Bedel Arapçada Bedel – Açıköğretim İlahiyat Arapça Dersleri

Arapçada bir kelime veya ifadenin ardından, bazen onun aynı olan, bazen bir kısmını, bazen de ona ait bir özelliği açıklayan başka bir kelime veya ifade daha kullanılır. Buna Arapçada bedel denir. Meselâ ” قَرَأْتُ الْكِتابَ ” (Kitabı okudum) deriz. Bu ifadeden genel manada kitabın okunduğu anlaşılmaktadır.


Ancak ne kadarının okunup okunmadığı konusundaki tereddütü ortadan kaldırmamaktadır. Burada ا لْكِتاب lafzının peşine نِصْفَه kelimesini getirerek قَرَأْتُ الْكِتابَ نِصْفَه ” ” (Kitabın yarısını okudum) dediğimizde eklediğimiz bu kelime manaya daha da açıklık getirmekte, diğer ihtimalleri ortadan kaldırmaktadır. İşte bu eklenen kelimeye Arapçada bedel denmektedir.


Türkçede buna benzer ifadeler için açıklayıcı, açıklama cümlesi vb. terimler kullanılmaktadır. Yine Türkçedeki ünvan gruplarından sonra gelen isimler de Arapçadaki bedel konusunun bir kısmına karşılık olmaktadır.


Doktor Ahmet usta bir doktordur. ( (الطبيبُ أحم د طَبِيبٌ مَاهِرٌ


Şoför Hasan güvenilir bir şofördür. ( (السَّائِقُ حَسَ ن سَائِقٌ أَمِينٌ


Örneklerde de görüldüğü gibi ünvânlardan sonra gelen isimler kelimenin manasına açıklık getirmektedirler ve iki kelime tam olarak birbirinin yerini tutmaktadır.

bedel arapca gramer

Bedel Dil  Bilgisi

Arapçada bedel tevâbi konusu içerisinde yer almaktadır. Tevâbi sıfat, tekit, atıf ve bedelden oluşmakta olup, bir ismin peşinden gelerek onun irâbına tâbi olan kelimeleri ifade etmektedir. Bunlar irâb yönünden bağımsız değillerdir. Önceki isim merfû ise tevâbiden olan kelime de merfû, mansûbsa mansûb ve mecrûrsa mecrûr olur. Önceki isme metbû, peşinden
gelen isme de tâbi adı verilir. “Tâbi olanlar” manasına gelen tevâbiden birisi de bedeldir.


Bedel, öncesinde geçen kelimenin irâbına tâbi olan lafızdır. Bedeldeki amaç, öncesindeki kelimenin manasını açıklamak ve onu pekiştirmektir. Buna bedel denmesinin sebebi ise adından da anlaşılacağı üzere, öncesindeki kelimenin yerini tam olarak doldurabileceğinden dolayıdır. Bir cümlede öncesindeki kelimeyi kaldırarak onun yerine bedelini koyduğumuzda manada
herhangi bir noksanlık meydana gelmez. Bedelli bir ifadede asıl maksat bedel olan kelime olup, öncesindeki kelime ise ona bir hazırlık olarak zikredilmektedir.


Bedelin Ögeleri


Bedelin iki temel ögesi bulunmaktadır: Mübdelün minh ( مُبْدَلٌ مِنْهُ ) ve bedel ( .(بَدَلٌ قَرَأْتُ الْمَقَالَةَ خمُسَهَا Makalenin beşte birini okudum.


1. Mübdelün minh: Bedelden önce gelen isim olup, bedel bu isme tâbi olur. Mübdelün minh fâil, mefûl ya da benzeri bir öge olur.


2. Bedel: Mübdelün minhden sonra gelip ona tâbi olan lafızdır.

Bedelin Çeşitleri


Bedel ile mübdelün minh arasındaki bütünparça ilişkisi dikkate alınarak bedel dörde ayrılmıştır.


1. Bedelülkül minelkül (bedeli mutâbık). ( (بَدَلُ الكُلِّ مِنَ الكُلِّ – البَدَلُ الْمُطَاِبقُ


2. Bedelülbaz minelkül.( (بَدَلُ البَعْضِ مِنَ الكُلِّ


3. Bedelüliştimâl. ( (بَدَلُ الاِشْتِمَالِ


4. Bedeli mübâyin. ( (البدلُ الْمُبَايِنُ


1. Bedelülkül minelkül (bedeli mutâbık)


Bedel ile mübdelün minhin aynı şey ise bu tür bedele bedeli kül veya bedeli mutâbık denir.


حَضَرَ صَدِيقُكَ حَسَنٌ . Arkadaşın Hasan geldi.


رَأَيْتُ صَدِيقَكَ حَسَنًا. Arkadaşın Hasanı gördüm.


سَلَّمْتُ عَلَى صَدِيقِكَ حَسَنٍ . Arkadaşın Hasana selam verdim.


Yukarıdaki üç örnekte de صَدِيقُكَ kelimesi mübdelün minh, حَسَنٌ kelimesi de bedeldir. Bedel, mübdelün minhin aynısı olduğu için buna bedeli kül denir. İrâb yönünden de حَسَنٌ lafzı, صَدِيقُكَ lafzına uymuş, birincide her ikisi de merfû, ikincide mansûb, üçüncüde de her ikisi de mecrûr olarak gelmiştir. Mübdelün minh ilk cümlede fâil iken, ikinci ve üçüncülerde ise mefûlün bih
olarak gelmiştir.


جَاءَ أَخُوكَ حُسَيْنٌ . Kardeşin Hüseyin geldi.


نَصَرْتُ أَخَاكَ حُسَيْنًا. Kardeşin Hüseyine yardım ettim.


مَرَرْتُ بِأَخِيكَ حُسَ ين. Kardeşin Hüseyine uğradım.


Yukarıdaki üç örnekte ise أَخُ kelimesi irâbını harf ile aldığı için ref hâli vâ ile, nasb hâli elif ile ve cer hâli de yâ ile gelmiş, bedel olan حُسَ ين lafzı da irâb yönünden ona uymuştur.

2. Bedelü’lbaz mine’lkül ( (بَدَلُ البَعْضِ مِنَ الكُلِّ Bedel, eğer mübdelün minhin bir parçası ise buna bedeli baz denir.


قَرَأْتُ الكِتَابَ نِصْفَه. Kitabın yarısını okudum.


أَكَلْتُ الرَّغِيفَ بَعْضَه. Ekmeğin bir kısmını yedim.


حَفِظْتُ القرآنَ ثُلُثَه. Kur’an’ın üçte birini ezberledim.


Yukarıdaki üç örnekte de bedel, mübdelün minhin bir parçasıdır ve irâb yönünden ona uymuş, her üçü de nasb konumunda fetha ile gelmiştir.

3. Bedeli iştimâl ( (بَدَلُ الاِشْتِمَال Bedel, mübdelün minhin bir parçası değil de ona ait bir özellik ise buna da bedeli iştimâl denir.


أَعْجَبَنِي الطالبُ أَدَبُه. Öğrencinin terbiyesi hoşuma gitti.


سَرَّنِي محمودٌ عِلْمُه . Mahmud’un ilmi hoşuma giti


أُعْجِبْتُ بِزَيْدٍ خُلُقِهِ . Zeyd’in ahlakı hoşuma gitti.


Yukarıdaki üç örnekteki bedel, mübdelün minhin bir parçası değil, ona ait birer özellik olup, irâb yönünden ona uymuştur.

قَرَأْتُ القرآنَ نِصْفَه. Kur’ân’ın yarısını okudum.


قَرَأْتُ السورةَ نِصْفَها. Sûrenin yarısını okudum.


رَأَيْتُ الطُّلاَّبَ أَكْثَرَهم. (Erkek) öğrencilerin çoğunu gördüm.


رأيْتُ الطالباتِ أَكْثَرَهُنَّ . (Kız) öğrencilerin çoğunu gördüm.


أَعْجَبَتْنِي الطالبةُ عِلْمُها. Öğrencinin bilgisi hoşuma gitti.


Yukarıdaki dört örnek de bedeli baza aittir. Bunlara bakıldığında birincide mübdelün minh müfred müzekker olduğu için bedelde ona ait olan zamir de müfret müzekker; ikincide mübdelün minh müfred müennes olduğu için ona dönen zamir de müfred müennes gelmiştir. Üçüncü örnekte mübdelün minh cemi müzekker, dördüncüde de cemi müennes olarak gelmiş, bedelde onlara dönen zamir de uygun bir şekilde gelmiştir. Aynı durum bedeli iştimâl için de geçerlidir.


Ayrıca bedeli baz ve bedeli iştimâl Türkçe’ye sanki bedel muzâf, mübdelün minh de muzâfun ileyhmiş gibi tercüme edilirler. أَعْجَبَنِي الطالبُ أَدَبُه. Öğrencinin terbiyesi hoşuma gitti.


أَعْجَبَنِي الطالبُ قَمِيصُه. Öğrencinin gömleği hoşuma gitti.


حَفِظْتُ سُورَةَ الفَتْحِ نَصْفَهَا. Fetih sûresinin yarısını ezberledim.


4. Bedeli Mübâyin. ( (البَدَلُ الْمُبَايِنُ


Bir sözde unutma, hata vb. bir sebepten dolayı bir kelimenin peşinden asıl kastedilen kelimenin kullanıldığı bedel türüdür. Yazı dilinde değil de konuşma dilinde görülür. Ancak dikkatli ve fasih konuşmalarda rastlanmaz.


جَاءَ الأسْتَاذُ الطالِبُ . Hoca geldi, hoca demişim öğrenci.


أَكَلْتُ خُبْزًا لحَْمًا. Ekmek yedim, ekmek demişim et.


أَخَذْتُ كِتَابًا قَلَمًا. Kitap aldım, kitap demişim kalem.

Yukarıdaki üç örnekte ise bedel, mübdelün minhin ne tamamı, ne onun bir parçası ne de ona ait bir özelliktir. Sadece yapılan yanlışı düzeltmek amacıyla zikredilmiştir.


Fasih konuşanların dilinde ise araya بَلْ bağlacı getirilerek yanlış düzeltilir.


حَضَرَ المهندسُ بَلِ الطبيبُ . Mühendis geldi, yok, doktor (geldi).

Bedel – البَدَلُ

Bedel, kendinden önce gelen isme i’rab bakımından uyan isimdir, 4 çeşittir:

a-   بَدَلٌ مُطَابِقٌ

Örnek:

Arkadaşın Halit seni seni sordu. سَأَلَ عَنْكَ صَاحِبُكَ خَالِدٌ

Katip Hasan’a rastladık. صَادَفْنَا الكَاتِب حَسَنًا

Kardeşin Mahmut’u selamladık. سَلَّمْنَا عَلَى أَخِيكَ مَحْمُودٍ

Cümlelerindeki kırmızı renkli isimler bedel’dir, i’rab bakımından kendilerinden önce gelen isimlere uymuşlardır. Bedelin önüne gelen isme مُبْدَلٌمِنْهُdenir.

Böyle, mubdelun minh’e eşit ona tamamen uygun bedele بَدَلٌمُطَابِقٌ veya بَدَلُالكُلِّمِنَالكُلِّ denir. Demek ki, خَالِدٌمَحْمُودٍحَسَنًاisimlerinin her biri, mutabık bedeldir.

b-  بَدَلُ البَعْضِ مِنَ الكُلِّ

Kitabın yarısını okudum.  قَرَأْتُ الكِتَابَ نِصْفَهُ

Ekmeğin üçte birini yedim.   أَكَلْتُ الرَّغِيفَ ثُلُثَهُ

Gecenin çoğu geçti. مَضَى اللَّيْلُ أَكْثَرُهُ

Cümlelerdeki نِصْفَهُ،ثُلُثَهُ،أَكْثَرُهُ kelimeleri بدل’dir,   الكِتَابَ،الرَّغِيفَ،اللَّيْلُ kelimeleri بدل منه’dir. Bedel’ler, bedelun minh’e uymaktadırlar. Ancak bu bedel’ler, bedelun minh’lerin hepsi değil, bir parçasıdırlar. Böyle bedel’e بَدَلُ البَعْضِ مِنَ الكُلِّ denir, sonunda mubelun minh’e ait bir zamir bulunur.

c-   بَدَلُ الإِشْتِمَالِ

İştimal bedeli, mubdelun minh’e mutabık değildir, ondan bir parça da değildir, yani ilk iki çeşit bedelden değildir, ancak mebdelun minh’in şumulune girer.

Örnek:

Zeyt’in ilmi hoşuma gitti.  أَعْجَبَنِي زَيْدٌ عِلْمُهُ

Kardeşinin okuyuşunu beğendim.   أَعْجَبَنِي أَخُوكَ قِرَاءَتُهُ

Sana haram ayda kıtali sorarlar.   يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ

Örneklerde görüldüğü gibi, iştimal bedeli de mubdelun minhin i’rabına uyar, sonunda da mubdelun minhe bir zamir bulunmaktadır.

d-  البَدَلُ المُبَايِنُ لِلْمُبْدَلِ مِنْهُ

Bu bedel, mubdelun minhden tamamen farklı olup iki çeşittir:

*بَدَلُ الإِضْرَابِ

Ekmek ve et yiyen birisi,

Ekmek yedim.   أَكَلْتُ خُبْزًا

Demiş olsun, sonra et yemiş olduğunu da ifade etmek istemiş olsun, et kelimesini ilave eder ve:

Ekmek, et yedim.   (أَكَلْتُ خُبْزًا لَحْمًا) لَحْمًا

Bu çeşit bedelde, et kadar kelimesi de kasdedilmiş olur.

(يُقْصَدُ المَتْبُوعُ كَمَا يُقْصَدُ التَّابِعُ)

*بَدَلُ الغَلَطِ وَالنِّسْيَانِ

Bu ikinci çeşit bedelde, metbu (مَتْبُوعٌ)yanlışlıkla söylenmiş olur, tabi (تَابِعٌ) hemen onun yerine konur:

Bir köpeğin, atın demek istedim yanından geçtim.  مَرَرْتُ بِكَلْبٍ فَرَسٍ

فَرَسٍ: tabi (تَابِعٌ)

بِكَلْبٍ: metbu (مَتْبُوعٌ)

BEDEL 
Bedel kendisinden önceki kelimeyi açıklayıp pekiştiren ve i’râb (hareke) bakımından ona uyan kelimedir. Bedel’den önceki kelimeye mübde’l-minh (kendisinden bedel yapılan) denir. 4 çeşit bedel vardır: 


1- Bedelü’l-Mutâbık: (بَدَلُ الْمُطاَبِقِ) 

Kendisinden önceki kelime olan mübde’l-minh’e eşit, ona tamamen uyan bedele bedel mutâbık denir. 

حَضَرَ أَخُوكَ خاَلِدٌ. 
Kardeşin Hâlit geldi. 

كاَفَأْتُ التِّلْمِيذَ خاَلِداً. 
Öğrenci Hâlit’i mükafatlandırdım. 

سَلَّمْتُ عَلَى أَخِيكَ خاَلِدٍ. 
Kardeşin Hâlit’e selâm verdim. 
Yukarıda koyu renkli isimler bedeldir. Hareke bakımından kendilerinden önce gelen isme (mübde’l-minh) uymuşlardır. 

2- Bedelü’l-Ba’d mine’l-küll (بَدَلُ الْبَعْضِ مِنَ الْكُلِّ): 

اِنْكَسَرَ الْكُرْسِيُّ رِجْلُهُ. 
Sandalyenin ayağı kırıldı. 

قَرَأْتُ الْكِتاَبَ ثُلُثَهُ. 
Kitabın üçte birini okudum. 

نَظَرْتُ إِلَى السَّفيِنَةِ شِراَعِهاَ. 
Geminin yelkenlisine baktım. 

Yukarıda koyu renkli yazılmış kelimeler de bedeldir ve kendinden önceki kelimeye hareke bakımından uymaktadırlar. Ancak bu bedeller mübde’l-minh’in tamamı değil ondan bir parçadırlar ve sonlarında mübde’l-minh’e ait bir zamir bulunur. Bu tip bedele Bedelü’l-Ba’d mine’l-küll denir. 

3- Bedelü’l-İştimal (بَدَلُ الْإشْتِماَل): Bedeli iştimâl mübde’l-minh’in ne tamamı ne de parçası olan bedellerdir. Ancak mübde’l-minh’in şumûlüne girer ve onun içine aldığı bir manaya delalet eder. 

أَعْجَبَنِي الْأُسْتاَذُ عِلْمُهُ. 
Hocanın ilmi hoşuma gitti. 

سَمِعْتُ أَخاَكَ قِراَءَتَهُ. 
Kardeşinin okuyuşunu işittim. 

عَجِبْتُ مِنَ الْأَسَدِ إِقْداَمِهِ. 
Aslanın gelmesinden şaşırdım. 

4- Bedelu’l-Galat (بَدَلُ الغَلطِ): Mübde’l-minh’le hiç ilgisi bulunmayan yanlışlıkla söylenen kelimedir. 

أَكَلْتُ الْجُبْنَ اللَّحْمَ. 
Peynir yedim, -peynir demişim- et. 

* Bedel ile mübde’l-minh arasında marife nekre olması bakımından uygunluk aranmaz. Yalnız nekre bir kelime ma’rife bir kelimeden bedel olunca bir sıfatla mevsûf olması gerekir: 

لَنَسْفَعاً بِالناَّصِيَةِ : ناَصِيَةٍ كاَذِبَةٍ خاَطِئَةٍ. 
Alnından yakalayacağız, yalancı yanılmış alnından (el-Alak, 15, 16). 

Burada ناَصِيَةٍ kelimesi marife olan الناَّصِيَةِ kelimesine bedel ve nekredir. Bu nedenle mevsûftur. (كاَذِبَةٍ)( خاَطِئَةٍ) kelimeleri ise onun sıfatıdır. 

BEDEL İLE İLGİLİ AYETLER 
1- وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ رُوحًا مِنْ أَمْرِنَا مَا كُنْتَ تَدْرِي مَا الْكِتَابُ وَلاَ الْإِيمَانُ وَلَكِنْ جَعَلْنَاهُ نُورًا نَهْدِي بِهِ مَنْ نَشَاءُ مِنْ عِبَادِنَا وَإِنَّكَ لَتَهْدِي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ{42/52} صِرَاطِ اللَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّموَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ أَلاَ إِلَى اللَّهِ تَصِيرُ الْأُمُورُ . 

(42/ŞURA, 52). İşte böylece sana da emrimizle Kur’ân’ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin. 

(42/ŞURA, 53). (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah’a döner. 

2- وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنْتُمْ صَادِقِينَ . 
(36/YÂSÎN, 48). Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, bu tehdit ne zaman (gerçekleşecektir)? derler. 

3- لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ . 
(59/HAŞR, 21). Eğer biz bu Kur’ân’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. 

4- ذَلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ مَآبًا . 
(78/NEBE, 39). İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun. 
5- فَذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ . 
(10/YÛNUS, 32). İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz? 

6- ذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ . 
(6/EN’ÂM, 102). İşte Rabbiniz Allah O’dur. O’ndan başka tanrı yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyle ise O’na kulluk edin, O her şeye vekildir (güvenilip dayanılacak tek varlık O’dur). 

7- ذَلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّهِ وَكَفَى بِاللّهِ عَلِيمًا . 
(4/NİSÂ, 70). Bu lütuf Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter. 

8- فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ . 
(3/ÂL-İ İMRÂN, 97). Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrâhim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir. 

9- وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ . 
(3/ÂL-İ İMRÂN, 135). Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler. 

10- الم {2/1} ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ . 
(2/BAKARA, 1, 2). Elif, Lâm, Mîm. O kitap (Kur’ân); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. 

11- أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَأَنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ . 
(2/BAKARA, 184). Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır

.

Bedel

Arapçada bedel tevâbi‘ konusu içerisinde yer almaktadır. Tevâbi‘ sıfat, tekit,

atıf ve bedelden oluşmakta olup, bir ismin peşinden gelerek onun i‘râbına

tâbi olan kelimeleri ifade etmektedir. Bunlar i‘râb yönünden bağımsız

değillerdir. Önceki isim merfû ise tevâbi‘den olan kelime de merfû,

mansûbsa mansûb ve mecrûrsa mecrûr olur. Önceki isme metbû‘, peşinden

gelen isme de tâbi‘ adı verilir. “Tâbi olanlar” manasına gelen tevâbi‘den

birisi de bedeldir.

Bedel, öncesinde geçen kelimenin i‘râbına tâbi olan lafızdır. Bedeldeki

amaç, öncesindeki kelimenin manasını açıklamak ve onu pekiştirmektir.

Buna bedel denmesinin sebebi ise adından da anlaşılacağı üzere, öncesindeki

kelimenin yerini tam olarak doldurabileceğinden dolayıdır. Bir cümlede

öncesindeki kelimeyi kaldırarak onun yerine bedelini koyduğumuzda manada

herhangi bir noksanlık meydana gelmez. Bedelli bir ifadede asıl maksat bedel

olan kelime olup, öncesindeki kelime ise ona bir hazırlık olarak

zikredilmektedir.

Bedelin Ögeleri

Bedelin iki temel ögesi bulunmaktadır: Mübdelün minh ( مُبْدَلٌ مِنْهُ ) ve

bedel ( .(بَدَلٌ

قَرَأْتُ الْمَقَالَةَ خمُسَهَا Makalenin beşte birini okudum.

1. Mübdelün minh: Bedelden önce gelen isim olup, bedel bu isme tâbi olur.

Mübdelün minh fâil, mef’ûl ya da benzeri bir öge olur.

2. Bedel: Mübdelün minhden sonra gelip ona tâbi olan lafızdır.

Bedelin Çeşitleri

Bedel ile mübdelün minh arasındaki bütün-parça ilişkisi dikkate alınarak

bedel dörde ayrılmıştır.

1. Bedelü’l-kül mine’l-kül (bedel-i mutâbık). ( (بَدَلُ الكُلِّ مِنَ الكُلِّ – البَدَلُ الْمُطَاِبقُ

2. Bedelü’l-ba‘z mine’l-kül.( (بَدَلُ البَعْضِ مِنَ الكُلِّ

3. Bedelü’l-iştimâl. ( (بَدَلُ الاِشْتِمَالِ

4. Bedel-i mübâyin. ( (البدلُ الْمُبَايِنُ

1. Bedelü’l-kül mine’l-kül (bedel-i mutâbık)

Bedel ile mübdelün minh’in aynı şey ise bu tür bedele bedel-i kül veya

bedel-i mutâbık denir.

حَضَرَ صَدِيقُكَ حَسَنٌ . Arkadaşın Hasan geldi.

رَأَيْتُ صَدِيقَكَ حَسَنًا. Arkadaşın Hasan’ı gördüm.

سَلَّمْتُ عَلَى صَدِيقِكَ حَسَنٍ . Arkadaşın Hasan’a selam verdim.

Yukarıdaki üç örnekte de صَدِيقُكَ kelimesi mübdelün minh, حَسَنٌ kelimesi

de bedeldir. Bedel, mübdelün minhin aynısı olduğu için buna bedel-i kül

denir. İ‘râb yönünden de حَسَنٌ lafzı, صَدِيقُكَ lafzına uymuş, birincide her ikisi

de merfû, ikincide mansûb, üçüncüde de her ikisi de mecrûr olarak gelmiştir.

Mübdelün minh ilk cümlede fâil iken, ikinci ve üçüncülerde ise mef’ûlün bih

olarak gelmiştir.

جَاءَ أَخُوكَ حُسَيْنٌ . Kardeşin Hüseyin geldi.

نَصَرْتُ أَخَاكَ حُسَيْنًا. Kardeşin Hüseyin’e yardım ettim.

مَرَرْتُ بِأَخِيكَ حُسَ ين. Kardeşin Hüseyin’e uğradım.

Yukarıdaki üç örnekte ise أَخُ kelimesi i‘râbını harf ile aldığı için ref hâli

vâ ile, nasb hâli elif ile ve cer hâli de yâ ile gelmiş, bedel olan حُسَ ين lafzı da

i‘râb yönünden ona uymuştur.

Yukarıda verilen örnekler ışığında siz de aşağıdaki cümlelerde geçen

boşlukları uygun bir bedel-i kül ile doldurunuz.

سَأَلَتْ عنكِ صديقتُكَ ……. Arkadaşın ….. seni sordu

جَاءَتْ أُمُّ خالِدٍ ……. Halit’in annesi ……… geldi.

مَرَرْتُ بِجَارِكَ …… Komşun ……. ‘e uğradım.

الخليفةُ ….. ثَالِثُ الخُلَفَاءِ الراشدينَ . Halife …….. râşid halifelerin üçüncüsüdür.

2. Bedelü’l-ba‘z mine’l-kül ( (بَدَلُ البَعْضِ مِنَ الكُلِّ

Bedel, eğer mübdelün minhin bir parçası ise buna bedel-i ba‘z denir.

قَرَأْتُ الكِتَابَ نِصْفَه. Kitabın yarısını okudum.

أَكَلْتُ الرَّغِيفَ بَعْضَه. Ekmeğin bir kısmını yedim.

حَفِظْتُ القرآنَ ثُلُثَه. Kur’an’ın üçte birini ezberledim.

Yukarıdaki üç örnekte de bedel, mübdelün minhin bir parçasıdır ve i‘râb

yönünden ona uymuş, her üçü de nasb konumunda fetha ile gelmiştir.

Bedel-i ba‘z ile tekidin birbirine karıştırılmaması gerekmektedir. Çünkü bedel,

mübdelün minhe açıklık getirmekte te’kîd ise müekkedi anlamca

pekiştirmektedir. Şu örnekleri inceleyelim.

قَرَأْتُ القرآنَ كُلَّه . Kur’ân’ın tamamını okudum.

قَرَأْتُ القرآنَ جمَِيعَه. Kur’ân’ın tamamını okudum.

قَرَأْتُ القرآنَ نِصْفَ ه . Kur’ân’ın yarısını okudum.

قَرَأْتُ القرآنَ أَكْثَرَه . Kur’ân’ın çoğunu okudum.

Yukarıdaki örneklerden ilk ikisinde altı çizili olan kelimeler tekit, son

ikisinde ise bedel-i ba‘zdır.

Yukarıda verilen örnekler ışığında siz de aşağıdaki cümlelerde geçen

boşlukları uygun bir bedel-i ba‘z ile doldurunuz.

مَشَيْتُ الطريقَ ……. Yolun yarısını yürüdüm.

صَلَّيْتُ في المسجدِ ……. Caminin avlusunda namaz kıldım.

ظَهَرَ القَمَرُ …… Ayın çoğu göründü.

أَعْجَبَتْنِي الغرفةُ …… Odanın eşyası hoşuma gitti.

3. Bedel-i iştimâl ( (بَدَلُ الاِشْتِمَال

Bedel, mübdelün minhin bir parçası değil de ona ait bir özellik ise buna da

bedel-i iştimâl denir.

أَعْجَبَنِي الطالبُ أَدَبُه. Öğrencinin terbiyesi hoşuma gitti.

سَرَّنِي محمودٌ عِلْمُه . Mahmud’un ilmi hoşuma giti

أُعْجِبْتُ بِزَيْدٍ خُلُقِهِ . Zeyd’in ahlakı hoşuma gitti.

Yukarıdaki üç örnekteki bedel, mübdelün minhin bir parçası değil, ona ait

birer özellik olup, i‘râb yönünden ona uymuştur.

Yukarıda verilen örnekler ışığında siz de aşağıdaki cümlelerde geçen

boşlukları uygun bir bedel-i iştimâl ile doldurunuz.

أَعْجَبَنِي أَخُوكَ ……. Kardeşinin okuyuşunu beğendim.

أَزْعَجَهُمُ الطفلُ ……. Çocuğun ağlaması onları rahatsız etti.

أَعْجَبَنِي الأستاذ …… Hocanın elbisesini beğendim.

أَعْجَبَنِي الشابُّ …… Gencin kültürü hoşuma gitti.

Hem bedel-i ba‘z hem de bedel-i iştimâlde mübdelün minhe ait bir zamir

bulunmalıdır. Bu zamir, mübdelün minh olan ismin yerini tuttuğu için ona

müzekkerlik-müenneslik ve teklik-çokluk yönünden uyar.

قَرَأْتُ القرآنَ نِصْفَه. Kur’ân’ın yarısını okudum.

قَرَأْتُ السورةَ نِصْفَها. Sûrenin yarısını okudum.

رَأَيْتُ الطُّلاَّبَ أَكْثَرَهم. (Erkek) öğrencilerin çoğunu gördüm.

رأيْتُ الطالباتِ أَكْثَرَهُنَّ . (Kız) öğrencilerin çoğunu gördüm.

أَعْجَبَتْنِي الطالبةُ عِلْمُها. Öğrencinin bilgisi hoşuma gitti.

Yukarıdaki dört örnek de bedel-i ba‘za aittir. Bunlara bakıldığında

birincide mübdelün minh müfred müzekker olduğu için bedelde ona ait olan

zamir de müfret müzekker; ikincide mübdelün minh müfred müennes olduğu

için ona dönen zamir de müfred müennes gelmiştir. Üçüncü örnekte

mübdelün minh cemi müzekker, dördüncüde de cemi müennes olarak gelmiş,

bedelde onlara dönen zamir de uygun bir şekilde gelmiştir. Aynı durum

bedel-i iştimâl için de geçerlidir.

Ayrıca bedel-i ba‘z ve bedel-i iştimâl Türkçe’ye sanki bedel muzâf,

mübdelün minh de muzâfun ileyhmiş gibi tercüme edilirler.

أَعْجَبَنِي الطالبُ أَدَبُه. Öğrencinin terbiyesi hoşuma gitti.

أَعْجَبَنِي الطالبُ قَمِيصُه. Öğrencinin gömleği hoşuma gitti.

حَفِظْتُ سُورَةَ الفَتْحِ نَصْفَهَا. Fetih sûresinin yarısını ezberledim.

4. Bedel-i Mübâyin. ( (البَدَلُ الْمُبَايِنُ

Bir sözde unutma, hata vb. bir sebepten dolayı bir kelimenin peşinden asıl

kastedilen kelimenin kullanıldığı bedel türüdür. Yazı dilinde değil de

konuşma dilinde görülür. Ancak dikkatli ve fasih konuşmalarda rastlanmaz.

جَاءَ الأسْتَاذُ الطالِبُ . Hoca geldi, hoca demişim öğrenci.

أَكَلْتُ خُبْزًا لحَْمًا. Ekmek yedim, ekmek demişim et.

أَخَذْتُ كِتَابًا قَلَمًا. Kitap aldım, kitap demişim kalem.

Yukarıdaki üç örnekte ise bedel, mübdelün minhin ne tamamı, ne onun

bir parçası ne de ona ait bir özelliktir. Sadece yapılan yanlışı düzeltmek

amacıyla zikredilmiştir.

Fasih konuşanların dilinde ise araya بَلْ bağlacı getirilerek yanlış düzeltilir.

حَضَرَ المهندسُ بَلِ الطبيبُ . Mühendis geldi, yok, doktor (geldi).

Bedel kavramını tanımak.
Bedel, öncesinde geçen kelimenin irâbına tâbi olan lafızdır. Önceki isim
merfû ise bedel olan kelime de merfû, mansûbsa mansûb ve mecrûrsa mecrûr
olur Bedeldeki amaç, öncesindeki kelimenin manasını açıklamak ve onu
pekiştirmektir. Bedelli bir ifadede asıl maksat bedel olan kelime olup,
öncesindeki kelime ona bir hazırlık olarak gelmiştir.
Mübdelün minh ve bedeli tespit edebilmek.
Bedelin iki temel ögesi bulunmaktadır: Mübdelün minh ve bedel.
1. Mübdelün minh: Bedelden önce gelen isim olup, bedel bu isme tâbi olur.
2. Bedel: Mübdelün minhden sonra gelen ve ona tâbi olan lafızdır.
191
ذَهَبَ أَخُوكَ عبدُ اللهِ إلى المسجد. Kardeşin Abdullah camiye gitti.
Yukarıdaki cümlede أَخُوكَ lafzı mübdelün minh, عبدُ اللهِ lafzı da onun bedelidir.
Bedel, dâima mübdelün minhden sonra gelir.
Bedel çeşitlerini birbirinden ayırt edebilmek.
Bedel ile mübdelün minh arasındaki bütün-parça ilişkisi dikkate alınarak
bedel dörde ayrılmıştır.

1. Bedelü’l-kül mine’l-kül (bedel-i mutâbık)
Bedel ile mübdelün minhin aynı şey ise bu tür bedele bedel-i kül veya bedeli
mutâbık denir.
قَرَأَ جا رُكَ أحمدُ سُورةَ الفاتحةِ . Komşun Ahmet Fâtiha sûresini okudu.
Bu örnekte komşu ile Ahmet aynı kişi olduğu için burada bedel-i kül vardır.

2. Bedelü’l-ba‘z mine’l-kül
Bedel, eğer mübdelün minhin bir parçası ise buna bedel-i ba‘z denir.
كَتَبْتُ الرسالةَ نِصْفَها. Mektubun yarısını yazdım.
Bu örnekte ise bedel olan نِصْفَه lafzı, الرسالة kelimesinin bir parçasını
oluşturduğu için burada bedel-i ba‘z bulunmaktadır.

3. Bedelü’l-iştimâl
Bedel, mübdelün minhin bir parçası değil de ona ait bir özellik ise buna da
bedel-i iştimâl denir.
أَعْجَبَنِي الإمامُ تِلاَوَتُه. İmamın tilâveti (okuyuşu) hoşuma gitti.
Burada ise bedel, mübdelün minhe ait birer özellik olup, onun bir parçası
değildir. Bu sebeple burada bedel-i iştimâl bulunmaktadır.

4. Bedel-i mübâyin.
Bir sözde unutma, hata vb. bir sebepten dolayı bir kelimenin peşinden asıl
kastedilen kelimenin kullanıldığı bedel türüdür. Yazı dilinde değil de
konuşma dilinde görülür.
حَضَرَ المهندسُ الطبيبُ . Mühendis geldi, mühendis demişim doktor.
Yukarıdaki üç örnekte ise bedel, mübdelün minhin ne tamamı, ne onun bir
parçası ne de ona ait bir özelliktir. Sadece yapılan yanlışı düzeltmek amacıyla
gelmiştir.

Bedel ile manevî tekit arasındaki farkı görebilmek.
Bedel-i ba‘z ile bedel-i iştimâlde matbûuna ait bir zamir bulunduğu gibi,
manevî tekitte de matbûuna ait bir zamir bulunur. Aradaki fark ise şudur :
Bedelde, bedel olan kelime asıldır ve bizzat maksattır. Tekitte ise tekit edatı
asıl maksat değil, matbûunun manasını pekiştimek amacıyla gelmektedir.

قَرَأْتُ الكِتَابَ كُلَّه . Kitabın tamamını okudum. ( Tekit )
قَرَأْتُ الكِتَابَ أَكْثَرَ هُ. Kitabın çoğunu okudum. ( Bedel )
قَرَأْتُ الكِتَابَ نِصْفَه. Kitabın yarısını okudum. ( Bedel )

 

Bedel kendisinden önceki kelimeyi açıklayıp pekiştiren ve irâb (hareke) bakımından ona uyan kelimedir. Bedel’den önceki kelimeye mübde’l-minhu (kendisinden bedel yapılan) denir. 4 çeşit bedel vardır:

1) Tam bedel;

نَجَحَ أَخُوكَ مُحمَّدٌ : Kardeşin Muhammed geçti.

2) Kısmi bedel;

أَكَلْتُ الدَجَّاجَةَ نِصْفَھا : Tavuğun yarısını yedim.

3) İçerik bedel;

أَعْجَبَنِي ھذا الكِتَابُ أُسْلُوبُهُ : Kitabın tarzı hoşuma gitti.

4) Benzemez (yanlışlıkla söylenen) bedel;

أَعْطِنِي الكِتَابَ الدَفْتَرَ : Bana kitab ver, (hayır yanlış söyledim) defter.

Bedel ve mubdel minhu;

– Belirlilik ve belirsizlik bakımından benzer olmalarına gerek yoktur,

أَعْرِفُ لُغَتَيْنِ : الفرَنْسِيَّةَ، والإِسْبَانِيَّةَ : İki dil biliyorum; Fransızca ve İspanyolca.

– Her ikisi de isim olabilir,

يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ : Sana haram aydan ve o ayda savaşmaktan soruyorlar. (2; 217)

– Her ikisi de fiil olabilir,

وَمَنْ يَفْعَلْ ذَٰلِكَ يَلْقَ أَثَامًا يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ : Bunları yapan günaha girmiş olur. Kıyamet günü azabı kat kat olur. (25; 68-69)

– Her ikisi de cümle olabilir,

وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُمْ بِمَا تَعْلَمُونَ أَمَدَّكُمْ بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ : O Allah’tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte, Davarlar, oğullar, (26; 132-133)

– Farklı olabilirler,

أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ : Bakmıyorlar mı o develere, nasıl yaratılmış? (88; 17)