HZ. YUNUS (A.S.) HAYATI KISSASI

YİRMİİKİNCİ
BÖLÜM
1

HZ. YUNUS (A.S.) 1


A. Kavmi Ve Peygamber Olarak Görevlendirilişi 1

B. Hz. Yunus (A.S.) Balığın Karnında. 2

C. Kurtuluş Sebebi: Zikir, Teşbih Ve Duâ. 3

D. Yunus Kavminin İmanı 4

E. Hz. Yunus (A.S.)’ın Aceleciliği Bu Konuda Rasülullah
(S.A.V.)’ın Uyarılması
4

F. Asurlular’ın Yıkılışı 4

G. Yunus Kıssasından Bâzı Mesajlar. 5

1. Sıkıntı Anında Allah’a Sığınma. 5

2. Davet Yolunda Sabır. 5

 

 

 

YİRMİİKİNCİ BÖLÜM

 

HZ.
YUNUS (A.S.)

 

A. Kavmi Ve
Peygamber Olarak Görevlendirilişi

 

Kur’ân-ı Kerim, Hz.
Yunus fa.s.)’m adını dört yerde zikret­miş; iki yerde de onu kendisini yutan
balık münâsebetiyle, her ikisi de “balık sahibi” anlamına gelen
“Zü’n-nûn ve Sahibu’î-hût’ isimleriyle anmıştır.[1]
Peygamberimiz (s.a.v.), onun babasının adı­nı Mettâ olarak vermiştir.[2]
Bünyâmin neslinden olduğu da söy­lenen Hz. Yunus (a.s.)’ın adı İncil’de Jonah
veya Yonah olarak geçer. O, geniş topraklara hükmeden Asurlular’m başkenti
Nino-va şehrine peygamber olarak gönderilmiş ve yaygın kanâate göre M.ö.
860-784 yılları arasında II. Yereboam devrinde yaşamıştır. Kalıntıları, Irak’ta
Musul kentinin tam karşısında Dicle nehrinin doğu yakasında bulunan bu şehir,
onun zamanında Asur mede­niyetinin ihtişamını temsil ediyordu. Günümüze ulaşan
ve çok geniş bir alana yayılmış bulunan kalıntıları dahî, bu ihtişamı
göstermeye yeter bulunmaktadır. Bugün orada Hz. Yunus (a.s.)’a nisbet edilen
bir tepe mevcuttur.

Putlara tapan Ninova
halkı, günah ve isyanlara boğulmuş, aralarında her türlü kötülük yayılmıştı.
Allah Teâlâ, onlara doğ­ru yolu göstermek için, Yunus peygamberi gönderdi. Hz.
Yunus (a.s.), 40 yaşında iken peygamber olarak görevlendirildikten son­ra,
diğer peygamberlerin yaptığı gibi, hemen davete başladı. An­cak kavmi, uzun süre
(bâzılarına göre 33 yıl) geçmesine rağmen davetini bir türlü kabul etmiyordu.
Rivayete göre bu müddet içinde kendisine sadece iki kişi iman etmiş, Hz. Yunus
(a.s.), her türlü kötülüğü işlemeye devam eden ve davetini engellemeye çalışan
kavminin bu durumundan son derece sıkılmıştı. Kavmi­nin iman etmemesi yüzünden
duyduğu üzüntü ve öfkenin son haddine vardığı günlerden birinde, alâmetlerine
bakarak müş­riklere üç gün sonra başlarına büyük bir azabın geleceğini haber
verdi ve Allah tarafından henüz hicrete izin verilmemiş olduğu halde onlardan
ayrıldı. Onun kızgınlığı, şüphesiz ki, Allah rızası­na yönelik olup, dînin
haysiyet ve şerefini korumak arzusundan kaynaklanıyordu. O, bu yaptığını da
Allah rızasını gözeterek yap­tığına inanıyordu. Bu münâsebetle Allah’ın
kendisini bu davra­nışı yüzünden bir sıkıntıya uğratabileceğini hiç
düşünmemişti. [3]

 

B. Hz. Yunus (A.S.)
Balığın Karnında

 

Ancak Hz. Yunus
(a.s.), kavminden ayrıldıktan kısa süre sonra beklemediği bir durumla
karşılaştı. O, kavmine kızgın bir halde limana gitmiş, haddinden fazla yolcu
alan ve hareket et­mek üzere olan bir gemiye binmişti. Gemi denizin ortasında
aşın yük yüzünden batma tehlikesi geçirince, yükü hafifletmek mak­sadıyla
denize atılacakları belirlemek için çekilen kur’a sonucu onun adı da çıktı ve
denize atıldı. Kur’ân-ı Kerim, onun bir kur’a sonucu denize atıldığını haber
vermiş; ancak denize atılmasını gerektiren bu kur’a çekiminin sebebinden
bahsetmemiştir. Bu Kur’ânın sebebi, büyük ihtimâlle yükün fazlalığı yüzünden
bat­ma tehlikesi geçiren bu gemiden bâzı adamların atılmasının ka­çınılmaz  hâle 
gelmesi  olmuştur.[4]  Çekilen 
kur’ada  Hz.  Yunus (a.s.)’m adı da denize atılacaklar
arasında çıkmış ve hemen deni­ze atılmıştı. İşte bu sırada onu büyük bir balık
yutuverdi. Hz. Yunus (a.s.), balığın karnında zifiri karanlık bir ortamda hâlâ
hayatta olduğunu farkettiği esnada, bütün bunların işlediği ha­tâlar yüzünden
başına geldiğini de anladı.[5]
Kendisini affetmesi için hemen Allah’a sığındı ve kendisini bu karanlıklardan
kur­tarmasını istedi:

“Ey Rabbim!
Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü nok­sanlıklardan uzaksın. Bana gelince
kendime zulmetmiş bulunuyo­rum. Şimdi ise pişman olup tevbe ettim. Bu sıkıntıyı
benden gi­der!. “

Cenab-ı Hak, duasını
kabul ederek onu balığın karnından sahile çıkardı ve içine düştüğü üzüntüden
kurtardı. Kur’ân-ı Kerim, onun başından geçen bu durumu şöyle açıklamıştır:

“Zünnün’u
(Yunus’u) da hatırla. Hani o, bir zaman öfkelene­rek kavmim bırakıp gitmişti
de, bu yüzden kendisini sıkıntıya sokmayacağımızı sanmıştı. Sonunda karanlıklar
içinde kalıp şöyle dua etti: ‘Senden başka ilâh yoktur. Seni tenzih ve teşbih
ederim.

Doğrusu ben
zâlimlerden oldum!’ Biz de duasını kabul edip onu sıkıntılardan kurtardık.
İşte, mü’minleri böyle kurtarırız.”[6]   

 

C. Kurtuluş Sebebi:
Zikir, Teşbih Ve Duâ

 

Kavminin îman etmemesi
sebebiyle duyduğu üzüntü ve öf­ke yüzünden, Rabbinin iznini beklemeden
tebliğine son verip kavminden ayrılması, Hz. Yunus (a.s.)’m başına böyle bir
sıkıntı getirmişti. O, yaptığı işten büyük pişmanlık duyuyor ve bu yüz­den
kendisini şiddetle kınıyordu. Hatâsını itiraf ederek Allah’a yalvarmış; duasını
kabul eden Allah Teâlâ, onu yutan balığa, derhal onu sahile bırakmasını
emretmişti. Âyetlerde bildirildiği­ne göre, Hz. Yunus (a.s.) çok ibâdet
edenlerden ve Allah’ı çok zikredenlerden olmasaydı, balığın karnından
kurtulması asla mümkün olmayacaktı. Ancak o, balığın karnında da Allah’ı ha­tırlayıp
O’nu teşbih etti ve kendisini affetmesi için yalvardı. Su­çunu itiraf ederek,
Allah’tan başka sığmak olmadığını söyledi. Duasını kabul eden Allah, balığa
emrederek onu deniz sahilinde ağaçsız ve gölgesiz bir yere bırakmasını sağladı.
Ayrıca o sırada hasta olduğundan, onu güneşten koruması ve yiyecek sağlaması
İçin üzerine kabak cinsinden geniş yapraklı bitkiler bitirdi. Has­talıktan
kurtulup güç ve kuvvetini yeniden kazanmasından son­ra ise onu tekrar kavmine
davet için gönderdi. Hz. Yunus (a.s.), kavmine ulaştığında tahmin edemeyeceği
sevindirici bir durumla karşılaştı. Çünkü küfürdeki inatları” dolayısıyla
terk etmiş oldu­ğu nüfusları yüz bini aşan Ninovalilar, onun yokluğu sırasında
yaşanan fevkalâde hadiselerden ibret almışlar, daha o dönme­den önce onun
peygamberliğine îman edip davetini kabul etmiş­lerdi. Kur’ân-ı Kerim, onun
başından geçenler ve onu sevindiren bu gelişme hakkında şu açıklamayı
yapmaktadır:

“Şüphesiz, Yunus
da gönderilen peygamberlerdendir. Bir zaman o, kaçıp dolu bir gemiye binmişti.
Gemidekilerden bir kıs­mının atılması için kur’a çekilmişti de, O da denize
atılanlardan olmuştu.Denize atılınca balık onu yutmuştu. O pişmanlık içindeydi.
Eğer o, Allah’ı çok teşbih edenlerden olmasaydı, insanların tekrar
diriîtileceği Kıyamet gününe kadar balığın karnında kalırdı. Biz, onu balığın
karnından hasta bir vaziyette çorak bir sahile attık. Özerine geniş yapraklı bir
bitki bitirdik. Ve onu, nüfusu yüz bin hattâ daha fazla olan bir kavme
peygamber olarak gönderdik. Onlar, Yunus’un davetini kabul edip iman ettiler.
Biz de onlan bir vakte kadar nimetlerimizden yararlandırdık.”[7]

Hz. Yunus (a.s.)’m
balığın karnında kaldığı süre hakkında kesin bir bilgi yoktur. Kaynaklarda 1
saat ile 40 gün arası süre­lerden bahsedilmiştir.[8]  

 

D. Yunus Kavminin
İmanı

 

Ninovalılar, Hz. Yunus
(a.s.)’m kendilerinden ayrılmasın­dan sonra, onun kendilerini tehdit etmiş
olduğu azabın alâmet­lerini görmeye başlamışlardı. Bu fevkalâde olay karşısında
Al­lah’ın birliğine ve Yunus’un peygamberliğine iman ederek, gel­mekte olan
azabı kaldırması için Allah’a yalvarıp yakardılar. Yü­ce Allah, bir istisna
olarak onların yeis halindeki bu imanını ka­bul etti. İnsanlık tarihinde ilk
defa, bir kavmin yeis halindeki imânı geçerli sayılmış; Cenab-ı Hak, Yunus
kavminin duasını kabul ederek onlardan azabı kaldırmıştı. Bu kavmin azap alâ­metlerini
gördükleri sırada iman etmelerinin kendilerine faydalı olduğu ve imanlarının
kabul edildiği, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle açıklanmıştır:

“Haklarında
Rabbinin azap hükmü sabit olanlar, îman et­mezler. Onlara her türlü delil gelse
de, can yakıcı azabı görünceye dek îmân etmezler. Heyhat o vakit îman edip de
îmanları kendile­rine fayda vermiş bir memleket olsa idi? Ancak Yunus’un kavmi
bundan müstesna; onlar bu durumda iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki
rüsvayhk azabını kaldırdık ve onlan bir süre daha faydalandırdık.[9]

 

E. Hz. Yunus
(A.S.)’ın Aceleciliği Bu Konuda Rasülullah (S.A.V.)’ın Uyarılması

 

Allah Teâlâ, Peygamber
Efendimiz (s.a.v.)’e, davet husu­sunda Hz. Yunus (a.s.) gibi aceleci ve
sabırsız olmaktan sakın­masını ve Mekke müşriklerinin eziyetlerine sabrederek
tebliğ görevini ısrarla devam ettirmesini emretmiştir. Ona, kendisine iman
etmediler diye kavmine kızıp aralarından ayrılan Hz. Yu­nus (a.s.)’m balığın
karnında iken duyduğu pişmanlık ve üzüntüyü ve bu sıkıntıdan kurtulmak için
yaptığı duayı hatır­latmıştır. İlâhî lütuf olmasaydı onun kınanmış bir durumda
ka­lacağını; ancak suçunu itiraf edip samîmi bir şekilde tevbe etme­si
sayesinde kurtulduğunu ve tekrar Allah’ın seçtiği sâlih kişi­lerden olduğunu
haber vermiştir:

“Öyleyse Rabbinin
hükmüne sabırla katlan ve öfkeye kapılıp da sonra (tzdırap içinde) haykıran
balık sahibi (Yunus peygamber) gibi olma. Ona Rabbinden bir nimet yetişmiş
olmasaydı, kınanmış olarak çorak bir yere atılmış olacaktı. Ancak Rabbi onu
peygam­ber olarak seçti de onu sâlihlerden eyledi.”[10]

 

F. Asurlular’ın
Yıkılışı

 

Ninova halkı, azap alâmetlerini
görünce iman etmiş ve bir istisna olarak helâktan kurtulmuştu. Ancak onlar, Hz.
Yunus (a.s.)’m vefatından bir süre sonra yine doğru yoldan ayrıldılar. Giderek
yozlaşan bu toplum, kendilerine gönderilen iki peygam­berin mesajına da kulak
asmadı. Neticede M.Ö. 602 yılında Midyalılar, Babilliler’den de destek alarak
Asurlular’a karşı şid­detli bir saldırıya geçtiler. Yenilen Asur ordusu başkent
Ninova’da mahsur kaldı. Kuşatmanın ardından Midyalılar kaleye girip şehri yağma
ve tahrip ettiler. Asur kralı ise, sarayını yakıp kendisi de içinde yanarak
intihar etti. Ninova şehrinin kalıntıla­rı, bu yağma ve tahribin bâzı izlerini
hâlâ taşımaktadır.[11]   

 

G. Yunus Kıssasından
Bâzı Mesajlar

 

1. Sıkıntı Anında
Allah’a Sığınma

 

Mü’minlerin, Hz. Yunus
(a.s.)’m yaptığı gibi, darlık ve sı­kıntı anında Allah’a sığınması, aczini ve
noksanlığını arz ederek O’ndan sıkıntının giderilmesini istemesi lâzımdır. Hz.
Yunus (a.s.), balığın karnına düştüğünde, bu şekilde davranmış ve ne­ticede
Allah tarafından affedilerek kurtarılmıştı. Allah Teâlâ, onu kurtardığını
bildirdiği âyetin sonunda, “İşte biz, mü’minleri böyle­ce kurtarırız”
diyerek, bu kurtuluşun aynı durumda kalan mü’ minlerin tamamı için geçerli
olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla bu âyet, Allah’ın emir ve yasaklarına uymak,
O’na gerektiği şe­kilde ibâdet etmek ve O’na sığınmak şartıyla, mü’minlerin
çeşitli gam ve kederlerden kurtarılacağına dair bir ilâhî vaaddir:

“Senden başka
ilâh yoktur. Seni tenzih ve teşbih ederim. Doğrusu ben zâlimlerden oldum!’ Biz
de duasını kabul edip onu sıkıntılardan kurtardık. İşte, mü’minleri böyle
kurtarırız.”[12]

Rasülullah (s.a.v.),
Hz. Yunus (a.s.)’m bu duâsıyla ilgili ola­rak şöyle buyurmuştur:

“Herhangi bir
Müslüman, herhangi bir hususta, Yunus’un bu duâsıyla Allah’a yalvarırsa, duası
mutlaka kabul olunur. “[13]

Rasülullah (s.a.v.),
şiddet ve sıkıntı anında yapılacak dua­nın önemi hakkında da amcazadesi İbn
Abbas’a şöyle demiştir:

“Allah’ın
emirlerine uy ve onlara sahip çık ki, O da seni ko­rusun. Allah’ın emirlerini
uygulamaya devam et ki, şiddet ve sı­kıntı anında O’nun yardımını karşında
bulasın. Genişlik zamanla­rında Allah’ı tanırsan O da darlık ve zorluk
zamanlarında seni tanıyıp gözetir. Bir şey isteyecek olursan Allah’tan iste,
bir yardım talebinde bulunacaksan Allah’ın yardımına başvur.[14]   

 

2. Davet Yolunda
Sabır

 

Yunus kıssasından
çıkarılan önemli diğer bir mesaj, tebliğ vazifesini yürütürken, çeşitli
güçlüklere katlanmanın ve bu uğurda sabır zırhına bürünmenin şart oluşudur.
Nitekim, Hz. Yunus (a.s.)’m, kavminden gördüğü kötülükler karşısında Al­lah’tan
izinsiz hicrete çıkması, bir peygamber olarak kendisi için kusur sayılmış ve bu
yüzden başına çeşitli sıkıntılar getirmiştir. Geçtiği gibi, onun bu durumu
hatırlatılarak, Rasülullah (s.a.v.)’ e onun gibi aceleci olmaması emredilmiştir.
Ancak Hz. Yunus (a.s.)’m Allah tarafından bağışlanan bu davranışı, onun derece­sini
düşürmez ve faziletini eksiltmez. Nitekim Sevgili Peygambe­rimiz (s.a.v.),
böyle bir anlayışın yanlışlığına işaret etmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Hiç bir kişi
için, ‘Ben muhakkak Yunus b. Mettâ’dan hayır­lıyım’ demek uygun değildir.”[15] 

 

 



[1] Hz. Yunus (a.s.)’m adının geçtiği âyetler şunlardır:
Nisa süresi, 4/163; En’am süresi, 6/86; Yunus sûresi, 10/98; Sâffât sûresi,
37/139. O, Enbiya sûresi 21/87’de ‘Zü’n-nûn”, Kalem sûresi, 68/48’de
“Sahibul-hûi” sıfatıyla zikredilmek­tedir.

[2] Buhârî, Enbiyâ, 24, 35.

[3] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 550-551.

[4] Ibn Kesir, Kasasu’l-enbiyâ, 1, 335. Kur’a sebebi
hakkında başka rivayetler de nakledilmiştir:

Bu rivayetlerden birine
göre, gemi bir fırtınaya yakalanınca, bu fırtınanın, gemide efendisinden kaçmış
bir kölenin bulunmasından kaynaklandığı, bu köle denize atılmadıkça fırtınanın
dinmeyeceği söylenmiş, yolculardan hiçbiri köle ol­duğunu kabul etmeyince, onun
kur’a ile belirlenmesi istenmiştir. Çekilen kur’a Hz. Yunus (a.s.)’a isabet
etmiştir.

Başka bir rivayette de,
geminin limandan hareket edemediği, bunun gemide bir suçlunun bulunmasına
bağlandığı, suçluyu tespit için çekiien Kur’ânın Hz. Yunus (a.s.)’a isabet
ettiği zikredilmiştir (bu rivayetler için bkz. Taberî, Tefsir, XXIII, 98;
Salebi, 409}.

Kitab-ı Mukaddes’te Yunus kitabında İse özetle şu bilgi verilmiştir:
Nineve’ye (Ninova) peygamber olarak gönderilen Yunus, daveti bırakıp Tarşiş’e
kaçmak ni­yetiyle Yafa limanından bir gemiye biner. Korkunç bir fırtına
çıkınca, bu fırtına­nın içlerinden biri yüzünden çıktığı söylenir ve bu şahıs
kur’a ile belirlenir. Kur’ada çıkan Yunus, Rabbinin önünden kaçtığını, giderek
şiddetlenen fırtınanın kendisi yüzünden çıktığını itiraf eder, kendisini denize
atarlarsa duracağını söyler ve kendi isteğiyle denize atılır. Ardından deniz
sakinleşir, Yunus ise bir balık ta­rafından yutulur ve üç gün sonra Allah’ın
emriyle balık tarafından sahile atılır (Yunus Kitabı, 1/1-17).

[5] Müfessirler, Allah’ın Hz. Yunus (a.s.)’ı sıkıntıya
sokmasının sebebi olarak, genellikle onun işlediği üç hatâdan bahsetmişlerdir:

a) Kavmine
gönderilecek azabın vakti henüz Allah tarafından kesin olarak bildirilmemiş
olduğu halde, alâmetlerine bakarak azabın vaktini bizzat tayin et­meye
kalkışması.

b) Hiç bir
peygamber, Allah’tan emir gelmeden hicret İçin kavmini terk etme­diği halde,
azap vakti gelmeden önce sabırsız davranarak kavmini terk edip hicre­te
çıkması.

c)
Kavminden  azabın  kaldınlmasmdan   sonra 
bile  kavmine  geri  
dönmek istememesi (Mevdûdî, Tefhim, V, 46 )

Bu arada, îbn Abbas’tan, onun bu sırada peygamber olmadığı ve bu göreve
balığın kamından kurtulduktan sonra getirildiğine dair bir rivayet
nakledilmiştir. Saffât sûresinde kıssanın anlatılmasından sonra, “Ve onu
biz, yüz bin veya daha fazla kişiye peygamber olarak gönderdik.” (
Safi”ât, 37/147) buyurulması, bu gö­rüş için delil sayılmıştır (onun
peygamberliğinin ne zaman başladığı hakkındaki görüşler için bkz. Salebi, 407;
Taberi, Tefsir, XXIII, 104-105; Kurtubî, Tefsir, XV, 121-122; Şevkânî, Tefsir,
IV, 410).

[6] Enbiyâ sûresi, 21/87.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 551-553.

[7] Saffât sûresi, 37/139-148.

Kitab-ı Mukaddes’te,
Hz. Yunus (a.s.)’ın kızgınlığı, azabın yaklaşması üzerine iman eden kavminin
Allah tarafından affedilmesi dolayısıyla yalancı durumuna düşmesine
bağlanmaktadır. Orada anlatılanlar özetle şöyledir: Balık tarafından sahüe
atılan Hz. Yunus (a.s.), tekrar Ninova’ya gönderilir. Yunus halka 40 gün sonra
Nİnova’nm yıkılacağını söyler. Bundan etkilenen halk iman edince Allah,
onlardan azabı kaldırır. Azabın kaldırılması Hz. Yunus (a.s.)’m gücüne gider ve
buna öfkelenir. Yalancı duruma düşmek yüzünden, kendisi için ölümün yaşa­maktan
daha hayırlı olduğunu söyler ve şehirden ayrılıp şehir dışında bir gölgelik
altına oturur. Onu üzüntüsünden kurtarmak isteyen Allah, üzerine gölge olsun
diye bir asma kabağı bitirir. Yunus buna sevinir; ancak ertesi gün kabak
kuru-yunca güneşte kalan Hz. Yunus (a.s.) sıcaktan baygın düşer ve tekrar ölümü
is­ter. Bunun üzerine Allah, ona hitap ederek şöyle der: “Sen emeğini
çekmediğin ve büyütmediğin asma kabağına acıyorsun. O kabak ki, bir gecede
çıktı ve bir gece­de yok oldu. Ya ben Ninova için, o büyük şehir için
acımayayım mı? O şehir ki, orada sağını ve solunu seçemeyen yüzyîrmibinden
ziyâde insan, birçok da hay­van var.” (Yunus Kitabı, 2/1-10; 3/1-10;
4/1-11).

Görüldüğü gibi Kitab-ı Mukaddes’teki bu bilgilerden bir kısmı ya
Kur’ân-i Kerim’de yoktur veya farktı olarak aktarılmıştır. Kur’ân’da olmayan
bilgiler, ge­nellikle bir peygambere yakışmayacak türdendir ve İnsanlar
tarafından uydurul­duğu açıktır. Meselâ, bir peygamberin, kavminin
affedilmesine üzülmesi düşünülemez. Kur’ân’dan farklı anlatımlar da, bu
eserlerdeki tahrifatı göstermek­tedir. Kur’ân, kabağın Hz. Yunus (a.s.)’ın
balık tarafından hasta bir şekilde sahile atılması esnasında ona bir lütuf
olarak bitirildiğini söylerken, Kitab-ı Mukaddes bunu kavminin affedilmesinden
sonrasına erteler ve Yunus’un işin mâhiyetini kavramasını sağlayacak bir örnek
vermek maksadıyla bitirildiğini belirtir.

[8] Taberî, Tefsir, XXIII, 101; Kurtubî, Tefsir, XV, 123;
îbn Kesir, Kasasul-enbiyü, I, 336.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları:553-554.

[9] Yunus süresi, 10/98. Yeis hâlindeki imanın geçerliliği
hususunda bu kavmin bir İstisna teşkil ettiğini açıklayan bu âyetler, azap
alâmetlerini görünce îman eden tek kavmin Yunus kavmi olduğu şeklinde de
yorumlanmıştır (Bu konudaki gö­rüşler için bkz. Nehhas, Tefsir, III, 318;
İbnül-Cevzi, Tefsir, IV, 66; Ateş, Çağdaş Tefsir, IV, 253).

Mevdûdî, bu kavmin yeis halindeki imanının istisna olarak kabul edilme
sebebinin, Hz. Yunus (a.s.)’m hicrete izin verilmeden onlardan ayrılması olduğu­nu
ve onun bu davranışının Allah’ın adaleti gereği onlara verilecek cezayı ortadan
kaldırdığım söyler. Buna göre, onun erken ayrılması, bu kavmin cezaya çarptı­rılması
için gereken şartların tamamlanmasını engellemiş olmaktadır {Tefhim, II, 364).

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 555.

[10] Kalem süresi, 68/ 48-50.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 556.

[11] Mevdûdî, Hz. Peygamber’in Hayatı, I, 480.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 556.

[12] Enbiyâ sûresi, 21/87-88. Hz. Yunus (a.s.)’m âyetteki
duası, Arapça olarak şöyle­dir: “La İlahe illâ erite sübhâneke innîküntü
mine’z-zâlimîn.”

[13] Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 170; Tirmizî, Deavât, 82.

[14] Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 307.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 557.

[15] Buhârî, Enbiyâ, 24, 35.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 558.