Kane Ve Kardeşleri – Kane Ve Benzerleri

3960

¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

KÂNE VE KARDEŞLERİ İLE İLGİLİ AYETLER

1- … كَانَا يَأْكُلاَنِ الطَّعَامَ انْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الآيَاتِ …

(5/MÂİDE, 75). (Meryem ve oğlu İsâ (a.s.) oğlu Mesîh) Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara delilleri nasıl açıklıyoruz …

açıklamak, izah ve izhar etmek (müteaddîdir).

بَيَّنَ يُبَيِّنُ تَبْيِيناً

2- … ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ .

(6/EN’ÂM, 11) Sonra (Peygamberleri) yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bakın!

yalanlayan, yalancı 

  

الْمُكَذِّبُ

3- وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ .

(67/MÜLK, 10). Ve: “Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, (şimdi) şu alevli cehennemin ashabı içinde olmazdık!” derler.

yakılan ve alevlendirilen manasında olup cehennemin adıdır.

السَّعِيرُ

4- أَ رَأَيْتَ إِنْ كَانَ عَلَى الْهُدَى .

(96/ALAK, 11). Gördün mü, ya o (Peygamber) doğru yol üzerinde idiyse,

5- وَفُتِحَتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا .

(78/NEBE, 19). Gökyüzü açılır ve orada (pek çok) kapılar oluşur;

6- إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا .

(78/NEBE, 21). Şüphesiz, cehennem pusuda (beklemekte) olur.

rasat mevzii, rasathane, pusu, gözetleme yeri

اَلْمِرْصَادُ- اَلْمَرْصَدُ

7- .. إِنَّ  السَّمْعَ        وَ الْبَصَرَ   وَ  الْفُؤَادَ    كُلُّ      أُولئِكَ       كَانَ        عَنْهُ مَسْؤُولاً.

     Haberu Kane  Câr-mecrûr   F. Mâzî

Haber

İsmu işaretMuz. ileyh MübMuz. Matuf  H.Atıf Matuf  H.Atıf (إِنَّ)nin ismi Harfu Te’kîd

                                                                                 (إِنَّ) nin haberi (mahallen merfû)

   

(17/İSRÂ, 36). (Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme.) Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.

اَلسَّمْعُ

işitme, işitme duygusu, kulak

َالْفُؤَادُ

kalp, gönül

َالْبَصَرُ

görme, görme hassesi, göz

كُلُّ أُولئِكَ

bunların hepsi (ayette; كُلُّ ) muzâf,  (أُولئِكَ) ise muzâfun ileyh olup mahallen mecrûrdur. (كُلُّ ) ve sonrası da (إِنَّ)nin haberidir.

مَسْؤُولٌ

mesul, sorumlu (ismi mef’ûl : aynı zamanda Kâne’nin haberidir. Kâne’nin ismi ise (هُوَ) olarak takdir edilen müstetir zamirdir.)

8- ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى .

(75/KIYAME, 38). Sonra (insan nutfesi) alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah (onu insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.

tesviye etmek, düzeltmek/düzene koymak, kemale erdirmek

سَوَّى يُسَوِّي تَسْوِيَةً

9- … كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً .

(73/MÜZZEMMİL, 18). … O’nun (Allah’ın) vâdi yapılagelmiştir (mutlaka yerine gelir).

10-… فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ .

(67/MÜLK, 18). …(benim karşılık olarak verdiğim) azabım nasıl olmuştu!

aslı (نَكِيرِي) (edepsizliği ve çirkefliği ortadan kaldırıp bunları yapanları) cezalandırma

نَكِيرٌ

11- فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ .

(55/RAHMÂN, 37). Gök yarılıp da kızarmış yağ renginde gül gibi olduğu zaman,

gül

وَرْدَةٌ

yarılmak

اِنْشَقَّ يَنْشَقُّ اِنْشِقاَقاً

yağ, yağdanlık, kırmızı deri (üç mana ile de tefsir edilebilir)

اَلدِّهَانُ

12- … وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا .

(33/AHZÂB, 5). …. Allah bağışlayandır, çok merhamet edendir.

13- … خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاء …

(11/HÛD, 7). (O ki) … Arş’ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde (altı devrede)  yarattı…

14- … فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ .

(5/MÂİDE, 31). …ve (katil kardeş) pişmanlardan oldu (pişman oldu)

15- فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ .

(7/A’RÂF, 78). Bunun üzerine onları o (gürültülü) sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü dona kalır oldular.

sarsılış, sarsıntı

اَلرَّجْفَةُ

ism-i fâil olup yere bitişik olan, yere yapışıp kalan (Ayette: Evlerinde hareketsiz cansız ve sessiz ölüler halinde kalakaldılar.)

اَلْجَاثِمُِ

16-…أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءاً فَتُصْبِحُ الْأَرْضُ مُخْضَرَّةً إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ .

(22/HAC, 63). … Allah, gökten yağmur indirdi. Bu sayede yeryüzü yeşeriyor (yeşil oluyor). Gerçekten Allah çok lütufkârdır, (her şeyden) haberdardır.

yeşermiş, yeşillenmiş, yeşilleşmiş

مُخْضَرَّةٌ

17- وَأَصْبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَى فَارِغًا …

(28/KASAS, 10). Mûsâ’nın annesinin yüreği boş olarak sabahladı (yüreğinde yalnızca çocuğunun tasası kaldı)…

boş, bomboş

فَارِغًا

18- فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ .

(68/KALEM, 20).(Bahçe) kapkara kesildi.

kesilmiş, sökülmüş/(münbit olmayan) kara toprak/karanlık gece(Ayette: Her üç mana ile de izah edilmiştir)

اَلصَّرِيمُ

19- إِنْ نَشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ .

(26/ŞUARÂ, 4). Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.

 

boyunlar

اَلْعُنُقُ ج اَلْأَعْنَاقُ

 

tevazuda bulunmak, alçak gönüllü olmak, boyun eğmek

خَضَعَ يَخْضَعُ خُضُوعاً

boyunları eğik (ism-i fâil) (Ayette: Ona boyun eğmiş, inkiyad etmiş, itaat etmiş olurlar)

خَاضِعٌ

 
         

20- قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ .

(26/ŞUARÂ, 71). “Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya (tapanlar olmaya) devam edeceğiz” diye cevap verdiler.

عَكَفَ يَعْكُفُ عُكُوفاً

devamlı ibadet etmek, ibadetten ayrılmamak

21- … إِذْ وُقِفُوا عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلَى وَرَبِّنَا …

(6/EN’ÂM, 30). Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman (Rablerinin önünde ayakta durduruldukları zaman)… (Allah onlara) Bu (yeniden dirilme olayı), hak değil miymiş? der. Onlar da “Rabbimize andolsun ki evet!” derler…

إِذْ = إِذاَ

..dığı, diği zaman/hani bir zamanlar (zaman zarfının arkasından gelen kelime fiilde olsa mahallen mecrûr muzâfun ileyhtir.)

22- وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَكِيلٍ .

(6/EN’ÂM, 66). Kur’ân hak olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki: “Ben size vekil (kefil) değilim”.

23- … فَإِنْ يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلاَءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرِينَ .

(6/EN’ÂM, 89).  … Eğer onlar (kâfirler) bunları inkâr ederse şüphesiz yerlerine bunları inkâr etmeyecek bir toplum getiririz.

vekil kıldı, yerine başkasını getirdi

وَكَّلَ يُوَكِّلُ تَوْكِيلاً

24- وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَنِي آدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا بَلَى شَهِدْنَا …

(7/A’RÂF, 172). … Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” (dedi )  (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler.

sırt, yüz, üzeri, arka (ayette sulbler kastedilmektedir)

اَلظَّهْرُ ج ظُهُورٌ

zürriyet, nesil

ذُرِّيَّةٌ

[ (عَلَى) harf-i ceri ile birlikte] şahit tutmak, şahit kılmak

أَشْهَدَ يُشْهِدُ إِشْهاَداً

     

25- … أَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَشِيدٌ .

(11/HÛD, 78). (Lût, kavmine:) …İçinizde reşit (aklı başında) bir adam yok mu!”  (dedi).

reşit, doğru görüşlü, doğruyu bulan, olgun, doğru 

رَشِيدٌ

26- … إِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ أَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ .

(11/HÛD, 81). (Melekler Lût’a): … Onlara vâdolunan (helâk) zamanı, sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi? (dediler).

va’d/va’din yerine getirildiği zaman veya yer (ayette: sözün yerine getirileceği vakit)

اَلْمَوْعِدُ

27- لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَاعٌ لَكُمْ …

(24/NÛR, 29). İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu oturulmayan evlere girmenizde herhangi bir sakınca yoktur…

faydalanılan eşya

مَتَاعٌ

ism-i mef’ûl: mesken kılınan, oturulan

مَسْكُونَةٌ

günah

اَلْجُنَاحُ

28- لَيْسَ عَلَى الْأَعْمَى حَرَجٌ وَلاَ عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلاَ عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ …

(24/NÛR, 61). Âmâya güçlük yoktur; topala güçlük yoktur; hastaya da güçlük yoktur. (Bunlara yapamayacakları görev yüklenmez; yapamadıklarından dolayı günahkâr olmazlar.) …

29-  يَا نِسَاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَأَحَدٍ مِنَ النِّسَاءِ 

(33/AHZÂB, 32). Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz….

30- أَ لَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ …

(39/ZÜMER, 36). Allah kuluna kâfi değil midir? …

[(ism-i fâil) her türlü şerden, kötülükten koruma hususunda] kafi olan.

كَافٍ= اَلْكاَفِي (كَفَى يَكْفِي كِفاَيَةً)

Sonu illetli olan bu tür fiillerin ism-i fâili burada olduğu gibi marife olarak (اَلْكاَفِي), nekre olarak da (كَافٍ) şeklinde gelir.

31- فَاطِرُ السَّموَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ .

(42/ŞÛRÂ, 11). (O), gökleri ve yeri (yoktan) yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.

(ism-i fâil) yaratan, icat eden

اَلْفَاطِرُ (فَطَرَ يَفْطُرُ فَطْراً)

büyük baş hayvan  (deve, sığır, davar)

اَلنَّعَمُ ج الْأَنْعَامُ

yoktan var edip etrafa dağıtarak çoğaltmak

ذَرَأَ يَذْرَؤُ ذَرْءاً

32- وَنَادَى فِرْعَوْنُ فِي قَوْمِهِ قَالَ يَا قَوْمِ أَلَيْسَ لِي مُلْكُ مِصْرَ وَهَذِهِ الْأَنْهَارُ تَجْرِي مِنْ تَحْتِي أَ فَلاَ تُبْصِرُونَ .

(43/ZUHRUF, 51). Firavun kavmine (kavminin içinde olarak ) seslendi ve (şöyle) dedi: “Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Hâla görmüyor musunuz?”

nehir, ırmak

اَلنَّهْرُ ج اَلْأَنْهَارُ

seslenmek, çağırmak, bağırmak

نَادَى يُناَدِي مُناَداَةً

görmek

أَبْصَرَ يُبْصِرُ إِبْصاَراً

33- فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هَاهُنَا حَمِيمٌ .

(69/HAKKA, 35). Bu sebeple, bugün burada onun (candan) bir dostu yoktur.

müşfik, şefkatli, yakın dost

حَمِيمٌ

34- أَ لَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يُحْيِيَ الْمَوْتَى .

(75/KIYÂME, 40). (Bunları yapan Allah), ölüleri (tekrar) diriltmeye kâdir değil midir?

ölü

اَلْمَيْتُ ج الْمَوْتَى

hayat vermek, diriltmek

أَحْيَى يُحْيِي إِحْياَءاً

35- لَسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ .

(88/GÂŞİYE, 22). Onların üzerinde bir zorba değilsin.

ism-i fâil olup zorba, hükmü altına alan, kontrolde tutan, sultasında bulunduran anlamındadır. (مُصَيْطِرٍ ın aslı مُسَيْطِرٍ olup dilde kolaylık açısından س harfi صharfiyle iptal edilmiştir.)

مُصَيْطِرٌ

36- فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوَاهُمْ حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ .

(21/ENBİYÂ, 15). Biz kendilerini, kuruyup biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirinceye kadar bu davaları sürüp gider.

kuruyup biçilmiş ekin

حَصِيدٌ

iddia, dava veya duaları

دَعْوَاهُمْ

ölen yahut bayılan

اَلْخَامِدُ

37- وَلَقَدْ جَاءَكُمْ يُوسُفُ مِن قَبْلُ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا زِلْتُمْ فِي شَكٍّ مِمَّا جَاءَكُمْ بِهِ …

(40/MÜ’MİN, 34). Andolsun ki, (Mûsâ’dan) önce Yusuf da size açık deliller getirmişti ve onun size getirdiği şeylerden   şüphe edip durmuştunuz….

38- قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا ماَ دَامُوا فِيهَا فَاذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ 

(5/MÂİDE, 24). “Ey Mûsâ! Onlar orada bulundukları müddetçe biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve Rabbin gidin (savaşın; biz burada oturacağız”) dediler.

39-  وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا ماَ دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ .

(5/MÂİDE, 117)… [Îsâ (a.s.) şöyle dedi:] İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine şâhit (kontrolcü) idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şâhit olansın.

ruhunu kabzetmek, öldürmek, vefat ettirmek (Ayette: Vefat ettirmesi, göğe çıkarılması yahut yeryüzündeki hayatına son verilmesidir.)

تَوَفَّى يَتَوَفَّى

(mâzî fiilin önünde:) …dığı zaman, …dığında

لَمَّا

şâhit (kontrolcü)

شَهِيدٌ

gözetleyen, gözetleyici

اَلرَّقِيبُ

       

40- وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَمَا كُنْتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلاَةِ وَالزَّكَاةِ ماَ دُمْتُ حَياًّ .

(19/MERYEM, 31). “Her nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.”

hayırlı ve mübarek kılınmış

مُبَارَكٌ

diri, yaşayan

حَيٌّ

her nerede

أَيْنَمَا

 

tavsiye etmek (tavsiye Allah tarafından yapıldığı takdirde bu, emir ve farz kılma demektir.)

َأَوْصَى يُوصِي

               

41- …وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ .

(21/ENBİYA, 73). … Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.

42- … وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ .

(2/BAKARA,167). …ve onlar (artık) ateşten çıkacak değillerdir.

43- … وَمَا اللّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ .

(2/BAKARA, 74)….Allah yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.

44- وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ قَلِيلاً مَا تُؤْمِنُونَ .

(69/HAKKA, 41). Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz!

45- مَا أَنْتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ .

(68/KALEM, 2) Sen -Rabbinin nimeti sayesinde- mecnun değilsin.

46- … وَمَا أَنَا بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ .

(50/KAF, 29). (Allah şöyle diyor: Benim huzurumda söz değiştirilmez) ve ben kullara asla zulmedici değilim.

47- يَا عِبَادِ لاَ خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلاَ أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ .

(43/ZUHRUF, 68). Ey kullarım! Bugün (cennette) size korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz.

Ey kullarım! (Sondaki esre, düşen mütekellim yâ’sının kısaltılmış işaretidir)

يَا عِبَادِ

48- … وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعِبَادِ .

(40/MÜ’MİN, 31)….Allah, kullarına bir zulüm dileyecek değildir.

49- … وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ .

(39/ZÜMER, 41). (Resûlüm)! …Sen onların üzerinde vekil değilsin.

3 YORUMLAR

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here