Duha Suresi İrabı Arapça Dersleri

 

سورة الضحى (93)

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

(93- DUHÂ SÛRESİ)  Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

وَالضُّحَى {93/1} وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى {93/2} مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلَى {93/3}

1. 2. 3. Andolsun kuşluk vaktine ve sükûna erdiğinde geceye ki, Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.

sakin ve durgun olmak

سَجَا يَسْجُو سَجْواً

kuşluk vakti

اَلضُّحَى

darılmak, buğzetmek

قَلَى يَقْلِي قِلْياً

ayrılmak, yüzüstü bırakmak

وَدَّعَ يُوَدِّعُ تَوْدِيعاً

         

وَلَلْآخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُولَى {93/4} وَلَسَوْفَ يُعْطِيكَ رَبُّكَ فَتَرْضَى {93/5}

4. 5.Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır. Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.

razı olmak, hoşnut olmak

رَضِيَ يَرْضَى

ilk, birinci, dünya

اَلْأُولَى

أَلَمْ يَجِدْكَ يَتِيمًا فَآوَى{93/6} وَوَجَدَكَ ضَالاًّ فَهَدَى{93/7} وَوَجَدَكَ عَائِلاً فَأَغْنَى{93/8}

6. 7. 8. O, seni yetim bulup barındırmadı mı? Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi? Seni fakir bulup zengin etmedi mi?

(ism-i fâil) hayrette kalan, şaşıran, şaşırmış

ضَالٌّ (ضَلَّ)

barındırmak

آوَى يُؤْوِي

(ism-i fâil) yoksul, fakir

اَلْعَائِلُ

hidâyet etmek, yol göstermek

هَدَى

 

 

zenginleştirdi, zengin kıldı

أَغْنَى يُغْنِي  

           

 فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلاَ تَقْهَرْ {93/9} وَأَمَّا السَّائِلَ فَلاَ تَنْهَرْ {93/10} وَأَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ {93/11}

9. 10. 11. Öyleyse yetimi sakın ezme. El açıp isteyeni de sakın azarlama. Ve Rabbinin nimetini (minnet ve şükranla) an.

(ism-i fâil) isteyen, soran

اَلسَّائِلَ (سَأَلَ)

ezmek, yenmek, hakimiyet sürdürmek

قَهَرَ يَقْهَرُ قَهْراً

anlatmak, bahsetmek, haber vermek

 

 

 

 

 

 

 

 

 

حَدَّثَ يُحَدِّثُ تَحْدِيثاً

azarlamak

نَهَرَ يَنْهَرُ نَهْراً