HZ. HARUN (A.S.) HAYATI KISSASI

ONYEDİNCİ BÖLÜM1

HZ. HARUN
(A.S.)
1

 

 

 

 

ONYEDİNCİ
BÖLÜM

 

HZ. HARUN (A.S.)

 

Hz. Harun (a.s.)’ın
adı Kur’ân-ı Kerim’de yirmi yerde geç­mekle birlikte, hayatı hakkında fazla
bilgi verilmemektedir. Ge­nellikle yardımcısı olduğu küçük kardeşi Hz. Musa
(a.s.) ile be­raber zikredilmiş ve onun yanında ikinci plânda kalmıştır.

Kız kardeşleri
Meryem’in küçüğü olan Hânın, Hz. Musa (a.s.)’dan üç yaş büyüktür. Mısır’da
İsrailoğulları’na ağır baskı uygulayan Firavun II.Ramses zamanında, erkek
çocuklarının öl­dürülmesi emrinden önce veya uygulamanın bu çocukların bir yıl
öldürülüp diğer yıl sağ bırakılması şeklinde yürütülmesi do­layısıyla onların
öldürülmediği yıl içinde doğduğu zikredilmekte­dir.[1]
Hayatının ilk yılları hakkında bilgi bulunmayan Hz. Harun (a.s.), Tevrat’ta
bildirildiğine göre Elişeba ile evlenmiş ve ondan dört oğul sahibi olmuştur.[2]

Hz. Mûsâ, Medyen
dönüşü Sînâ dağında peygamber olarak görevlendirilip tebliğ için Firavun’a
gitmesi emredilince, bu ağır görevi yerine getiremeyeceği endişesiyle,
dilindeki tutukluğu ha­tırlatıp Yüce Allah’tan güzel konuşan ağabeyi Harun’u
kendisine yardımcı olarak vermesini ve onu bu göreve ortak kılmasını is­temişti.
Bunun üzerine Allah, önceden geçtiği gibi, onun bu dileğini kabul etti ve
Harun’u da peygamber olarak görevlendirip küçük kardeşi Hz. Müsâ (a.s.)’a
yardımcı tayin etti.[3]
Bundan itibaren Harun, kardeşine vekâlet ettiği durumlar hariç, hep o-nun
yanında bulundu. Peygamberlik görevini üslendikten sonra Mısır’a dönen
kardeşiyle birlikte tebliğ için Firavun’un huzuruna çıktı. Sihirbazlarla
müsabaka sırasında onunla beraber oldu.

Hz. Mûsâ, Allah
tarafından mikâta çağrılıp Sînâya çıktı­ğında yerine onu vekil bırakmıştı. Hz.
Harun (a.s.), bu görevi esnasında büyük zorluklar yaşadı; bütün gayretine
rağmen kav­minin Sâmirî isimli şahıs tarafından yapılan altın buzağı heykeline
tapmasını engelleyemedi. “Ey kavmim! Andolsun siz bununla fitneye  düşürüldünüz. 
Rabbiniz çok esirgeyendir, siz bana uyun, emrime itaat edin” (Tâhâ,
20/90) diye çırpındıysa da, sözünü İçlerinden ancak küçük bir gruba d inle te
bilmişti.[4]

Hz. Mûsâ (a.s.), Sînâ
dağından dönünce, kavminin altın buzağıya tapmasını ve bu yüzden şirke
düşmesini engelleyeme-diği gerekçesiyle Hz. Harun (a.s.)’i şiddetli bir şekilde
azarlamış; saçından ve sakalından çekip şiddetle sarsmıştı. Bunun üzerine
Hânın, bu hususta çok uğraştığını söyledi ve daha fazlasını ni­çin yapamadığını
şöyle açıkladı:

“Ey anamın oğlu,
saçımı başımı tutma! Ben, senin, İsrail-oğulları arasında ayrılık çıkardın,
sözümü tutmadın’ diyeceğinden korktum.”[5]

İsrâiloğulları’nm kırk
yıl müddetle Tîh sahrasında sürgün cezasına çarptırılmasından sonra yine
kardeşinin yanında olan Hz. Harun (a.s.), bu sürenin sonlarına doğru Hz. Musa
(a.s.)’dan bir süre önce vefat etti. Onun vefatıyla ilgili çeşitli rivayetler
ak­tarılmıştır. Bu rivayetlerden birine göre, Allah Teâlâ, Harun’un ruhunu
alacağını Hz. Mûsâ (a.s.)’a bildirir ve onu bir dağa ge­tirmesini söyler. Bu
dağa geldiklerinde, benzeri görülmemiş bir ağaç, bir ev ve üzerinde yatak olan
bir sedir bulurlar. Bu yatağa uzanan Hz. Harun (a.s.)’ın ruhu kabzedilince
yatak ve ev semâya yükseltilir. Geriye yalnız dönen Hz. Mûsâ (a.s.),
İsrâiloğullan tarafından kardeşini Öldürmekle itham edilir. İftiracılar, onun
bu cinayeti halkın Harun’u daha fazla sevmesi yüzünden kıskançlık sebebiyle
işlediğini söylerler. Hz. Mûsâ (a.s.), durumu Al-lah’a arz edince, Harun’un
üzerinde vefat ettiği yatak onların yanına indirilir ve bu manzara karşısında
gerçeği kabul ederler. Bir di­ğer rivayette, semâya çekilme söz konusu
değildir. Dolayısıyla Hz. Mûsâ (a.s.), onu dağda defneder ve kavminin kendisini
it­hamı üzerine, onları kabre götürür. Kabrin başına varıldığında Allah’ın
lütfuyla canlanan Hz. Harun (a.s.), gerçeği onlara açıklar ve tekrar ruhunu
teslim eder.[6]

 

 



[1] Salebî,168; İbn Kesir, Kasasu’l-enbiyâ, II, 468.

[2] Çıkış, 6/23; Sayılar, 3/2.

[3] Meryem sûresi, 19/53; Tâhâ sûresi, 20/29-36; Purkân
süresi, 25/35.

[4] Ne gariptir ki, Tevrat’ta bu buzağının Hz. Harun
(a.s.J tarafından yapıldığı söylene­rek ona büyük bir iftirada bulunulmaktadır
(Çıkış, 32/2-6; Tesniye, 9/20). Ayrıca o, kâhinler sınıfının atası olarak
gösterilmekte ve Rab Yahve’nin emri ve Hz. Mû­sâ (a.s.)’m yardımıyla kâhinlik
müessesesini kurduğu söylenmektedir(Çikış, 28/1-2; 29; 40/12-15). Hz. Mûsâ
(a.s.)’a ait çeşitli mucizelere vesile oian asa da Tevrat’ta bazen Harun’a
nisbet edilmiştir (örnekler için bkz. Çıkış, 7/19-20; 8/1-7, 16-17).

[5] Tâhâ sûresi, 20/92-94.

[6] Salebi, 214-216; ayrıca bkz., İbnül-Esir, I, 199-200.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 464-466.