّلُ ve birincisine gelince, yani kendi nefsinde olan manaya delalet eden kelimeye; إِمَّا ya, أَنْ يَقْتَرِنَ yakındır, mukterindir; بِأحَدِ الْأَزْمِنَةِ الثَّلاَثَةِ üç zamandan (mazi, hal ve istikbâl) birine, أَوْ veya, لاَ üç zamandan birine yakın (mukterin) değildir. اَلثَّانِي ikincisi (yani kendi nefsinde bir manaya delalet eden ama üç zamandan birine yakın (mukterin) olmayan kelimeye gelince), o da الْاِسْمُ isimdir. وَ الْأَوَّلُ birincisi de (yani kendi nefsinde bir manaya delalet eden ama üç zamandan birine yakın (mukterin) olan kelimeye gelince) o da الْفِعْلُ fiildir. وَ قَدْ عُلِمَ ve bilinmiş oldu, بِذَلِكَ böylelikle, yani şu tasniflemeyle; حَدُّ كُلِّ وَاحِدٍ her birinin (isim, fiil ve harfin) haddi, yani tanımı, مِنْهَا ondan, yani isim, fiil ve harften.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Metnin Toplu Manası;</strong> Kelime: Müfred bir mana için konulmuş lafızdır. Ve o (kelime) isim, fiil ve harftir. Çünkü o (kelime) ya ya kendi nefsinde bir manaya delalet eder ya da etmez. (buradaki birinci önerme kendi nefsinde bir manaya delalet etmek ve ikinci önerme ise kendi nefsinde bir manaya delalet etmemektir).  Az önceki önermelerin ikincisi (yani kendi nefsinde bir manaya delalet etmemek) harftir. Çünkü harfler kendi nefslerinde bir manaya delalet etmezler fakat başkasının anlaşılması için alettirler. Az önceki önermelerin birincisi (yani kendi nefsinde bir manaya delalet etmek) ise ya üç zamandan birine yakın olur ya da olmaz. Şimdiki önermenin (kendi nefsinde bir manaya delalet ettiği halde birincisi üç zamandan birine yakın olması, ikincisi ise üç zamandan birine yakın olmaması) ikincisi yani kendi nefsinde bir manaya delalet ettiği halde 3 zamandan (mazi, hal ve istikbâl) birine yakın olmayan isimdir. Birincisi yani kendi nefsinde bir manaya delalet ettiği halde 3 zamandan (mazi, hal ve istikbâl) birine yakın olan ise fiildir. Bu şekilde (bu tarifle, bu önermeler ile) kelimeden her birinin haddi, tanımı bilinmiş oldu.</span></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center" colspan="3" width="205"><strong><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt">Kelime</span></strong></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" colspan="2" width="102"><span style="font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Birincisi</strong>: Kendi nefsinde bir manaya delalet eder</span></td>
<td style="text-align: center" width="102"><span style="font-family:'times new roman', times, serif"><strong>İkincisi</strong>: Kendi nefsinde bir manaya delalet etmez</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="51"><span style="font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Birincisi</strong>: 3 zamandan birine yakındır</span></td>
<td style="text-align: center" width="51"><span style="font-family:'times new roman', times, serif"><strong>İkincisi</strong>: 3 zamandan birine yakın değildir</span></td>
<td style="text-align: center" rowspan="2" width="102"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Harf</strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="51"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Fiil</strong></span></td>
<td style="text-align: center" width="51"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>İsim</strong></span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div class="meta-tags"> <span>Tags</span>fiil harf isim kelime nedir kelimenin kısımları
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/kelime-ve-kisimlari/307873">Kelime ve Kısımları</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelime ve Kısımları 2</title>
		<link>https://fasiharapca.com/kelime-ve-kisimlari-2/307872</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:36:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/kelime-ve-kisimlari-2/307872</guid>

					<description><![CDATA[<p>اَلْكَلِمَةُ Kelime; taşıdığı mana bakımından insan nefsinde yara gibi etki bıraktığı için كَلْمْ “yaralamak” kökünden türetilmiştir.  اَلْكَلِمَةُ lafzındaki elif-lam harfleri cins içindir. Bir şeyi tarif ederken onun fertlerini değil de genel anlamda mutlak manasına itibar edilir. Mesela Fiil’i tanımlarken ferdi (parçası) olan ya sülasidir yada rubaidir diye anlatmayız. Fiil, kendi nefsinde bir manaya delalet etmiş &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/kelime-ve-kisimlari-2/307872">Kelime ve Kısımları 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْكَلِمَةُ Kelime; taşıdığı mana bakımından insan nefsinde yara gibi etki bıraktığı için كَلْمْ “yaralamak” kökünden türetilmiştir.  اَلْكَلِمَةُ lafzındaki elif-lam harfleri cins içindir. Bir şeyi tarif ederken onun fertlerini değil de genel anlamda mutlak manasına itibar edilir. Mesela Fiil’i tanımlarken ferdi (parçası) olan ya sülasidir yada rubaidir diye anlatmayız. Fiil, kendi nefsinde bir manaya delalet etmiş olup 3 zamandan (mazi, hal ve istikbâl) birine yakın olan kelimedir diye anlatırız. اَلْكَلِمَةُ lafzındaki elif-lam da aynı bunun içindir, yani bir cins olduğunu bildirir. اَلْكَلِمَةُ lafzının sonundaki ة ta harfi için vahdet (teklik) ta’sı denilir. اَلْكَلِمَةُ lafzında elif-lam cinslik, ة ta harfi vahdetlik katıyor. Cinslik ile teklik arasında bir ayrım yoktur. Cins olan bir şey teklik ile vasfedilebilir, tek olan bir şey ise cinslik ile vasfedilebilir. Bu açıklamalar ile birlikte اَلْكَلِمَةُ lafzı kelime cinsinden olup tek olan şeyler manasındadır. Kelimenin tarifine gelince; لَفْظٌ bir lafızdır, lafzetmektir. لَفْظٌ lafzı اَلْكَلِمَةُ lafzının haberidir. Yani اَلْكَلِمَةُ لَفْظٌ “Kelime lafız etmektir” gibi bir isim cümlesidir. اَلْكَلِمَةُ isim, لَفْظٌ haberdir. لَفْظٌ lafız; lugatta “atmak” manasında gelir. Istılahta ise مَلْفُوظٌ melfuz (telaffuz edilen şey, konuşulan şey) manasındadır. Melfuz ister manasız (mühmel) olsun ister manalı (mevzu) olsun ister mürekkeb, ister müfred olsun fark etmez. İster زَيْدٌ gibi hakiki, ister زَيْدٌ ضَرَبَ lafzındaki gibi ضَرَبَ ‘nin tahtındaki müstetir هُوَ zamiri gibi hükmi bir lafız olsun farketmez.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">Mübteda olan اَلْكَلِمَةُ lafzının sonunda ة ta harfi bulunmasına rağmen neden haberi olan لَفْظٌ lafzının sonunda ona uygun olan bir müenneslik alameti (misal; ة ta harfi) bulunmadı? El-Cevab; لَفْظٌ lafzı masdar olduğundan müenneslik (te’nis) veye müzekkerlik (tezkir) bakımından eşittir. Her ikisini de kapsar. Harici olan bir alamete ihtiyacı yoktur. Lafzedilen kelime; وُضِعَ konuldu, konulmuştur. Vad’; Bir şeyin başka bir şeye has kılınmasıdır. Ne zamanki o iki şeyden biri anlaşıldı, diğeri de hemen ona binaen anlaşılır. Burada lafz edilen kelime nereye tayin edildi, lafz edilen kelime nereye konuldu diye sorarsak eğer; لِمَعْنًى bir manaya konuldu, bir manaya tayin edildi deriz. Mana; lugatta her hangi bir şey ile kastedilene denilir. Mazisi عَنَى ve muzari يَعْنِى ve masdarı, ismi mekan ve ismi zamanı ise مَعْنَى olarak gelir. مَعْنَى lafzı masdar-ı mimi sigasındadır. Orijinal masdarı عِنَايَةٌ şeklindedir. Yahud مَعْنَى lafzı ismi meful olan مَعْنِىٌّ lafzından takdiri olarak tahfif edilmiş olan şekli de olabilir. Kısacası مَعْنَى demek “kastedilen şey” demektir. Peki bu مَعْنًى lafzının sıfatı nedir diye sorarsak eğer cevap olarak مُفْرَدٍ müfred “tekil” bir mana deriz. Eğer مُفْرَدْ lafzı mecrur olup مُفْرَدٍ şeklinde gelirse مَعْنًى lafzının sıfatı olur. Merfu olup مُفْرَدٌ şeklinde gelirse لَفْظٌ lafzının sıfatı olur. مُفْرَدٍ (مُفْرَدٌ) diyerek bütün mürekkeb lafızlar kelime olmaktan çıkar. Misal; عَبْدُ اللهِ lafzı bir terkiptir. Normalde kelime sayılmaz ama özel (alem) isimse kelime olur. Mananın müfred olması demek; her hangi bir şey zihinde meydana geldiğinde ifade ettiği mefhum tek bir şeyden ibaretse bu manalara müfred mana denilir. زَيْدٌ، ضَرَبَ وَ مِنْ gibi. Herhangi bir şey zihnimizde meydana geldiğinde ifade ettiği mefhum iki veya daha fazla şeyden ibaretse bu manalara mürekkeb manalar denilir. غُلاَمُ زَيْدٍ، قَامَ زَيْدٌ، إِنْ قَامَ زَيْدٌ gibi. </span><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">Kısacası Kelime: Müfred olan bir mana için konulmuş lafızdır. İsim, Fiil ve Harf olarak 3 kısımdır.</span></p>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/kelime-ve-kisimlari-2/307872">Kelime ve Kısımları 2</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kelam</title>
		<link>https://fasiharapca.com/kelam/307871</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:36:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/kelam/307871</guid>

					<description><![CDATA[<p>اَلْكَلَامُ؛ مَا تَضَمَّنَ كَلِمَتَيْنِ بِالْإِسْنَادِ. وَ لاَ يَتَأَتَّى ذَلِكَ إِلاَّ فِي اِسْمَيْنِ، أَوْ فِي اِسْمٍ وَ فِعْلٍ. اَلْاِسْمُ؛ مَا دَلَّ عَلَى مَعْنًى فِي نَفْسِهِ غَيْرِ مُقْتَرِنٍ بِأَحَدِ الْأَزْمِنَةِ الثَّلاَثَةِ.  وَ مِنْ خَوَّاصِهِ دُخُولُ اللاَّمِ، وَ الْجَرِّ، وَ التَّنْوِينِ، وَ إِسْنَادُ إِلَيْهِ، وَ الْإِضَافَةُ. وَ هُوَ مُغْرَبٌ وَ مَبْنِيٌّ. فَالْمُعْرَبُ؛ الْمُرَكَّبُ ألَّذِى لَمْ يُشْبِهْ مَبْنِيَّ الْأَصْلِ &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/kelam/307871">Kelam</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">اَلْكَلَامُ؛ مَا تَضَمَّنَ كَلِمَتَيْنِ بِالْإِسْنَادِ. وَ لاَ يَتَأَتَّى ذَلِكَ إِلاَّ فِي اِسْمَيْنِ، أَوْ فِي اِسْمٍ وَ فِعْلٍ. اَلْاِسْمُ؛ مَا دَلَّ عَلَى مَعْنًى فِي نَفْسِهِ غَيْرِ مُقْتَرِنٍ بِأَحَدِ الْأَزْمِنَةِ الثَّلاَثَةِ.  وَ مِنْ خَوَّاصِهِ دُخُولُ اللاَّمِ، وَ الْجَرِّ، وَ التَّنْوِينِ، وَ إِسْنَادُ إِلَيْهِ، وَ الْإِضَافَةُ. وَ هُوَ مُغْرَبٌ وَ مَبْنِيٌّ. فَالْمُعْرَبُ؛ الْمُرَكَّبُ ألَّذِى لَمْ يُشْبِهْ مَبْنِيَّ الْأَصْلِ وَ حُكْمُهُ أَنْ يَخْتَلِفَ آخِرُهُ بِاخْتِلاَفِ الْعَوَامِلِ لَفْظًا أَوْ تَقْدِيرًا. الْاِعْرَابُ؛ مَا اخْتَلَفَ آخِرُهُ بِهِ لِيَدُلَّ عَلَى الْمَعَانِى الْمُعْتَوِرَةِ عَلَيْهِ.</h3>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْكَلَامُ Kelam; مَا kelam öyle bir şeydir ki; تَضَمَّنَ tazammun eder (içine alır), kapsar; كَلِمَتَيْنِ iki kelimeyi. بِالْإِسْنَادِ isnad ile. وَ لاَ يَتَأَتَّى gelmez, kelamın oluşması mümkün olmaz; ذَلِكَ bu kelamın, إِلاَّ ancak kelamın oluşması, gelmesi mümkündür; فِي اِسْمَيْنِ iki isimde. Yani iki isim var ise kelam olur. Mübteda (isim) müsnedün ileyh, haber (isim) ise müsned olarak gelince iki isim olur ve kelam olur. أَوْ veya kelam şu şekilde de gelebilir; فِي اِسْمٍ وَ فِعْلٍ bir isim ve bir fiil olarak. Yani mübteda (isim) müsnedün ileyh, haber (fiil) ise müsned olarak gelince bir isim ve bir fiil olarak kelam meydana gelir. اَلْاِسْمُ İsim: مَا isim öyle bir şeydir ki; دَلَّ delalet eder, عَلَى مَعْنًى bir manaya, فِي نَفْسِهِ kendi nefsinde, kendi kendine; غَيْرِ مُقْتَرِنٍ yakın (mukterin) değildir,بِأَحَدِ الْأَزْمِنَةِ الثَّلاَثَةِ üç zamandan (mazi, hal ve istikbâl) birine. وَ مِنْ خَوَّاصِهِ ve onun (ismin) hususiyetlerindendir; دُخُولُ اللاَّمِ، başına lâm harfinin (harf ut-tarif) dahil olması, وَ الْجَرِّ ve cerr alması (başına harfi cerrin gelmesi) yani mecrur olması, وَ التَّنْوِين ve sonuna tenvin alması, وَ إِسْنَادُ إِلَيْهِ ve kendisine birşeyin isnad ediliyor olabilmesi yani müsnedün ileyh olması. Mesela زَيْدٌ قَائِمٌ “Zeyd ayaktadır” dediğimizde ayakta olma işini Zeyd’e isnad ederiz ve Zeyd lafzı müsnedün ileyh (kendisine bir şey isnad edilen) olur. وَ الْإِضَافَةُ ve ismin harfi cerr ile muzaf olması gerekir. Misal بَابُ السَّيَّارَةِ “Arabanın kapısı” dediğimizde السَّيَّارَةِ muzafun ileyh ve بَابُ muzaftır. İbarenin aslı بَابٌ لِلسَّيَّارَةِ şeklindedir. بَابٌ lafzı لِ harfi cerri ile السَّيَّارَةِ lafzına çekilmiş, izafe edilmiştir. Bu izafet ismin hususiyetlerindendir. وَ هُوَ ve o, yani isim: مُغْرَبٌ murebtir. Yani isim olan kelimenin son harfinin harekesinde bir takım değişiklikler meydana gelebilir. Merfu, mansub, mecrur ve meczum olabilir. وَ مَبْنِيٌّ ve aynı zamanda isim mebni de olabilir. Mebni: İsim olan kelimenin son harfinin harekesinde bir takım değişiklikler meydana gelmez, o isim bina edilmiş olup sadece mahallen bir iraba tabi olur, yani o mahal bir takım iraba mensuptur ama lafzen kelimenin sonunda asla bir değişiklik olmaz. Misal; cemi müennesi nunu. فَالْمُعْرَبُ  Murebin tarifine gelince: الْمُرَكَّبُ mürekkeb, yani terkib edilmiş olandır. Yani mureb isimle beraber amili de zikredilir. ألَّذِى o terkib olan mureb isim ki; لَمْ يُشْبِهْ benzemedi, uymadı, münasip olmadı; مَبْنِيَّ الْأَصْلِ mebni’i asıllara, yani mebnilikte asıl olan kelimelere. Mebni asıl kelimeye misal دُنْيَا “dünya” gibidir. وَ حُكْمُهُ ve onun (mureb ismin) hükmü; أَنْ يَخْتَلِفَ değişmesidir, آخِرُهُ onun (mureb ismin) sonunun, yani sonundaki harekenin, yada hazif olması. (Avamil derslerinden irab tablosuna bakınız). بِاخْتِلاَفِ değişmesiyle, الْعَوَامِلِ amillerin, لَفْظًا mureb kelimenin sonunun lafzen değişmesi, أَوْ veya, تَقْدِيرًا takdiren değişmesi. الْعِرَابُ İrab: مَا irab öyle bir şeydir ki; اخْتَلَفَ değişir, آخِرُهُ onun (mureb ismin) sonu, بِهِ onun (irab) ile. Yani farklı amiller devreye girip bir takım manaları açığa çıkarırlar. Fail merfu olur, meful mansub olur, muzafun ileyh mecrur olur. İşte bu değişimlerin adı irablamadır. Bu irablama ile mureb ismin sonu değişir. لِيَدُلَّ delalet etsin diye değişir, neye delalet etsin diye? عَلَى الْمَعَانِى bir takım manalar üzerine delalet etsin diye. Öyle manalar ki الْمُعْتَوِرَةِ عَلَيْهِ onun, yani mureb isimlerin üzerinde dönen manalar. Sürekli amile göre değişen durumlar. İşte bu gibi (fail merfu, meful mansub, muzafun ileyh mecrur) manalar sürekli mureb isimlerin üzerinde dönerler.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Kelam;</strong> İsnad ile beraber iki kelimeyi tazammun eden (kapsayan, içine alan) bir lafızdır. Kelam, yalnızca iki isim veya bir isim, bir fiil olmaksızın oluşamaz. Kelam iki isimden müteşekkil iken isimlerden biri müsned diğeri müsnedün ileyhtir. Kelam bir isim ve bir fiilden müteşekkil ise isim olana müsnedün ileyh, fiil olana müsned denilir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>İsim;</strong> Kendi nefsinde bir manaya delalet eden ve üç zamandan (mazi, hal ve istikbâl) birine yakınlığı olmayan kelimedir. İsimlere lâm harfinin (Harf ut-Tarif) dahil olması, isimlerin mecrur (Harf-i Cerrler ile) olması, İsimlerin tenvin alması, İsimlere bir şeyin isnad edimesi yani müsnedün ileyh olması, İsimlerin harf-i cerr takdiriyle muzaf olması isimlerin kendi hususiyetlerindendir. İsimler mebni (bina edilmiş) ve mureb (İrab alan) olmak üzere 2 kısıma ayrılırlar.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Mureb (İrab alan) İsimler;</strong> Mürekkeb (terkib edilmiş) olup mebnilikte asıl olan kelimelere benzemeyen isimlerdir. Mureb isimlerin hükmü; O mureb olan ismin sonunun bir takım amillerin ihtilafı sebebiyle takdiren ve lafzen değişmesidir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>İrab;</strong> Mureb isimlerin sonunun bir takım manalar üzerine (fail, meful, muzafun ileyh) delalet etsin diye kendisi ile değiştiği hareke veya harftir.</span></p>
<div class="meta-tags"> <span>Tags</span>irab nedir? kelam nedir mebni isimler mureb isimler
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/kelam/307871">Kelam</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İrab’ın Nevileri</title>
		<link>https://fasiharapca.com/irabin-nevileri/307861</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:36:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/irabin-nevileri/307861</guid>

					<description><![CDATA[<p>وَ أَنْوَاعُهُ رَفْعٌ وَ نَصْبٌ وَ جَرٌّ. فَالرَّفْعُ عَلَمُ الْفَاعِلِيَّةِ وَ نَصْبُ عَلَمُ الْمَفْعُولِيَّةِ وَ الْجَرُّ عَلَمُ الْإِضَافَةِ. الْعَامِلُ مَا بِهِ يَتَقَوَّمُ الْمَعْنَى الْمَقْتَضِى الْعِرَابِ. فَالْمُفْرَدُ الْمُنْصَرِفُ وَ الْجِمْعُ الْمُكَسَّرُ الْمُنْصَرِفُ؛ بِالضَّمَّةِ رَفْعًا وَ الْفَتْحَةِ نَصْبًا وَ الْكَسْرَةِ جَرًّا. جَمْعُ الْمُؤَنَّثِ السَّالِمُ؛ بِالضَّمَّةِ {رَفْعًا} وَ الْكَسْرَةِ {نَصْبًا و جَرًّا}. غَيْرُ الْمُنْصَرِفِ؛ بِالضَّمَّةِ {رَفْعًا} وَ الْفَتْحَةِ {نَصْبًا &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/irabin-nevileri/307861">İrab’ın Nevileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">وَ أَنْوَاعُهُ رَفْعٌ وَ نَصْبٌ وَ جَرٌّ. فَالرَّفْعُ عَلَمُ الْفَاعِلِيَّةِ وَ نَصْبُ عَلَمُ الْمَفْعُولِيَّةِ وَ الْجَرُّ عَلَمُ الْإِضَافَةِ. الْعَامِلُ مَا بِهِ يَتَقَوَّمُ الْمَعْنَى الْمَقْتَضِى الْعِرَابِ. فَالْمُفْرَدُ الْمُنْصَرِفُ وَ الْجِمْعُ الْمُكَسَّرُ الْمُنْصَرِفُ؛ بِالضَّمَّةِ رَفْعًا وَ الْفَتْحَةِ نَصْبًا وَ الْكَسْرَةِ جَرًّا. جَمْعُ الْمُؤَنَّثِ السَّالِمُ؛ بِالضَّمَّةِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>رَفْعًا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span> وَ الْكَسْرَةِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>نَصْبًا و جَرًّا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span>. غَيْرُ الْمُنْصَرِفِ؛ بِالضَّمَّةِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>رَفْعًا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span> وَ الْفَتْحَةِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>نَصْبًا و جَرًّا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span>. أَخُوكَ وَ أَبَوكَ وَ حَمُوكِ وَ هَنُوكَ وَ فُوكَ وَ ذُومَالِ مُضَافَةً إِلَى غَيْرِ يَاءِ الْمُتَكَلِّمِ بِالْوَاوِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>رَفْعًا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span> وَ الْاَلِفِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>نَصْبًا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span> وَ الْيَاءِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>جَرًّا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span>. الْمُثَنَّى وَ كِلاَ؛ مُضَافًا إِلَى مُضْمَرٍ وَ اثْنَانِ بِالاَلِفِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>رَفْعًا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span> وَ الْيَاءِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>نَصْبًا و جَرًّا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span>. جَمْعُ مَذَكَّرِ السَّالِمُ؛ وَ اُولُو وَ عِشْرُونَ وَ اَخَوَاتُهَا بِالْوَاوِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>رَفْعًا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span> وَ الْيَاءِ <span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">{</span>نَصْبًا و جَرًّا<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 12pt">}</span>. التَّقْدِيرُ فِيمَا تَعَذَّرَ كَـعَصًا وَ غُلاَمِى مَطْلَقًا أَوِ اسْتِثْقَلَ كَـقَاضٍ رَفْعًا وَ جَرًّا وَ نَحْوُ مُسْلِمُىَّ رَفْعًا وَ اللَّفْظِىُّ فِيمَا عَدَاهُ.</h3>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>وَ أَنْوَاعُهُ</strong> onun (ismin) irabının nevleri; <strong>رَفْعٌ</strong> refdir, <strong>وَ نَصْبٌ</strong> ve nasbdır, <strong>وَ جَرٌّ</strong> ve cerrdir. <strong>فَالرَّفْعُ</strong> ref’e gelince; <strong>عَلَمُ الْفَاعِلِيَّةِ</strong> bir şeyin hakikaten veya hükmen fail olmasının alametidir. Hakiki Faile misal; <strong>جَاءَنِى زَيْدٌ</strong> terkibindeki <strong>زَيْدْ</strong> lafzının zammesi <strong>زَيْدْ</strong> ‘in hakiki fail olmasının alametidir. Hükmi Faile misal; <strong>كَانَ زَيْدٌ عَالِمًا</strong> terkibindeki <strong>زَيْدْ</strong> lafzının zammesi <strong>زَيْدْ</strong> ‘in hükmi fail olmasının alametidir. Çünkü <strong>زَيْدْ</strong> hükmi faildir yani failin hükümleri bu lafız üzerinde tatbik edilir. <strong>وَ نَصْبُ</strong> nasb’a gelince; عَلَمُ الْمَفْعُولِيَّةِ bir şeyin hakikaten veya hükmen meful olmasının alametidir. وَ الْجَرُّcerr’e gelince; عَلَمُ الْإِضَافَةِ bir şeyin muzafun ileyh olmasının alametidir. الْعَامِلُ Amil; مَا öyle bir şeydir ki, بِهِ onunla, يَتَقَوَّمُ meydana gelir, الْمَعْنَى mana, الْمَقْتَضِى gerektiren şey, الْعِرَابِ irabı. فَالْمُفْرَدُ الْمُنْصَرِفُ müfred munsarif, وَ الْجِمْعُ الْمُكَسَّرُ الْمُنْصَرِفُ cemi mükesser munsarif’e gelince; بِالضَّمَّةِ damme iledir, (ne hali?); رَفْعًا ref hali. وَ الْفَتْحَةِ fetha iledir, (ne hali?); نَصْبًا nasb hali. وَ الْكَسْرَةِ kesre iledir, (ne hali?); جَرًّا cerr hali. جَمْعُ الْمُؤَنَّثِ السَّالِمُ cemi müennes salim’e gelince; بِالضَّمَّةِ damme iledir, (ne hali?); رَفْعًا ref hali.وَ الْكَسْرَةِ kesre iledir, (ne hali?); نَصْبًا و جَرًّا nasb ve cerr hali. غَيْرُ الْمُنْصَرِفِ gayrı munsarif’e gelince; بِالضَّمَّةِ damme iledir, (ne hali?); رَفْعًا ref hali. وَ الْفَتْحَةِ ve fetha iledir, (ne hali?); نَصْبًا و جَرًّا nasb ve cerr hali.أَخُوكَ وَ أَبَوكَ وَ حَمُوكِ وَ هَنُوكَ وَ فُوكَ وَ ذُومَالِ lafızları yani esma-i sitte (burada كَ muttasıl zamiri ile kullanılmıştır. Asılları; أَخٌ (erkek kardeş), أبٌ (baba), حَمٌ (kayın yani kadının kocasının abisi), هَنٌ (şey), فُو (ağzı), ذُو (sahib)). مُضَافَةً izafe edildikleri yani muzaf oldukları halde; إِلَى غَيْرِ يَاءِ الْمُتَكَلِّمِ mütekellim ya’sından başkasına, بِالْوَاوِ vav iledir, (ne hali?); رَفْعًا ref hali. وَ الْاَلِفِ elif iledir, (ne halidir?); نَصْبًا nasb hali. وَ الْيَاءِ ya iledir, (ne hali?); جَرًّا cerr hali. Bu esma-i sitte muzaf değilken müfred ismin irabını alırlar ve حَمٌ kelimesi müennes zamire izafe edilir. ذُو lafzı, devamlı kendisinden sonra gelen nekre olan bir ismi cinse izafe edilerek kullanılır. الْمُثَنَّى وَ كِلاَ müsenna (tesniye) ve كِلاَ (kila) lafızlarına gelince; مُضَافًا إِلَى مُضْمَرٍ zamire izafe edildiklerinde; وَ اثْنَانِ ve aynı şekilde isnani lafızı, بِالاَلِفِ elif iledir, (ne hali?); رَفْعًا ref hali. وَ الْيَاءِ ve ya iledir, (ne hali?); نَصْبًا و جَرًّا nasb ve cerr hali. جَمْعُ مَذَكَّرِ السَّالِمُ cemi müzekkker salim, وَ اُولُو kelimesi mana bakımından ذُو (sahib olmak, o işe mahir manası da vardır) kelimesinin cemisidir, وَ عِشْرُونَ وَ اَخَوَاتُهَا ve 20 (ışrune) yani 20’den 90’ a kadar ki sayılar, sonu vav ve nun ile biten kurallı çoğullar. Misal; كَافِرُونَ gibi. bu lafızlara gelince; بِالْوَاوِ vav iledir, (ne hali?); رَفْعًا ref hali. وَ الْيَاءِ ya iledir, (ne hali?); نَصْبًا و جَرًّا nasb ve cerr hali. التَّقْدِيرُ takdiri iraba gelince; فِيمَا öyle Mureb isimlerdedir ki; تَعَذَّرَ o irabın, lafızda zahir olması mümkün değildir yani mazeretlidir diyebiliriz. Bunun sebebi o ismin sonunda bir elif-i maksurenin lafzen veya hazfedilmiş olarak bulunmasından dolayıdır. Misal; كَـعَصًا yani عَصًا lafzı gibidir. Burada elif-i maksure hazfedilmiştir. اَلْعَصَا lafzında ise, elif-i maksure lafzen zikredilmiştir. وَ غُلاَمِى ve غُلاَمِى lafzı gibi, yani mütekellim ya’sına izafe edilmiş olan lafızlar gibi. Çünkü mütekellim ya’sı mücaneset (uyum) nedeniyle ma kablini kesre istediği için ma kabline başka harekeyi kabul etmez. مَطْلَقًا (kayıtsız) ve اِسْتِثْقَلَ (irabın zahir olması durumunda ağır gelmesi) bu iki duruma (مَطْلَقٌ وَ اسْتِثْقَلَ)  gelince, misal; كَـقَاضٍ yani قَاضٍ lafzı gibidir, bu قَاضٍ kelimesi ne olduğu halde; رَفْعًا وَ جَرًّا ref ve cerr halinde olduğu halde böyledir. قَاضٍ kelimesinin ref halindeki aslı; قَاضِىٌ idi. Ya (ى) üzerine zamme ağır geldiğinden hazfedildi. Sakin kalan ya’nın hareke cinsi olan kesre dat harfine verildi ve dat harfi tenvinlendi. Kelime قَاضٍ oldu. وَ نَحْوُ ve şu misal gibidi; مُسْلِمُىَّ yani bu مُسْلِمُىَّ lafzında, ne olduğu halde; رَفْعًا ref olduğu halde. مُسْلِمُىَّ lafzı cemi müzekker salim olup aslı مُسْلِمُونَ ‘dir. Mütekellim ya’sına izafe edilmek istenince nun düştü ve kelime مُسْلِمُوىَ oldu. Vav ve ya harfleri, birincisi sakin, ikincisi harekeli olarak bir kelimede bir araya gelirse vav harfi tahfiflik olsun diye ya harfine kalb (çevrilir) edilir. Buna göre مُسْلِمُوىَ kelimemiz, مُسْلِمُى‌ىَ şekline girer. Bir kelimede aynı cinsten iki harf bir arada, birincisi sakin ve ikincisi harekeli olarak toplandığında, birinci harfi ikinci harfe idgam etmek vacib olur. Ve kelimemiz مُسْلِمُىَّ olur. Bu durumda daha evvel vav varken, vavın ma kablindeki hareke, vavın yerine gelen ya harfinin yapısına uygun olmadı. Dolayısıyla idgamı yapılan ya harfinin ma kablini kendine özgü olan kesre harekesiyle meksur kılarız ve kelimemiz مُسْلِمِىَّ oldu. Görüldüğü gibi irab vavı, ilal kaidesi gereği ya harfine döndü. Musannıf hazretleri vavdan dönen ya’ya irab alameti olarak itibar etmediği için irabı takdiri olarak kabul etmiştir. Tesniyesi; nasb ve cerr hali مُسْلِمَىَّ ve ref haliمُسْلِمَاىَ  ‘dir. وَ اللَّفْظِىُّ irab-ı lafziye gelince; فِيمَا lafzi irab öyle bir şeydedir ki, o şey; عَدَاهُ onun (takdiri irabı) dışındaki şeylerde olur.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Metnin Toplu Manası;</strong> İsmin irabının nevileri (çeşitleri) 3 tanedir. Birincisi <strong>Ref;</strong> Bir şeyin hakikaten veya hükmen fail olmasının alametidir. Hakiki faile misal; كَتَبَ زَيْدٌ “Zeyd yazdı” cümlesindeki زَيْدْ lafzı hakiki faildir. Hükmi faile misal; كَانَ زَيْدٌ كَاتِبًا “Zeyd yazıcı oldu” cümlesindeki زَيْدْ lafzı hükmi faildir. İkincisi <strong>Nasb;</strong> Bir şeyin hakikaten veya hükmen meful olmasının alametidir. Üçüncüsü <strong>Cerr;</strong> Bir şeyin hakikaten veya hükmen muzafun ileyh olmasının alametidir. <u>Amil;</u> İrabı gerektiren mananın, ancak kendisi ile meydana geldiği şeydir. جَاءَنِى زَيْدٌ “Bana Zeyd geldi” lafzındaki amil جَاءَ fiilidir.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Müfred munsarif</strong> ve <strong>Cemi Mükesser Munsarif</strong> olan ismin ref hali damme ile, nasb hali fetha ile ve cerr hali ise kesre iledir. Müfred münsarif olan ismin ref haline misal; جَاءَ مُحَمَّدٌ “Muhammed geldi” cümlesinde görüldüğü gibi müfred munsarif olan مُحَمَّدْ lafzı hakiki fail olduğundan ref mahalindedir ve müfred munsariflerin ref hali damme iledir. Müfred munsarif olan ismin nasb haline misal; رَأَيْتُ مُحَمَّدًا “Muhammed’i gördüm” cümlesinde görüldüğü gibi müfred munsarif olan مُحَمَّدْ lafzı hakiki meful olduğundan nasb mahalindedir ve müfred munsariflerin nasb hali fetha iledir. Müfred munsarif olan ismin cerr haline misal; سَلَّمْتُ عَلَى مُحَمَّدٍ “Muhammed’e selam verdim” cümlesinde görüldüğü gibi müfred munsarif olan مُحَمَّدْ lafzı muzafun ileyh (mecrur) olduğundan cerr mahalindedir ve müfred munsariflerin cerr hali kesre iledir. Cemi Mükesser Munsarif olan ismin ref haline misal; جَاءَنِى رِجَالٌ “Bana adamlar geldi” cümlesinde görüldüğü gibi cemi mükesser munsarif olan رِجَالْ lafzı hakiki fail olduğundan ref mahalindedir ve cemi mükesser munsariflerin ref hali damme iledir. Cemi Mükesser Munsarif olan ismin nasb haline misal; رَأَيْتُ رِجَالاً “Adamları gördüm” cümlesinde görüldüğü gibi cemi mükesser munsarif olan رِجَالْ lafzı hakiki meful olduğundan nasb mahalindedir ve cemi mükesser munsariflerin nasb hali fetha iledir. Cemi Mükesser Munsarif olan ismin cerr haline misal; مَرَرْتُ بِرِجَالٍ “Adamlara uğradım” cümlesinde görüldüğü gibi cemi mükesser munsarif olan رِجَالْ lafzı muzafun ileyh (mecrur) olduğundan cerr mahalindedir ve cemi mükesser munsariflerin cerr hali kesre iledir. </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Cemi Müennes Salim</strong> olan ismin ref hali damme, nasb ve cerr hali ise kesre iledir. Cemi müennes salimin ref haline misal; خَرَجَتِ الْمُعَلِّمَاتُ “Bayan öğretmenler çıktı” cümlesindeki مُعَلِّمَاتْ lafzı hakiki fail olduğundan ref mahalindedir ve cemi müennes salim olan failin ref alameti damme iledir. Cemi müennes salimin nasb haline misal; نَظَرْتُ السَّمَواتِ “Göklere baktım” cümlesindeki سَمَوَاتْ lafzı hakiki meful olduğundan nasb mahalindedir ve cemi müennes salim olan failin nasb alameti kesre iledir. Cemi müennes salimin cerr haline misal; سَلَّمْتُ عَلَى الطَّلِبَاتِ “Kız öğrencilere selam verdim” cümlesindeki طَلِبَاتْ lafzı cerr mahalinde olduğundan cerr alameti kesre iledir. </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Gayrı Munsarif</strong> olan ismin ref hali damme, nasb ve cerr hali ise fetha iledir. Gayrı munsarifler kesre ve tenvin kabul etmezler. İleride anlatılacaktır. Gayrı munsarifin ref haline misal; جَاءَ أَحْمَدُ “Ahmed geldi” cümlesinde أَحْمَدْ lafzı gayrı munsariftir ve fail olduğundan ref alametine sahiptir, gayrı munsariflerin ref hali damme iledir. Gayrı munsarifin nasb haline misal; رَأَيْتُ أَحْمَدَ “Ahmed’i gördüm” cümlesinde أَحْمَدْ lafzı gayrı munsariftir ve meful olduğundan nasb alametine sahiptir, gayrı munsariflerin nasb hali fetha iledir. Gayrı munsarifin cerr haline misal; مَرَرْتُ بِأَحْمَدَ “Ahmed’e uğradım” cümlesinde أَحْمَدْ lafzı gayrı munsariftir ve mecrur olduğundan cerr alametine sahiptir, gayrı munsariflerin cerr hali fetha iledir. </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><strong style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14pt">Esma-i Sitte </strong>(<span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt">Mütekellim ya’sından başkasına izafe edildikleri halde)</span><strong style="font-family: 'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"> </strong><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt">olan (أَخُوكَ وَ أَبُوكَ وَ حَمُوكِ وَ هَنُوكَ وَ فُوكَ وَ ذُومَالِ) isimlerin ref hali vav, nasb hali elif ve cerr hali ya iledir. Bu isimler eğer izafe edilmediklerinde müfred olarak kullanıldıklarında (أَبُ وَ أَخٌ وَ حَمٌ وَ هَنٌ وَ فُو وَ ذُو) müfred ismin irabını alırlar. Misal; أَبٌ وَ أَبًا وَ أَبٍ gibi. Eğer mütekellim ya’sına izafe edilirler ise, mütekellim zamirine izafe edilen diğer lafızlar gibi, ya’nın evvelindeki harfin üzerine takdiri irab alırlar. Misal; جَاءَ أَبِي “Babam geldi” mütekellim ya’sı fail olan أَبٌ lafzını takdiren, ma kablindeki harfin irabıyla irabladı. Meful konuma misal; رَأَيْتُ أَبِي “Babamı gördüm” lafzında da aynı şey geçerlidir. Meful konumda olan أَبًا lafzı mütekellim ya’sı nedeniyle takdiren irablandı. Muzafun ileyh konuma misal; رَكِبْتُ سَيَّارَةَ أَبِي “Babamın arabasına bindim” lafzında ise muzafun ileyh olan أَبٍ lafzı mütekellim ya’sı nedeniyle takdiren irablanmıştır. Esma-i sitte (Aslında esma-i hamsedir. هَنٌ lafzı kişinin avret yeri olduğundan alimler edeben saymamışlardır. Genel olarak bir çok yerde esma-i sitte olarak adlandırılırlar. Misalllerimizde هَنٌ lafzına yer vermeyeceğiz)  için kısaca ref, nasb ve cerr alametlerine misaller; جَاءَ اَبٌ “Bir baba geldi” ve رَأَيْتُ اَبًا “Bir baba gördüm” ve سَلَّمْتُ عَلَى أَبٍ “Bir babaya selam verdim” gibi. جَاءَ أَخُوكَ “Kardeşin (erkek) geldi” ve نَظَرْتُ أَخَاكَ “Kardeşine (erkek) baktım” ve سَلَّمْتُ عَلَى أَخِيكَ “Kardeşine (erkek) selam verdim” gibi.  Herhangi bir kadının; شَرِبَ حَمُوكِ “Kaynın içti” ve رَأَيْتُ حَمَاكِ “Kaynını gördüm” ve سَلَّمْتُ عَلَى حَمَيكِ “Kaynına selam verdim” gibi. فُوهُ “Onun ağzı” ve نَظَرْتُ فَاكَ “Ağzına baktım” ve وَضَعْتُ قِطْعَةَ اللَّحْمِ فِي فِيكِ “Ağzına bir parça et koydum” gibi. ذُو الْجَلاَلِ “Celal sahibi” ve يَا ذَا الْجلاَلِ “Ey Celal sahibi” ve يَسْئَلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِ “Sana Zülkarneyn’den sorarlar” gibi. Bu esma-i sitte mütekellim ya’sına izafe edilince, ma kablinin harekesiyle takdiren harekelenir ve eğer mütekellim ya’sı yoksa ve müfred olarak müfred ismin irabını alırlar ve tasgir edildiklerinde ise normal olarak mütekellim ya’sı olmaksızın, aynı müfred munsarif gibi irablanırlar. Misal; جَاءَ أُبَيٌّ “Babacığım geldi” ve رَأَيْتُ اُبَيًّا “Babacığımı gördüm” ve مَرَرْتُ بِأُبَيٍّ “Babacığıma uğradım” gibi.</span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Tesniye</strong> ve zamire izafe edildiğinde <strong>Kila</strong> (Kilta) ve <strong>İsnani</strong> (isnetani) lafızları ref halinde elif, nasb ve cerr halinde ise ya ile irablanır. Tesniyenin ref haline misal; اَلرَّجُلاَنِ قَائِمَانِ “İki adam ayaktadır” gibi ve nasb haline misal; اَكْرَمْتُ الرَّجًلَيْنِ “İki adama ikram ettim” gibi ve cerr haline misal; سَلَّمْتُ عَلَى الرَّجُلَيْنِ “İki adama selam verdim gibidir. Zamire izafe edildiğinde kila lafzının ref haline misal; جَاءَنَا كِلاَهُمَا “Bize o ikisi geldi” ve nasb haline misal; ذَبَحْنَا الْكَبْثَيْنِ كِلَيْهِمَا “Her iki koçu kestik” ve cerr haline misal; سَكَنَّا فِي الْمَنْزِلَيْنِ كِلَيْهِمَ “Her iki evde de oturduk” gibidir. Zahir isme muzaf olduğunda kilta lafzının ref haline misal; حَضَرَتْ كِلْتَا المُعَلِّمَتَيْنِ “Her iki bayan öğretmen geldi” ve nasb haline misal; سَاعَدْتُ كِلْتَا الْجَارَتَيْنِ “Her iki komşu kadına da yardım ettim” ve cerr haline misal; سَلَّمْتُ عَلَى كِلْتَا الْطَلِبَتَيْنِ “Her iki kız öğrenciye de selam verdim” gibidir. İsnani lafzının ref haline misal; قَلَمَانِ اِثْنَانِ “İki kalem” ve nasb haline misal; رَأَيْتُ قَلَمَيْنِ اِثْنَيْنِ “İki kalem gördüm” ve cerr haline misal; مَرَرْتُ بِرَجُلَيْنِ اِثْنَيْنِ “İki adama uğradım” gibidir. Ve İsnetani lafzının ref haline misal; جَاءَتْ اِثْنَتَانِ مِنَ الْفَتَيَاتِ “Kızlardan iki kişi geldi” ve nasb haline misal; رَأَيْتُ اِثْنَتَيْنِ مِنْ الْفَتَيَاتِ “Kızlardan iki kişi gördüm” gibi ve cerr haline misal; سَلَّمْتُ عَلَى اِثْنَتَيْنِ مِنَ الْفَتَيَاتِ “Kızlardan ikisine selam verdim” gibidir. </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Cemi Müzekker Salim</strong> ve <strong>Ülü</strong> ve <strong>Işrune ve Benzerleri</strong> olan isimlerin ref hali vav, nasb ve cerr hali ise ya iledir. Cemi müzekker salim olan ismin ref haline misal; عَادَ الْمُسَافِرُونَ “Misafirler döndü” gibi ve nasb haline misal; رَأَيْتُ مُسْلِمِينَ عِنْدَ مَسْجِدِ الْحَرَامِ “Mescid ül-Haram’ın yanında Müslümanları gördüm” gibi ve cerr haline misal; غَضَبُ اللهِ تَعَالَى عَلَى الْكَافِرِينَ “Allahın gadabı kafirler üzerinedir” gibi. Ülü lafzının ref haline misal; جَاءَ اُولُو الْعِلْمِ “İlim sahibi geldi” ve nasb haline misal; رَأَيْتُ اُولِي الْعِلْمِ “İlim sahibini gördüm” ve سَلَّمْتُ عَلَى اُولِي الْعِلْمِ “İlim sahibine selam verdim” gibidir. Işrune ve Benzerlerinin ref haline misal; اَلتَّرَاوِيحُ عِشْرُونَ رَكَعَتًا “Teravih 20 rekattır” ve وَمَا أَدْرَاكَ مَا عِلِّيُّونَ “İlliyyun (yükseklik, yücelik)’un ne olduğunu sen bilir misin?” Işrune ve Benzerlerinin nasb haline misal; قَرَأْتُ عِشْرِينَ كِتَبًا “20 kitap okudum” ve  هَلْ رَأَيْتَ عِلِّيِّينَ “Sen İlliyyin (yükseklik, yücelik)’i gördün mü?” gibidir. Işrune ve Benzerlerinin cerr haline misal; أَجَابَ الطُّلاَّبُ عَنْ سِتِّينَ سُؤَالاً فِي الْاِخْتِبَارِ “Öğrenciler testte 60 soruya yanıt verdiler” ve هَلْ نَظَرْتَ إِلَى عِلِّيِّينَ بِقَلْبِكَ “Sen İlliyyin (yükseklik, yücelik)’e kalbin ile baktın mı?” gibidir. </span></p>
<p dir="ltr" style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Takdiri irab;</strong> İrabın lafızda mutlak olarak mümkün olmaması durumundaki mureb isimlerin irablanması halidir. Yani lafzen bir değişiklik söz konusu olmazken, biz o isimde olması gereken irabı manen takdir ederiz. Bunun nedeni ise o ismin sonunda bir elif-i maksurenin lafzen veya hazfedilmiş olarak bulunmasından dolayıdır. Misal; عَصًا ve غُلاًمِى lafızlarında olduğu gibi. عَصِيُّ lafzı sondaki elif-i maksure nedeniyle takdiren عَصًا şeklindedir. Ve غُلاًمِى lafzının sonundaki mütekellim ya’sı غُلاَمْ lafzının sonun bu ya nedeniye takdiren kesrelenmesini sağlamıştır. Biz, عَصًا ve غُلاًمِى lafızlarını sonlarındaki ya’lardan dolayı bu şekilde takdir ettik. Veya <u>Takdiri İrab;</u> O irabın zahir olması durumunda lafızda ağırlık oluşturduğu isimlerdir. Misal; Ref ve Cerr halinde olduğu halde قَاضٍ lafzı ve ref halinde olduğu halde مُسْلِمُيَّ lafzı gibidir. <u>Lafzi İrab;</u> Takdiri irabın dışındakilerde olur.</span></p>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/irabin-nevileri/307861">İrab’ın Nevileri</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gayr-ı Munsarif</title>
		<link>https://fasiharapca.com/gayr-i-munsarif/307860</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:36:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/gayr-i-munsarif/307860</guid>

					<description><![CDATA[<p>غَيْرُ الْمُنْصَرِفِ مَا فِيهِ عِلَّتَانِ مِنْ تِسْعٍ أَوْ وَاحِدَةٌ مِنْهَا تَقُومُ مَقَامَهُمَا وَ هِيَ عَدْلٌ وَ وَصْفٌ وَ تَأْنِيثٌ وَ مَعْرِفَةٌ وَ عُجْمَةٌ ثُمَّ جَمْعٌ ثُمَّ تَرْكِيبٌ وَ النُّونُ زَائِدَةٌ مِنْ قَبْلِهَا  أَلِفٌ وَ وَزْنُ الْفِعْلِ وَ هَذَا الْقَوْلُ تَقْرِيبٌ. مِثْلُ عُمَرَ وَ أَحْمَرَ وَ طَلْحَةَ وَ زَيْنَبَ وَ إِبْرَاهِيمَ وَ مَسَاجِدَ وَ مَعْدِى كَرَبَ &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/gayr-i-munsarif/307860">Gayr-ı Munsarif</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">غَيْرُ الْمُنْصَرِفِ مَا فِيهِ عِلَّتَانِ مِنْ تِسْعٍ أَوْ وَاحِدَةٌ مِنْهَا تَقُومُ مَقَامَهُمَا وَ هِيَ عَدْلٌ وَ وَصْفٌ وَ تَأْنِيثٌ وَ مَعْرِفَةٌ وَ عُجْمَةٌ ثُمَّ جَمْعٌ ثُمَّ تَرْكِيبٌ وَ النُّونُ زَائِدَةٌ مِنْ قَبْلِهَا  أَلِفٌ وَ وَزْنُ الْفِعْلِ وَ هَذَا الْقَوْلُ تَقْرِيبٌ. مِثْلُ عُمَرَ وَ أَحْمَرَ وَ طَلْحَةَ وَ زَيْنَبَ وَ إِبْرَاهِيمَ وَ مَسَاجِدَ وَ مَعْدِى كَرَبَ وَ عِمْرَانَ وَ أَحْمَدَ. وَ حُكْمُهُ؛ أَنْ لاَ كَسْرَ وَ لاَ تَنْوِينَ وَ يَجُوزُ صَرْفُهُ لِلضَّرُورَةِ أَوْ لِلتَّنَاسُبِ مِثْلُ سَلاَسِلاً وَ اَغْلاَلاً وَ مَا يَقُومُ مَقَامَهُمَا الْجُمْعُ وَ أَلِفَا التَّأْنِيثِ.</h3>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt">غَيْرُ الْمُنْصَرِفِ gayrı munsarif isimler; مَا öyle isimlerdir ki; فِيهِ onda (gayrı munsarifte) vardır; عِلَّتَانِ iki illet vardır. مِنْ تِسْعٍ dokuz illetten, أَوْ veya, وَاحِدَةٌ tek bir illet vardır; مِنْهَا ondan, yani dokuz illetten. تَقُومُ kaim olur, yerine geçer; مَقَامَهُمَا o iki illetin yerine. وَ هِيَ ve o, yani dokuz illet;  عَدْلٌ adil, وَ وَصْفٌ ve vasıf, وَ تَأْنِيثٌ ve te’nis; وَ مَعْرِفَةٌ ve marife, وَ عُجْمَةٌ ve ucme, </span><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">ثُمَّ جَمْعٌ</span><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"> sonra cemi, ثُمَّ تَرْكِيبٌ sonra terkib, وَ النُّونُ ve nun (şöyle halde;), زَائِدَةٌ مِنْ قَبْلِهَا  أَلِفٌ nun harfinin ma kablinde zaid olan elif olmasıdır, yani ان şeklinde olmalıdır. وَ وَزْنُ الْفِعْلِ fiil vezninde olmak, وَ هَذَا الْقَوْلُ ve bu söylenilen tasnifler; تَقْرِيبٌ takribi, yaklaşıktır. مِثْلُ şunların misli gibi; عُمَرَ “Ömer” lafzında alemiyet ve adil vardır. وَ أَحْمَرَ ve “en kırmızı” lafzı vasfiyet ve fiil vezni vardır, ifal babından mazi fiil gibi. وَ طَلْحَةَ “Talha” lafzında alemiyet ve te’nis vardır. وَ زَيْنَبَ “Zeyneb” lafzında alemiyet ve tenis-i maneviye vardır. وَ إِبْرَاهِيمَ ve “İbrahim” lafzında alemiyet ve ucme vardır. وَ مَسَاجِدَ “Mescitler” lafzında siga-i müntehel cumu (صيغة منتهى الجموع cemi sigası intiha eden yani nihayet bulan) vardır. Cemi’nin gayri munsarifliğe sebeb olma şartı, cemiliğin mükesser olarak kendisinde sona ermiş olduğu bir sığadır. Bu sığalar iki tane olup ( مَفَاعِلُ ) ve ( مَفَاعِيلُ ) vezinleridir. وَ مَعْدِى كَرَبَ “Madikerebe” lafzında alemiyet ve terkib vardır. وَ عِمْرَانَ ve “İmran” lafzında alemiyet ve zaid olan elif-nun vardır. وَ أَحْمَدَ ve “Ahmed” lafzında alemiyet ve fiil vezni vardır. İleride hepsi detaylıca anlatılacak. وَ حُكْمُهُ؛ onun (gayrı munsarifin) hükmü; أَنْ لاَ كَسْرَ sonunun kesre olmaması, وَ لاَ تَنْوِينَ ve tenvin almamasıdır.وَ يَجُوزُ  ve caizdir; صَرْفُهُ onu, yani gayrı munsarif kelimeyi munsarif yapmak; لِلضَّرُورَةِ zaruretten dolayı, أَوْ لِلتَّنَاسُبِ veya gayrı munsarif olan ile olmayan kelimeler arasında uygunluk olsun diye. مِثْلُ misli gibidir; سَلاَسِلاً ve وَ اَغْلاَلاً birbirlerine münasiptir. وَ مَا öyle bir illet ki, يَقُومُ kaim oluyor, مَقَامَهُمَا o iki illetin yerine; الْجُمْعُ cemidir, bu illetin, iki illet yerine geçebilme şartı cemiliğin sona ermesidir. Yani kelime sigayı müntehel cumu olmalıdır. Misaller; كَلْبٌ “köpek” kelimesinin cemisi أَكَالِبُ gibi. كَلْبٌ kelimesi ilk önce أَكْلُبٌ şeklinde cemilenmiş sonra أَكَالِبُ şeklinde bir daha cemilenmiş ve mükesser olarak cemiliği bu lafızla sonra ermiştir. مَسْجِدٌ “Mescid” kelimesinin مَسَاجِدُ şeklinde mükesser olarak cemilenip bu lafızla kalmıştır. وَ ve iki illetin yerine kaim olan diğer illet nedir;أَلِفَا التَّأْنِيثِ te’nis için olan iki eliftir. Yani elif-i maksure ve elif-i memdude’dir. Elif-i maksureye misal; كُبْرَى gibidir. Elif-i memdudeye misal; صَحْرَاءُ  gibidir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt"><strong>Metnin Toplu Manası: </strong>Gayrı munsarif isimler, dokuz illetten (adil, vasıf, te’nis, marife, ucme, cemi, terkib, elif-nun, vezn-ü fiil) kendilerinde 2 illet mevcut olan isimlerdir, veyahut dokuz illetten iki illetin yerine geçen tek bir illet mevcut olan isimlerdir. Bu dokuz illet; adil, vasıf, te’nis, marife, ucme, cemi, terkib, kendisinden önce bir elif zaid olduğu haldeki nun ve vezni fiildir. Dokuz illete bu şekilde hükmetmek doğruya en yakın olanıdır. Bu dokuz illete misal; عُمَرُ lafzında alemiyet ve adil vardır. أَحْمَرَ  lafzında vasfiyet ve vezni fiil vardır. طَلْحَةُ lafzında alemiyet ve tenis vardır. زَيْنَبُ lafzında alemiyet ve te’nis-i manevi vardır. إِبْرَاهِيمُ lafzında alemiyet ve ucme vardır. مَسَاجِدَ lafzında siga-i müntehel cumu vardır.مَعْدِى كَرَبَ lafzında alemiyet ve terkib vardır. عِمْرَانُ lafzında alemiyet ve zaid olan elif-nun vardır. أَحْمَدَ lafzında alemiyet ve vezni fiil vardır. Gayrı Munsarif’in Hükmü; Tenvin ve kesre almayışıdır. Gayrı munsarif olan kelimeyi, şiirlerinin vezinlerinin zaruriyetinden dolayı ve kafiyelerin uygunluğu için munsarif yapmak caizdir. Aslında hakiki munsarif değildir. Gayrı munsarif olan bir kelimenin, gayrı munsarif olmayan başka bir kelime ile aralarında uygunluk olsun diye, gayrı munsarif olan kelimeyi munsarif hükmünde yapmak caizdir. Tenasübten ötürü gayrı munsarif olan kelimenin misali; سَلاَسِلاً وً أَغْلاَلاً terkibindeki سَلاَسِلاً kelimesi gibi. Bu misalde gayrı munsarif ve sigayı müntehel cumu olan سَلاَسِلاً lafzı tenvini kabul etmemesi gerekirken, uygunluk için kabul etmiştir. İki illetin yerine kaim olan illet cemidir (sigayı müntehel cumu), misal; مَسَاجِدَ lafzı gibi. Ve tenis için olan iki elif, yani elif-i memdude ve elif-i maksuredir. Elif-i maksureye misal; لَيْلَى ve elif-i memdudeye misal; حَمْرَاءُ lafzı gibidir.</span></p>
<table>
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 14pt"><strong><span style="font-family:'times new roman', times, serif">Gayrı Munsarifler</span></strong></span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">الْعَدْلُ</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">مَعْرِفَةُ</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلتَّأْنِيثُ بِالتَّاءِ</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْوَصْفُ</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْعُجْمَةُ</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْجَمْعُ</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلتَّرْكِيبُ</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْأَلِفُ وَ النُّونُ</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="text-align: center" width="32"><span style="font-size: 16pt;font-family:'times new roman', times, serif">وَزْنُ الْفِعْلِ</span></td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/gayr-i-munsarif/307860">Gayr-ı Munsarif</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adil – Madul</title>
		<link>https://fasiharapca.com/adil-madul/307850</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:36:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/adil-madul/307850</guid>

					<description><![CDATA[<p>فَالْعَدْلُ؛ خُرُوجُهُ عَنْ صِيغَتِهِ الْأَصْلِيَّةِ تَحْقِيقًا كَـثُلَثَ وَ مَثْلَثَ وَ أُخَرَ وَ جُمَعَ أَوْ تَقْدِيرًا كَـعُمَرَ وَ زُفَرَ وَ بَابِ قَطَامَ فِي بَنِي تَمِيمٍ فَالْعَدْلُ Adil; Mâdul manasında bir masdar olup ismin döndürülmesi manasındadır. خُرُوجُهُ onun (ismin) çıkmasıdır; عَنْ صِيغَتِهِ الْأَصْلِيَّةِ asıl sigasından; Bu illet (Adil) Arapçada bazı isimlerin gayrı munsarif olarak bulunup, buna rağmen &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/adil-madul/307850">Adil – Madul</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">فَالْعَدْلُ؛ خُرُوجُهُ عَنْ صِيغَتِهِ الْأَصْلِيَّةِ تَحْقِيقًا كَـثُلَثَ وَ مَثْلَثَ وَ أُخَرَ وَ جُمَعَ أَوْ تَقْدِيرًا كَـعُمَرَ وَ زُفَرَ وَ بَابِ قَطَامَ فِي بَنِي تَمِيمٍ</h3>
<p style="text-align: justify"><span style="font-family:'times new roman', times, serif;font-size: 14pt">فَالْعَدْلُ Adil; Mâdul manasında bir masdar olup <u>ismin döndürülmesi</u> manasındadır. خُرُوجُهُ onun (ismin) çıkmasıdır; عَنْ صِيغَتِهِ الْأَصْلِيَّةِ asıl sigasından; Bu illet (Adil) Arapçada bazı isimlerin gayrı munsarif olarak bulunup, buna rağmen iki illeti bulunmamasından dolayı ortaya çıkmıştır. Çünkü ثُلَثُ، مَثْلَثُ، اَخَرُ، عُمَرُ، جُمَعُ gibi isimler gayrı munsarif olarak bulunmalarına rağmen bazılarında sadece vasfiyet ve bazılarında ise alemiyet bulunmuştur. Hâlbuki zikredilen kaideler gereğince alemiyet ve vasfiyet iki illet yerine geçemeyen illetlerden olduklarından bu gibi isimlerde ikinci bir illet aramaya ihtiyaç duyulmuştur. Alimler bu gibi isimleri araştırmışlar ve çoğunda ortak bir nokta bulmuşlardır. Bu da bu isimlerin bazılarının bir şeyden dönmüş olmasıdır. Mesela ثُلَثُ kelimesinde ثَلَثَةً ثَلَثَةً (üçer üçer) manası bulunması gibi. Bu durumda ثُلَثُ gibilerinin mana açısından bir asıldan döndüğü anlaşılmıştır. İşte bu gibi olan adillere; adli tahkiki denilmiştir. Fakat adlin bir diğer kısmı olan عُمَرُ gibileri ise herhangi Bir şeyden döndüğü tesbit edilmeyip, takdiri olarak bir şeyden döndüğü kabul edilmiştir. Mesela عُمَرُ lafzının عَامِرٌ lafzından takdir edildiği gibi. İşte bu kısım olan adillere adli takdiri denilmiştir. Adil, ismin asıl sigasından ne şekilde çıkmasıdır; تَحْقِيقًا gerçek bir çıkışla. Misal; كَـثُلَثَ yani ـثُلَثَ ve مَثْلَثَ lafızları gibi. Her iki lafzın manası da üçer üçer demektir ve ثَلَثَةً ثَلَثَةً ‘den dönmüştür. وَ أُخَرَ lafzı آخَرَ (diğer) lafzının müennesi olan أُخْرَى (diğer) lafzının cemisidir. Bu kelime ismi tafdildir, daha sonra غَيْرُ manasına nakledilmiştir. İsmi tafdiller elif-lam veya izafe veya مِنْ ile kullanılırlar. Bu kelime ile bunlardan herhangi biriyle kullanılmayınca, bu kelimenin bu üç (elif-lam, izafe ve مِنْ) istimalin birinden döndüğü anlaşılmıştır ve adil gerçekleşmiştir. Ve وَ جُمَعَ lafzı; أَجْمَعَ ‘nın müennesi olan جَمْعَاءَ ‘nin cemisidir. بُتَعُ ve كُتَعُ ve بُصَعُ kelimeleri de جُمَعَ gibidirler. أَفْعَلَ vezninin müennesi olan فَعْلاَءَ vezninde gelen lafızlar, sıfat olarak kullanılırlarsa فُعْلٌ şeklinde cemilenmeleri gerekir. Sıfat olan حَمْرَاءَ lafzının حُمْرٌ şeklinde cemilenmesi gibi. Eğer فَعْلاَءَ vezninde gelen lafızlar, isim olarak kullanılırlarsa فَعَالَى veya فَعْلاَوَاتٌ şeklinde cemilenirler. صَحْرَاءَ lafzının صَحَارَى veya صَحْرَاوَاتٌ şeklinde cemilenmesi gibi. Buna göre جُمَعُ kelimesinin cemisinin جُمْعٌ veya جَمَاعَى veya جَمْعَاوَاتٌ şeklinde gelmemesi, جُمَعُ kelimesinin bu üç vezinden birinden döndüğünü ortaya çıkartmış ve adil gerçekleşmiştir. أَوْ veya (ismin asıl sigasından ne şekilde çıkmasıdır); تَقْدِيرًا takdiri bir çıkışla çıkmasıdır. Çünkü asıl olarak kendisinden döndürüldüğü iddia edilen kelime, o kelimenin aslı değidir. Misal; كَـعُمَرَ yani عُمَرَ lafzı gibi. Yani عُمَرَ lafzının عَامِرٌ lafzından (döndürülmesi) takdir edildiği gibi. وَ زُفَرَ ve aynı şekilde زُفَرَ lafzı gibi. Yani زُفَرَ lafzının زَافِرٌ lafzından dönmüş olabilmesinin kabul edildiği gibi. وَ بَابِ قَطَامَ ve قَطَامَ babı gibidir; قَطَامَ babından maksad sonunda راء (ra) olmayan müenneslerin فَعَالِ veznindeki alemleridir. قَطَامَ lafzının قَاتِمَةٌ lafzından döndürüldüğü, فِي بَنِي تَمِيمٍ Beni Temim kabilesinin lugatına göre kabul edilmiştir. فَعَالِ vezninde olup, خَضَارِ gibi sonunda راء (ra) olan lafızlar mebnidirler.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Metnin Toplu Manası</strong>; Gayrı Munsariflerin birincisi Adil’dir. <strong>Adil</strong>; Bir ismin <u>hakikaten</u> asıl sigasından çıkmasıdır. Yani madul (dönmüş) olmasıdır. Misal; مُثْلَثُ ve ثُلَثُ gibi, أُخَرُ ve جُمَعَ gibi. Yada ismin, asıl sigasından çıkışı <u>takdiren</u> olur; Yani biz takdir ederiz. Çünkü kendisinden döndürüldüğü söylenen kelime, dönmüş olan kelimenin aslı değildir. Takdir edilir. En yakın ihtimal odur ve ona takdir getiririz. Takdiri adil’e misal; عُمَرُ ve زُفَرُ ve قَطَامِ babı, yani فَعَالِ babı. Bu babtan gelen kelimeler biliniz ki takdiri bir şekilde madul olmuşlardır. Asılları farklı olabilir. Bu فَعَالِ babının gayrı munsarif oluşu Beni Temim lügatine göredir.</span></p>
<div class="meta-tags"> <span>Tags</span>adil feali babı hakiki adil katami babı madul takdiri adil zuferu
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/adil-madul/307850">Adil – Madul</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vasıf</title>
		<link>https://fasiharapca.com/vasif/307849</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:34:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/vasif/307849</guid>

					<description><![CDATA[<p>اَلْوَصْفُ؛ شَرْطُهُ أَنْ يَكُونَ فِي الْأصْلِ فَلاَ تَضُرُّهُ الْغَلَبَةُ فَلِذَلِكَ صُرِفَ أَرْبَعٌ فِي مَرَرْتُ بِنِسْوَةٍ أَرْبَعٍ وَ امْتَنَعَ أَسْوَدُ وَ أَرْقَمُ لِلْحَيَّةِ وَ أَدْهَمُ لِلْقَيْدِ وَ ضَعُفَ مَنْعُ {أَيْ مَنْعُ الصَّرْفِ ضَعِيفٌ} أَفْعًى لِلْحَيَّةِ وَ أَجْدَلٍ لِلصَّقَرِ وَ أَخْيَلٍ لِلطَّائِرِ اَلْوَصْفُ Vasıf; İsmin bazı sıfatları ile belirsiz her hangi bir zata delalet  etmesidir. Mesela أَزْرَقُ &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/vasif/307849">Vasıf</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">اَلْوَصْفُ؛ شَرْطُهُ أَنْ يَكُونَ فِي الْأصْلِ فَلاَ تَضُرُّهُ الْغَلَبَةُ فَلِذَلِكَ صُرِفَ أَرْبَعٌ فِي مَرَرْتُ بِنِسْوَةٍ أَرْبَعٍ وَ امْتَنَعَ أَسْوَدُ وَ أَرْقَمُ لِلْحَيَّةِ وَ أَدْهَمُ لِلْقَيْدِ وَ ضَعُفَ مَنْعُ {أَيْ مَنْعُ الصَّرْفِ ضَعِيفٌ} أَفْعًى لِلْحَيَّةِ وَ أَجْدَلٍ لِلصَّقَرِ وَ أَخْيَلٍ لِلطَّائِرِ</h3>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْوَصْفُ Vasıf; İsmin bazı sıfatları ile belirsiz her hangi bir zata delalet  etmesidir. Mesela أَزْرَقُ “mavi” kendisinde mavilik bulunan her şeye delalet eder. شَرْطُهُ vasfın şartı; أَنْ يَكُونَ olmasıdır, فِي الْأصْلِ asıl olarak konulmuş, فَلاَ تَضُرُّهُ o asli konuluşa zarar vermez, الْغَلَبَةُ isim olarak kullanılmasının vasıf olarak kullanılmasına galib gelmiş, daha çok kullanılmış olması. Misal; أَسْمَرُ lafzı gibi. Daha evvel أَسْمَرُ lafzı kara buğday renkli şeyler için kullanılıyordu yani vasıftı. Ama sonraları kız ismi olarak kullanılmaya başlandı yani isim oldu. İşte denilen şu ki böyle vasıfların isim olarak kullanılmasının vasıf olarak kullanılmasından daha fazla olması asıl konuluş amacına binaen bu vasfiyete zarar vermez. Vasfın sonradan böyle isim olması onun gayrı munsarif olmasına da zarar vermez. İsim bile olsa aslı vasıftır. فَلِذَلِكَ işte böylece vasfın isim olmasının kendi gayrı munsarif oluşuna zarar vermemesi; صُرِفَ sarf edildi, yani munsarif oldu; أَرْبَعٌ erbeun “dört” lafzı. Sayı olarak bu أَرْبَعٌ lafzı sıfat olabilse de munsarif olmuştur. فِي şu misalde olduğu gibi; مَرَرْتُ بِنِسْوَةٍ أَرْبَعٍ “Dört kadına uğradım” gibidir. Burada أَرْبَعٍ lafzı munsariftir. أَرْبَعٍ lafzı her ne kadar نِسْوَةٍ lafzının sıfatı olsa da sıfat olmak aslında yoktur. Bu nedenle gayrı munsarif olamamıştır. وَ امْتَنَعَ mümteni (men edildi), yani gayrı munsarif olur; أَسْوَدُ esvedü lafzı; aslen siyah olan her şeye şamil olup kendisinde vasfiyet vardır. Daha sonra siyah bir yılana isim olarak verilmiştir.  وَ أَرْقَمُ ve erkam kelimesi; Kendisinde siyahlık ve beyazlık bulunan, yani boz olan her şeye şamil olup boz yılana isim olarak verilmiştir.  لِلْحَيَّةِ yılanın ismi için olan. Ve daha ne gayrı munsarif olur; وَ أَدْهَمُ edhemü lafzı; Siyah olan her şeye şamil iken daha sonradan لِلْقَيْدِ kayd, yani demir kelepçe için isim olan lafızdır. Bu sayılan أَسْوَدُ ve أَرْقَمُ ve أَدْهَمُ lafızlarında ismiyyet, vasfiyyete galib gelmiştir. Yani daha çok kullanılmıştır. Bu lafızların ismiyyetinin ağır olması kendilerinin gayrı munsarif olmalarına zarar vermez. وَ ضَعُفَ ve zayıf oldu, مَنْعُ men edildi, أَيْ مَنْعُ الصَّرْفِ ضَعِيفٌ yani şu kelimelerin sarf edilmekten men edilişi (gayrı munsarif oluşları) zayıftır; أَفْعًى ef’en yani أَفْعًى kelimesinin gayrı munsarif olması, bu lafız لِلْحَيَّةِ yılan ismi için olan أَفْعًى kelimesinin gayrı munsarif olması zayıf olmuştur. أَفْعًى lafzı aslında habis, pislik manasında olduğu zannedilmiştir, kesin değildir, bu yüzden gayrı munsarif olması zayıftır. وَ أَجْدَلٍ aynı şekilde أَجْدَلٍ “ecdelin” kelimesi, لِلصَّقَرِ doğan veya şahin kuşu için isim yapılan أَجْدَلٍ kelimesi aslında “kuvvet” manasında olduğu zannedilmiştir. أَجْدَلٍ lafzının aslında kuvvet manasında olması kesin olmayıp zann edildiğinden gayrı munsarifliği zayıfır. Ve yine وَ أَخْيَلٍ “eheylin” kelimesi, لِلطَّائِرِ bir kuş için isim yapılan أَخْيَلٍ kelimesi aslında “siyah nokta” manasındadır. أَخْيَلٍ kelimesinin nokta manasında olduğu kesin olmayıp zann edildiği için gayrı munsarifliği de zayıftır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Metnin Toplu Manası</strong>; Gayrı munsariflerin ikincisi Vasıf’tır. <strong>Vasıf</strong>; İsmin bazı sıfatları ile belirsiz her hangi bir zata delalet  etmesidir. Vasfiyetin gayrı munsarifliğe sebeb olabilmesinin şartı o vasıfın asıl vazında olmasıdır. Kelime ile konulduğunda bir vasfi manaya konulmuş olması lazımdır. Vasfiyyet asıl olunca, bu vasfi manaya konulan lafızın isim olarak kullanılması, vasıf olarak kullanılmasından daha fazla olması, asılda o lafzın gayrı munsarif oluşuna zarar vermez. Yukarıda bahsedilen أَزْرَقُ lafzı gibi. Vasfiyyetin aslından olması gerekliliğinden ve ismiyyetin galebe çalması zarar vermediğinden dolayı مَرَرْتُ بِنِسْوَةٍ أَرْبَعٍ “4 kadına uğradım” terkibindeki أَرْبَعٍ lafzı, asli vasıf olmadığı için munsarif kılındı. Ve kendisinde vasfiyyet olan, siyah olan her şeye şamil olan أَسْوَدُ lafzı, siyah beyaz olan her şeye şamil olan ve bir yılan için isim yapılan أَرْقَمُ lafzı, siyah olan her şeye şamil iken sonradan siyah bir kelepçeye isim yapılan أَدْهَمُ lafızlarında ismiyyetin galebe çalması zarar vermediğinden dolayı gayrı munsarif olmuşlardır. Yani مَنْعُ صَرْفْ diyebiliriz. Ve yılan ismi için olan أَفْعًى lafzı, doğan kuşu için isim olan أَجْدَلٍ lafzı ve bir tür kuş ismi olan أَخْيَلٍ lafızlarının مَنْعُ صَرْفْ men-u sarf yani gayrı munsarif olmaları zayıftır. أَفْعًى lafzı habis, pislik manasında zannedilir, أَجْدَلٍ lafzı kuvvet manasında zannedilir, أَخْيَلٍ lafzı ise siyah nokta manasında zannedilir. Ama hiç birinin aslı o değildir, zandan ibaret oldukları için gayrı munsariflikleri zayıftır.</span></p>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/vasif/307849">Vasıf</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Te’nis</title>
		<link>https://fasiharapca.com/tenis/307848</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:34:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/tenis/307848</guid>

					<description><![CDATA[<p>اَلتَّأْنِيثُ بِالتَّاءِ؛ شَرْطُهُ الْعَلَمِيَّةُ وَ الْمَعْنَوِىُّ كَذَلِكَ وَ شَرْطُ تَحَتُّمِ تَأْثِيرِهِ الزِّيَادَةُ عَلَى الثَّلَثَةِ أَوْ تَحَرُّكُ الْاَوْسَطِ أَوِ الْعُجْمَةُ فَـهِنْدٌ يَجُوزُ صَرْفُهُ وَ زَيْنَبُ وَ سَقَرُ وَ مَاهُ وَ جُورُ مُمْتَنِعٌ فَإِنْ سُمِّىَ بِهِ مُذَكَّرٌ فَشَرْطُهُ الزِّيَادَةُ عَلَى الثَّلَثَةِ فَقَدَمٌ مُنْصَرِفٌ وَ عَقْرَبُ مُمْتَنِعٌ اَلتَّأْنِيثُ بِالتَّاءِ Ta ile olan te’nis, شَرْطُهُ onun (ta ile olan &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/tenis/307848">Te’nis</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">اَلتَّأْنِيثُ بِالتَّاءِ؛ شَرْطُهُ الْعَلَمِيَّةُ وَ الْمَعْنَوِىُّ كَذَلِكَ وَ شَرْطُ تَحَتُّمِ تَأْثِيرِهِ الزِّيَادَةُ عَلَى الثَّلَثَةِ أَوْ تَحَرُّكُ الْاَوْسَطِ أَوِ الْعُجْمَةُ فَـهِنْدٌ يَجُوزُ صَرْفُهُ وَ زَيْنَبُ وَ سَقَرُ وَ مَاهُ وَ جُورُ مُمْتَنِعٌ فَإِنْ سُمِّىَ بِهِ مُذَكَّرٌ فَشَرْطُهُ الزِّيَادَةُ عَلَى الثَّلَثَةِ فَقَدَمٌ مُنْصَرِفٌ وَ عَقْرَبُ مُمْتَنِعٌ</h3>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلتَّأْنِيثُ بِالتَّاءِ Ta ile olan te’nis, شَرْطُهُ onun (ta ile olan te’nisin gayrı munsarifliğe sebep olmasının) şartı; الْعَلَمِيَّةُ müennes bir alem olmasıdır. Ta ile olan te’nis, vasfiyyet ile beraber olduğu zaman gayrı munsarif değildir. Misal; نَاصِرَةٌ gibi. وَ الْمَعْنَوِىُّ Ve Te’nis-i Manevi;  كَذَلِكَ ta ile te’niste olduğu gibi aynı şekilde te’nis-i manevide de gayrı munsarifliğe sebeb alemi bir müennes olmasıdır. وَ شَرْطُ تَحَتُّمِ تَأْثِيرِهِ Manevi te’nisin gayrı munsarif olmasına te’sirinin vucubunun (Tehattüm; pek lüzumlu, vacip olan) şartı, الزِّيَادَةُ عَلَى الثَّلَثَةِ ismin harflerinin 3 taneden fazla olmasıdır. أَوْ veya, تَحَرُّكُ الْاَوْسَطِ o isimdeki ortadaki harfin harekeli olmasıdır. أَوِ ve yahud da; الْعُجْمَةُ “ucme” yani yabancı dilden nakil olmasıdır. Bunlara binaen geçelim misallere; فَ gelelim, هِنْدٌ “hind” lafzına; bu هِنْدٌ lafzı: يَجُوزُ caizdir, صَرْفُهُ sarfı, tasrif edilmesi caizdir. Çünkü vücub şartların (harflerinin 3’ten fazla olması, ortadaki harfin harekeli olması ya da ucme olması) hiç biri kendisinde bulunmaz. وَ زَيْنَبُ ve “zeyneb” lafzı, وَ سَقَرُ ve “sekar” lafzı, وَ مَاهُ ve وَ جُورُ lafızları; “mâh ve cur” iki belde adıdır. Bu sayılanların (zeyneb, sekar, mâh ve cur) hepsi مُمْتَنِعٌ mümteni’dir, yani sarftan men edilmiştir, diğer bir adıyla gayrı munsariftir. زَيْنَبُ isminde 3 harften ziyadelik vardır, سَقَرُ isminin ortasındaki harf harekelidir, مَاهُ ve جُورُ isimlerinde isme yabancı dilden nakil (ucme) vardır. Bu şartlar onları gayrı munsarif yapar. فَإِنْ bunlara binaen eğer, سُمِّىَ isimlenirse, بِهِ bu manevi te’nis ile, مُذَكَّرٌ bir müzekker isimlenirse; فَشَرْطُهُ o manevi te’nisin gayrı munsarif olmasının şartı; الزِّيَادَةُ عَلَى الثَّلَثَةِ üç harf üzerine ziyade olmalıdır. فَ Üç harften fazla olunca; قَدَمٌ “kadem” lafzı ayak demektir, مُنْصَرِفٌ munsarif olur. Bu قَدَمٌ lafzı manevi müennestir. Eğer müennes قَدَمٌ lafzıyla isimlenirse alemiyyet ve te’nis-i manevi ile gayrı munsarif olur. Bir müzekkere isim olarak verilse bile şartları sağlamaz. Üç harften fazla harfi yoktur. Dolayısıyla قَدَمٌ lafzı erkeğe verilirse munsarif olur. وَ عَقْرَبُ “akrab” lafzı akrep demektir. Bu lafız ise 3 harften fazla olduğu için gayrı munsariftir. Bir müzekkere isim yapılabilir. مُمْتَنِعٌ bu عَقْرَبُ lafzı müntenidir. Sarftan men edilmiştir, yani gayrı munsariftir.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Metnin Toplu Manası</strong>; Gayrı munsariflerin üçüncüsü; Ta-i bitTe’nis (ta ile olan te’nis)’tir. Ta ile olan te’nisin gayrı munsarif olma şartı müennes bir alem (kısacası bir alemiyyetlik) olmasıdır. Ta ile olan te’nis isimde eğer vasfiyyet var ise gayrı munsarif olamaz. Ve Manevi müennes te aynı şekilde gayrı munsarif olmak için müennes bir alem yani alemiyyet şarttır. Manevi müennesin gayrı munsarif olması için gerekli olan alemiyyetliğe bir de isminin harflerinin 3 harften fazla olması, 3 harfli ise ortadaki harfin harekeli olması ve Ucme (yabancı dilden nakledilen kelime) olması eklenir. 3 harften fazla manevi müennese misal; زَيْنَبُ ismi. 3 Harfli olup ortadaki harfin harekeli olmasına misal; سَقَرُ ismi. Ucme (yabancı dilden nakil) olmasına misal; مَاهُ ve جُورُ isimleridir. Bu 3 şart göz önüne gelince هِنْدٌ lafzının gayrı munsarif olmadığını görüyoruz. 3 harfli ve ortadaki harf harekesiz ve ucme değil. Bu şartsızlıklar onu munsarif yapar. زَيْنَبُ lafzı, سَقَرُ lafzı, مَاهُ ve جُورُ lafızlarının hepsi gayrı munsariftir. Eğer te’nis-i manevi ile bir müzekker isinlendirilirse, müzekkere isim yapılan o manevi te’nisin gayrı munsarif olabilme şartı 3’ten fazla harfinin olmasıdır. Bu nedenle “ayak” manasında olan قَدَمٌ lafzı üç harften fazla olmadığından gayrı munsarif olamaz, munsarif olur. Te’nis-i manevi olan ve bir müzekkere isim yapılan عَقْرَبُ lafzı ise üç harften fazla olduğu için sarftan mümtenidir. Yani gayrı munsariftir.</span></p>
<div class="meta-tags"> <span>Tags</span>gayru munsarif tenisi manevi
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/tenis/307848">Te’nis</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Marife</title>
		<link>https://fasiharapca.com/marife-2/307838</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jul 2018 08:34:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kafiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://fasiharapca.com/marife-2/307838</guid>

					<description><![CDATA[<p>اَلْمَعْرِفَةُ؛ شَرْطُهَا أَنْ يَكُونَ عَلَمِيَّةً اَلْمَعْرِفَةُ Marife (yani tarif); Marife isimin شَرْطُهَا gayrı munsarif olma sebebi; أَنْ يَكُونَ olmasıdır, عَلَمِيَّةً alem olmasıdır. Metnin Toplu Manası; Gayrı munsariflerin dördüncüsü; Marife bir ismin gayrı munsarif olabilme sebebi alemiyyettir.  Çünkü zamirler, ism-i mevsuller, ism-i işaretler mebniyattandır. Gayrı munsarif ise murebin nevidir. Lam ve izafetle marife olanlar gayrı munsarif olsalar &#8230;</p>
<p><a href="https://fasiharapca.com/marife-2/307838">Marife</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[</p>
<div class="entry-content herald-entry-content">
<h3 style="text-align: justify">اَلْمَعْرِفَةُ؛ شَرْطُهَا أَنْ يَكُونَ عَلَمِيَّةً</h3>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif">اَلْمَعْرِفَةُ Marife (yani tarif); Marife isimin شَرْطُهَا gayrı munsarif olma sebebi; أَنْ يَكُونَ olmasıdır, عَلَمِيَّةً alem olmasıdır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span style="font-size: 14pt;font-family:'times new roman', times, serif"><strong>Metnin Toplu Manası;</strong> Gayrı munsariflerin dördüncüsü; Marife bir ismin gayrı munsarif olabilme sebebi alemiyyettir.  Çünkü zamirler, ism-i mevsuller, ism-i işaretler mebniyattandır. Gayrı munsarif ise murebin nevidir. Lam ve izafetle marife olanlar gayrı munsarif olsalar bile onlarda munsarif hükmü icra olunur. Çünkü harf ut-Tarif (elim-lam) ve izafet gayrı munsarifi, munsarif yapar.</span></p>
<div class="meta-tags"> <span>Tags</span>marife ile gayrı munsarif
</div>
</div>
<p><a href="https://fasiharapca.com/marife-2/307838">Marife</a> yazısı ilk önce <a href="https://fasiharapca.com">Fasih Arapça</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
